Makaleler "Rifat Serdaroğlu"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Bunlar mı devlet adamı?

Aziz Türk Milleti!

Cumhuriyet Tarihimizin hiçbir anında bu kadar çapsız, cahil, geçmişinden ve özünden kopuk yöneticilerin birarada olduğu bir dönem görmedin!

Sanki Cenab-ı Allah tümünü bir çuvala doldurup, 2002 yılında ülkemizin üzerine dökmüş gibi! Al birini vur ötekine…

Önümüzdeki ilk seçimde, gerçekten Yerli-Milli, Atatürkçü, Çağdaş, 

öz evlatlarına görev verip, bu toptan temizliği yapmak zorundasın.

Bu borç, Atatürk’e-Devletimizi kuran tüm şehitlerimize ve Cumhuriyete olan borcundur. Bunu sen başaracaksın, başarmak zorundasın.

DOĞRU Parti ve kurulmakta olan ittifak ortakları olarak, sen yetki verirsen, neler yapacağımızı açıkça ve mertçe sana anlatacağız. Takdir senindir…

Aziz Türk Milleti, TİP’in Genel Başkanı Erkan Baş’ı bildin di mi?

Hani uzun boyu, bir çuval bıyığı olan, Boşnak Türkü olduğunu iddia eden çocuk! Dedi ki;

“109 yıl önce (1915) kadim Ermeni halkının katliamlarla, sürgünlerle, bu topraklardan sökülüp atılması, en büyük acılardan biridir!”

Ona sadece TİP’in ilk Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar’ın, Fransız düşünür Jean Paul Sarte ile yaptığı görüşmenin zabıtlarını okumasını öneririm. Balkanlarda, 6 Milyon Türk’ün soykırıma uğramasını, ailesinin başına gelenleri bile görmeyen bu çocuk, YALANLARLA Ermeni Devletinin emrinde çalışan bir zavallıdır. Sosyalist Lider M. Ali. Aybar’ın ayakkabısının bağı olamayacak bu kişiyi, senin şaşmayan vicdanına havale ediyorum…

Aziz Türk Milleti, 27 yıldır MHP Genel Başkanı Bahçeli’yi bildin di mi?

Bahçeli, Ferdi Tayfur’un bir şarkısını fonda kullanarak, sözde mesaj verdi?

Dünyanın hiçbir Demokratik ülkesinde böyle saçmalıklar olmaz. 

Bu ilkelliktir, zavallılıktır. 

Dürüst siyasetçi, eğer bir fikri varsa, bir mesaj vermek istiyorsa söyleyeceğini açıkça ve mertçe yapacağı bir basın toplantısı ile duyurur.

Bahçeli, tam 76 yaşında! Bu yaşta biri, böyle meyhane köşesinden bağırır gibi mesaj verir mi? Allah ıslah etsin…

Aziz Türk Milleti;

Huber Apo’nun ve Bahçeli’nin arkadaşı Kılıçdaroğlu’nu ve onun yerine seçilen Özgür Özel’i bildin di mi?

Özgür Özel bu günlerde öyle şen ki!

Kolay mı, 22 yıldır ülkeyi yöneten ve Türk Devletinin, Cumhuriyetin tüm kurumlarını tahrip edip, Türkiye’yi “Siyasal Federe Ümmet” devletinin yamacına getiren AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından KABUL edilecek!

Bu ziyaretin provası TBMM’de yapıldı! CB Erdoğan altın kaplı koltukta tek başına! Türk Milletinin BİRİNCİ Parti yaptığı CHP Genel Başkanı ve RTE’ye biat etmiş çok sayıda eleman, Hüda-Par Genel Başkanı dahil hepsi “Menemen Bardağı” sıkış-tepiş dizilmişler RTE’nin ağzına bakıyor! RTE’nin topluma verdiği mesaj şu; “Sen birinci yaptın ama, bak o da benim adamım’”…

Kemal Bey, bir başka partinin Genel Başkanını eleştirir gibi, Kurultayda yenildiği kendi Genel Başkanını eleştiriyor?

Yakışanı şu değil midir? Eğer bu ziyareti doğru bulmuyorsan, asgariden telefonla düşünceni iletirsin ve aranızdaki çatışma kamuoyuna yansımaz!

Kemal Bey, ayrıca sen 15 Temmuz’dan hemen sonra yapılan “Yenikapı Mitingine” katılarak, AKP’nin yaptırdığı darbe girişimine meşruiyet kazandırmadın mı? Daha Ekmelettin-Diyanet Akademisi-MV Dokunulmazlığı gibi niceleri var. İkinizin de yaptığı, Türk Milletine hakarettir…

Aziz Türk Milleti, CB Erdoğan’ı artık tanıdın di mi?

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı Törenlerine ve Anıtkabir ziyaretine katılmadı! Ya nereye katıldı? Kurulması, çalışması RTE’nin üzerine yemin ettiği Anayasa ile yasaklanmış bir tarikat liderinin cenaze törenine!!!

RTE, Tarikat liderinin cenazesine katılmakla, daha önce birçok kez yaptığı gibi Anayasanın Laiklik ilkesini çiğnedi. Başta, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Laik Cumhuriyetin Kurumları, Basın, Üniversiteler, Odalar, Sendikalar tek kelime ile itiraz etmediler!

Aziz Türk Milleti;

Yetki sende! Eğer sen DOĞRU Parti ve ittifak ortaklarına görev verirsen, tüm bu kanunsuzlukların hesabını hukuk önünde sorarız ve emperyal devletlerin kölesi olmuş “Siyasal Ümmetçiler ve İşbirlikçilerini” bir daha gelmemek üzere tarihe gömeriz. 


Sağlık ve başarı dileklerimle 27 Nisan 2024

Rifat Serdaroğlu

DOĞRU Parti Eş Genel Başkan

Milat 17/25 ARALIK 2013
Bundan tam altı yıl önce Muhafazakar Bademler ülkemizin üzerine öyle bir pislik döktüler ki, sebep olanlar yani gerçek suçlular yargılanıp cezalandırılmadan bu pislik üzerimizden gitmeyecek!
Muhafazakar Bademler, 17/25 Aralık 2013 tarihini milat olarak kabul edip, toplumu da bu yalana inandırmaya çalıştılar. Dedikleri şu idi;
“17/25 Aralık 2013 tarihi milattır. Bu tarihten öncesini, yargı dahil kimse karıştırmasın! Yaşananlar unutulsun, önümüze bakalım…”
Milat ne demek;
Tarih hesaplamalarında Hz. İsa’nın doğum tarihine dair net bir bilgi olmamakla birlikte, Gregoryen Takvimine göre oluşturulmuş zaman çizelgesinde başlangıç noktası olarak kabul edilir.
Müslüman Muhafazakar Bademler, bu tarihi başlangıç kabul edip, tarihimizin en büyük soygununu, hırsızlığını, rüşvet olayını ört bas edip “bu yapılan bir darbe girişimidir” diye dünyayı kendilerine güldürdüler…
Anılarınızı tazelemeniz için bazı hatırlatmalar yapıp, bu konuda Çoban Ateşi Hareketinin bakışını sizlerle paylaşmak isterim.
İranlı iki sahtekar (Babek Zencani ve Reza Zarrab) Türkiye’de bazı üst düzey siyasetçi-Bakan- Kamu Bankası Genel Müdürü-Bürokratları, rüşvetle maymuna çevirdiler!
Tıpkı, Bademlerin eski dostu İsrailli Ofer’in yaptığı gibi!
Patron Babek Zencani, İran’da yakalanıp yargılandı ve idama mahkûm edildi.
Zencani mahkemede “Türkiye’de, Reza Zarrab eliyle 8,5 Milyar Dolar rüşvet dağıttım” dedi.
İranlı Yargıçlar, Zencani ’ye “İran’a olan borcunu öde” dediler.
Zencani, “Ödeyecek durumum yok” dedi.
İran Başsavcısı Muhsin Ece şu açıklamayı yaptı;
“Türkiye’den devlet yetkilileri geldi ve Zencani’nin İran Devletine ne kadar borcu varsa biz ödeyelim, yeter ki onu serbest bırakın, dediler. Tabii ki Türk Heyetinin bu talebi reddedildi!”
Şimdi beraberce düşünelim;
Bu olay, organize bir soygun değil de Muhafazakar Bademlerin dediği gibi bir darbe olsaydı, İran Zencani’ yi neden idama mahkûm etti? Niye Zencani’nin parasını bizim Bademler ödemek istedi?
Zencani ve Zarrab Türkiye’de 8,5 Milyar Dolar dağıttıklarını hem İran Mahkemesinde hem de ABD Mahkemesinde ifade ettiler.
Dört Bakanın ve Banka Genel Müdürünün aldıkları rüşvet tutarlarını tek-tek açıkladılar.
Saatçi Zafer-Boyunsuz Muammer-TOKİ’ci Erdoğan ve Bakara-Makara Egemen’in aldıkları toplam rüşvet tutarı yaklaşık 400-500 milyon dolar ediyor!
Geriye kalan yaklaşık 8 Milyar Dolar kime gitti? Unutulmaması gereken budur.
Olay günü, yani Devlet Bahçeli’nin MHP Genel Merkezindeki saatinin 17/25’te durduğu gün, iki babanın oğullarıyla konuşmalarının (Adli Tabiplikçe doğrulanmış)ses kayıtlarını dinledik!
Bu iki konuşma, hırsızlığın oğuldan babaya mı, babadan oğula mı geçtiğinin kesin kanıtıdır.
Son olarak, 17/25 Aralık olayının gerçek yüzünü yansıtan ve mahkemede geçen bir konuşmayı hatırlatmak isterim;
Yargıç, Polis Müdürüne sorar; “Neden Bakan çocuklarını gözaltına aldın?”
Polis Müdürü; “Sayın Yargıç, ben polisim. Hırsız görürsem yakalarım, İşim bu!”
Çoban Ateşi Hareketinin en önemli işlerinden biri kim devlet hazinesini soymuşsa, kim makamını kullanıp hırsızlık yaptıysa, onu yargılayıp paraları yeniden Türk Hazinesine iade etmektir.
17/25 Aralık 2013’teki Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olayları bir daha yaşanmasın diye, Çoban Ateşi Hareketi Siyasi Partiye dönüştüğünde tüm Türkiye’ye
“Devr-i Sabık” yaratacağımızı ilan edeceğiz.
Anadolu’da, hırsızlık için kullanılan bir söz vardır;
“Bağa dadanan ayıyı, bir daha gelmesin diye pekmez s.çıncaya kadar kovalayacaksınız!
Anladınız mı, Süslüman Muhafazakar Bademler?
Sağlık ve başarı dileklerimle

Rifat Serdaroğlu


18 Aralık 2019
Rifat Serdaroğlu

Bir Tank Kaç Para Biliyormusun?
Aydın çiftçisi, Aydın’a gelen Cumhurbaşkanından sorunları için çözüm istemişti.
Erdoğan, meydandaki halka şöyle seslendi;
“Ben buradan patlıcancılara, bibercilere, patatesçilere sesleniyorum. Siz bir merminin fiyatını biliyor musunuz? Biz modern bir Türkiye’yi inşa ediyoruz. Bunlar da kriz duasına çıkıyorlar…”
Erdoğan’ı her hal ve şartta destekleyen AKP ortağı Bahçeli ise şunları söyledi;
“Bir Obüs mermisi 1000 dolar. Bir savaş uçağı bombasının teki 2.500 dolar.
Bir adet F-16 bombası 3.000 dolar. Kimse zam istemesin. EYT’liler de sussun…”
Sanki silah fabrikası sahibi imişler gibi, Türk Milletine sürekli olarak tehdit kokan mesajlar veren iki ortaktan Erdoğan “Suriyelilere şimdiye kadar 40 Milyar dolar” harcadıklarını söyledi. Bahçeli, Erdoğan’ın doğru söylediğine inanıyor olmalı ki, susarak onu destekledi.
Özellikle dürüstlüğü ile tanınmış, para-pul, kazan-kazan işlerine karışmadığı söylenen Bahçeli’ye Türk Milletine bilgi vermesi ricasıyla sorular soralım:
Tabii ki bu sorulara yanıt vermek Bahçeli’nin takdirindedir. Fakat çok yakın zamanda o da Yüce Divanda benzeri sorulara yanıt vermek zorunda kalacak. Yanıt verirse, hem hazırlık yapmış olur, hem de alıştırma olur…
Sayın Bahçeli;
Siz verdiğiniz destekle Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı seçtirdiniz.
AKP uygulamalarına da devamlı destek verdiniz. Ülkenin geldiği noktada sizin ve partiniz yöneticilerinin de en az Erdoğan kadar sorumluluğunuz var.
-Bu 40 Milyar Dolar, az-buz bir para değil! Tam 800 (Sekiz Yüz) adet Tank-Palet Fabrikası eder.
Hani “Bana Türk demeyin, utanırım. Ben Arabım” diyen iş adamına ve Araplara sattığınız fabrika var ya, hah işte o!”
Suriyelilere verilen 40 Milyar dolar bütçenin hangi faslından ödendi? Kimlere ödendi? Belgelerini gördünüz mü? Devlet, bakkal dükkanı olmadığına göre, elbette kaydı-kuydu vardır değil mi?

-Açlıktan intihar eden insanlarımızın bulunduğu, Türk Milletinin %60’ının yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalıştığı bu durumda, bir Türk Milliyetçisi olarak, Arap Milliyetçilerine para verilmesini hangi gerekçeyle onayladığınızı söylermisiniz?

-Katar’a yüz ölçümünün iki katı arazi sattınız! Katar Emirinin annesi, kanal güzergahını kimden öğrendi de arazi kapattı?

-Bizler, bir merminin fiyatını sayenizde öğrendik.
Siz bir tankın fiyatını öğrendiniz mi?
Sizden başka kendi silah fabrikasını yabancı devletlere satan biri var mı?

Bu yarattığınız Türkiye, sizin “Irmağının akışına ölürüm” dediğiniz Türkiye mi?

-Libya vatandaşlarına vize serbestisi getirdiniz.
Suriyelilerden sonra, Libyalıları mı yerleştireceksiniz?
Uygur Türkleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Onlar ölmeye devam mı etsinler?

Sayın Bahçeli;
Bu gece yatmadan evvel iyice düşünüp, vicdan muhasebesi yapar mısınız?
Simitçi için 500 Milyon Dolar borcun altına sokulan Ziraat Bankasının levhasındaki TC’yi kaldırıp, yerine bir adet simit koymayı düşünür müsünüz?

Aziz Türk Milleti;
Yüreklerinde Türk Milleti sevgisi olmayan, çapsız ve sığ bilgili yöneticiler sayesinde ne hallere düştüğümüzün farkında mısınız?
Ayağa kalkmanın, kaderimize el koymanın zamanı gelmedi mi?
Sağlık ve başarı dileklerimle

Rifat Serdaroğlu

17 Aralık 2019
Rifat Serdaroğlu

Anadilde Eğitim - Rifat Serdaroğlu
Adama boşu boşuna “Serok Ahmet” diye isim takarlar mı?
Türk Milletinin başına bela olan “Çözüm Sürecinin” fikir babasının Serok Ahmet, uygulayıcısının ise Erdoğan olduğu şimdi daha net anlaşıldı mı?
Cuma günü Davutoğlu yeni partisinin tanıtım konuşmasında; “Anadilde öğretim ve Anadilin sosyal hayatta kullanılması aidiyet sürecini güçlendirecektir” dedi.
Bu talep “Ulus Devlet-Üniter Devlet” olan T.C Devletinin bölünmesini istemekle eşdeğerdir.
Çoban Ateşi Hareketinin bu konuya bakışı çok nettir.
Anayasa Madde 42;
“Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk Vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.”
Türkiye, 22 Haziran 1993 tarihli Kopenhag Kriterlerinin şartlarını tamamen yerine getirmiş bir devlettir. Kopenhag kriterlerinde, “Anadilin öğrenilmesi konusunda tüm yasal engellerin kaldırılması koşulu” vardır ve Türkiye bu kurala uymuştur.
Bugün, isteyen herkes anadilini, kültürünü, inancını, folklorunu öğrenebilir, yayabilir, geliştirebilir. Bu hak herkesin temel hakkıdır.
Burada karıştırılan, öğrenme hakkı ile, öğretim hakkıdır;
-“Ana dili ÖĞRENME hakkı” bireye aittir ve evrensel bir haktır.
-Ana dilde ÖĞRETİM hakkı, kamuya aittir. Bu hak sadece “Özerk Devlete”, “Federal Devlete”, “Bağımsız Devlete” verilir.
Bölücü-Kürtçüler ve onların yurt dışındaki sahipleri tarafından, Türk Devletine dayatılan; Anaokulundan başlayarak ilk ve orta öğretimde, üniversitelerde resmi dilin yanı sıra diğer bir yerel dilde öğretim yapılmasıdır. (Kürtçe-Lazca-Süryanice-Arnavutça-Boşnakça vs)
Örneğin, Hukuk Fakültelerinde öğretim Kürtçe veya başka bir dilde nasıl yapılacak?
Bunun için Türkiye’de yasaların Kürtçe veya diğer dillerden olması gerekir. Ayrıca Yargıçların, Savcıların, Avukatların, Yüksek Mahkeme Üyelerinin,
Kürtçe veya diğer dillerde işlem yapacak bilgiye sahip olması gerekir ki bu da imkansızdır.
Sözün Özü;
Herkesin şerefi-onuru olan anadilini-kültürünü-inancını öğrenmesine EVET. (Gerekirse devlet bu konuda destek olmalıdır)
Türk Milletini parçalayacak, on yıl sonra bizi birbirimizle anlaşamayacak, konuşamayacak hale getirecek Ana dilde öğretime, HAYIR…
Değerli Okurlar;
Boşuna atalarımız,
Ne kadar uğraşırsan uğraş, olmaz şaptan şeker,
Cinsini sevdiğim cinsine çeker, dememişler!
AKP’liler yani Muaviye akıllı, İhvan kılıklıların hepsi aynı tornadan çıkmış gibidir.
Davutoğlu da, Babacan da aynıdır. İster AKP’de olsunlar, ister dışarda…
Onlar ne kadar bu aziz vatanı sinsi planlarla bölmeye kalkarlarsa, her oyunlarını Çoban Ateşi Hareketi bozacak ve kafalarına geçirecektir.
Ne Mutlu Türküm Diyene…
Sağlık ve başarı dileklerimle

14 Aralık 2019
Rifat Serdaroğlu

Devlet Mafyası - Rifat Serdaroğlu
Devleti yönetenler, milletin yararını değil de kendi çıkarlarını düşünüyor ve ona göre hareket ediyorsa, orada düzen tutmaz.
Topluma korku-kaos-kargaşa hakim olur ve çöküşe gidilir.
AKP destekçisi ve ortağı MHP’nin bir Milletvekili şunu diyor;
“Bu ülkede Mafya Babaları, polis eskortu ve Çakarlı Araçla dolaşıyor, milletvekilleri Çakarlı Araç kullansa ne olur?”
Bu sözler, devletin güvenlik güçlerinin “Suç Örgütü” liderlerine polis koruması verdiklerinin ve kimin emrinde olduklarının itirafıdır.
Türkiye’de İçişleri Bakanı var mı?
İzmir’in Çiğli İlçesi Akiş Öğütçü Ortaokulunda “Seccadem Beni Özler mi” adlı bir konferans düzenlendi!
Bu ülkede Cumhurbaşkanı “Hayatın merkezine İslam’ın hükümlerini yerleştireceğiz” derse, okul müdürü de böyle konferans yaptırır!
Türkiye’de Milli Eğitim Bakanı var mı?
Nevşehir Eğitim-Bir Sen Şube Başkan Yardımcısı ve Yunus Emre İmam Hatip Ortaokulu Müdürü İskender Çınar;
“İlk Lâik şeytandır. Dünyada ne kadar hırsız, pezevenk varsa lâiktir, 2024’te hilafet geri gelecek” diyerek hem Anayasa ihlal suçu işledi hem de Türk Milletine ağır hakarette bulundu.
Türkiye’de Milli Eğitim Bakanı, Nevşehir’de “Devletin Valisi” var mı?
Ankara Büyükşehir Belediye Eski Başkanı Gökçek, Moldovyalı bir masözü
(Kadın Masajcı) belediyede işe aldı. Masözü kendi evinde çalıştırdı. Hem kendisi hem ailesinin tüm mesajlarını yapan kadının maaşını, Ankara Belediyesi ödedi.
Erdoğan’ın kendi Başbakanını, Bakanlarını yolsuzluk ve dolandırıcılıkla suçladığı ortamda, Gökçek konusunda sessiz kalması çok ilginçtir.
Değerli Okurlar;
Bu kötü örnekler ve yüzlercesi vatan sathında her gün cesurca yapılıyor.
Erdoğan’ın tüm bu olaylardaki tutumu, sessiz kalması, anayasanın kendisine yüklediği görevlerini yapmaması ülkeyi her bakımdan tıkanma noktasına getirdi.
Türkiye, çok zor durumda!
Ülkenin Cumhurbaşkanı-yakınları ve eski yeni bazı bakanları “Yurtdışındaki mal varlıkları” konusunda, çok ağır suçlama altındalar. Maalesef suçlanan kişilerden inandırıcı bir açıklama görmedik.
AKP’nin, özellikle Suriye politikasındaki ve dış politikadaki yanlışları sebebiyle, hür dünya önünde de yalnız bırakıldık.
AKP’nin ekonomik politikadaki tercihleri nedeniyle ülke, ekonomik olarak zora girdi!
Önümüzdeki günlerde;
AKP’nin borcu borçla kapatmakta çok zorlanacağını,
Kambiyo kontrol rejimine geçilebileceğini,
Sağlık sistemindeki, açıkların korkunç ve sürdürülemez hale geleceğini,
SGK açıklarının sürdürülemez olacağını,
Sağlık kuruluşlarının, üniversite hastanelerinin iflas edebileceklerini, görebiliriz.
Bu durum Türkiye için çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Uzmanlara göre emekli maaşları bile zamanında ödenmeyebilir…
Cehaletin ve ihanetin Türkiye Cumhuriyeti’ni 18 yılda ne hale getirdiğini birlikte gördük. Temennimiz şudur;
Türk Milleti bu kez doğru seçim yapar ve;
Cumhuriyetin temel değerlerini yıkmaya çalışmış AKP’ye ve onun içinden çıkmış tarikat ve cemaat artıklarına yüz vermez.
Denenmişi, tekrar deneme yanlışına düşmez.
Kendi içinden çıkan, Atatürk İlke ve devrimlerinin koruyucusu, deneyimli, bilgili, aydın kadın ve gençlerimizden oluşan Çoban Ateşi Hareketinin oluşturacağı Siyasi Partiye güvenir ve destek olur.
Takdir Büyük Türk Milletinindir.
Ne Mutlu Türküm Diyene…
Not;
Yarından itibaren yine yollardayız. 15 Aralık Pazar günü saat 13.00’te Funda Toplantı Salonu-Sakarya’da, binlerce vatanseverle buluşacağız.
Gelin ve siz de hem bir çayımızı için hem de Çoban Ateşine bir odun atın!
Sağlık ve başarı dileklerimle

13 Aralık 2019
Rifat Serdaroğlu

Hırsızlar İmparatorluğu - Rifat Serdaroğlu
Hırsızlıkta rekor üstüne rekor kırılıyor!
AKP, hırsızlık ’ta devrim yaptı! Hırsızlıkta çağ atladı!
AKP, “Hırsızlıkta Yeni Buluşlar” dalında, Nobel’e aday gösterilmeli!
Ne zaman bu kadar ustalaştılar, nasıl becerdiler, bilen yok.
Dünyanın herhangi bir Müslüman ülkesinde deprem, tsunami, sel gibi doğal felaket meydana geldiğinde, bazı bademler bayram eder.
Hemen “Yardım Kampanyası” açılır. Devletimizin başları, Diyanet İşlerinin sünnet çocuğu kıyafetli yetkilileri, en üzgün suratlarını takınıp tv’lere koşarlar;
“Ey Ümmet-i Müslüman! Gün dayanışma günüdür. Yardım edelim. Ne verirsen elinle, o gelir seninle” diye başlayan ve ölenler için Fatiha okunmasıyla sona eren nutuklar atılır.
Felakete gerçekten üzülenler, para yardımı yapıp kendilerini rahatlatırlar!
Peki, toplanan paralar ne olur?
Modern toplumlarda, yardımlar yerine ulaştırılır ve hem yardım yapanlara hem de kamuoyuna, nereye ne kadar yardım yapıldığı açıklanır.
Bizde nasıl mı olur? Hadi, tarihten inciler dizisi gibi anlatalım;
Dönemin Milli Görüşçüleri yani “AKP’nin Babaları” tarafından yüzlerce “Müslüman Hatip !” Yurtdışında Türklerin yoğun olarak bulundukları yerlere birer “İslam Alimi” edasıyla gönderildi.
“Türkiye’de şirketler kuruyoruz, ortak olun ki, yurda temelli döndüğünüzde sizin veya çocuklarınızın bir işi olsun” diye camilerde konuşmalar yapıldı ve milyonlarca Mark (O zaman Avro yoktu) toplandı.
Yimpaş-Kombassan gibi şirketler kuruldu. Bu arada Avrupa’ya para toplamak için birkaç tur daha yapıldı. Sonunda ne şirketler kaldı ne paralar!
Para verenler kazıklandı, para toplayanlar zıkkımlandı…
Bosna’da, dünyanın en vahşi soykırımı Sırplar tarafından yapılınca, AKP’nin babaları, çeşitli yardım kampanyaları açtılar. İlgilenenler “Mercimek-Beşir Darçın” adlarını incelesinler. “Bosna’ya Yardım” diye milyonlarca Mark topladılar. İnsan ölümü üzerinden dolandırıcılık yapan bu namussuzlar, tabii ki paraları iç ettiler…
Deniz Feneri e.V Almanya’da on milyonlarca Mark para topladı. Bu paraların bir kısmı orada pavyonlarda yendi. Büyük kısmı Türkiye’ye gönderildi. Bugünkü AKP’nin en önde gelenleri tarafından “Kanal 7” TV kuruldu ve kalan para siyasette Muaviye ve İhvan kadrolarını güçlendirmek için kullanıldı.
Alman Savcılar dava açtı. Sanıklar suçlarını itiraf etti ve mahkum oldular.
Alman Mahkemesi dava için “Asrın Yardım Soygunu” dedi.
Soygunun Türkiye ayağı için dava açılmasını istedi.
Ama AKP’liler davayı sulandırdılar. Dava dosyası ve tüm evraklar Almanya’dan üç yılda gelemedi. AKP’li Adalet Bakanları, davaya bakan Savcıları sanık haline getirdiler. Bir Türk Savcı; “Ankara’da bu hırsızları koruyan bir var. Biz ona Hırsızlar İmparatoru diyoruz” dedi.
Sonra bu kadro, uluslararası hırsız FETÖ ile birlik oldu. 11 sene ülkeyi beraberce soydular. Cumhuriyetin tüm eserlerini kira parasına satıp peşkeş çektiler. Fabrikalarımızı, Bankalarımızı, Ormanlarımızı, Madenlerimizi sattılar.
Devlet İhalelerinden pay almak için 5 liralık işi 20 liraya ihale ettiler, bir de hazine garantisi verdiler.
Yıllarca çaldılar, çaldılar, çaldılar bir türlü doymak bilmediler.
Tüm bu hırsızlıklar, soygunlar yapılır rüşvetler alınırken, içlerinden bir kişi bile çıkıp ta “Devlet-Millet soyuluyor, bu işe isyan ediyorum, bu hırsızlığa ortak olamam ve istifa ediyorum” demedi! (Abdüllatif Şener hariç) Başka bir kişi bile çıkmadı…
Hırsızlıkta çağ atlamak ve dünya rekoruna imza atmak yine AKP’ye nasip oldu!
2016 yılında İstanbul-Beşiktaş’ta terör saldırısı sonucu 46 insanımız öldü. Ölenler için 52 milyon tl tutarında yardım toplandı. Paranın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kurulan (Kurucuları belli değil) Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na devredilmesine karar verildi.
Aradan 3 yıl geçti. Türk Milletinin verdiği yardım parası buhar oldu, uçtu ve yok oldu! Sadece paralar yok olsa iyi. Çünkü AKP iktidarında yardım paralarının yok olmasına zaten alışmıştık! Fakat paralarla beraber vakıf da kayboldu iyi mi? Koca vakıf toz oldu, yöneticiler yok, binası yok…
Bu yüzsüzlerin sonu sülalece ibretlik olacak. Göreceksiniz. Dünya görecek…
Sağlık ve başarı dileklerimle

12 Aralık 2019
Rifat Serdaroğlu

AKP'nin İslam Anlayışı - Rifat Serdaroğlu
Erdoğan; “Hayatımızın merkezine, İslam Dininin hükümlerini yerleştireceğiz.”
E. Erdoğan; “Yeryüzünde halife olmanın sorumluluğunu taşımaktan mesulüz.”
Bu iki ifade de, “Anayasa İhlal suçudur” ve AKP’nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dava açılmasını gerektirir.
AKP’nin gerçek arzusu ve planı, T.C Devletini bir din devletine dönüştürmektir. Bunu görmemek için ya AKP’li olmak ya kör ve sağır olmak ya da ihanet içinde olmak gerekir.
Peki, AKP Türkiye Cumhuriyeti Devletini, İran benzeri bir din devletine dönüştürebilir mi?
O kadar çapsızlar ki, o kadar beceriksizler ki kendi başlarına kalsalar yapamazlar, fakat ülkeye çok zarar verip, ağır bedeller ödetirler!
Sayın İhsan Eliaçık, bir yazısında şöyle diyor;
İslam’da 4 hakiki bir de mecazi ceza vardır.
Öldürmeyeceksin-Çalmayacaksın-Zina Yapmayacaksın-İftira atmayacaksın, mecazi ceza olarak ta Kendine Servet yapmayacaksın…
Öldürmeyeceksin;
AKP, “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı” olarak, Irak’ta-Libya’da-Suriye’de-Mısır’da diğer eş başkanlar tarafından gerçekleştirilen ölümlerden sorumlu değil mi?
Mavi Marmara Gemisinin gitmesine izin verip, günahsız insanların ölümünden sorumlu değil mi?
FETÖ’yu besleyip, büyütüp darbe yapacak hale getirdikten sonra,
15 Temmuz’da ölen 251 insanımızın öldürülmesinden sorumlu değil mi?
Boğaz Köprüsü üzerinde, silahsız askerlerin kafalarının kesilerek öldürülmelerinden sorumlu değil mi?
Yandaş Vakıfların öğrenci yurtlarında yanarak ölen çocuklarımızın ölümlerinden sorumlu değil mi?
Şimdi hangi Müslüman bize “AKP’nin bu işlerde sorumluluğu yok” diyebilir ki?
Çalmayacaksın;
AKP Genel Başkanının ve bazı eski-yeni Bakanlarının Türkiye dışında mal varlıkları olduğunu, reddeden birini gördünüz mü? Örneğin Erdoğan
Ne malı? Benim yurt dışında ne malım ne mülküm ne de param var, araştırın” dediğini duydunuz mu?
Erdoğan’ın, kendi Başbakanı ve Bakanları için dolandırıcı dediğini, onların da Erdoğan mal varlığını açıklasın dediğinin ne anlama geldiğini anlamayan var mı?
Zina Yapmayacaksın;
Irak’ta-Suriye’de, Erdoğan’ın “sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ettiği” Amerikan Askerlerinin, tecavüz ettiği yüzbinlerce Müslüman kadının çektikleri ızdıraba, hangi vicdan hangi yürek dayanabilir ki? Zina yapmakla, zinaya izin verme arasında bir fark var mı?
İftira Etmeyeceksin;
Hiç kimse bu konuda AKP’nin eline su dökemez. Kendisine oy vermeyen Türk Milletinin yarısından fazlasını “Terörist” diye damgalayan, dün şerefsiz diye iftira ettiği kişi ile bugün birlikte olan bir parti sadece haram havuzunda değil, iftira havuzunda da yüzmektedir.
Kendine Haksız Servet Yapmak;
ABD Temsilciler Meclisinin kararına, Davutoğlu’nun ima ettiklerine, Binali’nin sessizliğine, Vatansever-Hayırsever Reza Zarrab’ın dediklerine bakmak yeterlidir…
Sözün Özü;
AKP, “Hayatımızın merkezine İslam dininin hükümlerini yerleştirecekse, önce bu günahları işlemediğini açık olarak ispat etmelidir.
Yoksa AKP, bu kirli elleri ve işlediği çok ağır günahlarıyla, yerleştirse- yerleştirse kendisini ancak esfel-i safilin’e yerleştirir…
Çoğu gitti azı kaldı!
Şimdi esas mesele, AKP’nin yerine “Çakma AKP’yi mi koyacaksınız yoksa Türk Milletinin namuslu-bilgili, yürekleri Atatürk sevgisi ile dolu gençlerinden oluşan Çoban Ateşi Hareketinin Partisini mi koyacaksınız?
Ya da şöyle soralım;
Çözüm sürecinin ve Arap Milliyetçiliğinin Akil İnsanlarını mı, yoksa
Türk Milletinin “Memleket Delisi” olmaya razı öz evlatlarını mı seçeceksiniz?
Nasip Allah’tan, takdir Türk Milletinden…
Sağlık ve başarı dileklerimle

11 Aralık 2019
Rifat Serdaroğlu

Kontrollü Darbe Girişimi (2) - Rifat Serdaroğlu
Tek başına AKP İktidarı 15 yaşına girdi!
Bu sürede FETÖ, en çok Adalet Bakanlığında örgütlendi. Erdoğan’ın göreve getirdiği, bu örgütlenme için yetki ve emir verdiği, aynı zamanda HSYK Başkanlığı ve HSYK Başkan Vekilliği görevlerini yürüten Adalet Bakanlarından ve Müsteşarlarından yargılanan, tutuklanan bir kişi bile yok!
Var mı? Allah rızası için bir kişi bile yok! Hepsi tertemiz, aynen katran gibi!
Bakanlar; Cemil Çiçek (5 yıl), Mehmet Ali Şahin (2 yıl), Sadullah Ergin (4 yıl), Bekir Bozdağ (3 yıl)
Müsteşarlar; Kenan İpek-Fahri Kasırga- Ahmet Kahraman

Bu 7 (YEDİ) kişi, 2002 yılından bu yana Adalet Bakanlığının tüm birimlerindeki özellikle HSYK (Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu) ve Yüksek Yargıdaki yapılanmalardan, atamalardan, usulsüzlüklerden hem teker-teker hem de müteselsilen sorumludurlar.

Bugünden 1,5 yıl kadar önce, gazeteci Hande Fırat, Bakan Sadullah Ergin ve Bakan Bekir Bozdağ’a ayrı-ayrı soruyor;
“Sayın Bakan, kamuoyunda yaygın olarak bir kanaat var! Cemaatin özellikle Yüksek Yargıyı ele geçirdiği, kararların Cemaatin isteğine göre verildiği söyleniyor! Siz ne diyorsunuz?”
Ergin ve Bozdağ, yaklaşık olarak aynı şekilde yanıt veriyorlar;
“Yok efendim, hiç öyle şey olur mu? Külliyen yalan. Biz, işe almada ve atamalarda liyakat esasına göre hareket ederiz!”

HSYK eski Başkanvekili Ahmet Hamsici’nin ifadesi yayınlandı. Yüksek Yargıç olan Hamsici şunları söylüyordu;
“Ben, Fethullah Gülen Cemaati mensupları sayesinde altın bir nesil yetişeceğini düşünmüştüm. Ama 53 yaşına girdikten sonra, altın nesil değil, katil nesil yetiştirdiklerini gördüm. Pişmanım, beni de kandırmışlar!”

2011 yılı Danıştay ve Yargıtay seçimlerini anlatan Hamsici;
“Seçim Sonucu Cemaatin daha önce belirlediği 108 adaydan 107’si Yargıtay üyesi seçildi. Danıştay’da ise adayların tamamı seçildi. Bakan Sadullah Ergin ve Müsteşar Ahmet Karaman’ın talimatıyla Genel Sekreter Mehmet Kaya’nın evinde Cemaat elemanları ile beraber adayları belirledik!”

Vicdan ve akıl sahibi herkes şu soruya cevap vermelidir;
FETÖ’nün, Adalet Bakanlığı-HSYK ve Yüksek Yargısındaki örgütlenmesinden, Bakanlık Müsteşarlarının- Adalet Bakanlarının- dönemin Başbakan’ının haberleri ve izinleri olmaması mümkün müdür?

O zaman, Başbakan-Bakan-Müsteşar-Genel Müdürler yargılanmadan, tutuklanan- işinden atılan 100 binden fazla kişi için verilen kararları hangi hukuk ahlakı, hangi sağlıklı beyin, hangi dürüst vicdan, hangi demokrat kafa kabul edebilir?

Adalet Bakanlığı bünyesinde yapılan FETÖ-AKP organize suç anlaşmasını
Türk Silahlı Kuvvetlerinde, Emniyet Teşkilatında da yapıldığını meslekten ihraç edilen ve tutuklanan subay ve emniyet mensuplarından net olarak anlıyoruz!
Peki, devlete karşı işlenen bu suçlardan Başbakan-Bakan-Müsteşar-Genel Müdürler yargılandı mı? Bunların siyasi ve idari sorumluluğu yok mu?

Uzmanların yazdıklarına göre;
“İstihbarat dünyasında bu olayın adı “Kontrollü Darbe Girişimidir.”
15 Temmuz, bizzat devleti yönetenlerin kontrollü olarak götürdükleri, kamuoyuna “Darbe Yapıyorlar” görüntüsü verilen, gerçekte ise hem kışkırtılıp darbeye kalkıştırılanların hem de yönetime karşı olanların tamamının temizlenmesini sağlayan bir operasyondur.”
-AKP, Cumhuriyet’in değerlerine karşı olduğunu açıkça söyleyen bir partidir.
-ERDOĞAN, FETÖ ile menzilimiz, yolumuz (İslam Devleti) aynıdır, ne istedilerse verdim demiştir. (Ne verdi dersiniz? Babasından kalan taka’yı mı verdi?
-Darbe girişiminin hemen ertesinde on binlerce insan ya tutuklandı ya da işten atıldı. Bu kişilerin sadece isimlerini ve ifadelerini yazmak için aylar gerekir.
Bu durum, listelerin yönetimin elinde önceden hazır olduğunun kanıtıdır.
-FETÖ’nün ayak takımı temizlendi, tepe noktalara ve örgütün siyasi ayaklarına dokunulmamasının sebebi, olayın tertip olduğunun ve suçun en tepeye kadar ulaşmasını engellemek içindir. Yani Delikanlı kendini korumak için çırpınıyor.

Hedefiniz rejim değişikliği, özellikle dine dayalı bir diktatörlük kurmaksa,
200-300 insan ölmüş, kimin umurunda? Humeyni hareketinin, yönetimi ele geçirirken, rakiplerini yok ederken neler yaptığını, nasıl çakma darbeler yarattığını iyice araştırın, 15 Temmuz’un “Humeyni kopyası” olduğunu göreceksiniz! MİT bu konuda çok etkin rol oynadı!”

Siyasetin hiç şaşmayan altın kuralı şudur;
Siyasette iki kişinin bildiği sır değildir ve hiçbir şey gizli kalmaz…

Sözün özü;
17/25’de 15 Temmuz’da darbe filan değildir!
Hulusi Akar, Hakan Fidan, M. Celalettin Lekesiz çıksınlar televizyona söylesinler bakalım, bunlar darbe mi yoksa AKP’nin arka tarafının temizliği midir?
17/25 ve 15 Temmuz’a darbe demek Türk Milletine yapılan çok büyük ihanettir.

16 Nisan’da HAYIR oylarını sandıklardan en az %57-58 oranında çıkaralım, gerçekleri nasılsa ortaya çıkarırız. Sizi gidi seccade şeytanları sizi…

Sağlık ve başarı dileklerimle

05 Nisan 2017
Rifat Serdaroğlu

Adam Olacak Çocuk - Rifat Serdaroğlu
“Adam olacak çocuk bokundan belli olur” diye bir deyişimiz var!
Türk Dil Kurumuna göre “Bir kimsenin yeni başladığı işte usta olup olmayacağının ilk davranışlarından anlaşılması” anlamında kullanılan bir sözdür…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı Binali Yıldırım’ın 27 Ocak 2017 tarihinde Kültür Bakanlığı “GENÇDES 2017 Projesi” tanıtımında şunları söyledi;
“Yıl, 1973 veya 1974 Atatürk Kültür Merkezi de yeni açılmış! Sanatsal gösteri var. Bize de para lazım. Bilet bulamıyorlar.
Saat 4’te gidip bilet alıp millete veriyorduk! Ne o? Millet tiyatro seyredecek. Güzel şey. Bizi ilgilendirmiyor da bizi bilet ilgilendiriyor. Oradan yolumuzu buluyorduk.”
Başbakan Binali Yıldırım bu sözleri gülerek anlatıyor, karşısındaki Bakanlar ve diğer davetliler de hem kahkahalarla gülüyorlar hem de alkışlıyorlar!
Televizyonda Başbakan’ın konuşmasını dinleyip, alkışlayanları görünce sanki kanım dondu…
Binlerce yıllık devlet geleneğine sahip Türk Devletinin Başbakanı televizyonda gülerek gençliğinde “Karaborsa Bilet” sattığını anlatıyordu. Başbakan 1955 doğumludur. Karaborsacılık yaptığında 18 yaşında imiş. Yani AKP’nin getirdiği milletvekili olabilme yaşında!
Ben yıllardır Başbakan’ın kumarhane sevdalısı oğlunun milyar dolarlık servetinin nasıl edinildiğine, Kayınçosunun ihale bağlama işinden aldığı avanta dövizleri çantaya tıkıştırırken çekilen kısa metrajlı Polis filmine rağmen adaletten nasıl kaçırıldığına akıl erdiremezdim!
Nereden bilebilirdim ki, Başbakan’ın çocukluktan cevher sahibi olduğunu!
Delikanlılığında para kazanmak için, cezası 1-4 yıl hapis olan karaborsacılık yapmayı göze almış biri, Genel Müdür-Bakan-Başbakan olunca neler yapabilir?
Helal olsun Müslüman AKP’ye! Size BİR Ali değil, BİN ALİ lazım…
HADİ SEN DE KONUŞ FETÖ’CU GAZETECİ
Yaa Metehan Demir kardeşim, gördün mü senin kanka Bakanın seni sonunda ne hallere düşürdü?
İşinden etti yetinmedi, seni FETÖ’cu ilan edip içeri attırmak istiyor!
Onun da acısı çok büyük be kardeş! Eğer İslam Diniyle dalga geçip, en büyük hakareti yapmasaydı ve konuşmaları ortalığa dökülmeseydi şimdi Binali Yıldırım’ın yerinde o olacaktı!
Şimdi sıra sende! Senin de konuşup bu eski Bakan hakkında bildiklerini anlatman şart oldu!
Sana yardımcı olayım;
Bu çocuk 2010 yılında İzmir’e geldi! Vali’yi de yanına alarak Swiss Otelde, İzmir Yahudi Cemaatine hitap etti. Bu ziyaret normal ama söyledikleri çok ilginçti;
“Türkiye’de kimin köklerinin daha eskiye dayandığı araştırma konusudur. Dolayısıyla, kimin azınlık kimin çoğunluk olduğu bilinmez!”
Bu sözlerin açılımının “Bu topraklarda Yahudilerin kökleri Türklerden daha eskiye dayanmaktadır” olduğunu sen benden daha iyi bilirsin. Hadi susma, konuş! Bize bildiklerini anlat. Gümrük kaçakçılığından başlayabilirsin…
Sağlık ve başarı dileklerimle

30 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Şaka Gibi Bademler - Rifat Serdaroğlu
Badem, dört yıl Belediye Başkanlığı yaptı.
Sonrasında Belediyeyi hiç bırakmadı. Genel Başkan-Başbakan-Cumhurbaşkanı-Dünya Lideri-Halife oldu ama İstanbul Belediyesini hiç bırakmadı!
Hatırlar mısınız? Bir ses kaydında karşısındakini nasıl fırçalıyordu; “Kardeşim sana söylemedim mi, kupon araziler benim diye? 
Ha söylemedim mi? Nasıl verirsin yahu?”
İstanbul’da ki müteahhitler çok iyi bilirler ki, Bademden habersiz imar planı değişmez! Özellikle kupon arazi ve dikine yükselen binalar için!
Şimdi referandum geliyor ya, şirinlik zamanı! Milletin hoşuna gidecek şeyler söylemek lazım!
İstanbul’daki yüksek kulelerin tamamına yakınının yapımı için yandaşlara izin veren Badem şunu söylüyor; “Ben dikine değil yatay olan binaları severim. Ama bu aç gözlü müteahhitler daha fazla 
para kazanmak için, İstanbul’u mahvettiler!”
Bu sözü söyleyen Badem, şunu da yapmalıdır;
2002 yılından bu yana yapılan yüksek binaların tamamının imar değişiklerinin kamuoyuna açıklanmasına izin vermek…
Delikanlılık ve dürüstlük lafla, palavrayla olmaz. Açıklayın bu imar değişikliklerini, görelim bakalım kim dik olanı, kim yatay olanı seviyormuş…
NASREDDİN BİNALİ
Nasreddin Hoca eşeğine her gün bir avuç daha az yem veriyormuş. Dostları, yanlış yapıyorsun diye uyarmışlar! Hoca dinlememiş ve eşeğin yemini her gün bir avuç daha azaltmaya devam etmiş.
Bir sabah kalktığında bir bakmış eşek ölmüş!
Hoca üzüntü içinde şöyle demiş; “Tüh be tam da açlığa alışıyordu, öldü gitti zavallı…
Başbakan Binali Yıldırım, iş adamlarına seslenmiş; “Önümüzdeki yaz sonundan itibaren her şey düzelecek, sıkılmayın dik durun!”
Adamların nefes alacak hali kalmamış! Dolar, Rabia’yı yani 4’ü yakalamak üzere. Durduk yerde adamların borcu her gün artıyor. Öldü ölecek gibiler! Yakında Binali’nin “Yahu yazı bekleyin dedik, bize inat dinlemeyip öldüler” dediğini duyacağız…
PARA-AKIL
Erdoğan, Türkiye-Mozambik İş Forumunda konuştu;
“Biz göreve geldiğimizde, para yoktu ama akıl vardı. Bilgiyi yönettik, insanı yönettik, parayı yönettik! Biri beşe katladık!”
2002 de 129 Milyar Dolar olan dış borç, 425 Milyar Dolara fırlamış!
Ülkenin yarıdan fazlası bankalara borçlanmış!
Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 20 Milyona yaklaşmış!
Çevremizde bir tane komşu kalmamış!
Devlette, iş adamlarında para bitmiş, devleti yönetenlerin kendilerinin ve çocuklarının servetleri beşe-elli beşe katlanmış!
Dünyadaki hiçbir demokratik ülke tarafından davet edilmeyen Erdoğan, Afrika diktatörlerine akıl satıyor!
Şaka gibi bunlar, gerçekten şaka gibiler…
Sağlık ve başarı dileklerimle

28 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Saray Adabı - Rifat Serdaroğlu
Bir baba oğluna niçin “Devlet” adını koyar, hiç düşündünüz mü?
Oğlunun, “Devlet” gibi, itibarlı-koruyucu-güçlü olmasını istediğinden olabilir mi? CHP’li olan Salih Bahçeli herhalde bu sebepten oğlunun adını “Devlet” koymuştur!
Fakat kimse Salih Bey gibi düşünmemiş ki, Türkiye’de adı Devlet soyadı Bahçeli olan başka bir kişi bile yok! 80 milyonda bir tane yani!

MHP’lilerin “Devletin Başına Devlet Gelecek” diye bağırdıkları, Devlet Bey hiçbir zaman devletin başına gelemeyeceğini anlayınca, tüm geçmişini, tüm söylediklerini yalayıp yuttu ve sonunda Sarayın yolunu tuttu! Erdoğan’ın Fethullah Hoca ile aynı olan menziline o da varır mı, beraberce göreceğiz…

Bize düşen, Saray Acemisi Bahçeliye, Saray Adabını anlatmak ve ona yardımcı olmaktır. Hadi başlayalım bakalım, sonu nereye varacak;
Sayın Bahçeli;
Öncelikle ve ivedilikle Erdoğan’ın sizin için söylediği “Hırsız-PKK destekçisi-şeytan-ruhsuz-vampir-müfteri” gibi hakaretleri lütfen unutun ve Reisi gördüğünüz her yerde ayağa kalkıp, başınızı öne eğin.
Kendileri yeryüzünde Allah’ın elçisi Padişahlar gibi olduğu için doğrudan yüzüne bakılmaz, taş olursunuz!
Yapınız gereği sizin harem ile bir ilişkiniz olmayacağı için, size bu yönde bir nasihate gerek yok!
Saray entrikalarından uzak durun. Aynen “Dilsiz Kalfa” gibi gerekirse hiç konuşmayın. Sallayın başınızı, alın maaşınızı, sürün sefanızı!
Mesela, Erdoğan’ın kıymetlisi Yasin Aktay yine “Türk ırkı diye bir ırk yoktur” derse, sakın itiraz etmeyin. Haklısın kardeş havasında selam verip geçin…

“Lâiklik yeni Anayasada olmamalıdır” diyen TBMM Başkanı ile arada bir kahve içip dostluğunuzu arttırın.
“Yıllarca Kürt olduğumu dile getiremedim” diyen saatçi Zafer Çağlayan’ı görünce “Haklısınız, ben de Siverekli olduğumu söyleyemedim” diye saatçıya moral verin.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne “Kürdistan” diyen Mehdi Eker’i
“Hay ağzını öpeyim” diye kutlayın!
Sakın ola ki anayasanın ilk 4 maddesi değiştirilemez diye ısrarcı olmayın. Dünya dönüyor, siz de dönüverin!
Reis Başkan olunca, PKK ile Oslo’da yapılacak görüşmelere siz katılın. Hakan kardeşinizi de yanınıza aldınız mı, tamamdır.
Ülkenin tüm sınır kapılarını Habur’a benzetiniz. Askerimizi-Polisimizi-insanlarımızı öldüren PKK’lılar yine davul-zurna eşliğinde gelsinler. Silahlarını bırakmasalar da beraberce kardeşlik şarkıları söyleyip, Cudi’de pikniğe çıkın…

Duşakabinoğulları, Bornozoğullarından sonra siz de “Püskevitoğulları” güçlerini Sarayın Hassa askerleri arasına sokun!

Sayın Bahçeli;
Siz siz olun sakın Pensilvanya’ya gitmeyin. Bu yaştan sonra “Suat Kılıç” muamelesi görmek size çok ağır gelir! Ama illâ bir yere gideceğim diyorsanız Reza Zarraf’ı ziyarete gidin. Hayırsever çocuğun hayrından siz de yararlanın…

Gün akşam olmak üzere be Devletlim! Dün doğduk, yarın öleceğiz! Haysiyetmiş, onurmuş, vatanmış, sözünün eri olmakmış, dürüstlükmüş boş ver gitsin. Bunlar karın doyuruyor mu?
Münker ve Nekir soracak; “Ya Devlet, İbnü’l Samiye!”
Eee, sen onlara anlatırsın gari! Bizden uzak ol, uzak…

Sağlık ve başarı dileklerimle

24 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Yalanlar da Tükendi - Rifat Serdaroğlu
Yalan hiç tükenir mi? Tabii ki tükenir!
Söyleyecek yalan belki her zaman bulunabilir ama sürekli yalan söyleyen bir kişinin zamanla inanılırlığı-itibarı biter.
İşte o an yalanların da tükendiği andır.
-Türkiye büyüyor, o eski içine kapanık Türkiye yok artık, dünyaya açıldık! (AKP Sözcüleri)
Bu YALANI ilk önce İlhan Kesici ortaya çıkardı. Devletin rakamlarını konuşturdu. Bademlerin 2003-2012 arası yıllık ortalama büyüme oranı; %4,9 (2013-2014-2015 Bademin patinaj yani yerinde saydığımız yıllar. 2016 ise küçülme yılı!)
Bunlarla birlikte 2003-2017 arası yıllık büyüme oranı; %4,4…
-1946-2002 arası 57 yıllık büyüme oranı; %5,1…
Bademlerin “Tek Başına” iktidarından çok daha fazla büyümüşüz! Neye rağmen?
Petrolün fiyatının 10 yılda 36 kat artmasına, Kıbrıs Ambargosuna,
3 Askeri Darbeye, Ekonomik tetikçilerin yarattığı 1994 ekonomik krizi ve %5,5 küçülmeye, 1999 depremi ve %3,5 küçülmeye ve her türlü terör eylemlerine, koalisyonlara rağmen %5,1 ile Bademlerden fazla büyüme. Hangisi daha büyük, %4,4 mü, %5,1 mi?
-Türkiye’ye Arap Sermayesi Akacak. İlk etapta 100 Milyar Dolarlık yatırım geliyor!
“Müftülük Haber” sitesinin bildirdiğine göre Arap Sermayesi ülkemize akın edecekmiş!
Siyasetçinin yalanına alışmıştık ama Müftülüklerin ekonomik konularda yalan söylediklerini ilk kez görüyoruz! Yakında yalan söyledikleri için yamuk-yılık olmuş, çarpılmış Müftülük yetkilileri görürseniz sakın şaşırmayın! Tabii ki söylenenler tamamen YALAN!
-TOBB Başkanı, +1 Projesini Başlatıyoruz!
Bazı uçuklar vardır. Tek projeyle Türkiye’nin tüm borçlarını öderler!
Örnek; “Abi, tüm yolların kenarlarına kavak dikeceksin. 15-20 sene sonra satacaksın, borç-morç kalmaz!”
Akil İnsanlar Heyetinin Başkanı, FETÖ ve APO dostu Hisarcıklıoğlu’nun projesi de aynı!
Diyor ki, “Benim 1 Milyon 300 Bin üyem var. Hepsi (+1) yani birer kişi fazladan işe alsa, işte size işsizlik problemini çözdüm!”
TOBB Başkanı değil, Alaattin’in sihirli lambası mübarek!
Be arkadaş, 15 yıllık Badem iktidarında senin üyelerin batma noktasına geldi. Yanlarındaki çalışanları çıkarıyorlar!
Nasıl (+1) kişi alsınlar?
-Melih Gökçek; FETÖ’ne Parsel-Parsel Satmadım;
“FETÖ’cülerin zaman-zaman okul-yurt için belediyemize müracaatları oldu. Ben tüm Vakıflara eşit davrandım. Zaten ben vermedim, Belediye Meclisi verdi! Ben FETÖ’cüleri hayır faaliyeti olarak gördüm. Aldatıldım,” dedi…
Hadi be, böylesine kuyruklu yalanı da ilk defa gördüm…
Gördünüz değil mi? Belki yalanlar bitmiyor ama, sürekli yalan söyleyen tiplerin itibarları da kredileri de saygınlıkları da tamamen tükeniyor…
Yalancı damgasını yedikten sonra ister Sarayda otur ister el parasıyla Türkiye’nin en büyük camisini yaptır, Allah’ ı da kandıraman ya…
Sağlık ve başarı dileklerimle

19 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Sizi Başkanlık Keser mi? - Rifat Serdaroğlu
Demek 15 yıllık iktidarınızın sonunda, Parlamenter Demokratik Cumhuriyete son verip “Başkan” olmaya karar verdiniz!
Hırsınız ve kibriniz o kadar büyüdü ki, bu kadarla yetinmezsiniz siz!
40 senedir yanınızda olan bazı “Cumhuriyet Düşmanları” Halifelik, Hilafet, Şeriat, İslam Devleti gibi lafları ulu orta etmeye başladılar!
Sofranızdan ayırmadığınız bu gafillerin ne dedikleri ne saçmaladıkları bizler için hiç önemli değildir.
Fakat sizin gibi her konuda konuşan, canınız sıkıldığında tüm dünyaya ayar vermeye kalkan birinin, bu deli saçmalıklarını reddetmemeniz, suskun kalmanız ve inadına bu kişileri hep yanınızda tutmanız hayli şaşırtıyor Türk Milletini! Neredeyse bu Cumhuriyet düşmanlarını sizin konuşturduğunuz kanaati yerleşecek…
15 senede ne yaptınız, hangi icraatınıza güveniyorsunuz ki,
“Türk Milletinden” Başkanlık istiyorsunuz?
Siz, Cumhurbaşkanlığı adaylık konuşmalarınızda, 2012-2013-2014-2015 yıllarında Türkiye’nin sürekli patinaj yaptığını söylediniz.
Şimdi de “Tulumbanın suyu bitti, dolarları bozdurup tulumbaya can suyu verin” diyorsunuz!
Tamam da 15 senedir Türkiye’yi “Tek Başınıza” yöneten sizsiniz!
Canınız istedi Bakanınızı tekme-tokat dövdünüz, istifa etmiş MİT Müsteşarınızın Milletvekili olmasını istemeyip adamı zorla ve kanunsuz olarak eski yerine atadınız, seçim kazanmış Başbakanı bir gecede istifa ettirdiniz. Yerine Belediye Başkanı bile seçilememiş birini Başbakan yaptınız.
Yani patinaj da sizin, suyu bitmiş tulumba da sizin! Niçin Başkan olmak istiyorsunuz ki, daha büyük başarısızlıklara imza atmak için mi?
-15 yılda Cumhuriyetin tüm eserlerini, yok pahasına satan sizsiniz!
-IMF’ye 23 Milyar Dolar ödedim diyorsunuz, tamam ama 129 Milyar Dolar olan dış borcumuzu 420 Milyar Dolara siz çıkarttınız.
-Elinizde, maliyeti emsallerine göre üç-dört misli pahalı olan 1 köprü-2 alt geçit-her sene yeniden yapılan duble yollar-1 Kaçak Saray- şimdiye kadar 25 Milyar Dolar harcadığımızı söylediğiniz 3 Milyon Suriyeli kaçkın ve Ortadoğu ülkelerinden ülkemize giren kaçak teröristler kaldı!
-Ülkede ve Suriye’de her gün şehitler veriyoruz. İnsanlarımız bombalarla patlatılıp öldürülüyor.
-İşsizlik çığ gibi büyüyerek üzerimize geliyor. Reel sektör tıkanma noktasında! Dolar ise 4TL’ye yaklaştı, neredeyse Rabia’yı yakalayacak.
-56 Milyon kişi bankalara borçlu, kıpırdayamaz haldeler!
-Çiftçi ekemez halde. Saman ithal ediyoruz!
-Emekliler sürünüyorlar!
Bu yazılanlardan bir tanesi için “Doğru değil” diyecek biri var mı?
İyi de Usta, siz hangi başarınızdan dolayı Başkan olmak istiyorsunuz?
Bugüne kadar neyi yapmak istediniz de sistem size izin vermedi, kim sizin elinizi tuttu?
Sizden fazla AKP’li olan bir Bahçeli, siyaseti bilmediği için size bile destek olan bir CHP lideri var! Yapacağınız bir şeyler varsa niçin yapmadınız?
Size büyüğünüz olarak bir nasihatte bulunayım;
Makamlar-mevkiler-unvanlar iş yapmaz. Kişinin sepetinde pamuk varsa yani dağarcığında bilgi mevcutsa, danışmaktan ve öğrenmekten korkmuyorsa isterseniz tahta iskemlede ve derme çatma barakada oturtun, harikalar yaratır.
Fakat kabiliyetsiz birini isterseniz sarayda oturtun, hiçbir şey yapamaz. Vermediyse mabut, neylesin Mahmut hesabı!
Osmanlı Devleti’nin en önemli Devlet Adamlarından Ziya Paşa’nın ülkesini satan bir “Tombalak Paşa’ya” söylediğini yazıp, yazıyı tamamlayalım;
Bed asla necabet mi verir üniforma/ Zer-düz palan vursan da eşek yine eşektir…
Sizin hangi maharetinize güvenerek “Başkan” olmak istediğinizi ben anlayamadım. Lütfen bana tane-tane anlatabilir misiniz?
Sağlık ve başarı dileklerimle

18 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Ayrık otunu sen ektin! - Rifat Serdaroğlu
Niçin sürekli olarak bağırıyorsun ki?
Türkiye’ye ayrık otunu sen isteyerek, bilerek ektin!
Ayrık otu ektiğin tarladan buğday-arpa-darı hasatı mı bekledin?
Ne ektiysen onu biçeceksin…
İstediğin şovu yap, istediğin kadar para harca!
Örneğin, 14 yavrumuzun vatanlarından uzakta bir hiç uğruna öldürüldüklerinin ertesi günü şölen düzenle!
İstersen senin “Bunlar katil değil, sinirli çocuklar” dediğin canilerin,
iki askerimizi diri-diri yaktıkları günün akşamı, ülkede top koşturan yabancılara asker selamı verdirt, ne yaparsan yap,
Türk Milletinin tamamını kandıramazsın!
Niçin birlik olamıyoruz, biliyor musun?
-Türkiye’nin kurucusu Büyük Atatürk’ün heykeli kaldırıldığı gün, “Elhamdülillah, Rize şimdi özgürlüğüne kavuştu” diye manşet atan paçavranın sahibini hiç yanından ayırmadığın için!
-Türk Gençleri üniversite kapılarında ter dökerken, vatanını savunmayan Suriyelilere sınavsız üniversite hakkı tanıdığın için!
-Suriyeli kadın ve çocuklara elbette sahip çıkalım. Fakat kendi yoksullarımıza bakamaz iken, zındık gibi milyonlarca yabancı erkeğe bedava sağlık hizmeti, ceplerine harçlık verdiğin için!
-Milyonlarca Türk Genci işsiz gezerken, bizim evlatlarımız Suriye’de bir hiç uğruna can verirken, yüzbinlerce Suriyeliye “Türk Devletine MEMUR olma” hakkını verdiğin için, birlik olamıyoruz…
-Yolsuzluk yapan Bakanları ve yakınlarını adaletten kaçırdığın için!
-Dün AK dediğine bugün KARA dediğin için!
-Türk Milletine sürekli yalan söylediğin için!
-Kupon Arazileri, Maden Ruhsatları dağıtımını kendine aldığın için!
-Tüm malvarlığın olan bir nişan yüzüğünden, dünyanın en zengin sekiz siyasetçiden biri olmayı nasıl gerçekleştirdiğini Türk Milletine anlatmadığın için, birlik olamıyoruz!
-FETÖ’nü Türk Devletinin en önemli makamlarına sokup, Türk Ordusuna kumpas kurulmasını engellemediğin için!
-Sana biat eden tarikat ve cemaatlerin hala Bakanlıklara yerleşmelerine izin verdiğin için!
-Türkiye’nin itibarına büyük zararlar verdiğin için!
-Tüm Türk Milletini kucaklayamadığın için, birlik olamıyoruz.
Bu saatten sonra değişmeyeceğine göre artık senin emeklilik zamanın geldi! Zaten emeklisin ama farkında değilsin…
“İnsan vücudundaki bütün organlar Tanrı’nın huzuruna çıkmışlar;
Göz; Ulu yaratıcımız, 70 yıldır bakmaktan yoruldum, beni emekli edin!
Kulak; Ben de 70 yıldır duymaktan yoruldum, beni de emekli edin!
Ayaklar; 70 yıldır yürümek beni bitirdi, lütfen beni de emekli edin!
Tam o anda arka taraflardan kısık bir ses duyulmuş;
Emeklilik asıl benim hakkım!
Melekler çok kızmışlar; Ayağa kalkıp konuşsana, saygısız!
Kısık ses; Ayağa kalkacak gücüm olsa, emekliliğimi ister miydim?”
Sağlık ve başarı dileklerimle

24 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Bir Kenara Not Edin - Rifat Serdaroğlu
Bunları bir kenara not edin ki, Türk Devleti kendisine kurulan bu tuzaklardan kurtulduğu vakit, kimler yaşıyorsa çocuklarına anlatsınlar ve çocuklarınız bunu yargıya taşıyıp hesap sorsunlar…
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adı değişmelidir,
-Türk Bayrağının adı değişmelidir,
-İstiklal Marşı değişsin,
-Türkçe ve Kürtçe Resmi dil olsun,
diye televizyonlarda rahatça konuşan bölücüler, AKP ve Erdoğan tarafından “Akil İnsan” madalyası takılarak Türk Milletinin üzerine salınmışlardır.
(Bu tutum, açıkça Türk Devletini yıkmak ve Anayasa’yı çiğnemek demektir)
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-AKP ve Erdoğan, Devlet yetkililerini PKK Baronları ile görüştürerek, Türk Askerini-Türk Polisini şehit eden 25 adet PKK’lı katili serbest bırakmak için Habur Sınır Kapısında “Seyyar Mahkeme” kurdurmuşlardır.
-Seyyar Mahkemede “Pişman değilim, bugün olsa, yine öldürürüm” diyen PKK’lı katiller aynı gün serbest bırakılmışlardır.
-PKK’lı katiller, binlerce insan eşliğinde, şeref salonlarında konuk edilmişlerdir.
-Tüm bunlar, TC. Devletinin Valilerinin gözleri önünde olmuştur.
-PKK katiline göre özel mahkeme kurmak Türkiye’de Adalet’in yok edilmesidir.
(Bu tutum, Hukuk Devleti İlkesinin ayaklar altına alınması demektir.)
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Eğitim sistemi alt-üst edilmiştir.
-Tarikat ve Cemaatlerin yönetimindeki “Kaçak Kursların” sayısı 10 bini geçmiş ve çocuklar buralarda birer Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmektedir.
-Okulların büyük bir kısmı Tarikat ve Cemaatlerin denetimine bırakılmıştır.
-FETÖ, AKP ve Erdoğan tarafından bu dönemde devletin her kademesine sokulmuş, özellikle M. Eğitim Bakanlığı (Bakanlar dahil olmak üzere) FETÖ’ne devredilmiştir.
(Bu tutum, Eğitim Birliği ve Lâiklik ilkesinin yok edilmesi demektir.)
Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Biat Kültürü gelişmiş ve tek adam yönetimine geçilmiştir.
-TBMM’de tek söz sahibi Erdoğan’dır.
-Hükümet, Erdoğan’ın emrindedir.
-Yargı, iktidarın denetimindedir.
-Tüm üst düzey bürokrat atamaları Erdoğan tarafından yapılmaktadır.
(Bu tutum demokrasiden vazgeçilmesi ve dikta yönetimine gidişin ifadesidir.)
Değerli Okurlar;
Tüm bu yazılanlar sizin bildiğiniz gerçeklerdir. Hepsi sizlerin gözleri önünde oldu ve sizler susarak destek verdiniz.
Bunlar, “Bana ne canım, bana mı kaldı” denecek türden işler değildir.
Biri evinize girse ve aile fertlerinizi silahla öldürmeye kalksa
“Bana ne, benim işim değil, Polisin işi” diyebilir misiniz?
Ama sizler sustunuz, hala da susmaya devam ediyorsunuz!
İşte bu yüzden bu yazılanları bir kenara not edin dedim.
Yarın çocuklarınıza neden ve niçin korktuğunuzu, özgürlüğünüzün nasıl elinizden gittiğini anlatmanızda sizlere yardımcı olur.
Çocuklarınız ve Kurtuluş Savaşımızda şehit olan dedeleriniz sizi affederler mi, işte orasını ben bilemem…
Sağlık ve başarı dileklerimle

23 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Ne Bekliyordunuz ki! - Rifat Serdaroğlu
Sene 1978, Erdoğan henüz 24 yaşında!
MSP (Milli Selamet Partisi) Gençlik Kolları Üyesi gençler, “Akıncılar” adı verilen dernekler kurmaya başladılar. Artık Türkiye’de militan İslamcı örgütlenme bu dernek kanalıyla yapılıyordu.
Bu arada İslamcı gençlerden İran’a gidip orada eğitim alıp tekrar Türkiye’ye dönenlerin sayısı sürekli artıyordu. Bir müddet sonra bu derneklerin yönetimi Humeyni hayranı İKO (İslam Kurtuluş Ordusu)
mensuplarının eline geçiyordu!
Akıncılar Derneği Genel Kurulu 8 Nisan 1978 günü yapıldı.
İlk konuşmayı Erbakan “Allahuekber” ve “Mücahid Erbakan” nidaları arasında yaptı ve ağır sanayi hamlesini anlattı.
Erbakan’dan sonra kürsüye Yılmaz Yalçıner çıktı.
Bu kişi “Humeyni Ruhullah’ın Türkiye İmamı” Ali Ekber Mehdipur’un yardımcısı idi! Erbakan’ın yüzüne karşı aynen şunları söyledi;
“Bugün Türkiye’de Müslümanlar esarettedir. Vazifemiz bu esaret zincirini kırmaktır. Biz sanayicilikle değil, cihad ile görevliyiz.”
Salondaki afişlerden biri şöyle idi;
Kahrolsun küfrün zilleti/Kurulsun İslam Devleti/Putları yıkalım/
Kör Kemal’in putunu yıkalım…
İran’daki “İslam Fedaileri” örgütünü örnek alan Akıncılar, Türkiye’nin birçok yerinde silah eğitimi aldıkları kamplar kurdular.
Bolu’ya 25 km uzaklıkta Demirciler Köyü yakınlarındaki ormanlık arazisinde kurulan kamp, Jandarma tarafından basıldı. Yakalananlardan biri Erdoğan’ın 40 yıllık arkadaşı, geçen hafta İzmir’deki Ege ve 9 Eylül Rektörlerini tehdit eden AKP Milletvekili Metin Külünk idi. Metin Külünk’ün üzerinden bir tabanca, çadırında 43 dinamit lokumu, ateşleme fitilleri, mermiler bulundu.
Daha sonra Metin Külünk Akıncı Liseliler Başkanı, Erdoğan ise
MSP İl Gençlik Kolu Başkanı oldu.
Mehmet Güney, Metin Yüksel, Mehmet Ali Tekin, Metin Külünk,
Edip Yüksel, Yakup Aslan’dan oluşan ekip, Humeyni’nin Türkiye İmamı Mehdipur’a en yakın çalışan ekipti.
Bu ekip, İstiklal Marşımız okunurken yere oturan ve Hilafet sancağının açıldığı Konya Mitingini de Erdoğan’ın organizasyonunda düzenlemiştir.
Erdoğan’ın, El Kaide liderlerinden Gülbettin Hikmetyar’ın dizinin dibine çöktüğü günler de taa o zamandandır!
Erdoğan’ın “Dindar ve Kindar Nesil” dediği neslin nasıl yetiştiğini şimdi anladınız mı?
Dindar ve kindar nesil isteyenlerin bir özelliği de utanma duygularını yitirmiş olmalarıdır!
-Büyük Ortadoğu Projesine Eşbaşkan olan da, Amerikan askerinin 1,5 milyon Müslüman’ın ölümüne sebep olan da, aynı Amerika’ya üst akıl deyip sözüm ona Amerika’ya kızan da aynı kişi olunca bunu ne ile açıklayacağız?
-Suriye Devlet Başkanına 6 ay arayla “Kardeş Esad” diyen de,
“Kalleş Esed” diyen de aynı ağız olunca bu tutumu neyle açıklayacağız?
-FETÖ ile 11 yıl koyun koyuna yaşayıp onu devletin en önemli makamlarına getiren ile, FETÖ’nü katil-darbeci- ajan ilan eden aynı kişi ise, bu davranışı ne ile izah edeceğiz?
-Türk Milleti fakirleşip borca batırılırken, avro ve dolarları ayakkabı kutularına istif edenler aynı kadro olursa bunu neyle izah edeceğiz?
Elbette ki tüm lisanlarda, tüm dinlerde, tüm ahlak anlayışlarında, tüm felsefi düşüncelerde bunların adı “Utanmazlıktır.”
15 yıllık bu yalan rüzgarına güç verenler, gerçeklerin saptırılmasına el verenler, hırsızlığa-yolsuzluğa-rüşvete yol verenler, korkularından ellerindeki basın organlarını demokrasi düşmanlarının ayaklarının altına serenler Türk Tarihine “Utanmazlığın-Yüzsüzlüğün-İhanetin”
21. Yüzyıldaki örneğini bırakmış oldular.
Bu ayıp, onların kendilerine ve 7 göbek soylarına yetecektir…
Not;
Bir kabın içinde ne varsa, dışarı o sızar. Aydınlık-barış-dostluk-kalkınma-zenginleşme-hakça paylaşma ve medeniyet varsa bunlar sızar. Hırs, ülkesine düşmanlık, fesat, kötülük, bölücülük varsa dışarı bunlar sızar! Başka ne bekliyordunuz ki…
Sağlık ve başarı dileklerimle

21 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Beyinsiz İnsan Olur mu?
BEYİN, tüm doğadaki en büyük iki sır’dan biridir.
Ağırlığı yaklaşık 1,5 kilo olmasına rağmen, Güneş Sistemimizdeki en karmaşık nesnedir. Bilim insanları, binlerce yıldır bu sırrı çözmek için uğraştılar.
Fakat başarılı olamadılar. Bu sebepten geçmiş 4000 yıla “Karanlık Çağ” derler…
Son onbeş yılda beyin hakkında öğrendiklerimiz, tüm insanlık tarihi boyunca öğrendiklerimizden çok daha fazladır. Artık Bilim İnsanları, MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme) taramalarını kullanarak beynimizde dolaşan düşünceleri okuyabiliyorlar. (Michio KAKU)
Bilim İnsanları tamamen felçli hastaları bir bilgisayara bağlayabiliyor, ve bu sayede hastanın beynine bir çip yerleştirerek, internette gezebilmesine, e-posta yazıp okuyabilmesine, bilgisayar oyunları oynayabilmesine, tekerlekli sandalyelerini kontrol edebilmelerine, ev aletlerini kullanabilmelerine ve mekanik kolları çalıştırabilmelerine olanak sağlayabiliyorlar.
Esas önemli olan, beyindeki sinir yollarının tamamen çözülmesiyle birlikte, artık ZİHİNSEL HASTALIKLARIN köklerinin kesin olarak anlaşılabilir ve bu kadim hastalık için bir tedavi de gerçekleştirilebilecek olmasıdır.
İnsanlık olarak, Bilim İnsanlarından bu çözümü hasretle bekliyoruz.
Bu buluş insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri olacaktır.
Böyle bir buluştan sonra “Hastalıklı Beyinlerin” belirlenmesi mümkün olacak ve bu kişilerin, devletlerin yönetimlerinde yer almaları engellenebilecektir.
Bir an için böyle bir teknolojiye sahip olduğumuzu düşünürsek, sizce Hitler-Mussolini- Ömer El Beşir-George Bush Jr- Kaddafi-Esad-Saddam- Deli İbrahim-Damat Ferit Paşa gibi hastalıklı beyinler yönetimde olabilirler miydi?
Elbette olamazlardı!
Böylelikle büyük bir olasılıkla insanları kırıp geçiren savaşlar bile olmayacaktı…
Değerli Okurlar;
2002 yılından beri Türkiye Cumhuriyetini dertten derde sürükleyen, her gün başımıza yeni bir bela çıkaran AKP üst yöneticilerini, böyle bir kontrolden geçirsek kaç tanesi geçer not alırdı acaba?
Bu konuda herhangi bir yorumda bulunmam tıbben ve ahlâken mümkün değildir!
Amma, 14 yıldır bunlar sayesinde yaşadıklarımızı, yaşanan rezillikleri, göz göre göre Türk Devletinin soyulmasını, insanların birbirine düşman edilmesini, Milli Eğitimden Arapçı eğitime geçilmesini, teröre önce göz yumup ülkenin bomba deposu haline getirilmesini, sonradan da terörle mücadele ediyoruz diye can alınmasını, millet fakirleşirken Bakan çocuklarının aylık kirası 20 Bin Avro olan katlarda oturmalarını bir film gibi, dünyaca ünlü Bilim İnsanları heyetine göstersek inanın bize şunları söylerlerdi;
“Sizin yöneticilerinizi makinaya sokmaya hiç gerek yoktur. Bu icraatları yapanlar beyinlerini tamamen kaybetmiş kişilerdir. Beyinleri yok hükmündedir!
Esas bizi şaşırtan, her seçimde bunlara oy vermekte ısrar eden kitlededir.
Milyonlarca insanın beyinlerini kaybederek “Beyinsiz” durumuna düşmeleri ilmen düşünülemez.
Olsa olsa siz millet olarak toplu “Beyin Felcine” tutulmuş olabilirsiniz.
Bu derdinizin çaresi maalesef biz bilim insanlarında değildir.
Çare kendinizsiniz, çare sizsiniz.
Böyle memleket mi olur yahu! Gidin başımızdan delirtmeyin ulan bizi!
Zaten azıcık aklımız kalmış!
Allah Allah, Fesüpanallah veya Oh My God…
Sağlık ve başarı dileklerimle

18 Aralık 2015
Rifat Serdaroğlu


Devlet Kaçarken
14 yıldır Türkiye’yi tek başına kim yönetiyor? Cumhur’un Başı Erdoğan!
Cumhur’un Başı’nın “Hayır” dediği bir iş devlet katında olur mu? Asla olmaz!
Cumhur’un Başı’nın istemediği kişi MV veya Bakan olabilir mi? Mümkün değil!
Cumhur’un Başı’nın “Olmaz” dediği kişi, Genelkurmay Başkanı- MİT Müsteşarı- Dışişleri Müsteşarı-İçişleri Müsteşarı- Maliye Müsteşarı-Vali olabilir mi?
Yer yerinden oynasa yine de olmaz!
Öyleyse, Türkiye’de 14 yıldır gerçekleşen başarılar da, rezillikler de Cumhur’un Başı’nındır diyebilir miyiz? Vallahi de, billahi de aynen öyledir…
Cumhur’un Başı’nın devlet sistemimize eklediği yeni rol, “Kaçar Devlet” modelidir. Bunların yönettiği devlet, zoru gördü mü pırrr diye anında kaçar.
Dıştan gelen her hakareti yalar yutar, ama içerde aslan kesilir!
Gazetecileri hapse attırır, eli bıçaklı, sopalı yobazları insanların üzerine saldırtır ama tutuklatmaz, madenciyi tekmeler, vatandaşı tokatlar, küfür eder.
Yani gariban gördü mü ezer, zoru gördü mü zıııt kaçar…
-11 Haziran 2014 te Musul Başkonsolosluğumuzu IŞİD bastı. 49 kişiyi rehin aldı. “Kaçar Devlet” oradan kaçtı! Taa 100 gün sonra bavul-bavul para verip, tutsaklar kurtarılabildi!
-Cuma Namazını Şam Emevi Camiinde kılacaktı Kaçar Devlet, Cumayı kılmaya gidemediği gibi, zoru görünce asırlardır yerinde duran Süleyman Şah Türbesini ve Saygı Karakolunu Askerin sırtına yüklediği gibi oradan da kaçtı!
-Musul’un Başika Bölgesine sözüm ona Türkmenleri korumak ve Peşmergeleri eğitip, donatmak (!) için asker gönderdik, oradan çıkmayız gerekirse daha kalabalık göndeririz, dediler.
Obama’nın Yardımcısı “Çıkın bakiyim ordan” dedi, gece vakti kaçtı Kaçar Devlet!
Ehh bir defa alışmayagör, her zoru gördüğünde kaçmayı düşünürsün!
Kaçar Devlet şimdi de, Güneydoğu Bölgemizden kaçıyor…
Kaçar Devlet Güneydoğu Bölgemizde eğitim-öğretim verme görevini yerine getiriyor mu? Okullar kapalı değil mi, öğretmenler Kaçar Devlet emri ile oradan kaçmadılar mı?
Sağlık hizmeti veriliyor mu? Doktorlar ve sağlık personeli tamam mı?
Elektrik-Su hizmeti düzenli veriliyor mu?
Hepsinden önemlisi bölgedeki insanımızın “Yaşam Hakkı” güvence altında mı?
Kaçar Devlet’in sözcüleri ne diyor?
Terör örgütü ile mücadele ediyoruz. Sıkıntılar bu yüzden yaşanıyor!
Şehirlerimizi bomba deposu haline getirdiniz, diyen Kaçar Devlet yetkilileri
değil mi? 80 Bin uzun namlulu ağır silahı Türkiye’ye soktunuz diyen,
Kaçar Devlet değil mi?
PKK’nın şehir yapılanmasına göz yuman Kaçar Devlet değil mi?
PKK’nın haraç almasına, mahkeme açmasına izin veren Kaçar Devlet değil mi?
Askeri kışlasına, polisi karakoluna kapatan Kaçar Devlet değil mi?
Eeee, o zaman ölümlerden de, bu faciadan da sorumlu Kaçar Devlet değil mi?
Yazıyı bağlayalım;
14 yıldır Türkiye’yi kim yönetiyorsa, bu günkü durumdan tamamen O sorumludur.
Sakın ola ki suçu, pilota-askere-polise atmaya kalkmayın, yemezler…
Sağlık ve başarı dileklerimle

16 Aralık 2015
Rifat Serdaroğlu

Ahbap Çavuşlar - Rifat Serdaroğlu

Adam ahbabından bellidir. Bir insanın çevresine, dostlarına, ahbaplarına
bakın onun nasıl bir insan olduğunu anlarsınız.
“Bir siyasetçiyi çevresi bitirir, yok eder” sözü doğru değildir. Doğrusu şudur;
Bir siyasetçi ne tip insanlardan hoşlanıyor, kimlerle anlaşıyorsa çevresine onları toplar. Yani her siyasetçi kendi çevresini oluşturur.
Sonrası, kendiliğinden gelir. İlk değişim “üzüm üzüme baka-baka kararır” deyişinin oluşmasıdır.
Sonraki adım ise, “Bir kabın içinde ne varsa, dışarı o sızar” gerçeğidir.
Kişi çevresindekileri, çevresi de o kişiyi etkiler ve sonunda her olaya aynı bakan, aynı karakterde bir ekip haline gelirler ve kendi menfaatleri için bulundukları ortamdakileri sömürmeye başlarlar, bitirinceye kadar durmazlar.
En sonunda birbirlerini ve kendi başlarını yerler.
Bu mikropların yok olması için gerekli ortam hijyendir.
Mevcut sistemler içinde en hijyenik ortam, açıklık ve şeffaflık rejimi olan demokraside vardır…
Sizlere bazı isimler hatırlatayım. Yıllarca bunlarla yaşadığınızı hayal edin.
Acaba kime benzersiniz?
-İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım;
Yıllardır, İHH Genel Başkanlığından başka bir iş yapmaz. Başında bulunduğu derneği, Türkiye’nin demokratik rejimden ayrılması ve İslam Devletine dönüşmesi için kullanır. Başta Suudi Yönetimi olmak üzere, El-Kaide, Müslüman Kardeşler, Hamas, IŞİD, El-Nusra gibi örgütler ile temas ve ilişki içindedir. Erdoğan’ın en az 35 yıllık dostudur.
-Gülbettin Hikmetyar;
Afganlılara hayatı zindan eden, çocuk-kadın dâhil yüzbinlerce insanı öldüren katiller sürüsü Taliban Terör örgütünün liderlerindendir. Erdoğan’ın taptığı kişilerdendir. Dizinin dibinde çökmesi, ona olan saygısının ve bağlılığının ifadesidir.
-Yasin El Kadı;
Suudi Hanedanının desteklediği iş adamlarındandır. Erdoğan’ın kefil olduğu ve yakın dostumdur dediği kişidir. Birleşmiş Milletler kayıtlarında “Özel olarak belirlenmiş küresel terörist” diye belirtilmiştir.
-Rıza Zarraf;
Türkiye’nin cari açığının %15 ini ben kapattım diyecek kadar şımartılmış, 17/25 hırsızlık-yolsuzluk olaylarının baş aktörüdür.
Erdoğan’ın “Hayırsever bir işadamıdır” dediği Zarraf, Erdoğan’ın Bakanlarını
para ile maymuna çevirmiş ve dünyaya rezil etmiştir.
-Fadıl Akgündüz;
Jet Fadıl namıyla bilinen tescilli bir dolandırıcıdır. Först Leydi Emine Hanımın memleketlisi olup, Erdoğan’dan önce Siirtlilerin seçip TBMM’ye gönderdiği biridir. Erdoğan’ın seçilmesi için Siirt’te çalışmalar yapmış ve karşılığında Türk Devletinden himaye görmüş “korumalı dolandırıcıdır.”
Hayırsever biri olup-olmadığının Erdoğan’a sorulması gerekir.
-Berlusconi;
İtalya eski Başbakanıdır. Siyaset ile ticareti harman etmeyi iyi bilen biridir. Erdoğan ile oğlunun nikâh şahidi olacak kadar yakındır. Küçük yaştaki kızlarla yaptığı sex partileri meşhurdur.
Sonunda bir Senatöre rüşvet verdiği için 3 yıla mahkûm edilmiştir. Hakkında süren onlarca rüşvet davası vardır.
-Ömer El Beşir;
200 Bin insanın öldürülmesinden sorumlu, 100 den fazla ülke tarafından soykırım suçlusu olarak belirlenen kişi. Kendi ülkesinden başka sadece Türkiye’ye gelebilecek kadar Erdoğan’a yakın bir dost!
Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından mahkûm edilmiş, görüldüğü yerde tutuklanacak kanlı bir diktatördür.
-Sedat Peker;
Organize Suç Örgütü liderliği yaptığı gerekçesiyle 14 yıl 6 ay hapis cezası alan ve geçen yıl tahliye olan Sedat Peker, Erdoğan gibi REİS lakabıyla tanınmaktadır. Bir eliyle Bozkurt, diğer eliyle Rabia işareti yapabilen tek kişidir. Son seçim öncesi Erdoğan’ın memleketi Rize’de tek başına miting yapmıştır.
Hükümet korumasında olan Reis’e gittiği her yerde Emniyet Teşkilatı eskortluk yapmaktadır.
Hadi söyleyin, yıllarca bu kişilerle yaşarsanız, kime benzersiniz, kime…
Sağlık ve başarı dileklerimle

15 Aralık 2015
Rifat Serdaroğlu

Herkes Yalancı Herkes Müfteri - Rifat Serdaroğlu
Cumhur’un Başı; “Aileme, çocuklarıma iftira attılar, yalan söylediler!”
Anayasa Md: 112
Başbakan, Bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.
Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın kabinesindeki 4 Bakan Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olayları yüzünden istifa etmediler mi? Ettiler…
Bakanlardan Erdoğan Bayraktar “Ben ne yaptıysam Başbakan Erdoğan emrettiği için yaptım” diye TV canlı yayınında söylemedi mi? Söyledi…
Başbakan Erdoğan, yukarıdaki Anayasa emrine göre ne yaptı?
Paralelciler darbe yaptı, paraları kutulara-kasalara onlar koydu, dedi mi? Dedi…
Sonra, Paralelcilerin koydu dedikleri paraları faiziyle birlikte kimler aldı?
Dönemin Başbakanının adamları almadı mı? Aldılar…
Herkes yalancı, herkes müfteri! Bir tek Erdoğan doğrucu… Hadi ya!
Anayasa Md: 6
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir yetki kullanamaz.
Anayasada veya Türk Devlet yapısında “Cumhurbaşkanı eşi-Başbakan eşi-Bakan eşi-Cumhurbaşkanı oğlu veya kızı” diye bir resmi makam var mı? Elbette ki yok!
Tamam, nasıl oluyor da Cumhur’un Başı’nın eşini-kızını-oğlunu-kardeşini-eniştesini TC Devletinin Valileri karşılar ve uğurlar?
Bu Valileri Anayasa bağlamaz mı? Bunlar TC Devletinin Valileri değil mi?
Yoksa biri Valilere, “Karşıla, karşılamazsan sürülürsün” diye emir mi veriyor?
Cumhur’un Başı’nın eşi, nasıl oluyor da Devletin uçağını-helikopterini-aracını kullanabiliyor ve Valilere-Rektörlere emir verebiliyor?
Türkiye Cumhuriyeti bir Anayasal Hukuk Devleti mi, yoksa RTE Devleti mi?
Herkes yalancı, herkes müfteri! Bir tek Erdoğan doğrucu… Hadi ya!
Anayasa Md:73
Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.
Parasını helal yoldan ve yasalara uygun olarak kazanan herkes, istediği yere bağış yapabilir değil mi? Elbette yapabilir.
Ülkeyi yönetenler kendilerinin veya çocuklarının sahip oldukları Vakıflara, bağış kabul ederken çok dikkat etmeleri gerekmez mi? Gerekir.
Ya bağış yapılan para maazallah uyuşturucu parası ise, ya silah kaçakçılığından elde edilmiş kara para ise, Türk Milletine nasıl anlatılacak?
Örneğin cız-bız dükkânları sayesinde İtalya’da krallar gibi yaşayan
Bilal Erdoğan’ın vakfına bir Arap Ülkesinin vatandaşı bir defada tam tamına
100 Milyon Dolar bağış yaptı mı? Yaptı ve Bilal Erdoğan da bunu kabul etti…
Bu günkü maddeci dünyada kim kime karşılıksız olarak 100 Milyon Dolar bağışlar? Kimse bağışlamaz. Hele elin Arabı, karşılığını misliyle çıkarmadan bir Allahın kuruşu bağışlar mı? Bağışlamaz…
İyi de Arap’a ne verildi? İhalesiz devredilen Dıgıtürk TV olabilir mi?
Yoksa İstanbul’da içine saray yapılabilecek büyüklükte bir arazinin imarı bu para karşılığında değiştirilmiş olabilir mi?
İşte zurnanın zart dediği yer burası!
Bilal Erdoğan, babasının izniyle 100 Milyon Doları kaptı mı? Kaptı…
Dıgıtürk, açık ihale yoluyla satılsa, devlet para kazanmayacak mıydı? Elbette kazanacaktı. Arazinin imar durumu değişince devlet şerefiye parası almayacak mıydı? Elbette alacaktı.
Eee, devletin olanaklarını Anayasa aykırı kullanıp, devleti vergi kaybına uğratmak Ağır Cezalık bir suç değil mi? Bal gibi suç, hem de ağırından…
Herkes yalancı, herkes müfteri! Bir tek Erdoğan doğrucu ha… Hadi ya!
Herkes her şeyi biliyor. Evrakları, dosyaları-fotoğraflarıyla biliyor. Her şeyin bir zamanı var. Türk Milleti, kim yalancı, kim müfteri, kim hırsız, kim dürüst yakında nasılsa anlayacak…
Sağlık ve başarı dileklerimle

14 Aralık 2015
Rifat Serdaroğlu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget