Mayıs 2021
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Bunlar Ve Gizli Destekçileri Nankör Ve Vatan Hainidir
Yeter artık. 

Vatan hainleri, ATATÜRK düşmanları meydanı iyice boş buldular. 

Düpedüz yalan söylemekten utanmıyorlar bu sözde Müslümanlar. 

Lanet olsun sizin Müslümanlığınıza, siz Müslümansanız, Müslümanlık buysa ben Müslüman falan değilim. 

Yine, bu ülkenin kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu ATATÜRK'e hakaret eden bir soysuz ve vatan haini çıktı ortalığa. 

Bunlara, layık oldukları sıfatları yazmak zorunda kalınca, onur ve şerefleri akıllarına geliyor ve ATATÜRK'ün onur ve haysiyetine pervasızca saldıran sözde Müslüman kafirler, suç duyurusunda bulanarak,  hak aramaya kalkışıyorlar utanmadan. 

Yine, sözde Müslüman ve din adamı olduğunu söyleyen bir hain, Ayasofya’da hafızlık törenine katılan cemaate hitaben; ”Öyle bir zaman geldi ki; bu mabed, ezan, namaz yasak olarak müze haline çevrildi. Onlardan daha zalim, daha kafir kim olabilir?” söyleminde bulunarak, ATATÜRK'ü zalim ve kafir olmakla suçlamış. 

ATATÜRK'ün tırnağı olamayacak, onun adını ağzına dahi alamayacak olan, bu sözde din adamının ta kendisidir,  kafir ve zalim olan. 

Bu sözler, ATATÜRK'e yönelik basit bir hakaret değil, onun şahsında laik düzene yapılan bir saldırıdır. 

Bu ülkede;  hiçbir zaman ve hiçbir dönemde,  ezan ve namaz yasaklanmamıştır. 

Yasak demek; merkezi bir kararla,  ülkedeki bütün camilerin kapatılarak ezan ve namaza son verilmesidir. 

Kiliseden bozma Ayasofya’da namaz kılman şart mı, başka Cami’mi yok bu ülkede ve İstanbul’da. Namazını orada kılınca on kat daha fazla mı sevap kazanıyorsun sanki?

Cami dediğin nedir ki; o bir araçtır, namaz kılınan ibadet yapılan yerdir. Zarftır yani. Sen zarfın içine bak, hain kafir. Önemli olan; camiye gelerek namaz kılan ve ibadet eden gerçek Müslümanların niyetleridir, insan ve Allah sevgisi taşımaları,  dürüst ve namuslu olmalarıdır. 

Ayasofya, aslında kilise olmasına rağmen, İstanbul’un fethinden sonra camiye çevrildiği gibi, sonradan da, her dinden kişi için kutsal ve değerli bir sanat eseri olan Ayasofya’nın müze haline getirilerek kısmen ibadete kapatılmasından doğal ne olabilir?

Ama, Müslümanlığı siyasete alet eden, Müslümanlığın oruç, namaz ve hac gibi görsel ve eylemsel kurallarına uyar gözükerek, İslam’ın yalan söylememek, hırsızlık ve yolsuzluk yapmamak, dedikodu yapmamak, dürüst ve ahlaklı olmak, kul hakkı yememek gibi asıl uyulması gereken zor kurallarına uymayan din bezirganı sözde Müslümanlar, bu ülkeye ve Müslümanlığa en büyük emeği geçen gerçek Müslüman ATATÜRK'e dil uzatarak hainlik yapmaya devam ediyorlar. 

Bu hainler yalnız değil tabi. 

Aslında,  hainler mert olmazlar, çok korkaktırlar. 

Onların gizli destekçileri, onların sırtlarını sıvazlayanları, onlara konuş arkanda biz varız diyenleri olmazsa,  tek kelime edemezler. 

Bu haine sormak istiyoruz, sen mertsen ve erkeksen, İslam adına yalan söylemeden doğruları konuşuyorsan ve haklıysan,  doğrudan ATATÜRK'ün adını açıkça anarak, sen kafirsin zalimsin desene. 

Sözde din adamı kılıklı yaratık,  seni ve senin arkandaki tüm gizli destekçilerini, sana cesaret verenleri, sırtını sıvazlayanları, seni bu sözlerinden dolayı alenen kınamayanları, kim olurlarsa olsunlar, ben kınıyorum ve lanetliyorum. 

Güner Yiğitbaşı

30/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Taksim Camisi
Bir Taksim Camimiz eksikti o da tamamlanarak bugün, partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı. 

Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Taksim Camisi Açılış Programı'nda konuşarak, ”Taksim Cami 1, 5 asırlık bir mücadelenin ardından İstanbul'umuza kazandırılmıştır.  Taksim Cami'ni bir süre önce yeniden ibadete açtığımız Ayasofya Cami Kebir'ine verdiğimiz bir selam,  İstanbul'un fethinin 568'inci yıldönümüne bir hediye olarak görüyorum" ifadelerini kullanmış, devamında da; ”İBB Başkanlığına seçildiğimde verdiğimiz sözlerden birisi de bu caminin inşasını gerçekleştirmekti.  28 Şubat ve sonrası gelişmeler nedeniyle bu sözümüzü yerine getiremedik.  2013 yılında tekrar harekete geçtiğimizde de karşımızda Gezi olaylarını bulduk.  O teröristlerin karşımıza dikildiği zaman” demiş. 

Varsa yoksa gezi. 

Gezi; barışçıl ve demokratik bir gösteri ve protesto hakkının kullanılması olup, bu hakka saygı göstermeyen, göstericilere şiddet uygulayan  iktidarın dayatması ile tırmandırılan ve amacından saptırılan demokratik bir eylemdir.  

Cami açılışında politika yapmış yine. 

Açılış için kalabalık bir cemaat toplanarak pandemi için gerekli mesafe kuralına uyulmamış, pandeminin yayılmasına zemin oluşturulmuştur, tıpkı Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılışında olduğu gibi. 

Bu açılış törenindeki kalabalıklar nedeniyle oluşacak bulaşılar sonucunda,  yüzlerce insan hayatını kaybedecek, cami açmanın sevabı bunun neresinde?

Taksim Camisi, ibadete açılan Ayasofya'ya verilen bir selam ve İstanbul'un fethine hediyeymiş. İstanbul fethedileli asırlar geçmiş, çok gecikmiş, zaman aşımına uğramış  bir hediye. Ezanlar susmayacakmış. Bu ülkede ezanlar susmuş sanki. 

Ne alaka, dini siyasete alet etmenin daniskası. 

Camide politika yapmak, bundan siyasi çıkar ummak. 

Klasik bir ERDOĞAN gösterisi. 

Ne diyelim ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.  

Güner Yiğitbaşı

28/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Süleyman Soylu ‘nün “Şehit cenazelerine CHP lileri sokmayın” sözü üstüne
Anadolu töresinde, komşuda ve tanıdıklarda bir bayram-dernek, nişan-düğün, cenaze-yas varsa ve o günlerinde küs-dargın düşünmeden hemen herkes o törene katılırdı; düğünlerde neşe verilir, ölümlerde yas alınırdı. Böylece barış ve kardeşlik pekişirdi.
Ama gel gör ki, Modern TC nin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, CHP ye müthiş kızgınlıkta R.T.Erdoğan’dan daha fazla kızgın görünmek için, daha önce “CHP bitmiştir” derken, daha sonra halka hitaben “CHP lileri şehit cenazesine koymayın” demişti.
Ama Bakan Soylu bir süre önce yaptığı açıklamada, bu kardeşlik barış töresine aykırı olarak şöyle demişti: "Valilere müsteşarım üzerinden talimat gönderdim; 'CHP İl başkanlarını bundan sonra şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin CHP’lileri şehit cenazelerinde protokole almayın. Onların gideceği adres başka. Böyle bir talimat verdim. ‘CHP il başkanlarını bundan böyle şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin’ dedim. Bu kadar basit. Onların gideceği adres PKK terör örgütü mensuplarının cenazeleri var. Sandıkta beraberlerse cenazede de birlikte olsunlar”.(1)
Bu düşünce ve eylem asla Türk töresine sığmaz. Üstelik CHP lileri haksız ve mesnetsiz olarak “CHP liler PKK cenazelerinde birlikte olsunlar” diyerek, T.C. ni kuran legal bir partiyi PKK terör yandaşı gibi gösterirken vatandaşlar arasında kin ve düşmanlığı da körüklemiş oluyordu. Ülkede barışı, güvenliği, huzuru temin etmekle zorunlu olan bir İçişleri Bakanının, demokratik bir ülkeye yakışmayan, asla böyle söylenmemesi gereken bir söz söylemiştir. Bu söz vatandaşı suça teşviktir, tahriktir. Nitekim bu sözle ülkede muhaliflere, muhalefete karşı saldırılar artmış, eli tüfekli yandaşlar tehditler savurmaya başlamışlar. Bu ülke böylesine tahriklerle, ötesini söylemiyorum, 31 Mart Vakası’ndan Sivas Madımak katliamına kadar nice pek çok acılar yaşamıştır.
O olumsuz talimat "meyvesini" verdi
Süleyman Soylu’nun bu talimat gibi sinyalinden sonra, yandaşlar hemen alarma geçerek CHP lilere saldırmaya başladılar.
Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli üç yıllık Uzman Çavuş İsa Özkan, dün Engizek Dağları Bölges'nde bir grup PKK'lı terörist ile girilen çatışmada şehit düştü. Şehit Jandarma Uzman Çavuş İsa Özkan için memleketi Buras'nın Büyükorhan İlçesi'ndeki Orhan-ı Kebir Camii’nde askeri tören düzenlendi. Hemen ardından CHP İl Başkanlığı'na ait çelengin cami avlusunda diğer çelenklerin yanına konulması sırasında gerginlik yaşandı. Törene katılan bir grup, çelengi bulunduğu yerden aldı. Kısa süreli arbedenin ardında bir kişi çelengi yere atarak çiğnedi. Gerginliğin artması üzerine polis, çelengi yerden alarak cami avlusundan uzaklaştırdı.
Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesinde saldırı
Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’nın Çubuk ilçesinde 22 Nisan 2019 günü katıldığı şehit cenazesinde saldırıya uğradı.
Hakkâri’de PKK teröristlerince şehit edilen Er Yener Kırıkçı'nın cenazesinde olaylar çıktı. Çubuk’taki cenaze törenine Ankara Büyükşehir Belediyle Başkanı Mansur Yavaş ile katılan Kemal Kılıçdaroğlu törende saldırıya uğradı. Kılıçdaroğlu’nun sığındığı ev de taş yağmuruna tutuldu.
Saldırıda bir kişi yaşanan arbedede Kılıçdaroğlu’na yumruk attı. Kılıçdaroğlu’nun gözlüğü yüzünden düştü. Korumaların müdahalesi ile Kılıçdaroğlu alandan çıkarıldı ve öfkeli gruptan uzaklaştırılarak mahallede bulunan bir eve götürüldü. Saldırganlar Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu evi de taş yağmuruna tuttu Uzun uğraşlarla evin önüne getirilen bir zırhı bir araçla CHP Lideri evden çıkarıldı.
CHP liderine saldırıda makam aracı da kullanılamaz hale geldi. Şehit cenazesine Audi ve minibüsle gidildi. Linç girişimi sırasında minibüsün camları kırıldı, taşlandı. Bazı taş parçaları minibüsün üzerinde kaldı. Kılıçdaroğlu, genel merkeze hasar görmeyen Audi aracıyla döndü. 
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, “şehit cenazelerine CHPlileri sokmayın” gibi devlet adamına yakışmayan bu çok isabetsiz tahrik sözü üstüne oluşan saldırı konusuna değindiğim sıralarda, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan’ın Cendere (Metastaz 2) kitabını okuyordum. Kitabın 173. Sayfasına geldiğimde, Bakan S. Soylu hakkında ilgimi çeken bazı notlara rastladım, sizinle paylaşmak istedim. “S.Soylu 18 Temmuz 2020 akşamı CNN Türk’teki bir programa katılarak,  adeta bağırarak şunları söylüyordu: “Bir tek FETO’cuyu göreve getirmişsem, bir tek FETO’cu göreve geldiyse ve bu söylenmiyorsa bu, ülkemize ihanettir. Ben getirmişsem ben ediyorumdur”. Bu sözü eski AKP li vekil Mehmet Metiner’e sitemle, Metiner “İçişleri Bakanlığı’nda “kazanma” mantığıyla FETO’cuları göreve getirdikleri için demesinden söylüyordu.
Aradan iki ay bile geçmeden 43 kaymakam ve vali yardımcısının FETO’culuktan açığa alındığını bu sayının 400 çıkacağını okuduk. Bu kaymakamların atanma kararnamesinde Bakan Soylu’nun imzası vardı. Bu atamalar için F.Gülen’in tam sayfa teşekkür yazısı da, gazetelere yansıyordu.
En küçük memur atamalarında istihbarat raporları alınıyor da kaymakamlar atanırken Soylu-devletin eli kolu bağlı mı idi. FETO’cuların TSK’den sonra en çok çöreklendiği İçişleri Bakanlığı idi.
Görevden alınan kaymakamlardan biri de Güroymak’ınki idi. Hatırlayınız, Abdullah Gül o ilçenin adını “Norşin” diye anarak “Kürt açılımı” sürecini başlatmıştı. F.Gülen’in piri Said-i Nursi’nin yetiştiği medrese buradaydı. Güroymak eskiden Kürtlerin söylediği “Norşin”, Türkiye’de tarikatların önemli bir kesişim noktasını oluşturuyordu. İşte Süleyman Soylu da birçok Feto’cuların zaman zaman ziyaret ettiği bu medreseyi ziyaret ediyordu. (Cendere sf 275)
Devletin en yüksek tepe yargı makamında Yargıtay’da hâkim olan Abdullah Yaman, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu Feto’culukla suçluyordu. O Yargıtay Hâkimi Yaman Atatürk’e Atatürkçülere küfrediyor ve: “Kemalist’lerin, yontma Kemalizm çağından, cılalı Kemalizm sürecine evrileceklerine dair en ufak bir umut ışığı dahi görülmediğini” söylüyordu. (Metastaz sf 74)
Şimdilerde R.T. Erdoğan’a bağlılığını söyleyen Süleyman Soylu, bir zamanlar bakın R.T. Erdoğan için neler söylüyordu. FETO’cuların kumpaslarıyla hapislerde yatan, Barış’ların kitabından alıntılayarak Soylu’nun ibretlik sözlerini buraya alalım:
“At üstünde durmayı nasıl beceremediyse, ülke yönetmeyi de aynı şekilde beceremedi”.
“Paçalarından yolsuzluk akıyor”.
“Müslüman ülkelerin kalbini almakla görevlendirildin, emir eri oldun, boyan döküldü Tayyip Erdoğan” diye nutuk atıp bağırıyordu.
“Kendisini padişah olarak görmek istiyor” diye kehanette bulunan Süleyman Soylu idi.
Feto eliyle üretilen kumpasları “Türkiye hukuka dayalı fabrika ayarlarına dönüyor” diye savunan oydu.
Fetullah Gülen’in ev sahibi olduğu Abant Toplantıları’na katılan oydu.
“Milletim adına, çocuklarım adına, geleceğim adına savcı Zekeriya Öz”e müteşekkirim” övgüsünü düzen oydu. (Cendere sf. 176)
Kumpaslar sırasında “Fetullah Gülen ve Zekeriya Öz milletin temel değeridir” çıkışını yapan oydu.
“Fetullah Gülen’in Amerika’da olması Türkiye’nin ayıbıdır” diye örgütün kanallarında propaganda yapan oydu.
Türk ordusunun Genelkurmay Başkanı’nın “terörist” denilerek tutuklanmasını Fetullahçıların kanalında savunan oydu. (Cendere sf. 177)
“Millet bin Fetullah Gülen çıkartır, bin Zekeriya Öz çıkartır” diye bağıran oydu.(2)
Demokrasinin nimetlerinden faydalanıp yönetime geçen iktidar, iktidarda kalmak için, muhalefeti suçlamak, susturmak için her türlü demokrasi dışı yöntemi uygulayan, yalanı, tehdidi söyleyen Cumhur ittifakının Başı R.T. Erdoğan, Rize’de nerdeyse saldırıya uğrayan İyi Partisi Genel Başkanı Meral Akşener için, “gelin hanıma ders verildi bunlar daha iyi günler” diye tehdit ediyordu. Demek ki gelecekte bunlardan daha beter olanları gelecek demektir.  Aynı Erdoğan Meral Akşener için tazminat davası açarken, yandaşları da Rize’de ona saldırıyor, kendisi de tehditkâr bir dille şunları söylüyordu:
“Yine dua et ki, çok ileri gitmediler. Daha neler olacak neler? Dur bakalım daha bunlar iyi günler”. Bu konuşma üslubu demokratik bir ülkenin yöneticisine yakışmayan ifadelerdir.
Demokrasiye aykırı tavır ve düşüncede olan R.T. Erdoğan ve AKP liler şunu çok iyi bilmeliler ki, her alanda çağdaşlaşma, ileri gitme ancak gerçek demokrasi ile mümkündür. R.T. Erdoğan, zaman zaman Türk Ulusu için “ümmet” ifadesini kullanmakta; “ümmet” ifadesi İslam birliğini çağrıştırır. Dünyada 52 civarında İslam ülkeleri var, söyler misiniz hangisi çağdaş bir ülke? Hangisinde demokrasi var, hepsi de tek adamla yönetiliyor; tek adam yönetiminde “veliyullahı” da başa geçirseniz yanılır. Nitekim bütün İslam ülkeleri çağın en gerisindeler, Batı’ya muhtaçlar. Öyleyse hepimiz, iktidar muhalefet demokrasiyi özümsemeliyiz, demokrasiye, bilime dört elle sarılmalıyız. Dünyada dinsel hurafelerle, dinsel yönetimle kalkınan, refaha ulaşan bir tek ülke yoktur. Çağdaş, zengin Batı ülkeleri laik demokrasi ve bilim ile bu refaha ulaşmışlar. Yoksa oraya buraya lüks mabet, lüks saray yapmakla ülkeler kalkınamaz.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız.
SONNOTLAR

(1)https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/sehit-cenazesine-almayin-deyip-gecmis-olsun-mesaji-verdi-4512626/

(2)Metastaz Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu Kırmızıkedi Yayınları 2020

Sedat Peker'in iddiaları inandırıcı mıdır?
Mafya lideri Sedat PEKER;  İçişleri Bakanının şahsında,  siyasi iktidarın bazı mensuplarına, yandaşlarına  ve çocuklarına yönelik iddialarını,  sayısı sekize varan vidolarla açıklamaya devam ediyor. 

Hukukçu olarak,  Sedat PEKER'in suçlayıcı beyanlarının bir iddiadan ibaret olması, iddiaların kesinleşmiş  bir yargı kararı ile açıklık kazanmaması nedeniyle, masumluk karinesi gereği,  kimseyi kesin olarak suçlayamayız. 

Ancak, bu iddialarda;  gerçeklik payı var mı,  yok mu, iddialar inandırıcı mı,  değil mi? diye sorulduğunda, cevabımızın ve şahsi görüşümüzün; bu iddialarda bazı gerçeklik payının varlığını gösteren ciddi kuşkuların olduğunu,  açıklamak zorundayız maalesef. 

Sedat PEKER'in; sütten çıkmış bir ak kaşık olmaması, illegal işlerle uğraşan bir mafya lideri olması, dile getirdiği bazı iddiaların kesinlikle gerçek dışı olduğuna kanıt gösterilemez. İddiaları,  kısmen doğru da olabilir, iftira da. 

Sedat PEKER; cami avlusundan gelen, alakasız  bir şahıs değildir. 

AKP yandaşı, AKP lehine çalışan ve mitingler yapan, AKP ile içli dışlı olan, kendisine değer verilen, emniyetçe istihbarat işlerinde kullanıldığı anlaşılan bir kişidir. 

PEKER; kendisine,  AKP iktidarı zamanında bizzat İçişleri Bakanlığı tarafından koruma tahsis edilecek kadar yakındır,  bugün suçladığı kişilere. 

İddia ettiği suç teşkil eden illegal  eylemlerin içinde veya bu eylemlerin tanığı olan bir kişidir. 

Kendisine koruma verildiğine ilişkin beyanı,  bakanın inkarına rağmen doğrulanmıştır. 

Keza, bir AKP'li siyasetçiye ayda 10 bin dolar verdiği, bizzat İçişleri Bakanı tarafından doğrulanmış ve savcı çağırır ifadesini alırsa,  bu ismi savcıya açıklayacağını alenen televizyonlardan beyan etmiştir. 

PEKER'in; Kuzey Kıbrıs’ta gazeteci Kutlu ADALI'nın suikast sonucu öldürülmesi eylemiyle ilgili olarak açıkladıkları da, kardeşinin beyanları ve o tarihlerde albay olarak Kıbrısta görev yapan sonrasının emekli J. Genel Komutanı Galip MENDİ'nin medyada yer alan beyanlarıyla,  kesinlik kazanmış olmasa da, bu iddiayla ilgili ciddi kuşkular doğmuş ve konunun üzerine gidilmesini gerekli kılmıştır.    

Yani,  PEKER'in;  en azından ciddi kuşkular doğuran bu beyanlarına bakıldığında,  Sedat PEKER'in işkembeden atarak konuşmadığı anlaşılmaktadır. 

Bu nedenle, Sedat PEKER'in beyanlarını,  bir iftiradır diyerek,  adli bir soruşturmaya tabi tutmadan görmezlikten gelemeyiz. 

Keza, Sedat PEKER'in;  eski başbakan Binali YILDIRIM'ın; yirmi bir yaşında gemi sahibi ve armatör olan başarılı iş adamı oğlu hakkında Venezüella üzerinden yapılan uyuşturucu ticareti iddiaları üzerine,  Binali YILDIRIM tarafından yapılan, oğlunun Venezüella ziyaretleriyle ilgili savunmaya yönelik açıklamaları da, hayatın olağan akışına göre pek inandırıcı değildir. 

Bu nedenle, Sedat PEKER'in suçlayıcı iddiaları yabana atılacak iddialar olmayıp mutlaka soruşturulmalıdır. 

Bu iddiaların soruşturulması, iftiraya uğradıklarını söyleyen yetkililerin, gerçekten bir iftiraya uğrayıp uğramadıklarının anlaşılarak temize çıkmaları ve töhmetten kurtulmaları açısından da,  gerekli ve yararlıdır. 

Bu itibarla, , kimse mızıkçılık yapmasın, eveleyip gevelemesin. 

Yargının, savcıların; bu iddialar karşısında suskun kalarak resen harekete geçmemesi de  çok üzücüdür. 

Bugün, AKP grup toplantısında AKP Genel Başkanı sıfatıyla konuşan partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın; iddiaların araştırılmasını isteme yerine, PEKER'in hedefindeki SOYLU'ya sahip çıkarak, iddiaların SOYLU'ya değil,  devlete yönelik olduğunu savunması ve İyi Parti Genel Başkanı AKŞENER'in,  parti genel başkanı olarak Rize'ye yaptığı ziyaret sırasında bazı provokatörler tarafından ziyaretinin sabote edilerek siyasi faaliyetinin engellenmesi olayını gerçekleştiren eylemcilere sahip çıkarak,  AKŞENER'e yönelik olarak sölediği; ”Gelin hanıma Rize'de gayet güzel bir ders verdiler.  Gerekeni yaptılar.  Bu daha bir,  daha neler olacak neler. .  Bunlar iyi günler “ şeklindeki,  alenen tehdit içeren ve milletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanının asla söylememesi gereken sözleri de,  büyük bir talihsizlik olmuştur. 

AKP Genel Başkanı, bu ülkenin Cumhurbaşkanı mıdır, değil midir? artık buna karar vermeli ve sözlerini anayasa ve yasaların meşru sınırları içine çekmelidir. 

AKP'li Cumhurbaşkanının; anket sonuçlarına, mafya liderinin yenmez yutulmaz iddialarına ve sorunların çözümündeki başarısızlıklarına bakarak, bir tükenmişlik sendromuna girdiği anlaşılmaktadır. 

Bize göre, ülkenin düze çıkması için gidilmesi gereken tek yol, hiç vakit kaybetmeden erken seçime başvurulmasıdır. 

Seçim,  tek çözüm yoludur. 

Güner Yiğitbaşı

26/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Gücünü yasalardan almayan siyasal iktidarlar Sedat peker ve benzerlerinin oyuncağı olurlar
Demokrasilerde; siyasal iktidarlar güçlerini ve meşruiyetlerini,  anayasa ve yasalardan alırlar ve de almalıdırlar. 

Gücünü anayasa ve yasalardan alan ve bu gücün dışına çıkmayan siyasal iktidarların başı derde girmez. 

Şimdilerde bakıyoruz, kendisine mafya lideri denilen Sedat PEKER; siyasal iktidarın İçişleri Bakanına savaş açmış, kaçtığı yurt dışından vidolar çekerek, bakan aleyhinde sürekli itiraflarda bulunuyor. 

Söyledikleri doğru veya yanlış, söylediklerinin onda biri dahi doğruysa veya hiçbiri doğru bile olmasa, devletin İçişleri Bakanına yönelik yüz kızartıcı beyan ve suçlamalar, demokrasimize kara bir leke gibi yapışıp kalmaktadır. 

Şuyuu,  vukuundan beter bir durumla yüz yüzeyiz anlayacağınız. 

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, bu mafya liderine İçişleri Bakanlığının koruma tahsis ettiği su yüzüne çıkmıştır. Bu gereksiz ve yasa dışı  koruma tahsisinin bir gerekçesi ve mantığı olmalıdır. 

Bu koruma tahsisi dahi, bu mafya liderine değer verildiğini, onun muhatap kabul edildiğini ve kendisinden illegal olarak yararlanıldığını açıkça göstermektedir. 

Şimdi sormak lazım, yasaların siyasal iktidarlara verdiği güç yetmiyormu da, mafya lideriyle sıkı bir ilişkiye giriyorsunuz ve onun yasa dışı gücünden istifade etmeye kalkışıyorsunuz?

Şimdi anladınız mı?

Gücünü ve meşruiyetini yasalardan almayan, yasalardan aldıkları meşru gücü kendileri için yeterli görmeyerek,  mafya bozuntularına sarılıp onlara prim veren, onlardan yarar uman, yakasını mafya'ya kaptıran siyasal iktidarların düştükleri açmazı, mafyanın elinde ve dilinde oyuncak olduklarını, aciz kaldıklarını.  

Güner Yiğitbaşı

23/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ülkemizi Çağdaş Bilim Demokratik Ve Laik Cumhuriyet Ve  Atatürk Düşmanlarına Bırakmayacağız
Dün yazdığımız “NİHAYET BEN DE İLK KEZ MİLLİ OLDUM!. . . ” başlıklı  makalemizde, bir üniversitemizde profesörlük yapan bir zat'ın;  üniversitelere yönelik “Fuhuş Evleridir” dediği için yazdığımız makalede açıkladığımız uyarı ve eleştiriyi,  kendisine yönelik hakaret olarak değerlendirerek bizim hakkımızda suç duyurusunda bulunarak şikayetçi olduğunu açıklamamız üzerine, arkadaş, dost ve okurlarımdan çok güzel ve bana destek çıkan olumlu tepkiler aldım, telefon ve mesajlarıyla bana desteklerini, üzüntülerini ve geçmiş olsun dileklerini ilettiler, hepsine teşekkür ediyorum. 

Hakkımızdaki şikayet;  yargı tarafından objektif olarak değerlendirilecek ve şikayete konu makalemizin, şikayetçiye yönelik bir hakaret içermediği,  umarız anlaşılacaktır. 

Bizi üzen,  hakkımızda yapılan bu haksız şikayet değildir. 

Bizi üzen, bu skandal beyanı nedeniyle;  zamanında toplumun değişik kesimlerinden tepki alan ve hakkında,  mensup olduğu üniversite tarafından inceleme ve soruşturma başlatılan, üniversiteler fuhuş evleridir demek suretiyle kendi evi olan çalıştığı üniversiteyi dahi töhmet altında bırakan, üniversitelerde okuyan genç kızlarımızın adeta fahişe olduklarını ima ederek,  insanlık suçu işleyen, milyonlarca üniversite öğrencisi kızlarımızın ve yakınlarının haysiyetlerine saldıran ve hakaret eden bu zatın, kendi söylemine bakmadan, skandal ve suç teşkil eden beyanları nedeniyle, kendisini eleştiren bize yönelik,  haysiyet arayışına soyunup bizi şikayet etmesini anlamak,  mümkün değildir. 

Haysiyetli ve şerefli bir insan, kendi şeref ve haysiyetinden önce, fuhuş evleri olmakla suçladığı camianın;  öğrencilerinin, aile yakınlarının ve öğretim üyelerinin şeref ve haysiyetlerini de düşünmek ve ona göre kelam etmek zorundadır. 

Bizi şikayet eden bu zat; önce, üniversite öğrencisi binlerce genç kızlarımıza ve onların ailelerine yönelik olarak işlediği hakaret suçlarının hesabını vermelidir. 

Bize göre, hakkımızda suç şikayeti yapan bu zat; üniversiteler fuhuş evleridir demek suretiyle,  fuhuş evleri olarak tanımladığı bir üniversitede görev yapan kendisini de suçladığının farkında mıdır? Sanırım farkında değil. 

Farkında olmadığı için, yazdığımız eleştiri amaçlı makalenin başlığını da,  “SEN DE GAVAT VE PEZEVENK MİSİN O ZAMAN?” diye yazarak, yaptığı hataya, sebep olduğu skandala dikkat çekmek ve kendisine sormak istedik. Kendisine,  “sen gavat ve pezevenksin” diyerek bir hakarette bulunmadık. 

Bu zat'a; üniversiteler fuhuş evleridir dediği için, bu sözün dönüp dolaşarak, üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapan kendisini de vuracağına dikkat çekmek istedik. Kendisini, bir  beyanda bulunmadan önce, daha dikkatli olması gerektiği konusunda uyardık sadece. 

Emekli Dz. Opr. Dr. Genel Cerrahi Uzmanı Albay ve yazar değerli dostum Aytekin ERTUĞRUL; üzüntülerini bildiren mesajında, şikayetçiye yönelik olarak, aynen:”. . . Tüm Üniversitelerimize ve Üniversiteli gençlerimize iftira atmıştır.  Onları aşağılamıştır.  Üniversitelerimizde;  kardeşlerimiz yeğenlerimiz torunlarımız da öğrencidirler.  Onların tümünü " Fuhuş evlerinde" yaşadıklarını iddia etmek herkesin haddini asar.   Bu sözü söylemek kanunlarımıza göre herkese yasaktır.   Buradaki esas konu Türk Milleti’ne ve Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliğine  hakaret edilmiş olmasıdır. .  Asıl ilk sorulması gereken soru budur.  Açılması gereken soruşturma konusu da şudur.  Ey hoca eğer Üniversiteler " Fuhuş evleri" ise siz kimsiniz.  Bir örnekle ispat et denilmesi gerekir.  Asıl soruşturma konusu yapılacak eylem budur.  “ görüşünü yazarak başka söze gerek bırakmamıştır.  

Son söz olarak diyoruz ki; bizi kimse yıldıramaz. 

Doğru bildiklerimizi; elimiz kalem tuttuğu sürece, kimseye hakaret  etmeden, şeref ve haysiyetlerine dokunmadan, ama ağır şekilde eleştirerek,  korkusuzca yazacağız ve ülkemizi, demokratik ve laik Cumhuriyetimiz;  çağdaş Bilim’e ve ATATÜRK'e düşman olanlara ve ATATÜRK'e ve onun gençlerine hakaret edenlere asla teslim etmeyeceğiz.  

Güner Yiğitbaşı

22/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Nihayet ben de ilk kez milli oldum!...
Sanırım beni izleyenler bilirler. Yaklaşık 15 senedir,  amatör olarak, toplumda gündem oluşturan güncel siyasal olayları yorumlayan ve değerlendiren makaleler yazıyorum. 

Bu makalelerimi, internet sitesindeki bir gazetede mevcut olan köşemde  yayınladığım gibi, facebook ve benzeri sosyal paylaşım sitelerinde ve üyesi olduğum onlarca grupta paylaşarak yayınlıyorum. 

Bugüne kadar,  yaklaşık 3000 makale yazmama rağmen; bir hukukçu olarak,  çok ağır eleştiri içeren yazılarımda dahi, eleştiri ve düşünce özgürlüğü hudutlarını aşarak,  hiç kimseye hakaret etmedim, etmek de istemem. 

Ancak, okurlarım bilirler, objektif olduğum ve hiçbir parti, cemaat ve siyasi gruba dahil olmadığım için,  alnım açık bir şekilde, her hatalı sözü ve icraatı;  kimsenin özeline ve gururuna, haysiyetine dokunmadan, hakaret etmeden, düşünce ve düşünceyi açıklama ve eleştiri özgürlüğümü kullanarak, en ağır bir şekilde eleştirmekten geri durmam. 

Halk tabiriyle, dilim ve kalemim, üslubum,  biraz sert ve sivridir. 

Hani futbolcuların tek arzusu milli formayı giyerek milli olmaktır ya. 

Biz yazarlar(Ben amatör yazarım tabi)için de; hiç hoş olmasa ve arzu edilmese de, yazdıklarından dolayı gocunan bazı çevrelerin hışmına uğrayarak haklarında suç duyurusunda bulunulması ve savcıya ifade vermesi; bana göre, yazdıklarının muhalifleri tarafından dahi dikkatle okunup takip edildiğini göstermesi açısından,  futbolcuların milli formayla tanışması ve milli formayı giymesi gibidir. 

İşte biz de, bu şerefe(!) nail olduk ve hakkında suç duyurusunda bulunulan ve savcıya ifade veren yazarlar kervanına katıldık,  nihayet. 

Sizleri merakta bırakmayayım, olayı biraz açayım sizler için. 

18/12/2020 tarihinde “SEN DE GAVAT VE  PEZEVENK MİSİN O ZAMAN?” başlığıyla bir makale kaleme alarak, ismi lazım değil,  bir üniversitemizde öğretim üyesi olan bir profesörün, katıldığı bir televizyon programında,  üniversiteler için;  “Fuhuş Evleri” demesi nedeniyle, hukukçu bir aydın ve yazar olarak, bu haksız suçlamaya kayıtsız,  duyarsız ve sessiz kalamamışız. 

Aslında, 50 yıllık bir hukukçu ve insan olarak;  kimseyi,  gavat veya pezevenklikle asla suçlayamayız. 

Gerçi bu ülkede vatandaşını gavatlıkla suçlayan valiler de gördük ama,  biz yine de etik olarak kimseye sen gavatsın pezevenksin diyemeyiz ve demeyiz. 

Bizim yazdığımız makalenin başlığına bakılırsa, üniversiteleri fuhuş evleri olarak yaftalayan ve ne gariptir ki; kendisi de,  bizzat suçladığı üniversitelerin, yani o fuhuş evlerinin içinde bir profesör öğretim üyesi olduğu, öğrencilerin davranışlarından sorumlu bir kişi olduğu için, biz de,  o hocaya; bak sen kendinin de görev yaptığı üniversiteleri fuhuş evleri olarak kabul edersen ve bu konuda suçlamalarda bulunursan, kendi ayağına kurşun sıkmış olursun, kendini de gavat ve pezevenk ilan etmiş olursun,  beyanlarına dikkat et, üniversitelerin fuhuş evleri olduğu görüşünde samimi isen, bu beyanların doğru ise, sen de gavat ve pezevenk misin o zaman? diye soru soruyoruz ve üniversitelere ve orada okuyan genç kızlarımıza hakaret içeren o haksız ve hukuk dışı  sözlerinden dolayı o profesörü eleştiriyoruz, uyarıyoruz. 

Biz, üniversiteleri fuhuş evleri olarak yaftalayan bu öğretim üyesine,  “sen gavatsın ve pezevenksin” demiyoruz, hakaret etmiyoruz, hukukçu ve aydın refleksi ve duyarlılığımızla, konuşmalarına dikkat et,  ucu sana da dokunuyor diye uyarıyoruz. 

Evet, değerli okurlar, biz de amatör bir köşe yazarı olarak,  nihayet milli olduk ve savcıya ifade verdik dün. 

Amatör veya profesyonel her gazeteci ve yazar; her insanın bir gün ölümü tadacağı gibi, savcıya ifade vermeyi mutlaka tadacaktır. 

Sağlıkla kalınız.  

Güner Yiğitbaşı

21/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

19 Mayıs 1919
Ülkelerin tarihlerinde hiç unutamadıkları, ülkenin kaderini değiştiren, yeni bir çağ açan, o ülke için yeni bir milat olan,  çok özel günler vardır. 


İşte,  19 Mayıs 1919 tarihi de,  mavi gözlü, sarışın o Osmanlı subayının,  kuruluşunu kafasında planladığı günümüzün  modern ve laik Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş temelinin atıldığı ve bu temele ilk harcın konulduğu çok önemli ve özel bir gündür. 


Mavi gözlü sarışın o genç Osmanlı subayı,  19 Mayıs 1919 günü Samsuna ayak basmış,  üzerindeki Osmanlı kimliğini ve üniformasını çıkararak,  düşman işgali altındaki, onurunu, gücünü ve topraklarını kaybetmiş,  çökme aşamasına gelmiş Osmanlının enkazından,  saltanatın ve hilafetin kaldırılacağı,  halkın kendi kendini yöneteceği laik ve demokratik yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmaya yönelik direniş planını uygulamak üzere düğmeye basmıştır. 


19 Mayıs 1919 tarihi itibariyle artık Osmanlı ile arasındaki gemileri yakarak,  ayak bastığı Samsundan,   Anadolu'nun derinliklerine doğru yeni ve aydınlık bir yelken açan eskinin o Osmanlı subayı Mustafa KEMAL,  halkımızı da arkasına alarak,  adeta devleşmiş ve ülkemizi işgal eden emperyalist devletlerle giriştiği kurtuluş savaşından muzaffer çıkarak,  bugünkü bağımsız, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmuştur. 


19 Mayıs 1919 tarihi ile Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı olarak kutlanan her yılın 19 Mayısları;  bizim gibi,  laik ve demokrat, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik ve laik niteliğine aşık evlatları için,  bu nedenle çok önemli ve çok özel bir gündür.    


19 Mayıs 1919 tarihi ve Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı olarak kutladığımız her yılın 19 Mayısları,  demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti devletini bir türlü kabullenemeyen,  içlerine sindiremeyen karşı devrimci ve ümmetçi,  anti laik,  Osmanlı hayranı ve Osmanlının özlemi içinde yanıp tutuşan Atatürk düşmanı  kesimler tarafından,  bu nedenle sevilmemekte,  onlar için karabasan olmakta,  milli bayram olarak coşkuyla kutlanmak istenmemekte,  ATATÜRK'ün Samsuna çıktığı 19 Mayıs 1919 ve onun yıldönümü olan her yılın 19 Mayısları,  halkımıza unutturulmak istenmektedir. 


Ama,  ne yaparlarsa yapsınlar,  19 Mayısları ve diğer özel günlerimizi ve milli bayramlarımızı,  laik Türkiye Cumhuriyetini kuran,  önemli devrimleri gerçekleştiren,  saltanatı ve hilafeti kaldıran ATATÜRK'ü,  Türk Milletine asla unutturamayacaklar ve Türk Milletinin gönlünde yer eden ATATÜRK sevgisini asla yok edemeyeceklerdir. 


Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin,  Cumhuriyetin bu değerlerine aşık tüm evlatlarının,  19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramlarını gönülden kutluyor ve milli bayramlarımızı;  bugün tüm elde ettiklerini kendisine borçlu oldukları ATATÜRK'e besledikleri kinlerini kusma ve hayranı oldukları Osmanlı'ya karşı yapıldığına inandıkları kötülüklerin  yıl dönümü  olarak gören karşı devrimcileri,  bu kin ve nefretleriyle baş başa bırakıyoruz. 


Tam bağımsız ve ulusal egemenliğe dayanan yeni Türkiye Cumhuriyetinin temellerini oluşturan ilk belge olması nedeniyle,  Türkiye Cumhuriyeti açısından önemi büyük olan Amasya Tamiminde yer alan en önemli kararlardan biri de; ”Milletin bağımsızlığını,  yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ”kararıdır.  Bunu çok önemsediğimiz ve bugün dahi geçerliliğini koruduğu için, son söz olarak burada yer vermeyi uygun buluyoruz. 


Bu vesileyle,  en başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere,  onun, erinden generaline kadar,  ülkemizi düşman işgalinden kurtararak,  bugünkü modern demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında emeği ve kanı bulunan tüm silah arkadaşlarını ve diğer tüm isimsiz kahramanları,  rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.  

Güner Yiğitbaşı

19/Mayıs/202

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Türkan SAYLAN

18. 05. 2009 tarihinde kaybettiğimiz değerli insan ve doktor Sayın Türkan SAYLAN için,  ölümü nedeniyle,  19/05/2009 tarihinde yazdığımız “GÖZÜNÜZ AYDIN” başlıklı makalemizi,  Türkan SAYLAN'ın her ölüm yıl dönümlerinde aynen yayınlayarak kendisini anmayı gelenek haline getirdik ve bu yıl da, 12. ölüm yıldönümünde aynı geleneğe uyarak,  bu yazımızı aynen siz okurlarla paylaştık. 

Değerli bilim insanı Sevgili Türkan SAYLAN'ı sevgi, saygı ve rahmetle anıyor, şükranlarımızı sunuyoruz.  

18/05/2021 

Güner YİĞİTBAŞI


GÖZÜNÜZ AYDIN

Aydınlanmanın simgesi. . 

Laik. . 

Demokrat. . 

Atatürkçü. .  

Doktor. . 

Eğitimci. . 

Çağdaş Türk kadını. . 

Darbe karşıtı. .  

Gerçek Vatansever. . 

Sözde değil,  eylemleriyle ülkesinin insanlarına hayatının sonuna kadar hizmet eden,  insan sevgisiyle dolu. . 

Ergenekon gazisi. . 

Hukuk mağduru. . 

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı,  saygıdeğer insan Profesör Dr.  Türkan SAYLAN' ı,  geçtiğimiz gün kaybettik.  Onu seven Türk Ulusunun başı sağ olsun. 

Türkan SAYLAN' ı potansiyel suçlu kabul ederek,  kanıttan suçluya gidecek yerde,  belki kanıt elde edebiliriz düşüncesiyle,  ağır hasta olmasına rağmen,  hukuka aykırı olarak onun evinde arama yaptıranlar. . 

Laiklik karşıtları. . 

Demokrasi ve Atatürk düşmanları. . 

Çağdaş,  modern ve Laik Türk Kadınını bir türlü içlerine sindiremeyen,  kadını sadece çocuk doğuran ve cinsel arzu ve isteklerinin tatmin aracı olarak gören gericiler. . 

Türk insanına ve toplumuna,  tıp ve eğitim alanında üstün hizmetler sunmaktan başka hiçbir günahı bulunmayan Türkan SAYLAN' ı misyoner ilan edip,  onu misyonerlik faaliyetinde bulunmak ile suçlayan sözde Müslümanlar. . 

Gözünüz aydın. . . 

Ancak,  onu kaybettik diye sakın sevinmeye kalkmayın. 

SAYLAN' ın,  bugün gazetelerde yer alan son sözlerine kulak verin lütfen. . . 

O sözleri,  size bir kez daha hatırlatalım. 

Sayın Türkan SAYLAN,  ölmeden bir gün önce;  “Görevlerimi tamamladım,  ölüme de hazırım” demiş. 

Çok doğru söylemiş,  kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin okuttuğu ve her biri yarının Türkan SAYLAN' ı olacak olan yüzlerce ve binlerce genç kızımız,  Türkan SAYLAN' dan bayrağı teslim almak ve onun yaratacağı boşluğu doldurmak üzere geliyorlar.  

Dün,  bir tane Türkan SAYLAN' a sahip olan Türk Ulusu;  yarın binlercesine sahip olmak üzere kucağını açmış ve onları bekliyor. 

Dün bir SAYLAN ile baş edemeyenler,  yarın binlercesi ile nasıl baş edecekler merak ediyoruz doğrusu. . 

Yaptıklarınla gurur duyuyor ve sana yapılan haksızlıkları kınayarak,  yapanlar adına senden özür diliyoruz. 

Manevi varlığının önünde saygıyla eğiliyoruz.  Rahat uyu Sayın SAYLAN.  


19. 05. 2009

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Eski bayramları ararken...
Bugün (13/05/2021) Ramazan Bayramı, bayramın ilk günü. 

Önceki yıllarda yazdığımız bir bayram yazımızda demişiz ki; 

“Bizim gibi yaşını başını almış olanları dinleyecek olursanız, duyacağınız ilk söz;  “ Ah,  nerede o eski bayramlar” olacaktır şüphesiz. 

Gerçekten de, nerede çocukluğumuzun o gerçek eski bayramları?

Bugün kutlamaya başladığımız Ramazan Bayramı; günümüzde, özellikle genç ve orta yaştaki nesil için;  artık,  bir tatil ve tatil beldelerine seyahat etme, dinlence ve eğlence anlamına gelmektedir. 

Haklılar tabiatıyla, ana, baba, kardeşler, dede, nene, dayı amca, hala, teyze gibi, yakın aile fertlerinden oluşan geniş çekirdek ailelerin,  aynı il veya ilçede ve hatta aynı konutta topluca yaşadıkları, eskinin o kapalı toplum ve yaşam tarzı kalmadı, bu nedenle yeni nesiller, kapalı toplumlardaki geniş çekirdek aile içinde yaşanan o eski bayramları tanımamışlar, içinde yaşamamışlar,  onun tadını tatmamışlar, kıyısından köşesinden bayramların o güzelliklerine dokunamamışlar ki;  o,  eski bayramlara özlem duysunlar. 

Yaşlı yakınlarının ve dostlarının anlatımlarından, o eski bayramların güzelliklerini duysalar da, gençlerimiz o eski bayramların güzelliklerini bizzat göremedikleri, onunla tanışamadıkları ve içinde yaşayamadıkları, bu nedenle o bayramlara bizzat değip dokunamadıkları için,  asıl marifet ve güzellik bayramlarda olmasına rağmen; tüm güzelliklerin, bayramların yerini alan tatillerde ve bu vesileyle gittikleri tatil beldelerindeki dinlence ve eğlence de olduğunu,  zannetmeye başlamışlardır. 

Değerli sınıf arkadaşım ve meslektaşım emekli Hakim Leyla ALKAN; geçtiğimiz gün,  Facebook sayfasında Cahit ZARİFOĞLU'ndan çok güzel bir söz paylaşmış,  o sözde deniyor ki;  “Asıl marifet buluttaydı ama,  herkes Yağmur’a şiir yazdı”

Evet bu sözde yer aldığı üzere, asıl marifet bulutta olduğu halde, herkesin bulut'u unutarak Yağmur’a şiir yazması gibi, Bulut’a yapılan bu haksızlık, günümüzde de, bayramları bir kenara koyarak tatil beldelerine tatile giden insanlarımız tarafından, o eski ve güzel bayramlara yapılmaktadır. 

Asıl marifet bulutta olmasına rağmen, herkes şiir'i Bulut’a değil de niçin Yağmur’a yazma gereğini duydular, hiç düşündünüz mü?

İnsanlara doğrudan değen ve dokunan, insanı ıslatan,  insanla bütünleşen,  insanın doğrudan hissettiği ve tanıştığı, yerine göre bu ıslanma nedeniyle alınan zevki insanlara doğrudan yaşatan,  bulut değil yağmurdur çünkü. 

İnsanların bir şeyi tanıması, ondan hoşlanması ve zevk alması, kıymetini bilmesi için,  o şeyin insana doğrudan  değmesi ve dokunması gerekiyor. İnsanların tokalaşmaları. kucaklaşmaları ve öpüşmeleri gibi. 

Günümüzde, genç nesiller,  bizim nerede o eski bayramlar dediğimiz o güzellikleri yaşamadıkları,  onunla tanışamadılar, ona dokunup değemedikleri için,  bayramların güzelliğini ve kıymetini anlayamıyorlar. ”

Evet, özlem duyduğumuz eski bayramlarla ilgili olarak,  bunları yazmışız. 

Bayramların; asıl amacından saptırılarak, tatil ve tatil beldelerinde geçirilen bir dinlence ve eğlenceye dönüşmesini eleştirmişiz, bu eski yazımızda. 

Beterin de beterinin olacağını,  hiç aklımıza getirmemişiz. 

Dün, eski bayramları ararken ve eski bayramlara özlem duyarken; bugün, gözle dahi görülmeyen bir virüs (Korona),  bırakınız çocukluğumuzun o güzelim eski bayramlarını aramayı; tatil, dinlence ve eğlenceye dönüşen dünün o sevmediğimiz bayramlarını dahi,  aratır hale getirdi. 

Bugün, kutlamaya başladığımız Ramazan Bayramında, çoluğumuzu çocuğumuzu yanımıza alarak bir tatil beldesine gidemiyoruz, ayrı beldelerde ve/veya konutlarda yaşaya yetişkin çocuklarımız ve torunlarımız, komşularımız ve dostlarımız ile bir araya gelemeyeceğiz, el sıkışarak sarılıp öpüşemeyeceğiz, çocuklarımız ve torunlarımız gelip elimizi öpemeyecekler, sosyal medyaya sarılacağız, dijital ve sanal ortamda  yalnız ve buruk bir bayram kutlayacağız,  maalesef. 

Bu vesileyle, tüm dost, arkadaş ve akrabalarımın Ramazan Bayramlarını;  o eski tadında ve güzelliğinde, sağlık ve mutluluk içinde yaşamaları dileklerimle,  gönülden kutluyorum. 

Güner Yiğitbaşı

13/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Mafya İle Aynı Yatağa Girerseniz Olacağı Budur
Bir zamanlar AKP taraftarı olan, AKP lehine mitingler  düzenleyen, AKP cenahında muteber bir kişi muamelesi gören, kendisine polis koruması verilen, sırtı sıvazlanan, siyaseten kendisinden yararlanılan mafya lideri Sedat PEKER;  kaçtığı,  yurt dışından videolar hazırlayıp yayınlayarak,  mafya siyaset ilişkisinin kirli çamaşırlarını ortaya döküyor. 

Mafya ile aynı yatağa giren, mafyadan siyaseten çıkar sağlamaya kalkanlar, bu sonucu düşünemediler mi? Aklı başında siyasetçiler,  mafya ile ilişkiye girilmeyeceğini, ileri de bunun diyetini ödemek zorunda kalacaklarını düşünmelidirler. 

Mafya,  kiralık katile benzer, kendisinin çıkarları için siyasilere yakın durur ve ilişkiler iyi gittiği sürece onların lehine çalışırlar, mafya ile siyaset göbekten bağlıdır.  Aralarındaki ilişki,  tamamen karşılıklı çıkara dayanır, mafya kendi haksız çıkarının peşinde koşar, onlar için;  din,  iman, ideoloji, ideal diye bir şey yoktur, varsa yoksa haksız kazanç sağlamaktır amaçları, dinleri ve imanları haksız çıkar ve paradır onların.  

Siz, kiralık bir katilin yakalandıktan sonra sustuğunu, sahibini ele vermediğini hiç gördünüz mü?

Biz görmedik ve bundan sonra da görmeyiz, para ve çıkar karşılığı anlaştığı bir kişi adına onun hasmını öldüren bir kiralık katil,  yakayı ele verdiğinde;  kendisini para ve çıkar karşılığında kiralayan ve kullanan sahibini, hiç gözünü kırpmadan nasıl ele veriyorsa, aralarındaki tüm kirli çamaşırları ortaya döküyorsa, Sedat PEKER'in,  araları bozulan AKP'ye yönelik suçlamaları ve aralarındaki kirli çamaşırları ortaya serme gayreti de,  buna benzemektedir. 

Bilemiyoruz, yaptığı suçlamaları kanıtlayacak elinde deliller var mı?

Ama, kanıtlarıyla somutlaştıramasa dahi, yaptığı ve bundan sonra yapacağı soyut suçlamalar dahi, iktidar partisi için bir yüz karasıdır. 

Bu olay, siyasilere ders olmalıdır. 

Temennimiz, Sedat PEKER'in; öttüğü için,  mafyavari bir şekilde susturularak koronoya yenik düştüğü haberlerinin basında yer almamasıdır. 

Hiç değilse buna tevessül edilmemeli,  mafya ve suç örgütleri düzeyine  inilmemelidir.  

Güner Yiğitbaşı

11/05/2021  

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Anne (Kadın) Olmak Bir Ayrıcalıktır
Yarın (09/05/2021) anneler günü. 

Çok anlamlı ve özel bir gün. 

Dünyada ve ülkemizde,  yıl içinde çok çeşitli günler kutlanır, çoğunu şimdi hatırlamamız dahi mümkün değildir. 

Ama,  anneler günü için öyle söyleyebilir miyiz?

Bizi dünyaya getiren, hiçbir karşılık beklemeksizin,  büyük zahmet ve fedakarlıklarla büyüterek bizleri yetiştiren annelerimizi;  istisnasız,  yılın her günü hatırlar ve çok severiz. 

Ancak, anneler gününde annelerimizi hatırlayarak,  onlara çok özel sevgi ve şükranlarımızı sunmak, sağ iseler gidip ellerinden öpmek,  onlara sarılarak kucaklamak,  ana şefkatini ve yüreğinin sıcaklığını yüreğimizde hissetmek,  bir başka güzeldir. 

Anne olmak, Dünya'nın en güzel duygusu ve zevki olduğunu tahmin ettiğimiz analık duygusunu ve zevkini tadabilmek, Allah tarafından sadece kadınlarımıza tanınan bir ayrıcalıktır. 

Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı kadın, diğer yarısı olan biz erkekleri doğurarak Dünya'ya getiren de,  yine kadındır. Bu gerçek dahi,  annelerimizin ve kadınlarımızın önemini ve vazgeçilmezliğini, onları çok sevmemiz, başımızın tacı yapmamız, saygı göstermemiz gerektiğini,  açıkça göstermektedir. 

Dünya'ya kadın olarak gelen herkes; yaradılışı gereği,  erişkin yaşlara geldikten sonra evlenip bir yuva kurarak mutlaka bir çocuk sahibi olmayı arzular. 

Ancak, kısmet olup da evlenemediği veya evlendiği halde, kendisinden veya kocasından kaynaklı tıbbı bazı eksiklikler ve bozukluklar nedenleriyle çocuk sahibi olmayan kadınlarımız da, toplum içinde az değildir. 

Bizler, çok iyi biliyoruz ki; doğurup çocuk sahibi olamasalar da, bu kadınlarımız da; kadın olarak, doğuştan  bir ana yüreği taşımakta ve çocuk özlemiyle yanıp tutuşmaktadırlar. 

Bu nedenle, biz anneler gününü, çocuk doğursunlar veya doğurmasınlar,  tüm kadınlarımızın günü olarak kabul ediyoruz ve kutluyoruz. 

Şu veya bu nedenle çocuk sahibi olamamış kadınlarımızı, anneleri hayatta olsun veya olmasın, tüm çocukların anneleri olarak kabul ediyoruz. 

Gerçekten, tahmin ediyoruz ve görüyoruz ki; kadın olmak, anne olmak,  çok özel ve güzel  bir duygu ve zevk olup, bu duygu ve zevk, kadınlarımızı erkeklere nazaran ayrıcalıklı ve üstün kılmaktadır.  Sanırım, özellikle ülkemizde, kadınlarımızın; bazı erkeklerin şiddetine ve kötü muamelesine maruz kalmalarının altında yatan gerçek de budur. 

Bu duygularla; 

En başta annelerimiz olmak üzere; hayatta olan veya olmayan tüm annelerin,  anne adaylarının, şu veya bu nedenle anne olamayan ancak annelik özlem ve duygularını bedeninde ve ruhunda taşımaya ve yaşamaya devam eden tüm kadınlarımızın Anneler Günü'nü,  en derin saygı ve şükranlarımızla kutluyoruz. İyi ki, varlar. 

Güner Yiğitbaşı

08/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kıbrıs Yüksek yargısının kararı haklıdır.

Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi’nin Kuran kursları Kararı üstüne
Geçen Nisan ayı içinde Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi (KKAM), ülkede Kur'an kursuları faaliyetinin anayasaya aykırı bularak yürütmenin durdurulmasını istemişti.
Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi, Kıbrıs’ta Din İşleri Komisyonu'nun Kur'an kursu düzenlemek ve hafızlık belgesi vermek gibi yetkilerini Anayasa'ya aykırı buldu.
Türkiye mademki Kuzey Kıbrıs’ı ayrı bir devlet olarak tanıdı, karşılıklı büyükelçilerimiz oluşturuldu. O zaman o devleti Türkiye’nin bir ili imiş gibi davranarak, iç işlerine karışıp yargısını tasarlamak ayrı bir devlet olma kurallarıyla ve hukukla bağdaşmaz. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’la din, dil, ülkü özdeşliği varsa da ayrı bir devlet olması nedeni ile iç işlerine karışması uluslararası arenada hoş karşılanmaz. İşgalci bir devlet gibi davranıp KKTC’ni tehdit etmek bir skandaldır. Türkiye uluslararası dünyada KKTC’ni devlet olarak tanıtmak için çaba gösterirken, aynı zamanda bir müstemleke devleti gibi KKTC’nin yargısına müdahale etmesi dünyaya nasıl anlatılır.  Kaldı ki Türkiye’deki yönetim (AKP-RTE tek kişilik iktidarı) Türk yarısına baskı kurup yandaş hale getirirken ne Türkiye’de ne de KKTC de yargı bağımsızlığına müdahale etmemelidir. Yargı bağımsızlığı olmayan bir ülkede demokrasi gelişemez, demokrasisi gelişmemiş ülkede de hukuk güvencesi olmadığı için uluslararası sermaye yatırım yapmaz ve o ülke çağdaş dünyada geri kalır. İşte Türkiye günümüzde bunun ekonomik sancılarını, sürecini yaşamaktadır. Bu bağlamda kendi siyasi çıkarları, kin ve intikam (dinci kinci) duyguları için yargı bağımsızlığına zarar veren, yargıyı adeta kendilerine bağlayan siyasiler böylece ülke demokrasisine, ülke ekonomisine ve geleceğine zarar vermekteler. Bu nedenle aşağıda açıklayacağımız gerçekler ışığında Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesinin (KKAM), ülkede Kur'an kursuları faaliyetinin anayasaya aykırı bulma kararları doğrudur. Türkiye Anayasa Mahkemesi bu doğrultusunda bir karar veremiyor, çünkü oraya seçilen yargıçlar “dinci kinci” iktidar tarafından seçilmişlerdir.   

Türkiye KKAM nin kararına sert tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazından çıktıktan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "KKTC Anayasa Mahkemesi Başkanı süratle bu yanlışından dönmelidir, yoksa bizim atacağımız adımlar da farklı olacaktır" dedi. R.T. Erdoğan kendi siyasal ve dinsel görüşü doğrultusunda Türkiye’de yargıya müdahale ederek onu nasıl yönlendirmeye çalışıyorsa, KKıbrıs’ta da adeta abanın altından sopa gösterir gibi, tehdit edercesine eleştirmeye çalışıyor ve oranın da yargısını tasarlama çabasına giriyor.  Zaten Türkiye’de yürürlükte olan anayasaya uymazken, anayasa kararı karşısında “ben o kararı tanımıyorum” diyerek kafasına göre bir karar hukuk yaratmaya çalıştığına tanık oluyorduk. Hem de Cumhur ittifak ortağı Bahçeli “Anayasa Mahkemesi kapatılmalı” gibi, hukuk tanımaz tavırları varken, ayrı devlet olarak gördüğümüz Kuzey Kıbrıs’ın Anayasa Mahkemesinin kararına karşı çıkılmasını uluslararası toplumda nasıl açıklarız ve de yanlış bir imaj yaratmaz mı? Kuzey Kıbrıs böyle mi ayrı bağımsız bir devlet olacak.
Öte yandan Kuzey Kıbrıs'ta Hizmet Sendikası (Hizmet-Sen), Din İşleri Dairesi'ne bağlı bir kurum olan Komisyon'un “dini eğitim verebilme yetkisinin laiklik ilkesine aykırı olduğu” öne sürmüştü. Sendika konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürmüştü.
Oy çokluğuyla alınan kararı, Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik yazılı bir açıklamayla kamuoyuna duyurdu:
"Laik bir Cumhuriyetin varlığı için, ülkede din hürriyeti bulunması ve ayrıca din ve devlet işlerinin birbirlerinden ayrı olması gerekir. Bu kuralın gereği olarak laik bir devletin dini kurumları devlet fonksiyonları görmemelidir. Aynı şekilde devlet kurumları da din fonksiyonlarını ifa etmemelidir.(1)
Anayasa Mahkemesinin kararı
Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi, Hizmet Sendikası (HİZMET-SEN) tarafından açılan dava ile ilgili kararında, Din İşleri Dairesi'nin Kur'an kursu düzenlemesinin Anayasa'nın 1. maddesinde belirtilen "laiklik" ilkesine aykırı olduğuna hükmetmişti. Mahkeme ayrıca söz konusu Kur'an kurslarının işletilmesinin, Anayasa’nın 59. maddesinde yer alan, "Halkın öğrenim ve eğitim gereksinimlerini sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir. Devlet, bu ödevini, Atatürk İlkeleri ve Devrimleri doğrultusunda, ulusal kültür ve manevi değerlerle bezenmiş bir muhteva, çağın ve teknolojinin gelişmesine, kişinin ve toplumun istek ve gereksinimlerine yanıt verecek planlı bir şekilde yerine getirir" hükümlerine aykırı olduğunu bildirmişti.
KKTC'de Din İşleri Başkanlığı’nın Kur'an-ı Kerim eğitim-öğretimiyle ilgili yetkisine yönelik itirazı değerlendiren Anayasa Mahkemesi, her türlü eğitimin ancak Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının "gözetiminde ve denetiminde" olması kararı verdi.(2)
Kaldı ki, Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi’nin Kuran Kurslarının laiklik ilkesine uymadığını öne sürerek uygulamaya karşı karar vermesi çok yerindedir. Devlet okullarında denetimsiz ayrı bir dinsel eğitimi verilmesi laik toplum ve laik devlet olmayla bağdaşmaz.
Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi’nin aldığı Kur'an kursu yasağına sert tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Laiklik anlayışı onların anladığı gibi değildir ve Kuzey Kıbrıs bir Fransa değildir" dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs'ta Anayasa Mahkemesi'nin laiklik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle, Din İşleri Dairesi ‘nine Kur'an kursu açmasını yasaklaması ile ilgili olarak sert eleştirilerde bulundu.
 
Cami önünde siyasi konuşma

Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi’nin Kuran kursları Kararı üstüne
16 Nisan 2021 Cuma günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazı sonrası basın mensuplarına, Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesinin Kuran kurslarına ilişkin kararına karşı şöyle açıklamalarda bulundu:
“Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın yaptığı açıklamayı bizim kabul etmemiz mümkün değil. Anayasa Mahkemesi Başkanı laikliği öğrenmesi lazım. Türkiye'deki uygulaması neyse onu da öğrenmesi lazım. Tavır değişmediği takdirde, KKTC'de inanç özgürlüğü konusunda oradaki yavrularımızın Kuran eğitimi konusunda engel teşkil etmesine müsaade etmeyiz. Türkiye'de din eğitimi-öğretimi bu tür şeyler çözülmüştür. Laiklik anlayışı onların anladığı gibi değildir. KKTC bir Fransa değildir. KKTC, Türkiye'deki uygulamalar neyse bunları uygulama safhasına geçirmek durumundadır. Oradaki bazı sendikaların, din düşmanı sendikaların attığı adımları kabul etmemiz mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi Başkanı bu yanlışından süratle dönmelidir. Dönmezse bizim atacağımız adımlar farklı olacaktır. Fuat Bey de bu konuyu Ersin Bey ile görüşmek suretiyle gerekli adımların atılmasını bildirecektir”.
"Anayasa Mahkemesi Başkanının yapmış olduğu açıklamayı kabul etmemiz mümkün değil. Laiklik anlayışı onların anladığı gibi değildir ve Kuzey Kıbrıs bir Fransa değildir" diyen Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın "bu yanlışından süratle dönmesi gerektiğini" ifade ederek, "dönmediği takdirde atacağımız adımlar da bundan sonraki süreçte farklı olacaktır, bunu da bilmeleri gerekir".
Laik Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan hemen her Cuma namazı sonrasında, cami önünde siyasal demeç vermesi laik bir devletle asla bağdaşmaz. Ülkenin içinde her türlü din ve mezhepli vatandaşların bulunduğu laik bir devlette, devlet başkanının bir mabet önünde bu şekilde siyasal demeç ve konuşma yapması T.C. nim laik anayasasına aykırı olsa gerek. Anayasa Mahkemesi laik anayasayı savunup koruyamıyor, uygulayamıyor. Türkiye’de Anayasa Mahkemesi özgür ve bağımsız değil. Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi böyle bir karar aldığına göre anayasanın laiklik ilkesini uygulayan bağımsız kuruluşmuş olduğu açık.
30-40 yıldır içine girmeye çalıştığımız AB ülkelerinin hiçbir devlet başkanı herhangi bir mabet (kilise havra) önünde R.T. Erdoğan’ın yaptığı gibi, dini siyasete alet ederek siyasal bir demeçle konuşma yaptığını hiç gördünüz mü? Görülmemiştir.  Laik bir devlette böyle bir eylem görülemez, yapanlar hemen dışlanır.

Kıbrıslı hukukçular Erdoğan'ın açıklamalarına tepki gösterdi
Kıbrıslı hukukçular, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, KKTC Anayasa Mahkemesi’nin Kur’an kursuları ile ilgili kararını eleştirmesini bağımsız yargıya müdahale olarak değerlendirerek Lefkoşa Yüksek Mahkemesi önünde basın açıklaması yaptı. Kıbrıslı hukukçuların açıklamasında, “yargılama süreçleri bağımsız bir şekilde yürütülmezse, varılacak kararlar siyasi iktidarın tekeline kalır ve adalete değil ideolojilere hizmet eder” denildi.
KKTC Anayasa Mahkemesi'nin Kur’an kursları ile ilgili kararının AKP tarafından eleştirmesi adada tepki ile karşılandı. Kıbrıs Türk Barolar Birliği Konseyi, Şehir Baroları üyesi çok sayıda avukat ve siyasetçi Lefkoşa Yüksek Mahkemesi önünde bir araya gelerek “yargı bağımsızlığına sahip çıkıyoruz” pankartı açarak eylem yaptı.

“Ağır bir saldırıya dönüşmüştür”
Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı eyleme katılanlar adına basın açıklamasını okudu. Esendağ, “KKTC’de yargı bağımsızlığına müdahaleyi kabul edilemez” bulduğunu kaydederek, “Anayasa Mahkemesi tarafından 15.4.2021 tarihinde verilen kararın ardından, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok yetkilinin, kararın içeriğini bilmeden ya da kasten çarpıtarak yaptığı açıklamalar, yargı organımıza yönelik ağır bir saldırıya dönüşmüştür” dedi.
Eyleme Kıbrıs Türk Barolar Birliği Konseyi, Şehir Baroları çok sayıda siyasetçi, sendika yöneticileri, KKTC 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bazı milletvekilleri ve vatandaşların da destek verdiği öğrenildi.
Kıbrıslı hukukçuların yaptığı açıklama şöyle:
“Kararın açıklanmasından sonra, yalan haberlere dayanılarak verilen kışkırtıcı demeçler, toplum içinde hınç ve linçi körüklemeye yöneliktir.
Mahkemenin kararı, Kıbrıs Türk toplumunu var eden en temel değerleri saldırı altına almak için mazeret olarak kullanılmıştır.
Bu noktada hukukun üstünlüğünü ve hakikate dayalı adaleti savunabilmek için başta hukuk uygulayıcılarının ve toplumun her kesiminin gereken tepkiyi göstermesi çok önemlidir.
Yargı bağımsızlığı, sadece mahkemelerin değil; siyaset ve demokrasinin de güvence altına alınması için elzemdir. Toplum içindeki farklılıklara eşit mesafede durup, tüm kesimlerin hak ve özgürlüklerini koruyacak olan yargı organıdır.
Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre farklı görev ve yetkileri olan yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirinin üstünde egemenlik kurması ve baskı uygulaması hukukun üstünlüğüne dayanan sistemi ortadan kaldırır”.(3)

Gerçek Demokrasi laik düzen gerektirir

Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi’nin Kuran kursları Kararı üstüne
Bir cumhuriyet devletinde laiklik yoksa orada demokrasi de yoktur.  Devlet okullarında “laik öğretim yapılmıyorsa, çocuklara din yerine sapkın hurafeler öğretiliyorsa orada laiklik yoktur”. Laik eğitim ve yönetimin olmadığı ülkede demokrasi de yoktur. Türkiye’de laikliğe, demokrasiye inanmayan topluma “dinci ve kinci” telkini yapan, yasamayı, yargıyı baskı altına alan anti demokratik, dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmayan “ucube” bir tek adam yönetim bulunmaktadır.
Böylesine baskıcı bir ülkede din eğitimi geniş bir şekilde imam hatiplerde, ilahiyat fakültelerinde, ne ki öteki okullarda mecburi din dersi okutulurken, din eğitimi 4-6 yaşına kadar indirilmiştir. O yaştaki çocuklar oyun çağındadır, oyun oynadıkça el maharetleri ve zekâları gelişir. O çağdaki çocukları zorla din eğitimine sokmak onların psikolojilerinin bozulmalarına neden olur, o çocuk büyüdükçe toplumda uyumsuz bir kişi olur. Canlı bombalar, en kanlı caniler böylesine aşırı din eğitimi alan Müslüman ülkelerden çıkmaktadır. Baskıcı din eğitimi ile yaşam süren Müslüman ülkelere bir bakın, Afganistan’dan, Yemen’e, Irak’tan Libya’ya kadar kan deryası gibiler. Hepsi de “gavur” dedikleriileri gitmiş ülkelerden silah alıp birbirine saldırıyorlar.
Yani çok küçük 4-5 yaşındaki çocuklara hurafelerle dolu dini bilgiler verilmesi onların ruhsal gelişimini engellemekte, psikolojik sorunlara sürüklemektedir.

Çok küçük yaşta din eğitimi çocukta psikolojik sorunlar çıkarır
Burada size bir psikoloğun Amiral Türker Ertürk’e yazılmış ilginç mektubuna bir göz atalım:
Turkererturk.com.tr
“Türker Bey, ben klinik psikoloğum. Hem bir ilkokulda hem de özel bir klinikte çalışıyorum.
Devlet memuru olduğum için bir yerde yazamıyorum. Malum, birkaç haftadır 1. Sınıflar okula başladı. Fakat bazı çocuklarda çok ağır bazı ruhsal problemler var ve okula gitmek istemiyorlar. Nedenini soracak olursanız; bu çocuklar sübyan okuluna (tarikatların anaokuluna) verilmiş. “Canım resim yapmak istiyor ama günah diye ağlayan, sınıfta Atatürk’ün resmini (kötü adam) günah diye öğretmenine indirtmek isteyen, cennete gitmek için ölmek istediğini söyleyen, erkeklerle aynı sıraya oturmamak için kriz çıkaran, başı açık olduğu için öğretmenini değiştirmek isteyen çocuklar çok sayıda. Bu çocukların bir kısmı yaşadığı ruhsal sorunlar nedeniyle zekâ geriliği tanısı alıyor (aslında öyle olmadığı halde).  Şu anda özellikle İstanbul’un birkaç elit semti dışında neredeyse her mahallede bir sübyan okulu açılmış. Sizinle paylaşmak istedim. Saygılarımla…” 
Erken yaşta din öğretiminin pedagojik, psikolojik açıdan sakıncaları nelerdir? Avrupa’nın hiçbir ülkesinde ilköğretim çağında çocuklara zorunlu din eğitimi verilmez. 12-14 yıllık ilköğretimi bitirdikten sonra kişi-çocuk kendi dinini özgürce seçsin, diye onun seçimine bırakılır.
“Okul öncesi dönemden başlayarak 11-12 yaşına kadar din öğretiminden söz etmek mümkün değil. Çocuk ya korkacak ya da yoğun bir kaygı yaşayacak, örneğin, “kötülükler yaparsan cehenneme gidersin”, “Oruç tutmazsan, namaz kılmazsan yanarsın” gibi ifadelerde çocuk için son derece somut olan kavram yanmaktır, yanmaktan korkar, yanmanın çok can acıtan bir şey olduğunu bilir. Cehennemi kafasında canlandırır, kötü insanlar cehenneme gidiyor ve alevler içinde yanıyor... Korku odaklı bir öğrenme söz konusu ve sürekli kaygı ve stres içinde “ya hata yaparsam, annemi babamı çok üzersem, öğretmenimi üzersem, arkadaşıma vurduğum için kötü bir insan olursam, beni kimse sevmezse...’ Bunu kafasında üretebilir ve yerleştirebilir. İleri yıllarda ise bu etkilerle bireyde ciddi anlamda kişilik bozuklukları görülebilir”.İşte bu bilimsel gerçekler ışığında 4-6 çocuklarına din eğitimi verilmesi toplumsal psikoloji açısından çok yanlış ve kişide kişisel, psikolojik bozukluklara neden olur. Öyleyse Türkiye’deki tüm “sibyan mektepleri” diye anılan Kuran kursları kapatılmalıdır. Bu Kuran kursları son yıllarda Millî Eğitim Bakanlığı denetiminden çıkarılmıştır; böylece en önemli devrim kanunlardan olan Tevhidi Tedrisat (Eğitim Birliği) kanunu dışına çıkılmıştır. Gizli açık binlerce Kuran kursu laik devlet düşmanı nesiller yetiştirmektedir. 

Bu çocuklar büyüdükçe, daha üst yaşlara doğru vardıkça Kuran Kurslarına devam etmekteler. Türkiye’deki tüm Kuran Kursları, gizli gizli demokrasi, laiklik, Atatürk düşmanlığı ile yetiştirilip bu doğrultuda yemin ettirilmektedir. Bu yemin metnine bir bakın, Türkiye’de çağdaşlığa karşı nasıl bir düşman nesil yetiştirilmekte.
Yemin metninde, küçük öğrencilere "şeriat devleti" için savaş andı içirilirken, Atatürk'e yönelik ağır hakaretler de dikkat çekmekte.
Bu "ürkütücü" yemin metni aynen şöyle:
"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye'yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ederim."
Şimdi bu antla yeminle yetişen çocuklar ileride nasıl laik devlete düşman olacaklarını bir düşünün. Dini kurallar, şeriat isteyen eğitim kurumları ile asla çağdaş bir nesil yetişemez, ülke ileri gidemez. Dünyada sadece dinle kalkınan, dinle zenginleşen tek bir devlet yoktur. Batı ülkeleri bu günkü zenginliğe, refaha laiklikle, bilimle, gerçek bir demokrasiyle ulaşmışlardır.
Dünyada dinle şeriatla şartlanan belli başlı 52 Müslüman ülkenin hiçbirinde demokrasi yoktur, hepsi de tek adamla yönetilmektedir. Bu 52 Müslüman ülkenin hepsi de çağın en gerisindedir, hepsi de hür, zengin Batı’ya muhtaçtır; hepsi de Batı’nın ürettiği silahları alıp birbirine saldırmaktalar, kan gölü içindeler.
Sonuç olarak, tek adam yönetimi ile, din ile çağdaşlığa ulaşamayız, ancak laiklik ve gerçek demokrasi ile refaha ulaşabiliriz.

Cevat Kulaksız  

Cevat Kulaksız.

SONNOTLAR

(1)https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56771788

(2)https://www.dw.com/tr/erdo%C4%9Fandan-kuzey-k%C4%B1br%C4%B1sa-sert-laiklik-ele%C5%9Ftirisi/a-57229611

(3)https://artigercek.com/haberler/kibrisli-hukukcular-erdogan-in-aciklamalarina-tepki-gosterdi

Yılın En Komik Ve Düşündürücü Fıkrası
Gazetelerde yer alan bir haber aynen şöyle; ”İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na geçtiğimiz yıl İstanbul'un fethinin 567.  yıldönümünde Fatih Sultan Mehmet Türbesi’ni ziyareti sırasında yürürken ellerini arkasına bağlayarak saygısızlık yaptığı gerekçesi ile inceleme açıldığı ortaya çıktı.  Öte yandan konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada,  yapılan işlemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine başlatılan bir ön inceleme olduğu belirtildi.  Başsavcılıktan yapılan açıklamada ise,  yapılan inceleme neticesinde bakanlıktan soruşturma izni verilmesi halinde gerekli değerlendirmenin yapılacağı ifade edildi. ”

Ne günlere kaldık, fıkra gibi bir haber değil mi?

Laik bir ülkede yapacak başka hiçbir iş kalmamış olacak ki; İBB Başkanı İMAMOĞLU hakkında böyle bir ön inceleme başlatılmış. 

Neymiş efendim ellerini arkasına bağlayarak Türbe ziyareti yapmış ve saygısız davranmış. 

Yok öyle bir suç. 

Ellerini arkasına bağlayarak yürümek ne zamandan beri saygısızlık oldu bu ülkede?

İMAMOĞLU;  türbe içinde, saygısını göstermiş ve saygı içinde duasını yapmış. Bunun da görüntüleri var gazetelerde. Türbe dışındaki ellerini arkasına bağladığı görüntüyü cımbızlayarak yaftalamak,  tamamen siyasi ve hukuk dışı bir tutumdur. 

Siz, önce bu ülkenin kurtarıcısı T. C. Devletinin kurucusu ATATÜRK'e saygı göstermesini öğrenin, ATATÜRK'e saygı göstermek bir yana, ona ağır küfürler ve hakaretler eden Fesli Kadir ve benzerleriyle uğraşın. 

Fesli Kadir'e,  Cumhurbaşkanının ve Diyanet İşleri Başkanının gerçekleştirdiği vip ziyaretler ve sunulan hediyeler,  henüz unutulmadı. 

Bırakın bu siyasi öç almayı, İstanbul seçimlerini İMAMOĞLU'na kaptırdığınıza alışın artık. Siz,  ananızın karnından, tüm seçimleri kazanacağınız garantisi ile mi doğdunuz?

Yargı da,  artık,  siyasal iktidara hizmet etmek adına hukuk ihlallerinden, komik durumlara düşmekten vazgeçmelidir. 

Bu ülke, iş başındaki iktidarı ve ona biat eden taraflı ve bağımlı yargıyı hak etmiyor,  demokrasinin gözü kör olsun. 

Demokrasinin; demokrasiyi yok edenlere tahammül gücünden yararlananlar, ilk seçimlerde demokrasinin tokadını yiyerek demokratik yollarla iktidardan inecekler ve kendisine biat ederek hukuku ayaklar altına alan suç ortaklarıyla birlikte,  bugün yaptıkları tüm hukuksuzlukların hesabını,  oluşturulacak bağımsız ve tarafsız yargı önünde vereceklerdir.  

Siz, İMAMOĞLU ile uğraşacağınıza,  öncelikle milletimizi aşılayarak, her gün 400'lere ulaşan insan ölümlerine son vermek için çaba gösteriniz.  

Güner Yiğitbaşı

05/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Sen Kira Mukavelesi Yapamazsın
Ne günlere kaldık, bu ülkede ayaklar baş, başlar ayak oldu kimse farkında değil. 

İnsan oğlu, önemli bir girişimde bulunmadan önce,  haddini bilecek, haddini. 

Marjinal bir parti olan, iktidar olma iddiasını, itibarını ve tabanını yitirmiş, tek amacı; AKP'nin açığını yamamak ve buradan kendilerine siyasi çıkar sağlamak, ilk seçimlerde sandıkta silinecek ve yok olacak olan MHP'nin  Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ; bu ülkeye,  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen tek adam rejimini tebelleş ederek,  ülkeyi yok ettiğini unutmuş olmalı ki; bununla da yetinmeyerek, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Anayasa önerilerinin hazır olduğunu ve devamla, "MHP yeni anayasa konusunda sık sık dile getirdiği çalışmalarını Allah'a şükürler olsun ki bitirmiş ve metin yazımı sonuçlanmıştır.  'Cumhuriyetin 100'üncü yılında 100 maddelik yeni anayasa' adıyla ve bu çerçeve içinde 100 maddelik anayasa önerimizin,  iftiharla belirtmek isterim ki,  hazırlık aşaması tamamlanmıştır.  Stratejik hedeflerimizden birisiyle ilgili sözümüz yerine getirilmiştir.  Bu kapsamda titizlikle sürdürülen ön çalışma şu anda elimizdedir.  Partimiz,  cumhuriyetin 100'üncü yılını yeni anayasa açısından hem bir fırsat hem de tarihi bir dönüm noktası olarak ele almaktadır. "açıklamasında bulunmuştur. 

Anayasa; içtimai ve toplumsal bir mukavele olup, toplumun tüm katmanlarının onayını alarak, büyük ve geniş bir çoğunluğun katılımı ve konsensüsü ile yapılması gereken, temel bir yasadır. 

Kira mukavelesi yapmıyorsunuz, bize sorarsanız, başında BAHÇELİ ve onun temsil ettiği zihniyetin yer aldığı bugünkü MHP'ye,  bırakınız anayasa yapmayı, kira mukavelesi bile yaptırmamak gerekir. 

Özgürlüklerden nasibini almamış, düşünce ve düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğünü tanımayan, kuvvetler ayrımının, yargı bağımsızlığının yok edildiği tek adam rejimini savunan, özgürce düşüncelerini açıklayan gazetecilerin üzerine infaz timleri salan, düşünceye şiddetle cevap veren, Anayasa Mahkemesinin kapatılmasını,  ciddi olarak ve alenen savunan, demokrasiden nasibini almamış olan  BAHÇELİ ve onun başında bulunduğu partinin hazırladığı anayasa öneri paketini ciddiye alarak tartışmaya açmak, bu ülkeye yapılacak olan en büyük ihanet ve kötülük olacaktır. 

Millet İttifakının katılanları tüm muhalefet partileri ve muhalif tüm toplumsal katmanlara sesleniyoruz, aman dikkat, bu zihniyetin hazırladığı anayasa öneri paketini bırakınız tartışmayı, merak edip elinize dahi almayınız, seçim sandığını gösteriniz onlara. 

Güner Yiğitbaşı

04/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bu Genelge Polisin Suç İşlediğine İlişkin Bir Suçüstü Tutanağıdır
Ülkemiz;  her geçen gün özgürlüklere kapanıyor ve giderek tam otoriter,  antidemokratik,  totaliter bir toplum olmaya doğru koşar adım ilerliyor maalesef. 

Bakıyorsunuz;  bir gün,  pandemi bahane ediliyor ve içki satışları yasaklanıyor, bu yasak daha gündemden düşmeden, bir başka yasak gündeme oturuveriyor. 

Ülkenin asıl çözüm bekleyen acil sorunlarını tartışmayı bırakıyoruz, bu yasakları tartışmaya başlıyoruz. 

Son olarak, Emniyet Genel Müdürlüğü bir genelge yayınlayarak,  toplumsal olaylarda polislerin görüntü ve seslerinin kaydedilmesi yasaklanıyor, görevli polisler ile sivillerin ses ve görüntü kayıtlarının sosyal medyada paylaşılmasının "özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği" savunuluyor,  ses ve görüntü almanın, polislerin görev yapmalarını engellediği ifade ediliyor. 

Tam bir polis devleti zihniyetinin uygulamaya konulduğu bir genelge. 

Bu genelge anayasaya ve yasalara açıkça aykırıdır. 

Emniyet Genel Müdürlüğü de biliyor yayınladığı bu genelgenin hukuksuzluğunu.  Ama ne yapsın, emir büyük yerden gelince bu genelgeyi yayınlamak zorunda kalmış olmalılar. 

Şunu herkes bilsin, evet AKP iktidarının yetkilileri; sayenizde,  ülkemizde demokrasinin ve özgürlüklerin zerresi kalmadı, anayasayı rafa kaldırdınız, rafta da duruyor olsa, darbeci olduğunu iddia ederek yargılattığınız Kenan Evren Anayasası da olsa, rafa kaldırdığınız bu darbe anayasasını bile,  gündüz fenerle arıyoruz, bizleri darbe anayasasını dahi aratır hale getirdiniz, bu darbe  anayasanın bile tam uygulanması halinde,  biraz nefes alabileceğimizi çok iyi biliyoruz. 

12 Eylül darbesine ve darbecilere karşıyız ama, sizler bu darbecileri dahi geride bıraktınız ve Kenan Evreni vicdanlarımızda akladınız maalesef,  bu ayıp da sizlere yeter sanırım. 

Beğenmediğiniz,  Kenan EVREN darbe anayasasına göre bile,  egemenlik kayıtsız şartsız millete ait olup, egemenliğin üç erkinden biri olan yürütme yetki ve görevini yerine getiren partili Cumhurbaşkanı ve onun emrindeki yürütme organının bir ajanı olan emniyet ve polis teşkilatı, yasaların kendisine verdiği yürütme yetkisi ve görevi içinde kalan ülkenin emniyetine ilişkin görev ve yetkilerini, bu yetki ve görevin asıl sahibi olan Türk Milleti adına ve onu temsilen yerine getirir. 

Toplumsal olaylarda görev alan polisler, bu görevlerini Türk Milleti adına yaparlar ve görev hudutlarını da anayasa ve ilgili yasalar çizer. 

Polisin,  görevi başındayken anayasa ve yasaları çiğneyen hukuk dışı, şiddete yönelik eylemlerini denetlemek, bu amaçla gerekli görürse polisin görüntü ve seslerini kaydetmek, egemenlik hakkının asıl sahibi olan halkımızın en doğal ve tabii hakkıdır. 

Siz, kimin malını kimden sakınıyorsunuz?

Tereciye tere mi satmak istiyorsunuz?

Nedir bu endişeniz?

Görevinizi,  anayasa ve yasalar çerçevesinde hukukun dışına çıkmadan yapın,  halkımız da,  sizin o hukuk dışı acımasız şiddet görüntülerinizi cep telefonlarıyla görüntülemek zorunda kalmasınlar, ellerine cep telefonu kameralarını almasınlar ve boş kalan elleriyle,  avuçları patlayana kadar alkışlasınlar sizleri. 

Bu genelge; asayişin ve güvenliğin sağlanmasına  ilişkin yürütme yetkisinin ve görevinin, anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılmadığının ve suç işlendiğinin bilinci ve paniği içinde hazırlanmış talihsiz bir genelgedir. 

Bu genelge; polisin suçüstü yakalandığına ilişkin,  bir suçüstü tutanağıdır. 

Polisin şerefini düşünüyorsanız, yetkinin asıl sahibi millete saygınız varsa,  bu genelgeyi derhal kaldırınız. 

Güner Yiğitbaşı

03/05/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget