ABD, yeni yıla
“mali uçurum” korkusu
ile girdi. ABD ekonomisinin
“iflasını” önleyen
bir-iki adım atıldıysa da sorun marta ertelendi. Önce
Senato’da, sonra Temsilciler
Meclisi’nde yılbaşında yaşanan pazarlıkları Time
dergisi
“Uçurumda Düello” olarak tanımladı.
Düelloda şimdilik Başkan
Barack Husein Obama önde
gidiyor.
Düelloda amaç, önceki Başkan
George V.
Bush’un uygulamaya koyduğu
“vergi
indirimleri” ile
“kamu harcamaları
kısıtlamasının azaltılması” siyasasına son verip tam tersine
“vergi artışları” ile
“kamu
harcamalarını kısıtlamaya” gitmek olarak özetlenebilir. Sonuçta
alınan kararlardan bazıları şöyle:
1. Obama’nın sınırı 250 bin dolara indirmesi
kabul edilmediği için, kişinin yıllık geliri 400 bin ya da ailenin toplam geliri
450 bin doların üstünde olanlarda vergi oranı yüzde
35’ten 39.6’a, miras vergisi
de yüzde 35’ten 40’a
çıkarıldı.
2. ABD’nin borçlanma sınırı 16.4 trilyon
dolara yükseltilmişti. Obama kamu harcamalarında 109 milyar dolarlık kısıntı
istedi. Ancak Cumhuriyetçiler bu kısıntının uygulanmasını iki ay ertelettiler.
Sonrası belli değil! Maliye Bakanlığı, çözüm bulunamazsa, martta faturaların
ödenemeyeceğini açıkladı.
Obama, Kongre’nin kabulünü öngören tasarıyı
yılbaşı tatilini geçirdiği Havaii’de imzaladı.
Obama’nın imzası Türkiye açısından ilginç bir durumu
da sergiliyor.
Hani, Ergenekon ve Balyoz davalarında gündem yaratan
“ıslak imza” olayı vardı ya! Sanıklar bu
imzaların kendilerine ait olmadıklarını,
“ıslak
imza” üreten
“auto-pen (otomatik
kalem)
” denilen
“ıslak imza
makinesinin” marifeti olduğu savunmasını
yapmışlardı.
İşte Obama, bu makine ile tasarıyı Havaii’de
imzalayıp Vaşington’a gönderdi. Böylece ABD yılbaşında
mali uçurumdan yuvarlanmayarak, ağacın dalına tutunabildi. Bundan sonra sorun,
ağaç dalının marta kadar dayanıp dayanamayacağı!
ABD, 1990’larda Sovyetler
Birliği’nin dağılması ile savunma harcamalarını
azaltarak maddi durumunu kuvvetlendirmiş, başlıca küresel güç olmuştu. Ancak
Irak ve Afganistan olaylarından sonra iki yıldır
“Arap
Baharı”nın etkisiyle savunma harcamalarında artışlar olunca iç
borçlanması da artmıştı.
İki yıl önce görev süresi bittiğinde, ABD Genelkurmay Başkanı Amiral
Mike Mullen “Ulusal güvenliğimizin en büyük
tehdidi devlet borçlarıdır” uyarısını yapmıştı!
Dış İlişkiler Kurulu Başkanı
Richard N. Haass ise bu uyarıyı
“Dış siyasada etkinlik önce iç siyasada
başlar” sözleri ile yorumlamıştı.
ABD Savunma Bakanlığı
“Pentagon (beş köşe)”, bu
yıl içinde önemli ölçüde ve gelecek yıl tümüyle
Afganistan’daki Amerikan asker ve sivil güçlerinin
çekileceğini açıkladı.
Bu karar tasarruf sağlayacaksa da yeterli olmayacak. Martta kamu
harcamalarında kısıntı yapılmadığı takdirde Pentagon, 800 bin sivilin işine son
verilebileceğini öne sürdü. Bu uygulama ise işsizlik oranını artıracağı gibi bu
işsizlerin vergi ödemelerindeki azalmayla bir kısır döngü
yaratacak.
“Sanat İçin Amerikalılar” kurumunun hükümet ve
kamu danışmanı olan Türk kökenli
Nina Özlü Tunceli bir
varsayımı ortaya attı. Bazı zenginler, vergiden etkilenmemek için, ABD
yasalarının öngördüğü sanat kurumlarına eser bağışı yaparak daha az vergi
ödeyecek ve sanata katkıları ile de övünebilecekler.
Bu uygulamadan en çok Vaşington’daki önemli
kamu sanat kurumları olan
“Ulusal Sanat
Galerisi” ile
“Smithsonion
Enstitüsü” yararlanacak. Bazı kurum sözcüleri bu görüşü
paylaşmıyorlar, son 2-3 yıldır vergiden düşme bağışlarında azalma olduğundan söz
ediyorlar.
Komünist’in
Oğlu!
Kuşkusuz ABD gibi küresel bir gücün maddi uçuruma doğru gitmesi, tüm
dünyayı da olumsuz etkileyecektir. Savunma alanında en çok
“Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü
(KAAÖ)
” etkilenecektir.
Afganistan ve Libya’da boy gösteren
KAAÖ’de, ABD’den sonra
İngiliz Başbakanı
David Cameron da bu yıl
Afganistan’dan 3.800 asker ve sivilin çekileceğini
açıkladı.
Almanya Başbakanı
Angela Merkel,
Fransa Cumhurbaşkanı
François
Hollande’ın
“ekonomik bunalımın
bittiği” sözlerine katılmadığını söyledi.
Hollande, seçim öncesinde yüksek gelirlilerden daha fazla vergi
alınması yolundaki söylemini uyguluyor. Fransa’da
yılda 1 milyon Avro’nun üzerinde geliri olanlardan
yüzde 75 oranında vergi alınacak.
Fransa’nın en zengin adamı
Bernard Arnault başta olmak üzere bazı ünlü modacılar bu
kararı kınayarak Belçika’ya taşındılar.
En ilginç tepki ise ünlü Fransız aktör
Gerard
Depardieu’den geldi. Belçika vatandaşlığına yöneldiyse de
2011’de Rusya’da çevirdiği
“Rasputin” filminden dolayı tanıştığı Devlet
Başkanı
Vladimir Putin “O
benim dostum!” sözleri ile aktörün Rus vatandaşlığını
onayladı.
Depardieu ve Putin, Karadeniz’de
Soçi’deki başkanlık konutunda kameraların önüne
geçtiler. Aktör, yerel bir giysi ile Rus pasaportunu gösterdi.
Grigori Rasputin 20. yy. başında Rusya çarlık döneminde, adından
çok söz ettiren bir din adamıydı. 1907’de çarın oğlu
Aleksey kan hastasıydı. Tıbbi müdahaleler sonuç vermemişti.
Aleksey’in kısa süre önce öleceği, Çar
2.
Nikolas ile anne
Aleksandra’ya
söylenmişti. Çariçenin yardım istediği Rasputin hipnoz tekniğiyle çocuktaki
kanamaları durdurunca sarayda baştacı edilmişti.
Rasputin çar ailesinden aldığı gücü kötüye kullanmakta
gecikmemiş,
“şehvet düşkünü, çılgın
keşiş” olarak ün yapan, rahibeleri tecavüz eden, alkolik,
rüşvetçi bir kişi olmuştu.
Bir keresinde bir fahişeyi öldürmeye kalkmış, yaralanıp tedavi
görmüştü. Ancak sonra zehirlenmekle kalmamış, dört yerinden yaralı olarak, bir
halıya sarılıp nehre canlı atılmıştı. Bağlarından kurtulduysa da buzlu nehirde
boğularak öldüğü, bulunan cesedinin incelenmesinden sonra
anlaşılmıştı.
Bu role çıkan Depardieu’nun
Putin’e gönderdiği mektupta,
“İnsanlarınızı, tarihinizi ve yazarlarınızı seviyorum. Babam
zamanında komünist idi. Moskova Radyosu’nu dinlerdi. Bu benim de
kültürüm…” diye yazdığı açıklandı.
Dünya gittikçe garipleşiyor,
“kapitalist” ABD ve izdüşümü Fransa zenginden
daha fazla vergi almaya yöneliyor. Babası
“komünist” olan aktör ise yüzde 75 vergi
yerine, yüzde 13 ödemek için
“eski komünist”
Rusya vatandaşlığına geçiyor!
Şimdi de Özbekistan’ın
“güçlü” Devlet Başkanı
İslam Kerimov’un kızı
Gülnara Kerimova’nın senaryosunu yazdığı filmde
başrole hazırlanıyor.