Makaleler "Siyaset"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

İlhan Kesici AKP- RTE nin 2020 bütçesini fıkralarla eleştirdi
“Türkiye’de toplan vergiler borcun faizlerini bile karşılamıyor”.
CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici,  Meclis genel kurulunda partisi adına yaptığı konuşmasında bütçeyi değerlendirirken, AKP-RTE iktidarının ekonomik uygulamaları ve 2020 yılı bütçesini espri ve fıkralarla eleştirdi.
Aynı açıklamaları,  Gürkan Hacir’in Halk TV deki söyleşisinde de tekrarlayan Kesici, toplanacak vergilerin ancak faize gideceğini söylerken, ekonomik “karadelikten” bahsetti, ekonomideki geleceğimiz için, “bahardan sonra yaz değil, karakış gelecek” dedi.  Bu duruma göre, 2020 yılı da hepimiz için daha sıkıntılı geçecek demektir. Biz de bu konuşmanın bazı bölümlerini ara ara da olsa alma gereğini duyduk, Sayın İlhan Kesici’nin tespit ve teşhislerini size sunmak istedik.
Epeyden beri AKP nin ekonomik durumu iyi gitmiyor. Düşük kur yüksek faizle dolardaki oynamalarla, yabancılar yüz milyon dolarla geldiler, dört senede 290 milyon dolarla gittiler. O nedenle bizi gelirken de öptüler, giderken de öptüler.
Yabancı bu akan para için  “ilimizi, kemiğimizi emdiler” dedi. 2008 e kadar faizler yüksek olduğu için yabancı para 100 dolarına 4 yılda 146 dolar para kazandı. Yıllık faiz ortalaması yüzde 20 eder, kur ayarlamasından Türkiye ucuz ithalata ülkesi oldu. Yüz dolarla geldiler 246 dolarla çıktılar.
Meğer bu yabancılar yılda bu katlı karlı paralarla iki defa öpmüşler, hem gelirken öpmüşler, hem giderken öpmüşler. Buna ülke ekonomisinin dayanması imkânsız.
“Gizliden boğaya gelen açıktan buzağılar”
Yunanistan, iktidarın rakamlarla oynadığı gibi rakamlarla oynayıp kendilerini havalı gösterdiler, sonunda Yunanistan ekonomik krize girdi, bu daha 20 sene sürecek; bunun sebebi bilançolarını makyajladılar.
Dış ticaret açığı, ihracatımızla ithalatımız arasındaki fark, bir küçük mevsizmsel ihracat artışı olduğu zaman bakan seviyesindeki Ak Partili arkadaşlar yeri göğü inletiyorlardı, “ihracatta dünyanın birincisi olduk, Çin’i geçtik, Maçin’i geçtik, Marsta bir şey varsa onu da geçtik” falan diye geçici bu durum için havalandılar. Ama sonunda acı gerçek açığa çıktı.
Ben Sivas Zara’lıyım, bizim orda bir laf var, “ışkereden boğaya gelen (gizliden boğaya gelen) aşkereden buzağalar, aşkere (aşikâr, açıkatan), yani gizliden bunu yaparsın ama gün gelir açığa düşersin, aşkereden buzağılarsın. Yunaistan’ın durumu da öyle oldu. Gizli gizli gizli rakamlarla oynadılar sonra iş açıkça meydana çıktı. Ama bunu saklasanız da bunu dünya biliyor, bilir.
Kazın cücüğü güzün belli olur
Kars’ta bir laf var “kazın cücüğü güzün sayılır” diye. Kazın cücükleri baharda meydana gelir. Birisi “ne kadar kazın var” dese, biri dese yüz, belli olmaz, güze gelinceye kadar kimisini yel alır, kimisini sel alır, kimini tilki kapar, kimini komşuların çocukları çalar. Böyle olunca kazın cücüğü güzün sayılır. Burada kaz yerine dış ticaretimize bakacağız, sanayimizin rekabeti, uluslar arası piyasadaki yaptığı, başarılar, başarısızlıklar ihracat kaleminde görülecek,
Güz 17 yılsonu AKP iktidarının bu sonu, güz geldi, şimdi kazın cücüğünü sayalım.  İhracatımızla ithalatımız arasındaki fark bir trilyon elli milyar dolar. Bu dehşet bir rakam, Allah seni inandırsın ben bunu irdelerken gözlerimden yaş geldi, bu dehşetengiz bir şey, böyle bir şey olabilir mi?
Dadaş Turizm yolcusu
Bizim küçüklüğümüzde otobüsler, lokantalar bu kadar lüks değildi, şimdi çok güzelleşti oralar. Şimdi Dadaş çay ve ihtiyaç molasına girmiş, anons ediliyor, “Dadaş Turizmin yolcuları otobüsünüz kalkmak üzeredir; Dadaş fırladı, bir baktı on tane büyük otobüsler birbirine benzemekte, o otobüs parkında on tane “Dadaş Turizm otobüsü var” otobüs parkında. Otobüsü hangisi, telaştan adam şaşırdı, otobüs hareket etti edecek, yanlış otobüse binse yanlış yola gidecek. Dadaş telaşla bir otobüsün önüne çıktı, “ula gardaş hele bir bakın ben bu otobüsün yolcusumuyem”: Ben de bazen bakıyorum söylenen rakamlara, yolcular var, söylenen rakamlar var, “acaba hangi otobüsün yolcusuyuz” diye şaşıyoruz. Ben de bazen şaşırıyorum, arkadaşların söylediği rakamlara bakarak, “acaba biz de mi bu otobüsün (ekonominin) yolcuları mıyız, diye.
17 yılda 460 milyar dolar faiz ödemişiz
Şu ana kadar devletin, özel sektörü de hesaba katmak suretiyle devletin ödediği faiz dış ve iç borçlanmadaki ödediği faiz 460 milyar dolar, yıllık. Bunu güne saate getir, galiba 108 bin saat ediyor bu, 17 yıl 150 bin saat her saat üç milyon dolar faiz ödüyoruz. 138-140 milyar lira 2020 yılı bütçesi, şimdi kabul ettiğimiz bütçesinde bu rakam faiz rakamı 139 milyar Türk lirası bu sene faiz ödeyeceğiz.
Bazı Ak Partili arkadaşlar “bu doğru olabilir mi, böyle bir şey olabilir mi” diye şaşkınlıklarını belirtiyorlar. Bu faizi güne ve saate bölün 2.6 milyon dolar, her saat 2.6 milyon dolar faiz ödeyeceğiz. Türkiye’de hani vergi topluyoruz ya, burada dehşetengiz bir kara delik var. Türkiye’de iki milyon insan doktorlar, mühendisler, avukatlar bütün serbest meslekte çalışanların sayısı iki milyondadır. Üç milyon memur, 14-15 milyon civarında özel sektör, maaşlı ücretli çalışanı asgari ücretli dâhil iki milyon civarında,  20 milyon civarında hepimizin verdiğimiz vergilerin toplamı bu rakamı etmiyor, yani toplanan tüm vergiler 139 (140)  milyar lira faiz etmiyor.  Bu bir kara delik. Bu ciddiyetle ele alınması lazım.
Genç işsizlik ayrı bir sorun, Türkiye’de 15-30 yaş grubu genç nüfus, bunların nüfusu 11 buçuk milyon, 12 milyon diyelim buna. Bunların okulda, çalışıyor olanları var, kayıtlı iş arayanlar bir buçuk milyon civarında, bir bölüm daha var ki, daha vahimi ne iş arıyor, ne okulda, ne eğitimde, ne de iş arıyor küsmüş.  Bunun nüfusu 3 buçuk milyon, bunun 650 bini üniversite mezunu, 600-650 bini lise mezunu, 700 bini de teknik lise mezunu. Bunlar eninde sonunda devlete düşman olacaklar, bu kendi devletinden sıtkını sıyırmak demek, bunların hayalleri öldürülüyor. Geriye ne kalıyor, gerideki toplum kendini kurumaya çürümeye bırakacak, ağaçların kuruduğu gibi. Bu 15-25 arası gençler bizim geleceğimiz demektir. Bu aynı zamanda insan enerji israfıdır, en büyük israf gençlerin israfıdır. Bunun ikinci bacağı da toplum kendi kendini kurumaya bırakıyor. Bu kara deliği kapatmak için ne kadar vergi artırabilirler ki.
Siyasiler şöyle mugalâta yapıyorlar, “aslında biz iyi idik ama teknoloji ilerledi, robotlar arttı fabrikalarda çalışmaya başladı, işçinin yerini robotlar aldı, onun için işsizlik var” falan deniliyor.
Oysa dünyanın en ileri teknolojisini kullanan imalat sanayinde kim ABD, dünyada fabrika başına, insan başına en çok robot kullanan kim ABD de en çok robotlar üretime katılıyor, orada işsizlik olması gerekir gibi görünür, ama ABD de son 49 yılın en düşük işsizlik seviyesi en az noktadadır.
Bayburtlu İşsiz
Bayburtlu bir arkadaşıyla dertleşiyor. Bayburtlu arkadaşına yakınıyormuş: “Yav çarşıya çıkırem dağlanırem, eve dönirem evde de horlanıram. Yani çarşıya gidiyor daralıyor adam, kahvede otursun, nerede otursun oturamıyor, eve geliyor hanımdan azar işitiyor, hanım tarafından horlanıyor. Bu yüzden evlerin huzuru, saadeti iş ve işsizlikle ilgili olduğu görülüyor”.
İsraftan kaçınmalı daha dikkatli olmalıyız
2007 IMF raporlarına göre, ekonomi yönüyle dünyanın en kırılgan ülkesi Türkiye diye yazmakta. Bu raporlara göre daha dikkatli olmalı idik, yoksa daha sıkıntılı hale geliriz.  
İlhan Kesici ümitsiz olan Türk ekonomisi için böyle bir benzetme yapıyor ve şu sözlerle konuşmasını sonlandırıyordu:
Durum ciddiden de ciddidir. Bu ciddiden de ciddidir; devletimizi yöneteler meseleye böyle bakmaları lazım. Bu işte sihir de keramet de yoktur. Kışa girmekteyiz, her kıştan sonra bahar olmuyor, bazen kıştan sonra karakış oluyor. Buna nükleer kış da diyebiliriz, yani icaplarını yapmaz isek, içinde bulunduğumuz hali küçümsersek, üstesinden kolayca kalkabileceğimize inanırsak, ciddiyetle çok ciddi bir program hazırlamalıyız. Saplantılarda inat etmemeliyiz. Osman Bölükbaşı’nın inatçı siyasetçileriniz için bir sözü vardı, “zengini hayırsız evlat batırır, memuru süslü avrat batırır, siyasetçiyi kuru inat batırır”   .Öyleyse inatçı olmayı bırakıp, uzlaşmaya, anlaşmaya çağıran mahiyette olmak lazımdır.
17 yılda devletin ödediği faiz tam 460 milyar dolardır. Bu rakam, mesela 115 adet Atatürk Barajı eder. Atatürk Barajı'nın maliyeti 4 milyar dolardı. Faaliyette olduğu 27 yılda her yıl 10 milyon dönüm tarla suladı. 25 milyar dolarlık, 250 milyar kws de
elektrik üretti. Hesap budur
CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, TBMM de 2020 Bütçenin kapanış konuşmasını partisi adına 60 dakika konuşarak, bütçedeki, daha doğrusu ekonomideki kötü gidişatı, bozuklukları fıkralarla süsleyerek anlattı.
Uçağın dört motoru da durursa!
1990 lı yılların birinde, ABD li bir milyarder dört motorlu büyük bir uçağı ile değişik yerleri gezerken yolu Arap Yarımadasına da düşer. Dolaşırken, oralarda bir yerde uçağının bir motoru durur. Adam telaşla Arabistan’ın kontrol kulesini arayarak şöyle der:
Selamünaleyküm” der. Ve kuleden şöyle bir yanıt gelir:
“-Ve Aleyküm selam” der. Arap topraklarında oldukları için kule ile Arapça konuşulur.
Zengin Amerikalı şöyle derdini anlatıyor: Sayın küle, benim dört motorlu bir jetim var, havadayız, motorun bir durdu, ne yapacağım”
Kuledeki Arap Görevli cevap verir:
“-Sen korkma keyfine bak”. Kuledeki görevli Arap’ın bu sözü Amerika’lıyı rahatlatır ve Amerikalı kendi kendine şöyle söylenir:
Biz Orta Doğu’daki insanları bazen küçümsüyoruz, bak Bu Arap görevli hem havacılık teknolojisini en iyi şekilde kullanıyor, hava trafiğini ve uçakları yönlendiriyor, uçak motorundan anlıyor, ne kadar iyi…”
Havada giderken biraz sonra uçağın ikinci motoru da duruyor. Arap kontrolör, yine aynı ifadelerle, “merak etme sen yoluna devam et” diyor.
Havada böylece giderken, biraz sonra üçüncü motor da duruyor, yine aynı söylem devam ediyor.
Yola devam ederken, olacak var ya, dördüncü motor da durunca zengin Amerika’lı  çok daha büyük endişe ve panik içinde, Arap hava kontrolörü arıyor,  çok daha büyük endişe ve panik içinde, Arap hava kontrolörü arıyor, yahu üstadım şimdi ne yapacağım?”
Arap kontrolör de endişeli ve ümitsiz, “korkma üstadım”, diyor, “şimdi benim söylediklerimi tekrar et”.
Amerikalı belki bir kurtuluş ümidi var diye “tamam, tamam” diyor.
Kuledeki görevli Arap ümitsiz ve üzgün bir şekilde kelime-i şahadet getiriyor, “Eşhedüenla İlaheillah”…”
Ülkede şimdi 4 ncü motorun da sıkıntıyla gireceği haller oluyor. Böyle bir durumu Allah korusun bizi!”
İşte böyle ülkemizin 2020 ekonomik geleceği. Toplanacak vergiler faizi bile karşılamadığına göre, Kanal İstanbul parasını, yatırım için parayı nereden bulacağız? Çılgın projelerden vaz geçip daha tasarruflu, daha gerçekçi politikalar izlemeliyiz. Borç harç içindeyken Suriye bataklığından, Libya Çöllerine doğru uzanma tehlikesi karşısında bizi daha sıkıntılı 2020 bekliyor demektir. Her şeyden önce vatandaşımız aydın olmalı, gerçekleri araştırmalı, görmelidir.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız 

İstanbul'a başkan olmak yerine delikanlı olabilmek!..
İstanbul'a büyük şehir belediye başkanı olabilmek, bu makama seçilebilmek, büyük bir başarı ve onurdur. Her fani böyle büyük bir şehre başkan olmak ister tabi.

Ama, her insan öncelikle delikanlı, yiğit ve mert olmasını bilmelidir. Bize göre, mert, yiğit ve delikanlı olmak, olabilmek, İstanbul'a belediye başkanı olmaktan çok daha önemli ve şereflidir.

Sözü uzatmadan konuya girmek gerekirse; Sayın Meclis Başkanı Binali YILDIRIM'ın AKP İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı adaylığının, anayasanın 94 ve Siyasi Partiler Yasasının 24. maddelerine, yani hukuka ve ahlaka  açıkça aykırılığı ve suç teşkil etmesi bir yana, işin en önemli yanının mertlik, yiğitlik ve delikanlılık sorunu olduğunu düşünüyoruz.

Burada delikanlı, mert ve yiğit olmaktan kastımız; dürüst, haklı, oyunun kurallarına uyan, kendi menfaatine üstünlük ve öncelik tanımayan, haktan ve doğru olandan yana kişileri işaret etmektir.

Sayın Meclis Başkanı, AKP'den belediye başkanı adayı olmanın, siyaset yapmak olmadığını, bu nedenle adaylığının, anayasanın siyaset yapma yasağının ihlali sayılamayacağını kendince iddia ederek, Meclis Başkanlığından istifa etmeden aday olmasının, anayasaya ve yasalara aykırı olmadığını savunmaktadır.

Sayın Binali YILDIRIM yanılmaktadır, anayasanın 94. maddesini işine geldiği gibi yorumlayarak, hukuk ihlali yapmanın yanında, etik dışı bir davranış sergilemektedir.

Binali YILDIRIM da, aslında yaptığının anayasa ihlali olduğunu çok iyi bilmektedir, ancak kendisini bu adaylığa layık bulan ve atayan mutlak güce karşı gelememekte ve Meclis Başkanı olarak bu seçime girmesi halinde, bu sıfatından kaynaklı devlet olanaklarıyla rakiplerine karşı üstün hale geleceğini, başkanlığı kazanma ihtimalinin artacağını düşünerek istifa etme gereğini duymamaktadır.

Binali YILDIRIM, hem anayasa kuralına ve hem de etik kurallarına aykırı bir davranış sergilemektedir.

Bize göre, Sayın YILDIRIM; bununla da yetinmemekte ve insani değerlerini de ayaklar altına almakta, delikanlılığın, yiğitliğin ve mertliğin ilkelerini de yok saymaktadır.

Meclis Başkanı, anayasaya ve etik kurallara saygılı olmasa da, delikanlılığını, yiğitliğini ve mertliğini, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına yem yapmamalı ve gecikerek de olsa, mutlaka meclis başkanlığından istifa etmelidir.

Güner Yiğitbaşı

13/01/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

“AKP’nin kurucu beyni arasında Türk yok!”
“Ahmet Aydoğmuş Çorum Milletvekili: “Türklüğümün bu güne kadar hiç faydasını görmedim”!,
“AKP  ile hepimiz Türk olmaktan kurtulduk!”.  AKP’nin İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu  (Yeniçağ: AKP ile hepimiz Türk olmaktan kurtulduk!)
“Amerika’da, Fransa’da, Almanya’da etnik kimliğini saklayarak siyaset yapabilir mi?”
“Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı makamına gelmiş birisi 20 yıldır politikada ve bu insanın etnik kökenini bilmiyoruz”.
“Türklerin  zaten Anadolu’dan sürme projesini AKP eliyle gerçekleştiriyorlar”.
 “Akp Kurucularının hiç biri Türk Değil”miş!
Birkaç gün önce internette dolanırken, Erol Mütercim’le Gökçe Fırat’ın(1)söyleşisini içeren konuşma bandına rastlayınca ilk kez gördüm, bir göz atınca inanın söylenenler karşısında çok şaşırdım. Programın başında Gökçe Fırat’ın yazdığı “
Belgelerle AKP-PKK İttifakı” adlı kitabı tanıtılıyor, söyleşinin konusunu da bu kitapta yazılı kaynaklar içeriyordu. Hemen konuşmaları görüntülü banttan çözerek siz okuyucularıma sunmak istedim. 6 Ocak 2015 de Kanal Sokak’ta Akıl Oyunu yayınlanan bu program bandını ilk kez gördüğümde ve de söylenenlerin yenilir yutulur cinstn olmadığını görünce heyecanlandım sizinle paylaşmak istedim.
Gerçekten Gökçe Fırat’ın anlattığı “AKP kurucularının Türk olmadığı” sizce doğru mudur? Bana pek de inandırıcı gelmedi, çünkü aşağıda adları yazılı 74 kişinin Türk olmadığını söylemek bana çok garip geldi. Kendi kendime, şimdilerde nerede ise gık diyene dava açan RTE  GF  hakkında bir şey dememiş mi?  O programa AKP kurucuları itiraz etmiş miydi. Bu konuşma metnini bir siz okuyun.
Ben de internetten AKP Kurucular Kurulu isimlerini bularak aşağıya ekledim.
EM: ….Ayırım AKP den önce mi, sonra mı PKK’ya alakalılar, toksa AKP iktidara geldikten sonra mı PKK ilişkisi oldu.
GF: AKP Doğu’da Kürdistan’ın kurulması için Amerika tarafından resmen oluşturulmuş bir partidir. Bu misyon 2013 yılına geldiğinde çok daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.
“ Şuna bakıyoruz AKP iktidara geldiğinde Kürdistan kuruldu bir,  ikinci Kürdistan nerede kuruldu Suriye 2, bu iktidar bir devam ederse, bir yıl daha devam ederse 3. Kürdistan’ Türkiye’de kuracaklar. AKP bunun için kuruldu, AKP dediğimiz partinin kurucusuna liderine Tayyip Erdoğan’a baktığımızda 2002 öncesi hareketi var. (Elinde tuttuğu kitabı göstererek) Biz bu kitaba başlarken şunu biliyorduk, Erdoğan’ın hayat hikâyesi ile Türkiye’ye biçilen Kürdistan projesi Amerikan projesi ile doğrudan Amerika ile bir bağlantı var.
Tayip Erdoğan Refah Partisi altında Erbakan’a isyan ederken 1991 de Kürt raporunun altına imzasını attı. Yıl daha 1991 PKK nın çok güçsüz olduğu dönemler. Türkiye’de değil bir Kürdistan, Kürtlerin dahi varlığı daha tartışma konusu, Tayyip Erdoğan Refah Partisi İstanbul il başkanı olarak partisine isyan ediyor, diyor ki,“Biz artık o bölgeye Kürdistan diyelim, bu insanlar Kürt’tür, devlet terörünü kınayalım PKK lılara da artık terörist demeyelim. O bölgelerde kendi dilleriyle propaganda yapsınlar.  Bunu diyen adam şimdi dikkatinizi çekiyorum, Mardin il başkanı değil, Diyarbakır il başkanı değil, İstanbul il başkanı.  Ne laka diye sormak lazım.  1991 yani Amerika Erdoğan’ı niçin tercih etti?  O rapordaki imzadan bulabiliriz, ama o raporu hazırlayanı 1991 öncesine gidiyoruz. Erbakan’a ilk isyan edişi olmadığını görüyoruz. Hatırlarsanız 1980 öncesinde darbe öncesinde Erbakan’a bir isyan hareketi daha var, Abdulkadir Aksu ve Korkut Özal’ın bir bakıyorsunuz yine aynı Kürtçü ekip, yine bir bakıyorsunuz Refah Partisi Gençlik Kolları Başkanı R.Tayyip Erdoğan aynı Kürtçe kliple isyan ediyorlar. Yani 80 öncesine kadar izleyebileceğimiz bir Kürtçü yapılanma, yani beyinde bir yapılanma var, o beyinde 2002 den itibaren uygulamaya koyuldu.
 “Akp Kurucularının hiç biri Türk Değil”miş!

Erol Mütercimler(EM) kitabı eline alarak Gökçe Fırat’a soruyor:Dinleyiciler için söylüyorum orada 21-22-23. sayfada da bir alıntı var. “Tayyip’in baş düşmanı” diye bir ara başlık açmışsınız. Şurada skandal sözler, alıntılarınız var sizin. Bu Ahmet Aydoğmuş Çorum Milletvekili, “Türklüğümün bu güne kadar hiç faydasını görmedim”, onu almışsınız. Bir de AKP Ak Parti İstanbul İl Başkanından skandal sözler” diyorsunuz. AKP ile hepimiz Türk olmaktan kurtulduk”. Peki, bunlar ne anlam ifade ediyor, yani bunların altında ne gördünüz, ya da aynanın arkasında ne görüyorsunuz?
Gökçe Fırat (GF):  Aslında gördüğüm şey şu, Tayip Erdoğan’ın gençlik dönemine gidiyoruz, hatta çocukluk dönemine gitmemiz lazım. Sonuçta Türkiye’nin başına bu projeyi getiren adamın kim olduğunu ben merak ediyorum. İsteyen buna ırkçılık diyebilir, isteyen başka bir şey diyebilir ama bu adam Türk mü değil mi? Tayip Erdoğan’ın etnik kimliği beşli değil.
Bu arada Erol Mütercimler araya girerek şöyle dedi: 

EM:Ama bu sizin için önemli bir şey mi, TC etnik kimlik üzerine kurulmadı.
Gökçe Fırat: “Evet son derece önemli, peki niye şunu diyoruz, herkes istediği gibi, ben kürdüm desin” diyoruz. Zaten Kürtler bunun için mücadele ediyoruz. Biz de diyoruz ki isteyen desin ben Kürt’üm diye, ben kusura bakma kardeşim sen Kürtsün diyeyim, o da bana sen Türksün” desin. Bunların artık bilinmesi lazım, ne dedi Tayyip,  artık bu gizli saklı şeyler kalkacak. O zaman Tayyip Erdoğan’ın üzerindeki gizi kaldırmamız lazım. Tayip Erdoğan o ünlü ceza aldığı Siirt konuşması var: “halkı ırk, dil, din gözeterek birbirine kışkırtmaktan” ceza aldı.
O da diyor ki, babasına sormuş, “baba biz neyiz, Laz’mıyız, Türk’müyüz? Babasının cevabı şu, “vallahi evladım ben de bilmiyorum, ben de babama sormuştum, o da bilmiyordu. Siz böyle bir aile olabilir mi Türkiye’de.
EM: Olabilir niye olmasın. Kafkasya Göçmenidir orası çok hercümerç bir toprak. O nedenle olabilir.
GF: “Valla bir Türk veya bir Kürt veya bir Ermeni her ne olursa olsun. Türk Türk olduğunu, Bir Ermeni olduğunu bilir, bir Kürk olduğunu bilir. Saklamalarından, etnik kökende bir şaibe var, ne olduğu belli değil.
EM:  Peki bu çok mu önemli.
GF: Çok önemli, TC ni yönetecek insanın ne olduğu çok önemli. Yani siz şöyle düşünsenize Amerika’da, Fransa’da, Almanya’da etnik kimliğini saklayarak siyaset yapabilir mi? Ben bu devleti yöneteceğim” diyebilir mi? Türkiye’de etnik siyaset güdülüyor zaten hiç sıkıntı yok, ırkçılık yapmadığın sürece,  ayırımcılık yapmadığın sürece. Turgut Özal “ben Kürt’üm” dedi, kimse bir şey dedi mi? Yaptığı icraata dedik. Vay sen Kürtsün” diye kimse bir şey demedi ona. Turgut Özal’ın biz Kürt’üz lafı hiç gündemde getirilmedi ama “Kürt Federasyonu tartışılabilir”dediği zaman siyasi bir tartışma olarak gündeme getirildi. Ama Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı makamına gelmiş birisi 20 yıldır politikada ve bu insanın etnik kökenini bilmiyoruz.
Ama şunu görüyoruz o ve arkadaşlarından tık yok. Yani 10 yıllık bir AKP iktidarı var, yani 10 yıl öncesinden bu güne baktığımız zaman, şimdi ben bakıyorum bu partinin kurucularına, isimler şöyle: Abdullah Gül Türk değil, Bülent Arınç Türk değil, Abdulatif Şener Türk değil, Abdulkadir Aksu Türk değil, Hüseyin Çelik Türk değil, Dengir Mir Fırat değil, Cuneyt Zapsu değil, Binali Yıldırım Türk değil, Beşir Atalay Türk değil, Hakan Fidan değil, Yalçın Akdoğan değil yav bunlar on yıldır Türkiye’yi yöneten isimler. Bir tane içlerinde Türk yok, göstermelik bile olsa olmaz mı?
EM:  Peki şart mı, burası da bir imparatorluktu, her millet her ırk vardı.
GF: Burası Türkiye, burası Anadolu, artık son yerleşim yeri. Türkler buradan atılmak isteniyor. Kusura bakmasın kimse ama bir tane bile Türk yoksa yönetimde ben de şunu söylerim, Türklerin zaten Anadolu’dan sürme projesini AKP eliyle gerçekleştiriyorlar, bu kadar net.
EM: Peki bu söyledikleriniz, tavrınız size faşist denmesine yol açmaz mı? Bundan rahatsız olmaz mısınız?
GF: Vallahi faşist denecek insan eğer bana bu yüzden Türklüğümü savunduğum için faşist diyecekse desin.
EM: Gocunmam diyorsun.
GF: Gocunmam ki ben Türk’üm
EM: Peki efendim teşekkür ederim.
Not: Bu konuşmaların bant kaydı vardır.
 “Akp Kurucularının hiç biri Türk Değil”miş!

Cevat Kulaksız


Cevat Kulaksız 
SONNOTLAR
Ak Parti'nin 74 Kişilik Kurucular Kurulu Listesi
Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında yer aldığı, 13'ünün kadın olduğu toplam 74 üyeden oluşan Kurucular Kurulunda şu isimler yer aldı. Kurucular listesinde Eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın da olması dikkatimi çekti.
 ''Ahmet Aktaş, Alaeddin Büyükkaya, Ali Babacan, Ali İhsan Arslan, Ali Aydın Dumanoğlu, Ali Yüksel Kavuşdu, Ayşe Böhürler, Ayşenur Kurtoğlu, Binali Yıldırım, Burhan Kuzu, Bülent Gedikli, Cemal Kamacı, Erdal Öner, Erol Oral, Fatih Recep Saraçoğlu, Fatma Ünsal, Güldal Akşit, Gürsoy Erol, Habibe Güler, Halil Caner Doğaneli, Halil Ürün, Halil İpek, Hasan Cüneyt Zapsu, Hasan Murat Mercan, Hayati Yazıcı, Hüseyin Tuğcu, Mete Doğruer, İbrahim Çağlar, İbrahim Özal, İdris Şahin, İlhan Albayrak, İsmail Safi, İsmail Tatlıoğlu, İsmet Uçman, Lokman Ayva, Mehmet Ali Bulut, Mehmet Deniz Olgun, Mehmet Gazioğlu, Hilmi Güler, Mehmet Nail Berzek, Mehmet Özdilek, Mehmet Tekelioğlu, Mehmet Yaşar Öztürk, Belma Satır, Muammer Kakı, Mevlüt Çavuşoğlu, Muharrem Karslı, Muharrem Tozçöken, Murat Yalçıntaş, Mustafa Öztürk, Mustafa Ünal, Nazif Gürdoğan, Nazım Ekrem, Nimet Çubuklu, Nur Doğan Topaloğlu, Nuray Oral, Nurettin Canikli, Osman Nuri Filiz, Raşit Küçük, Reha Dönemeç, Remziye Öztoprak, Sami Güçlü, Sema Karabıyık, Sema Ramazanoğlu, Serap Yahşi Yaşar, Süleyman Gündüz, Şaban Dişli, Tamer Özyiğitoğlu, Tayyar Altıkulaç, Yasemin Şimşek, Yaşar Yakış, Yusuf Özertürk, Ziyaettin Yağcı, Recep Tayyip Erdoğan.''
https://www.medyafaresi.com/haber/ak-parti-ne-zaman-kuruldu-ak-parti-kuruculari-kimlerdir/770935

(1) Gökçe Fırat Çulhaoğlu kimdir?
FETÖ’nün medya soruşturmasında gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen Gökçe Fırat Çulhaoğlu tutuklandı. FETÖ'nün medya yapılanması yönelik soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen Atilla Taş ile gazeteciler Murat Aksoy, Mutlu Çölgeçen ve Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu tutuklandı.
Gökçe Fırat Çulhaoğlu Kimdir?
Memur bir ailenin mensubu olan Gökçe Fırat, Marmara Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme bölümü mezunudur. Daha sonra Kalkınma Ekonomisi bölümünde yüksek lisans yapmış fakat tez aşamasını tamamlayamamıştır. 2000 yılında İleri dergisini yayımladı, 2002’de kurulan Türksolu gazetesini çıkarmaya başladı ve başyazarlığını üstlendi. Bugüne kadar yayımlanmış 22 kitabı bulunmaktadır.
Siyasi Yaşamı                                          
İşçi Partisi Dönemi
Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun siyasi yaşamı 1990’lı yıllarda İşçi Partisi içinde başladı. 1994 ve 2000 yılları arasında İşçi Partisi üyesi olan ve kendisini ‘bilimsel sosyalist’ olarak tanımlayan Çulhaoğlu, bu partide Öncü Gençlik İstanbul İl Başkanı ve İşçi Partisi Merkez Komite üyesi olarak sorumluluk üstlenmişti. Çulhaoğlu, 1990’ların sonunda İşçi Partisi’ni “sağa kayıyor” diye eleştirenler arasında yer alıyordu ve 18 Ocak 2000’de partiden istifa etti. İşçi Partisi, Gökçe Fırat Çulhaoğlu ve çevresindeki ekibin 2000 yılında partiden ihraç edildiğini söylemektedir. Çulhaoğlu ise Doğu Perinçek’in iftiraları karşısında kendi isteğiyle İşçi Partisi’nden istifa ettiğini açıklamıştır.
CHP Dönemi
2000 yılının Ocak ayında İP ile ilişkisinin kesilmesinin ardından Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu (ADKF) adıyla faaliyet gösteren çevre, CHP’ye katıldı. Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal törenle CHP’ye katılan grup adına Gökçe Fırat’a rozet taktı. Kemal Derviş’in 23 Ağustos 2002’de CHP’ye katılması üzerine bu durumu protesto ederek CHP’den istifa etti.
Ulusal Parti Dönemi
16 Mart 2010’da Ulusal Parti’nin kurucuları arasında yer aldı ve bu partinin genel başkanlığını üstlendi. Ulusal Parti 2011 Türkiye genel seçimlerine katılmadı; İstanbul 3. Bölge’den Cafer Özsoy, İzmir 1. Bölge’den Tuncer Sümer, Balıkesir’den Serap Yeşiltuna ve Mersin’den Hasan Pektekin’in bağımsız adaylıklarını destekledi. 2014 Türkiye yerel seçimlerinde her bölgede CHP ya da MHP’den güçlü olanına oy verilmesi çağrısında bulundu. 2014 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekledi. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde barajı geçecek muhalefet partilerine oy verilmesi gerektiğini savundu, kendi bölgesinde ise bağımsız aday Osman Pamukoğlu’na oy vereceğini duyurdu.
https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/gokce-firat-culhaoglu-kimdir-1375692/

Gazeteciler, Gazeteci, siyaset adamı Bülent Ecevit’i anlattılar.
Bülent Ecevit ve Siyaset
Rahşan Ecevit-Bülent Ecevit Bilim Kültür ve Sanat Vakfı’nca, Bülent Ecevit’in ölümünün 12. Yılı dolayısıyla düzenlenen
“Bülent Ecevit ve Siyaset” konulu etkinlik, 5 Kasım 2018 günü Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gazetecilerin katıldığı panelle anma günü düzenlendi.
Düzenlenen panele konuşmacı olarak Ahmet Tan, Gülsün Bilgehan, Enver Aysever, Fikret Bila, Murat Yetkin gibi gazeteciler katıldılar. Salonu çoğunluğunu emeklerlin, eski milletvekili, Piyanist Suna Kan, Emrehan Halıcı, Rahşan Ecevit gibi eski politikacı ve sanatçılar katıldılar. Salona Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit girerken ayakta alkışlanıyordu.
Toplantının moderatörlüğünü yapan gazeteci Enver Aysever, “küçüklüğümde baba bize Ecevit mavisi gömlekler alırdı, annem babam Bülent Ecevit hayranı idi, ömürlerinin sonuna kadar Ecevitçi olarak kaldılar”, dedikten sonra “Türkiye ne kadar sağcılaştırmaya çalışıp ne kadar sağa benzemeye çalışırsa o kadar başı beladan kurtulmaz, Türkiye’nin namusu iyi politikaya ihtiyacı vardır” dedikten sonra ilk konuşmayı Gülsün Bilgehan verdi.
Gülsün Bilgehan konuşmasında Bülent Ecevit konusundaki anılarını şöyle anlattı, şunları söyledi:
-Bülent Ecevit’i tanıdığımda 9-10 yaşlarındaydım. 1966 da Genel Sekreter olarak Pembe Köşk’e geldi. Biz Pembe Köşk’te büyüdük Pembe Köşk’te bir gelenek vardı, Atatürk’ün yemek yediği salonda hemen her akşam o dönemin siyasetçileri, CHP liler, yöneticileri, genel sekreterleri eşleri ile birlikte konuk olurlardı. Biz de çocuk olarak o sofradaydık, Kasım Gülek’i çok tanımadım ama Turan Feyzioğlu, Kemal Satır o dönemin grup başkan vekilleri sık sık bizde misafir olurlardı. Genellikle isimleri Nihat Bey, Feyzioğlu, Kasım Gülek gibiydi. Derken birden bire yeni bir konuk belirdi Bülent Ecevit; Bülent Bey bizim için şöyle bir farklılık yarattı, son derece nazik bir insandı, çok gençti, İsmet Paşa için “Bülent”di. Bunun bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. İnönü onu bir evlat gibi gördüğü için; Pembe Köşk’e geldiği zaman herkesin elini sıkardı. Bülent Bey Pembe Köşk’ün sevgilisi olmuştu. İsmet Paşa’dan önce Bülent Ecevit’i tanıyan onunla dost olanlar Erdal İnönü ve Özden İnönü, ta 1950 li yılların başında. Ankara’da bir kültür kulübü kuruluyor, buraya Bülent Ecevit, Rahşan Ecevit, Suna Kan, Erdal İnönü, Özden İnönü bu kulübün üyeleri oluyorlar. Bu kulüpte temsiller oynanıyor. Annem bir tiyatro oyununda rol almış,  dün akşam anlattı, müzik dinliyorlar, babam Metin Toker, Akis dergisi var o dönem, Bülent Ecevit de devrin siyasetçisi, gazetecisi, yazarı gibi, Metin Toker devrin yazarlarından. Bülent Ecevit’i iyi tanıyan aileler. Daha sonra 1957 yılında Bülent Ecevit siyasete giriyor, siyasete girmesi için pek çok arkadaşı destek oluyor. Başta Babam destek veriyor, Kamil Kırıkoğlu, başka arkadaşları var. 1957 de babam bir yıla yakın hapis yatmış zaten, hapisten çıktıktan sonra babamın tekrar cezaevine girmemek için CHP yöneticileri Ankara’dan milletvekili olmasını istiyorlar. Babam hayatının sonuna kadar muhabir olarak öldü. “Ben siyasetçi olamam, ben eleştirmeyi seviyorum” diyor. Babam son zamanları görmedi 16 yıl oldu, 2002 nin Temmuzunda kaybettik babamı, 2002 den sonraki Türkiye’yi bilmiyor babam. Yani babam Metin Toker teklifi kabul etmiyor. “Başka bir mükemmel bir arkadaşım var onu önerebilirim” diyor, o da Bülent Ecevit.(Salondan alkışlar). Böyle başlıyor, hatırladığım kadarıyla yıl 1966 sonra dostluk hep devam etti. Ecevit partide genel başkan seçildikten sona, babam “benim oyum Bülent Ecevit’in CHP sine dedi. Ondan sonra CHP nin en büyük başarıları Ecevit zamanında oldu”.
Bülent Ecevit ve Siyaset
Bundan sonra söz Fikret Bila’ya verildi, Fikret Bila yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“-Üstün liderlik ve siyaset adamı liderlikleriyle Türk siyasi tarihinde müstesna bir yere sahip olan Sayın Bülent Ecevit’in aramızdan ayrılışının 12. Yıldönümünde sevgi saygı ve büyük bir özlemle anıyorum. Türk siyasetine nezaketi, zarafeti getiren siyasi tarihimizin dürüstlük abidesi Bülent Ecevit’in aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
Ben Zongul’dakta doğmuş ve büyümüş olarak çocukluk ve ilk gençlik yıllarımdan vefatına kadar bir gazeteci sıfatıyla Bülent Ecevit’i yakından izledim.
Sayın Ecevit benim için hazine değerinde birçok anım var. Bunların birçoğunu önceki anı programlarında anlatmıştım. Şimdi ben onun ideolojik yönünü anlatmaya çalışacağım. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar Ecevit’in siyasi anlayışının hatırlanmasına ihtiyaç olduğu kanısındayım. Demokratik Sol Parti’nin kuruluş felsefesini oluşturan bu anlayışa geçmeden önce Ecevit’in siyaset ve devlet adamlığı hakkında kısaca söz etmek isterim.
Bülent Ecevit, Türkiye’nin ve dünyanın tanıdığı en dürüst liderlerin başında gelir. Siyaset ve devlet adamlığının halkın sorununu çözmek, ulusal çıkarları korumak dışında hiçbir alanda hiçbir çıkar düşüncesiyle kullanmamıştır. Atatürk’ün tam bağımsız ilke ve idealine yürekli inanmış bir lider olarak Türkiye’nin itibarını ve çıkarlarını her şeyin üzerinde tutarak görev yapmıştır. Türkiye’nin tüm dünyada her zaman başı dik bir durumda temsil etmiştir, hiçbir emperyalist baskıya boyun eğmemiştir, hiçbir dış tertibe karar almamıştır. Tam bağımsız ilkesinin ve milliyetçiliğini adressiz söylemler değil, Kıbrıs’ta, Ege’de, Afyon’un haşhaş tarlalarında kanıtlamıştır.
Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda bu konulara partiler üstü bir anlayışla yaklaşmış, diğer partiler ve organlarıyla dayanışmalar içinde olmuştur. Muhalefet liderini ve hesaplı bir lider dolduğunu dış temaslarından dış işleri bakanlığını haberdar etmiş edindiği izlenimler konusunda resmi makamları bilgilendirerek her zaman devlet adamlığını önde tutmuştur. Bu siyasi terbiyesinden hiçbir zaman ödün vermemiştir. Bülent Ecevit’in bütün siyasi yaşamı boyunca parayla pulla ilgisi olmamıştır. Eşi Rahşan Ecevit’le birlikte sade mütevazı bir hayat sürmüştür.
Suudi Arabistan’da dedesinden gelen çok değerli araziyi hacı adaylarının konaklanması için Diyanet İşleri Başkanlığına bağışlamıştır.(Salondan alkışlar). Hiçbir zaman para, servet peşinde olmamıştır, kimseyi kayırmamıştır, kimseyi zengin etmemiştir. Bülent Ecevit’in bu özelliklerinden paydası olduğunu düşünüyorum.
Bülent Ecevit, Türkiye’de demokratik sol düşüncenin kurucusudur. Bu düşünce ideolojik olarak Avrupa Sosyal Demokrasisinden farklıdır. Ecevit bu farkı bilinçli olarak yapmıştır. Bunun nedeni Türkiye’nin siyasi sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı bir tarihi gelişiminin Avrupa ülkelerinden farklı oluşudur. Bu nedenle Avrupa’da aynı anlamda kullanılan sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm demokratik sol kavramlarının Bülent Ecevit Türkiye’de aynı anlamda kullanmamıştır. Sosyal Demokrasiyle demokratik sol kavramlarını kullanmasının temel amacı Avrupa solu ile kendi özgün ülke koşullarının Türk solunda aynı olduğunu kanıtlamaktır. Avrupa merkezli sol köylülük sonrasında sanayi toplumuna geçmiştir, Avrupa sanayi devrimini gerçekleştirmiş ve ayrıca ince ruhla çalışmıştır. Oysa Türkiye’nin böyle bir gücü yoktur. Dinde reformu yaşamamış, sanayi devrimini zamanında yakalayamamış, bu nedenle feodal üretim ve toplumsal ilişkileri tam olarak çözememiş ve sorunu tam olarak aşamamıştır. Bu nedenle Ecevit’in Demokratik Sol anlayışı, Marksizm kökenli Avrupa merkezli bir soldan farklıdır. Ecevit’in ulusal sol olarak adlandırdığı demokratik sol anlayışı katı sosyalist anlayıştan uzaktır. Dindar kesime hapsolmuş, yoksul kesimlerine sosyal yapısı kooperatifçilik üzerine sermayenin tabana yayılması, solculuğun milliyetçiliğe engel olamayacağı Avrupa merkezli soldan ayrılır.
Ulusal sorun için de Kıbrıs Barış Harekâtı, Ege Denizindeki haklar vs karalarıyla milliyetçi tutumu hayat geçirmiş toplumsal sorunların korunmanın solculukla bağdaşık olduğunu göstermiştir. Ecevit’in milliyetçilik anlayışı budur. Bu farklar nedeniyle 1972 yılında CHP Genel Sekreteriyken ortanın solu sosyal konumu farklılığı nedeniyle demokratik sol kavramını kullanmıştır.
1974 yılında toplanan 27. CHP kurultayında CHP demokratik bir sol partidir ifadesini parti tüzüğüne koydurmuştur. Ecevit CHP nin cumhuriyetçilik, milliyetçilik, devletçilik, devrimcilik, halkçılık, laiklikten oluşan altı okunu yeniden yorumlamış, yeni bir sav sürerek CHP nin programını hazırlamıştır.
Demokratik Sol Parti’nin bazı sol yaklaşımlarının stratejilerin temellerini Bülent Ecevit’in CHP nin genel sekreteri, genel başkanı olduğu dönemlerdeki söylemlerini ve CHP nin demokratik sol değişim belgelerinde bulmak mümkündür. Bunun en önemli örnekleri devletçilik, din ve laiklik konularında görülmektedir.
Bülent Ecevit 1960 larda katı devletçilik anlayışından uzaklaşarak bu yaklaşımını da CHP programına taşıdığını görüyoruz. CHP nin 12yıl önceki son programında ekonomik gücün devlet tekelinden olmasına da yaygınlaşmasına özel sektör tekelinde olmasını karıştırdığı onun yerine ekonomik gücün Pazar ekonomisi içinde yaygın biçimde halkın elinde olması gerektiğinin zorunluluğunu görüyoruz. Bu yaklaşım DSP programına da aynen konulmuştur.
Ecevit’in devletçilik yerine halk girişimciliği özgün kökeninde Mithat Paşa’nın ekonomik görüşlerine kadar gider.
Kırsal kesimde demokratik yapıda kooperatifçiliği, onun başlattığı bir anlamda Ecevit’in geliştirdiği köy-kent projesi Mithat Paşa’nın ilkel de olsa ilk uygulamasından esinlenerek girişildiğini söyleyebiliriz. Ecevit, Mithat Paşa’nın Türk ekonomisinin tarihsel süreci çalışmasında bu konuyu işlemiştir. Bülent Ecevit’in din ve devlet konusundaki yaklaşımdaki kökenleri 1957 yılına kadar uzanmaktadır. Batı tipi reform hareketleri girişimi sonucu şu an Türkiye’de din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasında bir girişimde değil halkın aydınlatılması daha sağlam bir temele oturacağı savunmuştur. Bu süreç insanların din duygularının incitilmemesi gerektiği üzerinde de hassasiyetle durmuştur.
Ecevit özelikle bunda 27 Mayıs 1960 sonrasında CHP ye yöneltilen dinsizlik suçlaması karşısında laiklik anlayışının özgürlük anlayışının hem din hem devletin işlerinin birbirinden ayrılması hem de inanç düşünce özgürlüğünün korunmasıyla yaklaşımıyla CHP nin 1976 programına detaylı biçimde konulmuştur. Ecevit’in DSP döneminde kavramlaştırdığı inançlara saygının laik kalmanın devam etmesinin kökeninde CHP ye yönelik programa uygun bu yaklaşım yatmaktadır. Bu yaklaşım aynı zamanda demokrasi ve sosyal alana geçilmiş ancak toplumdaki düşünce itibariyle sağ kesimde ulaşmanın bir arazı olmuştur.
Bülent Ecevit seçim bildirgelerinde DSP iktidarında bir yandan laiklik ödünsüz olarak korunurken, bir yandan da din ve inanç ibadet özgürlüğüne içten saygı gösterir ifadeleriyle temel ilke olarak yer vermiştir.
Bülent Ecevit’in hassas olduğu konulardan biri de Türkiye’nin ulusal bütünlüğü toprak bütünlüğüdür, Misak-ı Milli sınırlarını her zaman gözeten politika izlemiş, Musul sorunlarıyla ilgilenmiş Musul konusunu gündeme getirdiği Türkiye’nin haklı olduğuna inanmıştır.
Ecevit PKK dâhil her türlü terör hareketine karşı çıkmış ve yoğun mücadele etmiştir. Hiçbir gerekçenin terörü haklı göstermeyeceğini savunmuştur, terörü insanlık suçu olarak lanetlemiştir.
Kürk sorununu sorulunca da Kürt, Türk ayırımcılığını kabul etmemiş, “ben yüreğimi ikiye bölemem” demiştir. (Salondan alkışlar). Atatürk’ün ırkçı olmayan düşüncesini savunmuştur. Bülent Ecevit’in siyasi anlayışını ideolojisini böyle bir panele sığdırmak mümkün değildir, ancak ana hatlarıyla onun nasıl diyalog ve siyaset adamı olduğunu hatırlatmak bizlerin görevidir, onu rahmetle özlemle anıyorum”.
Bülent Ecevit ve Siyaset
Söz verilen Murat Yetkin konuşmasında şunları söyledi:
“-Müsaadenizle geçen yıl aynı tarihte yine burada yaptığım bir tespiti burada da tekrarlamak istiyorum. (salonda 50 yaşın altında olanları, 40 yaşın altında olanları, 30 yaşında olanları el kaldırarak tespit etti. Çoğunluğu 40-50 yaşın üstündekiler salonda bulunuyordu. “Giden seneden daha az. Ecevit’i Ecevit yapan dönem, onu 72 de öne fırlatan yer, siyasetçilerden koşulları olan bir liderdi. 12 Mart döneminde Ecevit’in “biz bu hükümete isim vermemeliyiz” diyen, istifa edeceğini söylediği istifa ettiği zamanları söylemeyeceğim bir soru soracağım; eğer 1972 CHP kongresinde Ecevit çıkmasaydı, İsmet İnönü geri çekilmeyip bunun önünü açmasaydı 1973 seçimlerinde CHP o başarıyı elde edebilir miydi? Buradan nereye varabiliriz. Buradan şuraya varabiliriz, önce neyi değiştirmek istiyorsak önce kendimizi değiştireceğiz. Biz hep doğruyuz, biz hep haklıyız, ama böyle bir dünya yok, o zaman CHP nasıl başarıya ulaştı, kendisini değiştirdi., anlayışını değiştirdi, hedef odaklı değişim başarıya götürür. Devletin kuruluş partisi olaylı oldu ama değişmeye ilerlemeye başladı. Şimdi böyle benzerlikler yaşıyoruz, bana kalırsa var, bence bize düşen şey biz ne yapıyoruz, belki de anlatamıyoruz belki de bizim anlattığımızı gençler duymak istemiyor, belki başka şeyler duymak istiyorlar. Her yıl zekâ olimpiyatları yapıyorsunuz, orada ulaşmak mümkün genç insanlara. Biz bu dönüşümü kendimizde yapamadığımız müddetçe, başka türlü insanlarda değişmesini bekleyemeyiz. Toplum değişken bir şey, toplumun değer yargıları değişiyor, ölçüleri değişiyor, algıları değişiyor. Enginarı sevene karşı çıkabilirsiniz ama karşınızda enginar diye bir bitki var. Siz sevmiyorsanız yemeyebilirsiniz ama o var.
Toplumun önce gerçeklerini doğru görmüyoruz, doğruları söylemek yetmiyor, aynı lafları söyleyelim aynı davranışlarda bulunalım toplum bizi anlamıyor, toplum o zaman bambaşka bir şeydir. CHP sinden söz ediyorum. CHP artık kendini anlatamıyor topluma, çünkü toplum artık şimdiye kadar anlatılmak isteneni dinlemek istemiyor başka bir şey demek algılamak istiyor. Toplum artık söylenenleri duymak istemiyor, toplum başka bir şey duymak istiyor, sizden benden başka bir şey. Cumhuriyetin temel ilkeleri, laiklik, Cumhuriyet bunları kastetmiyorum, başka bir şey. Biz belki 50 -60 yıl önce söylemi bir kenara bırakmalıyız. Çünkü artık bunu kabul etmek istemiyor başka bir, Mevlana’nın dediği gibi, “şimdi başka bir şey demek lazım”. Kendimizi değiştirmek, yetiştirmek zorundayız.
Toplumsal Cinsiyet eşitliği. Türkiye’nin demokratikleşmesi ciddi bir sorun ise, toplumda toplumsal cinsiyet, kadın erkek eşitliği de o kadar önemlidir. Toplumda kadın erkek eşitliği var. Kadın erkek eşitliği için Rahşan Hanım’ın daha çok oynamış olduğu rolü yabana atmayın, siyasette bir sembol oldu. Kültür sanat dünyasında zaten sembol olmuş. Kadı8n erkek eşitliği sağlanmadan, kadınla erkek işte, evde, sokakta eşit olmazsa yapamayacağız. Peki, nerden başlayacağız. Seçme seçilme hakkını önce biz verdik, eğitim hakkını da verdik. Ne olur birbirimize başka tekrar etmeyelim. Biliyoruz, Mustafa Kemal olmadan olmazdık, bunu birbirimize tekrar etmenin başka bir yolunu denemek lazım. Şimdi kendi kendinize değişim yapıyor musunuz erkekler. Bir de evde hanıma yardım ediyorum, olamaz öyle şey, yardım değil biz de aynı şeyi yapacağız. Aynı yere bağlayacağım, kendimizi değiştirmeden, kafalarımızı kadın olsun, erkek olsun değiştirmeden, biz topluma niye değişmiyorsun, deme hakkına sahip değiliz. Bunun Türk siyasetinde en önemli örneğini işte 1973 de Ecevit vermiştir. Bambaşka bir açıdan bakmaya çalıştım”.
Enver Aysever, Murat Yetkin “değişim” dedi, ama değişim ileri yönde değişim olması gerekir, yoksa gerici değişimde bir değişim ama değişim sayılmaz, değişim daha ileriye olması gerekir, dedi burada sözü Ahmet Tan’a verdi.

Bülent Ecevit ve Siyaset
Ahmet Tan yaptığı konuşmada şunları söyledi:
-Bu gün beş Kasım aynı zamanda benim babamın da ölüm yıldönümü. Ecevit söz konusu olunca tabi babasından, dedesinden bahsetti, Aysever. Ben de, babamın ölüm yıldönümü olması durumunda duygusal olması bir yana ko9nunsiyasetse eğer, siyaset duygularla yapıldığı zaman netice verebiliyor, ama bu duyguların halisane duyguların olması gerekir. İyi duygular, erdemden güzel şeylerden yana olan ülke çıkarın olan adalet olması lazım; duygu deyince tabi duyguları ters çevirmekte mümkün. Sayın AKP Genel Başkanı, biliyorsunuz tarihe geçmiş sözlerinden bir tanesi öfke hitabet sanatı demiştir. Ben çok öfkeli olmadığım için hitabım çok iyi değil. O yüzden siyasette fazla kalmadım, sadece üç dönem milletvekilliği yapabildim. (Salondan gülüşmeler). “Duygularla siyaset yapınca başarılı olunuyor, ama Ecevit kadar başarılı olabiliyor. Ecevit dünyada eşi olmayan büyük bir başarıya imza atmış, bir devlet adamı, kendisiyle ilgili “şairden siyasetçi mi olur” başka ne olur, genel başkanı olduğu sıralarda söylenmiş sözler, yazılmış yazılar var. İmam hatip okuyup imam yetişen bir insan Cumhurbaşkanı olabiliyor böyle bir toplumda, Ecevit’ten de fevkalade bir devlet adamı olduğunu gördük, (Salondan alkışlar).
“Ben hep duygularımla gazetecilik siyaset yapmaya çalıştım. Bunun için Ecevit’ten bahsediyoruz, madem dahasını getirmek lazım, bu gün ölümü üzerine dedik. Benim doğum günümde Ecevit beni bakan yaptı, eşimin doğum gününde. Tarihler dolayısıyla objektif ve subjektif duygular benim siyaset yapmamı hazırlayan unsurlardır. Asıl başka takaddüm eden eski günde durumlar var. Daha evvelki gün Tayip Erdoğan başa gelmesinin yıldönümü idi, bu gün de Ecevit’in bizden ayrılmasının yıldönümü.  İkisini aynı cümle de kullanmak belki talihsizlik yahut da, bence de yararlı olan bir talihsizlik çünkü Ecevit’in kıymetini Tayyip Erdoğan sayesinde onun halleri sayesinde, onun yaptıkları sayesinde, onun tasarrufları sayesinde daha iyi anlıyoruz. Buradan hatırat anlatmaya geçebiliriz çünkü Ecevit’le ilgili anılar.
Bülent Ecevit ve Siyaset
Ecevit’ten gelen gece telefonu
Gece yarısı saat 11 falandı evin telefonu çaldı o sırada ben 56. Hükümetteyim, Başbakanlıktan arıyorlar, dedi. Sayın Ecevit telefonda. Buyurun efendim, dedim korktum tabi, beni işten atacak falan diye düşündüm. Neyse “TRT Genel Müdürünü tanıyor musunuz”, dedi. TRT Genel Müdürünü gazeteci olarak da tanıyoruz zaten TRT Genel Müdürü olduğu zaman da tanıyoruz, dedim. Şu anda kimse tanımıyor, sadece elektrik faturalarında TRT payı dolayısıyla bedduaların kendileri dolanıyor ortalıkta.
Tabi tanıyorum, efendim. Ne oldu efendim, dedim. “Yav Oran’da oturuyoruz, evlerimiz” karşılıklı.  TRT binasını bilir misiniz Oran’daki. Tepesinde helezoni bir detay var, bu detayın sabaha kadar ışığı yanıyordu bunun. “Yav ona söyler misiniz” dedi Ecevit, “bu ışığı söndürsünler” dedi. Şimdiki uçaklar, saraylar vs ler bunun dehşetengiz bir manzara olduğunu, böyle bir Ecevit’ten sonra daha çok yaşıyoruz. Ankara gazetesi olarak nutku tutuluyor bazı hallerine. Uçaklar, otomobiller vs ler, o yüzden duygularla siyaset yapınca belki daha başarılı olunacak. Son aslında çarpık anlaşıldı. Bunu Ecevit yeterince anlatabildi yüzde 42 ye kadar oy Alabildi çünkü geleneksel olarak alınan dini terbiye dolayısıyla da “sol dan mı kalktın, sol omuzda kötülük melekleri yazar her şeyin solu kötü ama ilk defa demokratik sol sözünü egemen olduğu dönemlerde bile Demokratik sol sözcüğü Ecevit’in her zaman gündeminde olmuştur. Şimdi TRT söz konusu olunca Ankara gazetecisi olmayan bir Ayseven, bir de Gülsüm Hanım kalem tutan kalem erbabı olduğuna göre annesi de dolayısıyla gazeteci olduğuna göre dolayısıyla gazeteci sayıyoruz.
Ama Ecevit’in bir lider ki siyaset ve gazeteciliği etkinlik olarak görüyorum. Bunu tamamlayan şeylerdir keşke bütün siyasetçiler yazabilseler. Bütün gazeteciler de bütünsel olarak siyaset yapabilseler. Ama buna imkân vermiyor, bundan sonra Enver’in anlattığı yahut Murat’ın anlattığı şekilde bir dönüşüm olursa CHP sine ve Türkiye’de o da olacaktır, Türkiye’de. Çünkü suçüstü yapabiliyor, gerçi şimdi iktidarda başka söylendiğini görüyoruz ama yazı inkâr edilemiyor, söz uçuyor, yazı kalıyor. O yüzden yazı yazanlara iktidar çok hoş gözle bakmıyor, içeri atıyor yahut da yazdığı herhangi bir laf dolayısıyla kim yazanları da olsa hapisle sonuçlanıyor.
Burada Ecevit’in tabi ki çok özelliği var. Dediğim gibi fikir adamından çok duygu adamıydı, duygularının güçlü olması dolayısıyla fikirleri tuttu. O kadar ki tabi hastalık döneminden daha doğrusu uzun bir koma döneminden sonra kaybettik, kendisini. O dönemde partinin genel sekreteri idim, uzun bir GATA da tedavi dönemi yaşadı.
Bülent Ecevit ve Siyaset
Tayyip Erdoğan Bülent Ecevit’i  GATA da ziyaret ediyor
Recep Tayip Erdoğan’la ilgili bir maceramız oldu. Üst katta Ecevit yatıyor, biz alt katta komutan odasını bize verdi. Genel müdürle misafirleri karşılıyoruz. Rahşan Hanım Tayip Erdoğan’ın geleceğini haber verdiler başbakan olarak ziyare5t ediyor. Dışarıda o sırada Abdullah Gül, Meclis Başkanları var vs ben karşıladım, üçüncü gün geldi, rahatsızlanmasını hatırlarsınız Danıştay başkanını terörist Alpaslan Aslan diye biri kim olduğu belli olmayan birisi geldi görevi başındayken katletti. Cenazesi 17 Mayıs’da katıldığı sırada Kocatepe’de sıcak bir gündü orada rahatsızlandı, ondan sonra da uykuya daldı.
Bildiğimiz halleriyle o zaman daha çok tanımıyorduk tabi Tayyip Bey oturdu, biz oturuyoruz. O zaman Genel Başkan Zeki Sezerdi, bir iki arkadaş daha vardı. Tayyip bey Elini kaldırdı, “yav” dedi, “adamı niye getirdiniz o sıcakta o kalabalığa”. Dedim ki efendim, Abdullah Gül de Dış işleri bakanı olduğu için daha yakınımızda, daha önce de milletvekilliği var onun. Benim ne cevap vereceğimi merak ediyor, biraz da ters cevap verebileceğimizin tersi ile herkes bana bakıyor, dedim ki, “bağlasak bile Sayın Ecevit’i tutamazdık o gelecekti, çünkü o Cumhuriyet çocuğu ve Cumhuriyetin temel ayaklarından birisi olan yargı, iş başında görev başında bir yüksek yargıcını katlettiler ve onun cenazesine, kimse tutamaz onu gelecektir, asıl gelmeyenlere sormak lazımdır, kendisi gelmemişti biliyorsunuz. Tayyip Bey gelemedi cenazeye korkudan olacak diye haber verdiler, yuhalardı cenazede, ama niye yuhalasınlar, korkudan gelemiyordu o yüzden Ankaralılar için belki çok büyük ama o yüzden kimsenin yuhalayamayacağı gelemeyeceği, sil baştan Eskişehir yolunda özel cami yaptılar. Kritik cenazeleri oradan kaldırıyorlar şimdi.
Sonra dondurma yemiş, çünkü gazeteler dondurma yediği yazıyordu gazetelerde. Beyin kanamasına ney sebep oldu, evvela bizim birinci olarak niye getirdiniz, tabi doğal olarak Rahşan Hanımefendiyi de suçladı, niye götürdü diye. Onun korumaları çok iyi koruyorlar efendim dondurma alındı ama yolda yemedi dondurmayı. Yani dondurmaya bağlamak istiyor, niye sahip çıkmadınız diye.
Yani asıl kabahatin, Danıştay’ın niye korunmadığı, Danıştay’da görevli hâkimlerin niçin terörist ataklara karşı korunmadığından öbür tarafa götürmek istiyor vs.
Şimdi Ecevit’le ilgili anılar çok ama bir iki tanesi de başkalarının da çok yaşayamayacağı onun hallerini anlatan niye DSP başarılı oldu, bir iki şey daha vereceğim.
56. Hükümet seçime götürülmek üzere kurulmuştu zaten. O sırada Özel Kalem Müdiresi bizim Bilge Hanım vardı, veda ettik, seçime gittik bitti bizim görev. Elimi öptü sarıldı, ağlıyor, ben hayatımın en güzel özel kalem müdürlüğü görevini yaptım”; dedi, dedim ben her gönderdiğim adama öyle demişin çünkü ben dokuzuncu bakandım, baktı, dedi ki: Hiçbir il başkanıyla ilçe başkanıyla beni muhatap etmediniz”. Bizim il ilçe başkanlarımız bakanlığa gidip iş takip etmezler. DSP nin başarısı gücü de buradan kaynaklanıyordu. Elini kolunu sallayarak, şimdiki gibi, kalkıp partililerin bakanlıklarda iş takibi falan söz konusu değildi. Yani bir sürü yönü var ama lafı uzatmamak için son bir tane daha söylemek gerekecek.
O da yakın zamanda Ecevit’le ilgili hiç kitap yahut en son kitap Mehmet Çetin Güleç’in Ecevit’in anıları adlı kitabı.  Orada uzun süre ile dostluğu dolayısıyla da gazetecilik, dolayısıyla da çok yakın olmuş bir meslektaşımız. Bir daha dünyaya gelsem, ne yapardım tekrar siyaset yapar mıydım, Ecevit eğer Türkiye iyi durumdaysa demokrasi, adalet, eşitlik sağlam sonu kesinlikle bulaşmazdım siyasete” demiş.  Ecevit’in buna benzer doğrudan ağzından çıkan olaylar. O yüzden takdirle gönlümüzün bütün yüce duygularıyla anmaya devam edeceğiz, rahmetli Ecevit’i”
Panel karşılıklı sorular, açıklamalarla sone erdi.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız 

“İşte Ak Parti'nin ve Onun Kurucusu, Lideri, Yönlendiricisi, Baş Aktörü Recep Tayyib Erdoğan'ın Günah Defteri”:

Bu da Başka Bir Karne
Öğrencilerin karne aldığı şu günlerde, benim de mail adresime aşağıdaki gibi çok zayıf bir karne geldi. Anladığım kadarı ile karne yüz üzerinden 53 tane zayıfı olan bir karne idi.  Tahminim, bu karne sahibi Recep Tayyip Erdoğan 24 Hazirandaki sınavda sınıfta kalacak gibi görünüyor. Çünkü karne baştanbaşa zayıflarla dolu idi. Tam 16 yıldır tahsile devam eden bu karne sahibi, bütün sınıfları hileli ve torpilli geçmiş olmalı ki, görüldüğü üzere karne yine baştan aşağı çok zayıf ve dediğimiz gibi torpil ve hile ile artık sınıfı geçecek gibi değil. 24 Haziran’daki sınavda mutlaka sınıfta kalacağı için, tasdikname verilerek okuldan uzaklaştırılacak gibi. Zaten öteden beri, alttan bazı okullardan mezun olduğuna dair diplomasının da sahte olduğu söyleniyordu. Neyse, bu netameli karneyi noktasına, harfine dokunmadan aşağıya aldım. Bu karneyi, bu işin asıl öğretmeni Araştırmacı ve Siyaset Uzmanı Mehmet Hakan DOĞAN doldurmuş. Duruma bakılırsa, muhtemelen karne sahibi, “bu hoca bana kafayı taktı” diyecektir.
İsterseniz bu karneyi bir de siz inceleyin ve 24 Hazirandaki kurtarma-bütünleme sınavında bir de iyicene siz not verin. Mevcut karne notları aynen şöyle:

  1. Recep Tayyip Erdoğan'ın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eş Başkanlığı ve Emperyalizmin Ortadoğu’daki Maşalığı

    2- Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) İle, 10 Yıllık Yol Arkadaşlığı, Kan Kardeşliği ve Ruh İkizliği

    3- Açılım Süreci, Habur Rezaleti, Oslo Kepazeliği, İmralı (Öcalan) Dostluğu, Dolmabahçe Mutabakatı

    4- Kıbrıs Politikasında Rauf Denktaş'a Karşı Annan Planı'nın Savunulması ve Evet Kararı

    5- Yunanistan Tarafından, Ege'de 18 Adamızın İşgaline Karşı Sessiz Kalınması

    6- Yanlış Ortadoğu Politikası, Suriye Rejimini ve Esad'ı Düşman İlan Etme, ABD ve Batı'nın Suriye'yi Parçalama Planına Alkış Tutma

    7- ABD'nin Irak'a Girmesine ve 31 Mart Tezkeresi'ne Destek Verilmesi

    8- Recep Tayyip Erdoğan'a ABD'de, Yahudi Üstün Cesaret Madalyası ve Yahudi Üstün Cesaret Ödülü'nün Verilmesi

    9- Müslüman Kardeşler, El Kaide, Hamas, IŞİD, Nusra, Ahrar El Şam ve PKK Seviciliği

    10- PYD Terör Örgütü Sözde Lideri Salih Müslim'in, Ankara'da Kırmızı Halılarla Karşılanması ve Sonra Terörist İlan Edilmesi

    11- Sürekli Değişen Dış Politika Yanlışlığı, Sürekli Eksen Kayması, Sürekli Dış Düşmanlar Üretme Hastalığı, Sürekli Dış Güçlere Bağlanan Hatalar

    12- Ergenekon ve Balyoz Davalarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin Belinin Kırılması, Türk Milliyetçisi, Vatansever, Atatürkçü Askerlerin Tasfiyesi

    13- Kozmik Odanın Kapılarının FETÖ Savcılarına Açılması, Devletin En Gizli Sırlarının Deşifre Olmasına Seyirci Kalınması

    14- Yolsuzluk, Hırsızlık, Vurgunun Ayyuka Çıkması ve Kamu Malının Yandaşlar Tarafından İç Edilmesine Ortak Olunması

    15- Ehliyet ve Liyakatin Rafa Kalkması, Torpilin Normal Hale Gelmesi, Devletin En Üst ve En Kritik Yerlerine Kendi Adamlarının Yerleştirilmesi

    16- Adalet Anlayışının Yerle Bir Edilmesi ve Evrensel Hukuk Nizamının Ortadan Kaldırılması

    17- Yargı Bağımsızlığına Gölge Düşürülmesi, Mahkemelerin, Savcı ve Hakimlerin Tartışılır Hale Gelmesi

    18- Kalkınmanın Sadece İnşaat Olarak Görülmesi; Eğitim, Kültür, Bilim ve Sanatın Yok Sayılması

    19- Devletin En Stratejik Kurumlarının Özelleştirme Adı Altında Satılması ve Yandaş Firmalara Peşkeş Çekilmesi

    20- Kamu İhale Yasası'nın 16 Yılda 186 Defa Değiştirilmesi; Yasaya Göre Firma Değil, Firmaya Göre Yasa Düzenlemesi

    21- Eğitime Gereken Değerin Verilmemesi, Sürekli Değişen Sınav Sistemleri ve PİSA Sonuçları

    22- Toplumun Bölünmesi, Ötekileştirilmesi ve Kendi Dışındakilere Vatan Haini, Düşman Gözüyle Bakılması

    23- Milliyetçiliğin Ayaklar Altına Alınması, Andımızın Kaldırılması ve Milliyetçiliğin Irkçılık (Kavmiyetçilik) Gibi Görülmesi

    24- Millî ve Manevî Değerlerin İstismarı, Sömürülmesi, Kur'an'ın Meydanlarda Sallanması ve Muaviye Zihniyeti

    25- İslam Ahlakının Temel İlkelerinin Yıkılması ve Dindarlığın Değil, Dinciliğin Tercih Edilmesi

    26- Aile, Eş, Dost, Yakınlarının Zenginleşmesi ve Belli Bölgelerden Biatçı Müteahhitletin, İş Adamlarının Türemesi

    27- İsraf, Saçıp Savurma Politikası ve Devlet Kaynaklarının Çarçur Edilmesi

    28- Çankaya'dan Vazgeçilerek Saray Yaptırılması ve Devlet İtibarının Gösterişli Binalar Olarak Görülmesi

    29- Şatafat, Debdebe, Gösteriş Düşkünlüğü ve Mütevazı Yaşamdan Vazgeçilmesi

    30- Yandaş Basın Oluşturularak Tek Tip Medya Düzeninin Kurulması ve Farklı Seslerin Kısılması

    31- Şehirlerin Betonla Çirkinleştirilmesi, Estetik Mimarinin Oluşturulamaması ve İstanbul'un Tarihî Siluetinin Bozulmasına Bile Göz Yumulması

    32- Tarım ve Hayvancılığın Yok Edilmesi, Türk Çiftçisinin Üretemez Hale Gelmesi ve Etin Dahi Sırbistan'dan Alınması

    33- İşsizliğin Sürekli Artması, Genç İşsiz Sayısının Çoğalması, Gerçekte % 20'lerde Olan İşsizliğin % 12 Gibi Gösterilmesi

    34- İş Sağlığı ve Güvenliğinin Yetersizliği, Ölümlü İş Kazalarında, Türkiye'nin Avrupa'da Birinci, Dünyada Üçüncü Olması

    35- Orta Sınıfın Yok Edilmesi ve Zenginin Daha Zenginleşmesi Fakirin Daha Fakirleşmesi

    36- Düşünce ve Kanaate Pranga Vurulması, Fikirlerinden ve Yazılarından Dolayı Binlerce İnsanın Hapishaneyi Boylaması

    37- Demokrasi ve Özgürlük Alanlarının Daraltılması ve Muhaliflere Baskı Uygulanması

    38- Kur'an'ın, Dolayısıyla Allah'ın Reddettiği Tek Adamlık Düşüncesinin Meşrulaştırılması

    39- Devlete; Mezhep, Tarikat ve Cemaat Güçlerinin Yerleştirilmesi ve Oy Uğruna Onların Desteklenmesi

    40- Devlet Adamı Anlayışının Kaybolması ve Popülist Politika Yürütmenin Tercih Edilmesi

    41- Yerleşmiş Parlamenter Sistemin Yıkılması ve Dünyanın Hiçbir Yerinde Uygulaması Görülmeyen Bir Başkanlık Sisteminin Getirilmesi

    42- Cumhuriyet Değerlerine ve Atatürk'e Gösterilen Düşmanlığa Sesiz Kalınması

    43- Doların ve Euro'nun Aşırı Yükselişi ve Vatandaşın Her Geçen Gün Daha Yoksullaşması

    44- Meydanlarda Faize Karşı Olunduğu Söylenmesine Rağmen, Faizin Yükseltilerek Lobilere Teslim Olunması

    45- Hiçbir Aklî ve Mantıkî Gerekçesi Olmadığı Halde Üniversitelerin Bölünmesi

    46- Stratejik Bir Alan Olan Şeker Fabrikalarının Satılması ve ABD Merkezli, Çok Uluslu Cargill Şirketine Teslim Olunması

    47- Türkiye'nin Dış Borç Stokunun 453 Milyar Dolar Olmasına Rağmen IMF'ye Borcumuz Yoktur, Diyerek Algı Yaratılması ve Halkın Kandırılması

    48- Seçim Vaadi Olarak "Millet Kıraathaneleri" Gibi Son Derece Komik ve Basit Bir Projenin Sunulması

    49- En Ağır Hakaretleri Yapmalarına Rağmen, FETÖ Davalarında Doğu Perinçek'e; Makamı Kaybetmemek Uğruna İse Devlet Bahçeli'ye Teslim Olunması

    50- FETÖ İle İttifakı Olması Sebebiyle Görevden Alınan Belediye Başkanları İçin Hukukî Bir Süreç Başlatılmaması

    51- FETÖCÜ Öğretmen, Hemşire, Savcı, Hakim, Polis, Asker, Memur, İşadamı, Esnaf, Baklavacı Bulunmasına Rağmen, Kendi İçlerindeki Siyasî FETÖ'ye Dokunulmaması

    52- RTE'nin, Üniversite Diplomasının Tartışılmasına Açıklık Getirememesi ve Üniversiteden Bir Tane Arkadaş Bile Gösterememesi

    53- Ankara'daki Saray Yetmiyormuş Gibi Bir de Marmaris Okluk Koyu'na 300 Odalı Yazlık Saray Yapılması
    Hoca karnenin sonuna kanaatini de eklemiş.
    Elimi vicdanıma koydum, aklıma danıştım, özümü dinledim, listeye baktım; bu saatten sonra Ak Parti'ye, Recep Tayyip Erdoğan'a ve şürekasına oy vermem mümkün değil. Öbür dünyada her şeyden hesaba çekecek olan Allah, bunları bana sormaz mı? 
      Elbette hoca, eden bulacak, ne demişler “keser döner sap döner,  gün olur hesap                 döner”. Karneyi dolduran öğretmenin kanaati böyle, siz de 24 Haziran’da kanaat  notunuzu verin.
Kaynak, Not veren Öğretmen: Mehmet Hakan Doğan. Araştırmacı ve Siyaset Uzmanı
Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız

Bahçelinin erken seçim önerisi  iyi parti'ye tuzak mıdır?
BAHÇELİ'nin bugün grupta açıkladığı erken seçim önerisi; coşkulu konuşmasına, BAHÇELİ'nin bu coşkulu konuşmasına aynı coşkuyla ve alkışla karşılık veren milletvekillerinin tutumlarına bakıldığında, bize göre, AKP ile yapılan bir ön görüşmeye dayalı, planlı ve danışıklı dövüş bir öneri değildir. BAHÇELİ'nin sürpriz çıkışı, yok olan itibarını yeniden kazanmak için, aslında AKP'ye  yönelik bir  meydan okuma ve  darbedir.
BAHÇELİ cumhur ittifakı ile seçim barajının altında  ve meclis dışında kalma riskini ortadan kaldırmış olmanın rahatlığı içinde, sürpriz bir kararla erken seçim önerisini ortaya atmış ve topu, bu vakitten sonra geri adım atamayacağından emin olduğu ortağı ERDOĞAN'a atmıştır.
Söz konusu BAHÇELİ olunca; esasen, bu sürpriz çıkışın mantıklı bir gerekçesini aramak da pek gerekmiyor aslında.
BAHÇELİ, referandumda yaptığı hatayı anlamış, ERDOĞAN'ın yeni sistemle cumhurbaşkanı seçilmesi halinde ülkenin sürükleneceği uçurumu görmüş ve bu muhtemel kötü sonucun sorumluluğundan kaçmak için, ERDOĞAN ve AKP'nin en zayıf döneminde erken seçime gidilerek ERDOĞAN'dan kurtulmayı planlamıştır. BAHÇELİ bir taş ile iki kuş vuracak, hem beş yıl daha milletvekili seçilecek, ondan sonra da aktif politikayı bırakacak, hem de ülkeyi ERDOĞAN'dan kurtararak iade-i itibar sağlayacaktır.
BAHÇELİ'nin, grupta erken seçim önerisini açıklarken söylediklerini iyi incelerseniz, satır aralarında  AKP iktidarına yönelik ağır suçlamaların da yer aldığını göreceksiniz. BAHÇELİ, bu şartlarda, ERDOĞAN'ın yönetimindeki AKP iktidarı ile 2019'a kadar seçimleri beklemenin, ülkeye vereceği zarara dikkat çekmektedir. Bu dahi, erken seçim önerisini açıklarken AKP'nin sözcülüğünü yapmış olmadığını göstermektedir.
Bize göre ERDOĞAN 26.Ağustos tarihinde erken seçim için BAHÇELİ ile anlaşmış olsaydı, alınan bu kararı BAHÇELİ'ye açıklatması için hiçbir haklı neden yoktur. ERDOĞAN, alınan erken seçim kararını bizzat kendisinin açıklamasını tercih eder ve Bay Kemal diyerek, CHP liderine de sataşır ve onun seçimlerden kaçmak isteyeceğini ima ederek dalgasını geçmeyi de arzu ederdi,
En başta Suriye sorunu olmak üzere, dış politikadaki başarısızlıklar, Suriye konusunda bir ABD'ye yanaşıp daha sonra da Rusya’ya yanaşarak, adeta bir yalpalama ve çelişki içeren çarpık dış siyaset, döviz, benzin, mazot fiyatlarındaki aşırı artışlar, çözülemeyen işsizlik, cari açık, bütçe açıkları, hayat pahalılığı, ekonomideki kırılganlık gibi olumsuz koşullar içinde, ERDOĞAN'ın bir erken seçimi düşünmediğini zannediyoruz.
BAHÇELİ'nin erken seçim önerisinin, İYİ Parti'nin seçimlere katılımını önleyerek AKŞENER'e bir tuzak olduğunu beyan edenlerin bu görüşüne katılmıyoruz.
Zira, İYİ Partinin seçimlere katılabilmesi için, büyük kongresini yaptıktan sonra altı aylık sürenin geçmesi gerektiğine ilişkin bir yasal düzenleme yoktur. Siyasi partilerin seçimlere katılabilme koşullarını belirleyen Siyasi Partiler Yasasının 36. maddesinde yer alan; “Siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması şarttır” hükmü kimseyi yanıltmasın. Bu hükme göre, seçime katılabilmek için, büyük kongrenin, oy verme gününden en az altı ay evvel yapılması şart değildir. Seçimlere katılabilmek için aranan ve oy verme gününden en az altı ay evvel yerine getirilmesi gereken koşul; illerin en az yarısında teşkilat kurmuş olma koşuludur. İYİ Parti bu koşulu yerine getirmiştir. Büyük kongresini yapmış olma koşulu, bu kongrenin oy verme gününden en az altı ay önce yapılmasını içermemektedir. Burada yasa maddesinde bir yazım hatası vardır, illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş cümlesinden sonra virgül konulması gerekirken, “ve” büyük kongresini yapmış olması şarttır yazılmak suretiyel, bu yazım ve imla hatası bir yanlış anlamaya sebebiyet vermiş ise de, altı ay öncesi koşulu aranmadan, oy verme gününden önce büyük kongrenin yapılarak partinin merkez organlarının seçilmesi yeterlidir.
Siyasi partiler Yasasına göre, parti genel başkanını ve diğer merkez yöneticilerini seçecek olan büyük kongrenin üyesi delegeleri, partinin il kongrelerinde belirlendiğine ve partinin il kongreleri yapılmadan ve burada büyük kongrede oy kullanacak delegeler seçilmeden de büyük kongre yapılamayacağına göre, oy verme gününden en az altı ay evvel illerin en az yarısında teşkilat kuran bir partinin oy verme gününden en az altı ay önce büyük kongresini yapması zaten imkansızdır. Bu çelişki dahi, seçime katılabilmek için, büyük kongrenin, oy verme gününden en az altı ay önce yapılmasının şart olmadığını göstermeye yeterlidir. Buna ilaveten,298 sayılı  Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun Yüksek Seçim Kurulunun görev ve yetkilerini düzenleyen  14.maddesinin 4.fıkrasında yer alan; ”Tüzüklerine göre ilk genel kongresini yapmış olup, illerin en az yarısında ve en az altı ay evvel il ve ilçe teşkilatını kurmuş bulunan siyasi partilerin adlarını, ilçe seçim kurullarının yeniden kurulması için öngörülen ayların ikinci haftasında tespit ve ilan etmek,”  şeklindeki hüküm de, İYİ Partinin; büyük kongresini, oy verme gününden en az altı ay önce yapmış olma koşulu aranmadan, altı aylık süreye bakılmaksızın, büyük kongrenin oy verme günüden evvel yapılmış ve oy verme günüden en az altı ay öncesinde illerin en az yarısında teşkilatını kurmuş olması koşuluyla seçimlere katılabileceğini teyit etmektedir.

18/04/2018
Güner YİĞİTBAŞI 
Hukukçu

Güner Yiğitbaşı

Chp Cumhurbaşkanı Adaylarım Ve Önerilerim
İttifak arayışı ile seçimde gücünü artırmaya çalışan, cumhurbaşkanı adayını seçme aşamasında olan CHP ye üç aday öneriyorum. Seçimlere epey bir zaman varsa da, kendi naçizane tercihime göre CHP den üç tane seçkin Cumhurbaşkanı adayı belirledim; bunlar isimleri ile şöyledir:
1-İlhan Kesici (en dürüst Ekonomistimiz)
2-Yılmaz Büyükerşen (Eskişehir CHP li Belediye Başkanı, en seçkin Atatürkçü, dürüst aydınlarımızdan)
3-Kemal Kılıçtaroğlu (CHP Genel Başkanı, politikacıların en dürüstü)
Seçileceklerin, seçilmeyeceklerin, AKP-RTE İktidarının Şu Yanlışlarını Düzeltmelerini Öneriyorum.
CHP nin bu güzide yöneticilerinden üç tanesinin aday olacağını tahmin ediyorum.
Eğer bu üç adaydan bir tanesi tercih edilir ve seçilirse, seçilenden AKP-RTE nin aşağıdaki yanlışlıklarını düzelterek, tamir etmelerini ve böylece ülkenin düzlüğe çıkabileceğini umuyorum.
Bu vesile ile AKP-RTE iktidarı ile şu yönetim yanlışlıklarını da eklemek istedim.
1-Çağdaş bir iktidar kendi ordusuna kumpas kuramaz.
Ordu bir ülkenin onuru, şerefi, göz bebeğidir. AKP-RTE iktidarı ortak yönetim kurduğu FETÖ ile işbirliği yaparak, Türk halkının “gözbebeği” diye yücelttiği ve ortak değeri olan orduya kumpas kurmuşlar, yalancı şahitler, düzmece belgelerle yüzlerce subayımızı iftira ile suçlamalarla hapse atmışlar. Dört beş yıl boşu boşuna masum insanları tutuklayarak, onlara felaket ve acılar yaşatmışlar. Kimi subaylar intihar etmişlerdir. Şimdi hepsi de aklanmışlar. Ne olacak o masumların onurları, kayıpları, acıları? Bu kumpasla ve AKP-RTE iktidarının kollaması ile orduya sızan FETÖ cü askerlerin darbe eylemi sonucunda onların da tasfiyesi ile ordu iki defa yıkıma uğramıştır. Şimdilerde ordu pilot bulamaz hale gelmiş, deniz kuvvetlerinin nerede ise belli kırılmış. Bu nedenle, Yunanistan bu zayıflıktan yararlanıp 18 kadar kayalık ve adacıklara el koymuş, kıyıdan köşeden toprağımızı çalma başlamıştır. Üstelik Yunanistan AB de ABD de orada burada Türkiye’yi şikâyet eder olmuştur. Kurutuluş Savaşı’ndan önce de Türk devletini Avrupalılara şikâyet ede ede yurdumuzu işgale gelmiştir. Ordunun aldığı bu darbeler yüzünden hükümet Yunanistan’a nota bile veremeyecek duruma gelmiştir.
2-Çağdaş bir yönetim-iktidar, dinci bir grupla, sanki bir koalisyon kuruyormuş gibi ortak yönetim kuramaz.
Ne oldu, Cumhuriyet tarihinin ve öncesinin en kanlı darbe teşebbüsüne neden olunmuştur. Bu çok çok yanlıştı, çünkü dünyada dincilikle, dinle kalkınmış, aydınlanmış tek bir devlet yoktur. Her vilayete dünyanın en büyük camisini yapsak, tüm okulları imam hatipleştirsek kalkınmış çağdaş bir ülke mi olacağız. Bu düşünce ve uygulama ülkeye zarar verir, ülkeyi geriye götürür. O zaman RTE  “dinci kinci nesil” yetiştirmekten vaz geçmelidir, bu düşünce ülkeyi geriye götürür.  Şu anda dünyada 57 mi 58 mi Müslüman devletinin hangisinde demokrasi var. Hepsi birbirinden perişan, terörün her türlüsü oralardan çıkıyor. 500 yıldır ne ki ta İbni Sina’dan beri Müslüman dünyasının dünya bilimine hiçbir katkısı yoktur. Yeryüzündeki bütün Müslüman ülkelerden her yıl binlerce değil, milyonlarca insanlar yurtlarını evlerini terk ederek canları pahasına neden “gâvur” dedikleri Batı ülkelerine gidiyorlar. Çünkü gidecekleri çağdaş ülkelerde adalet sağlam, insan haklarına değer veriliyor, refah seviyesi Müslüman ülkelerden daha yüksek.
3- Kürt Açılımı çok yanlıştı; eşkıya ile anlaşma olamaz.
İktidardaki AKP-RTE yönetimi, PKK ile “Kürt açılımı” ile anlaşmaya çalışmış, ödün üstüne ödün vermiş. Eşkıya, devlet mi de onunla anlaşmaya kalkıyorsun. “Açılım” adı altında üç-dört yıl polis ve jandarmanın elini kolunu bağladılar. Eşkıya (PKK) nanik yaparak bölgeye her alanda yerleşti, hâkimiyet kurdu, bunu bölge insanının kafasına yerleştirilmiş oldu.  Eşkıyaya, teröre ödün verdikçe daha fazlasını ister. Sonunda da hüsrana uğranılmış, pek çok mal, can ve itibar kayıplarına neden olmuş olur. İşin sonunda da “Apo beni kandırdı” diye pişmanlık dile getirilir. Demokratik bir ülkenin yöneticisi “kandırıldım” diyemez. Meclisine danışa danışa, tartışa tartışa karar veren yönetici kandırılmaz. Ancak diktatörler eninde sonunda kandırıldığını anlar, hüsrana, kayıplara uğrar, ama vatanına hezimet getirir. APO yu övmelerden tutun da sınırda çadır mahkemesi kurmaya kadar çok örneklerle uzatmak istemiyorum, bu hazin süreci birlikte yaşadık.
4- Bir devlet dincilik yarışına başlarsa iflah olmaz.
15 yıldır iktidarda bulunan AKP-RTE yönetimi, “dinci kinci nesil yetiştireceğim” diye ülkedeki bütün okulları, kurumları dinsel kurumlara, dinsel kişilere yönlendirmeye dönüştürmeye gayret etmekte. Bu çok yanlış bir uygulamadı. Bir devlet bilim ve sanata ilgisiz kalır da dinciliğe yönelirse o ülke biter. Osmanlı da, böyle bilim ve teknolojiye ilgisiz kalarak batmıştır. Vatandaş istemediği, direndiği halde ülkedeki okullar imam hatiplere dönüştürülmektedir. Bu yazıyı yazdığım 30 Mart günü, bir gazetede gördüm, bir gecede okulu imam hatip yapmışlar. Bu çok hatalı bir uygulamadır; imam hatip kültürü ile asla çağdaşlık olamaz, çünkü imam hatip bilim okulu değildir. Çünkü İmam Hatipler bilim öğretmez, din okuludurlar. Bir ülke dincilikle kalkınamaz, bir ülkede dincilik yarışına başlamışsa o ülke artık iflah olmaz. Bunun örneği Pakistan ve İran’dır. Bu iki ülke dinciliğe, şeriata yönelmekle halklarını perişan etmişlerdir. Dünyada dincilikle kalkınmış bir tane bile bir devlet yok. Dincilik yarışı diktatörlüğe götürür.
5-AKP-RTE Yönetiminin Suriye politikası başlangıçta tamamen yanlıştı. Başlangıçta Esat yönetimi ile dost görülen AKP-RTE iktidarı, ABD mi üfledi, İsrail mi üfledi ne olduysa birden Esat’la bizimkilerin arası açıldı. Oysa Arap ülkelerinin içinde en laik devlet Esat yönetimi idi. Gerçi bizimkilere laiklik lazım gelmez, AKP-RTE iktidarı zaten Türkiye içinde laiklik ile gizli açık savaş vermekte.
Başımızdaki iktidar Esat yönetimi ile dostluğu devam ettirse de, Esat sağlamca Suriye’nin yönetim ve toprak bütünlüğüne sahip olsa idi, şimdiki belaların hiç biri olmayacak, Türkiye bundan kazançlı çıkacaktı. Şimdilerde, Suriye’de verdiğimiz şehitler bir yana Türkiye’nin korkunç derecede hiç de tahmin edilemeyecek ekonomik kayıpları olmuştur. Suriye halkı her türlü ihtiyaçlarını kendisine en yakın Gaziantep, Kilis, Kahraman Maraş, Şanlı Urfa gibi ilerimizden sağlıyorlar, hallediyorlardı. Suriye ile bölge illerimiz arasında öylesine bir gelip gitme trafiği vardı ki, milyarlarca dolar sınır ticareti oluyor, halk için çok değerli ekonomik trafik vardı. Ayrıca Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve öteki Araplarla artan bir tır trafiği vardı, binlerce tır sebze meyve, yedek parça vb mallar sevk ediliyordu. Esat rejimi ile bozuşmaya başlayınca bu tır trafiği roro gemileri ile pahalıya mal olsa da Mısır’a yönlendi. Dururken bizimkiler aşırı dinci Mürsi’ci olunca, darbe yapıp Mürsi’yi deviren Abdulfettah Sisi’ye “darbeci darbeci” diye sataştı ve onunla da arası açıldı. Mısır’ın iç işlerine karışınca Sisi, tıpkı Hollanda gibi elçimizi kovdu. Peki, neden karışıyorsun, Suriye’nin ve Mısır’ın iç işlerine? Dinci mezhepçi düşüncelerle dış politika dizayn edilir mi? İmam hatip kültürü ile devlet yönetilmez, çağdaş olunamaz.  Beğenmediğin Esat’ın bakanlarının içinde Hıristiyan kökenli bakan vardı. Ama elin Esat’ına “Alevi” dediğin gibi, kendi yurdundaki Alevileri dışlıyorsun.
6-RTE ile ESAT’ın arası neden açıldı?
RTE kafasındaki laiklik karşıtı tavrını Esat’a yansıtarak laiklikten vazgeçmesini istemesini, Suriye’deki dinci grupların korunmasını Esat’tan istemesi ve Esat’ın bunu ret etmesi ile aralarının bozulduğunu, Pir Sultan 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı Murtaza Demir, 25. Adalet ve Demokrasi Haftasında, 25.01.2018 günlü konferansında bu bozuşmayı şöylece açıklamaktadır. 
“…neden Arap Çöllerinde savaşmak zorunda kaldık. Şundan dolayı. Bu hükümetin, az önce söylediğim zihniyetin imam hatiplerden çıkan, cemaatlerden çıkan, şeyhlerden müritlerin tedrisatından geçen insanların hükümet olmasıyla birlikte, aslında Uğur Mumcu’nun da söylediği gibi, Cumhuriyeti yıkma projesidir bu? Cumhuriyeti yıkmak açısından bu gün bu savaşın nedenlerinden biri de bu. Nasıl neye böyle düşünüyorum. Şundan dolayı böyle düşünüyorum: IŞİD denilen topluluk nerden çıktı ve nasıl oluşturuldu? Yani Suriye’de hiç böyle bir şey yokken, Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan sürekli gidip geliyorken, “kardeşim” diyor ve birlikte tatil yapıyorken nasıl oldu da Eset eli kanlı katil durumuna geldi? Şundan dolayı: Tayip Erdoğan arkadaşlığı sürdürürken onun laik yapısına, laikliği kurumlaştırmasına karşı çıktı ve Selefi ve Cihatçı anlayışlara hoş görüyle bakmasını talep etti. Onların devlette yer almalarını ve bu laiklik sevdasından vazgeçmesini Esat’a teklif etti. Bunu birkaç kez dile getirdi. Israr etti Esat’ın bunu ret etmesinden sonra da “Esat” “Eset” oldu ve “o Alevi” dedi, unutmayın. Niye denildiği sorulduğunda, etrafınca sıkıştırıldığında “o Alevi” dedi…”(1)
Murtaza Demir’in açıklamalarına göre, RTE Türkiye’deki dinci, mezhepçi, laiklik dışı tavrını komşu Suriye ve Mısır’a da empoze etmeye kalkmıştır.
O zaman RTE, dinsel, mezhepsel, duygusal düşüncelerini bir tarafa bırakıp ülkesinin çıkarını, geleceğini düşünerek komşu ülkelerin iç işlerine karışmaktan ziyade onlarla dost olmanın yollarını düşünmeli ve uygulamalıdır. Öyle düşünse idi, Suriye’deki bu belaların hiç birisi muhtemelen olmayacaktı.
Hemen aklıma, o dönemde Işid-DEAŞ için giden Mit tırları geldi. Kısaca çağdaş bir devlet tüm politikalarını din ve mezhep üzerine düzenleyemez.
7-Bir ülkede adalet-yargı bağımsız olmalıdır.
Çağdaş bir ülkede yasama, yürütme, yargı birbirinden bağımsız olmalıdır. Yasama nasıl millet adına yasa yapıyorsa, yargı da millet adına bağımsız yargılama yapmalıdır.  Ne yazık ki, AKP-RTE iktidarı, yasa ve anayasa değişiklikleri ile yargının tamamen bağımsız olması gereken yüksek yargı organı dâhil tüm yargı organlarını emrine almıştır.
Yönetim FETÖ ile paralelken, Fetö ile iktidar, çalınan sorular, mülakat aldatmacası ile binlerce savcı yargıç almışlar; 15 Temmuz darbesinden sonra da bu “eliyle konulmuş” adamlar görevden atılıverdiler. Böylesine liyakatsiz devlet yönetilir mi? Batı’da savcı yargıç nasıl seçiliyorsa, siz de aynısını uygulasanıza. Ama cahil yöneticide “bizden olsun da çamurdan olsun” cehalet anlayışı var.
Halk artık, kendi devletinin yargısına güveneme olmuştur. Yargıçlar, sanki bir orman memuru veya öteki memur gibi yürütmenin emrine girmiştir. İktidarın istemediği bir kararı veren yargıcın hemen başka uzak illere tayini çıkabiliyor. Bir hukukçunun konferansından izlemiştim, aynen şöyle diyordu: “Son anayasa referandumu ile yargının tabutuna çivi çakılmıştır”; yani yargı ölmüştür” diyordu.
Hukukçu Sami Selçuk’un söylemi ile: “Ne var ki, ülkemizde yargı bağımsızlığı ve yargı güvencesi, dolayısıyla yansız yargı/adalet arayışları bir türlü bitmemiştir”.
8-Devletin tüm kademelerine, memur, amir, yargıç seçerken mutlaka liyakat aranmalıdır.
AKP-RTE iktidara geldiği 2002 den bu yana devlet mekanizmasındaki liyakat kaldırılmıştır; göstermelik sınavların hepsinde, ne ki üniversite sınavlarında bile, sınav soruları çalınmış, böylece bütün sınavlar şaibeli hale gelmiştir. Nice sınavlar mahkemelik olmuştur.  Liyakate uymamak demek, hak etmeyeni, ehliyetsizi, belki de başarısız olacak kişileri işe göreve almak demektir. Böyle bir ülkede, devlete olan güven sarsılır, vatandaş devletin her kademesine dargın, kırgın olur. O durumda başarı ve ilerleme olmaz. Osmanlı da, liyakatsiz kimseleri işe alırdı, ne ki okuma yazma bilmeyen sadrazam vardı, Osmanlıda. Ne oldu? Battı gitti.
Günümüzde dinci, mezhepçi, AKP ci kişiler tercih edilirken, imam hatip çıkışlılar devlet katında tercih edilen, aranan olduğunu görüyoruz. Liyakate önem vermeyen devlet iflah olmaz, devlet mekanizması işlemez, daha doğrusu ileri gitmez.  Bırakın alt kademelerdeki memur ve amirleri, bazı Profesörler ve dekanların çağımızda insanı utandıran uygulama ve tavırlarına, söylemlerine baktığımız zaman dehşete kapılıyoruz. Adam profesör-dekan yardımcısı olmuş, okuma yazma bilmemeyi üstünlük görüyor, “okuma yazma bilmeyenlerin ferasetine güveniyorum” diyor.  Bunu köy kahvesindeki en cahil insanlar bile söylemez.
9-Devlet adamı kendini eleştirenlere düşman olamaz, hoş görülü olur.
Protesto etmek, eleştirmek, ifadesini özgürce savunma çağdaş devlet insanlarının en doğal haklarındandır. En baştaki liderleri bile özgürce eleştiren toplum fertleri yaratıcı olurlar.  En masum protestolara, eleştirilere tepki gösteren, onu en ağır ifadelerle aşağılayan liderler faşizan kafalıdırlar. Devlet adamı hoş görülü olmalıdır. Ne yazık ki, bizim siyasal, toplumsal yaşantımızda eleştirilere hoş görüyle karşılama kültürü yoktur. Hemen aklıma gelmişken, karikatürist Musa Kart, çizdiği karikatürler yüzünden daha yeni aylarca hapis yatırılmıştır. Basından izliyoruz, batılı liderlere yumurta atarak, kırmızı mürekkep fırlatarak protesto ediyorlar. Ona maruz kalan lider, tebessümle üstünü fiskelerle temizlemeye çalışıyorlar.
Hani Ermeni vatandaşlarımızın olduğu ülkemizde, affedersiniz Ermenidendiği gibi,Komünist Partisinin bile serbest olduğu ülkemizde, Marmara Üniversitesinde protesto eden öğrencilere Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın  “komünist bunlar komünist” demesi bu çağda gerçekten olgun bir davranış olmamıştır. Zaten dünyada komünizmle yönetilen bir ülke kalmamıştır. Masumca protesto eden öğrencileri “okutmayacağız bunları üniversitede” demeside çağdaş dünyada hoş karşılanacak bir durum değildir. Bu komünist suçlamaları 1960-70 li yılların dışlayıcı suçlamalarına benziyor. Bir devlet adamının protesto eden, fikrini ifade eden öğrencilere, vatandaşlara düşmanca davranması  ne hazin bir durum. Dünyanın hiçbir ülkesinde “savaşa hayır” diye protesto edenler cezalandırılamaz. Ama ülkemizde “savaşa hayır” diyen nice akademisyenler, aydınlar KHK ile nice işlerinden, ekmek kapılarından kovuldular.
Bakıyorsunuz Cumhurbaşkanı RTE yi eleştirenlere “cumhurbaşkanına hakaretten dava açılıyor”. Bu öğrencileri Cumhurbaşkanı RTE nin dediği gibi, okuldan atarsanız, uluslar arası mahkemelerde suçlu duruma düşersiniz. İşte Örnek:
Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy görevde iken, yolu bir gün bir Fransa köyüne düşer. Köylünün biri, bir olaya kızmış olmalı ki, üzerinde “si..tir ol git buradan Sarkozy” diye yazı bulunan pankart açar. Köylü mahkemeye verilir, yargıç köylüyü hakaretten yargılayıp para cezasına hükmeder. Köylü bunu hazmedemez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) götürür. AİHM, köylüye verilen cezayı hukuka aykırı bularak ret eder ve aynen şöyle karar verir: “Vatandaşın oyunu alarak oralara seçilen devlet adamı, vatandaşın en ağır eleştirilerine tahammül etmek zorundadır, o nedenle karar hukuka uygun değildir”.  Bizde de AİHM nin siyasilere hakaret davarlarını ret eden kararları var”. Öyleyse RTE nin protesto eden öğrencilerin okumasını engelleyeceğini söyleyen sözleri hukuka uygun olmasa gerek. Bu konularda söylenecek çok şeyler var ama yazıyı uzatmak istemiyorum, kısaca devlet adamı daha hoş görülü olmalı, protestolara, karşı görüşlere saygılı ve hoşgörülü olmalıdır.
10-Tek adamlı anayasa rejimi Türk demokrasisine yakışmıyor, çağdaş da değil.
Yıllardır  içine  girmeye çalıştığımız, “bizi niye  AB ye almıyorlar”  diye sızlandığımız  AB ülkelerine bir bakar mısınız.  Hiç birinde, AKP nin allayıp pullayıp halka kabul ettirdiği yeni tek adam anayasası gibi anayasa yok. Bu anayasaya göre, Meclis bertaraf ediliyor, seçilecek olan cumhurbaşkanı ülkeyi Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) le yönetecek, istediği en yüksek dereceli devlet görevlisini görevden alacak, istediğini getirecek. (Hemen aklıma Cumhurbaşkanın atadığı insanı utandıran, garip dekanlar geldi). Tek adam anayasa değişikliğinin kabul edildiği günün ertesinde hayretler içinde kalan AB yetkililerinden bazıları, “bu tek adam anayasası ile Türkiye AB ye asla giremez” diyerek tavırlarını koyuyorlardı. “Danışan dağları aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış” atasözünün vurguladığı gibi, müzakeresiz, danışıp tartışmadan tek adam rejiminde verilen kararlar başkanı da, devleti de yanıltır. Demokrasinin mabedi olan Meclisi baypas edilip tek adam olarak ülke yönetiminde kararlar verilirse, o ülke kaostan kurtulamaz. Çağdaş dünyada, 500 yıldan fazla bir zamandır bilim dünyasına hiçbir katkısı olmayan tüm İslam ülkeleri tek adam rejimle yönetile gelmiştir, halen de hepsi tek adamla yönetiliyor. Şunu hiç unutmayalım ki, dünyada en geri kalmış on ülke tek adamla yönetiliyor. Öyleyse, AKP-RTE nin allayıp pullayıp halka yutturduğu bu tek adam anayasasını değiştirerek,  demokratik  çoğunluk-Meclis ağırlıklı gerçek demokrasiye dönmemiz  gerekir. 
Sanırım dünyada 57 veya 58 kadar olan, bilimin, özgür düşüncenin, müzik heykelden başlayın sanatın her çeşidinin esmesinin olmadığı İslam ülkeleri çağın en gerisinde kalmışlar. Gösterir misiniz, dünyada “şu …İslam ülkesi çağdaş”, diye, gösteremezsiniz. Ne yazık ki, nerede ise hep birbirine düşman, terörün her çeşidi oralardan çıkıyor. Bunu sık sık tekrar ediyorum ama bütün İslam ülkelerinden, binlerce, on binlerce insan, neden “gavur” dedikleri gerçek demokrasi ile yönetilen Batı ülkelerine gitmekteler. Çünkü onların adaleti bağımsız ve özgür, yönetimleri tek adam değil, gerçek meclis esasına göredir, refah seviyesi yüksek. İsveç halkının çoğunluğu ateist, yolsuzluk nerede ise sıfır; İslam ülkelerinde çoğunluk  Müslüman, yolsuzluk zirvede. İşte ölçü… Öyleyse  R.T. Erdoğan’ın “dinci ve kinci nesil” gibi savunduğu dincilik, devletin kalkınmasında, toplumun refah ve mutluluğunda doğru ölçü değildir. Toplumların kalkınması için gerçek ölçü bilim ve sanattır.
Cumhurbaşkanlığına aday olan olmayan, oy verecek olanlar önümüzdeki bu seçimler Cumhuriyetin bir dönüm noktasıdır. Böyle tek adamlı yönetim giderse, ülke çağın her alanında geride kalır.
Cevat Kulaksız  

Cevat Kulaksız

SONOTLAR
(1) https://haberguncel.blogspot.com.tr/2018/02/ataturkun-hacibektasa-ziyareti-tekke-ve-zaviyelerin-kapatilmasi.html

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget