Mayıs 2026
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Karar çok açık niçin anlamak istemiyorsunuz?

Ben bir hukukçu ve CHP seçmeni olarak Özgür ÖZEL yönetimiyle ilgili olarak istinafın vermiş bulunduğu 38. Olağan Kurultayın tüm sonuçlarıyla hükümsüz sayılmasına yönelik mutlak butlan kararı nedeniyle çok üzgün ve kızgınım. Bu kararı asla hukuka uygun bulmuyorum.

Ancak, üzülelim ve de kızalım. beğenelim veya beğenmeyelim, ortada, verilmiş ve temyiz incelemesi sonunda kesinlik kazanacak uygulamaya konulan bir yargı kararı var.

Şimdi, görevden tedbiren uzaklaştırılan seçilmiş Özgür ÖZEL yönetiminin ilk yapması gereken şey,  aslında karar çok açık ve net olmasına rağmen, bu istinaf kararını aklı başında ve tarafsız hukukçulara tahlil ettirerek bu kararın ne demek istediğini sakin bir şekilde saptamak olmalıdır. İşte bunu yaptıktan, yani istinafın kararını beğenmesek ve sonuçlarını arzu etmesek, kabul etmek istemesek de, kararın ne demek istediğini doğru bir şekilde anladıktan sonra izleyeceği yolu doğru bir şekilde çizmek olmalıdır.

Bize soracak olursanız, benim bir hukukçu olarak, aslında çok net ve açık olan istinaf mahkemesinin kararından anladıklarım şunlardır;

İstinaf Mahkemesi, davacıların davasını kabul ederek davacıları haklı bulmuş ve Özgür ÖZEL ve ekibinin seçildiği 38. Olağan Kurultayını ve buna bağlı olarak 38. kurultaydan sonra yapılan olağanüstü ve olağan kongreleri ve alınan tüm kararları mutlak butlan nedeniyle iptal ederek, 38. Olağan Kurultaydan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının, karar kesinleşinceye kadar görevlerine aynen devam etmelerine yönelik tedbir kararı vermiştir.  

Görülüyor ki; İstinaf Mahkemesi, Özgür ÖZEL ve ekibinin seçilerek iş başına getirildikleri 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan sebebiyle iptal etmekle yetinmemiş, kararının kesinleşmesini bekleme gereğini duymamış ve tedbiren KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmiştir. Bunu da kararında; ”kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak, asıl ve birleşen dosyalarda davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir” şeklinde gerçekleşmiştir.

İstinaf Mahkemesinin  karar kesinleşene kadar tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmesini, hiç kimse, KILIÇDAROĞLU'na iptal edilen 38. Olağan Kurultayı derhal yenilemesi görevi verilmiş ve o nedenle görevine iade edilmiştir şeklinde yorumlamaya kalkışarak beyhuda tartışmalara girmemelidir. İstinaf, benim kararım kesin değildir, kararım kesinleşene kadar tedbiren eski yönetimi iş başına getiriyorum, 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan nedeniyle iptal etmeme rağmen, kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak,  kararım kesinleşene kadar, tedbiren, iptal ettiğim 38. Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL yönetimini işten el çektirerek, yönetimi KILIÇDAROĞLU ve ekibine iade ettim demektedir.

Bu tedbir kararını, idari yargıdaki yürütmenin durdurulması  kararına benzetebiliriz.

İdari yargıda nasıl ki; hukuka aykırı bir idari işlemin derhal uygulanması halinde idari işleme tabi kişinin  telafisi güç ve imkansız zararlara uğrayacak ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması halinde işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilebiliyorsa, İstinaf Mahkemesinin,  tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini karar kesinleşene kadar CHP'nin başına getirmesini,  idare hukukundaki idari işlemin yürütülmesinin durdurulması gibi kabul edebiliriz.  

Mahkeme çok haklıdır!

Evet, mutlak butlan kararıyla iptal edilmesine rağmen, 38. Olağan Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL ve ekibi görevden alınarak, karar kesinleşene kadar, CHP yönetiminin tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimine verilmemesi, iş başındaki iktidar açısından telafisi güç ve imkansız zararlara ve sonuçlara, yani önümüzdeki seçimleri kazanamamasına ve iktidarını Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının yönetimindeki CHP'ye kaptırarak iktidarı kaybetmesine neden olacaktı. Bu mutlak butlan kararının siyasi gerekçesi ve  özü de burada yatmaktadır.

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar ve tedbiren,  iktidarın menfaatleri için iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU'nun sergilediği tutum ve tavırlara bakıldığında, KILIÇDAROĞLU'nun;  İstinaf kararında açıklandığı gibi,  karar kesinleşene kadar, kurultay yapmadan partiyi idare etmeye kalkışacağı anlaşılmaktadır.

Özgür ÖZEL ve ekibi;  üzülerek söylüyorum, bu yalın gerçeği göz önünde tutmalı, biraz sakin ve gerçekçi olmalıdır. KILIÇDAROĞLU'nu kurultay yapmaya zorlamakla birlikte, bunu başaramazsa izleyeceği (B) planını ve yol haritasını da derhal hazırlamaya başlamalıdır.  

Bize göre, bu (B) planında, asla yeni bir parti kurmak olmamalıdır.

Özgür ÖZEL; yönetimdeymiş, hiçbir şey olmamış gibi, CHP Milletvekili, CHP Grup Başkanı sıfatlarıyla,  CHP'nin saflarında iktidar yürüyüşüne çıkan ülkemizin tüm demokratik ve toplumsal muhalefetini meydanlara toplayan Türkiye İttifakı mitinglerine devam ederek, seçmene umut olmayı sürdürmeli, meydanları asla boş bırakmamalıdır.

30/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kurtuluş'un Ve Kumpas'ın Aşılmasının Yolu Türkiye İttifakından Geçmektedir

Bugüne kadar oy verdiğim ve bundan sonra da vermeye devam edeceğim CHP'nin başına,  iktidar ve CHP'nin içindeki Truva Atı'nın iş birliği ve organizasyonuyla  örülen çorap (kumpas) beni çok üzmüştü. Ancak, inanın bana,  şimdi çok rahatım, her şerde bir hayır vardır sözüne çok inanırım, bu şer de ülkemizin geleceği için hayırlara vesile olacaktır.

 

Ancak bir şartla, ülkenin her alanda geri gittiğine, insanların yoksullaştığına, yargı güvencesinin kalmadığına, devletin temeli olan adaletin siyaset elinde ayaklar altına alındığına,  yaşayarak tanık olan,  ruhunda ve bedeninde ve de kesesinde hisseden her kesimden insanlarımızın, oy kullanırlarken, akıllarını başlarına toplaması koşuluyla, aşacağız bu krizi.

 

CHP genel başkanlığından, ne kadar devam edeceği belirsiz bir zaman süresince geçici olarak  uzaklaştırılan Özgür ÖZEL; bugüne kadar yaptığı yüzlerce mitingde, meydanları dolduran kalabalığa ne şekilde hitap ediyordu bir hatırlayınız. CHP lafını hiç ağzına almadan,  sosyal demokratlar, muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, sosyalist demokratlar diye hitap ederek, ülkenin gidişinden, geleceğinden ve saray iktidarından ümitlerini kesen,  ülkemizin içinde bulunduğu kötü şartlardan, özellikle ülke ekonomisinden ve yargısından memnun olmayan ülkemizin her kesimden tüm toplumsal muhalefetini, Türkiye Muhalefeti adı altında sandıkta birleştirmeye çalışmıyor muydu?

 

Evet, hangi partiye sempati duyarlarsa duysunlar, her kesimden demokratları, Türkiye muhalefeti olarak meydanlarda ve sandıkta tek yürek birleştirmeye çalışıyordu.

 

Demek ki; iş başındaki son kullanma tarihi dolmuş olan antidemokratik iktidarı sandıkta oylarıyla  devirerek ülkemizin geleceği için yeni bir sayfa açacak, ülkemizin demokratik geleceğine imza atacak olan kişi, tek başına Özgür ÖZEL ve ekibi olmayacak, toplumsal muhalefet tabanının çoğunluğuna sahip olan Özgür ÖZEL ve ekibi, sadece bu birlikteliğin, Türkiye İttifakının sağlanmasına aracı olacaktır.

 

Bizce, bu birlikteliğin, yani Türkiye demokratik toplumsal muhalefet ittifakının sandıkta sağlanarak ülkenin iş başındaki iktidardan kurtarılmasının temininde asıl görev; ülkenin normal koşullarında hangi partiye sempati duyarsa duysunlar, ülkenin içinde bulunduğu günümüzün olağanüstü zor şartlarını görerek, oylarını dağılmadan ve parçalanmadan, ülkeyi saray iktidarından kurtarabilmek için, sadece bir kereliğine ve seferberlik ruhu içinde, seçim zamanı CHP'nin başında olsun veya olmasın, Özgür ÖZEL ve ekibine güvenerek, onlara destek çıkacak ve seçim zamanı oluşacak şartlara göre, mecbur kalıp hangi siyasi partinin ve oluşumun içinde olurlarsa olsunlar, Özgür Özel ve ekibinin içinde yer alacağı, adına Türkiye İttifakı diyebileceğimiz siyasi oluşumun ortak listelerine oy vermeleri gereken tüm demokrat muhaliflere düşmektedir.

 

Zaten, iş başına geldiği andan itibaren, büyük bir özveri içinde, büyük bir liderlik örneği göstererek her ideolojiden demokratik toplumsal muhalefeti bir araya getirip sandıkta birleştirmeye gayret eden ve bunun için çalışan Özgür ÖZEL ve ekibi; CHP'ye, yargı eliyle kumpas kurulmasaydı,  mutlak butlan kararı ile CHP yönetiminden uzaklaştırılarak yerine, KILIÇDAROĞLU ve etrafındaki bir avuç şakşakçısı getirilmeseydi, yani Özgür ÖZEL ve ekibinin CHP deki yönetimleri devam ediyor olsaydı bile, bu ekibin başarılı olabilmesi için, yukarıda belirttiğimiz Türkiye İttifakının spontane sandıkta oluşması zorunluydu.

 

Yani Özgür ÖZEL ve ekibinin; CHP'ye yönelik olarak, işbirlikçi KILIÇDAROĞLU'nun yardım ve katkılarıyla, saray ve yargı işbirliğiyle yapılan kumpas ile görevden uzaklaştırılmaları, bize göre aleyhe sonuç doğurmayacak, bilakis, bu kumpas geri tepecek, hayırlara vesile olacak ve Türkiye’nin tüm demokratik toplumsal muhalefeti, inadına,  Özgür ÖZEL ve ekibinin etrafında birleşerek adeta kilitlenecek ve inşallah bu ülke özgürlüğüne ve yargı bağımsızlığına kavuşacaktır.

 

Durmak yok yola devam, Özgür ÖZEL ve Türkiye’nin sorumluluk duygusu yüksek tüm demokratik  ve toplumsal muhalefeti, sorumluluğunuz daha da artmıştır. CHP'ye,  daha doğrusu ülkenin geleceğine ve demokrasisine karşı kurulan kumpası, Türkiye İttifakında birleşerek ve oylarınızı bölmeyerek sizler bozacaksınız, unutmayınız.

 

29/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Biz Gerçek Hukukçuların İşi Çok Zor

Maalesef ülkemizde iki ayrı hukuk oluştu.

 

Birincisi ve doğal olanı;  T. C. Devletinin yürürlükteki anayasa ve diğer yasalarından kaynaklı resmi hukuku, ikincisi ise; T. C. Devletinin anayasa ve yasalarının fiilen yok sayılarak veya iktidarın yararına yorumlanarak eğilip bükülerek oluşturulan fiili hukuku.

 

İşte bu nedenledir ki; ülkemizde yaşanan olayları,  T. C. Devletinin anayasa ve yasalarından hayat bulan resmi ve gerçek hukukuna göre yorumlayan bizim gibi gerçek hukukçular,  bu ikili hukuk nedeniyle, bazen zorlanıyorlar ve anayasa ve yasaların eğilip bükülerek veya yok sayılarak üretilen fiili hukukuna göre verilen bazı hukuk dışı yargı kararlarını yorumlamak ve bir görüşe varmak zorunda kalıyorlar.

 

Bunun sonucunda da, fiili hukuka göre yorum yaparak sonuca varmak zorunda kalan gerçek hukukçular zor durumda kalıyor ve kamuoyunda yanlış anlaşılıyorlar.

 

Örneğin,  Ankara adliyesine mensup bir asliye hukuk mahkemesinin,  CHP hakkında 38. Olağan Kurultayın iptaline yönelik olan açılan mutlak butlan davasında; sonradan yasal bir kurultay yapıldığı için açılan davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, resmi hukuka uygun olarak vermiş olduğu, açılan davanın reddine ilişkin kararını denetleyen üst İstinaf Mahkemesinin; yerel mahkemenin, davanın reddine yönelik kararını, hukuka aykırı olarak kaldırarak mutlan butlan kararı verip CHP yönetimini de tedbiren 37. Kurultayda seçilen eski KILIÇDAROĞLU yönetimine teslim edilmesine karar vermesi, bize göre de, yürürlükteki resmi hukuka aykırı olmasına rağmen, İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken izlediği hukuka aykırı mantık ve yorumu nedeniyle,  istinafın hukuka aykırı bu mutlak butlan kararından sonra CHP de izlenecek yolu bir hukukçu olarak yorumlarken,  ister istemez, istinaf mahkemesinin hukuku yorumlama ve uygulama mantığına göre hareket ediyor ve T. C. nin resmen yürürlükte olan anayasa ve yasalarına dayalı gerçek hukukundan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

 

İşte bu nedenledir ki; daha önce yazdığımız yazımızda, gerçek hukuki görüşümüze ters düşmesine rağmen, İstinafın bu mutlak butlan  kararından sonra, istinafın bu karar kesinleşmeden, yani 38. Olağan Kurultayla ilgili yargıya intikal eden mutlak butlan davası şu veya bu şekilde çözülerek kesinleşmeden, dava süreci sonlanmadan, CHP'de yeni bir kurultay yapılamayacağı görüşünü açıklamak zorunda kaldık. Bunu biz söylemiyoruz, İstinaf Mahkemesi açıkça olmasa da öyle istiyor, o nedenle 38. Kurultay üzerine yapılan kurultayları dikkate almamış ve dava konusuz kalmamıştır, davayı konusuz kaldığı gerekçesiyle reddedemezsin diyerek yerel mahkemenin kararını kaldırmıştır. İstinaf mahkemesinin kararının satır arası ve kodları bu mantık maalesef.

 

Diyelim ki; istinafın kararına rağmen dava süreci sonuçlanmadan yeni bir kurultay yapıldı ve Özgür ÖZEL ve ekibi dışında bir yönetim kurultayı kazandı. Temyiz mahkemesi de istinaf gibi, bu yeni seçimi ve yeni yönetimi dikkate almayarak, davanın konusuz kaldığı sonucuna varmayıp, 38. Kurultayı geçerli saydı ve davayı Özgür ÖZEL ve ekibinin lehine sonuçlandırdı, o zaman al sana bir kaos daha.

 

Televizyonlardaki tartışma programlarına çıkan hukukçu arkadaşlar; lütfen,  bu iki ayrı hukuku ve istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken esas aldığı fiili hukuku ve hukuk dışı hukuk  mantığını göz ardı etmesinler.

 

Evet, İstinaf mahkemesi 38. Kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylara rağmen, bu kurultayları yok ve geçersiz saymış ve o nedenledir ki; yerel asliye hukuk mahkemesi sonradan yapılan bu kurultayları geçerli sayarak,  davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle,  mutlak butlan davasını reddetmiştir. İstinaf Mahkemesi ise;  hayır öyle değil, 38. Kurultay sonrası kurultayları geçerli sayarak dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle davayı reddedemezsin diyerek mutlak butlan kararı vermiş ve 37. Kurultay ile iş başına gelen  KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren yönetime getirmiştir.

 

Sonuç olarak şunu söylüyoruz. 38. Kurultayı bir yana bırakalım,  ondan sonra yapılan kurultaylar bize ve resmi ve gerçek hukuka göre geçerli olup, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin,  buna dayanarak,  dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle, açılan mutlak mutlan davasının reddine yönelik olarak verdiği karar da,  hukuka uygun ve yerindedir.

 

Ancak, yerel mahkemenin kararını bozan İstinaf Mahkemesinin; kendi yarattığı fiili hukuka göre verdiği ve yok sayılması mümkün olmayan mutlak butlan kararına göre; KILIÇDAROĞLU yönetiminin, 38. kurultaya yönelik dava süreci, tüm aşamalar tamamlanarak kesin sonuca bağlanana kadar, yeni bir kurultay yapma mecburiyetinde olmadığı da bir vakıadır.

 

Anladınız mı şimdi? Biz, gerçek hukukçuların ne kadar zorlandıklarını, zor durumda kaldıklarını.

 

28/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yüksek Seçim Kurulu Topu Tac'a Atmıştır

YSK, seçimleri denetleyen bir yargı organıdır, hem de kararları kesin olan yüksek bir yargı organıdır.

 

Yasalara göre, mahkemeler ve yargı organları, önlerine gelen bir yargısal talebi olumlu veya olumsuz sonuçlandırmak ve bu konuda bir karar vermek zorundadırlar.

 

Yargı kararları yorumu gerektirmeyecek açıklıkta olmalıdır.

 

Mutlak butlan kararıyla tedbiren görevden uzaklaştırılan 38. Olağan Kurultay ile iş başına gelen CHP Genel Başkanı Özgür ÖZEL tarafından İstinaf Mahkemesince verilen mutlak butlan kararına yönelik YSK'ya yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.

 

Reddin gerekçesi “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” şeklinde ifade edilmiştir.

 

CHP tarafından yapılan itirazın konusu; 38. Olağan Kurultayında yapılan seçimlerin,  bu kurultay delegeleriyle kurultayda seçilenlerin ve kendilerine verilen mazbataların geçerli olduğunun tespitine karar verilmesi talebidir.

 

Aslında; mutlak butlan kararını alan İstinafın ilgili dairesi tarafından, aldığı bu mutlak butlan kararının infazı için YSK'ya gönderilmesindeki amaç ile CHP 'nin itiraz talebinde dile getirdiği amaç,  aynı hedefe, yani mutlak butlan kararına rağmen,  seçimlerden sorumlu ve tek yetkili YSK tarafından 38. Kurultay ile seçilen Özgür ÖZEL'e verilen genel başkanlık mazbatasının geçerli olup olmadığının tespitine yöneliktir.

 

İstinafın ilgili dairesi, almış olduğu mutlak butlan kararının infazı için YSK'nın kapısını çalmasının amacı ve gerekçesi, bu mutlak butlan kararına rağmen, seçimlerden sorumlu ve tek yetkili nihai merci olan YSK'nın Özgür ÖZEL'e vermiş olduğu genel başkanlık mazbatasının hukuki geçerliliğini muhafaza edip etmediği konusundaki görüş ve tespitini gerekli görmüş olmasından kaynaklıdır. Başka bir anlatımla, istinaf; benim verdiğim bu mutlak butlan kararının infazı için,  YSK olarak senin mazbatayı geçersiz sayman gerekiyor, bu işlemi yap diyor YSK'ya.

 

CHP de, YSK'ya yaptığı itirazda, vermiş olduğu mazbatanın geçerli olup olmadığının tespitini talep ediyor.

 

Peki YSK ne yapıyor?

 

Kulağının üzerine yatıp topu taca atıyor, ne şiş yansın ne kebap diye düşünerek,  bir durum tespiti yapmaya yönelik bir karar vermeden,  “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” diyerek, İstinaf ve CHP tarafından kendisinden talep edilen, mazbatayı ne geçerli ne de geçersiz sayan bir kararı veremiyor, adeta kendisini inkar ediyor, mahkemelerin kendisinden talep edilen konularda bir karar vermekten kaçınamaz evrensel kuralını yok sayıyor.

 

YSK'nın; İstinafın ve CHP'nin aynı kapıya çıkan aynı şeyi amaçlayan taleplerini karşılıksız bırakması ve talepleri karşılayarak olumlu ya da olumsuz sonuçlandıran bir kararı vermemiş olması nedeniyle, halen İstinaf Mahkemesinin vermiş olduğu mutlak butlan ve eski yönetimin tedbiren göreve getirilmesi kararı, infazı kabil bir karar niteliğini kazanamamış olarak askıda durmakta ve Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanlığı görev ve yetkileri devam etmekte olup, KILIÇDAROĞLU ve ekibi fuzuli şagil (Hukuki bir dayanağı olmaksızın işgal eden) olarak genel merkez binasına girerek CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş bulunuyorlar.

 

27/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İbadethanelerde, cenazelerde, saraylarda alkış

Son yıllarda camilerde cenaze törenlerinde alkış olayı eleştiriliyor, buna büyük oranda tepki gösterenler var. Hele az da olsa “türkülerle gömün beni” türküsünün avazını çok seven kimseler “türkülerle gömün beni” diye vasiyet ettiklerini de duyuyoruz.

Türklerin Orta Asya’da inandıkları Şamanizm’de ölüm bir son değil, ruhun başka bir dünyaya yaptığı kutsal bir yolculuk olarak kabul edilir. Şamanlar, ruhun güvenli bir şekilde öteki aleme geçmesini sağlamak ve kötü ruhları uzaklaştırmak amacıyla cenaze törenlerinde şaman davulu eşliğinde bir ibadet gibi ritüeller gerçekleştirirler. Ayrıca o yılların yazılı birçok kaynaklarda, bir kimse bir başkası için dua etmek hoşnutluğunu bildirmek isterse ona şöyle dua ettiğini okumuştum: “Tanrı sana alkış versin”, veya “Gök Tanrı sana alkış versin”. Alkış sözcüğü genelde övme beğenme anlamına da geldiği görülmekte. [i]

Eski Orta Asya kültüründe, Türkler 8 yüzyıl öncesinde İslam ve cami ile tanışmadan önce Orta Asya’da iken inançları gereği davulu kutsal sayarlardı. Günümüzde bile şaman inancı olan Orta Asya’nın ıssız vadilerinde Şaman inancını sürdüren topluluklar bulunmakta. Şaman ayini yapan lider süslü davulu ile cenazelerde öteki şölenlerde dansa benzer ritüelinde döne döne gösteri yapar. Davulun kutsal sayılması edeni ile bir komutan önemli bir yere geldiği zaman ona obanın Şaman lideri tarafından davul ve tuğ verilirdi. Orta Asya Şaman kültüründe cenazeler, cesetten şeytanı kötü ruhları uzaklaştırmak için davul çalarak defnedilirdi. Şimdi bile Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde kuytu vadi yerleşkelerde yaşayan topluluklarda Şamanizm ve davul çalma ritüeli halen sürdürülmekte.

İbadethanelerde camilerde alkışın tarihi

Bazı camilerde cenaze törenleri yapılırken ölen kişinin kültür durumuna göre alkış olayına rastlıyoruz, buna bazı tutucular tepki gösterse de zaman zaman buna tanık oluyoruz.

Burada Sayın Soner Yalçın’ın Tağut adlı kitabından ilginç alıntılar yapalım.

II.Abdülhamid’in sarayında “alkış bölüğü vardı”

Osmanlı’nın Duraklama ve Gerileme Devirlerinde bazı padişahların saraylarında seçkin dalkavukçuları varken Osmanlı’nın yıkılış yıllarının padişahlarından II. Mahmud’un sarayında “alkış bölüğü” vardı. Yine bazı Osmanlı saraylarında padişahlar geleceği öğrenmek için falcılarından üfürükçülerden medet umuyorlardı.

Avrupa’daki ülkeler matbaanın, bilimin, sanayi devriminin, çağdaşlığın ivmesini yakalayıp hızla her sahada ilerlerken, Osmanlı saraylarında padişahların nelerle uğraştığını ibretle öğreniyoruz. Güya padişah halk nazarında itibarını artırmak için alkışçılar tutardı.

“Şeyh Tevfik Efendi, II. Abdülhamid’in “baş/ser alkışçısı” idi. Sarayda altı kişilik alkış bölüğü vardı! Padişah Cuma namazını kılmak için saraydan çıkarken ser er alkışçısının işaretiyle, alkış çavuşları bağırarak şöyle derdi: Uğrun hayır ola, yaşın uzun ola, hak teala efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” …Padişah camiye varınca bu kez şöyle alkışlanırdı: “Yardımcın Allah ola, yaşın uzun ola, hak Teâlâ efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” … II. Abdülhamit sonradan son sözü “Padişahım şevketinle, devletinle bin yaşa” değiştirdi! Namazdan sonra “büyük alkış” denen “uğurun hayır ola” denirdi. Halk da söylenenlere eşlik ederdi.

Bayram namazında, Kadir gecesinde de benzer alkış merasimleri yapılırdı: Camiye giderken “uğurun hayır ola”; camiye varınca “yardımcın Allah ola”, camiden çıkarken “uğurun hayır ola”,    saraya girerken “yardımcın Allah ola”… Sarayın alkışçıları böylece padişaha alkış tutup onu çokça överlerdi.

Kültürümüzde camide “alkış” geleneği var. Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki adlı eserinde “alkış” terimini “el çırparak bülendavaz ile (yüksek sesle) bağırarak edilen takdir ve tahsin (değer verme, beğenip güzel bulma) şeklinde açıkladı. Türk tarihinde “alkış” insanların kendileri, yakınları ve sevdikleri için övgü, kutsama, iyilik dilemek amacıyla söyledikleri kalıplaşmış sözlerdi. Tanrıya seslenmeydi, sözlü kültür geleneğimizdi. Zamanla yazıya döküldü: 158 adet Türkçe Mezar ve kaya taşlarından oluşan Yenisey Yazıtları’nda “alkış” var; övgü-kutsama-iyiliklerini sayma anlamında.

Kaşkarlı Mahmut!un Divanü Lügati’t-Türk sözlüğünde de “alkış”, övgü ve dua olarak tanımlandı. Ol begg alkış berdi” …Yani o beyi övdü…

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig eserinin yedi yerinde “alkış” geçiyor.

Alkış Dede Korkut Kitabı’nda da geçiyor: “Dedem Korkut, Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü destanda, “Basat’a akış virdi” diyor.   Eski Türkçe “alka” övmek, kutsamak fiilinden “iş” son ekiyle türetildi; “övgü”, “değer verme” anlamında.

Selçuklularda “serhenk” denen çavuşlar “alkış” tan sorumluydu. 14. Yüzyılda “Işkname”de “Atadan böyle midir bana alkış/ Hasret oduna yanam yaz kış” deniyor. Eskiden “alkış” sözle, yazıyla yapılırdı.

Biçimi ne olursa olsun günümüzde alkışın taşıdığı anlam yüceltmek, onaylamak, övmek, kutsamaktır. Alkış salt iki eli birbirine vurma eylemi değil; kültürümüzde derin bir anlamı var. Alkış tezahürat değildir. Seyirciyi etkilemek, coşturmak için Romalı oyun organizatörlerinden miras, içten pazarlıklı “şakşak” ile “alkışı” birbirine karıştırmamalıyız…Eskiden camiler salt ibadet yapılan yer değildi, alkış bir duadır”.

İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bir videoda şunları söylüyordu:

Hazreti Peygamber zamanında maaşlı imam yoktu, bu günkü manada cami yoktu. Cami Peygamberin mektebidir, karargahıdır. Camide toplananlara para ile namaz kıldıran bir memur yoktur. Maaşla namaz kıldıran yoktur, maaşla bir namaz kıldıranların kıldıkları namazları fasıktır, iadeleri gerekir. [ii]  Yatıp kalkıyor camilerde verdiği vergilerle orda birilerine maaşlar vererek, namaz kıldırıyor bu namaz geçerli değildir. İslam fıkhının tarih boyunca herhangi derecedeki herhangi bir müştehiydi[iii]  para ile namaz kıldıran adamın kıldırdığı namaz geçerlidir dememiştir. Bunu yani maaşla namaz kıldırmayı 14. Yüzyılın başlarında Osmanlı icat etti, o güne kadar yok böyle bir şey. İbadetler alanında iştihat yapamazsın peygamberin yaptığının aynısını yapacaksın”. [iv]

Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SONNOTLAR



[i]https://www.google.com/search?q=%C5%9Famanlar+cenazeyi+davulla+defnederler&oq=%C5%9Famanl ar+cenazeyi+davulla+defnederler&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBg

[ii] Fasik Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan, günah işlemeyi alışkanlık haline getiren veya büyük günahları açıktan işleyen kimselere verilen isimdir.  İtaatten çıkmak yoldan sapmak

[iii] İslam hukukunda ayet ve hadisleri derinlemesine inceleyerek, hakkında açık hüküm bulunmayan konularda din ve hukuki hüküm (içtihat) çıkarma yetkisine sahip en üst düzey din bilginlerine müçtehit denir

[iv] Kaynak: Tağut Soner Yalçın. Kırmızı Kedi Yayınları 2024


Sayın Özgür Özel

Sakın takma kafana,  senin ve senin şahsında milletimizin başına örülen Çorap’a üzülme lütfen,  bu da geçecek.  Bir CHP seçmeni olarak ben artık üzülmemeye karar verdim. Bu ülkede yaşayıp da üzülmemek mümkün olmasa da.

 

O nedenle diyorum,  takma kafana boş ver gitsin.

 

Sayın Özgür ÖZEL; sen ve senin şahsında, Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefetini peşinden koşturan,  Türkiye muhalefetinin bugünkü lokomotifi olan ana muhalefet partisinin işlevsiz hale getirilmesi, seçilme şansı kalmayan iktidarın yargı ve KILIÇDAROĞLU ile yaptığı önceden konuşulup kararlaştırılmış, planlanmış ve yol haritaları çizilmiş organize bir operasyondur, bugüne kadar yaşadıklarımız bunu gösteriyor.

 

Demem o ki; senin karşında,  sadece,  yaşlanmış, iktidar yüzü görememiş, muhalefet liderliğine razı olmuş bir KILIÇDAROĞLU yok. Şu anda sessiz kalıyorlarsa da,  karşında;  hiç seçim kazanamamış olmanın ezikliği ve sana karşı kurultay kaybetmiş olmanın öfkesini ve kinini taşıyan  KILIÇDAROĞLU ile ittifak halindeki devletin yargısını ve yasamasını elinde tutan iktidar var.

 

Bırak,  KILIÇDAROĞLU;  yargı kararıyla, tedbiren de olsa CHP Genel Merkezine gidip makam koltuğuna otursun, yetindiği ve politik hayatı boyunca görüp göreceği son rahmet olan  ana muhalefet liderliği koltuğunun zevkini çıkarsın ve bu şekilde biraz olsun öfkesinden ve kininden arınsın.  

 

Sayın ÖZEL; sen CHP Genel Başkanlığına ilk seçildiğinde benim de bazı tereddütlerim vardı, acaba diyordum; İMAMOĞLU ve İstanbul teşkilatının desteğinin diyetini ödeyecek ve emanetçi gibi mi genel başkanlık yapacak diye. Ama yanılmışım, Türkiye koşullarında büyük bir özveriyle  aslanlar gibi çalıştın,  makam koltuğunda oturmadan ülkenin neresinde bir nahoş olay var oraya koştun sokaklarda siyaset yaptın, ülkenin içinde bulunduğu özel koşullar nedeniyle fanatik bir CHP lideri gibi davranmadın, anayasanın ilk dört maddesindeki ilkelere bağlı kalmak koşuluyla,  muhalefetin her kesimine kucak açtın, AKP'nin kalesi olan şehirlerin dahi kalelerini yıkarak kale bekçilerini şehrin miting meydanlarında karşında toplayarak onlara kendini dinletmeyi ve alkışlatmayı başardın, toplumsal muhalefeti tek yürek haline getirdin.

 

İşte bu nedenledir ki; sen CHP liderliğini aştın, CHP liderliği sana dar gelmeye başlamıştı, bırak onu meraklılarına,  kifayetsiz muhterislere ve meydanlara çıkmaya, Türkiye demokratik muhalefetinin lideri olarak mitinglerine devam et.

 

Unutma, Kurtuluş Savaşımızın muzaffer lideri Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK de, 19. Mayıs. 1919 da Samsuna çıktıktan sonra üniformasını çıkardı ve tüm resmi Unvan ve makamlarını terk etti, hatta saraydaki padişah tarafından hakkında idam fermanı imzalandı. Ama yılmadı, yoluna devam etti ve Amasya, Sivas, Erzurum derken Anadolu’yu dolaştı ve Ankara'yı mesken tutarak günümüz T. C. Devletine ulaşan askeri ve siyasi zaferlere imzasını attı.

 

Sayın ÖZEL; hiçbir şey moralini bozmasın,  şevkini kırmasın, birilerinin dediği gibi, durmak yok,  yola devam.

 

Yolun açık olsun, selam ve sevgilerimle.

 

26/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Mutlak Butlan Kaosu Sanıldığından Da Büyük

CHP'ye yönelik saray destekli mutlak butlan yargı kaosu, sanılanın aksine çok daha büyük, CHP'nin içinin karıştırılması ve hatta bölünmesi,  seçimde oyların dağılması, AKP'nin seçim kazanması için başına örülen çorap, çıkarılabilmesi uzun bir süreci gerekli kılan çok karmaşık bir çorap.

 

İstinaf Mahkemesi tarafından verilen ve CHP yönetimini,  38. Olağan Kurultay seçimleri öncesine, yani 37. Olağan Kurultay sonuçlarına götüren ve 37. Kurultay ile belirlenen genel başkan KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren göreve getiren mutlan butlan kararı; maalesef,  CHP'yi 37. Olağan Kurultay ile belirlenmiş olan eski yönetime mahkum etmiş ve adeta kilitlemiştir.

 

Peki bu kilit nasıl açılacaktır?

 

Dava sürecinin,  kesinleşecek olan nihai yargı kararı ile sonlanması,  bu sürece nokta konulmasıyla, başka bir anlatımla;  İstinaf kararının temyiz edilmeyerek kesinleştirilmesi veya temyiz edilecekse temyiz mahkemesinin kararıyla kesinleşerek, CHP yönetimsel özgürlüğüne kavuşabilecektir.

 

Anlamadınız biliyorum. Konuyu biraz daha açalım.

 

Açılmış olan mutlak butlan davası ilgili asliye hukuk mahkemesinde devam ederken, 38. Olağan Kurultayda genel başkan seçilen ve seçimi tartışılan ve  yargıya taşınan Özgür ÖZEL yönetimi tarafından,  şaibeli oldukları iddia edilen delegelerin oy kullanmadıkları yeni kurultaylar yapılmış ve Özgür ÖZEL yeniden genel başkan seçilmiş, bu seçimi hukuki dayanak yapan yerel asliye hukuk mahkemesi de, açılan mutlak butlan davasını konusuz kaldığı hukuki gerekçesiyle reddetmiştir.

 

Bu red kararının istinafa götürülmesi üzerine, kararı inceleyen istinaf mahkemesi;  davanın reddine ilişkin yerel mahkeme kararını,  sözüm ona hukuka aykırı bularak kaldırmış ve bizzat mutlak butlan kararı vererek Özgür ÖZEL'in genel başkan seçildiği 38. Olağan Kurultay sonuçlarını iptal ederek,  tedbiren 37. Olağan Kurultayda seçilmiş olan KILIÇDAROĞLU ve ekibini görevlendirmiştir.

 

Biz İstinaf Mahkemesinin bu mutlak butlan kararı hukuken doğrudur demiyoruz bilakis eleştiriyoruz.

 

Ancak, mutlak butlan kararını doğru da bulsak yanlış da bulsak, ortada duran ve yok sayamayacağımız bir yargı kararı vardır. Bu nedenle,  bundan sonra izlenmesi gerek en doğru yolu,  bu yargı kararını iyi analiz ederek bulabiliriz.

 

İstinaf Mahkemesi demek istiyor ki; ben delegelerin bazılarının iradelerinin fesada uğradığı 38. Olağan Kurultayı geçerli bulmadığım gibi, 38. Kurultay yönetimi tarafından yapılan ve yerel mahkemenin geçerli sayarak konusuz kaldığı için mutlak butlan davasının reddine hukuki dayanak yaptığı 38. Kurultay sonrası yapılan kurultayları da geçerli saymıyorum ve  bu nedenle 38. Kurultaya ilişkin olarak mutlak butlan kararı veriyorum ve 38. kurultay öncesine giderek 37. Olağan Kurultay ile genel başkan seçilen KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren göreve getiriyorum.

 

İstinaf Mahkemesinin demek istediği ve dayandığı hukuk mantığı bu.

 

Bu mantıkla hareket edecek olursak;  İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararı temyizde onanarak veya bu karar aleyhine temyize başvurulmaksızın kesinleşmesine kadar, tedbiren iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU yönetimi tarafından,  adına ne derseniz deyiniz,  yapılacak olan  kurultay sonuçları da hukuken sakat ve geçerli olmayacak. İstinaf Mahkemesi kararıyla bunu söylemek istiyor.

 

İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararını hukuken doğru bulmuyoruz ama, onun mantığıyla düşünürsek doğru bir yorum. Zira, İstinaf Mahkemesinin kararı kesinleşmeden, tedbiren iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU yönetiminin yapacağı yeni bir kurultayda, 38 kurultay ile iş başına gelen Özgür ÖZEL yerine başka bir kişinin genel başkan seçildiğini düşünelim, ileride istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararının temyizde Özgür ÖZEL lehine bozulması halinde ne olacak?

 

Al sana yeni bir kaos nedeni.

 

Bu nedenle şu anki vaziyet içinde istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararı kesinleşmeden,  hukuki süreç şu veya bu şekilde sonuçlanmadan KILIÇDAROĞLU yönetimi de kurultay yapamaz.

 

Bu nedenledir ki; olası riskleri göze alınarak,  İstinaf Mahkemesinin kararı temyiz yoluna gidilmeden kesinleştirilmeli, hukuki belirsizlik bir an önce kaldırılmalı ve 38. Olağan Kurultayın yenilenmesinin yolu açılmalıdır.

 

Aksi halde, temyize gönderilecek olan mutlak butlan dava dosyasının temyizde uyutularak askı ve belirsizlik sürecinin uzayacağı KILIÇDAROĞLU'nun işgalinin süreklilik kazanacağı akıldan çıkarılmamalıdır.

 

25/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Dinbazlar  Camileri Oy İçin Kullanıyorlar

İslam tarihi boyunca çoğunluğu politikacılar olmak üzere birçok din bazlar camileri kendi çıkarları (oy için de) için kullanırken, Müslümanların mabedi olan yapılar camiler bazen muhaliflerin aleyhine rüzgâr estirmek onları kötülemek için iftira aracı olarak da kullanabiliyor.

Düz vatandaş yanında devletin başındakiler de muhalifleri halk nazarında kötü göstermek, oy için itibar kazanmak uğruna karşıt parti ve gruplara “camileri yaktılar, camilerde içki içtiler” gibi yalan yanlış iftiralar atabiliyorlar. Devletin başındaki Recep Tayyip Erdoğan bile Gezi olaylarında “camide içki içtiler” diyerek halkı tahrik edebiliyordu. Oysa cami içinde görülen bira şişeleri resmi, Sırplarla Bosnalı Müslümanların iç çatışmasında Bosna Hersek’teki cami içinde Sırpların içki içme fotoğrafını sanki İstanbul’daki camide olmuş gibi göstererek yani dini sembolü iftira için kullanabiliyordu. Ayrıca “gezide camiler yakıldı” iftirasını da anımsayınız. [i]

İşte bu yalan ve asılsız iftiralar vatandaşlar arsında kin ve düşmanlık yaratabilecek durumdadır.  İktidarının ilk yıllarında dinciliği dinsel söylem ve eylemlerini ön plana çıkaran RTE “dindar kindar vatandaş yetiştireceğiz” dediğini anımsayınız. Laik T.C. inde devletin başındaki yönetici, “dindar vatandaş yetiştireceğiz” diyemez dememesi gerekir. Demokrasileri laiklikle yoğurulmuş (o nedenle de çağdaşlaşmış) Batı ülkelerinin bir yöneticisi bu sözü söylediği zaman o kişiyi adeta eleştirerek defe koyarlar, iktidarda tutmazlar. Hele yine devletin başındaki kimse “kindar vatandaş yetiştireceğiz” derken vatandaşlar arsına kin ve düşmanlık yaratacağını, vatandaşları birbirine düşüreceğinin bilincine varmalıdır.

Her devirde dini simgelerle iftira atanlar ülkelerinde kanlı saldırlar yaratılacağını bilmelidirler. 1980 de “Kızılbaşlar camiye bomba attı” yalanı üzerine Çorum’da pek çok vatandaşımız (50 kadar) katledilmişti.

Maraş Katliamı veya Maraş Olayları, 19-26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta Alevilere ve solculara yönelik meydana gelen katliamdır. Yedi gün süren olaylar sırasında iddianameye göre 111 kişi öldürüldü. Alevilere ait 559 ev yakıldı, 290'a yakın iş yeri tahrip edildi. 23 yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam., 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapis cezası aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı. 12 Eylül Darbesi'ne sebep olan olaylardan biri olarak kabul edilmektedir.[ii]

Ötesine gitmeyelim Ehlibeyt ve Kerbela katliamından günümüze kadar nice binlerce isyanlarda din ve mezhep saldırı ve katliamlarla doludur.

Camilere dokunduk ama konu dinsel tahrik, saldırı ve katliama yöneldi. Kuranı Kerimin hiçbir yerinde cami sözcüğü yoktur, Kuran’a göre namaz kılınan yer mabet geçer. Cami Arapça “cem” toplanma yeri toplayan bir araya getiren anlamındadır. İslam’ın ilk yıllarında Cuma namazı kılınan büyük mescitler için kullanılan “el-mescidü’l-cami” adı 10. Yüzyıldan sonra kısaltılarak “cami” şeklinde kullanıldı. Amaç itibarıyla cami ibadet dışında dini eğitim, kütüphane, askeri, devlet yönetimi için idari amaçlarla da kullanıla gelmiştir. Ayrıca inanamayacaksınız Osmanlı yönetimindeki nice camilerde Hacivat-Karagöz gölge oyunu oynatıldığını çoğumuz bilmez. II. Abdülhamid döneminde yine bazı camilerde tiyatro oyunları oynatılırdı. II. Abdülhamid’in 1896 da çıkarttığı nizamnamesi camide tiyatro-ortaoyunu vb. oynanması değil, bazı oyunların sansürlenmesine yönelikti. Yine II. Abdülhamid döneminde Diyarbakır Ulu Cami’de 1902 yılında tiyatro oynanırken, birileri tarafından duvara “tiyatro münafıkların işi” yazan yakalanan kişinin tepkisi tiyatroya değil, tiyatronun “Frenk işi” olduğunu bunun için tepki verdiğini söylüyordu. Matbaa da 1450 yılında bulunuşundan Osmanlıya girişini 300 yıl geciktiren zihniyet de “Frenk işi Kuran basılmaz” zihniyeti değil miydi?

Bu örneklerde gördüğümüz gibi dini simge, dini hurafeler, ne ki camiler bile bilimin Osmanlı yurduna gecikmeyle geldiğinin acı örnekleri ile doludur.

Osmanlıda cami duvarlarına manzara resimler tablolar asıldığını görüyoruz. Soner Yalçın’ın Tağut kitabından algıladığımız 50. Sayfada şöyle yazıyor: “…Camide imam nikahı kıydırmayı Cumhuriyet’e karşı rövanş alma gibi görenler bilmiyorlar ki imamların nikah kıymasını II. Mahmut son verdi”.  Bir ara Osmanlıdan önce bazı kiliselerde çan çalma yasağı, yabancıların camilere girme yasağı vardı, Osmanlılar bu yasakları kaldırdı.

Devrimler ve Atatürk düşmanları camilerin “işgal edildiği” şeklinde yıkıcı propaganda yapılıyordu, oysa camiler birçok zamanlarda askeri amaçlarla da kullanılabiliyordu. Osmanlının özellikle yıkılış yıllarında Balkanlardan ve öteki terk edilen Osmanlının topraklarından göç edip İstanbul’a gelen binlerce göçmen camilere sığınırlardı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında şimdiki asker sayısından fazla iki milyon asker besleyen Cumhuriyet hükümeti askerini doyurmak savaşa hazır olmak için halktan aldığı buğdayı az kullanılan camilere doldurmuştur.  Bunu fırsat bilen Cumhuriyet değerlerinin, Atatürk’ün düşmanı olan gerici evreler, “İnönü Camileri ahır yaptı” diyerek ülkede kin ve düşmanlık yaratıyorlardı.

Günümüzde öylesine cami yarışı oluşmuş ki, gereğinden fazla birbirinden 100 uzakta cami yapılır olmuş. Elinde makbuz “cami yapıyoruz camiye hayır topluyoruz” diye halk arasında

 köy köy dolaşan ondan nemalanan kişiler olduğu dedikodusu yayıldığı da söylenir.  Osmanlı döneminde 200 yıl önce Osmanlı topraklarında 1600 kişiye bir cami düşerken, günümüzde Türkiye’de nerede ise 500 kişiye bir cami düşmekte. Almanya topraklarında 200 yıldır kilise yapmadıkları söylenir. Türkiye’de öylesine cami yapımı artmış ki adeta boş gezen imama iş bulmak için cami yapıldığı söylenmekte. [iii]

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com.tr

SONNOTLAR

Din baz, dini inançları ve değerleri kişisel çıkarları, siyasi hedefleri veya maddi kazançları uğruna araçsallaştıran, istismar eden veya dine uygun davranıyormuş gibi görünerek iki yüzlü tutum sergileyen kişiler için kullanılan bir kavram

[i] Çağdaş devlet adamı vatandaşlarına “dindar kindar vatandaş yetiştireceğiz” diyemez.

[ii] https://tr.wikipedia.org/wiki/Mara%C5%9F_Katliam%C4%B1

[iii] Kaynak: Tağut Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yayınları 2024


Sayın Özgür Özel'in Dikkatine

Sayın Özgür ÖZEL,  hiç canını sıkma lütfen.

 

Öncelikle ve derhal mutlak butlan davasını bu haliyle kesinleştirerek bu dava sürecini sonlandır. Yani,  kararı asla temyiz etme,  ettiysen geri çek.

 

Müsaade et, 38. Olağan kurultayı yapan eski genel başkan KILIÇDAROĞLU,  mutlan butlan kararıyla iptal edilen  38. kurultay tarihi itibariyle kaybettiği genel başkanlık koltuğuna otursun.

 

İptal edilen 38. Olağan kurultay ne zaman yapılmıştı?

 

4-5 Kasım 2023 tarihinde.

 

Şimdi,  mutlak butlan kararıyla,  zamanı geriye, yani  4-5 Kasım 2023 tarihine alalım.

 

Peki, geçerli olan en sonuncu, yani, 37. Olağan Kurultay ne zaman yapılmıştı?

 

25-26 Temmuz 2020 tarihinde.

 

Geçerli olan 37. Olağan Kurultay ile iptal edilen 38. Olağan Kurultay arasında geçen süre ne kadar?

 

Üç sene dört ay.

 

CHP Tüzüğünün Olağan Kurultay süresini belirleyen ilgili maddesi ne diyor?

 

Olağan Kurultay 2 yılda bir toplanır, 1 yıldan fazla ertelenemez.

 

Demem o ki; iptal edilen 38. Olağan Kurultay, geçerli olan en yapılan 37. Olağan Kurultay'dan tam üç sene dört ay sonra yapılmıştır.

 

Yani iptal edilen 38. Olağan Kurultayın tüzük gereği yapılması gereken uzatmalar dahil azami süresi olan üç sene dolmuştur.

 

Sayın ÖZEL siz mutlan butlan kararını temyiz etmez ve hemen kesinleşmesini sağlarsanız, mutlak butlan kararı uyarınca geriye dönen ve koltuğa oturan KILIÇDAROĞLU yönetim, tüzük gereği ve derhal,  iptal edilen 38. Olağan Kurultayı yeniden toplamak zorundadır. Ben yeniden azami üç sene kazandım, en uygun tarihi kafama göre belirlerim, partide tasfiyelere gitmek için zaman kazanmam gerekiyor diyemez, daha fazla yönetimde kalamaz,  kurultayda yeniden seçilmeden.

 

2019 Yerel seçimleri İstanbul için iptal edilince, eski yönetimin süresi dolduğu için seçimler derhal yenilenmedi mi? Yenilendi.

 

Mahkeme kararıyla geriye dönen KILIÇDAROĞLU; o tarihteki delegelerin katılımıyla ve CHP Tüzüğü gereği,  37. Olağan Kurultaydan bu yana üç seneyi aşan süre dolduğu için,  derhal Olağan Kurultay kararı alarak,  iptal edilen 38. Olağan Kurultayı toplamak ve yenilemek zorundadır.

 

En kısa ve garantili yol budur, Sayın ÖZEL.

 

23/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bundan Sonra Yapılması Gerekenler

İstinaf Mahkemesinden beklenen mutlak butlan kararı dün itibariyle çıktı maalesef.

 

Ülkemizde anayasa ve yasaların askıya alındığı, yargının iktidarın emir ve komutasıyla kararlar alabildiği, uyulması gereken Anayasa Mahkemesi kararlarına dahi uyulmadığı gerçeği karşısında; mutlak butlan kararına yönelik,  olmayan hukuk ve anayasa kuralları ışığında bir çözüm getirilemeyeceği kabul edilmelidir.

 

Bu itibarla, mutlak butlan kararının partiye vereceği zararlı sonuçlarından ve belirsizliklerinden kurtulmak ve bir an önce düze çıkmak için,  Yargıtay ve Yüksek Seçim Kurulundan medet ummak ve hukuka uygun kararlar beklemek abesle iştigaldir.

 

Mutlak butlan kararının CHP'ye ve CHP'den iktidar bekleyen milletimize zarar vermemesi için bütün görev KILIÇDAROĞLU ile Özgür ÖZEL ve ekibine düşmektedir.

 

KILIÇDAROĞLU ile Özgür ÖZEL ve ekibi sakinliklerini, sükunetlerini ve aklıselimlerini muhafaza etmek zorundadırlar. Ne kadar haklı olunursa olunsun,  keskin sirkenin kabına zarar vereceği gerçeği asla unutulmamalıdır.

 

Şu veya bu nedenle, iktidarın istediği gibi yargı güvencesi ve desteğiyle mutlak butlan kararının verildiği bir vakıadır. Bu aşamadan sonra,  bu kararı normal hukuk ve anayasa düzeninde geçerli olan hukuk kuralları ile eleştirmek ve bu kararın yok hükmünde olduğunu iddia etmek zaman kaybıdır.

 

Mutlak butlan kararından memnun olan, yarar uman ve bu kararın çıkması için uğraş veren iktidardır.

 

CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyum atanmasından sonra iktidarın emrindeki emniyet güçlerini devreye sokarak kayyumu polis zoru ve desteğiyle il başkanlığı binasına sokmayı başardığı bilinen bir gerçektir.

 

Aynı iktidar yine polis gücüyle CHP Genel Merkez binasını da boşaltarak KILIÇDAROĞLU ve ekibine teslim etme cüretini göstermekten geri kalmayacaktır. Bu nedenle,  Özgür ÖZEL ve ekibi, genel merkez binasını terk etmeyeceğiz, savunacağız ve direneceğiz görüşünden, tüm zıtlaşmalardan vaz geçmelidir. Özgür ÖZEL ve ekibinin,  inatlaşarak polis gücüyle CHP Genel Merkezinden yaka paça zorla çıkarılmaları, Özgür ÖZEL ve CHP adına daha onur ve itibar kırıcı olacak ve iktidarı memnun edecektir.

 

Bu nedenle,  Özgür ÖZEL ve ekibi, CHP'nin ve milletimizin yararı için,  KILIÇDAROĞLU ile sulh içinde diyalog kurarak,  sarayın iktidar adayı CHP'ye kurduğu tezgahı birlikte bozmalı ve boşa çıkarmalıdır.

 

Burada ilk adım bizce yaşı gereği ve ev sahibi olması nedeniyle Özgür ÖZEL'e düşmektedir,  Özgür ÖZEL;  tüm kamuoyu önünde KILIÇDAROĞLU'dan alenen  randevu istemeli ve ilk görüşme KILIÇDAROĞLU'nun çalışma ofisinde gerçekleşmelidir. Bu görüşmede,  öncelikle KILIÇDAROĞLU'nun olayın sıcaklığı geçene kadar parti genel merkezine gelmemesi,  çalışmalarına bir süre kendi ofisinde devam etmesi karar altına alınmalıdır.

 

Zaman içinde ve en kısa sürede kurultaya gidilmesi ortak kararı alınarak,  beğensek de beğenmesek de alınan mutlak butlan kararının gereği yerine getirilmek suretiyle,  CHP bu yargı destekli iktidar tacizinden kurtarılmalıdır.

 

22/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

CHP 38. Kurultayının İptaline İlişkin Mutlak Butlan Kararından Çok Önce Bakınız Ne Yazmışız
Bugün açıklanan mutlak butlan kararı nedeniyle, konuyla ilgili olarak 05. 09. 2025 tarihinde yazmış olduğumuz hukuki görüşümüzü içeren yazımızı güncelliğine istinaden aşağıda aynen yineliyoruz. 

21/05/2026 

Güner YİĞİTBAŞI

 

CHP İSTANBUL İL VE BÜYÜK KONGRELERİNİN İPTALLERİYLE İLGİLİ AÇILAN DAVALAR

 

Askıdaki Anayasamıza ve ilgili yasalarımıza göre;  siyasi partilerle ilgili tüm seçim işleri yargı denetiminde yapılır. Buna da seçim yargısı denir.

Seçim yargısının görev ve yetkileri;  kapsamı ve süreleri itibariyle sınırlı ve çok hızlı olup,  seçimlerin yasal usul ve nizamıyla ilgili hukuksuzlukları inceler ve karara bağlar.  Bunlar, ilçe, il ve Yüksek Seçim Kurullarıdır. Siyasi Partiler Yasasının 21. maddesinde de; ”Hakim seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde . . . seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir” hükmüne göre, seçim kurullarının bir kongre sonuçlarını iptal edebilmesi için,  ilgili seçim yasalarına ve Siyasi Partiler Yasasına aykırı olarak bir usulsüzlük yapılması ve bu usulsüzlüğün seçim sonuçlarını etkileyecek çap ve ölçüde olması zorunlu ve yeterlidir.  

Seçim yargısı dışında,  Siyasi Partiler Yasasının 121 maddesindeki genel atıf nedeniyle, seçim yargısının görev ve yetkileri dışında kalan, seçim sonuçlarının ilanından çok sonra ortaya çıkan, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde ve usulsüzlük sınırlarını aşarak, hakikate ulaşmak için daha derinlemesine soruşturma ve kovuşturma yapılmasını, tanık, bilirkişi dinleme ve sair yargısal soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yapılmasını zorunlu kılan sahtecilik, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının yer aldığı ceza yasalarımıza göre suç oluşturan seçim yolsuzlukları söz konusuysa,  Adli Ceza Yargısının devreye girmesi zorunludur.

Özgür ÇELİK'in İstanbul İl Başkanı ve Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanı seçildiği,  son İstanbul İl ve Büyük Kongrelerinin,  tüm sonuçlarıyla iptali için açılan davaları irdelediğimizde; bu davaların temel dayanağını, kurultayda oy kullanan, oy ve iradeleriyle seçimin sonucunu belirleyen bazı delegelere maddi menfaat sağlandığı,  yani, kendilerine rüşvet verildiği ve karşılığında oy desteklerinin sağlandığı iddiaları oluşturmaktadır.

Bize göre; kendilerine, oylarını alabilmek için maddi menfaat sağlandığı iddia edilen seçilmiş İstanbul ve İstanbul delegesi sıfatıyla Büyük Kongreye katılarak oy kullanan delegeler, Türk Ceza Kanununun 6.  maddesinde tanımlanan seçilmiş kamu görevlileridir. Zira, siyasi partiler; seçim kazandıkları takdirde ülkeyi yönetecek olan,  anayasamıza göre demokrasinin ve demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olup, siyasi partilerin en üst karar organı olan büyük kongre delegeleri de bu anlamda, yani Türk Ceza Kanununun 6. maddesi kapsamına giren seçilmiş birer kamu görevlileridir. Bu nedenle,  büyük kongre üyesi olan İstanbul delegelerine oyları karşılığında bir maddi menfaat sağlanmışsa, ortada Türk Ceza Kanununun 252 maddesinde tanımlanan rüşvet alma ve verme suçu söz konusudur.

Tabi bunun bir iddia halinde kalması,  kesinleşmiş bir yargı kararıyla bu iddianın kesinleşmemiş olması, Siyasi Partiler Yasasının 121. maddesinde yapılan atıf sebebiyle, kongrelerin iptali için Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmasına ve bu davanın yürütülmesine asla gerekçe yapılamaz.

Öncelikle,  bu rüşvet iddiasının,  yetkili ve görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından şüphelileri hakkında soruşturularak,  gerekli delillere ulaşılabilirse rüşvet alma ve verme suçundan görevli ve yetkili adliye ceza mahkemesinde TCK 252. maddesine göre kamu davası açılarak,  rüşvet iddiasının kovuşturulması ve bu iddiaya taraf olan rüşvet verenlerle alan delegelerin hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesin ve inandırıcı delillerle mahkum edilmeleri ve bu mahkumiyet kararının da denetim yollarından geçerek kesinlik kazanması zorunludur.

Örneğin, hakkında sadece bir tanık anlatımıyla ceza mahkumiyetine uğrayan bir kişinin, dinlenen tanık ve/veya tanıkların yalancı tanıklık yaptıklarını iddia ederek hakkındaki yargılamanın yenilenmesini talep edemeyeceği, tanıklık eden kişilerin gerçekten yalan tanıklık ettikleri, o kişiler hakkında yalan tanıklıktan dava açılarak suçlarının sabit görülüp yalan tanıklıktan mahkum edilerek bu kararın kesinleşmesinin beklenmesinin zorunlu olduğu gibi, CHP kongresinin iptalinin dava konusu yapılabilmesi için de, kongrede oy kullanan CHP delegelerinden kaçına, kimlere ve kimler tarafından rüşvet verildiğinin somut bir şekilde kesinleşen mahkumiyet kararıyla ortaya konulması,  ön mesele teşkil eden ceza davası kesin hükme bağlanana kadar hiçbir işlem yapılmaması hukuken zorunludur.

Böyle bir soruşturma ve kovuşturmanın asılsız çıkması veya 190 İstanbul delegesinden sadece bir veya iki kişinin rüşvet aldığının kesin hükümle belirlenmesi halinde,  bir iki delegenin rüşvet karşılığı sakatlanan oylarının seçim sonuçlarına etkisinin olmadığı, bu rüşvet eylemiyle seçim sonuçları arasında bir illiyet rabıtasının bulunmadığının anlaşılması halinde,  o kongre niçin iptal edilecek miş? Bu saçmalığı hukuken anlamak mümkün değil. Seçim sonuçlarına etkisi olmayan birkaç sakat oy ile verilecek bir iptal veya mutlak butlan kararının yaratacağı kaosu düşünebiliyor musunuz?

Bana göre CHP'ye yapılmakta olanlar hukuken çok yanlış ve tamamen siyasi ve düzmece bir kumpastır.

Bu yazı, ülkemizde şu anda fiilen uygulamadan kaldırılmış olan eski Türkiye'nin fiilen olmayan ancak hukuken varlığını koruyan Anayasa ve ilgili yasalarına göre, tarihe not düşmek için yazılmıştır.

 

 05/09/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

“İnönü Camileri kapattı”mı dediniz. Çok yazık, o bir tedbirdi…
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların İstanbul’u bombalama ihtimalini düşünen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, İstanbul’un müzelerinde bulunan tarihi değerdeki arkeolojik eserler, kutsal emanetler tahrip olacağını düşünerek bu eserlerin İstanbul’daki müzelerden alınıp Anadolu’nu içlerine doğru uygun yerlere taşınmasına karar vermişti.

Hırka-Saadet, Hz. Muhammed’in ayak izi, Hz. Muhammed’in sakalı, Hz. Muhammed’in dişinin bir parası (Dendan-ı Saadet), Hz. Muhammad’ın kabir toprağı, Hz. Muhammed’in mührü (Mühr-ü Saadet) Hz. Muhammed’in kılıçları ve kılıcının kabzası, oku ve yayı, yalancı peygambere gönderdiği mektup (Name-i Saadet), Kabe’nin anahtarlarından biri ve anahtarı gibi emanetleri 391 sandığa koyup trenle Niğde’ye gönderildi. Emanetler 1947 yılında kadar Ak Medrese ve Sarı Han’da saklandı.[i]  

İkinci Dünya Savaşı (1938-1945) öylesine yıkıcı ölümcül devam ediyordu ki, babalarımızın “Alaman Harbi” dedikleri bu savaşta Almanya çok etkili olduğu için Avrupa’yı baştan başa Yunanistan’a kadar ezmiş, Türkiye sınırına dayanmıştı. Savaşa girme olasılığı karşısında Türkiye İsmet Paşa, Edirne-Meriç boylarında sınırda binlerce tahkimatlar yaptırmıştı. Yine Alman Savaş uçaklarının İstanbul’u bombalama olasılığı karşısında, tarihi eserler Niğde’ye taşınması yanında geceleri bütün İstanbul’da karartma yapılıyordu. (Ben 1945 doğumluyum, babalarımıza ben ne zaman doğdum diye sorduğumda bana, “sen Alaman harbinin bittiğinde doğdun” derlerdi.

Cumhuriyet Tarihinin en büyük iftirası

Böylece tarihi ve ulusal değerlerimizi savaşın yıkıcı etkisinden korumak adına yapılan bu fedakarlığı, ne yazık ki ülkenin ucuz bağnaz politikacıları, Devrim ve Atatürk düşmanları tarafından CHP ve İsmet İnönü aleyhine Cumhuriyet tarihinin en zalim ve en gaddar ifadesi ile “camileri kapattılar” iftirasına dönüşmesine neden olmuş. Cahil halka karşı köylerde kasabalarda, şehirlerde yapılan bu çirkin iftira dalga dalga yayılmış, böylece CHP’nin iktidara gelmesini yıllarca engellemiştir.

Ayrıca İkinci Dünya Savaşı yılları Türkiye’de kıtlık yıllarıdır, ülkede halkın üzerine yoksulluk çökmüş, ekmek karne ile veriliyor, sınırlar ateş çemberi ile çevrilmiş. Devletimiz belki bir kaza sonucu savaşa katılırsa diye iki milyondan fazla askeri silah altın almış. Bu kadar askeri beslemek için, yönetim halktan aldığı buğdayı koyacak yer bulamamış. Ülkede buğday stokunun yoğun olduğu yerlerde buğdayı çürümesin diye az kullanılan camilere buğday koymuşlar.

İşte böylece camiler üzerindeki bu zorunlu kullanmayı gören, Atatürk’ten beri pusuya yatan tutucular, Atatürk ve devrim düşmanları öylesine bir fırsat yakalıyorlar ki “mal bulmuş magribi gibi[ii] “bu CHP var ya bu CHP camileri kapattı” iftirasını bayraklaştırıyorlar, günümüze kadar başta Menderes (DP) olmak üzere günümüzün en tutucu iktidarı AKP-RTE ile günümüzde bile halkı CHP ye karşı öylesine kışkırtıyorlar ki 1950’den sonra CHP doğru düzgün bir türlü iktidara gelemiyordu. Din cahil bağnaz insanların en zayıf yanlarıdır, çünkü dinsel kökenli kışkırtma halk üzerinde çok büyük etki yapar. Bunun en acılı dinsel kışkırtma olaylarını Maraş, Sivas, Çorum gibi illerde kanlı katliamlara tanık olarak yüzlerce vatandaşlarımızın katledilişini yaşadık. Cumhuriyet Tarihimizin hemen her safhasında, pusuya yatan Atatürk, devrimler, demokrasi düşmanları yanında, ne yazık ki demokrasiyi iyice özümsememiş oy çıkarcısı siyasal kişilerin dinsel kökenli kışkırtmaları halen devam etmekte. Ne ki İslam Tarihi, Kerbela olayından beri nice dinsel kökenli tahriklerle, nice katliamlarla doludur ki Kerbela katliamı Ehli Beyte yapılan saldırılar, dökülen kanların acıları yüzyıllardan beri halen yaşanmakta.

Almanlar da Ruslar da 2. Dünya Savaşına katılmamızı istiyorlardı

İnsanlık tarihinde en çok insan kaybının olduğu (65 milyon insan öldü) 1939 da başlayıp 1945 de biten İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün direnmesi ile bu savaşa girmemiştir. O kıtlık yıllarında Türkiye Enver Paşa şımarıklığı istemi gibi davranıp bu savaşa girse idi çok şey kaybederdi. Savaş süresince Almanlar (Hitler) Türkiye’ye baskı yaparak “size silah, para, altın verelim Ruslara karşı savaşa girin”, yukarıda Rusya (Stalin) ayni baskıyı yaparak, “size silah, para, altın verelim Almanlara karşı savaşa girin” demelerine karşın, ömrü Birinci Dünya Savaşının nice birbirinden binlerce km uzaktaki cephelerde savaşan cephelerinde yıkımı gören İsmet Paşa savaşın nasıl yıkıcı bir şey olduğunu bildiği için ülkeyi bu savaşa sokmamış tarafsız kalmayı başarmıştır.           

 “İsmet İnönü ile ona sitem eden bir genç arasında geçen tarihi bir anekdot geçer. Ancak aktarılan diyalog genellikle "erkeklik" üzerinden değil, savaş döneminde çekilen yokluklar (kıtlık) üzerinden hafızalarda yer etmiştir. Tarihsel kayıtlara ve anlatılara göre diyalog şu şekildedir: Savaş yıllarında (veya sonrasındaki mitinglerde) bir vatandaş İnönü'ye yaklaşarak, Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'na sokmadığı için ülkenin o dönemde ciddi anlamda kıtlık ve yokluk çekmesine sitem eder ve "bizi aç bıraktın" der. İsmet Paşa’nın bu eleştiriye verdiği, siyasi dehasını ve savaşın yıkımından uzak durma politikasını özetleyen efsanevi cevabı ise şudur: "Ben sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım”. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye, tarafsızlık ve denge siyaseti izleyerek milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bu büyük yıkımın dışında kalmayı başarmış, ancak seferberlik ekonomisi ve kıtlık nedeniyle halk büyük bir ekonomik zorluk yaşamıştır. İnönü de bu sözüyle, alınan kararın ülkeyi ve ocakları korumak adına zorunlu bir fedakârlık olduğunu vurgulamıştır”. [iii]                                                      

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SONNOTLAR



[i]  Tağut Soner Yalçın sf. 51

[ii] Ummadığı veya beklemediği büyük bir fırsata kavuşarak aşırı sevinç, coşku yaşayan kimselere karşı kullanılan bir deyim. 

[iii]s://www.google.com/search?q=bir+genç+İsmet+Paşaya+2...dünya+savaşına+bizi+sokmadın+erkekliğimizi+öldürdün+dedi+&num=10&sca_esv=d0dc8852595


Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget