Eylül 2017
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Otomobil - Güner Yiğitbaşı
Otomobil deyip geçmeyiniz.

Otomobil o kadar hünerli ve verimli bir nesne ki;hünerleri saymakla bitmez.

Varlığı bir dert, yokluğu ise ayrı bir derttir.

Uğruna otobanlar,duble yollar ve köprüler yapılır,siyasiler seçim propagandalarında bunu kullanarak seçim kazanırlar.

Eskiden, biz gerçek bir tarım ve hayvancılık ülkesi iken,hayvancılığımız henüz can çekişmeye başlamadan önce, inek ve koyun ölmeli idi.Derdik ki;bir inek ve koyunun sütünden, etinden, yününden yararlanıyoruz,ne kadar verimli hayvanlar.O günler artık çok gerilerde kaldı,şimdi dışarıdan canlı hayvan ithal etmeye başladık.

Şu anda siyasi iktidarlar için en verimli olan şey otomobil.

Otomobilin eti,sütü ve yünü yok ama, ineğin ve koyunun eti,sütü ve yününü fersah fersah geride bırakan başka hünerleri var.

Evet Otomobilin sütü yok ama, otomobilin dolaylı olarak vatandaşların sütünü sonuna kadar emen saymakla bitmeyen  hünerleri var.

Otomobil sahibi olmak istediğinizde,otomobili satın alırken,otomobiliniz sizin sütünüzü sağmaya başlar.Otomobilin fabrika çıkış,eğer ithal otomobilse gümrüklendirilmiş satış fiatı dışında, bu satış fiatının üzerinden büyük oranlarda Özel Tüketim  Vergisi (ÖTV) ödersiniz, bu da yetmez, ÖTV ile zamlanan otomobilin ÖTV'li fiatı baz alınarak, ayrıca Katma Değer Vergisi (KDV) ödersiniz.

Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli husus, ödediğiniz ÖTV ile otomobilin satış fiatını artıran miktar üzerinden KDV ödüyor olmamızdır.Yani, bu suretle ödediğiniz ÖTV vergisi üzerinden de KDV ödüyor olmamızdır.

Bu nerede görülmüştür?Verginin (ÖTV) de vergisini, KDV olarak ödüyoruz.Otomobilin süt sağmadaki hünerlerinden birisi de budur.

Otomobili, bu şekilde sütünüz sağılarak satın aldınız diyelim.Otomobilin insanların sütünü sağma görevi bitmedi daha.Otomobili satın alırken ilk ve son kez sağılan sütünüz, bundan sonra otomobil tarafından sürekli sağılacaktır.

Otomobili kullanmaya başladınız,ne yapacaksınız?Benzin veye motorin alacaksınız.Pompaya yanaştınız ve depoyu doldurdunuz diyelim, ödediğiniz benzin ve/veya motorin fiatının yarıdan fazlası, yine ÖTV ve ÖTV'li fiyat üzerinden alınan KDV. Otomobilin hünerini,sizden sağdığı sütü gördünüz mü?

Bununla da bitmiyor,Otomobilinize atladınız ve paralı otoyol ve köprüden geçtiniz diyelim, burada da yüklü paralar ödeyerek sütünüz sağılmaya devam edecek tabi.

O kadar çok para ve vergiler ödeyerek zorlukla satın aldığınız otomobilinizi kara yolunda bazı tehlikeler bekliyor,kaza yapıp otomobilinizin hasar görmesi ve hatta pert olması riskine karşı otomobilinizi sigorta (kasko) ettirmek isteyeceksiniz, bu sigorta işlemi nedeniyle de bir miktar vergi ödeyeceksiniz, aynı şekilde zorunlu trafik sigortası yaptıracaksınız ve bundan da ayrı bir vergi ödemek zorunda kalacaksınız.

Bitti mi,bitmedi tabi.Otomobil görevi başında sizin sütünüzü sağmaya devam edecek.Her yıl başında iki taksit halinde alınan Motorlu Taşıt Vergisi(MTV)ni de ödemek zorundasınız.

Otomobilinizin periyodik bakımlarını yaptırmak zorundasınız,servise gittiniz,servis bakım ücreti,yedek parça ve lastik değişimi ve saire için ödediğiniz ücret üzerinden de en azından bir KDV ödeyeceksiniz.

Ayrıca yasanın öngördüğü periyotlar içinde otomobilinizi fenni muayeneye sokacaksınız ve burada da ücret ve vergi ödeyeceksiniz,otomobile boş durmak yok, devamlı sizin sütünüzü sağmaya devam edecek.

Otomobil tarafından sağılan bu sütlerin beslediği devlet hazinesini çarçur eden iktidarlar,ineğin sütünden daha verimli olan otomobili yeniden devreye sokarak,yukarıda saydığımız vergi ve ücretleri her sene fahiş oranlarda artırarak günlerini gün etmeye devam edecekler.

Gel keyfim gel,bu düzende siyasal iktidar olarak ben de inek ve koyunu bir kenara bırakır, otomobile değer veririm.

30/09/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Ben Söylemiyorum Anayasa Böyle Söylüyor - Güner Yiğitbaşı
Cumhuriyetin nitelikleri

Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Değiştirilemeyecek hükümler

Madde 4 - Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

 Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü

Madde 11 - Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması

Madde 14 - (DEĞİŞİK MADDE RGT: 17.10.2001 RG NO: 24556 KANUN NO: 4709/3) (KOD 1)
Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi

Madde 42 - Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

İnkılap kanunlarının korunması

Madde 174 - Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılap kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:

1. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;


Yukarıya,halen yürürlükte bulunan T.C.Anayasasının ilgili maddelerinden aynen aldığımız hükümleri çok açıktır.

Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen 2. madde ne diyor?
Türkiye Cumhuriyeti laik bir hukuk devletidir.

Anayasanın değiştirilemeyecek ve hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümlerini gösteren 4. maddesi ne diyor?
Anayasanın 2. maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri (Laik Cumhuriyet) değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Anayasanın 11. maddesi ne diyor?
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Anayasanın Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. maddesi ne diyor?
Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri,cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasanın Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve ödevi başlıklı 42. maddesi ne diyor?
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

Anayasanın İnkılap (Devrim) Kanunlarının korunması başlıklı 174. maddesi ne diyor?
Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılap kanunlarının,.......hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz.
3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu, bu devrim kanunlarından en önemlisidir.

Anayasamızın 174. maddesine göre bir devrim kanunu sayılan ve anayasanın koruması altına alınan Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği)Kanunu, devrim niteliğinde olan  ne gibi değişiklikler getirmiştir?

Öğretim Birliği Kanununun 1. maddesi ile ülke dahilindeki bütün ilim ve öğretim kurumları, Maarif Vekaletine (Günümüzün Milli Eğitim Bakanlığına) bağlanmıştır.

Bu kanunun 2. maddesi ile Şer'iye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler,Maarif Vekaletine devir ve bağlanmıştır. Şer'iye ve Evkaf Vekaleti;şeriat,yani din işleri ve vakıf işleriyle uğraşan bakanlık olup, Şeriye ve Evkaf Vekaleti,3.Mart.1924 de kaldırılmış olup,kaldırılan  Şeriye Vekaleti yerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Evkaf Vekaleti yerine de Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

3.Mart.1924 tarihli Öğretim Birliği (Tevhidi Tedrisat) Kanununun yukarıya aldığımız ilk iki maddesine göre, medreseler ve dini eğitim kaldırılmış ve yerine laik eğitim getirilerek, eğitim de birlik sağlanmıştır, bu nedenle de bu kanun anayasamızın koruması altına alınan bir devrim kanunu sayılmıştır.

Rahmetli Atatürk ülke nüfusunun büyük ekseriyetinin Müslüman dinine mensup olması nedeniyle,kaldırdığı Şeriye Vekaleti yerine Diyanet işleri Başkanlığını kurdurmuş olup, çıkarılan 3.Mart.1924 sayılı Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanununun 4. Maddesine konan  hüküm ile Maarif Vekaletine yüksek dini yat mütehassısları (din alimleri)yetiştirilmek üzere Darülfünunda (Üniversitede) bir İlahiyat Fakültesi tesisi (kurulması) ve imamet ve hitabet (İmam Hatip) gibi hidematı diniyenin (dini hizmetlerin) ifası vazifesiyle mükellef (görevli)memurların yetişmesi için de, İmam Hatip mektepleri açma yetkisini vermiştir.

3.Mart.1924 tarihli Öğretim Birliği Kanunu çok açık olup, imam hatip okulları,dini hizmetleri yapmak üzere imam ve hatip yetiştirmek amacıyla kurulan ve sadece bu amaçla sınırlı meslek okulları olup; dini eğitim veren bu okulların, önceki iktidarlar döneminde lise haline getirilmesi ve bu okul mezunlarına ilahiyat fakültesi dışında, hakim,savcı,kaymakam,doktor,mühendis yetiştiren her dalda fakülte ve yüksek okullara girme hakkı tanıyan tüm yasal değişiklikler, bir devrim yasası olan ve laik eğitim sistemini getiren Öğretim Birliği Kanununa açıkça aykırı olduğu gibi,özellikle AKP iktidarı döneminde, neredeyse tüm liselerin imam hatipleştirilmesi projesi de, devrim kanunu olan Öğretim Birliği Kanununa ve anayasanın yukarıda aynen yer verdiğimiz 2,4,11,14,42 ve 174 maddelerine açıkça aykırı olup,çok ağır bir suç olan anayasanın ve kurulu  anayasal düzenin,devlet yetkisi kullanılarak zorla ihlal edilmesidir.

Cumhuriyetin savcıları nerede?

27/09/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Tankların Habur dansı! - Tünay Süer
Bugün Irak Bölgesel Kürt Yönetimi “sözde başbakanı” Neçirvan Barzani, Türkiye’ye ilişkin  “Habur Sınır Kapısı’nın kapatılması kimsenin çıkarına değil, her iki tarafta yaşayan halk zarar eder.
"Tatbikatın sınırlarımızın içine getirileceğine inanmıyorum. Ancak bu tarafa geçmeyi düşünürse kesinlikle buna karşı tavrımız olacaktır.”diyerek tehdit dolu sözlerle açıklama yaptı.
Vay, vay vay!
Bunların bitleri kanlandı ve kaşınıyorlar.
Biz ne yapıyoruz?
Sadece kuru sıkı atıyoruz.
Şöyle yaparız, böyle yaparız…
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Ombudsmanlık Konferansı’nda yaptığı konuşmada;
“Artık giriş-çıkış, bunlar da kapatılacak. Farklı tedbirlerimiz var, ayrı. Onları da ayrıca devreye sokacağız ve bütün bunlarla birlikte bundan sonra Kuzey Irak Yerel Yönetimi, bakalım petrolünü hangi kanallarla nereye akıtacak veya nereye satacak? Vana bizde. Vanayı kapattığımız anda o iş de bitti".”demişti.
Sonra sosyal medyada ve bazı internet sitelerinde Habur’un kapatıldığı söylendi.
Daha sonra hükümet tarafından yalanlandı.
Dün Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu konuştuğu bir televizyon kanalında "Habur sınır kapısı ile ilgili muhatabımız Bağdat'tır, niye kapatalım" dedi.
Allah, Allah ne iştir anlamadık…
Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz?
                                                                           ***
İki gün önce referandum için oy kullanılmaya başladığı saatlerde Erdoğan “vana bizde “demiş ve yapılabilecekleri saymıştı.
Bugün bu vana bizde sözüne Neçirvan’dan önce yanıt geldi.
“Petrol boru vanası Türkiye'nin elindedir. Ama Türkiye ile imzalanan bir anlaşmamız var. Tam tersine biz doğalgaz borusu döşeme çalışması içindeyiz” derken;
Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw’ın genel yayın yönetmeni Rebwar Kerim Weli yazdığı yazıda Erdoğan’a acayip sözler etmiş.
ODA TV yazıyı tümden yayınlamış.
Rebwar Kerim Weli SİZİN ALDIĞINIZ OY MEŞRU OLACAKTA… Diye başlamış ve döktürmüş adeta.
Sonra, 'vanayı kapatmakla' tehdit ediyorsunuz? Bağdat'ın itirazlarına rağmen Kürt petrolü Ceyhan'a gönderilir ve oradan gemilerle Meksika körfezine kadar dolaşırken neden kapatmadınız vanayı?
Kimindi o gemiler?
Sattığınız Kürt petrolünün paraları nereye gitti? Bağdat'ın itirazlarına rağmen paralar Halkbank'a yatarken vanayı kapatmak aklınıza neden gelmedi?
Sayın Cumhurbaşkanı, 'En kötü günlerinde yanlarında olduk. Yanılmışız' diyorsunuz.
Esad sizi aldattı, Netahyahu aldattı, Obama aldattı, en son da Sayın Barzani mi ?
Nasıl oluyor da bu kadar kolay aldatılıyorsunuz? Hayır, Sayın Cumhurbaşkanı, Kürdistan ve Başkanı Barzani sizi hiç yanıltmadı. Ama siz belki de başkanlık yolunda ihtiyaç duyduğunuz oylar için, Kürdistan halkını aldattınız.
Şimdi, 'Bu ülkeye ihanet etti' dediğiniz Sayın Mesud Barzani'yi seçim dönemlerinde 'Başkan' sıfatıyla Kürt illerine siz davet etmediniz mi? Miting meydanlarında birlikte 'Megri Megri' söylerken Sayın Barzani 'Kürdistan Başkanı' değil miydi? Desteğine ihtiyaç duyduğunuz günlerde Ankara'da göndere çekilen Kürdistan bayrağı şimdi mi gayrimeşru oldu?”
Vav! Daha neler yazmış neler.
Yazısının sonunu da şöyle bitirmiş.
Hep söylediğiniz gibi, 'musalla taşında başkan değil, er kişi niyetine diyecekler’. 'Er kişi' olun…”
Sözlerinin bir kısmı bizlere yabancı değil, biliyoruz…
                                                                                 ***
İşlerin protokolden uzak mahalle kavgasına dönüşmesi ve Türkiye cumhurbaşkanına böyle hitap bir Türk olarak inanın insanın kanına dokunuyor.
Kimisi ticaret peşinde(!)   kimisi oy derdinde.
Velhasıl AKP Türkiye’yi yönetemiyor ve bu şekilde asla yönetemez.
Türk Silahlı Kuvvetlerince (TSK) Irak sınırının sıfır noktasındaki Şırnak’ın Silopi İlçesi ile Habur Sınır Kapısı yakınlarında 18 Eylülde sabah saatlerinde başlatılan tatbikat halen devam ediyor.
30 kadar Irak askerinin askeri uçakla gelerek tatbikata katıldığı haberleri çıktı.
Bir haftadır eller silahlarda gözler hedeflerde M60 tanklarımız hücum pozisyonunda gece gündüz
sınırımızın sıfır noktasında adeta dans edercesine aslanlar gibi nöbetteler.
Peki, bu durum daha ne kadar sürecek merak ediyorum.
Öyle yaparım ederim diye önceden haberli işler olmaz.
Ya gereğini yapın, ya da boşa konuşmayın çünkü konuştukça batıyorsunuz…
Şamar oğlanına döndük ya…
40 yılda bir, bir şamar da biz atalım da dünya görsün, itibarımızı geri alalım.

Tünay Süer
27 Eylül 2017

“İslam'ın en büyük düşmanı, hurafedir”.  Soner Yalçın

Program Değişikliği, Laiklik ve Atatürkçülüğü kaldırmak İçin Araç Olarak Kullanılıyor
Eğitim Öğretimde program değişikliği adı altında, bir bakan geliyor müfredatın şurasından burasından laiklik ve Atatürkçülükten bir iki taş kaldırıyor; öteki geliyor bir beş tuğla kaldırıyor, Evrim Teorisi gibi bilimsel teoriyi dışlıyor; bir başka bakan geliyor programdan felsefeyi kaldırmağa çalışıyor.
1950 den beri gelip geçen ödüncü-gerici iktidarlar, mili eğitim politikasından bilimi Atatürk, Atatürkçülük ve laikliği kaldırmak, dinciliği devlete ve okullara yerleştirmek için sinsice çalışıyorlar, çalışmaktalar. Ülkeyi Atatürk aydınlatmacılığından uzaklaşmak istiyorlar. Bunu yaparken de cemaatlerin gerici tavrını kullanıyorlar. En sonunda da, ortamı uygun buldukları için artık “dinci, kinci toplum yetiştireceğiz” diye gizli niyetlerini açığa vuruyorlar.
AKP-RTE iktidarı, Atatürk’e, Atatürkçülüğe, Laikliğe, ulusalcılığa, Cumhuriyetin varlık gerekçelerine saldırırken, Milli Eğitimi de medreseleştirmek için kah gerici Fetocu’larla, o bitti kah Ensar’cılarla ve daha nice cemaatler, derneklerle işbirliği yapıyor. Çağdaş devlet dinci gruplarla böylesine ortak yönetilir mi? Güya içine girmeye çalıştığınız AB nin hangi ülkesinde böylesine dinci propaganda ve dinci yarış var. Hangi lider, RTE nin oraya buraya lüks cami yaptığı gibi kilise yapma yarışına giriyor. Batı ülkeleri şimdiki refah düzeyine böyle dinci yapılanma yarışla değil, laiklikle ulaşmışlardır. Onun için Avrupa ülkeleri, Türkiye gibi böylesine laikliğe aykırı dincilik yarışı yapan ülkelere asla ödün vermez. Çünkü laiklik karşıtı dinci yapılanmanın ülkeye felaket getireceğini Orta Çağ dinici yapılanmadan biliyorlar.  Sadece Türkiye değil, herhangi AB ülkesi bu çaba içinde olsa bile hemen ona da tavrını koyarlar. Türkiye AKP-RTE eliyle böylesine tehlikeli dinci ve demokrasi dışı yapılanma içinde olduğu için AB den tamamen dışlanmış duruma gelmiştir.

İmam hatipler din okuludur, bilim okulu olamaz
Program Değişikliği, Laiklik ve Atatürkçülüğü kaldırmak İçin Araç Olarak Kullanılıyor
Yine biri geliyor, imam hatip okullarını artırıyor, ülkedeki okulları din okullarına dönüştürmek istiyor. Dışişleri bakanı Çavuşoğlu bir TV de kısa bir an için izlemiştim, “imam hatiplerin sayısını artıracağız” diyor. Bunu açıklamak Dışişleri bakanının görevimidir? Demek ki meşvereti (danışma) kurmuşlar, imam hatipleri artırmayı gizli gizli kendi aralarında devlet politikası haline getirmişler. Tabi “dinci kinci nesil” nasıl yetişecek, böyle çağ dışı imam hatiplerle. Öyle ki imam hatiplere ilgiyi artırmak için ya modern imam hatip okul binası yapıyorlar; ya burs verme, bedava öğle yemeği verme vaatlerinde bulunuyorlar.
Oysa imam hatip okulları bilim öğretmez, görüyoruz üniversiteye giriş sınavlarında en sonlardalar. Ancak beşte biri üniversiteye girebildi. İmam hatipler asla bilim adamı yetiştiremez, bu okullarla çağ yakalanamaz ve bilim okulu değildir.
Daha bulluğa ermemiş, halk tabiri ile “akil balik olmamış” çocuğa dini, mezhebi dayatmak, çocuk hakları sözleşmesine uymaz.  İçine girmeye çalıştığımız AB ülkelerinin hepsinde böylesine bir din dayatması yoktur. Çocuk 4+4+4=12 yıl sürekli ara vermeden okulunu okur, 12 yıllık kesintisiz eğitimden sonra çocuk özgürce kendi mesleğini, kendi dinini seçer. Çağdaş ülke, çağdaş vatandaş böyle olunur. İktidar çocukları zorla imam hatiplere yönlendirmekle onlara yazık ediyor. İmam hatip mezunları gerekli sınavlarda başarılı olmayınca, başlıyorlar soru çalmaya, sınav hilelerine, bunu yıllarca AKP-RTE yönetiminde yaşadık, bu nedenle AKP yönetimindeki bütün sınavlar hileli ve mahkemelikti
AKP-RTE dönemi içinde Eğitim alanında yapılan değişikliklerden ilk akla gelenleri sıralayalım:
1. 2003: ÖSS ve AOBP sistemi ile AOBP’nin çarpıldığı katsayılar değiştirildi.
2. 2004: LGS kaldırıldı, OKS geldi.
3. 2004: 64 yıllık ilköğretim müfredatı değiştirildi.
4. 2006: ÖSS’de soru tipi değişti.
5. 2007: OKS kaldırıldı, SBS getirildi. Sınava 6,7 ve 8. sınıflarda olmak üzere 3 kez girilmesine karar verildi.
6. 2007: Liselerin eğitim süresi 3 yıldan 4 yıla çıkarıldı.
7. 2010: SBS, 3. yılın sonunda tek sınav modeline döndü.
8. 2010: ÖSS kaldırıldı, sınav yeniden 2 aşamalı oldu. Yeni sınav YGS ve LYS’den oluştu.
9. 2012: Üniversiteye girişte uygulanan katsayılar kaldırıldı.
10. 2012: İlköğretimde kesintisiz 8 yıllık sistemden vazgeçildi,
11.2107 de Temel Öğretime Geçiş Sınavı (TEOG) sınavı kaldırıldı. [1]

Dinci Kişi Bilimde Yaratıcı Olamaz.     
Program Değişikliği, Laiklik ve Atatürkçülüğü kaldırmak İçin Araç Olarak Kullanılıyor
Görüldüğü gibi her gelen bakan eğitim öğretim programlarını sık sık değiştirdiler.
2017-2019 yılları arası için açıkladığı yatırım planına göre, Milli Eğitim Bakanlığının imam hatip liselerine ayırdığı bütçe fen liselerine ayrılan bütçenin 17 katı. Bu demektir ki, bilimde geri kalmaya devam edeceğiz. AKP-RTE iktidarı, ülkeye imam hatip dayatması ile Türk Çocuklarını geri bıraktırmaya devam edecek demektir.
Bilim, biatçi, dayatmacı değil, özgür okullarda öğretilir; bilim özgür, bağımsız, özerktir; bilim yuvasında okuyan yetişen kişi de laik ve özgür düşünmek zorundadır. Bilim adamı hiçbir biat, korku, baskı etkisi altında kalmadan özgür düşünerek sonuca varır. Dinci adam asla özgür düşünemez, kafasının içinde dinsel düşünce ve hurafe vardır, dincinin kafasında bilimle din arasında aşılması zor bir duvar vardır. Onun için dinci yaratıcı olamaz, özgür düşünemeyen yaratıcı olamaz. Bağnaz dinci hemen, “ne demek yaratıcılık, yaratıcılık Allah’a mahsus” deyip, bilim adamına saldırıyor, bilimcinin kafasına aşılmaz duvarı çekiveriyorlar. Dinci ile bilim arasındaki en etkin duvar, dinin emri olan yaratıcılık teorisi ile bilimsel ve gerçek teori olan Evrim Teorisi çatışmasıdır. Bu çatışmada Batı ülkelerinde laik düşünce sayesinde Evrime doğru galip gelip evrilirken, İslam ülkelerinde yaratılış emri bir türlü aşılamamıştır.
İşte imam hatipler insanların, öğrencilerin kafasının içine dinle bilim arasına duvar ören çağ dışı okullardır.
İmam hatipler konusunda bir röportajında Prof. Dr. Celal Şengör bakınız ne diyor: “ İmam hatipler Türk toplumunu geri bırakan bir zehirdir; Türk Toplumunu Orta Çağ değil, Orta Çağın da gerisine götüren bir kurumdur, derhal kapatılmalıdır. İmam hatipler düşünmeyen insan yetiştiriyor”.
Devlette dincilik yarışına giren AKP-RTE iktidarı, Milli Eğitim teşkilatında sanki kendi öğretmeni elemanı yokmuş gibi, dincilik eğitimini, iktidara geldiğinden bu yana cemaatlere veriyor veya dinci cemaatlerle bu işi yapmak istiyordu. Nurcu-Fetullahcı cemaatle ortak paralel yönetmenin ülkeyi ne hale getirdiğini, sanki koalisyon yönetimi gibi yönettiğinin sonucu 15 Temmuz 2016 dinci darbesi ile ülkeyi nasıl kaosa sürüklediklerini hep birlikte görerek yaşadık.
İktidarın Cemaatçi polislerle Ergenekon tuzaklı saldırısı ile orduya kurduğu kumpasla, Türk ordusunu ne hale getirdiklerini üzüntüyle yaşadık.
Bu yetmiyormuş gibi, aynı yönetim, şimdi başka cemaatlerle ortaklık çabasında olduğunu, yine birlikte Atatürk ve laiklikle uğraşmaya, yıkmaya çaba gösterdiklerini basına yansıyan bilgilerden öğreniyoruz.

Program Değişikliği, Laiklik ve Atatürkçülüğü kaldırmak İçin Araç Olarak Kullanılıyor
Milli Eğitim Bakanlığı bazı başka dinci vakıf ve derneklerle iş birliği yapıyor, öğrencileri son aylarda onlara teslim ediyor. Zehra Vakfının da Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde etkili olduğu söyleniyor. Bunların Atatürk’e bakışını, vakfın kurucusunun anlatıldığı kitaptan bir cümlesinde şöyle denilerek yansıtmakta:
“Cuma hutbesini dinliyorduk. Konu, ertesi günkü 30 Ağustos Zafer Bayramı idi. Hutbede malum adamın ismi okununca, namaz kılmadan çıktık”.  Demek ki Atatürk düşmanlığı hızla devam etmekte. [2]
Hutbede Atatürk’ün adı geçti diye adamlar namazı bile kılmadan çıkıyorlar. Ülkede cemaatler eliyle Atatürk düşmanlığı böylesine yayılırken, Milli Bakanlığımız da ülkeyi bu kez yine cemaatlerle yönetmeye çalışıyor.
Devlet eliyle Atatürk öylesine dışlanmış, öylesine Atatürk düşmanlığı yayılmaya başlamış ki, 15 yıldır, Türkiye’de yapılan hiçbir tesise Atatürk ismi verilmiyor, Atatürk ismini taşıyanlar da yok edilmeye çalışılıyor.
AKP Hükümeti 15 yıldır Milli Eğitim alanında yaptığı program oyunlarıyla bir yandan ulusal eğitimi bilime dayalı ve bilimsel amaçları esas alan “Laik eğitim” ekseninden uzaklaştırarak, “Dinsel eğitim” eksenine oturturken, diğer yandan 1923 devrimiyle uygulanmaya başlanan halkçı, toplumsal yarara dayalı eğitim anlayışını tümden çökertmiştir”

Program Değişikliği, Laiklik ve Atatürkçülüğü kaldırmak İçin Araç Olarak Kullanılıyor
Atatürk’ün başlattığı anadilde ibadet devam etse idi Türkiye daha çabuk çağdaşlaşırdı.
Eğer Atatürk’ün başlattığı “dinde-anadilde ibadet”le Türk’ün aydınlanması devam etse idi (ki 17 yıl ezan Türkçe okunarak sürdürüldü) imam hatiplere, Kuran kurslarına hiç gerek kalmayacaktı. Mahsuni Şerif’in bir türküsünde dediği gibi “ey Arapça okuyanlar Allah Türkçe bilmiyor mu” tüm Batı’da olduğu gibi ibadet anadilde olmalıydı. O zaman dinin ne dediği daha iyi anlaşılır, çağdaşlaşma daha hızlı olurdu. Batı’nın bu aydınlanma çağı 500 yıl öce İstanbul Fatih tarafından alındığı, matbaanın icat edildiği yıllarda başladı. Bizde de Türk aydınlanma çağı Atatürk tarafından, Kuran’ın çevirisi, hutbenin Türkçe okunması, ezanın Türkçe okunması ile başlatılmış ise de, daha yüz yıl bile olmadan gericiler tarafından durdurulmuştur. Ondan sonra (1950 den sonra) ne demokraside, ne çağdaşlaşmada, ne bilimde ileri gidebildik. Gerici iktidarlar, gerici cemaatler eliyle Avrupa’ya adeta rezil olmaya, Batı’da itilip kakılmaya başladık. İşte o günleri yaşıyoruz.
“Ey arapça okuyanlar
Allah Türkçe bilmiyor mu
İngilizce Fransızca
hakka hitap olmuyor mu?
………………….
Ne yazık ki Türk’ün aydınlanma çağı böylece, gericilere yaranmak için politikacılar tarafından durduruldu. Bu süreçte de, gericiliğin palazlanmasında Başbakan Menderes yönetimi başrol oynadı.

Devlet adamı okullara, devlet katlarına dinciliği dayatamaz.
Dünyada dinle, mezheple kalkınmış bir tek devlet yok. Bu okullar sadece biatçiliği telkin eder, biatçi insan, biatçi toplum sorgulamaz, tartışmaz, sadece inanır.  Gerçekler, bilim, sorgulayı sorgulayı, tartışa tartışa gerçek ve müspet sonuca, buluş ve icada varır. Bunları yapamayan bütün İslam ülkeleri dökülüyor, 57 Müslüman ülkesinin insanları gericiliğin batağında perişan haldeler; bu 57 ülkenin ulusal gelirleri Almanya’nın ulusal gelirine ancak denk düşmekte. Cumhuriyet Tarihi’nin en gerici AKP-RTE iktidarı ülkemizi her alanda geriye götürmekte, çağdaş dünyadan dışlamaktadır. TC hiçbir hükümet döneminde bu 15 yıllık iktidar kadar ordusuyla, toplumuyla, basınıyla, adaletiyle, anayasasıyla, eğitim öğretim programıyla her alanda böylesine örselenmemişti. Laiklik çağdaş devletin temelidir, laiklik olmadan bilim üretilemez. Laiklik elden gittiği zaman asla çağdaşlık olamaz, gerilik, yıkım olur. Nitekim her geçen yıl öğrencilerin verimi düşmekte, toplum geriye doğru götürülmekte. Şu anda ne AB de, ne ABD de ülkemizin, bu gerici iktidar yüzünden itibarı kalmamıştır. Artık bakanlarımız bile polis gözetiminde Avrupa'da bazı ülkeler tarafından (Hollanda da olduğu gibi) yurt dışına çıkarılmakta, kısaca ülke her alanda geriye götürülmekte, Atatürk'ün çizdiği laiklik rotasından uzaklaşılmakta.
Kısaca, eğitim öğretim programlarının zırt pırt değişikliği uğratılması bahane, amaç laiklik karşıtı bir dinsel devlet kurmaktır. Tüm uygulamalar bunu gösteriyor. Bu da anayasal bir suçtur.

Çağdaş dünyada dinci devlet olamaz
Bir devlet dinci olamaz, bir dinin lehinde, bir dinin aleyhinde olamaz, bir devlette her din ve mezhep mensubu olabilir veya hiçbir dine mensup olmayan kişiler de olabilir.  Bir devlette dincilik yarışı başladı mı, o ülke artık ileri gidemez, çağdaşlaşamaz, hurafelerle debelleşir, iflah olmaz. Zaten bin yıldır, Araplar dışındaki Müslümanlar, okuyup da anlamadıkları yüzlerce Kuran sayfalarından hurafe üretiyorlar, hurafe ile tebelleşip duruyorlar. Eğer, Avrupa’nın Rönesansla başlattığı anadilde ibadet İslam ülkelerinde de olsaydı, İslam ülkeleri hurafe üretmeyecek daha bir çağdaş olacaktı. Türkler de geç de olsa Atatürk’ün başlattığı anadilde ibadet devam etseydi, şimdiki durumlarından daha ileri bir noktada olacaklardı. Ama ne yazı8k ki, gerici iktidarlarla bu daha da geriye gitmektedir. Dini besleyen hurafedir, “İslam’ın en büyük düşmanı hurafedir”.
Çeşitli din mensuplarının bulunduğu bir devlette yönetim bir din mensuplarını korur, destekler de öbür din mensuplarını dışlarsa, o ülkede ayırımcılık, bölücülük başlar, ülkede kaos oluşur. Günümüzde birçok İslam ülkesi bunun sancılarını yaşıyor, bunalıma girdikleri için de kendi aralarında hurafeye ilaveten terör yaratıyorlar, kendi aralarında yarattıkları terörü de dünyaya yayıyorlar. Artık dünya devletleri “İslami terör” demeye başladılar.
Cevat Kulaksız
SONOTLAR

[1] Hakimiyetimilliye.orghttp://hakimiyetimilliye.org/index.php/manset/akp-fasizminin-ucubesi-akil-ve-bilimden-hadim-egitim-sistemi-mahmut-ozyurek/

[2] Saygı Öztürk’ün Sözcü’deki köşe yazısı 15.9.2017 sf 13

Cevat Kulaksız

Atı alan Üsküdar'ı geçiyor mu? - Güner Yiğitbaşı
Ucu açık oklan bir süre, makale yazmama konusunda aldığımız kararı bize bozdurdular.

Evet,atı alan Üsküdar'ı geçiyor mu dersiniz?

Bugün Kuzey Irak Özerk Kürt Bölgesinde yapılmaya başlanan bağımsızlık referandumunu kastettiğimizi anlamış olmalısınız.

Kuzey Irak Özerk Kürt Bölgesinde bugün gerçekleştirilmeye başlanan bağımsızlık referandumuna millet olarak karşı çıkmamız için haklı nedenlerimiz var tabi.

Küresel emperyalist güçler;Irak,Suriye,İran ve ülkemizin bir bölümünü de kapsayacak olan Büyük Kürdistan kurmanın planlarını yapmış ve ülkemizin bir bölümünü de içine katan haritaları deşifre etmişlerdir.

Ülkemizin toprak bütünlüğünü de kasteden böyle bir planın hayata geçirilmesi için ilk adımın atılışına seyirci kalmayarak müdahil olmamız çok doğaldır.

Ancak, küresel emperyalist devletlerin bu oyununu bozma konusunda başarılı olabilmemiz için,ülkemizde ve milletimizde bulunması gereken moral,güç ve sair koşullara sahip miyiz?

İleride ülkemize zarar vermesi olası böyle bir küresel ittifaka karşı koyabilmemiz için;ordusuyla,ekonomisiyle,parasıyla,milli birlik ve beraberlik ruhuyla, milletiyle, Atatürk sevgisi ve ilkeleriyle,hukuku,adaleti ve tüm yargısıyla çok güçlü olmamız,ülke olarak sözümüzün geçerliliği ve inandırıcılığının üst düzeyde olması gerekmiyor mu?

Peki öyle miyiz?

Bu sorunun cevabını, ülkesini seven bir Türk Vatandaşı olarak bizzat vermek içimizden gelmiyor,siz okuyucuların taktirlerine bırakıyoruz.

Hemen belirtmeliyiz ki; bu konuda askeri seçeneğin hiç yararlı olmayacağını düşünüyoruz.

Yapılabilecek olan diplomatik girişimler mutlaka yapılmış olmalıdır.

Bize göre şu anda acilen yapılması gereken,hava sahamızın kapatılması,Habur sınır kapısının kapatılması ve Kuzey Irak petrollerini Avrupa ya ulaştıran boru hattının vanalarının kapatılarak ekonomik ambargo uygulanmasıdır.

Ancak,arkasına İsrail ve dolayısıyla ABD'yi alan, en çok ihracat yaptığımız ve açık olan ödemeler dengemize en fazla katkısı olan Almanya ile aramızın bozulmakta olduğunu, Kuzey Irak ile büyük boyutlarda ticaret ve inşaat işleri yaparak ekonomisini ayakta tutmaya çalışan bir Türkiye ile karşı karşıya olduğunu gören ve bilen Barzani de, ülkemizi yönetenlerin, Habur sınır kapısını ve petrol vanalarını kapatamayacağını çok iyi biliyor ve tahmin ediyor olmalı ki, referandum konusunda geri adım atma gereğini duymamış ve dün yaptığı basın toplantısında böyle bir girişimin iki ülkeye de zarar vereceğini açıklamıştır.

Siyasal iktidar;Türkiyenin büyük ve güçlü bir devlet olduğuna ilişkin kanaati ve Türkiyenin caydırıcılığına ilişkin inancı ortadan kaldıracak olan yanlışlardan  geri durmalı, ülkemizin büyüklüğüne yakışacak şekilde, savaş dışındaki tüm diplomatik ve ekonomik tedbirleri uygulamaya koymalıdır.

Aksi halde,AKP iktidarı, ülkemizin değil, kendisinin siyasi karizmasını çizmiş ve buna karşılık; Barzani'yi, kendi ülkesi ve diğer dünya ülkeleri nezdinde,kararlı ve verdiği söze güvenilir, cesur bir lider konumuna getirmiş olacaktır.

25/09/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Sahtekârlar - Tünay Süer
Basında çıkan haberlere göre Erdoğan ve Trump, stratejik ortaklığı teyit etmişler.
Güya bölgesel meselelerin çözümü için iş birliğinin geliştirilmesi ve tüm terör örgütleriyle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi hususlarında mutabık kalınmış.
Trump Erdoğan’ı övmüş de, övmüş.
“Arkadaşım olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tanımak büyük bir şeref ve ayrıcalık.
Ülkelerimiz arasında harika bir dostluk var, bence biz şu anda hiç olmadığımız kadar yakınız ve bunun büyük bir bölümü kişisel ilişkilerle alakalı.”
İltifatları bununla kalmamış tabi ben kısa kesiyorum.
Bunca iltifata hani bizde bir tabir vardır “yağcılarda inecek var “ diye, işte Trump’ın sözlerine şak diye oturuyor değil mi?
Bence Trump fırıldakın ta a kendisidir.
Bize silah ambargosu koyarken, PKK/YPG ‘ye üç bin TIR silahı kim gönderdi acaba?
Sanki bizlerin aklıyla alay ediyor.
Aydınlık gazetesinin haberine göre ABD Senatosu 2018 bütçesini kabul etmiş.36 bin kişilik peşmerge gücüne maaş olarak 65 milyon dolar ödenecekmiş.
Erdoğan bunları bilmiyor mu?
Elbette biliyor ama dış protokol ve karşısındaki adam dünya güçlerinden ABD başkanı.
Öyle “Ey Trump” filan diyemiyor.
AKP li eski TBMM si başkanlarından ve şimdilerde Ankara Milletvekili olan Cemil Çiçek’de “bu günlere geleceğimiz 18 yıl önceden belliydi” demiş.
10 Ağustos 1999 da 20 milletvekili tarafından imzalanan  “Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler ve uygulanan politikalarla ilgili genel görüşme açılmasına ilişkin önerge” vermiş.
Önergedeki uyarılar 18 yıl sonra daha da artmış halde TBMM’sinde bugün ele alınacakmış.
Yahu adama sormazlar mı, bu 18 senenin 15 senesi iktidarda kim vardı?
24 Ocak 1993 de katledilen sevgili Uğur Mumcumuz, o cesur ve mert gazetecimiz suikastten önce Cumhuriyet Gazetesinde yazmış olduğu yazılarda Barzani ile Mossad ilişkisini anlatıyordu.
“Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail 'in gizli istihbarat örgütüdür. “
Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD 'ın Kürtler arasında?
“Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değilmi?” demiyormuydu?
Aynı soruyu bugün bizler de sormuyormuyuz?
Saddam zamanında başı her sıkıştığında Türkiye’ye sığınmıyormuydu?
Bir zamanlar önümüzde eğilen,
Diz çöken peşmerge bugün bize tehditler yağdırıyor.
Almış arkasına İsrail, Amerika, İngiltere gibi kan içicileri kafası kopasıca adi, kafa tutuyor.
Bu haini bu duruma getiren bizler değilmiyiz?
Ayağının altına kırmızı halılar seren, paçavrasını göndere çektiren ve Türkiye seninle gurur duyuyor sloganları attıran biz değilmiyiz?
Şimdi ektiğimizi biçiyoruz…
Aman, iyiki CHP 18 yıldır iktidarda değilmiş diyesi geliyor insanın.
Yine topun ağzına atarlardı yoksa…
Allah Kahretsin, Irak sınırımızdan Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırı oldu
Şimdi Hakkâri valiliğinden bir açıklama düştü haberlere.
Şemdinli İlçesi Tekeli Taburu'na bağlı 2 bin 867 rakımlı tepeye sınırın Irak tarafından bölücü terör örgütü mensuplarınca yapılan havan, roket ve doçka atışı sonucu, modüler üs bölgesi çalışmasında görevli 1 işçi ve bölge emniyetinden sorumlu 1 askeri personel şehit olmuştur, 2 askeri personel ise yaralanmıştır. Yaralı personellerin tedavileri sevk edildikleri Yüksekova Devlet Hastanesinde devam etmektedir. Bölgede geniş çaplı operasyon başlatılmış olup, konu ile ilgili adli tahkikat devam etmektedir."Denildi.
Halen bu sahtekârın Türkiye’de ki şirketlerine neden el konulmaz ey Tayyip Erdoğan?
Habur neden kapatılmaz?
Kes petrolünü suyunu, elektriğini nesi varsa…
AKP’nin yanlış politikaları yüzünden Türkiye çok zor günler geçiriyor.
Şimdi her şey bir yana devletimizin ve ordumuzun yanında olma durumundayız.
Söz konusu vatanımızdır.
Barzani ve ABD nin anlayacağı dilden konuşma zamanıdır…
Terörü kökünden bitirmek için savaşsa, savaş zamanıdır.
Çünkü artık askerlerimizin, polislerimizin kalleşçe şehit edilmelerinden usandık…
Not. Dün güzel bir şey oldu.
Sözcü gazetesinin 119 gündür tutsak olan muhabiri Mediha Olgun tahliye edildi. Darısı Gökmen Ulu’nun ve diğer masum gazetecilerimizin başına diyelim…
Şu halimize bakın ya nereden nerelere geldik?

Tünay Süer
23 Eylül 2017

Teog Bilmecesi - Gündüz Akgül
Geçmiş hükümetlerden başlayan ve AKP iktidarı tarafından da devam ettirilen Temel Eğitimden Ortaöğretime geçiş yıllar içinde yaz boz tahtasına döndü.
Gerilere gidip şöyle bir baktığımızda;
-1980’li yıllarda Anadolu ve Fen Liselerine giriş sınavı çift basamaklı yapılıyordu.
-1998 yılında Liselere Geçiş Sınav (LGS) sitemine geçildi.
-AKP iktidarı döneminde Eğitimde reform savlarıyla, 2008 yılında LGS sitemi beğenilmeyerek kaldırıldı ve yerine Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS) getirildi.
-OKS macerası bir yıl sürdü. AKP kendisinin getirdiği bu sistemi de beğenmeyerek 2009 yılında bunun yerine, üç yıllık Seviye Belirleme Sınavı (SBS) getirildi.
Her ne hikmetse, getirilen sınav sistemleri dikiş tutmuyor, getirilen kaldırılıyor yerine başka bir sistem getiriliyor. Veliler ve öğrenciler dikiş tutmayan bu sistemler karşısında şaşkınlık yaşıyorlardı.
- Üç yıllık SBS macerası da dikiş tutturamayınca, 2011 yılında yeniden tek sınav sistemine geçildi. Bu sistemde üç yıl dayanabildi. Bu sistemle son sınav 2013 yılında yapıldı.
-2013-2014 Ders yılında, SBS yerine Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş  (TEOG) diye adlandırılan sisteme geçildi. Bunula da Eğitimdeki yazboz işlemi bitmedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ben TEOG olayını istemiyorum ve bunu da artık yanlış buluyorum. TEOG'un kaldırılması lazım. Biz TEOG'la mı geldik? Ne TEOG vardı, ne bir şey vardı. Okursun, sene içinde notların bellidir, bu notlarınla beraber yürürsün. Gelirsin üniversite sırasına, orada da girersin üniversite imtihanlarına. Üniversite imtihanında da sosyalde, sayısalda başarı durumun neyse bu başarıya göre girmen gereken yer nereyse girersin." Dedi ve akan sular durdu. Milli Eğitim Bakanı TEOG’un kaldırıldığını ilan etti.
MEB Müsteşarı Yusuf Tekin tarafından TEOG'un kaldırılmasıyla ilgili olarak "Sınavsız model seçeneği değerlendiriliyor." Açıklamasını yaptıysa da, ayrıntıları henüz kesinleşmiş değildir.
Bu sınav sistemlerini ben koymadım ve ben sürekli değiştirmiyorum. Koyan iktidar, değiştiren iktidar.
Başbakan Binali Yıldırım, Şanlıurfa'da 2017-2018 eğitim-öğretim yılı açılış töreninde öğrencilere, “TEOG kalksın mı?” diye soruyor ve öğrencilerden “evet” yanıtını alınca tekrar sorup aynı yanıtı alınca, hızını alamayarak, “TEOG'la ilgili düzenlemeler yapacağız. Zaman içerisinde bu TEOG yarışa döndü, stresi arttırdı. Uykularınızın kaçmasına razı olmayız” dedi.
El insaf, durmadan sistem değiştirirken ve en son TEOG’u getirirken öğrencilerin ve velilerin uykularının kaçtığını yeni, mi fark ettiniz?
Eğitim sistemi, yaz boz tahtasına döndürülecek bir alan olmadığını, ülkenin geleceği olan çocuklarımızın bir saniye olsa bile uykularının kaçmasına olanak verilmemesi gerektiğini yeni mi anladınız.?
Sınavın kaldırılması konusunda yazılı ve görsel medyada bir sürü savlar ileri sürülmekte ve TEOG bilmecesi gizini korumaktadır.
Umuyor ve diliyorum ki yeni getirilecek sistemden, geleceğimiz olan çocuklarımızın Eğitim sisteminden eşit koşullarda yararlanmalarına bir zarar gelmesin.
Yeni getirilecek sistem için, parti ve siyasi görüş ayırımı yapmaksızın, bu işin uzmanlarından oluşacak bir kurul tarafından belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Eğitimin ve öğretimin, Eğitim Birliği Yasası ve Anayasamızın 42 maddesinde belirtilen şekil ve koşullarda yerine getirilmesi devletin temel görevidir.

21.09.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Eğitim mi Bostan Tarlası mı!... (teog’a dair)
Çağdaş dünya artık eğitimin gerekliliğini tartışmıyor. Tartışılan, eğitimin yöntemi, içeriği, zamanlaması yani sürece dağıtılması…
Bu da eğitimi birey yönünden ele alanlarla, toplum yönünden ele alanlar arasında görüş ayrılığna neden olmakta.
(not: Siyasetin kirli elleri ve sivri dilleri devreye girip de eğitimi siyasi çıkarı doğrultusunda yaz-boz tahtasına çevirmese, bu noktadaki görüş ayrılığının olumsuz bir etkisi olmayacaktır)
Bilimsel verilerin ışığında, karşılıklı gerekçeler ortaya konulduğunda, tartışma “iyi birey”; “iyi yurttaş” yetiştirme gereğine indirgenirse, özünde karşıtlık olmadığı görülür. Bu durum, eğitimin gerek birey, gerekse toplum için gereklilik olduğu tezini zayıflatmaz. Aksine, bireylerin, bireysel doyumu yanında, toplumsal uyumlarını pekiştiren en güçlü faktör olduğu tezini güçlendirir.
Yeter ki eğitimin aydınlatma gücü inkar edilmesin.Yeter ki eğitim, cehaletin ferasetine inanan karadulların eline bırakılmasın.
Bilim insanları ve eğitimciler, insanların gerek kendileri, gerekse toplum açısından daha mutlu, daha huzurlu ve daha doyurucu bir yaşam sürdürebilmeleri için iki tür uyuma gereksinim duyduklarına inanırlar: İç uyum… Dış uyum.
Bunların birincisi, bireyin, zeka, duygu ve istemleri arasındaki iç uyumdur ki, çağdaş eğitimi temel almış ülkeler bu uyumu ikincil tür uyumun doğrudan bir desteği olarak değil, toplumun en temel ögesi olan bireyin temel gereksinimi olarak görmüşlerdir.
Bu da bizi eğitimde dayatmalara yer olmadığı fikrine götürür ki; eğitimde akıl zeka ve yeteneğin temel öge alması bundandır.
Bireyin, zeka, yetenek, duygu ve özistemlerini temel alan bu eğitim, zora ve zorlamaya gelmez!.
İç uyuma ket vuran en etkin faktör, çocuk yaşta verilen, dinsel, törel ve siyasal art niyetli yönlendirmelerdir. Bu tür eğitim ilerideki hayatta zekayı değil, duyguları yönetir. Duyguların yönettiği birey ne kendi aklını kullanma becerisini geliştirebilir, ne de tolumsal uyum için gerekli gelişimi gösterebilirir. Bu ikilem arasında duygunun daha ağır basması ve kişiliğin duygulara esir olması kaçınılmazdır. Duygular, düşünmeye, sorgulama ile gerçeklere ulaşmaya en büyük engeldir.
Sonuçta, birey istem ile zeka ve duygunun gitgelleri arasında, kimliksiz ve kişiliksiz kalır. Sormayı ve sorgulamayı beceremeyen bu kişiler siyaseten en kolay aldatılabilenlerdir. Saplantıları, kendi doğruları olarak çakılır kalır benliklerine.
Temiz ve ahlaklı siyasetin eğitimdeki görevi işte, tam da bu noktada devreye girmelidir. Bunu da yapması gereken tek kurum devlettir. Çıkar yol, çocuklara, gençlere, siyasal mülahazalardan uzak, yetişkin aklının kabul edeceği öğretilerle donatılmış yöntem, ve içeriği zamanlamayı da dikkate alarak sunacak ortamı hazırlamaktır. Devletin iyi niyetli desteği olmadan bu sorun çözümlenemez.
Bireyin karşı karşıya olduğu ikinci uyum, dış uyumdur ki; zor olanı da budur. Zira dış uyum başkalarının istemleri doğrultusunda gelişir. Bu nedenle de
Zor oluşun faktörü tek değildir. Etkiye, yönlendirmeye, politik kullanıma açıktır örneğin. Bu da küçümsenecek bir tehlike değildir.
Hele ki ülke eğitimi kendi politik mülahazalarının, geleceğinin, bekasının arka bahçesi olarak görür ve buna göre metod, içerik, kadro programlarsa!..
*
Hangi yöntem, sistem ve metod gelirse gelsin; eğitim, hiçbir toplumda şu iki ögesinden vazgemez!.: Yarışçılık ve işbirliği…
Eğitim, öğrenmede, yeteneği, bilgiyi, aklı, liyakatı öne çıkarmayı mutlak amaç edinmişse, “yarışçılıktan” vazgeçemez. (Daha eşitlikçi ve adil ortamı sağlamak devletin görevidir)
Eğitim, metoduyla, proramıyla, yöntemi ve zamanlamasıyla tek kişinin iki dudağından çıkacak kararlara bırakılamacak kadar önemli bir olgu, bir disiplin olduğu için, “işbirliğinden” vazgeçilemez!...
*
Bu gerçekler ortada iken tek kişilik kararla, “koydum oldu” yöntemiyle LGS koy, olmadı, OKS koy, yine olmadı SBS koy, TEOG koy… “kaldırdım oldu!” de kaldır!... Bakan bile enson duysun kararı!.
Eğitime bostan tarlası muamelesi yapılsa ancak bu kadar kelek yetiştirilebilirdi!. Bir eğitimci olarak içim yanıyor. (DEVAMI GELECEK)
19.09. 2017
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci

Mehmet Halil Arık

Atatürk büstlerine saldırılara tepkisiz kalıyor

AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor
Taa İktidara gelmeden önceleri bile, laikliği ve Atatürk’ü sevmemişlerdi, söylemleri ile bunu dışa vurmuşlardı. Bunu bilen Atatürk düşmanları da ortamı uygun bulunca Atatürk’ün büstlerine, laikliğe saldırmaya,  Atatürk’ü anımsatan Ulusal bayramları dışlamaya başladılar.
Bir yerde, ülkede Atatürk düşmanlığı gibi çok zararlı ve yıkıcı bir bataklık yarattınız mı, orada çok hızla sivrisinekler, zehirli haşereler, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları çoğalmaya başlarlar. Son aylarda dikkat ettiniz mi, sanki mısır patlağı gibi kâh o ilden, kâh bu kazadan Atatürk büstlerine saldıranlar, Atatürk aleyhinde hakaretler devam ediyor.  Aslında son aylarda artan oranda Atatürk düşmanları, İşte o haşereler, Atatürk şahsında laik düzene, ülkenin yıkılışına saldırmaktalar.

Çağdaşlık laiklikle olur
Anayasa değişikliği arifesinde, hatırlar mısınız, TBMM Başkanı İsmail Kahraman, “anayasa değişikliğinde laiklik olmayacak” diyordu.
İsmail Kahraman şunu bilmeli ki, laik olmayan devlet asla çağdaş olamaz, Müslüman ülkelere göre, günümüzün refahın zirvesine ulaşmış Batı ülkeleri laik düşünce, laik yönetimle buraya gelmişlerdir. Türkiye dışında hangi Müslüman ülkede laiklik vardır. Üstelik 57 kadar İslam ülkesinin ulusal gelirleri Almanya’nın ulusal gelirine ancak ulaşabiliyor. Çağdaş dünyadan geri kalmış bu İslam ülkelerinden milyonlarca insan, varını yoğunu satıp, “çoluğunu çocuğunu” yollarda heder ederek neden “gavur” dediğiniz Batı ülkelerine doğru gitmek için can atmaktalar? Bunu hiç düşündünüz mü? Çünkü o “gavur”  dediğiniz o çağdaş ülkeler, o refah düzeyine laik yönetim kültürü ile ulaşmışlar. Ama AKP-RTE iktidarı da, Atatürk’ün aydınlanmaya doğru rotasını çizdiği Laik TC ni yıkmak için var güçleri ile Atatürk büstlerine saldırıyorlar, tüm İslam ülkelerinin imrenerek, dünyanın hayran kaldığı Atatürk ve Atatürkçülüğü yok etmeye, yıkmaya çalışıyorlar.
Son yıllarda, son aylarda Atatürk büstlerine saldırıları sıralasak artık sayfalara sığmaz.
Bu saldırıların sonuncusu Antalya Kepez İlçesi’nde görüldü.
AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor
“Antalya-Kepez İlçesi Göçerler mevkiindeki çalılık alanda yürüyüş yapan CHP delegesi Mustafa Çiftçi ile bölgedeki bir sitenin bekçisi, yaklaşık 2 metrelik fiberden yapılmış Atatürk heykelini yerde görünce CHP İl Başkanı Mustafa Erdem’i bilgilendirdi. Erdem, gazetecilerle birlikte Masa Dağı’ndaki alana gitti. Mustafa Erdem, çalılıklar arasına kim ya da kimler tarafından bırakıldığı bilinmeyen Atatürk heykeli ile ilgili Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya’yı arayarak, bu hainliği yapanların bulunmasını ve yanlışlığın düzeltilmesini istedi.
Burada bir açıklamada bulunan Mustafa Erdem, "Geldikleri günden beri Atatürk adını taşıyan ne varsa yıkmak için çaba harcayanlar, Türk lirasından Atatürk’ün resmini çıkartanlar, stadyumlardan adını kazıyanlar, milli eğitim müfredatından Atatürk ilke ve devrimlerini çıkartanlar, özgür ve bağımsız bir Türkiye’de yaşıyorsak Atatürk ve arkadaşlarına, atalarımıza borçlu olduklarını unutuyorlar. İçlerindeki kin ve nefret duygularını bir türlü yıkamıyor, atamızın heykelini buraya ormanlık alana atma cesaretini gösteriyorlar. Buradan Antalya Valimiz Sayın Münir Karaloğlu başta olmak üzere tüm yetkililere sesleniyorum. Bu Atatürk düşmanı hain kimse derhal bulunup gerekli ceza verilmelidir" dedi. [1]
AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor

AKP'ye yakın yayın  politikası ile bilinen Akit'in televizyon kanalı Akit TV'de Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 77. yıl dönümünde-2015 de 10 Kasım haberinde "Zulüm 1938'de son buldu" başlığı kullanabiliyor. [2]

Mısır’daki Esmaya gösterdiği ilgiyi Atatürk’e saldıranlara göstermiyor
İşin acı tarafı, “sukut ikrardan gelir”, “dervişin fikrindeki neyse zikri de odur” özdeyişlerinin açıkladığı gibi, AKP-RTE iktidarının Başbakanına, Cumhurbaşkanına, bakanlarına, milletvekillerine kadar hiçbir yetkili çıkıp bu Atatürk düşmanlarına, Atatürk büstlerine saldıranlara karşı ayıplayan hiçbir şey söylemiyorlar. Demek ki bu saldırılardan memnun olmaktalar.
Mısır’da Mürsi-Sisi darbesinde Rabia Meydanında polis kuruşunu ile öldürülen Esma için gözyaşı döken ve dört parmakla Rabia işareti yapan R.T. Erdoğan, aynı günlerde Çarşı-Taksim olaylarında ölen 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın için kılı kıpırdamıyordu. İşte aynı R.T. Erdoğan, dünyanın hayran kaldığı Türklerin Ulusal Kahramanı Atatürk’e, Atatürk büstlerine hayâsızca saldırılara karşı daha da kılı kıpırdamıyor, en küçük bir eleştiri bile yapmıyordu.  Yani Mısır’daki Esma’ya gösterdiği gözyaşılı tepkiyi, Atatürk’e ve Atatürk büstlerine saldırılara karşı göstermiyor, ilgisiz kalıyordu. Böylece Cumhuriyet tarihinde böylesine, ulusal kahramanı Atatürk’e ilgisiz kalan, ihanet eden bir yönetici gelmemiştir.
AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor

Atatürk düşmanlığını  yavaşça sindire sindire alıştırmak istiyorlar
Anladığımıza göre Atatürk düşmanlığını sindire sindire,  yavaş yavaş “kurbağanın suyunu çaktırmadan yavaş yavaş ısıtıldığı gibi, halk arasında Atatürk düşmanlığının yayılmasını bekliyorlar, izliyorlar.
90 yıllık Cumhuriyet tarihinde Ulusal egemenliğin, Laik TC nin, Ulusal değerlerin, Atatürk ve Atatürkçülüğün, adaletin, devlet mekanizmasının bu kadar örselendiği, bu kadar tahrip edildiği görülmemiştir. Ayrıca Avrupa’sından ABD sine kadar TC Devleti itibarının bu kadar ayaklar altına Alındığı görülmemiştir. Avrupa’da, Hollanda’da olduğu gibi bakanlarımız polis eşliğinde yurt dışına çıkarılıyor, bakanlara, ne ki Cumhurbaşkanımıza oralardaki vatandaşlarımızla bile konuşturmaya izin verilmiyor. Peş peşe utanç verici olaylara tanık oluyoruz.
Bütün dünyanın hayran kaldığı, dünyanın pek çok ülkesinin meydanlarında, parklarında heykellerinin bulunduğu Atatürk’ü, ne yazık ki bizim yöneticiler dışlıyorlar, heykellerinin saldırılmasına göz yumuyorlar.
AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor
AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor

Hutbede Atatürk ismini duyunca namaz kılmadan çıkmışlar!
30 Ağustos Zafer Bayramını  bile kabul etmiyorlar
Buna örnek olması için 30 Ağustos Zafer Bayramına bile düşmanlıklarını yansıtan, ulusal değerlerimizi yadsıyan bir örneği Saygı Öztürk’ün bir yazısından alıntı yapmak istedim:
“Milli Eğitim Bakanlığı, sanki öğretmeni, kendi olanakları yokmuş gibi dinci vakıf ve derneklerle iş birliği yapıyor, öğrencileri onlara teslim ediyor. (Amaçları Orta Doğu’nun gerici Arap İslam devletleri gibi İslami devlet kurmak istiyorlar da ondan) Zehra Vakfı da Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde etkili. Bunların Atatürk’e bakışını, vakfın kurucusunun anlatıldığı kitaptan bir cümle ile aktarmak bile yeter:
“Cuma hutbesini dinliyorduk. Konu, ertesi günkü 30 Ağustos Zafer Bayramı idi. Hutbede malum adamın ismi okununca, namaz kılmadan çıktık”.  [3]

Araplar bile hayran iken
AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor
Ürdün Kralı şimdiki 2. Abdullah Mart 2013 de Türkiye'ye yaptığı resmi ziyaret kapsamında Anıtkabir'i ziyaret etmiş ve Anıtkabir'de mozoleye çelenk koyduktan sonra kameralara da yansıyan yanaklarına doğru süzülen göz yaşlarını hepimiz izlemiştik. Muhtemelen bu göz yaşlarının nedeni, adını taşıyan dedesinin Osmanlıya ihaneti yanında kendisinin Atatürk’e olan hayranlık ve vefasızlığın empatik duygularının dışa vurmasıdır. [4]
Bakmayın Vahhabi Suudi Arap kıralının laiklik düşmanlığını kollamak-yaymak ve de şeriat rejimini yaymak için verdiği milyonlarca dolar rüşvetlerine,  Kral II Abdullah gibi Araplar da Atatürk’e böylesine hayran iken, bizim Atatürk düşmanlarının ihanet içindeki tavırları çağdaş dünyada dehşetle izleniyor. Atatürk ve laiklik düşmanlığı bir yana, demokratik düzeni yıkma, basın, ifade özgürlüğü,  insan hakları ihlalleri ve diktatörlük hevesli uygulamaları yüzünden, iktidarın Batı’nın hiçbir ülkesinde itibarı kalmamıştır. Birçok Batı ülkesinde bakanlar düzeyinde bile engellemelere başlamıştır. [5]
İsterseniz onun nasıl bir deha olduğunu, dünya ülkelerinin nasıl gördüğüne ilişkin ilginç bir iki örnek verelim.
AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor

AKP-RTE iktidarı Atatürk düşmanlığını seyrediyor

KUBA’DA SADECE ATATÜRK BÜSTÜ BULUNMAKTA
Kuba’nın efsanevi lideri Castro’nun kendi ülkesinde heykeli olmadığı gibi, başka ülke liderlerinin bile Kuba’da heykeli yoktur. Kendi büstünün dikilmesini yasaklayan Kastro, sadece Atatürk’ün büstünün Havana’nın en mutena yerine Atatürk’ün heykelinin dikilmesini istemiştir. Şimdi Cuba’nın Başkenti Havana’nın Puerto Caddesi’ndeki güzel bir parkta Atatürk’ün büstü bulunmakta. Üstelik Cuba’nın iki ayrı yerinde iki tane Atatürk büstü bulunmakta. Büstün altında, Türkçe ve İspanyolca olarak  “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu-yurtta barış, dünyada barış” yazılmış.

ŞİLİ SANTİAGO’DA  ATATÜRK’LE İLGİLİ BİZİ GURURLANDIRAN SÖZ
Şili’nin Başkenti Santiago’da belediyenin girişimi ile Atatürk rölyefinin altında göğsümüzü kabartan sözler yazılmış. Şili’nin Başkenti Santiago’nun Apoguinda caddesindeki Novigod Park’ta, arkasında küçük bir şelale olan rölyefte Atatürk portresinin altında bizi gururlandıran şu yazı vardır:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkesinin fedakâr ve sadık hizmetkârı, benzeri olmayan, insanlık idealinin canlı örneği. Bütün hayatını Türk Milletine adamış, milletine kendi ruhunu, ateşini vermiştir. Hatırası ve fikirleri, milletinin ruhunu ateşli tutan, sönmez bir meşale olarak yaşamaktadır.” [6]
Öteki ülkelerdeki Atatürk için takdir değerlerini, yer darlığından, heykellerini yazmak istemiyorum. Dünyada başka hiçbir lider Atatürk kadar ülkesine bu denli hizmette bulunmamıştır. Başka ülkeler bu denli Atatürk’ü anlayıp severken, bizim aydınlık, bilim, çağdaşlık düşmanları maalesef Atatürk ve heykellerine saldırıyorlar. Atatürk sevgisini yok etmek için ders programlarından onun ismini, ülkemize getirdiği çağdaşlığı, aydınlığı, hizmetlerini kaldırıyorlar. Ayrıca, toplumun tepkilerini yumuşatmak için “meczup” dedikleri üstünü örtmeye çalıştıkları canlı bombadan beter adamlarına Atatürk büstlerine saldırtıyorlar. Bu saldırılar peş peşe devam edip gidiyor.
İsterseniz bu hüzünlü yazının sonunu bir Atatürk’lü Temel’li fıkra ile bitirelim. Demir paralardan bile Atatürk resminin kaldırılmaya başladığı şu günlerde denk düşer, sanırım.
Marketin birine bir turist gelmiş bir şeyler almış, sonra Türk parası çıkaramamış bunun üzerine kasadaki adama dolar uzatmış.
Adam para sahte mi değil mi diye kuşkuya düşmüş. Paranın orasına burasına bakmış, evirmiş çevirmiş anlayamamış, sahte olup olmadığını. Bakmış böyle olmayacak parayı sırada bekleyen Temel’e uzatmış. “Bir de sen bak hele” demiş. Temel paranın bir altına bir üstüne bakmış, sonra masanın üstüne atmış ve “bu para sahte” demiş. Herkes şaşırmış, nasıl anladın bu kadar çabuk demişler; Temel de “bunun üstünde Atatürk resmi yok” demiş.

Cevat Kulaksız

SONNOTLAR


[1] http://www.hurriyet.com.tr/antalyada-calilik-alanda-ataturk-heykeli-bulundu-40583076

[2]  http://t24.com.tr/haber/akit-tv-10-kasimi-boyle-andi-zulum-1938de-son-buldu,316003

[3]  Bunlar tehlikeli tırmanışlar Saygı Öztürk Sözcü 15.9.2017 sf 13

[4] Kral Abdullah’ın Gözyaşları:
Hürriyet Gazetesi'nden Taha Akyol  "Anıtkabir'de bir kral" başlıklı köşesinde ilginç bir ayrıntıya yer verdi. Akyol "tarihin derinliklerinden gelen bir duygunun ifadesi" diye tahmin yürüttüğü gözyaşları için yakın tarihte yaşanan olayı hatırlattı. Akyol'un aktardığına göre Türkiye'yi ziyaret eden Kral II.Abdullah'ın dedesi I.Abdullah Osmanlı vatandaşıydı aynı zamanda Mebusan Meclisi ve Danıştay üyeliği yapmıştı. Ürdün'ün de ilk kralı olmuştu.
1937 yılında Ürdün, Filistin ve Suriye topraklarını iyi bilen Atatürk'e konuk olduğu Türkçe konuştukları biliniyor. Akyol'un verdiği bilgiye göre Ürdün Kraliyet ailesi Hâşimi soyundan geliyor ve ailenin hazin hikayesi meşhur Şerif Hüseyin'le başlıyor….
Başımıza gelenler, Osmanlı'ya ihanetimizin ilahi cezasıdır!"
Akyol'un yazısındaki en çarpıcı bilgi, Şevket Süreyya Aydemir'in "Enver Paşa" adlı eserinden naklen anlattıkları içinde geçiyor. Haşimi soyundan gelen meşhur Şerif Hüseyin'in Osmanlı'ya kafa tutuyor. Şerif Hüseyin'in, isyan ederken birlikte hareket ettiği isim ise İngilizlerin ünlü casusu Lawrens… İkisinin birlikte hareket edip Osmanlı'ya savaş açması ise toplumun belleğinde derin izler bırakıyor.
İsyan etmesi sonrası ailenin üzerinden de felaketler eksik olmuyor.
1937 yılında Atatürk'ü ziyaret eden Kral I.Abbullah, Şerif Hüseyin'in oğlu ve ilk Ürdün Kralı oluyor. Kral I.Abdullah bir suikaste kurban gidiyor. Yerine geçen oğlu Tallal, akıl hastalığına tutuluyor ve ömrü İstanbul'da Şifa Yurdu'nda geçiyor. Şerif Hüseyin'in diğer çocukları ise Irak Kralı ve veliahtı oluyorlar fakat Onlar da askeri darbede feci şekilde can veriyorlar. Vehabi ayaklanması sırasından Hicaz'dan kaçan ve İngilizler tarafından Kıbrıs'ta alıkonulan Şerif Hüseyin tutsak bir hayat yaşıyor.
Şerif Hüseyin kendinin ve evlatlarının başına gelenleri veciz sözlerle özetliyor. Hayal kırıklığı, aşağılanma ve acılar içinde söylediği sözler ise tam ibretlik: "Başımıza gelenler, Osmanlı'ya ihanetimizin ilahi cezasıdır!"
"Kral olacağımı sandım, Tanrı beni sürgünlüğe düşürdü"
1942 yılında II. Dünya Savaşı sırasında İsmet Paşa'nın Ortadoğu başkentlerine diplomasi için gönderdiği Feridun Cemal Erkin, Amman'da Kral I. Abdullah tarafından kabul ediliyor. Kral I.Abdullah'ın, babası Şerif Hüseyin'le ilgili vicdan azabı ile ilgili aktardığı anı Erkin'in "Dışişleri'nde 34 Yıl" adlı kitabında şöyle anlatılıyor:
"Babam çok ıstırap çekti. Bir gün, saray bandosu bahçede konser veriyor. Hava sıcak, pencereler açıktı. Bir ara bando hepimizin bildiği İzmir marşını çalmaya başladı. Babamın birçok eski hatıralarının canlanmasını önlemek için pencereyi kapattım..."
Pencerenin açılmasını isteyen Şerif Hüseyin diyor ki:
"Evlat, neden o pencereyi kapatıyorsun? İzmir marşının eski günleri bana hatırlatmaması için değil mi? Ben velinimetine ihanet etmiş âsi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı sandım, Tanrı beni sürgünlüğe düşürdü, hasta oldum, buraya sığındım..."
Şerih Hüseyin, Lawrens ile işbirliği yapıp Osmanlı'ya karşı ayaklanmasının vicdan azabını o kadar ağır yaşıyor ki Erkin, Kral I.Abdullah'tan aktardığı sözleri şöyle aktarıyor:  "Pencereyi aç, şu marşı dinleyeyim, duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın. Bu dünyada çektiğim ıstıraptan artan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı Hak bu günahkâr kulunu dünyada affederek, ahirette daha büyük cezadan korusun..."
http: Hakan Göksel//www.haber7.com/guncel/haber/998374-kral-abdullahin-anitkabirde-gozyaslarinin-nedeni

[5] http: Hakan Göksel//www.haber7.com/guncel/haber/998374-kral-abdullahin-anitkabirde-gozyaslarinin-nedeni

[6] http: Şükrü Kızılot //www.hurriyet.com.tr/sadece-ataturk-un-bustu-olan-ulke-25082848

Cevat Kulaksız

Fanatik mi Evrensel mi?

Evrensel olmayan fanatikler çağdaş olamaz, çağın dışında kalır
Devlet adamı fanatik olamaz, her insanın mutlaka tutku ile bağlandığı, sarıldığı bir ülküsü, ideali, vatan, millet sevgisi gibi şaşmaz sevgileri vardır. Ancak bir devlet adamı, bir siyasetçi, maç seyreder gibi, fanatikliğini ikide bir dışa vuramaz, yani tüm olayları, aniden de oluşsa olaylarda fanatik tavırlarla yukarıdaki ideallerini bir maç fanatiği gibi dışa vuramaz. Tüm vatandaşlarına eşit bakmalı, eşit davranmalıdır.
Olgun bir devlet adamı, siyasetçi fanatik olamaz, tüm konuşmalarını, değerlerini, kararlarını evrensel kurallarla yoğurarak, danışa danışa daha mantıklı konuşma ve davranış içerisinde olur.
Bütün bunları, denk düştüğü için bizim yetkililerin iki suçlu ile ne ki Bakan Soylu’nun cenazeye saldıranı kutsarcasına yan yana durup, bir zafer kutlayan tavır içinde resim çektirmeleri üzerine söylemek, yazmak istemiştim. Bakan Soylu, cenazeye saldıranla yan yana durup fotoğraf çektirmekle çok ayıp bir tavrı kutlayan alkışlayan durumuna düşmüştür.
Gömülen cenazeyi engellemek  geleneklerimizle töremizle asla bağdaşmaz.
Milletvekili Aysel Tuğluk’un vefat eden annesi Hatun Tuğluk'un cenazesine saldıran, aynı mezarlığa gömülmesine karşı eylem yapan Murat Alp ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun karakolda çekilmiş fotoğrafının yayınlanması çağdaş dünyada bizim için onur kırıcı bir olaydır. Öğrendiğimize göre, İncek’te oturan Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk, öldükten sonra evlerinin karşısında görülen İncek mezarlığına gömülmeyi arzu eder; protestolar arasında oraya gömülür, on saat sonra mezardan çıkarılan ceset Tunceli’ye götürtülmek üzere yollanır. Devletimiz, hükümetimiz adına utanç verici bu olay bizim gelenek ve göreneklerimizle asla bağdaşmaz. Belki göreniniz vardır, Antalya gibi bazı mezarlıklarda Müslüman mezarlığı ile Hıristiyan mezarlığı yan yanadır. Kaldı ki, dini bir, vatanı bir, kültürü bir Kürt kardeşlerimizin cenazesini engellemek çok yakışıksız ve çok çirkindir. Üstelik Kürdistan referandumunun söylendiği, bölgedeki insanların diken üstünde bulunduğu bu ortamda böyle zamanda emniyetimiz çok uyanık olmalıydı ve anında müdahaleyi engellemeli idi.
Ayırımcılık öylesine tuhaflaştı ki, artık mezarlıkta bile ölü ayırımı yapılır hale geldik. Bir bakan, bir siyasetçi ölen vatandaşı Ermeni de olsa, Yahudi de olsa, Kürt de olsa cenazesini ayırmaya çalışanı saldıranı kutlayamaz. Sen Allah’mısın da daha mezara girerken vatandaşı cezalandırmaya çalışıyorsun, üstelik suçlu görülen kişi ile yan yana durup bir iftihar vesilesi gibi resim çektiriyorsun. Hatun Tuğluk'un cenazesine saldıran Murat Alp, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yla karakolda çekilen fotoğrafının yanına ise 'adamın kralı içişleri bakanımız süleyman soylu' diye yazdı Ondan sonra çektirdiği fotoğraf, ayıbı meydana çıkınca ve bunu facebook hesabından paylaştığı ortaya çıkınca “aşağılıksınız”  diyerek başlıyor celallenmeye, bağırıp çağırmaya.

Bir bakanla daha fotoğrafı çıktı
Evrensel olmayan fanatikler çağdaş olamaz, çağın dışında kalır
HDP Eş Genel Başlan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine saldıranlardan olduğu belirtilen Murat Alp’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ile fotoğrafı ortaya çıktı.
Yine basına yansıyan bilgiye göre, Hatun Tuğluk cenazesine saldıranlardan olduğu belirtilen Murat Alp’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ve AK Parti Ankara İl Başkanı Ahmet Gündoğdu ile fotoğrafları olduğu belirtildi. [i]
Çağdaş ve evrensel düşünen kimse suçluyu kutsayamaz, ayıbı ayıplar. Ölen vatandaşımız her dinden, her mezhepten olabilir, kaldı ki ülkemizde azalan oranda da olsa Ermeni, Rum, Yahudi vatandaşlarımız bulunmakta. Üstelik ülkemizde PKK terörü Kürtlerle Türkleri ayırma, Doğu’da bir Kürdistan kurma terörü verirken, her şey toplum diken üstünde iken, bu tür ayırımcı tavırlar, ateşe benzinle yaklaşmaya benzer.

Evrensel davranmayan devletler çağdaş dünyadan dışlanır
Devlet adamı evrensel düşünmeli, evrensel davranmalıdır. Buna başka şöyle bir örnek verelim.  Almanya’da bir Türk kökenli Alman Milletvekili’nin annesi vefat etse,  cenazesi Almanya’ya defnedilmek istense,  bir Alman fanatik “burası Türk mezarlığı değil” diyerek protesto edip engellese ne yapardık?  Almanya  İçişleri Bakanı o saldırgan fanatiği  kutlamak babında resim  çektirse Türk olarak incinmez miyiz. Sayın Bakanımız Soylu da empati yaparak konuya böyle bakmalıdır.  Unutmayalım ki, demokratik uygulamalarda evrensel davranmayan devlet adamları da, hükümetler de dışlanır çağın dışında kalır; 15 yılın sonlarında AKP-RTE hükümeti aynı dışlanmışlığın sürecini yaşamaktadır. Örnek mi? AKP-RTE bakanları artık Avrupa’ya bile doğru düzgün alınmıyorlar. [ii]
Öte yandan, Cumhurbaşkanımız R.T.Erdoğan’ın korumaları hakkında dava açılan ABD de,  ABD Senatosu Tahsisler Komite’sinde, Türk hükümet yetkililerinin ABD’ye sokulmaması için ABD Ii Dışişleri Bakanlığı’na yetki veren bir karar kabul edilmiştir. (Sözcü-Soner Yalçın)

Daha önce de başka ayıplı bir resim çektirme olayını yaşadık
Evrensel olmayan fanatikler çağdaş olamaz, çağın dışında kalır
Agos gazetesinin Türkiye Ermeni’si genel yayın yönetmeni Hrant Dink'in 19 Ocak 2007'de silahlı saldırgan Ogün Samast tarafından öldürülmesinden sonra, katili ile bazı güvenlikçilerin resim çektirmesi başka bir ayıplı olaydır.
Her iki olayda da ölen Hatun Tuğluk, öldürülen Türk vatandaşı Hrant Dink, öldüren ve cenazeye saldıranlar da Türk vatandaşıdır. Her iki olayda da, ülkemiz için onur kırıcı bir durum var, vatandaşımız olan insanın, hem de gazetecinin Ermeni kökenli olduğu için ensesine kurşun sıkarak katledilmesi çağdaş dünyada çok ayıplı bir olaydır.
Evrensel olmayan fanatikler çağdaş olamaz, çağın dışında kalır
Hrant Dink’in Ermeniler ile Türkler arasında barış elçisi gibi uğraş veren barışsever bir insan olması, hele gazeteci olarak katledilmesi üzüntü kaynağı olması yanında, uluslar arası camiada Ermeniler için Türkler aleyhinde olumsuz bir tavır alınmasına neden olmuştu. Üstelik Dink’in katili ile jandarmaların, polislerin, bazı öteki resmi kimselerin bir övünç vesilesi imiş gibi resim çektirmeleri çok hoş değildi. Çünkü Ermeni ama TC vatandaşı idi ve bu olay, Türk Ermeni düşmanlığını körüklemişti.
Öldükten sonra başka bir vatandaşın PKK yandaşı sanılarak cenazesine saldırılması ülkemiz için onur kırıcı, uluslararası arenada küçük düşüren bir olaydır.
Yine vatandaşımızın cenazesine bir başka vatandaşın saldırmaya yönlendirilip, şartlandırılması, demokratik Türkiye’ye yakışmayan, çağ dışı, insanlık dışı bir olaydır.  Bu tür olaylar uluslar arası camiada aleyhimize rüzgârların esmesine neden olur, bizi de bölücülüğe ayırımcılığa götürür.

Başbakan da aynı ayırımcı tavır içinde olmuştu
Geçmişte Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan da, Başbakanken konuşmalarında azınlıktaki vatandaşlar arsında ayırımcı tavırlar içinde olmuştur.
 “….Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Tayyip Erdoğan’ın NTV'ye verdiği röportajda “Benim için neler söylediler. Çıktılar bir tanesi aynı zihniyet. 'Gürcü’dür' diyen oldu. Çıktı bir tanesi affedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu” sözleri demokrat kamuoyunu ayağa kaldırdı. Siyasi rakiplerini ve halkı "Alevi, Zaza, Mısırlı" diye ayrıştıran, Soma'daki işçi katliamı sonrası, kendisine tepki gösteren madenci yakınını "Yahudi dölü" diye azarlayarak yumruklayan Başbakan Erdoğan'ın son nefret söyleminin hedefi Ermeniler oldu”.
…….[iii]
Agos gazetesinde “Agos'un Sözü: Allah affetsin” başlığıyla yayımlanan (7 Ağustos 2014) haber:
“…Öte yandan, Başbakan’ın etnik kökeni, her ne hikmetse, ortama göre değişiklik gösterecek kadar esnek. Nitekim 11 Ağustos 2004’te, Gürcistan gezisi sırasında, “Ben de Gürcü'yüm, ailemiz Batum'dan Rize'ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir”, demişti. Şimdi, seçim arifesinde milliyetçi oyların cazibesine kapılarak, Gürcü olmayı, hele hele Ermeniliğe yakıştırılmayı zül saydı belli ki…”
“….Başbakan Erdoğan, 10 Haziran 2011’de kendisi ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili çok sayıda kitap yazıldığını ifade ederek, "bu kitaplar içerisinde ne Yahudiliğimiz, ne Ermeniliğimiz, ne affedersiniz Rumluğumuz, hiçbir şeyimiz kalmadı" demişti. [iv]
 “…Malum, iş küfre geldiğinde “söz meclisten dışarı” mahiyetinde “afedersiniz” denir. Belli ki Başbakan için Rumluk ve dahi Ermenilik büyük küfür sayılıyor.
TC nin başbakanı olarak  R.T. Erdoğan’ın ülkesinde Rum, Ermeni, Yahudi vatandaşları varken, böylesine onları aşağılayan ifadeler kullanması, o azınlıktaki vatandaşlarımızı incitmez mi?  Yunanlılar-Rumlar-Başbakanları Batı Trakya’daki  Türk vatandaşları veya Bulgaristan’daki Bulgar yöneticiler, oradaki  azınlık Türkler için böyle aynı aşağılama ifadelerini kullansalar  Türk olarak incinmez miyiz. Öyleyse devlet adamı, tüm vatandaşlarına fanatik değil de daha evrensel, daha sevecen ve eşit davranmalıdır.
Öyleyse devlet adamı, hele başbakan, bakan düzeyindeki kimseler böylesine fotoğraf çektirerek, yanlış söylem ve davranışlar içinde olarak  bulunmaları, ötekileştirilen   vatandaşları yaralar, ayrılık filizlerinin uç vermesine neden olurlar.
Cevat Kulaksız

SONNOTLAR
[1] http://www.demokrathaber.org/guncel/cenaze-saldirgani-murat-alp-in-bakan-sarieroglu-yla-da-h89710.html

2 Hollanda, Rotterdam’da Türk vatandaşlarıyla bir araya gelerek konuşma yapmayı planlayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun uçuş iznini iptal etti. Hollanda Başbakanı Rutte, gerekçe olarak ‘kamu düzeni’ ve ‘güvenliği’ gösterdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın Türk konsolosluğuna girişine izin verilmedi. Diplomatik skandal saatler sürdü. Bakan Kaya sabaha karşı 03.00'ten sonra polis nezaretinde Hollanda’dan çıkarılmıştı. Cumhuriyet tarihinde Avrupa’da bize karşı böylesine onur kırıcı olay yaşanmamıştı.

3 http://t24.com.tr/haber/agostan-afedersiniz-ermeni-dediler-sozu-icin-erdogana-allah-affetsin,266834

4 http://t24.com.tr/haber/agostan-afedersiniz-ermeni-dediler-sozu-icin-erdogana-allah-affetsin,266834

Cevat Kulaksız

Kaymakam - Gündüz Akgül
Sevgili Dostlar,
Hepiniz Kaymakam’ın ilçenin en yüksek idari yöneticisi (mülki amiri) olduğunu biliyorsunuz.
Meslek yaşamımda çok Kaymakamla çalıştım, çok Kaymakam tanıdım. Hepsi mesleklerinin bilinciyle çalışan dürüst ve saygıdeğer insanlardı.
Bu gün size tanıtacağım bir Kaymakam, tanıdığım tüm Kaymakamlardan değişik nitelikleri olan ve bu niteliklerini öğrendiğinizde, işte ülke bu tür yöneticilerin yönetiminde şaha kalkar diyebileceğinizi biliyorum.
Siz;
-Henüz Kaymakam Vekili iken, gelmiş geçmiş tüm kaymakamların, akraba olan ve aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle iki köy arasında içme suyu anlaşmazlığını çözmemelerine karşılık, köylülere yaklaşım tarzıyla bu anlaşmazlığı giderip içme suyu sorunlarını halleden Kaymakam,
-Henüz Kaymakam Vekili iken, bir köy Muhtarının kendi çıkarı için yanlış bilgi vererek, sınır anlaşmazlığı olan iki köyün silahlarıyla mevzilenip büyük olay çıkaracaklarını bildirmesi üzerine, işi Jandarmaya havale etmeyip bizzat olaya el koyarak ve köye giderek Muhtarın yalanını meydana çıkaran ve muhtarı istifa etmek zorunda bırakan Kaymakam,
-Okulu bulunmayan ve nüfus azlığı nedeniyle İl Milli Eğitim Müdürlüğünce okul yapma programına ancak on-on beş yıl sonra alınabilecek bir köye, İl Valisinden izin alarak bu köye yardımlaşma ile okul yapmaya giriştiğinde, Valinin, “Sen genç bir Kaymakam Vekilisin beş parasız okul inşaatı yaptıramaz mahcup olursun” uyarısına karşın, köylüleri toplayarak önce kendisi bağışta bulunup köylülerden gereken parayı toplayıp imece usulü ile kısa sürede köy Okulunu yaptırıp öğretime açan Kaymakam,
-Henüz Kaymakam Vekili iken, İktidar Partisine mensup İlçe Başkanının silah ruhsatı isteğini, yasadaki koşullar elvemediği için ret etmesi üzerine, Parti Milletvekilinin kendisine gelerek İlçe başkanına silah rusatı vermesini istemesi, tüm ısrarlarına ve baskılarına karşın, yasaya göre bu isteği yerine getirmesinin olanak dışı olduğunu ve iktidar partisi Milletvekilinin isteğini yerine getirmeyen yürekli Kaymakam,
-İlçenin bir evinde gizli kumar oynandığı ve yıllarca bunun önlenemediği ihbarını aldıktan sonra, bizzat tasarladığı ve uyguladığı yasal bir planla bu evi polis eşliğinde basarak kumar eylemini sonlandıran bir Kaymakam,
-Bir köyün hayvanlarını geceleyin çalan ve izini kaybetmeyi başarıp bir türlü yakalanamayan hırsızları, tasarladığı olağanüstü önleyici güvenlik planı ile engelleyen bir Kaymakam,
-Yoksul bir dağ köyünde çıkan yangın sonucu tüm evlerin yanması haberini aldıktan sonra, topladığı ekibiyle bizzat köye giderek her türlü yardımı yetiştirerek köylünün acısını dindiren Kaymakam,
-Kaymakamlık yaptığı ilçelerde köylülerin ne ile geçimlerini sağladıklarını saptadıktan sonra, kalkınmalarını sağlamak için, o konuda kooperatifleşmelerine ön ayak olan ve bunu başaran Kaymakam,
-Görev yaptığı İlçenin bir köyünde kız çocuklarının okula gönderilmediğini öğrenen ve bunu köy muhtarına sorduğunda Muhtardan, köydeki tüm çocukların okula gittiği yanıtını alınca buna inanmayan ve bizzat köye giderek yanında götürdüğü bir kilo şekeri şoförü aracılığıyla köy meydanında çocuklara dağıtıp bu vesile ile tüm çocukların köy meydanına gelmesini sağladıktan sonra kimin okula gidip gitmediğini saptayıp muhtarın yalanını açığa çıkaran ve okula gönderilmeyen çocukların okula kaydığını sağlayan Kaymakam,
-Bir ağanın etkisiyle başlattığı köy yol yapımından, Vali ve bölge Milletvekilinin tüm baskılarına karşın vazgeçmeyerek, atamayı hatta meslekten atılmayı göze alarak bitiren Kaymakam,
--12 Eylül 1980 ihtilali sonrasında İzmir Vali Yardımcısı iken Belediye Başkanlığına atanan ve bu görevi sırasında, büyük işler başaran, bu arada Ege Kent’in kuruluşunu sağlayarak, orta sınıf memur ve esnafı konut sahibi yapan, kendi kaderine terk edilen ve kitabına adını verdiği tarihi Asansör’ün Belediye adına tapu kaydını sağlayarak yıkılmaktan kurtaran Kaymakam,
-Tüm çalışkanlığına, üstlerinden takdir almasına, olmayacak sorunlara çözüm bulmasına karşın, biat etmediği, yasal olmayan istekler kimden gelirse gelsin elinin tersiyle ittiği ve bu nedenle, haksız bir atama sonucu devleti tarafından onuru kırıldığından, henüz emekliliğini hak etmeden istifa eden onurlu bir Kaymakam,
TANIDINIZ MI?
 Ben tanıdım. Bu Kaymakam, (kendi deyimiyle) küçük bir Anadolu kasabası olan Ulukışla’dan 1957 yılında,  okumak için tahta bir bavulla yola çıkan, 1964 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan, benim onur duyduğum sınıf arkadaşım sevgili Ceyhan Demir’dir.
Sevgili Ceyhan, emekli olduktan sonra benimde yerleşik olduğum İzmir’e yerleşti. Aktivitelerine devam etti.
-28.05.1988 tarihinde beri her yıl, 1964 yılı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu sınıf arkadaşlarını ülkenin bir bölgesinde toplama yükünün altına girerek, birbirimizi kaybatmemezi ve dostluklarımızın devamını sağladı.
-Yoksul öğrencilere yardım ederek, okuma olanaklarını sağladı. Hala buna devam ediyor.
-Son olarak da hepinizin hayranlıkla karşılayacağı bir jest yaparak, anılarını topladığı “İzmir’in Aşk Asansörü”  adlı kitabının tüm gelirlerini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine (ÇYDD) bıraktı. Bırakmakla da kalmadı kendisi bizzat kitabın satışını yaparak topladığı paraları alındı makbuzu karşılığı Derneğe teslim etti.
Sevgili Ceyhan telefon ederek kitabının satış amacını açıkladıktan sonra bir tane de benim para karşılığı almamı istedi. Bir koşulla kabul edeceğimi, o koşulunda benim için çok önemli olan, alacağım kitabı imzalayarak vermesiydi. Aradan kısa bir süre sonra kitabı alarak evime geldi ve şöyle bir yazı yazarak imzaladı ve parasını aldı.
“Urla, 21 Temmuz 2017, arkadaşı olmakla gurur duyduğum, yılmaz Atatürkçü, cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlı, A. Ü. Hukuk Fakültesinden 1964 yılında birlikte mezun olduğumuz hukukçu-yazar Gündüz Akgül’e esenlik dileklerim, sevgi ve saygılarımla imza”
Sevgili arkadaşım Ceyhan Demir, bu değerli notuyla beni anlatırken aslında kendisini anlatıyordu.
Her koşulda, Atatürk ilke ve devrimlerinin ödünsüz savunucusu, katıksız bir aydın ve Kemalist olduğunu tanıyan herkes biliyor.
Genel olarak okuyucuları sıkmamak için yazılarımı öz ve kısa yazıyorum. Sevgili Ceyhan’ın kitabında yazılacak birbirinden değerli o kadar çok anı var ki. Fakat hepsi bir yazıya sığmayacağından bu kadarı ile yetindim. Ayrıca sevgili Ceyhan, değme edebiyetçılara ve profeyonel yazarlara taş çıkartacak derecede  sade, öztürkçe ve akıcı bir dil kullanmıştır. Büyük bir keyifle bir çırpıda okunacak bu kitabı, okumayanların mutlaka edinip okumalarını öneriyorum.
Kitabı okuduktan sonra, bu konuda bir şey yazmamak, sevgili Ceyhan’ın emeğine haksızlık yaparım düşüncesiyle bu yazıyı yazdım. Umarım sizler okurken alışmadığınız bir yönetici tanımış olur bende, arkadaşıma karşı görevimi yapmanın sevincini yaşarım.

18.09.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget