Mayıs 2011
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Salı, Mayıs 31, 2011
Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, sarı-lacivertli kulübün dünyanın bir numarası olduğunu, futbol takımlarının da dünyanın sayılı ekiplerinden biri olacağını öne sürdü.
Aykut Kocaman, Fenerbahçe Dergisi'nin Haziran ayı sayısında yer alan röportajında, 1996 yılında, futbol oynarken ayrıldığı takım ve kulüp ile şu andaki takım ve kulüp arasında çok büyük fark bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
''Fenerbahçe büyük ve inanılmaz ölçüde değişti ve gelişti. Aslında bu da doğal bir yerde. Türkiye, ekonomisi, insan yapısı da değişti. Hepsini yan yana getirdiğinizde o 1996 yılının büyüklüğüydü, bu ise bugünün, 2011 yılının büyüklüğü. Ama 2011 yılına gelene kadar süreçte Fenerbahçe, Türkiye'deki insanların değişiminden, Türkiye'nin gelişiminden, ekonominin büyümesinden daha farklı bir şekilde daha büyük bir ivmeyle büyüdü. Şu andaki takım ve kulübe baktığımızda; bunu çok açıkça ve net olarak söylüyorum ve herhangi bir şekilde abartı olduğunu düşünmüyorum, Fenerbahçe bence şu anda dünyanın bir numaralı kulübü. Bünyesinde bulundurduğu sporcular ve bu sporcuların dünya ve Avrupa çapında hem bireysel hem de kulüpler bazındaki yarıştığı organizasyonlar ve aldığı derecelerle dünyanın bir numaralı kulübü Fenerbahçe. Bence futbol takımı da dünyanın sayılı takımlardan biri olacak. Öyle gözüküyor. Çünkü o enerji var Fenerbahçe'de. Umarım bu uzun sürmez daha kısa sürede buraya doğru yol alır.''

Bundan önceki yıllarda da Fenerbahçe'nin, hemen hemen her sezonda, ligin istatistiklerinde hep en önde gelen takım olduğunu vurgulayan Kocaman, ''Ama futbol sadece bu değildi, bunu sonuca da götürmek gerekiyordu. Bu sene en önemli şey, başta kaptan olmak üzere bütün oyuncular, bu istatistikleri sonuca götürmek konusunda büyük bir irade gösterdiler'' dedi.

"Dönemsel bir tesadüf"

Kocaman, kendisinin içinde olduğu Fenerbahçe'nin yollarının hep Trabzonspor ile kesişmesini, dönemsel bir tesadüf diye düşündüğünü belirtti.
Kadere inandığını bildiren Kocaman, şu ifadeleri kullandı:
''Ama gerçekten de doğrusunu söylemek gerekirse, futbolculuk oynadığım dönemden başlayan ve bugüne kadar geçen serüvenimde Trabzonspor'un hep önemli bir rolü oldu. Top oynadığım dönemlerde de çok kritik maçlarda, çok kritik goller attım Trabzonspor'a, başarılı oyunlar oynadım. Bazen onların ellerinden çok önemli şeyleri alma durumunda oldum. İşin gerçeği bu. Ama ben bunu yine de dönemsel bir tesadüf diye görüyorum. Trabzonspor ile bu şekilde ilişkilendirilmenin mantıklı olmadığını düşünüyorum.''


"Sporda kaybeden yoktur"

Aykut Kocaman, geçenlerde bir spor adamına ait televizyonda çok önemli ve güzel bir söz duyduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Rahmetli Cüneyt Koryürek'in bir sözüymüş. (Sporda kaybeden yoktur, kazanamayan vardır) demiş. Bence çok anlamlı bir söz. Sportif yarışmalara da bu gözle bakmalısınız. Eğer biz ikinci olsaydık, anormal bir acı hissedecektik. Düşüklük ve beceriksizlik algısıyla yüklenmiş büyük bir acı hissedecektik. Şimdi biz şampiyon olduğumuz için rakiplerimiz bu acıyı hissediyor. Ama aslında böyle olmadığını, sporda kaybedenin olmadığını anladığımız gün gelişmeye başlayacağız. Bu söylediklerim sadece Trabzonspor için değil herkes için, bizim için de geçerli. Sporda verilen emeğin, akıtılan, dökülen terin karşılığı sadece 1.'lik, 2.'lik, 3.'lük olarak addedilmemeli. Her zaman bunu söylemeye çalışıyorum. Buna uygun da yaşamaya çalışıyorum.''

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanvekili Lütfi Arıboğan, Fenerbahçe-Ankaragücü maçı öncesi Ankaragücülü oyuncu Kağan Söylemezgiller'e gönderilen mesajlarla ilgili soruşturma başlatacaklarını söyledi.

Ulusal maç nedeniyle Hollanda'da bulunan başkanvekili Arıboğan, yaptığı açıklamada, konuyu federasyon yönetim kurulu olarak görüştüklerini belirterek, ''Bu konuyla ilgili kamuoyunu rahatlatabilmek için gerekli kararı alarak, hukuki soruşturmanın biran önce yapılmasını sağlayacağız. Yönetim kurulu, konuyla ilgili olarak birkaç gün içinde soruşturma başlatacak'' dedi.
Arıboğan, TFF Yönetim Kurulunun ulusal maç nedeniyle Hollanda'da bulunduğunu ve konuyu da bu ülkede öğrendiklerini ifade ederek, ''Kimsenin kafasında herhangi bir soru işareti kalmayacak şekilde konuyu açıklığa kavuşturacağız. Bu nedenle Türkiye'ye dönmeyi beklemeden burada yönetim olarak karar alıp, soruşturmayı başlatmayı istiyoruz'' diye konuştu.

Sarı-kırmızılı yönetim, Robinson Zapata, Lucas Neill, Harry Kewell, Cem Sultan, İnsua ve Barış Özbek ile yollarını ayırdı.
Galatasaray'da hayal kırıklığı ile biten sezonun ardından fatura kesimi başladı. Sarı-kırmızılı ekibin teknik direktör Fatih Terim, yönetime sunduğu rapor sonrasında Kewell, Cem Sultan, Lucas Neil, Insua, Zapata ve Barış'ı istemediğini belirtince bu futbolcular ile yollar ayrıldı. Böylece yabancı kontenjanında 4 oyuncuyu birden boşaltan Sarı-kırmızılı takım bundan sonra dış transferde rahat hareket etme imkanı buldu.

Galatasaray'dan ayrılan oyuncular yerine başta kaleci olmak üzere bir yabancı stoper, bir ön libero ve çok yönlü bir orta saha oyuncusu almak için plan yapıldı.

Galatasaray Başkanı Ünal Aysan'ın danışmanı olan ve Futbol A.Ş, yönetim kurulunda yer alan Bülent Tulun, Sarı-kırmızılı ekibin transfer politikası ve medyada yer alan transfer söylentilerine açıklık getirdi. Bülent Tulun, medyada son günlerde yer alan Eskişehirsporlu Sezer Öztürk'ün transferi ile ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

"Sezer'in "S"sini bile düşünmedik. Hiç gündemimizde olmadı. Bu yüzden bu oyuncunun kulübü Eskişehirspor ile de hiçbir transfer görüşmemiz olmadı."


Bülent Tulun, transferin gözdelerinden biri haline gelen Adanasporlu Ersan Gülüm konusuna ise şu açıklığı getirdi: "Bu oyuncunun kulübüne teklifimizi sunduk. Cevap bekliyoruz. Kabul ederlerse olur. Aksi halde transfer pazarlığı ile ortamı kızıştırmayacağız."

"Lucio hem yaşlı hem pahalı"
Galatasaray'ın yeni yönetimi ve yeni başkanı ile parayı har vurup, harman savurmayacağını özellikle vurgulayan Bülent Tulun, yine medyada yer alan bazı transfer haberlerine de gönderme yapıp, Inter'in savunma oyuncusu Lucio'nun gündemlerinde olmadığını belirtti ve bu konuda, "Biz Selçuk ve Elmander gibi iki oyuncuyu bonservis bedeli ödemeden Galatasaraylı yaptık. 33 yaşında bir oyuncuya yüksek bir bonservis bedeli ödememiz söz konusu olamaz" açıklamasını yaptı.

Bu isimlerin gönderilmesinden sonra Galatasaray'da kalan yabancı oyuncular: Pino, Lorik Cana, Baros, Juan Culio ve Bogdan Stancu. Bu isimlere Bolton'dan transfer edilen Elmander de katıldı.

Cem Sultan Kayserispor'da
Galatasaray'ın A2 takımında forma giyen ve bu sezon sözleşmesi sona eren 20 yaşındaki forvet oyuncusu Cem Sultan, Kayserispor ile 5 yıllığına anlaştı. Genç oyuncu, geçtiğimiz ay Servet Çetin ile antrenmanda yaşadığı gerginlikle gündeme gelmişti.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Spor Toto Süper Lig'de elde ettikleri şampiyonluğu doyasıya kutladıklarını söyledi.
Fenerbahçe Dergisi'nin haziran ayı sayısındaki yazısında, ''Camia olarak özlediğimiz, istediğimiz, hakettiğimiz 18. şampiyonluğumuzu doyasıya kutluyoruz'' diyen Aziz Yıldırım, ''Büyük Fenerbahçe ailesinin tüm fertlerinin, bu şampiyonlukta çok büyük emeği vardır. Buradan bir kez daha, şampiyonluğumuza katkı sağlayan herkese, teker teker teşekkür etmek isterim. Takımımızı hiçbir zaman yalnız bırakmayan, kötü günlerimizde dahi hep yanımızda olan, tribünlerdeki duruşuyla tüm Türkiye'ye örnek olan taraftarımıza, bize daima destek olan Yüksek Divan Kurulu üyelerimize, kongre üyelerimize tüm kalbimle teşekkür ediyorum'' ifadesini kullandı.
Teknik direktör Aykut Kocaman'ın elde edilen şampiyonlukta önemli payı olduğuna dikkat çeken Yıldırım, şöyle devam etti:
''Sportif direktörümüz ve teknik sorumlumuz Aykut Kocaman'a ve teknik kadromuza da gönülden teşekkür ediyorum. Hocamız; kişiliği, çalışma prensipleri ve takım üzerindeki pozitif etkisiyle şampiyonluğa çok büyük katkıda bulunmuş, Fenerbahçe'deki ilk teknik adamlık sezonunu unutulmaz bir başarıyla tamamlamıştır. Camiamızın içinden gelen Sayın Kocaman'ın bu başarısı, Fenerbahçe ailesi için çok özel bir anlam ifade etmektedir.
Tüm sezon boyunca çok çalışan, çok çabalayan, hiç yılmayan, vazgeçmeyen, kutsal formamızın hakkını veren ve tarihe geçen bir galibiyet serisiyle sezonu tamamlayan futbolcularımıza çok teşekkür ediyorum. Sezon boyunca hep yanımda olan, görevlerini ve sorumluklarını hiç aksatmadan yerine getiren, zamanını kulübümüz için harcayan değerli yönetici arkadaşlarıma ve Fenerbahçe Spor Kulübü çalışanlarına da teşekkürü bir borç biliyorum. Bu şampiyonluk hepimizin ortak eseridir, hepimize canı gönülden kutlu olsun. Şampiyonluk yarışını son dakikaya kadar bırakmayan Trabzonspor'u da kutlamak istiyorum.''

''Avrupa en önemli gündem maddemiz''
Yıldırım, dünyanın sayılı spor kulüpleri arasında yerini alan Fenerbahçe Spor Kulübü'nün futbolda da şampiyonluğu yakalamasının, diğer branşlar için her zaman itici bir güç olacağını vurguladı. Yıldırım, Avrupa futbolunun görkemli sahnesi Şampiyonlar Ligi'ne, doğrudan katılıyor olmaktan da çok mutlu olduklarını bildirdi.
Gelecek sezon Avrupa'da başarı yakalamak istediklerini anlatan Aziz Yıldırım, ''Fenerbahçe'mizin daimi öncelikleri arasında yer alan Avrupa'da başarı hedefini daha da yukarılara taşımak, Türk futbolunu uluslararası platformda en iyi şekilde temsil etmek, en önemli gündem maddemizdir. Bu hedef doğrultusundaki teknik ve idari çalışmalarımız sürmektedir. Transfer çalışmalarımız da Avrupa, lig ve kupada, yani tüm kulvarlarda başarı hedefimiz çerçevesinde yoğun bir şekilde devam etmektedir. Sayın Aykut Kocaman'ın tespitleri ve talepleri doğrultusunda, ligi şampiyonlukla bitiren kadromuzu daha da güçlendireceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın'' dedi.

''Hukuki süreç işletiliyor''
Aziz Yıldırım, Spor Toto Süper Lig'de elde edilen şampiyonluğun ardından kamuoyunun gündemine gelen çeşitli spekülasyonlara tepki gösterirken, hukuki süreci işlettiklerini belirtti. ''Tüm bu sevinçlerimiz ve haklı gururumuz dışında her sezon tekrarlanan bir takım senaryoların, yine bazı kesimler tarafından gündemde tutulduğunu, üzülerek ama çok da şaşırmayarak takip ediyoruz'' diyen Yıldırım, şu ifadeleri kullandı:
''Kulübümüzün ve futbolcularımızın adını çirkin senaryolarının içinde anmaya cüret edenler hakkında gerekli hukuki süreç işletilmektedir. Bu konudaki haklı tepkilerini her gün kulübümüzle paylaşan taraftarlarımızın bu konuda müsterih olmasını özellikle rica ediyorum. Kimsenin asırlık kulübümüzün adını ağzına bu şekilde almasına izin vermeyiz. Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası'nın da artık tüm spor camiasının yaka silktiği bu kişilerle mücadele etme yolunda çok önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.''
Yıldırım, diğer branşlarda ve bireysel sporlarda kulüp sporcularının elde ettiği başarılara dikkati çekerek, şunları kaydetti:
''Bizlere bu onuru yaşatan her bir sporcumuzu yürekten kutluyor, gurur duyduğumuz bu başarıların yarınlarımızda yineleneceğine dair en ufak bir şüphemiz olmadığını da vurgulamak istiyorum. Bu sezonki başarı zincirimizi tamamlamak için artık gözümüz kulağımız Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımı'nda. Adını finale yazdıran takımımız, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da kupayı havaya kaldıracaktır.''

Salı, Mayıs 31, 2011
Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Genel Sekreteri Jerome Valcke, ortaya çıkan elektronik posta mesajında, eski başkanlık adayı Muhammed Bin Hammam için kullandığı ''Yoksa FIFA'yı da, dünya kupasına ev sahipliği hakkını aldığı gibi satın alabileceğini mi düşünüyor?'' ifadesinin yanlış anlaşıldığını söyledi.
Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Genel Sekreteri Jerome Valcke, FIFA tarafından yayımlanan açıklamasında, Katar'ın, 2022 Dünya Kupası'na ev sahipliği hakkını satın aldığını söylemek istemediğini, mesajında, Katar'ın finansal gücüne dikkat çekmeye çalıştığını belirtti. Açıklamada, Katar'ın çok büyük bir finansal güce sahip aday ülke olduğu ve bu gücünü çok iyi kullanıldığından bahsedildiği ifade edildi.
Yetkileri geçen gün elinden alınan başkan yardımcısı Jack Warner, Katar'ın 2022 Dünya Kupası'na ev sahipliği hakkını satın aldığına işaret eden ve genel sekreter Jerome Valcke tarafından gönderilen elektronik posta mesajını ifşa etmiş, Valcke mesajın kendisine ait olduğunu kabul etmişti. Warner'ın, elektronik postanın sadece bir kısmını açıkladığını belirten Valcke, bunun özel bir mesaj olduğunu ve durumu görüşeceklerini söylemişti.
Warner, Valcke'nin gönderdiği mesajda, ''Bin Hammam'ın FIFA başkanlığına adaylığını niye koyduğunu anlayamıyorum. Bunu, gerçekten başkan olabileceğini düşündüğü için mi, yoksa Blatter'den ne kadar hoşlanmadığını göstermek için mi yapıyor? Yoksa FIFA'yı da, dünya kupasını aldığı gibi satın alabileceğini mi düşünüyor?'' ifadelerini kullandığını söylemişti.
FIFA etik komitesi, haklarında rüşvet suçlaması bulunan eski başkanlık adayı Katarlı Muhammed Bin Hammam ile Jack Warner'ın yetkilerini geçici olarak askıya almıştı. Komite'nin açıklamasında, Bin Hammam ile Warner hakkındaki soruşturmanın daha ileriye götürülmesine yetecek somut kanıt bulunduğu belirtilmişti. Bin Hammam ile Warner'ın, 10-11 Mayıs'ta Trinidad'da yapılan Karayipler Futbol Birliği toplantısında delegelere rüşvet verdikleri iddia ediliyor.
Bin Hammam, hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle adaylıktan çekildiğini açıklamıştı. Etik Komitesi ayrıca, benzeri bir suçlamayla soruşturulan FIFA Başkanı Sepp Blatter'in yolsuzluk yaptığına dair somut bir kanıt bulunmadığına kanaat getirmiş ve yarın yapılacak seçime tek aday olarak girecek olan mevcut başkanın bir dönem daha seçilmesinin yolunu açmıştı.


Seçim sıkıntısı
İngiltere Futbol Federasyonu, yarın yapılması planlanan FIFA Başkanlık seçiminin ertelenmesini istedi. Federasyondan yapılan açıklamada, gün geçtikçe derinleşen yolsuzluk skandalı gerekçe gösterilerek, seçimin bir başka tarihe alınmasının gerekliliği vurgulandı. Açıklamada, diğer üye ülkelerden de erteleme talebine destek vermeleri talep edildi.
Federasyon Başkanı David Bernstein imzalı açıklamada, FIFA'nın şeffaflığından ve sorumluluklarını yerine getirememesinden kaygı duyulduğu belirtildi ve seçim tarihinin alternatif bir adaya fırsat tanınması için ertelenmesi gerektiği ifade edildi. FIFA Başkanı Sepp Blatter, yarın Zürih'te yapılacak seçime tek aday olarak girecek. Daha önce adaylığını açıklayan, Asya Futbol Konfederasyonu Başkanı Katarlı Muhammed Bin Hammam, oy kullanacak delegelere rüşvet verdiği suçlamasıyla hakkında soruşturma açılması üzerine seçimde yarışmayacağını duyurmuştu.
FIFA Etik Komisyonu, soruşturmanın genişletilmesine yetecek somut delil bulunduğunu belirterek Bin Hammam ile FIFA Başkan Yardımcısı Jack Warner'in tüm görev ve yetkilerini geçici olarak askıya almıştı. Warner, bunun üzerine yaptığı açıklamada, FIFA Genel Sekreteri Jerome Valcke'nin gönderdiği bir elektronik posta mesajında, Bin Hammam'a atfen ''Yoksa FIFA'yı da Dünya Kupası'na ev sahipliği hakkını aldığı gibi satın alabileceğini mi düşünüyor?'' ifadesini kullandığını belirtmiş, bu iddia daha sonra her ne kadar yanlış anlaşıldığını söylese de Valcke tarafından doğrulanmıştı.
Etik komitesi ayrıca, benzeri bir suçlamayla soruşturulan FIFA Başkanı Sepp Blatter'in yolsuzluk yaptığına dair somut bir kanıt bulunmadığına kanaat getirmiş ve yarın yapılacak seçime tek aday olarak giren mevcut başkanın bir dönem daha seçilmesinin yolunu açmıştı.


'Seçim ertelenmeli'
Uluslararası Saydamlık Örgütü, yarın Zürih'te yapılması planlanan FIFA başkanlık seçiminin ertelenmesini tavsiye etti. Merkezi Berlin'de bulunan yolsuzlukla mücadele kuruluşunun spor danışmanı Sylvia Schenk, Reuters haber ajansına, seçimin, yolsuzlukla ilgili iddiaların açığa kavuşturulmasının ardından yapılması gerektiğini söyledi.
FIFA'ya, iç işlerinin inceleneceği bağımsız bir araştırmaya izin vermesi çağrısında bulunan Schenk, ''Sorunu kendi aralarında çözebileceklerinden emin değilim. Bunu birkaç kez denediler ve başarılı olamadılar. Yeni yeni ortaya çıkan birçok şey var'' diye konuştu.
Dışarıdan yardım almanın her zaman faydası olduğunu belirten Schenk, belgeleri başka bir kurumun incelemesinin, sorunun çözümüne katkı sağlayacağını vurguladı.
Schenk, FIFA'nın, yetkililerinin çalışma süresine sınır getirmesinin de katkı sağlayacağını ifade etti.

Salı, Mayıs 31, 2011
Trabzonspor, yeni sezon öncesi ilk yabancı transferini İspanya'nın Sevilla takımının orta saha oyuncusu Didier Zokora'yı alarak gerçekleştirdi.
Dün gece İspanya'da Sevilla Kulübü ile bonservis görüşmesini olumlu sonuçlandıran bordo-mavililerin, Zokora ile 4 yıllık anlaştığı öğrenildi.
Kulüp asbaşkanı Nevzat Şakar, kulüp başkanı Sadri Şener'in dün Fildişi Sahili oyuncusu konusunda İspanya'da yaptğı görüşmelerin olumlu geçtiğini söyledi.
Şakar, gelecek hafta pazartesi günü Trabzon'a gelecek Zokora'nın basının huzurunda sözleşmeye imza atacağını kaydetti.

Kartepe Kaymakamı Mustafa Ünaldı'nın makam aracını çalan kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişiler, aracı yaklaşık 150 metre ötede bırakarak kaçtı.
Alınan bilgiye göre, Kartepe Uzunçiftlik Emekevler Mahallesi'ndeki kaymakamlık konağına giren kişi ya da kişiler, bahçede park halindeki otomobili çaldı.
Aracın çalındığını fark eden Kaymakam Ünaldı, durumu polise bildirdi.Olay yerinde inceleme başlatan polis ekipleri, otomobili konağın yaklaşık 150 metre uzağında terk edilmiş halde buldu.
Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Günlerdir halk ayaklanmasıyla sarsılan Esad yönetimi, genel af ilan edildiğini açıkladı. Değişim isteyen Suriyeli muhalifler, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Essad'ın "Müslüman Kardeşler" örgütü dahil genel af ilan etmesini yeterli bulmadı.
Suriye devlet televizyonunun bildirdiğine göre, protesto gösterileriyle karşı karşıya bulunan Beşşar Essad, Müslüman Kardeşler örgütü dahil birçok örgüt elemanı için af ilan etti.
Genel af 31 Mayıs 2011'e kadar işlenen suçları kapsıyor.
Suriye anayasasına göre Müslüman Kardeşler örgütüne üye olmak idama varan bir yargılama sürecini gerektirebiliyor.
Muhalifler yeterli bulmadı
"Değişim İçin Suriye Konferansı" çerçevesinde Antalya Falez Otel'de bir araya gelen Suriyeli muhalif siyasetçi, akademisyen, işadamı, gazeteci-yazar ve aşiret liderleri konferansın açılış resepsiyonunda, aldıkları af haberini sloganlar atarak protesto etti.
Muhalifler ''Seni istemiyoruz, Bye bye Esad'', ''Hürriyet'', ''Suriye halkı değişim istiyor'', ''Suriye tek millettir'', ''Katili Lahey'de göreceğiz'', ''Ne Hizbullah ne İran'', ''Allah, Suriye, Özgürlük bize yeter'' ve ''Teşekkürler Türkiye'' şeklinde sloganlar attı.
Beşar Esad'ın gitmesi yönünde sloganlar atan muhalif grup, protestolarda hayatını kaybedenler için Fatiha suresini okudu, Suriye bayrakları açarak ulusal marşlarını söyledi.
Kanada'daki Müslüman Kardeşler grubunun liderlerinden Molham el Drobi, gazetecilere yaptığı açıklamada, Beşşar Esad'ın imzaladığı af yasasının yeterli olmadığını belirterek , "Affa ihtiyacı olan Beşşar Esad biz değiliz. Affa ihtiyacı olan 6 bin insanı öldürendir" dedi.
Bir ay önce olağanüstü hal yasasını kaldıran Esad'ın sonraki günlerde binin üzerinde insanı öldürdüğünü, binlerce insanı mahkeme emri olmadan tutukladığını kaydeden El Drobi, Esad'ın af yasasını imzalayarak insanların aklını karıştırıcı mesajlar vermeye çalıştığını ifade etti.
Hapishanedeki insanların serbest bırakılmasını, Suriye halkının demokrasiye en kısa zamanda en az bedel ödeyerek sahip olmasını arzu edeceklerini belirten El Drobi, insanları öldürenlerin ve öldürme emrini veren Beşşar Esad'ın yargılanmasını istediklerini dile getirdi.
Suriye'yi 17 yaşında terk ettiğini, okuldaki başarısından dolayı kendisine hükümet tarafından "ya Baas partisine katılırsın ya da seni hapse atarız" dendiğini anlatan El Drobi, bunun üzerine ülkeyi terk ettiğini ve bir daha dönmediğini söyledi.
Siyasi suçlu olmadığını ancak 20 yıldır hiç bir suç işlememesine rağmen hapiste olan arkadaşları olduğunu söyleyen El Drobi, Hafız Esad döneminde binlerce insanın hapishanelerde öldürüldüğünü ileri sürdü.
Beşşar Esad'ın da 34 yaşında 10 dakika içinde yapılan anayasa değişikliği ile iktidara geldiğini belirten El Drobi, Esad'ın büyük ümitlerle geldiği yönetimde 11 yıldır hiç bir şey yapmadığını kaydetti.
Beşşar Esad'ın adalet önüne çıkarılması gerektiğini yineleyen El Drobi, Müslüman Kardeşler üyelerinin de affın çok geç olduğunu, trenin kaçtığını düşündüğünü ifade etti.

Çok az çok geç

Arkansas Üniversitesi'nden Prof. Necib Ghudbian da konferans çerçevesinde biraraya gelen insanların af haberine karşı kendiliğinden bir tepki gösterdiğine işaret ederek, "İnsanlar rejim değişikliği istiyor, bu çok az ve çok geç oldu" dedi.
Beşşar Esad'ın olağanüstü hal yasasını kaldırdıktan sonra insanların gösterilerine izin vermediğini, keskin nişancıları görevlendirdiğini söyleyen Ghudbian, Esad'ın güvenirliğinin kalmadığını ifade etti.
Ghudbian, Tunus'ta ve Mısır'da da diktatörlerin halkın gerisinde kaldıkları örneğini verdi.
Washington'daki Tuarwa Vakfı Direktörü Ammar Abdulhamid de, artık kimsenin Beşar Esad'dan reform beklemediğini belirterek, "Onun ülkeyi yönetecek doğru insan olmadığını düşünüyoruz, o ve ailesi işledikleri suçlardan dolayı yargılanmalı. Bu dışardakiler olarak bizim değil Suriye halkının talebi" dedi.
Suriye'de yeni bir sisteme, yeni bir yönetime ihtiyaç olduğunu vurgulayan Abdulhamid "Bu dönem sona ermeli. Sisteme olduğu kadar Beşşar Esad'a, parti liderlerine ve onun güvenlik güçlerine de güvenimizi ve inancımızı tamamen kaybettik. Onlar için gitmenin zamanı geldi" diye konuştu.
Beşşar Esad'ın ilan ettiği genel af 31 Mayıs 2011'e kadar işlenen suçları kapsıyor.

CHP İstanbul 3. Bölge Milletvekili Adayı Sabahat Akkiraz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "sanatçı müsvetteleri" sözünden dolayı üzgün olduğunu belirtirken, özür dilenmesi gerektiğini ifade etti. Akkiraz, liderlere "bu seçim sürecinde biraz daha sakin olalım" çağrısında bulundu.

CHP İstanbul 3. Bölge Milletvekili Adayı Sabahat Akkiraz, NTV'de Can Dündar'ın sorularını yanıtladı. Başbakan Erdoğan'ın Hopa mitinginde gerçekleşen olaylarda bir kişinin hayatını kaybettiğini anımsatan Akkiraz, "Bugün Hopa'da bir vatandaşımızı kaybettik. Başsağlığı diliyorum. Başkanımıza da liderlerimize de rica ediyorum, bu seçim sürecinde biraz daha sakin olalım. Böyle üzüntülerimiz olmasın" dedi.
Başbakan Erdoğan'ın "Sanatçı müsvettleri" sözünü değerlendiren Akkiraz, "Ben bana söylenmediğini düşünüyorum. Ama sanatçılara reva değildir. Zor yetişiyor sanatçılar, kıymetlidir. Bence özür dilenmesi gerekiyor. Ben bu konuda üzgün olduğumu belirtmek istiyorum" diye konuştu.

Kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması için son başvuru gününde, vergi daireleri önünde uzun kuyruklar oluştu. Gelir İdaresi Başkanlığı, uygulamadan yararlanmak isteyen tüm mükelleflerin başvuruları alınıncaya kadar vergi dairelerinin bugün açık tutulacağını bildirdi.

Gelir İdaresi Başkanı Metin Kilci,  vergi dairelerinin açık tutulması için talimat verdiklerini belirtti. Kilci, vergi dairelerinin saat 24.00'e kadar açık kalacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
''Bu gece 24.00'e kadar gerek internet ortamında gerekse elden başvurular kabul edilecek. Bugün itibariyle postaya verilen başvuruları da elimize hangi tarihte ulaşırsa ulaşsın geçerli sayacağız ve değerlendirmeye alacağız.
Şöyle bir yanlış algılama da var; vergi dairelerinde sıraya giren bazı vatandaşlar bugün ödeme için de son gün olduğunu zannediyor. Ödemeler, 30 Haziran'a kadar yapılabilecek. Bizim için bugün başvurunun yapılması ve yeniden yapılandırma talebinin kayda girmesi yeterli, ödeme için daha önümüzde zaman var.''


Sonuçlar, Perşembe günü açıklanıyor
Kanunun kesinleşmiş alacaklar, kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan amme alacakları, gelir, kurumlar ve katma değer vergisi matrah artırımı ile gelir ve kurumlar vergisinde stopaj artırımlarıyla ilgili hükümlerinden yararlanmak isteyenler, yeniden yapılandırma için başvurabiliyor.
Yasada, uygulama için 2 Mayıs 2011 tarihine kadar başvurma hakkı tanınmıştı. Ancak daha sonra kanunun Bakanlar Kuruluna verdiği yetki çerçevesinde, söz konusu süre, 31 Mayıs 2011 tarihine kadar uzatılmıştı.
Bu arada kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması başvurularında vergiyle ilgili sonuçlar, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından 2 Haziran Perşembe günü düzenlenecek bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklanacak. Toplantının, Batman'da yapılması bekleniyor.


Bel ve boyun fıtığı; hastaların hayatını kabusa çeviren, hareket kabiliyetlerini son derece kısıtlayan, acısı ve ağrısı katlanılmaz bir hastalık...


Hastalar, ilaçlardan ve uzun fizik tedavilerden çare bulamadığı zamanlarda ameliyat masasına yatmak zorunda kalıyorlar. Ameliyat ise, öncesi, ameliyat sırası ve sonrasıyla son derece zorlu bir süreç.

Romatizma ve benzer eklem hastalıkları ise öncelikli olarak hastaların diz eklemlerinin yapısını bozarak hastaların yürümesini, merdiven inip çıkmasını nerdeyse imkansız hale getiren, ağrısı, sancısı dayanılmaz hastalıklardır

Kullandığı ağrı kesicilerle, fizik tedavi metodlarıyla ya da ehil olmayan kişlerin uygulamalarıyla hastalıklarına çare bulamayan hastalara çözüm Hindistan’dan geldi.

Yüzyıllardır Hint tıbbında, bel-boyun fıtığı ve eklem hastalıkları tedavisinde kullanılan Boswellia Serrata adlı bitkinin tedavi edici etkileri modern tıp tarafından da kabul gördü. Amerikalı doktorlar tarafından hastalar üzerinde uzun süredir denenen Boswellia tedavisinde ortaya çıkan sonuçlar ise bel ve boyun fıtığı ağrısı çekenlere diz ağrısından yürüyemeyenlere müjde niteliğinde.

Boswellia Serrata içeren ilaçlarla tedavi gören hastaların tamamına yakınının 1 hafta içinde ağrılarında çok önemli ölçüde azalma tespit edilirken, bir ayın sonunda hasarlı ve hastalığa sebep olan eklemlerin bozulmuş yapılarının düzelmeye başladığı gözlemlendi.

Bel ve boyun fıtığı tedavisinde devrim niteliği taşıyan Boswellia Serrata, artık Türk hastaları tarafından da ilgi göreceğe benziyor.

Salı, Mayıs 31, 2011
Çukurova yöresindeki ayçiçeği ekili alanlarda ''canavar otu'' olarak adlandırılan zararlının görülmeye başlanması üreticileri endişelendirdi.
Verimli tarım arazileri üzerinde yüz binlerce tohum üreten ve uzun yıllar canlılığını yitirmeden toprakta kalabilen canavar otu zararlısının temmuz ayı içerisinde gerçekleştirilecek hasat sırasında verimi düşüreceği bildirildi.
Adana'nın Ceyhan ilçesi Ziraat Odası Başkanı Yavuz Tezcan,  yörede pamuğa alternatif olarak yaklaşık 10 yıl önce ekimine başlanan ayçiçeğinin bu yıl yaklaşık 400 bin dekarda tarımının yapıldığını söyledi.
Ayçiçeğinin, bugüne kadar yüksek veriminin yanı sıra getirisi ile üreticinin yüzünü güldürdüğünü ifade eden Tezcan, ayçiçeği ekili alanlarda görülen ''canavar otu'' zararlısının üreticileri endişelendirdiğini belirtti.
Tezcan, verimli tarım arazileri üzerinde yüz binlerce tohum üreten ve uzun yıllar canlılığını yitirmeden toprakta kalabilen canavar otu zararlısının temmuz ayı içerisinde gerçekleştirilecek hasat sırasında verimi yüzde 10 oranında düşüreceğini vurguladı.

Zararlıyla mücadele için ekim nöbeti şart

Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlhan Üremiş de canavar otunun ayçiçeğinin çeşidine ve zararlının yoğunluğuna bağlı olarak yüzde 5 ile yüzde 100 arasında bir verim kaybına yol açabileceğini kaydetti.
Canavar otunun Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yoğun olarak görüldüğünü ve üreticilerin bu nedenle büyük sıkıntı yaşadığını ifade eden Üremiş, çiftçilerin bu durumun önüne geçmek için arazilerinde mutlaka ekim nöbeti uygulaması gerektiğini söyledi.
Arazilere her yıl aynı ürünün ekiminin yapılmasının büyük bir risk olduğunun altını çizen Üremiş, şöyle konuştu:
''Adana bölgesinde ayçiçek ekili alanlarda görülen canavar otu zararlısı konusunda çiftçilerimiz çok duyarlı olmalı. Bu zararlıdan kurtulmak için öncelikle tarlasında ekim nöbeti uygulamalı. Bu yapılmazsa, ayçiçeği ekili alanlarda görülen canavar otu zararlısı tohum bırakır ve daha da artabilir. Bunun için örneğin bu yıl ayçiçeği ekimi gerçekleştiren üreticiler, aynı araziye önümüzdeki yıl buğday, mısır gibi ürünleri ekmeli.''
Canavar otu bulunan arazilerde kimyasal mücadelenin de yapılabileceğini belirten Üremiş, bunun yanı sıra üreticilerin zararlıya karşı dayanıklı ayçiçeği çeşitlerinin ekimini yapması tavsiyesinde de bulundu.

Salı, Mayıs 31, 2011
Geçen yılın Ocak ayında kilo fiyatı 2,5 lira olan pamuğun, bir ay öncesine kadar 7 lira sınırına dayanan fiyatı son günlerde 4,5 liraya kadar geriledi. Pamuk fiyatlarının daha fazla düşmeyeceği, üreticilerin paniğe kapılmalarına gerek olmadığı bildirildi.

Türkiye'nin en önemli tarım merkezlerinden Çukurova'da, mart ve nisan ayında toprakla buluşan pamuk tohumları gün ışığına çıkarak, 4-5 yapraklı evreye girince, çapalama işlemine başlandı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan gelen tarım işçilerinin özenle çapalayarak, yabancı otlardan temizlediği pamuğun hasadının ağustos sonu ve eylül ayında yapılması planlanıyor.
Adana Ticaret Borsası Başkanı Muammer Çalışkan, geçen yılın ocak ayında kilo fiyatı 2,5 lira olan pamuğun, bu yıl başından itibaren anormal bir yükselişe geçtiğini ve bir ay öncesine kadar 7 TL sınırına dayandığını anımsattı.
Çalışkan, şu anda 4,50 TL'ye kadar gerileyen pamuğun üreticiyi kaygılandırdığını ancak, bu kaygıyı yersiz bulduklarını belirterek, ''Pamuk fiyatları düşebileceği en alt seviyeye geldi, daha fazla düşmez. Bu yüzden paniğe gerek yok. Hatta, yeni sezon ürünü pamuğun piyasaya çıkacağı eylül, ekim aylarında bile bu seviyenin altına gerilemeyeceğini tahmin ediyoruz. Zaten pamukta anormal bir yükseliş yaşanmıştı, şu anda fiyatlar normal seyrinde'' dedi.
Hızlı düşüşte piyasadaki beklentilerin etkili olduğunu belirten Çalışkan, ''Her üründe olduğu gibi pamukta da bir miktar düşüş başlayınca, alıcılar 'daha da düşer mi?' beklentisi içine girerek, alımı kestiler. Bu durumda piyasada oluşan arz ve talep dengesizliği fiyatların daha hızlı gerilemesini kamçıladı' diye konuştu.
Çalışkan, dünyada pamuk fiyatlarına yön veren en önemli borsanın New York Borsası olduğunu, bu borsadaki 2010 Aralık ayı kontratlarını dikkate aldıklarında düşüşün daha geç olacağını tahmin etmelerine rağmen erken başlamasının kendilerini de şaşırttığını belirterek, en büyük pamuk alıcı ve satıcılarının karşılaştığı, pamuğun referans borsası New York Borsası'nı yakından takip edip, üreticileri yönlendirmeye devam edeceklerini kaydetti.

Prim desteği
Türk pamuk üreticisinin kaygılı olduğu bir dönemde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın pamuk destekleme primini açıklamasının çiftçiyi rahatlatığına da dikkati çeken Çalışkan, ''Bakanlık, pamuğun destekleme primi açıklamasını daha önce ertelemesine rağmen üreticilerin fiyat düşüşünden kaynaklanan kaygılarını dikkate alarak, kararını yeniden gözden geçirdi. Bu kapsamda, destekleme priminin açıklanması piyasaları da üreticiyi de rahatlattı' diye konuştu.
Çalışkan, devletin pamuk için açıkladığı 42 kuruşluk destekleme primini tatminkar bulduklarını, pamuk üreticisinin bu yıl da zarar etmeyeceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
''Pamuğun geçmişten günümüze her zaman 'beyaz altın' olduğunu söyledik, bunu söylemeye de devam edeceğiz. Çünkü, dünya nüfusu hızla artıyor. Toplumlar bilinçlendikçe, eğitim seviyesi yükselip gelir seviyesi arttıkça, pamuklu giysilerin sağlığa avantajları daha iyi anlaşılıyor. Bu da petrolden elde edilen elyaf yerine doğal pamuk elyafına olan talebi artırıyor. Buna karşın, ABD gibi bazı pamuk üreticisi ülkeler yavaş yavaş üretimden çekiliyor. Bu yüzden pamuğa olan ihtiyaç her zaman devam edecek.''
Çalışkan, 1970 ve 80'li yıllarda pamuğun en büyük ekim alanlarının bulunduğu Çukurova'da da üreticilerin bu yıl tarlalarının önemli bir bölümünü pamuğa ayırdığını anımsatarak, ''Ancak, ekimin başlamasından bir süre sonra düşüşe geçen fiyatlar nedeniyle birçok üreticisi kararını yeniden gözden geçirdi. Pamuk ekim kararından vazgeçen üreticilerimiz de oldu. Buna rağmen sadece Çukurova yöresinde ekim alanlarındaki artışın geçen yıla göre yüzde 30 olacağı yönündeki tahminlerimiz sürüyor'' diye konuştu.

Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü, Türkiye'de günlük tuz tüketiminin 10-12 gram olarak belirlendiğini ancak günlük tuz tüketimini 5-6 gram ile sınırlamanın sağlık açısından önemli olduğunu bildirdi.

Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, sağlıklı yaşamanın kişilerin en doğal hakkı, halkın sağlığını korumanın ise devletin en önemli görevleri arasında olduğu, sağlığın bir toplumun gelişmesini ve kalkınmışlığını belirleyen en önemli unsurların başında geldiği belirtildi.
İl Sağlık Müdürlüğünün yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, anne ve çocuk ölümlerine yol açabilen sağlık problemlerinin çözümüne ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürüttüğüne işaret edilen açıklamada, bu çalışmalardan birinin de Türkiye için önemli bir halk sağlığı sorunu olan iyot yetersizliği hastalıklarının yol açtığı sağlık problemlerinin önlenmesi olduğu bildirildi.
Sorunun önlenmesinin hem kolay hem de ucuz olduğuna dikkat çekilen açıklamada, ''Dünyada ve ülkemizde önlenmesi yolunda yapılan en önemli çalışma doğrudan tüketiciye sunulan, ince toz haline getirilmiş sofra tuzlarının iyotlanmasıdır. Tuzun iyotlanması tuzun renginde, tat ve kokusunda bir değişikliğe neden olmamaktadır'' ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, Türkiye'de günlük tuz tüketiminin 10-12 gram olarak belirlendiği ancak günlük tuz tüketimini 5-6 gram ile sınırlamanın sağlık açısından önemli olduğu vurgulandı.

İyot eksikliğinde ne olur?

Söz konusu açıklamada, iyot eksikliğinin etkileri hakkında şu bilgilere yer verildi:
''Bebeklerdeki etkileri: Annedeki iyot eksikliği, düşüklere, ölü, erken, düşük ağırlıklı doğumlara, bebeklerde bağışıklık sistemi yetersizliğine, bebek ölümlerindeki artışa, doğumsal anomalilere, guatr, hipotiroit, sağırlık-dilsizlik, şaşılık, felç gibi hastalıklara neden olur.
Bedensel ve zihinsel gelişime etkileri: İyot eksikliğinin bebeklik çağından sonra da çocukların ve erişkinlerin beden ve zeka gelişimini engelleyici etkileri vardır. Fiziksel gelişme geriliği, zihinsel fonksiyonlarda baskılanma meydana gelir. Okul ve iş yaşamında başarısızlıklara yol açar.
Endemik Guatr: İyot yetersizliğine karşı bir tepki olarak tiroit bezi aşırı bir şekilde büyür, bu duruma 'guatr' denir. Bazı ilerlemiş olgularda tiroit bezi o kadar büyük ki nefes borusuna baskı yapabilir.
Topluma etkileri: İyot eksikliğinden kaynaklı bu hastalıklar, bir toplumun gelişme ve ilerlemesini önleyici özelliktedir. Beden ve zeka gelişimi geri kalmış bireylerden oluşan bir toplumun üretkenliği düşer, buna karşılık bakım gerektiren hasta ve özürlülerin sayısı daha fazla olur.''


İyotlu tuz nasıl saklanmalı ve kullanılmalı?

Açıklamada, ayrıca iyot yetersizliğine bağlı hastalıkları önlemede atılacak ilk adımın kişilerin günlük iyot alımlarını artırmak olduğu belirtildi.
İyodun genel olarak yüksek oranda deniz ürünlerinde, daha az oranda süt, yumurta ve ette, çok az oranda sebze ve meyvelerde bulunduğu bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
''İyotlu tuzun kullanımının artırılması kadar nasıl saklandığı ve nasıl kullanıldığı da çok önemlidir. Çünkü tuzda bulunan iyot gün ışığında, fazla nemde, yüksek sıcaklıkta azalmaktadır. Bunu önlemek için iyotlu tuz, renkli, kapaklı bir kapta veya dolap içinde ışık almayacak şekilde saklanmalıdır. Saklandığı yer kuru olmalıdır. Tuz içinde bulunan iyodun yemek pişerken kaybolmaması için yemek ateşten indirilirken konulmalı veya sofrada yerken ilave edilmelidir.''

AKP'nin Hopa mitinginde çıkan olaylarda ''Metin Lokumcu''nun hayatını yitirmesini protesto eden ve AKP Ankara İl Başkanlığı'na yürüyen grupla polis arasında arbede çıktı. İstanbul Taksim'de ise yapılan protestolarda protestocu grup ile polis arasında gerginlik yaşandı.

Aralarında, DİSK, KESK, TKP, EMEP, Halkevleri gibi bazı sendika, sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti üyelerinin bulunduğu grup Sakarya Caddesi'nde, ''Boyun eğme'' yazılı pankartı açıp ''Metin Lokumcu'' ölümsüzdür şeklinde sloganlar attı.
Grup daha sonra, AKP aleyhinde de sloganlar atarak, polis eşliğinde Kocatepe Cami yanındaki AKP İl Başkanlığı'na yürüyüşe geçti. Başkanlık önüne siyah çelenk koymak isteyen ve geniş güvenlik önlemine tepki gösteren gruptakiler, taş ve sopalarla polise saldırdı.
Polis de gruba biber gazı ve gaz bombası ile müdahale etti. Dağılan grubun, Kızılay'da bazı yerlerde toplanıp yol kapattığı bildirildi.

Taksim'de karıştı!
Galatasaray Meydanı'nda toplanan grup, Taksim Meydanı'na yürüdü. Protesto sırasında grup üyelerinden bazıları bir otele asılı Başbakan Erdoğan'ın posterini indirdi. Grup ardından polise sopalarla saldırdı. Polislerin gruba müdahale etmediği gözlendi. Polis ile grup arasındaki gerginlik devam ediyor.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu NTV’de önemli açıklamalar yaptı. 13 Haziran sabahı ise uzlaşı mesajı verdi, siyasetin kişisel bir olay olmadığını belirterek koalisyona kapı araladı.

ORGENERAL BİLGİN BALANLI’NIN TUTUKLANMASI
Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın tutuklanmasıyla ilgili olarak: "TSK'dan rica ediyorum, lütfen yargı sürecini bekleyin, AKP'nin eline koz vermeyin." dedi.
CHP Genel Başkan, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Ergenekon Davası ile ilgili olarak "Ben bu davanın savcısıyım!" sözlerini hatırlattı ve yargının çoktan siyasallaştığını, bir uydurma tanıkla anlaşıp bir AKP’li yargıç bulup öğleden sonra herkesin tutuklanabileceği bir mekanizmanın kurulduğunu belirtti. Ergenekon davasının da muhalefete yönelik bir baskı operasyonu haline geldiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, bu tutuklamalarda yargı sürecini bekleyeceklerini söyledi. Balanlı hakkında henüz iddia edilen suçu bilmediklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Eğer bir usulsüzlük varsa, herkes yargılanmalı." dedi. "Ancak bu yargılamanın kamuoyu vicdanı ile çelişmemeli… Biz örneğin Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savuma Komisyonu'na diğer kuruluşlar gibi örneğin Merkez bankası Başkanı gibi, ABD’de olduğu gibi gizli yaşamsal konular hariç bilgi vermesi gerektiğini düşünüyoruz." dedi.

TERÖR SORUNUNDA ÇÖZÜM
“Van’da üç gün yaptığımız toplantılarda gördüğümüz önemli sorunlar gördük. Yetki versinler nasıl çözüleceğini görsünler. Şimdiye kadar niçin gelmediniz bu bölgeye dediler. Onlar da bizim vatandaşlarımız.
BDP Türkiye’nin partisi olmalı. Sorunu çözmek istemiyorlar. Bu sorunun çözümünde bir toplumsal mutabakat olmalı. Herkes teröre karşı. Bence bir ortak mutabakat var. Bu uzlaşmayı kapalı kapılar ardında değil herkesin önünde her kesimden her partiden ikişer kişilik akil adamlarla yapmalıyız.
Toplumsal mutabakatı mutlaka sağlayacağız. Bu sorunu mutlaka çözeceğiz. Ülkemizin kaynak ları çok zengin, herkese yeter.
İnsanlar masanın etrafına sorun çözmek için oturmalılar. Sorunu büyütmek için değil. Akil adamlar soruna büyük yerden bakan yıllarını Türkiye’ye vermiş değişik dünya görüşüne sahip insanlar olursa bunun çözüleceğine ben inanıyorum. Medya da destek verirse kendi ülkemizi cennete dönüştürebiliriz. Konu sorunu çözmeye odaklanmış kişilerin bir masaya oturmalarıdır. Bu sorunu iç politika malzemesi yapmamak lazım. Ben iç politika malzemesi yapsaydım vay sizi vatana ihanet ettiniz derdim. Ama ben ülkemi seviyorum. Herkes askere rahat gitsin.
Bu hükümet dış politikayı dış politika malzemesi yaptı. Bu kadar acımasızlık yapılabilir mi? Hakkari’ye gitmemi bile siyaset malzemesi yaptı. Bunlar çözemez biz çözeriz.”

MHP VE MECLİS
“Biz tek başımıza iktidar olmak istiyoruz. Türkiye’nin CHP’nin iktidarına ihtiyacı var. Geçmişte çok partili rejime geçtiler, sosyal demokrasiyi getirdiler şimdi dördüncü aşamayı yapacağız. Kadın haklarını, özgürlükleri getireceğiz. İnsan haklarına saygıyı göstereceğiz. Şu ittifak bu ittifak... Biz tek başımıza iktidar olunca göreceksiniz. MHP’nin parlamentoda olması gerekir. Onlar da yurtsever insanlar. Çatışma istemezler. Çok partili rejimde tek partili bir rejim var. Vali Bitlis’te AKP’ye çalışıyor. Görevden almalılar. Almazlarsa kalkıp CHP şöyleydi böyleydi demesinler...”

ERDOĞAN’IN SANATÇILARA SALDIRISI
“Tolga Çandar saygın bir sanatçıdır... Sabahat Akkiraz’ı kendisi andı, sesini övdü bir grup konuşmasında... Onun için nasıl böyle ifade kullanır.. Oyu düşüyor... Ezberi bozuluyor... hırçınlaşıyor... Böylece kendisine zarar veriyor, bana değil... Sanatçıdan ne alıp veremediği var… Heykel yapar ona saldırır, türkü söyler ona saldırır; böyle bir başbakanı Türkiye hiç görmedi…
Başbakan kabus görüyor, uyanıyor, bakıyor karşısında Kemal Kılıçdaroğlu yok rahat edip yeniden uyuyor.”

KASET OLAYLARI
“Kasetleri ben izlemedim. Ama başbakan izlemiş herhalde. İşi gücü yok bu kasetleri izlemiş. Yasadışı yollardan alınmış delilleri bir başbakanın siyasette kullanmamalı. Herkesin özel yaşamı gizlidir. İşin kötüsü Anayasanın bu maddesini başbakan bilmiyor. Özel yaşamı kişinin eşiyle özel yaşamı olarak anlıyor. Bu yasadışı olaylara karışmış kişileri Başbakan’ın bulup çıkarması lazım. Bunu yapmıyor. Kaytarıyor. Bulamıyoruz diyor. Hayati Yazıcı’nın mailini iki günde buluyorsun da bunu niye bulamıyorsun.
Hükümet isterse bunu iki günde gider eliyle koymuş gibi bulur yakalar… Bu konuda halkın gösterdiği olgunluğu Başbakan gösteremiyor. MHP’nin kurumsal olarak ciddi bir yara almadığını ben görüyorum.”

LAİKLİK TARTIŞMALARI
“Laiklik önemli ama biz halkın günlük sorunlarıyla da ilgilenmek ve buna karşı çözüm bulmak zorundayız. Bunu öncelikli önümüze alıyoruz. Ezber şunun için bozuldu. Efendim eleştiriyorsunuz ama projeniz yok… Önerilerimizle AKP’nin ezberi bozuldu. Yoksulluk ve yolsuzluk üzerine ard arda
Her yıl 12 bin doktora yapacak öğrenciyi yurt dışına göndermek istiyoruz... Şimdi üç bin öğrenci gönderiyoruz… Böyle büyük ülkeler arasına nasıl girersiniz?”

DEĞİŞİM ve “CHP’Yİ DÖNÜŞTÜREBİLDİNİZ Mİ?”
“CHP’nin tüzüğünü değiştirebilmeniz lazım. Lidere bağlı yapıyı bitirmemiz lazım. Güzel bir ön seçim yapabilmeliyiz. Demokrasiyi partinin içinden başlatacağız. AKP öteden beri kendi anlayışında bir devlet yaratmak için değişimi sözcük olarak kullandı. Ve değiştirdi de… Derin devlet dahil kendi yapısını oluşturdu. İktidardan gitmemek üzere oluşturduğu yapı. AKP hükümeti demokratik yollarla gitmeye göre kendini hazırlamamış. Kim karşı çıkarsa cezalandırıyor. Sanatçılar, tv’ler iş adamları artık korkuyorlar.
Artık cesur olalım. Bedel ödemek gerekirse ödeyelim. Sen yanmasan ben yanmasam nasıl çıkar karanlığa.
Bu aydınlanma sürecidir. Bu süreci yaratacağız. Değişimi AKP’nin yaptığı gibi geriye doğru değil ileriye özgürlüğe doğru yapacağız. Birisi çocuk şikayet yapıyor Erdoğan boğazından yakılıyor.”

AKP’NİN OYU DÜŞÜYOR
“Halk sizi görüyor. Halkın sağduyusuna inanıyorum. Erdoğan başbakan olduğundan bile haberdar değil.
Benimle karşılaşmaya bilgi birikimi yeterli değil. Bunun için açıkça korkuyor. Veremeyeceği hesabı olduğu için gelemiyor.
Tanıtım filmlerinde içimden geldiği gibi konuştum. Gerçekten duygusallaştım, içten konuştum.”
Odatv.com

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Benim için artık Kürt sorunu yoktur" sözlerine Diyarbakır'dan yanıt vererek, "Böyle bir sorun var, o sorunu çözmek Kemal kardeşinizin görevi olacaktır" dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda düzenlenen mitinginde konuştu. "Umuyorum kısa ama güzel bir söyleşi yapacağız" diyerek sözlerine başlayan Kılıçdaroğlu, "Bizi yabancılaştıran unsurları bir tarafa bırakacağız, beraber kardeşçe, güzel bir sohbet yapacağız. Bu ülkeyi hepimiz seviyoruz, bu ülke için yaşıyoruz, geleceğimiz, çocuklarımız için çaba harcıyoruz. Ayrılık, gayrılık bizim kitabımızda yok. Kardeşlik ve barış olacak, barışı her yerde dile getireceğiz" diye konuştu.

"Geçmişimizle yüzleşeceğiz"
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın 2005'te Diyarbakır'da "Biz buralara fabrika mabrika yapmayacağız" dediğini, daha sonra da "Eski Diyarbakır hapishanesini yıkacağız, size yeni modern bir hapishane yapacağız" dediğini kaydederek "Kemal kardeşiniz size yeni bir hapishane sözü vermiyor, size fabrika sözü veriyor" dedi. Diyarbakır cezaevinde büyük acıların ve dramların yaşandığını, yapılan işkenceler sonucu insanların perişan edildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"O hapishaneyi bir müze haline getireceğiz ve Diyarbakır'a her gelen yurttaş Diyarbakırlı gençlerin çektiği acıları o hapishaneyi gezerek göreceklerdir. Bunu şunun için söylüyorum: Geçmişimizle yüzleşeceğiz, acılarımızı paylaşacağız. Ve biz özgürlük, demokrasi istiyorsak önce geçmişimizle yüzleşerek yapacağız bunu."


"Şimdi Türkiye'de OHAL var"
Kılıçdaroğlu, geçmişte bölgede Olağanüstü Hal (OHAL) yaşandığını anımsatarak "Resmi adı kalktı, şimdi OHAL Türkiye'de var, doğuda, batıda, kuzeyde güneyde var, her yerde var" dedi.
AKP iktidarında 2002-2010 yılları arasında 110 tane faili meçhul olduğunu, 315 kişinin dur ihtarına uymadı diye öldürüldüğünü, cezaevlerinde tutuklu ya da hükümlü olup tedavi için izin verilmeyen ve hayatını kaybeden kişi sayısının da 212 olduğunu, tutuklu sayısının 2005'te 28 binken, 2009'da 52 bin kişiye yükseldiğini anlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Düşüncesini açıkladığı için 2010'un ilk 6 ayında 596 kişi yargılanıyor, öngörülen hapis cezası 1219 yıl. 21. yüzyılın Türkiyesi'nde düşüncesini açıkladı diye hapis cezası istenebilir mi? Bunu isteyen Hükümet barışı, kardeşliği getirebilir mi?"

"Özel yetkili mahkemeler olduğu sürece demokrasi gelmez"

Taş atan çocuklar konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, 2009'da taş attığı gerekçesiyle 177 çocuk yargılandığını ve 772 yıl hapse mahkum edildiğini, bu yargılamaların da özel yetkili mahkemelerde yapıldığını kaydeden Kılıçdaroğlu, "Bu mahkemeler olduğu sürece Türkiye'ye demokrasi gelmez. Bu mahkemeler olduğu sürece yargı bağımsız olmaz, kararı siyasi otorite alır, yargı onun kararına uyar. Demokrasi özgürlük gelecekse her alanda gelmeli. İnsanlar düşüncelerinden, kimliklerinden ötürü ayrıma tabi tutulmamalı. Her insan eşit yurttaşlık temelinde beraber olmalı" diye konuştu.

"AKP demokrat değil"
Kılıçdaroğlu, çok kısa bir süre öncesine kadar CHP için "statükocu", AKP içinse "değişimci" denmesine karşın artık durumun değiştiğini söyledi. Faili meçhullerin, kayıpların aydınlatılması için verdikleri önergelerin AKP tarafından reddedildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, 12 Eylül ürünü olan yüzde 10 seçim barajının kaldırılması yönündeki tekliflerinin de kabul görmediğini kaydederek "Çünkü bunlar demokrat değil, milli iradeye inanmıyorlar. Biz demokratız, özgürlükçüyüz, halktan yanayız" dedi.
TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin değiştirilmesi için verdikleri tekliflerinin de AKP tarafından reddedildiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "AKP özgürlükçü değil, demokrat değil, yürekli değil, insan haklarından yana değil, çocuklardan yana değil, işten aştan yana değil. Ahmet Arif ne diyor Adiloş Bebe'de. Bunlar aşımıza göz koyanlardır diyor, bunları tanıyın diye anlatıyorum size" diye konuştu.

"İnsan haklarından yana yargı düzeni kuracağız"

Kılıçdaroğlu, Türkiye'yi özel yetkili mahkemelerden kurtaracaklarını ifade ederken "Recep Tayyip Erdoğan'ın mahkemeleri, savcıları. Yan baktın Silivri'ye, yan baktın Diyarbakır'a. Özel yetkili mahkemeyi kaldıracağız, halkın iradesine saygı göstereceğiz" dedi. Halkın iradesiyle seçilen belediye başkanlarının aylarca hapiste tutulduğunu da kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Kelepçelediler, sıraya dizdiler, fotoğraflarını çektiler, medyaya servis yaptılar. Eğer halkın iradesine saygılıysanız, halkın iradesine saygı duyuyorsanız o insanları aylarca tutukluyorsunuz, neden tutuklandıklarını bilmiyorlar, neden, çünkü gizlilik kararı getiriyorsunuz, avukatı da bilmiyor neden tutuklandığını. O nedenle bu ucubeyi de kaldıracağız. Uygar bir ülkede olması gereken insan haklarından yana bir yargı düzenini kuracağız. Çocuklarımızı, gençlerimizi koruyacağız, her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı bir Türkiye'yi ayağa kaldıracağız."
"Daha çok geleceğim"
Kılıçdaroğlu, bugüne kadar Diyarbakır'dan yeterince oy alamadıklarını ancak bunun sorumlusunun kendilerinin olduğunu vurgulayarak "Biz yeteri kadar Diyarbakır'a gelmedik, yeteri kadar derdinizi dinlemedik. Ankara'da oturduk, bize oy verin dedik. Şimdi bunu değiştiriyoruz. Yeni CHP, yeni bir anlayış. Özgürlükçü, demokrat bir parti. Size geliyoruz, ayağınıza geliyoruz. Daha çok geleceğim, daha çok konuşacağız, daha çok çayınızı içeceğim" dedi.

"En büyük bölücü Erdoğan'dır"
Kılıçdaroğlu, "Yerel yönetimler özerklik şartını getireceğim" dedikten sonra kendisine yönelik "Türkiye'yi bölüyorsun, sen eyalet sistemi dedin" suçlamalarının yöneltildiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Buradan söylüyorum. Türkiye bir bütündür, hiç kimse bölmek istemiyor, bu güzel coğrafyada hepimiz kardeşçe barış içinde yaşayacağız" dedi. Başbakan Erdoğan'ın "Sizin mitinginizde niye bayrak yok" suçlamasına da yanıt veren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Bayrak bu ülkenin 73 milyon yurttaşının ortak paydasıdır. Bayrak üzerinden siyaset yapılmaz. Bayrak hepimizin bayrağıdır, hepimizin onurudur, şerefidir. O bayrağı göndere çekerken hepimiz saygı duyarız. Onun üzerinden politika yapmak bölücülüktür. En büyük bölücü de Recep Tayyip Erdoğan'dır. Diyarbakır neyse İzmir de odur. Hakkari neyse Edirne de odur. Bitlis neyse Trabzon da odur. Biz niye bölünelim, bölenlere karşı geliyoruz zaten. Bölücü olan belli, Ankara'da oturuyor, kimliği belli, adı da Recep Tayyip Erdoğan'dır onun."

"Türkiye'yi cennete çevireceğim"
Kılıçdaroğlu, Hakkari'de bir muhtarın kendisine "Ülkemi seviyorum, biz bölünmek istemiyoruz, kardeşçe yaşamak istiyoruz, bu kanı durdurun, barışı getirin" dediğini aktararak "Size sözüm var, bedeli ne olursa olsun barışı getireceğim, Türkiye'yi bir cennete çevireceğim" dedi. Başbakan'ın Diyarbakır'da hapishane sözü verdiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, "Eğer siz hapishane istiyorsanız eyvallah, Recep Tayyip Erdoğan gelir hapishane yapar. Ama biz hapishane değil fabrika istiyoruz diyorsanız sırtınızı AKP'ye döneceksiniz, altı oku, yeni CHP'yi göreceksiniz" dedi.

"Kürt sorununu çözmek Kemal kardeşinizin görevi olacak"

Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın önce "Kürt sorunu var" daha sonra da "Böyle bir sorun yoktur" dediğini belirterek, "Böyle bir sorun var mı" diye sordu. Meydandan "Var" yanıtı gelmesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Millet mi doğruyu söyler, Recep Tayyip Erdoğan mı?" sorusuna da "Millet" yanıtı aldıktan sonra "Ben de millete inanıyorum. Böyle bir sorun var, o sorunu çözmek Kemal kardeşinizin görevi olacaktır" dedi.

"Diyarbakır'da sivil havaalanı neden olmaz?"

Nüfusu 1.5 milyona yaklaşan Diyarbakır'da sivil havaalanı bulunmadığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, "Size verilen sözlerin hepsi havada kaldı. Oylarınızı aldılar, size verdikleri sözleri tutmadılar" dedi. Kılıçdaroğlu, kendilerine oy verseler de vermeseler de Diyarbakırlılar'ın sorunlarını çözeceğini vurgulayarak "Çünkü benim için yandaş yok, sadece ve sadece vatandaş var" dedi.


"Doğu Güneydoğu'yu petrokimya üssü yapacağız"

Kılıçdaroğlu, binlerce işçinin çalıştığı Diyarbakır halı fabrikası, iplik fabrikası, tütün işleme fabrikası gibi fabrikaların kapandığını, buna karşın icra dairesi sayısının 3'ten 7'ye çıktığını belirterek "Fabrika yok, istihdam yaratmak yok, Diyarbakır'a verdikleri icra dairesi" dedi. Petrol ve doğalgaz hatlarının bu bölgeden geçtiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, Doğu ve Güneydoğu'yu petrokimya üssü yapma sözü verdi.

"Gözünüzü para doyursun"

Kılıçdaroğlu, Türkiye'deki yoksulluğu bitirmek için Aile Sigortası'nı getireceklerini ve her hanenin en az 600 lira geliri olacağını kaydederken Başbakan Erdoğan'ın kendisi için söylediği "Merkez Bankası'ndaki paralara gözünü dikmiş" sözlerine de yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bir insanın hayatı mı önemli, yoksa orada duran para mı önemli? İnsanın hayatı önemli değil mi? İnsan, önce insanların hayatını, geleceğini, mutluluğunu düşünür. Ben insanlar mutlu olsun diyorum, o diyor para gitmesin. Yeter artık ya, gözünüzü para doyursun. Ne oldu size, bu kadar olmaz. Size sözüm var, bu ülkede yoksulluğu bitireceğim. Bu ülkede barışı, huzuru getireceğiz. Bu ülkede umudu yeşerteceğiz, bu ülkede her etnik kimlikten insanımız, barış, dostluk ve kardeşlik içinde özgürce yaşayacak."

"Adam gibi adamsan çıkarsın karşıma"
YGS'deki şifre iddialarına da değinen Kılıçdaroğlu, "Onun başında oturan adamın adı Ali soyadı Demir. Hemen size söyleyeyim, ar damarı çatlamış bir adamdan hayır gelmez. Ar damarı çatlamış bir adam gençlere umut vermez. Bana yetki verin, onu o koltuktan indirmesini bileceğim" dedi. Kılıçdaroğlu, atanamayan öğretmenlerin sorunlarını da çözeceklerini vaat etti.
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'a televizyonda tartışma çağrısını yineleyerek "Kendisine Diyarbakır'dan çağrıda bulunuyorum. Kendine güveniyorsan, adam gibi adamsan çıkarsın karşıma sen sorarsın ben cevap veririm, ben sorarım sen cevap verirsin" diye konuştu.

Ahmet Şerif şiiriyle bitirdi
Kılıçdaroğlu, miting meydanında "Diyarbakır seninle gurur duyuyor" sloganları atılması üzerine "Ben de Diyarbakır'la, Diyarbakırlılarla gurur duyuyorum" dedi. Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda Diyabakırlı şair Ahmet Arif'in "Öyle yıkma" şiirinin şu dizelerini okudu:
"Öyle yıkma kendini/öyle mahsun, öyle garip/nerede olursan ol/içerde, dışarda, derste, sırada/yürü üstüne üstüne/tükür yüzüne celladın/fırsatçının, fesatçının, hayının/dayan kitap ile/Dayan iş ile/tırnak ile, diş ile/umut ile, sevda ile, düş ile."
Kılıçdaroğlu, "Umudumuz, sevdamız güzellik üstüne, insan hakları üstüne, özgürlükler üstüne olsun" dedi.

Simitçiyle sohbet

Kılıçdaroğlu, mitigin ardından parti otobüsüne geçtiği sırada polisler bir simitçinin tablasını devirerek simitlerini yere düşürdü. Buna tepki gösteren simitçiye polislerin sert müdahalede bulunması üzerine Kılıçdaroğlu simitçiyi parti otobüsüne çağırdı.
Kılıçdaroğlu, simitçi ile parti otobüsünde bir süre görüştü. Kılıçdaroğlu, havalimanındaki taksicilerle de bir süre sohbet etti. Daha sonra Kılıçdaroğlu, partisinin Kilis mitingini yapmak üzere özel uçakla Diyarbakır'dan ayrıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu Kilis'te
Kılıçdaroğlu, partisince Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmasına, halkın nasıl olduğunu sorarak, ''Sizler iyiyseniz Kemal kardeşiniz de çok iyi. Beraber iyi olacağız, beraber mücadele ediyoruz, beraber Türkiye'yi aydınlığa çıkaracağız, beraber ülkenin sorunlarını çözeceğiz'' diyerek başladı.
Miting alanındakilere ''Kilis'in sorunu var mı?'' diye soran Kılıçdaroğlu, ''var'' yanıtını alması üzerine, kendisinin iki dönemdir milletvekili olmasına rağmen ''Kilis'in derdi var'' dendiğini duymadığını, TBMM'nde Kilis'in derdini söylemeyen bir milletvekiline, milletin vekili denilemeyeceğini ifade etti.
Kilis'te CHP'nin iki milletvekili adayını ''iki tane yiğit insan, çalışkan insan'' olarak tanıtan Kılıçdaroğlu, parlamentoda kürsüye çıkıp aslanlar gibi Kilis'in sorunlarını dile getireceklerini ifade ederek, ''Biz istiyoruz ki halkın derdi neyse Ankara'da dile getirilsin, sadece Kilis değil bütün Türkiye duysun. Bu amaçla buraya geldik'' dedi.
''Başbakan Kemal'' sloganlarıyla sözleri kesilen Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kilis'in üzümü ve zeytini meşhur ama üzüm bağlarının yarısı söküldü. Bunların meşhur bir sloganı var biliyorsunuz: İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün. İstikrar eyvallah sürsün de Türkiye hadi büyüyor diyelim, Kilis niye küçülüyor? Onun için söylüyorum: Bunların söylediklerine inanmayın. İstikrar sürsün, cebimiz dolsun anlamında... Yoksulluk devam etsin, işsizlik devam etsin, çiftçi perişan olsun, üretici perişan olsun, esnaf yüzde 15 stopajın altında ezilsin ve istikrar devam etsin. Buna izin verecek misiniz? Hep beraber halkın çıkarlarını savunacağız. Bu ülkede önce bizim milletimiz kazanacak. Şimdi siz diyorsunuz ki: Kemal gelecek, çiftçi gülecek. Eyvallah, sizin için çalışacağız, sizin için mücadele edeceğiz.''


"Temiz yönetici, temiz siyasetçi az"

Sadece çiftçi için değil emekli için esnaf için sanatkar için taksi şoförü için çöpte kağıt toplayan çocuk için mücadele edeceklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Hiç meraklanmayın bu ülke, her şeyi olan bir ülkedir; yaylamız var, meramız var, güneşimiz var, tarlamız var, her şeyimiz var, çalışkan insanlarımız var, yiğit insanlarımız var. Her şeyimiz var. Temiz yönetici, temiz siyasetçi az. Temiz siyasetçilerin ülkeyi yönetmesi lazım. Vatandaşa dokunması, 'arkadaş ne derdin var' diye dinlemesi lazım. Dinliyorlar mı? Bakın bugünkü gazetede ne yazıyor, bir vatandaş, işsiz birisi Başbakana gidip derdini anlatacak, yani 'ben işsizim, bana iş bulun' diyecek. Herifi palas pandıras dövmüşler hem de ne biçim dövmüşler, her önüne gelen vurmuş.
Siz Recep Bey'in çiftçilerin anasına ne söylediğini biliyorsunuz değil mi? Biliyorsunuz, benim bir şey söylememe gerek var mı? Yok herhalde. Sizden isteğim, bütün çiftçilerden isteğim, bütün çiftçi annelerinden isteğim; o lafı eden, 'ananı da al git' diyen o Başbakana sizin hesap sormanız lazım. Benim bir şey söylememe gerek yok.''

Meydandakilerin ''AKP halka hesap verecek'' sözleri üzerine CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ''Bana yetki verin, ona hesap sorma görevi benim. Öyle kaçmak yok'' dedi.

"Sınır kapısını açacağız, sınır ticaretini başlatacağız"

Güneydoğubirlik'i ayağa kaldıracaklarını, üreticinin kara gün dostu olacaklarını, her üzümün her zeytinin alıcısı olacağını, çiftçinin kazanacağını belirten Kılıçdaroğlu, bu sırada ezan okunduğu için konuşmasına bir süre ara verdi.
Ezan bittikten sonra sözlerine devam eden Kılıçdaroğlu, ''Öncüpınar Sınır Kapısı'nı sınır ticareti merkezi yapma sözü vermenizi istiyoruz'' yazılı pankarta işaret ederek, ''Size sözüm: Sınır kapısını açacağız, sınır ticaretini başlatacağız. Hem buradaki vatandaş kazanacak hem oradaki vatandaş kazanacak. Orada da akrabalarınız var burada da onların akrabaları var'' dedi.
Miting alanındaki bir grubun ''halkın umudu Kılıçdaroğlu'' şeklinde slogan atması üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, kendisinin umudunun da gençler olduğunu söyledi.
Mazotu çiftçi için 1,5 lira yapacağını, çiftçinin elektrik borçlarını ve faizlerini sileceğini, bunun 900 bin lira olduğunu ve devletin bütçesi içinde bir damla bile olmadığını anlatan Kılıçdaroğlu, amaçlarının çiftçinin üretmesi, esnafın kazanması, fabrikanın üretmesi ve iş alanı yaratılması olduğunu vurguladı.

"Recep Bey'e göre işsizlik yok, Recep Bey'in bakanlarına göre işsizlik yok"

Kilis'ten CHP'nin milletvekili olmadığını anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Ama bu sefer istiyoruz'' dedi. Meydandaki bir parkartı gösteren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Güzel bir pankart yapmışsınız, buranın meşhur bir yemeği, Recep Bey gelince bulamaçtan söz etmiş. Arkadaşınız da diyor ki: Bulamaç değil iş istiyoruz. Arkadaş 'biz' diyor, kötü bir şey mi istiyor ama Recep Bey'e göre işsizlik yok, Recep Bey'in bakanlarına göre işsizlik yok. Çünkü o bakıyor, çocukları işsiz değil sanıyor ki herkesin çocuğunun işi var.''

''Kilis'te işsizlik var mı?'' sorusuna meydandaki halkın ''var'' demesi üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Kilis'te işsizlik var. Çiftçi memnun değil, emekli memnun değil, üretici memnun değil. Bu düzenden kim memnun? Bu düzenden Recep Bey ve arkadaşları memnun. Vur vurgunu, götür malı. Ne diyordu 'ben yürütmenin başıyım' diyordu. Öyle değil mi. Ben de zaten biliyorum onun maharetini. Ustalığı hangi alanda; yürütme konusunda ustadır bakın ben size söyleyeyim. Bakın bir şey daha söyleyeyim: Çiftçinin durumunu düzelteceğiz, esnafın yüzde 15'ini kaldıracağız. Sınır ticareti açıldığı zaman göreceksiniz ki Kilis eski görkemli günlerine kavuşacak. Kilis'e ilk olarak 1971 yılında geldim. 1971'de Kilis'in pasajları vardı, Türkiye'nin her tarafından insanlar buraya gelirdi, alışveriş yapardı, Kilisli memnundu, huzur içineydi. Yine Kilis'in huzur içinde olmasını, her evde tencere kaynasın, her çocuk mutlu olsun, her anne mutlu olsun isteriz. Kilisli dertlerini çözüp çağdaş uygar bir Kilis olmasını isteriz. Amacımız bu.''

Bursa'nın Kestel ilçesindeki gazlı içecek fabrikasının buhar kazanında meydana gelen patlamada 1 kişinin öldüğü, 8 kişinin yaralandığı öğrenildi.
Bursa-Ankara karayolunun 18. kilometresindeki Kestel ilçesi Barakfakih Sanayi Bölgesi'nde bulunan gazlı içecek firmasının buhar kazanındaki patlama, kazanın ''ilk çalıştırma işlemi'' sırasında meydana geldi.
Patlamada, buhar kazanı sistemini kuran firmanın personeli olan makine mühendisi Kemal Gökçe (26) olay yerinde hayatını kaybetti. Buhar kazanı, Gökçe'nin ilk çalıştırma işlemini gerçekleştirmesi sırasında patladı.
Patlama sonrası fabrikaya Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekibi ile Sivil Savunma Müdürlüğü arama kurtarma ekipleri ve ambulanslar sevk edildi.
Kestel Kaymakamı Erhan Özdemir ve Kestel Belediye Başkanı Yener Acar, fabrikada incelemelerde bulundu. Acar, fabrika önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, ilk aldığı bilgilere göre, patlamada 1 kişinin öldüğünü 8 kişinin yaralandığını söyledi. Patlamanın, buhar kazanının patlaması sonucu meydana geldiğini belirten Acar, içerideki incelemelerinin ardından daha detaylı bilgi sahibi olacağını anlattı.
Bu arada, İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, patlamada 8 kişi yaralandı. Bunlardan 3'ü Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi diğer 3'ü ise Muradiye Devlet Hastanesine kaldırılırken 2 kişi fabrikada ayakta tedavi edildi. Şevket Yılmaz Devlet Hastanesine kaldırılan Şevket Ali Dülger (40), Cenk Yıldırım (30) ve Koray Arı'nın durumlarının iyi olduğu bildirildi.

AKP'nin Hopa mitingi öncesi ilçe savaş alanına döndü. Başbakan Erdoğan'ın otobüsü taşlandı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği bir gösterici kalp krizi geçirip yaşamını yitirdi. Bir koruma polisi de atılan bir taşın başına isabet etmesi sonucu düşerek yaralandı. Olaya tepki gösteren Erdoğan, Hopa'nın faturasını CHP'ye kesti. İçişleri Bakanlığı ise olayları incelemek üzere 4 müfettiş görevlendirdi.
Uçakla Batum'a inip, Sarp Sınır Kapısı'nın Gürcistan tarafında açılış yapacak olan Başbakan Erdoğan'ın saat 12.30'daki Hopa mitingi öncesi ilçede olaylar çıktı.

Sabah saatlerinde mitingin yapılacağı Cumhuriyet Meydanı'na hakim bir binaya büyük boy CHP bayrağı, yanındaki binaya da 'AKP Hopa'dan defol! Gençlik Muhalfeti' yazılı pankart asan grup, mitingin yapılacağı meydana protestoya başladı.

Aralarında CHP, ÖDP ve Halkevleri Derneği üyelerinin de bulunduğu belirtilen grup horop teperken, Cumhuriyet Meydanı üzerinde 3 helikopter alçaktan uçtu. Grupdakilerin buna tepki için 'yuh' çekip, HES'leri protesto için de 'Su haktır, satılamaz' pankartı açınca polis müdahale etti.

Protestocu grupta bulunan bazı kişiler kaldırım taşlarını sökerek polise atarken, polis tazyikli su ve biber gazı kullandı ve ilçe bir anda savaş alanına döndü.

Göstericilerden ve polislerden yaralananlarla, biber gazından etkilenen çok sayıda kişiye ambulanslarda ve hastanede tıbbi müdahalede bulunuldu.

Erdoğan'ın otobüsü taşlandı
Hopa Cumhuriyet Meydanı’ndaki mitingin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’a gitmek üzere helikopterin bulunduğu liman sahasına seçim otobüsüyle hareket etti. Miting alanından 300 metre kadar ayrılan Başbakan Erdoğan’ın içinde bulunduğu seçim otobüsü ve konvoydaki araçlar bazı gruplar tarafından taş yağmuruna tutuldu.

Hızlanan otobüsün üzerindeki koruma polisi atılan bir taşın başına isabet etmesi sonucu düşerek ağır yaralandı. Ortalık bir anda karışırken, güvenlik güçleri havaya ateş açtı. Hastaneye kaldırılan ve henüz kimliği öğrenilemeyen koruma polisinin durumunun ağır olduğu belirtildi.

Bir gösterici yaşamını yitirdi

Başbakan Erdoğan’ın Hopa mitingine gelmeden önce Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan olaylarda yaralanıp hastaneye kaldırılanlar arasında bulunduğu ileri sürülen Metin Lokumcu'nun kalp krizinden yaşamını yitirdiği belirtildi.

Metin Lokumcu’nun emekli öğretmen olduğu biber gazından etkilendiği öne sürüldü.

Artvin'in Hopa ilçesi Kaymakamı Abdullah Akdaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan'ın Hopa ziyareti ve mitinginde talihsiz olaylar yaşandığını belirtti. Olaylar nedeniyle ölen olmadığını ifade eden Aktaş, ''Olaylar esnasında daha önce kalp ameliyatı olan bir vatandaşımız, kalp krizi sonucu vefat etti. Bu vatandaşımızın ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu vatandaşımız belki de oradan geçiyordu. Bu konu henüz net değil'' dedi.
Olaylar sırasında bir polis memurunun da yaralandığını, durumunun ağır olmadığını bildiren Aktaş, Rize'de tedavi altına alındığını belirtti.
Hopa'da şu anda sükunetin sağlandığını vurgulayan Akdaş, şunları söyledi:
''Bazı marjinal gruplar Başbakanın gelişi nedeniyle provokatif eylemlerde bulundular. Sokak olayları meydana geldi. Başbakanı en iyi şekilde ağırlamak istiyorduk. 32 bin nüfuslu Hopa'da 2 bini geçmeyen, çevre ilçelerden de gelenler bu olayları gerçekleştirdi. Yapılması gereken ne varsa yapacağız.''

Aktaş, olaylar nedeniyle şu anda 1 kişinin de gözaltına alındığını kaydetti.
Eğitim-Sen'den açıklama
Eğitim Sen, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın miting yaptığı Hopa'da HES'leri protesto eden emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun polisin kullandığı biber gazının etkisiyle kalp krizi geçirip öldüğünü iddia ederken, "Kendisinden başka hiçbir kimliğe, ideolojiye yaşama hakkı tanımak istemeyenler Metin Lokumcu'yu gazlara boğarak, onun ölümüne yol açmıştır" dedi.
Eğitim Sen'den yapılan yazılı açıklamada, Başbakan Erdoğan'ın Artvin Hopa Meydanı'nda yaptığı miting öncesinde HES'leri protesto etmek için "Su haktır, satılamaz" pankartı açan emekli öğretmen ve eski üyeleri 54 yaşındaki Metin Lokumcu'nun polisin kullandığı yoğun biber gazının etkisiyle kalp krizi geçirdiği ve hayatını kaybettiği ileri sürüldü. Açıklamada, "Metin öğretmen, 'Su haktır, satılamaz' pankartı açarak AKP'nin doğayı talan eden politikalarına karşı, toplumsal sorumluluğunu yerine getiren örnek bir davranışla yaşam alanını savunmak istemiştir. Kendisinden başka hiçbir kimliğe, ideolojiye yaşama hakkı tanımak istemeyenler ise Metin Lokumcu'yu gazlara boğarak, onun ölümüne yol açmıştır. AKP ise polisin şiddetini pekiştirmek için elinden gelen her şeyi yaparak, bu cinayetin siyasal sorumluluğunu çoktan üzerine almıştır" denildi.
Polisin "şiddet yoğunluğunun" her geçen gün arttığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Elleri kana bulananlar, ellerini kanla yıkamaya devam etmektedirler. Ancak bilinmelidir ki bu şiddetin meşrulaştırılması girişimlerine asla teslim olmayacağız. Her ağzını açtığında insan haklarından, eşitlikten ve özgürlükten bahsederek popülist maskeler altından konuşanların kelimeleri altındaki kanı, her defasında daha güçlü teşhir edeceğiz.
Eğitim Sen olarak öncelikle öğretmenimiz Metin Lokumcu'nun ailesine baş sağlığı diliyor ve bu cinayetin sorumlularının bulunması için her adımı atacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Sendikamız, bu yoğun şiddet karşısında dimdik durarak mücadele etmeye devam edecektir."

Koruma polisi beyin kanaması geçirdi

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konvoyuna Hopa'da yapılan taşlı saldırı sırasında yaralanan Başbakanlık Koruma Müdürlüğüne mensup bir polis memurunun, miting otobüsünün üzerinde olduğu, atılan taşın kafasına isabet etmesi üzerine yere düştüğü belirtildi.
Rize İl Sağlık Müdürü Mustafa Tepe, beyin kanaması teşhisi konulan polis memurunun ameliyata alındığını kaydetti.
AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar, Hopa'daki olaylarda yaralanan polis memurunun kafasındaki ödem ve kan pıhtısının temizlendiğini ve hastanın uyutulduğunu bildirdi.
Bayraktar, Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan'ın Hopa mitinginin ardından yaralanan polis memuru Servet Erkan'a, Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerekli cerrahi müdahalenin yapıldığını belirtti.
Erkan'ın kafasındaki ödem ve kan pıhtısının temizlendiğini ifade eden Bayraktar, ''Hasta uyutuldu. Şimdi yoğun bakıma alınacak. Sağlık durumuyla ilgili net konuşmak için 1-2 güne daha ihtiyaç var. Ancak doktorlarla yaptığımız görüşmede, hayati tehlikesini büyük ihtimalle atlatacağını umuyoruz. Polis camiasına ve partimize geçmiş olsun'' dedi.
Bayraktar, olayın Hopa'da, Karadeniz'de olmasının üzüntü verici olduğunu da sözlerine ekledi.
Öte yandan, polis memuru Erkan'ın, Ankara'daki polis eşi ile Sakarya'daki yakınlarının Rize'ye geldiği öğrenildi.
Çaykur'un özelleştirilmesi yalan
Erdoğan, Hopa Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen mitingde parti otobüsünün üzerinden yurttaşlara seslendi. Erdoğan şöyle konuştu:
"Şimdi şu propagandayı yapıyorlar. 'ÇAYKUR özelleştirilecek' diyorlar. Ayıptır be. Yalan konuşma, dürüst ol. 8,5 yıl önce aynı şeyi söylüyorlardı, bugün yine aynı şeyi söylüyorlar. 8,5 yıldır ÇAYKUR özelleşti mi? Tam aksine biz hala ÇAYKUR'da yatırım yapıyoruz. ÇAYKUR'u daha da geliştiriyoruz. Paketleme fabrikalarını buraya doğru çekiyoruz. Niye? Bölgede istihdam yaratalım diye. Ama gel gör ki CHP ve MHP yalan makinesi. Sakın bunlara aldanmayın. Bu hemşehriniz size ne diyorsa siz ona bakın, ona. Bugüne kadar siz ne konuştuysanız hemşehriniz yaptı. İşte hizmetler ortada, hastaneler, okullar, yollar ortada. Bunların kuru sıkı atmasına bakmayın. Bunların sırtında yumurta küfesi yok. ''

Hopa'nın faturasını CHP'ye kesti
Erdoğan, ''Zira ben Hopa'ya eşkıyaların indiğini bilmiyordum. Meğerse eşkıya Hopa'ya da inmiş. Eli taşlı eşkıyalar oraya da inmiş. Ve ne yazık ki taşlarla araçlarımıza saldırdılar'' dedi.
Partisince Trabzon Ata Park'ta tarihi surların bulunduğu mevkide düzenlenen mitingde, Türkiye'nin tarihinde üç büyük dönüm noktası olduğunu belirten, Erdoğan, şöyle konuştu:

Erdoğan, Trabzonluları selamlayarak, ''Sizi fazla beklettim, hakkınızı helal edin. Zira ben Hopa'ya eşkıyaların indiğini bilmiyordum. Meğerse eşkıya Hopa'ya da inmiş. Eli taşlı eşkıyalar oraya da inmiş. Ve ne yazık ki taşlarla araçlarımıza saldırdılar'' dedi.
''Enteresan CHP'nin devasa bir pankartı yanında kimler iş tutuyor, bilmenizi istiyorum'' diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
''Tek yol sokak diyor, tek yol devrim diyor. Altındaki imza 'halk evleri' diyor. Değerli kardeşlerim CHP'nin yanında böyle bir pankartın asılmasına göz yummasının ne anlama geldiğini Hakkari'de gördük. Orada da BDP'lilerin eline CHP bayrakları verdiler. İçeride bir tane Türk bayrağı var mıydı, yoktu. Defalarca görüntüleri inceledim, seyrettim. Ah benim hemşehrilerim. Bu CHP, bu Kılıçdaroğlu ve ekibine 12 Haziran'da hesap sormaya var mıyız? 12 gün kaldı, çok çalışacağız. Bak, kimler kimlerle dolaşıyor görelim. Orada bakıyorsun CHP, BDP el ele, geliyorsun batıya Orta Anadolu'ya bakıyorsun CHP, MHP, BDP el ele. Bunlar aynı şeyi referandumda yapmadı mı? Referandumda CHP'si, MHP'si, BDP'si, TKP, Halk Evleri, illegal örgütler el ele vermedi mi? Şimdi aynı şeyleri yapıyorlar. Hedefte AK Parti var. Fakat AK Parti kimin şahsında var, milletin şahsında var. Çünkü bizim rotamızı çeteler çizmedi, millet çizdi, millet. Biz Trabzon ile aslında acılar üzerinde konuşmak istemeyiz. Aracılar üzerinden konuşmak istemiyiz. Biz Trabzon ile doğruları konuşuruz, düz konuşuruz, dobra dobra konuşuruz, gönül birliği ile konuşuruz.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''OBA'' helikopteriyle saat 18.40'da Ordu'ya gitti.


Seçimlere 12 gün kaldı… Ortada birçok anket, birçok dedikodu geziyor. Bunların altyapısı tezgâhlananlarında, AKP hep ilk sırada ve neredeyse tek başına iktidar çıkıyor veya çıkarılıyor, bilemiyorum. Bildiğim tek şey, AKP’nin, gericiliğinden beklenilmeyecek boyutlarda bilgi çağını ve onun psikolojik hazırlık safhalarını ve analiz sonuçlarını ciddiye alıyor olması. Dinlenilen ben diyeyim yüz binler, siz deyin milyonlar, kurulan medya ağları, bunlarda kimlerin öne çıkarılabileceği konusunda oluşturulan genelgeler, kamuyu yönlendirmede eksper kişi ve kuruluşlarla çıkar ilişkileri, hepsi ortada… Cumhuriyetçi-demokrat-Atatürkçü kesimde, bu psikolojik harekâtın bilinçaltı da olsa genelinde ezikliği, sıkıntısı, sinir bozukluğu var. Tarihimizin en hayati seçimine 12 gün kala, artık durum tespiti ve tahminleri kenara bırakıp, büyük bir seferberliğe girmemiz lazım. Şu anda genel eğilimlerin ne olduğuna bakmadan, anketlerle ilgilenmeden, her köşede, her esnafta, her aile toplantısında, her kahve sohbetinde üzerimize düşeni yapmamız şart. Bunun içine internet çalışkanlığı, kamuoyu taramaları ve her türlü sanal rüzgâr estirmeyi de ekleyebilirsiniz… Belki kimi anketlerin dediği gibi, AKP şu anda yüzde 48’lerde... Belki yine tek başına iktidar limitlerinde geziniyor. Olabilir. Öyle olsa bile hedefimiz o oyları teker teker 12 gün kala azaltmaya çalışmak. Kurtarılan her oy, yobazlığa karşı özgürlüğe, ampule karşı güneşe, karanlığa ve kandırmacalara karşı aydınlanma ve dürüstlüğe taşınmış bir umuttur. Hiç kimsenin adamlar zaten tezgâhı da ayarlamış, kazanacaklar diye söylenmeye ve çevresinin moralini bozmaya hakkı yoktur. Zaten kulağa daha hoş gelen başka iddialar da var. ABD’nin bile artık ılımlı sıfatını bir kenara kaldırıp İslamcı AKP’yi bu sefer yüzde 35-38 arası gördüğü söylenmekte. İnan Kıraç veya Rıfat Serdaroğlu gibi deneyimli isimlerin, her türlü manipülasyona karşı, AKP’nin potansiyelini iddiaların çok altında gösteren analizleri var. Bu arada kamuoyu araştırmalarında bile, insanların açık açık AKP’ye karşı konuşmaktan çekindikleri ve her zaman doğruyu söylemedikleri de artık tespit edilmiş durumda. Yaratılan Korku İmparatorluğu havasından elbet etkilenenler oldu… Bu nedenlerle AKP’yi öne çıkaran anketleri doğru ve tartışılmaz kabul etmeye gerek yoktur. Tam tersine, yaratılan psikolojik savaş ortamında, kararsızları etkilemek için, muhalefetin gücünü ortaya koyan, AKPnin iktidarı kaybediyor olmasının getirdiği sinir bozukluğu ile son manevralarını yapmaya çalıştığı gerçeği dile getirilmelidir. AKP’nin böyle davranması da kaçınılmazdır. Çünkü bu siyasi oluşum, iktidardan hiçbir zaman gitmemek üzere hazırlanmış bir yapıdır. AKP yarın muhalefette yerini alamaz. Çünkü yalnız iktidarla sürebilecek, yurt çapında siyasi ve ekonomik bir çıkar ilişkileri dizisini bünyesinde taşımaktadır.Açık konuşalım: Seçimlerde dürüst sayım ve tasnifin yapılacağına dair yüzde 100 güven taşıyan hiçbir vatandaş göremiyorum çevremde. Bu işlere çok emek ve çaba harcamama rağmen kendi partim içinde bu tereddütlerin genel başkan tarafından kamuoyuna ifade edilmesi ve buna karşı kesin caydırıcı önlemler alınmasını sağlayamadım. Sn. Tacidar Seyhan, Sn. Umut Oran ve diğer arkadaşlar neden söz ettiğimi biliyorlar. Bunları da şikâyet için filan söylediğim yok. Tam tersine, fotofinişte alınacak her önlem, zapt altına geçirilecek her sandık sayımı (yalnız kendi partimizin oy sayısı değil, her partinin oy sayısını baz alarak) bunu zabıt, tutanak, fotoğraf kanıtı ve merkezi değerlendirme metodu dahil her yöntemle denetleme ve sağlamasını alma, bugün her partinin olmazsa olmaz siyasi dürüstlük borcudur. Her vatandaş bu seçimlerde kendini doğal denetçi ilan etmeli, sandık hâkimiyeti hiçbir aşamasında polislerin eline geçmemelidir. Çöplüklerden toplanan, yakılan oy torbaları faturaları bu halkın özgür iradesinin önüne hep taş koymuştur. Siyasi partilerimizi idare eden herkes, bu duruma karşı, zekâsını, gücünü, anayasal haklarını ortaya koyacak formülleri bulmaya mecburdur… Gün, seçim için seferberlik günüdür. Son 12 gün, iki ay kadar değerlidir! CHP ve Cumhuriyet Güçbirliği sayesinde parlamentoya taşınacak olan Silivri aydınları ise ülkenin çehresini değiştirmeye adaydır…



CHP’nin Demokrasi raporu, çağın özgürlükçü demokrasi kavramından yola çıktığı kadar, çağın yeni liberal-emperyal çıkarlar tuzağında bilinçli yaratılan kavram karmaşasına, özgürlükler-ayrımcılık sınırlarıyla oynanarak hakların geliştirilmesi adına yaratılan hak gasplarının püf noktalarına açıklık getirdiği için önemli. Anlaşılır bir dille kaleme alınmış, içeriklerinde gerçekten evrensel, insan hakları, demokrasi, eşit yurttaş, özgür toplum yaratılmasının kriterlerine bağlı kalınmış metni baştan sona okuma, kimi satır aralarını çizme zahmetine katlanırsanız, özgürlükler adına çok kullanılan kimi kavramlarla nasıl da aldatıldığımızın ayrımına varmak için âlim olmak gerekli değil..
Dahası şu seçim kampanyası sürecinde bile siyasilerin, sözde tarafsızlık, bilim adına yola çıkmış kimi gazetecilerin, hukukçuların; gündem ister anayasa, güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, laiklik, demokrasi, en temel insan hakları.. ister bireysel haklara ilişkin yasalar, Kürt sorunu, inanç özgürlüğü olsun.. özgürlük-ayrımcılık sınırları ile oynanarak hakların kazanılması adına hakların gasp edilmesine, cepheleşmeye, çatışmaya yönelik kavram karmaşası yarattıklarını kolayca görebilirsiniz..
Keşke “bilim insanı, hukukçu, sosyal siyasetçi olmadığımıza göre şart da değil..diyebilecek lüksümüz olsa... Bu ülkede kavgaları bitirecek, gerçekten demokratik sivil haklardan, özgürlüklerden yana bir anayasa istemeyen; birlikte, barış içinde, bölünmeden bir yaşamın özlemini çekmeyen var mı ki? Ya da kimlik, din, inanç özgürlüklerini başkalarıyla çatışmadan, barış içinde kullanmak istemeyen? Birbirini düşman ilan etmeden, farklı değerler, inançlar, yaşam biçimlerini sürdürebilme koşullarının özlemini çekmeyen?.. Hepimiz aynı temel özlemlerden, özgürlük istemlerinden yola çıkıyoruz da neden birbirimizi gırtlaklayacak noktalara geliyoruz? Birimizin en sıradan, haklı, masum insan hakları istemleri, neden bir diğeri için hakların gaspı sonucunu veriyor? Terslik, tuzaklar nereden çıkıyor? Kim kimi aldatıyor, kimler yalan söylüyor? En masum hak istemiyle yola çıkan, karşısındakinin insan hakları, özgürlüklerini, ülkenin bütünlüğü, demokrasisi, inanç özgürlüklerini nasıl oluyor da bu kadar ağır gasp etmeye doğru yol almış oluyor?..
***
Neden demokrasi birikimi, ekonomik-sosyal-siyasal-toplumsal koşulları elverişli ülkeler, zengin Kuzey dünyasında bile söz konusu tüm alanlarda ayrımcılık, çatışmalar gündemde? Neden yoksul Güney, hele de İslam dünyasında inançlar, ırklar, mezhepler, aşiretler, cemaatler üzerinden büyük çatışmalar yaşanıyor? Neden sözde tek kutuplu, savaşsız bir dünya düzenine geçilmiş, küreselleşiyorken pek çok ülkede ırklar-dinler eksenli iç savaşlar, parçalanmalar, haritaların değişmesi süreçleri gündeme geliyor?..
Şu seçime gün sayarken, biz ülkemize dönelim. Neden bu kadar büyük bir gerilimi, cepheleşmeyi, ayrımcılıklar üzerinden travmaları yaşadığmızı sorgulayalım. Parçalanmadan, daha keskin bir iç savaş ortamına girmeden Kürt sorununu nasıl çözebiliriz? Kürtlerin insan, kimlik haklarını kazandırmış olarak birlikte yaşamayı, kalıcı barışı nasıl sağlayabiliriz? İnanç üzerinden siyaseti eksen yapmış bir iktidar, daha da kötüsü İslam dünyasını inanç üzerinden yönetme, paylaşmaya kararlı evrensel güç odaklarının yeni çıkar dengelerinin oluşumu hesaplarında; Türkiye’yi İslam dünyası için rol model biçmiş olmaları gerçeği karşısında, bağımsız kimliğimizi nasıl koruyacağız? Daha açık kimi Batılıların sıkça kullandıkları, demokrasinin kendileri için geçerli özünü, kriterlerini reddederken bir kavramla “İslam demokrasisi”, “Ilımlı islamülkesi, yani yumuşak dozlarıyla da olsa şeriat kurallarıyla yönetilecek bir ülke olmaktan kurutulup evrensel ilkeleriyle Laik-özgürlükçü demokrat bir Cumhuriyet olabileceğiz?
***
Parçalanmış, dünyanın en ileri çokkültürlü uygulama deneyimi olan Tito Yugoslavyası’nda doğmuş, haklar ve özgürlüklerden yola çıkılarak yaşanan travmalara yakından tanıklık etmiş; şimdi ırklar, mezhepler üzerinden parçalanmış 9 devletçiğin ayakta kalamamasını, vatandaşlarının kaybettiklerine, dökülen kanlara, ağır yoksullaşma, yoksunlaşmaya, çaresizliğe tanıklığım belki aşırı duyarlılık... Özgürlük-ayrımcılık sınırlarıyla oynanarak, kavram karmaşasında kurulan tuzaklarla, insan hakları, demokrasinin katledilebilmesine, insanlığın çaresizliğine tepkim abartılı, büyük, ama bir o kadar da gerçek...
Zaten benim duyarlılıklarım değil evrensel insan hakları, demokrasi ilkeleri, evrensel sözleşmelerin kriterleri önemli... İşte CHP’nin Demokrasi, eşit yurttaş, özgür toplum raporu, altının çizildiği üzere, Türkiye’deki kavram karmaşası, tartışmaların boğuntusunda, siyasi kaygılar, oy getirisi hesapları üzerinden değil evrensel ilkeler çerçevesinde, çözüm arayışlarıyla hazırlandığı için önemli, iddiasız ama yol gösterici bir belge...



Erdoğan, ana muhalefet lideri için “Vitrin süsüdür. Sanaldır, hayalidir. CHPnin başına getirilmiş bir projedir” diyor. Ancak bu kadar ağır sözlerle hakaret ettiği kişinin, birbiri ardına somut projeler ile düne kadar kararsız olduklarını söyleyen seçmenlerin önemli bir bölümünü etkilemiş olduğunu Erdoğan’ın hâlâ fark etmediği anlaşılıyor.
Geçen haftanın sonunda Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın düzenlediği bir etkinlikte konuştuğum AKPli eski bir dostum, Başbakan’ın etrafını saran kimi çıkarcıların, her şeyi pespembe gösterdiğinden şikâyet ediyordu. 12 Haziran’da sandığın birincisi olarak çıkacaklarını; ama oy yüzdelerinin fazla artmaması gerektiğini de ekleyerek.
O beklentisinin nedenini öğrenmek istediğimi söyleyince, “İktidar otobüsünün freni patlamamalı” diye bir yanıt verdi.
Başbakan’ın son konuşmaları ile CHP Genel Başkanı’nınkileri mukayese eden herkes, Erdoğan’ın yeni projelerden söz etmeyerek, konuşmalarını CHP ve MHP’ye ağır hücumlarla doldurduğunun elbette farkındadır. Oysa önümüzdeki dönemi kendisi ve partisi için “ustalık dönemi” olarak tanımlayarak oy isteyen Recep Tayyip Erdoğan, daha önceki seçimlerde AKP’ye oy vermiş kişilerden tutun, 12 Haziran için henüz karar vermemiş olan tarafsız seçmenlerin beklentilerine ısrarla yanıt vermek istemeyen bir tutum içerisinde olmayı sürdürüyor.
Dahası, partisine ve kendisine yönelik olarak yapılan eleştirileri de somut yanıtlarla karşılamaktan kaçınıyor. Mesela, Kılıçdaroğlu önceki gün bazı gazetecilerle yaptığı söyleşide, “Ülkemizde adı konulmamış bir OHAL uygulanıyor” demişti. Erdoğan’ın dünkü mitinglerinde bu suçlama karşısında bir yanıtı olmalı diye güncel haberleri taradım. Ancak AKP Genel Başkanı Bay Kemal”den imam hatip gençliğinin üzerinden elini çekmesini isteyerek, “Gölge etme başka ihsan istemeyiz” demeyi tercih etti. Başbakan’ın, CHP Genel Başkanı’nın sanki imam hatipli çocuklar için herhangi bir eleştirisi varmış gibi kamuoyuna kendi yarattığı sanal konuları gündem olarak getirmeyi, AKP oylarından muhalefet partilerine yönelecek olanların önünü kesmek için kullandığı anlaşılıyor.
Sandık başına gitmemize on beş günden az bir süre kaldı. Meydanlar adam akıllı ısınıyor. Özellikle bugün ve ondan sonraki üç gün liderler Diyarbakır’da, Kürtlerin talepleri için neler düşündüklerini, hem bölge seçmenleri hem de öteki yerlerde yaşayan seçmenlerle paylaşma olanağı bulacaklar.
BDP’nin CHP’ye sempati ile bakmasını da bu partilerin aleyhinde bir koz olarak kullanmak isteyen Erdoğan’ın pilinin gerçekten azalıp azalmadığını, o konuşmalar daha da somut olarak ortaya çıkaracaktır.



CHP’nin açıkladığı “Demokrasi, Eşit Yurttaş - Özgür Toplum” raporundan AKP iktidarına ilişkin bilgiler aktaracağım:
• 2007 seçimlerinden sonra AKP’nin baskıcı eğilimleri ve uygulamaları daha belirgin hale geldi. Yasadışı telefon dinlemeleri, muhalifleri susturmaya yönelik soruşturmalar; üniversite, basın, sivil toplum üyelerinin çok uzun süreli tutuklanmaları; özel mekânlarda yasadışı aramalar ve suç niteliği olmayan özel eşyalara el koymalar, firma ve medya üzerinde mali baskılar, Türkiye’de bir korku toplumu yarattı.
Türkiye dünyada sayısı artmakta olan veseçimli otoriterlik”, “otoriter demokrasi”, “plebisitçi otoriterliksıfatlarıyla anılan sisteme doğru evriliyor. Son 10 yılda dünyada askeri diktatörlük sayısı azaldı, ancak kalkınmakta olan ülkeler arasında baskıcı sivil yönetimlerin sayısı arttı. Türkiyenin bu yolda ilerlediğine ilişkin sistematik işaret artıyor.
• AKP döneminde AİHM’nin Türkiye aleyhine verdiği kararlar artıyor, sistematik hak ihlalleri yapılıyor, ayrıca AİHM kararlarına rağmen bir önlem alınmıyor.
• 2003-2010 ilk altı ayı arasında, 101 kişi faili belli olmayan ama siyasi nedenlerle işlendiği güçlü şüphesi olan cinayete kurban gitti. Aynı dönemde kolluk kuvvetlerinin dur ihtarına uymayan veya rasgele ateş açma sonucu 315 kişi öldü. Ayrıca 212 kişi, gözaltında veya cezaevinde şüpheli bir şekilde veya tedavileri yapılmadığı için öldü. Bunlar şoke edicidir!
• 2007’de Polis Vazife Selahiyetleri Kanunu’nda silah kullanımı kolaylaştırıldı. Bu yetkiler, kolluk kuvvetlerini adeta pervasızlaştırdı, başta yaşam hakkı ihlalleri olmak üzere, ağır hak ihlalleri yaşanmaya başlandı.”
• 2005-2010 arasında kötü muamele ve işkence iddiasıyla haklarında soruşturma açılan 309 polisten sadece 2’si ceza aldı. Zor kullanım yetkisini aştığı gerekçesiyle soruşturma açılan 2032 polisten sadece 20’si ceza aldı.
• 2003-2008 arası İstanbul polisi ile ilgili, işkence iddiası ile 431 polisi hakkında dava açıldı. Henüz ceza alan yok. İktidar cezasızlık politikası uyguluyor. AİHM, işkence konusunda onlarca davada tazminat kararı verdi, ancak tazminatları devlet ödedi, bunların hiçbiri polise rücu ettirilmedi.
• İşkence ve kötü muamele iddiasında bulunanlar hakkında ise kamu davaları açılıyor. Orantısız güç kullanımına karşı çıkanlar hakkında açılan polise direnme davalarından 2006’da 11.956 davadan 10.207’si mahkûmiyetle sonuçlandı!
• Koruma tedbiri olan tutuklama, otomatik hale geldi. 2005’te adli suçlardan tutuklu 28.364 kişi iken, 2009’da 52.512 oldu. Terör suçundan tutuklu sayısı aynı dönemde 1.537’den 3.361’e ve çıkar amaçlı suç örgütü tutuklusu 1.111’den 3.886’ya çıktı. AİHM Türkiyede tutuklama kararlarının sistematik olarak ihlal edildiğini saptadı.
• Sadece 2010’un ilk altı ayında 596 kişi için, düşünce açıklamak ile ilgili davalarda 1219 yıl hapis cezası, 7 gazete için yayın durdurma veya toplatma kararı verildi. Daha binlerce kişi bu konulardan yargılanıyor.
• İnsan hakları örgütü Freedom House, basın özgürlüğü açısından Türkiye’yi 196 ülke arasında 112., Avrupa’da ise sonuncu gösterdi. Basın mensupları tehdit ediliyor ve saldırıya uğruyor. Basın mensupları, medya dünyasını şekillendiren medya-siyaset-ticaret ilişkilerinin de tehdidi altındadır.
Toplantı, gösteri, yürüyüş hakkı hiçe sayılıyor. 2009’da toplantı ve gösterilerde 6 kişi öldü, 1494 kişi yaralandı. 2010’un ilk 6 ayı içinde, 68 yaralı, 1263 gözaltı ve 129 tutuklama oldu. AKP’nin çıkardığı Kabahatler Kanunu da insanları bastırmanın aleti olarak kullanılıyor. AKP en barışçıl gösterileri bile yasadışı ilan etmekte, katılanları yasadışı örgüte üye olmakla suçlamakta. 2010’un ilk altı ayında 146 kişi toplam 900 yıl hapse mahkûm oldu.
Taş atan çocuklardan, 2006 ve 2007’de 1572 terör davası açıldı, 500’ü tutuklu yargılandı; 2009’da 177 çocuk 772 yıl hapse mahkûm edildi.
Örgütlenme özgürlüğü çeşitli baskılar altındadır (örnekler). Girişim özgürlüğü de baskı altındadır, devlet ihalelerinde yandaş şirketler ve kişiler korunmakta, vergi denetimi siyasallaşmakta. Yatırım güvencesizliği hüküm sürmekte.
Hak ihlalleri konusunda, özel yaşamın gizliliği ihlali sık yaşanıyor ve bunların arkasında hükümetin olduğu güçlü şüphesi bulunuyor. Telefon dinlemeleri, kasetli görüntüler, hükümetin teknik takip ve dinleme gibi özel hayata ilişkin polisin müdahalesini arttıran yasa ve uygulamalar sonucu genişledi.
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri, DGM’leri bile aranır kıldı. Adil yargılanma hakkı neredeyse her gün ihlal edilir oldu. Gizli tanık, gizlilik kararı alınarak delillerin sanıklara gösterilmemesi gibi uygulamalar ile savunma hakkının içi boşaltıldı.
***
Bunlar sadece seçilmiş bazı konular. AKP’nin “ileri demokrasi” karnesi hep eksilerle dolu. Bu karnede artı olarak gösterilecek tek bir uygulama yoktur!
Muktedir, kendisinin, partisinin ve Türkiye’nin sağlığı için biraz muhalefete, siyasi nadas’a çekilmeli, bu seçimler sonucu.. Bana sorarsanız, kendiliğinden bunu yapmalı! Halk zorlamadan!


Duyguların altüst olduğu anlar vardır hani… Bir can sıkıtısı, tedirginlik… Yalnız olma istemi… Düşüncelerden arınıp alıp başını gitme isteği…
Böyle bir günün içinde geçen hafta yaşadığımız terör olayını anımsadım.
O sabah televizyonda haberleri izlerken Etiler’de Koç Köprüsü’nün altına konulan bombanın patlaması ve ilk görüntüler.
Kör terör bu kez Etileri vurmuştu… Polis Etiler’in ünlü Nispetiye Caddesi’ni “ikinci bomba olasılığı”na karşı kapatmıştı.
Aradan birkaç saat geçti; patlamada Ayten Bal adlı genç bir kadın bir bacağını kaybetmişti…
Yanında arkadaşı Ceyhan Mercan vardı…
Ona bir şey olmadı.
Patlamanın olduğu an, Yazgülü Şubatlıoğlu otobüsten inmişti. Şarapnel parçaları yüzüne gelmişti. Nefes almakta zorlanıyordu Yazgülü. Hemen hastaneye kaldırılıp ameliyata alındı. Yazgülü sağ gözünü yitirmişti.
***
Yıllardır terörle iç içe yaşıyoruz…
Bakıyorum Kürt milliyetçileri kör teröre karşı yine sessiz…
Bir tepki göstermiyorlar.
Televizyon ekranlarında sabah akşam “demokrasiden ve özgürlüklerden” söz ediyorlar.
İş PKK’ye gelince dedikleri şu:
Dağdaki gerilla
Bunlar düpedüz hain, alçak, ikiyüzlü ve kan gölünden beslenen mahluklar…
Sivil, asker, polis onlar için hiç fark etmiyor. Toplumu sindirmek ve yılgınlaştırmak için araç yakıp masum insanları öldürüyor.
***
Unutkan bir toplumuz…
Güngörende ölen onlarca can, Ankara Ulustaki kanlı eylem, İzmirde akıttıkları kan, İstanbul’da “Mavi Çarşı” yangını… Ilgaz Dağları etekleri, Tokat, İskenderun…
Daha sayayım mı?
Toplum eli kanlı kör teröre karşı tepkisiz!
Türküyle, Kürtüyle, Alevisi ve Sünnisiyle yüz binler Taksim Alanı’nı doldurup protesto etse, eylemler Edirneden Hakkâriye dek yayılsa, Etiler’de, Ankara’da, İzmir’de güpegündüz alçakça tuzak kurabilirler mi?
***
Bir mayıs sabahında düşüncelerim sağanağa dönüşüyor…
Terör bu kez kanlı yüzünü Etiler’de gösterdi ve bir genç kadın bacağını, bir başkası sağ gözünü yitirdi.
İnsanların yaşamı, geleceğe ilişkin düşleri bir sabah patlayan bir bombayla yitip giderken yüreği nasırlaşmış canilerden söz etmek istemiyorum.
Havanın havaya vururken çıkardığı bir ses… Bir çığlık… Genç kadının arkadaşına söylediği söz:
“Bacağım koptu!”
Masum insanları hedef almak, Güneydoğu kentlerini zapt etmek, oraları “kurtarılmış bölge olarak” görmek, kime yarar sağlar!
Etilerdeki alçak eylemi bugün yarın “Ergenekon” ya da “Balyoz”la ilişkilendirenler mutlaka çıkacak göreceksiniz.
El insaf!..
***
Oysa toplum bu gibi saldırılarda tümleşmeli; ideolojilerini, farklı siyasal görüşlerini bir kenara itip teröre karşı birlikte hareket etmelidir.
Etiler’de patlayan bomba… Bacağı kopan, gözünü yitiren iki genç kadın…
Önceki gece bir tartışma programına takıldı gözlerim…
Üç kadın mı alalım, yoksa dört kadın mı?
İşi gücü bırakmışlar bunu tartışıyorlar…
O anda bacağı kopan, gözünü yitiren iki genç kadın geldi gözlerimin önüne…
Onların geleceğe ilişkin düşleri…
Kanlı 1 Mayıslar, Kahramanmaraş, Gazi Mahallesi olayları, Sivas katliamı.
Türkiye’de 15 yıl önce tartışmadığımız konular gündeme geliyor… Kürt kardeşlerimiz istedikleri gibi konuşuyor, “Kürdistan”, “özerklik” gibi kavramları dillendiriyor.
***
Duyguların altüst olduğu aydınlık bir günün sabahında paramparça olmuş heceler, yok olan düşler, sevdalar, aşklar ve yaşam…
Elbet sivil, demokratik, çağdaş bir anayasa… Elbet eşit yurttaşlık… Elbet Kürt kökenli çocuklarımızın küçük yaşlarda anadillerini öğrenmeleri… Elbet tüm faili meçhul cinayetlerin aydınlanması… Elbet Musa Anterin katillerinin bulunması…
Peki, dağdaki eşkıya ne olacak? Eli silahlı, bombalı katillere hâlâ “gerillamı denilecek?
Bombanın patladığı saatlerde köprünün altından, polis okuluna giden araçlar, okul minibüsleri geçiyor.
Siz de geçebilirsiniz, ben de.
Bu denli ucuz mudur can almak, insanların düşlerini yok etmek?

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget