Kör İnanç - Hikmet Çetinkaya

Umudun umutsuzlukla buluştuğu saatlerde, biraz hayatı anlatsam, sevinçleri, sevdayı, birey olmayı...
Güneşin altında yürümeyi...
Masmavi göğü, ağaçları, kendi sezgileriyle çoğalan, yarınlara güvenle bakan anneleri, babaları, bir okulun bahçesinde oyun oynayan çocukları.
Suskunluğun adını koyabilsem, adalette eşitliği, evrensel hukuku, ezeni değil, ezileni anlatabilsem size.
Militarizme karşı dururken sivil diktatörlüğü savunanların, “yetmez ama evet” diyenlerin gerçek yüzlerini sergilesem; şimdilerde “demokrasi ve özgürlükler elden gidiyor” diye çığlık atanların iki yıl önce yazdıklarını, konuştuklarını şu köşeye sığdırabilsem.
***
12 Eylül 1980’deki faşist askeri darbeden sonra Kenan Evren’le kadeh tokuşturanların, 1982 anayasa oylamasında pazarlık yapanların adlarını bir bir yazabilsem.
Uyduruk demokrasileri, kıytırık özgürlükleri kullanarak Kürtlerin oylarını alanları, din pazarlamacılarını, tarikat şeyhlerini, devlet içindeki örgütlenmeleri, Susurluk’ta ortaya dökülen o çeteyi savunanları gösterebilsem...
Evet anlatsam tüm bunları, uzun uzun yazsam gerçekten inandırabilirim benim yurdumun insanını!
Kafamdan sorular geçiyor...
Hangi demokratik ülkede bir başbakan anıta, TV dizilerine karışır?
Açın televizyon kanallarını, bakın karşınıza kimler çıkacak!..
Milletvekillerine fırça, halka fırça, muhalefete fırça...
Fırçalamadığı kimse yok!
Zihniyet açıkça ortada:
“Ben bilirim, başkası bilmez!”
***
Bilmez; ama Bağdat, Erbil’e iniş izni vermediği için Enerji Bakanı’nın uçağı geri dönüyor.
Her konuda görüşünü açıklayan, elinde fırçayla dolaşan Başbakan hani Ortadoğu’nun lideri oluyordu?
Türkiye’nin dış politikası iflas etmiş!
Peki, Başbakan ne yapıyor?
Bu kez milletvekillerine fırça atıp baskı uyguluyor!
Bağdat ise Türkiye’ye kafa tutuyor...
Bu ülkede “ileri demokrasi” kandırmacasını alkışlarla karşılayan bizim liberal takım şimdilerde kara kara düşünüyor.
Düşünsünler bakalım!
Yapısal değişimlerle, Aydınlanma devrimiyle birlikte Türkiye’nin geldiği çizgi başka bir yöne çekilirken devlet aygıtında kadrolaşma tamamlanıyor.
Bu olup bitenleri görenler, yazanlar, anlatanlar “darbeci” olarak yaftalanıp bir “korku imparatorluğu” yaratılıyor.
***
Umutlarımızı yitirdik ama toplumun büyük bölümü ne yazık ki olup bitenleri görmüyor.
Ezilen ezildikçe eziliyor.
Siniyor, susuyor!
Başbakan’ın değiştiğini söyleyenler, yani “Milli Görüş” gömleğini değiştirdiğine inananlar bir kez daha yanılıyor.
İslamın ılımlısı falan olur mu?
Bunun örneğini Mısır’da görüyoruz...
Daha önce İran’da...
Burada uzun uzun anlatmama gerek yok!
Geride bıraktığımız son 10 yıla baktığımız zaman devlet aygıtının nereden nereye geldiğini görebiliriz.
Hayat bizleri uzun bir yolculuğa çıkarıyor, yalnızlıkları, hüzünleri, acıları içinde taşıyarak.
Hüzünle ninnileniyor çocuklarımız, insanımız...
Masallarla büyütülüyor!
Kadına şiddet günden güne artıyor!
Kadın çalışmaz, evinde oturur, yemek yapar, çamaşır yıkar ve en az üç çocuk...
***
Çocuk gelinlerimiz vardır...
13-14 yaşında evlendirilen...
Aşiretler, tarikatlar, şeyhler, ağalar...
Kükreyen, efelenen bir lider bulduk mu, tutar bırakmayız onu.
Babamızdır o, hem döver hem sever!
Medyamızın durumu evlere şenliktir!
Sabah akşam televizyonlarda onları dinleriz, tartışıp dururlar.
Herkes her konuda uzmandır!
İnşallah işler düzelecek, ezenler ezmeyi sürdürürken...
Kimse ama kimse emek-sermaye çelişkisini, gelir dağılımındaki uçurumu, evrensel hukuku, adalette eşitliği ağzına almadan...
Ve kör bir inanç dalga dalga yayılıp saracak benim ülkemi...

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget