Temmuz 2016
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Ülkenin Esenliği İçin Ortak Değerlerimiz - Gündüz Akgül
Ülkemizin içinde bulunduğu kargaşa (kaos) durumundan kurtulanın tek yolu ortak değerlerimizde birleşmek zorundayız…
Ortak değerlerimizin neler olduğunu açıklamak için zaman tünelinden geriye bir yolculuk yapmak gerekmektedir…
Yıl 1919 ülke emperyalist işgal altında ortak değerde birleşenler, kanları pahasına ülkeyi kurtarıp bağımsız bir Türkiye yarattılar…
Kurtuluşun taçlanması için kuruluş aşamasına geçildi. Bu aşama ekonomik, sosyal ve siyasal devrimler aşaması olduğundan, ayak uydurmayanların yolları ayrıldı, ayni ortak değer etrafında kitlenenler yollarına devam ettiler…
Arada Şeyh Sait kalkışması, Menemen olayı gibi yol kazalarıyla genç Cumhuriyet yara aldıysa da, yola çıkanların kararlı istençleriyle (iradeleriyle) bu kazalar kısa sürede onarıldı…

Selden Kütük Kapma Yarışına Girenler - Güner Yiğitbaşı
Hepiniz çok duymuşsunuzdur, sık sık söylenen, selden kütük kapma diye bir söz vardır, bildiğiniz gibi, bu söz; olumsuz bir durumdan fayda sağlamak anlamında söylenen bir sözdür.

15.Temmuz hain ve kanlı darbe girişimini, ülkemizin maruz kaldığı çok büyük bir sel felaketine benzetirsek, selden kütük kaparak, bu olumsuz darbe girişiminden kendileri için fayda sağlamaya çalışanların varlığını ibretle ve hayretle görmekteyiz.

Darbe girişimi; son yıllarda iyice ayrışan ve kamplara bölünen halkımızı, demokrasi ve laik cumhuriyet ortak paydasında birleştirmiş, halkımız eskiden olduğu gibi birbirine kenetlenerek, birlik ve beraberlik süreci içine girmiş, ülkesinin demokrasisine ve laik cumhuriyetine yönelik darbe girişimine engel olmak için el ele vermiş ve iktidarıyla muhalefetiyle tüm siyasi partilerimiz de, birbirlerine karşı besledikleri düşmanlığı bir kenara bırakarak iş birliği ve ülkenin içine düştüğü dar boğazı en zararsız bir şekilde atlatmanın çabası içine girmişken, ülkemizi on dört yıldan bu yana idare edenlerin; ülkemiz bu duruma niçin ve nasıl geldi, bu darbe girişiminin nedenleri nedir sorularının gerçek cevaplarını, yapacakları bir özeleştiri sonucunda bularak, kendi hatalarını kabul edip itiraf edecekleri yerde, bu konuda hiçbir sorumluluk üstlenmeyerek, selden bir kütük kapma yarışına girdiklerini üzülerek görmekteyiz.

Arap Saçı - Tünay Süer
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Fetullah’ın darbesi başarılı olsaydı Humeyni gibi dönecekti.
“Türkiye’de sadece anayasa rafa kaldırılmış olmayacaktı bana göre rejim de değişecekti” demiş.
Bunu söylemesine gerek var mı?
AKP Hükümetinden ne istedilerse almışlardı nasıl olsa değil mi?
Yıllarca TSK’nın, yargının, Emniyetin kılcal damarlarına kadar girmişlerdi.
Girmişlerdi diyorum kimler demeye gerek var mı?
Amerika destekli FETÖ, İsrail ve diğer haçlılar…
Bağrınızda taipan beslediniz.
Atatürkçü vatansever komutanları zindanlara kapatırken, bir kısmını istifa etmeye mecbur ederken kendi elinizle ordu içine, emniyete, yargıya teröristleri atadınız.
Bunların atanmalarında rolleri olanları düşünün şimdi…

Hıçkırık Boğaza Düğümlenirken - Gündüz Akgül
Türk ordusunda görev yapan yurtsever ve Cumhuriyetin temel değerlerini içselleştirmiş subaylarına, yurtsever aydınlara, bu gün maskesi düşen FETÖ taraftarı bir gurup ordu mensuplarının, Cumhuriyet Savcısı ve Yargıçların kurdukları alçakça kumpas, kötü niyetli olanların dışında herkesin kabul ettiği bir gerçektir…
Bu gerçek, o guruba mensup ordu mensubu hainlerin darbe girişimi ve sonunda tutuklanmaları, Cumhuriyet Savcısı ve Yargıçların bir bölümünün yurt dışına kaçışları, bir bölümünün de meslekten ihraç edilerek tutuklanmalarıyla kanıtlanmış olduğu için kimsenin yadsıma (inkâr etme) şansıda yoktur…
Bu yurtsever subaylardan birini bu gün bir televizyon programında dinlerken içim sızladı ve onunla birlikte yoğun duygular yaşadım…
Bu yurtsever subay, Kardak kahramanı SAT komandolarının komutanı, “Kardak’ta kahraman, Hasdal’da esir”  kitabının yazarı Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen’di…

Adalet Bakanının Beyanları Bir Suçun İtirafıdır - Güner Yiğitbaşı
Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ, FTO/PDY terör örgütüyle ilgili olarak Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına ilişkin görüşmeler sırasında Mecliste yaptığı konuşmasında; burada da kurulacak olan araştırma komisyonunu çok önemsiyorum demiş. Biz de sayın bakan'a diyoruz ki; günaydın sayın bakan, hayır ola, hangi dağda kurt öldü de, siz muhalefetin araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önerisine sıcak bakmaya başladınız?

Bu Fetö kaynaklı hain darbe girişiminin olmasını mı beklediniz?Size, özellikle ana muhalefet partisi yıllardan beri Fetullah GÜLEN Cemaatinin tehlikelerini ve devletin içine sızdıklarını, bu konuda önlem alınması gerektiğini ikaz etti durdu,ama 17/25 Aralık sürecine kadar hiç sesinizi çıkarmadınız ve kulağınızın üzerine yatıp durdunuz. 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet iddia ve soruşturmaları patlak verince, birçok delilleri ele geçirilen bu yolsuzluk ve rüşvet iddialarının,AKP'yi iktidardan edeceğini görünce aklınız başınıza geldi ve bile bile sineye çektiğiniz ve yıllarca birlikte hareket ettiğiniz, ne istedilerse kendilerine verdiğiniz Fetullah Gülen Cemaati ile yıllarınızı ayırma gereğini duydunuz,şimdi en büyük düşmanınız Fetullah GÜLEN oluverdi. Bu düşmanlığınız, 15.Temmuz gecesi, Demokrasimize ve Laik Cumhuriyetimize karşı yapılan hain ve kanlı darbe girişimi ile tavan yaptı.

Uzun ince bir yolda politikacı ya da devlet adamı olmak
Sir William Churchill (1874-1965)
Şüphesiz önceleri sadece bir İngiliz politikacısıydı.
İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politika dolayısıyla dünyanın büyük “devlet adamları” arasına girdi.
O Churchill, 13 Mayıs 1940 tarihinde İngiltere’nin başbakanı olarak yaptığı ilk konuşmasında “Size kan, zorluklar, ter ve gözyaşından başka bir şeyin sözünü veremiyorum (I have nothing to offer but blood, toil, tears, and sweat) diyordu.
Bu sözlerle başlayan “icraatıyla” tarihe geçen W. Churchill beş yıl sonra girdiği seçimi kaybetti.
Ne enteresan değil mi?
Sadece beş yıllık ama ülkesi için o en kritik dönemdeki başarıları ile bu dünyanın sayılı devlet adamları arasına girmek ama bu beş yılın sonunda “politikada” kaybetmek…
Ne dersiniz buna?
Böyle bir tabloda Churchill başarılı bir “devlet adamı” mıydı yoksa altındaki sandalyeyi beş yıl bile koruyamayan, kaderin cilvesiyle bir ara başbakanlığı “kapmış” sıradan bir politikacı mı?
Her politikacının gönlünden geçen, ileride onun gibi anılmak yani “devlet adamlığı”dır tabii değil mi?

Devlet, Devlet Adamı Halkına Kinci, İntikamcı Olamaz

Diyanet:  “Darbecinin Cenaze Namazı Kılınmaz”.

Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada 15 Temmuz darbe girişiminde ölenlerin defin işlemlerinde "sala, teçhiz, tekfin ve üzerlerine cenaze namazı kılınması gibi din hizmetleri verilmeyeceği" ifadeleri kullandı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Cenaze namazı, ölen bir Mümin için kardeşleri tarafından yerine getirilen bir tezkiye ve duadır. Bu merasimde Müminler ölen kardeşleri için dua etmekte, ona hüsnü şahadette bulunmakta ve haklarını helal ettiklerini ilan etmektedir.
Oysaki bu kişiler, giriştikleri eylemler ile sadece bireylerin değil bütün bir milletin hukukunu ayaklar altına almış ve böylece Mümin kardeşlerinin tezkiye ve dualarını hak etmemişlerdir. Bu nedenle ülkemizin meşru yönetimine başkaldırarak milletimizin ve devletimizin bekasını hedef alan, TBMM başta olmak üzere kamu kurumları üzerine bomba yağdıran ve acımasızca halka karşı silah kullanan ve bu sırada öldürülen darbecilere karşı Başkanlığımızca sala, teçhiz, tekfin ve üzerlerine cenaze namazı kılınması gibi din hizmetleri verilmeyecektir.
Ancak zorla ve tehdit ile olaya sürüklenmiş, hiçbir şeyden habersiz ne olduğunu bilmeden kendisini çatışmaların içinde bulmuş ve hayatını kaybetmiş, er-erbaş ve askerlerimiz ile güvenlik görevlilerimiz bu uygulamanın dışında tutulacaktır."  Bu durum 81 ilin müftülerine de bildirildi. [1]
Bu bildiriden sonra başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadir Topbaş olmak üzere bazı belediyeler (Ordu), darbecilerin ölüleri için mezar yeri vermeme başlarken, ölenlerin yakınları da, “böyle bir yakınımız yok” diyerek ölülerine sahip olmamaya başladılar. [2]

Sayın Cumhurbaşkanı'na  Açık Mektup - Güner Yiğitbaşı
Sayın Cumhurbaşkanı, zat-ı alinize bu açık mektubu yazmak durumunda kalan bendeniz, Askeri Hakimlik, Askeri Savcılık ve daha sonra da, atandığı İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde dört yıl boyunca Cumhuriyet Savcılığı yaparak emekli olan ve meslek hayatıma avukat ve köşe yazarı olarak devam eden, yaklaşık elli yıllık bir hukukçuyum.

Lütfen yanlış anlamayınız, kendimizi methetmek için değil, deneyimli bir hukukçu olduğumuzu ifade etmek için, kendimizi tanıtma gereği duyuyoruz.

Bir hukukçu ve demokrat bir aydın olarak, sürekli dürüst ve şeffaf olmuş ve kimliğimi, siyasi düşüncemi, hiçbir partiye kayıtlı üye olmadığım halde hangi partiye oy verdiğimi, hiçbir zaman gizlememişimdir.

Dakika Bir, Gol Bir - Gündüz Akgül
OHAL ilanından sonra yazdığım 22.07.2016 tarih ve “Endişelerim var” başlıklı yazımdan, endişelerimden birini şöyle açıklamıştım…
“-Sahte kanıtlarla açılan ve orduya kumpas kurulduğu Ergenekon ve Balyoz davalarında yapıldığı gibi, tüm kamu kurumlarında yuvalanmış darbecilerin ve yandaşlarının temizliğinde, “kurunun yanında yaşta yanar”   mantığı ile hareket edilmeyerek çok titiz ve hukuka uygun olarak kuruların ayıklanarak yakılması, suçsuz ve günahsız olan yaşlara dokunulmaması konusunda gereğinin tam yapılacağı konusunda endişelerim var…”
Bu günkü resmi gazetede yayımlanan 667 sayılı ilk Kanun Hükmünde kararne (KHK ) ekinde, kapatılan Üniversite, Okul, Dernek, Hastane, Vakıf, Öğrenci yurdu listeleri bulunmaktadır…

O, idam edilmelidir - Tünay Süer
15 Temmuzdan bu yana duyduklarımıza gerçekten de insanın inanası gelmiyor diyeceğim ama bunları bizler yani ulusalcılar, vatan sevdalıları biliyor, tahmin ediyorduk.
Ne var ki Erdoğan ya görmüyor ya da işlerin buraya geleceğini tahmin etmiyordu.
Hoca efendi denen o melunun sadece İstanbul’da binlere varan IŞIK Evleri vardı.
Yurt içinden çeşitli şehir veya köy, kasaba gibi yerlerden okumaya gelen ev arayan bazı gençler (kızlı erkekli)ablalar veya abiler tarafından barınacak lüks dairelere yerleştiriliyorlardı.
CHP Kadıköy Kadınkolu başkanlığım sırasında sokak çalışmalarında arkadaşlarımla birlikte görmüştük.
Bir dairede 15 erkek veya kız kalıyorlardı.

Türk Milletinden Özür Diliyoruz! - Güner Yiğitbaşı
Hepinizin bildiği gibi,15.Temmuz.2016 gecesi, arkasında demokrasi ve laik cumhuriyet düşmanı Fetullah GÜLEN çetesinin olduğu, GÜLEN çetesi taraftarı  bir grup subay ve astsubay'ın gerçekleştirmek istedikleri alçak ve hain bir darbe girişimini yaşadık ve çok şükür ki,bu alçak girişim,başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu darbe girişimi, iş başındaki siyasal iktidara ve iktidarın başındaki kişilere yönelik bir eylem gibi gözükmekteyse de, iktidarı kullananların şahsında asıl ve doğrudan hedefin; insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik cumhuriyetimiz ve  demokrasimiz olduğu yadsınamaz.

Erdoğan'ın Ulaşamadığı MİT Müsteşarı O Akşam Kimle, Neredeydi?.. MİT Akar Dışında Kime Bilgi Verdi?.. 


Erdoğan'ın Ulaşamadığı MİT Müsteşarı O Akşam Kimle, Neredeydi?.
Kanlı Cuma'nın 7. günündeyiz. “Darbe”  olayı aydınlanmıyor, aksine daha da karmaşık hale geliyor. Erdoğan başta olmak üzere yetkililerin yaptığı açıklamalardaki çelişkiler ve AKP kulislerinde konuşulanlar, “Tüm bildiklerinizi unutun”  dedirtecek cinsten.
Biraz uzun olacak yazımıza, son iki günün en büyük muamması MİT Müsteşarı Hakan Fidan'la ilgili AKP kulislerinde konuşulan flash iddialarla başlayalım. Fidan'ın o gün Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'a “darbe”  istihbaratını verdikten sonra Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'le yemeğe gittiği öne sürülüyor. Çok çarpıcı bir başka iddia da Erdoğan'ı bilgilendirmeyen Fidan'ın, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu haberdar ettiği yönünde.

Okumayan, Okumayı Sevmeyen Toplum Çağın Gerisinde Kalır

Osmanlı da Okumuşları Sevmezdi 

Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’ın da katıldığı darbede hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde imamın ettiği duayı, sanırım birçoğumuz izledik. Duada, okumuşları yadsıyan sözleri irdeleyeceğiz.
Bütün Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ın ilk ayeti “ikra” (oku) olmasına karşın, cenaze namazında İslam’ın bu imamı, “bilhassa okumuşların şerrinden bizi koru yarabbi” diye dua ediyordu. İnanır mısınız, bu söz ülkenin Cumhurbaşkanının önünde söyleniyor, eski Cumhurbaşkanı,  eski Başbakanlar var, kimse sesini çıkarmıyor. Aslında tören sonrası, Cumhurbaşkanı veya bir bakan o hocayı, bir kenara çekip, onu kırmadan, “hocam okumayı, okumuşları yadsıyan söz söylemeniz isabetli değil, toplum olarak tüm çabamız okumayı, okumuşları artırmak olmalıdır”, demeliydi.  Zaman zaman okumuşlar hata yapıyorlarsa da, az okumuşlar ülkeyi felakete götürürler.
  Asıl okumamışların şerrinden koruması için Tanrı’ya dua etmemiz gerekiyor. Çünkü bu dünyada okumamış cahillerin dünyası, karanlık bir dünya yoktur. Çünkü insanlığa her türlü kötülük, melanet, cehalet ve cahillerden gelir. İmamın yaptığı duadaki okumuşları yadsıyan bu sözler çok isabetsiz, çok talihsiz sözlerdir. Bu konuda hemen aklıma, Atatürk’ün bir sözü geldi, “her hocayı hoca sanmayın, hoca sakalla olmaz, bilimle akılla olur”. Cehaletin şerrini, okumanın, bilimin değerini bilen aydın bir imam asla böyle dua edemez.

Gündüz Akgül: Endişelerim…
15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirilen, Milletin Meclisini bombalayan, demokrasiyi koruma adına sokağa çıkan yurttaşların üzerine ateş eden, tanklarla yurttaşların üzerinden geçen alçakların, vatan hainlerinin darbe girişimini lanetle kınarken, darbe girişiminin ardından ve bundan sonra yapılacaklar konusunda endişelerim var…
-Sahte kanıtlarla açılan ve orduya kumpas kurulduğu Ergenekon ve Balyoz davalarında yapıldığı gibi, tüm kamu kurumlarında yuvalanmış darbecilerin ve yandaşlarının temizliğinde, “kurunun yanında yaşta yanar”   mantığı ile hareket edilmeyerek çok titiz ve hukuka uygun olarak kuruların ayıklanarak yakılması, suçsuz ve günahsız olan yaşlara dokunulmaması konusunda gereğinin tam yapılacağı konusunda endişelerim var…

OHAL bize neler gösterecek? - Tünay Süer
Şu güzelim ülkemin düştüğü durumu gördükçe ağlayasım geliyor.
2002 de ülkeyi sıfır terörle aldılar.14 yılda geldiğimiz şu duruma bakın.
Ne huzur kaldı ne de adalet.
Bir zamanlar beraber yürüdükleri Fetullah’la ne zaman ipler koptu, paralel devlet diye bir şey duyduk.
Meğer yalan değilmiş.
Bu hain öylesine örgütlenmiş ki ordumuzun, polisimizin kılcal damarlarına girmiş.
Peki, zamanın başbakanı Erdoğan buna nasıl izin verdi?
İktidar uğrunaysa yazıklar olsun.
Kendi çıkarını ülkenin çıkarından daha fazla düşündüğü için bir kez daha yazıklar olsun diyorum.
Bağrında yılan beslemiş ve o yılan gün gelmiş hem kendisini hem de ülkeye zehrini akıtmış.
Öyle bir zehir ki hangi taşı kaldırsan altından o hain çıkıyor.

İlan Edilen Olağanüstü Hal - Güner Yiğitbaşı
Ülkemizde gerçekleştirilen Fetullah GÜLEN kaynaklı askeri darbe girişimi bastırılmış ve ülkemiz büyük bir felaketin eşiğinden dönmüştür.

Ülkemizde gerçekleştirilen bu darbe girişiminin çok  öncesinden günümüze kadar, PKK ve IŞİD terörü nedeniyle de olağanüstü günler yaşadığımızı kimse inkar edemez. Askeri darbe girişimi,ülkemizin yaşamakta olduğu olağanüstü zor koşullara  tuz ve biber ekmiş ve olağanüstü koşullar tavan yapmıştır.

Ülkede olağanüstü koşulların ortaya çıkması halinde ne yapılması gerektiğine dair Anayasamızda hükümler vardır.

Bakanlar Kurulu da bu hükümlere başvurarak, anayasal koşulları gerçekleştiği için, tüm ülkede üç ay süreyle olağanüstü hal ilan ederek, yürürlüğe sokmuştur.

Bakanlar Kurulunun aldığı olağanüstü hal kararı, doğası gereği, bazı hak ve özgürlüklerimize sınırlar getirebilen olağanüstü bir yönetim tarzı olmakla birlikte, anayasanın meşru saydığı anayasal bir olağanüstü yönetim tarzıdır.Bu nedenle, olağanüstü hal ilan edildi diyerek, alınan bu kararı peşinen ve koşulsuz olarak eleştirmek, haksızlıktır.

Sürekli okurlarımız bilirler, biz darbe girişiminden çok önce yazdığımız makalelerimizde, bölücü PKK terörü nedeniyle, ülkemizde belirli bölgelerle sınırlı olarak olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan edilmesi gerektiğini dile getirdik ve olağanüstü hal ilan etmeyen hükümeti eleştirerek, İl İdaresi Kanununa göre aylarca sokağa çıkma yasağı ilan eden valilerin suç işlediklerini, uzun sokağa çıkma yasaklarını ve diğer özgürlük sınırlamalarını zorunlu kılan koşulların varlığı nedeniyle, anayasal bir yönetim tarzı olan olağanüstü hal kararına başvurulmasını savunduk.

Bu nedenle, koşullarının varlığı halinde ve yasal sınırlarının dışına çıkılmadığı, iyi niyetli olarak kullanıldığı sürece, olağanüstü hal kararından korkmak için bir neden yoktur.Olağanüstü hal dönemlerinde zorunlu olarak bazı örgürlüklere getirilebilecek olan ölçülü ve yerinde sınırlamalar, ileriye yönelik olarak o özgürlüklerimizden tamamen mahrum olmamak için alınan, özgürlükleri ve demokrasiyi koruma amaçlı kaldığı sürece bir sorun yoktur.

Hasta olan bir insanın hastalığı geçene kadar ilaç kullanmasından dolayı bazı olumsuz yan tesirlere maruz kalması gibi, insanlarımız da olağanüstü hal nedeniyle geçici olarak bazı olumsuzluklar yaşayacaklardır.

Ancak, olağanüstü hal bahane edilerek, olağanüstü halin gerektirdiği zorunlu nedenlerin dışına çıkılarak, olağanüstü hal'i, insan hak ve özgürlüklerini ve demokrasiyi tamamen yok etmek ve darbelere karşı olan demokrasi aşığı, gerçek demokrat, iktidar muhaliflerinin seslerini kısmak ve onlardan intikam almak amacıyla asla kullanılmamalıdır.

Olağanüstü hal, gerçek amacı doğrultusunda ve yasal amacıyla sınırlı olarak ve dozunda  kullanıldığı ve  istismar edilmediği taktirde, ülkemizin normalleşmesine katkı sunacaktır.

Bu itibarla, anayasanın ve yasaların öngördüğü koşulların gerçekleşmesi halinde başvurulan anayasal bir olağanüstü yönetim tarzı olan olağanüstü hal kararını, peşinen ve koşulsuz olarak  eleştirmek yerine, bekleyip uygulanmasını görmek, daha adil ve akılcı olacaktır.

21/07/2016
Güner YİĞİTBAŞI 

Önceden biliniyormuş - Tünay Süer
Evet, adına darbe deyin, darbecik deyin veyahut ta darbe girişimi deyin ne derseniz deyin ama 700 bin kişilik Türk Ordusunun içinde yuvalanmış bir çetenin darbeye kalkışacağı Temmuz 2016 Cuma günü, MİT tarafından öncesinde haber alınmış.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan,16.30 da Genelkurmay İkinci Başkanı'nı TSK'daki hareketlenmeden haberdar etmiş.
Bunu yetkili ağızlardan da işittik.
Bilgilendirmeyle yetinmeyen Fidan Genelkurmay Karargâhı’na giderek, Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı ile gizli bir toplantı yapıyor. Toplantıda, tüm detaylar konuşuluyor, karşı tedbirler tartışılıyor.
Toplantının akabinde Genelkurmay Başkanı, tüm birliklere aşağıdaki talimatları gönderiyor.
Tüm ülke hava sahasının uçuşları kapatılması,
Askeri uçakların hiçbir şekilde havalanmaması,
Birlik hareketliliğinin yasaklanması,
Tank hareketliliğinin yasaklanması,
Kara Havacılık Okulu'ndaki faaliyetleri denetlemesi için Kara Kuvvetleri Komutanı'nın buraya gönderilmesi…

Nerede Dinsel Bir Tahrik Varsa Orada Vahşet Vardır

Demokrasinin kusurları, darbelerle değil, yine demokrasi ile kapatılır! [1]

Elbette ülkemizi, demokrasimizi geri bırakan darbelere karşı duracağız. Darbeye karşı durduk diye ordumuz mensuplarına yapılan haysiyet kırıcı, onur kırıcı vahşet ve hakareti görünce dehşete düştük doğrusu. Adaletten, hukuktan önce suçluya cezasını sokaklarda vereceksek, biz asla hukuk devleti değilizdir. Suçluyu adaletimiz versin, askerimizin boğazını keserek, onu kollarından bacaklarından tutup Boğaz köprüsünden denize atmak barbarlığını göstermemeliyiz.
Sevgili okuyucu, bu başlığı şunun için aldım, bütün İslam dünyasına bir bakın, hangi İslam ülkesinde terör yok, hangi İslam ülkesinde demokrasi var?  İçlerinde sadece Türkiye’de kör topal demokratik tavır vardı, onu da 14 yıldır iktidarda olan, din ve mezhep politikalarını ön plana çıkaran RTE-AKP iktidarı emeklemekte olan demokrasimizi bozup terörü tırmandırdı.

Sokaktaki Tehlike - Gündüz Akgül
Demokrasi ve darbe birbirine zıt olan iki kavramdır…
Bütün kurum ve kurallarıyla işletilen demokrasi ile yönetilen ülkelerde, darbe olma olasılığı yok denecek kadar azdır…
Anayasamızda, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir diye yazılmaktadır…
Ne yazık ki öteden beri demokrasi tüm kurum ve kurallarıyla uygulanmadığı için, ülke askeri darbelerden kurtulamamıştır…
Benim kuşağım, 1960, 1971, 1980 darbelerini yaşayarak büyüdü…
Her seferinde, darbelerin panzehiri demokrasidir, hukuk devletidir söylevleri atıldıysa da,  gelip geçen tüm iktidarlar bundan gereken dersi almadılar…
Yıllarca terör olaylarının soruşturmasını yapan biri olarak, darbe girişiminde bulunan zihniyetin tüm kamu kurumlarına sızdığını, bu durumun demokratik, laik, hukuk devleti için tehlike oluşturduğunu söylediğimizde ne yazık ki yadırganıyorduk…
Bu darbe girişiminden sonra yapılmak istenen temizlikle tüm kurumlara nasıl yerleştikleri sayılarıyla medyaya yansıması yine haklılığımızı kanıtlamıştır…

Gezi Dönüş Yolunda Yalvaç’tan İzlenimler - Cevat Kulaksız
Gönen Köy Enstitüsü mezunlarının düzenlediği “Fasulye Günü” ile öteki etkinliklerden sonra gezi dönüşü Isparta’nın ilçesi Yalvaç’a yolumuz düştü.
Yalvaç hakkında küçük bir araştırma yaptığımızda, karşımıza Osmanlı ve Selçuklulardan önce de çeşitli kavimlerin yaşadığı yer olarak görürüz.
Tarihte Yalvaç:
Büyük İskender’in MÖ 323 yılında ölümünden sonra bölgede, Seleukos I veya oğlu Antiochos tarafından bir Pisidia Kenti olan Antiokheia kurulmuştur. MÖ 39-36 yılları arasında Galat Kralı Amyntas’ın idaresine giren antik kent, Amyntas’ın ölümüyle Roma İmparatoru Augustus tarafından Galatia Eyaletine dâhil edilmiştir. MÖ 25 yılında İmparator Augustus zamanında “Colonia Caesarea Antiokheia” adıyla Roma kolonisine dönüştürülen şehir,  bu statüsünü yaklaşık iki yüz yıl korumuştur.

IŞİD boğaz köprüsünde - Tünay Süer
Aşağı komşumun bir şeyler oluyor çabuk televizyonu aç uyarısıyla televizyonu açtım.
Boğaz Köprüsünde askerlerin tanklarla köprünün bir tarafını kapattığı söyleniyor ve görüntü gösteriliyordu.
Ne yalan söyleyeyim aklımın ucundan bile darbe filan geçmemişti.
Sandım ki bir ihbar var ve köprüde arama yapılacak. 
Oysa sonraları anlaşıldı ki darbe teşebbüsü oluyormuş.
Ordunun içindeki Fetocular ayaklanmışlar.
Darbe yapacaklarmış.
Bunlar akıllarını mı kaçırdılar acaba diye düşündüm.
Çünkü Türk ordusunu alt etmek o kadar kolay değildi.
Ordunun içine sızmış adamlar kaç kişiydiler ki?
Nasıl cesaret etmişlerdi?
Bunlar ya salaktılar ya da büyük bir organize hazırlamışlardı.
Yoksa bu da Ergenekon  gibi bir senaryomuydu?
Biraz ürktüm açıkçası.
Heyecanla televizyonda kanal, kanal dolaşmaya başladım.

LÜTFEN BU MEKTUBU SONUNA DEK OKUYUN VE PAYLAŞIN.
VİCDAN BORCUDUR.
HADIMKÖY ASKERİ CEZAEVİ'NDEN  TUĞAMİRAL TURGAY ERDAĞ'IN TÜRK MİLLETİ'NE MEKTUBU;

"Bir çağrım var sizlere; bizi görmeye gelin lütfen, bizi tanımaya. Kimiz biz? Dünyaya nasıl bir gözle bakarız? Neye benzeriz?

Gelin; ailemizi görün, eşimizin, çocuklarımızın gözlerine bakın. Arkadaşlarımızla tanışın.

Gelin; bizi görmeye, duymaya gelin. Özellikle bizden kuşkulanıyorsanız gelin. Bizden hoşlanmıyorsanız gelin.

Gelin; ne ile suçlandığımızı görmek için, bu suçlar için gösterilen delil denilen şeyleri görmek için gelin.

Gelin; bizi suçlayanların gözlerinin içine bakmak için, yüzlerce subayın bir yılı aşkın bir süredir kendilerine tek bir soru bile sorulmadan neden tutuklu olduğunu görmeye gelin.

CİA’dan “AKP daha ne kadar iktidarda kalmalı?” Araştırması
Yazacağım araştırma belki hiç açıklanmayacak ve gizli kalacak.
Kim bilir belki de yılsonunda bir bölümü makyajlanıp, sansürlenip yayınlanacak.
Ya da bazı bölümleri Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın “Yıllık Türkiye Raporu” adı altında piyasaya sürülecek.
Benzer bir raporu CİA, AKP iktidara gelmeden önce, 2000 yılında, 50 milyon dolar harcayarak, Türkiye’nin tüm illerinde, “nasıl bir parti kurulmalı” başlığı altında yapmıştı.
O araştırmayı da yazmış, Ecevit başta olmak üzere dönemin siyasilerine göndermiş, ama sadece adı bugünlerde çok öne çıkan bir kadın siyasetçi ile birkaç milletvekili arkadaşından ilgi görmüştüm.
Türkiye’de çok şeyin değişeceğinin habercisi olan o CİA araştırmasına kitaplarımda değindim, ara ara yazılarımda da yer verdim.
Bu nedenle, CIA’nın bu yeni araştırmasındaki önemli bilgileri bir yere kaydetmenizi öneririm.

Sabırlar taşmak üzere - Tünay Süer
Bekir Coşkun bugünkü köşesinde “Köprü ”başlıklı yazısında
Geçmeyenlerin “geçmeme parası” verdiği dünyanın ilk köprüsünü yaptılar size.
Osmangazi Köprüsü…
Önce geçenlerin durumu:
Bir bakıma dünya birincisidir bu köprü; kilometre başına ücrette…
(İkinci Japonya; Akaish Kaikho Köprüsü, kilometre başına 21 TL… Üçüncü İngiltere Severn Köprüsü kilometre başına 16 TL… Osmangazi Köprüsü; kilometre başına 33 TL ile dünya birincisi…)demiş.
Bize de dünya birinciliği yakışırdı.
Guinness-rekorlar-kitabına girmemiz gerek aslında.
Bu nasıl ticaret kafasıdır?
Bugün uygulanan 25 dolarlık (88.75 TL) geçiş ücreti ile 40 dolar arasındaki 15 dolarlık farkı devlet firmaya ödeyecekmiş.

Anımsatılan Bir Anı - Gündüz Akgül
Yıllarca Yargıçlık ve Cumhuriyet Savcılığı yapmış, hukukun üstünlüğünü içselleştirmiş değerli meslektaşım Güner Yiğitbaşı, 13.07.2016 tarih ve “İSTİNAF MAHKEMESİ HÂKİMLERİNE AÇIK ÇAĞRI” başlıklı makalesinde…
 “Doğruluk derecesini bilemiyoruz ama basında yer alan haberlere göre, cüppe giydirme töreni adı altında, İstinaf Mahkemesi Hâkimleri Ankara’ya Saray'a çağırılmışlar.” Dedikten sonra devamla…
 “Sayın yargıçlar; sizleri, çok büyük ve tarihi bir görev ve sorumluluk beklemektedir. Hukuk ve anayasa tanımayan Saraydaki Zat’a, Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan hâkimlerimizin ve onların şahsında hukukun üstünlüğünü hatırlatın ve ona hak ettiği hukuk dersini verin lütfen.” Diyerek Yargıçlara seslenmektedir…
Değerli meslektaşımın bu seslenişi bana bir anıyı anımsattı…
Yıl 1981 İzmir Sıkıyönetim Askeri Savcılığında görevlendirildim. Sevgili Güner’de Yüzbaşı rütbesiyle Askeri Savcı olarak çalışıyordu…

CHP'li Böke: Suriyelilere vatandaşlık değil, vatanları verilsin
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Selin Sayek Böke, “Bizler Suriyelilere vatandaşlık değil, vatanlarının verilmesini istiyoruz” derken, “Her şey için referandum diyenlere, buradan bir kez daha sesleniyoruz; buyurun vatandaşlık konusunu bir referandumla vatandaşımıza soralım” çağrısında bulundu.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında genel merkezde toplandı. Toplantının ardından basına açıklamada bulunan Böke, Türkiye’nin kendi siyasi hesaplarını her şeyin önüne koyan bir iktidar tarafından yönetildiğini ifade ederek, dış politikanın bunun en somut örneği olduğunu söyledi. Böke, “Bu rejim kendi siyasi ihtirasları için 10 yıl kadar önce Irak’a müdahale etmeye kalktı. Meclis’te CHP’nin başında bulunduğu bir irade buna engel oldu. Şimdi Chilcot raporuyla bu karşı çıkışın ne kadar doğru olduğu da uluslararası zeminde bir kez daha ispat edilmiş oldu. Türkiye’yi bu uluslararası belanın bir parçası yapmamış olmamızın ne kadar doğru olduğu da ortaya açıkmış oldu” dedi.

Yanlıştan dönülüyor mu? - Gündüz Akgül
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluşu başarı ile tamamladıktan sonra kuruluş aşamasında, Türkiye’nin izleyeceği genel politikayı aşağıdaki tümcelerle dile getirmiştir…
“Lakin milletin hayatı tehlikeye düşmeyince, savaş bir cinayettir.”
“Yurtta barış, dünyada barış”
Büyük önder kendi döneminde bu söylemlerini hayata geçirerek tüm dünya devletleri ile dostluk kurmayı başarmıştır…
Büyük önderin bu politikası, ondan sonra yönetime gelen iktidarlar tarafından genellikle uygulanmıştır…
1939 yılında başlayan ve 1945 yılına kadar devam eden 2. Dünya savaşı milyonlarca insanın hayatıma mal olmasına karşın, dönemin dirayetli politikacısı İsmet İnönü, her türlü baskıyı göğüsleyerek savaştan uzak durmasını başarmıştır…
Turgut Özal, ülkeyi Irak bataklığına saplamak istemişse de, Askeri üst kademesinin karşı çıkışıyla, ülke bu belayı da atlatmayı başarmıştır…

İstinaf Mahkemesi Hakimlerine Açık Çağrı - Güner Yiğitbaşı
İstinaf, (Bölge Adliye Mahkemeleri) 20.Temmuz.2016 tarihinde görev başı yapıyor.

Bu mahkemeler, birinci derece yerel mahkemelerin üstünde, Yargıtay'ın altında görev yapacak olan bir ara denetim mahkemesi olup, bu mahkemelerde görev yapacak olan hakimler de, birer yüksek mahkeme hakimidir.

Doğruluk derecesini bilemiyoruz ama, basında yer alan haberlere göre, cüppe giydirme töreni adı altında, İstinaf Mahkemesi Hakimleri Ankaraya Saray'a çağırılmışlar.

Gönen “2016 Kuru Fasulye Günü” Gezi Anılar
“Mutlu Yorgunluk: Gönen 2016”

Ulusal Eğitim Derneği üyelerinin düzenlediği Emekli İlköğretim Müfettişi Mehmet Ayhan’ın önderliğindeki Gönen Köy Enstitüsü ve civarına yönelik “Eğitim Kültür Gezisi”  8-10 Temmuz 2016 de yapıldı.
8 Temmuz sabahı Ankara’dan hareketle başlayan 30 kişilik gezi grubunun üç günlük yoğun gezisinde Afyon Kocatepe anıtı ve şehitliğine uğranılıp, saygı duruşu ile İstiklal Marşı okundu. Aynı gün Dinar “Suçıkan Parkında” Dinar Belediyesi, Türk Ocakları ve Şairler Derneğince düzenlenen programda yörenin şair, yazarları Ankara’dan gelen konuklara kitaplarını imzalayıp sundular, çeşitli konuşmalar yapılırken,  Dinar Belediyesi katkıları ile Öğretmen Raif Öztürk’ün sunduğu kültür programını izlendi.
Sucikan Parkı, Büyük Menderes ırmağının ilk doğduğu kaynak olduğu kadar,  dünyada ilk kez müzik yarışmasının yapıldığı Marseyas efsanesinin yaşandığı, doğduğu yer olarak da bilinir. Bu parkta, suyun doğduğu yerde bir havuz, bu havuza 50-60 m yukarıda çağlayarak akan su çavlayanı, yanında, yuvarlak ve ilginç mimari yapısıyla, çeşitli halk kültürü eserlerinin sergilendiği müzesi bulunmakta. Havuzun çevresinde büyük ağaçların gölgelediği çay bahçeleri günün her saatinde dolmakta, ayrıca gelinler, sünnet çocukları süslü kıyafetleri ile ziyaret etmekteler.

Direniş zamanı - Tünay Süer
CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Meclis İç Tüzük Yasası'nın değişmesiyle birlikte "tabuta son çivinin" de çakılmış olacağını savunarak, vatandaşlara "şiddet içermeyen bir pasif direniş" çağrısında bulundu.
Erdoğdu’yu kutlarım.
Nihayet CHP’nin içinden doğru bir ses çıktı.
Evet, hırsızlığın kol gezdiği, yargının çöktüğü, seçimlerin adil olmadığı, vatandaşın can ve mal güvenliğinin kalmadığı bir ülke olduk.
Her gün gelen şehit haberleri ve gencecik fidanlarımızı hayatlarının baharında yitirmiş olmanın acısını yaşıyoruz.
TBMM’sindeki hükümranlıkları yetmezmiş gibi AKP şimdi Erdoğan’ın emri ile Meclis İç Tüzük Yasası’nı değiştirerek hâkimiyetini resmileştirmek ve muhalefeti tamamıyla susturmak istiyor.
Zaten mecliste her zaman AKP’nin istediği oluyor.
Erdoğdu, yıllardır demokrasi içinde mücadele ettiklerini belirterek "Biz yıllardır demokrasi içerisinde mücadele için çabalıyoruz...
Biz demokrasi için direndikçe AKP bastırıyor.
Artık sona yaklaşıyoruz"
"İç Tüzük değişikliği ile Meclis'in fiilen ilga edilmiş olacağını" söyledi.
Ah be kardeşim!
Perşembenin gelişi Çarşambadan belli değil miydi?
Bu güne kadar nerelerdeydiniz diyorum…

Aklımızla  Alay Eden Yorumcular - Güner Yiğitbaşı
Ülkemizde var olan ve tamamen AKP ve Tayyip Bey'in reklamını ve borazanlığını yapan, onlar ne derse ve yaparsa, doğru ve ülke yararına olduğunu savunan,yalaka ve mide den AKP'ye bağlı bir havuz medyasının yanı sıra, bir de yanılmıyorsak merkez medya olarak anılan ve AKP ve Tayyip Bey'e meyilli olmalarına rağmen,sözüm ona bağımsız olduklarını savunan,yeri geldiğinde göstermelik olarak onları da kısmen ve yüzeysel olarak eleştiren, bağımsız ve tarafsız görünümlü, ancak AKP ve Tayyip Bey'in hışmından korktukları için, her vesileyle Tayyip Bey'e bağlanan ve onun nutuklarını, sürekli ekranlarından canlı olarak yayınlayan, bağımsız ve tarafsız olmakla övünen bir medya, ülkemiz insanlarını etki alanlarına almış bulunmaktadır.

Yeniden Merhaba - Gündüz Akgül
Sevgili Dostlar,
Uzun bir Şeker Bayramı tatilinden sonra tekrar birlikte olmanın mutluluğuyla merhaba…
Ulusal bayramlarımızı kutlamayı bizden esirgemeye çalışan, ancak bunda başarılı olmayan, biz aydınlara, demokratlara ve Kemalistlere din karşıtı diye iftira atanlara inat Şeker Bayramımızı vicdanlarımızda yaşattığımız temiz dini duygularımızla coşku ile kutlayarak geride bıraktık…
Tekrar geçmiş Şeker Bayramınızı kutlarken…
Yasal adı Ramazan Bayramı olmasına karşın neden Şeker Bayramı diyorum?
Bu sorunun yanıtını 02.10.2008 tarihli ve “İnadına Şeker Bayramı” başlıklı yazımla vermek istiyorum…

11.07.2016
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Huzur Adası’ymış - Tünay Süer
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Türkiye için huzur adası benzetmesi yapmış.
Böyle huzur adasına mı, yoksa bakan beye mi ne demeli bilmem ki?
Yahu bunlar iyice cozuttular.
Aklımızla adeta alay ediyorlar…
Bırakın son bir yılın bilançosunu şu birkaç haftaya, güne bakalım.
Geçtiğimiz 28 Haziran'da İst.Atatürk Hava Limanında düzenlenen canlı bomba saldırısında 44 vatandaşımızı yitirdik.
Yüzlerce vatandaşımız da yaralandı.
Van’ın Erciş ilçesi Pay Jandarma Karakol  Komutanlığına bölücü terör örgütü PKK bomba yüklü araçla saldırı gerçekleştirdi. Saldırının ardından ilk belirlemelere göre bir asker ve bir köy korucusu şehit oldu, 10 askerimiz yaralandı.
Mardin’in Artuklu ilçesine bağlı Cevizli Köyündeki Jandarma Karakol Komutanlığına bomba yüklü kamyonla saldırdı caniler.

Ve Suriye Türkiye’ye girdi. - Mustafa Balbay
Erdoğan'ın Türkiye'deki Suriyelilere vatandaşlık verileceğine ilişkin açıklamasının pek çok boyutu var. Birincisini paylaşalım: Suriye'de 2010'da başlayan iç savaştan sonra bu ülkeye ilişkin dış politikamızın özeti şöyleydi; sabah yola çıksak ikindi namazımda
Şam'dayız!
Bir başka deyimle ha deyince Suriye'ye girecektik; tersi oldu, Suriye
Türkiye'ye girdi!
AKP Cumhurbaşkanı ve hükümeti nasıl bir politika izleyeceğini bilemiyor, şaşırmış durumda. Başbakan, Esat'la görüşme olabileceğine ilişkin ipuçları verip halkı hazırlamaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı hemen böyle bir şey olmaz diyor. Cumhurbaşkanı, Suriyelilere vatandaşlık verileceğini açıklıyor. Bunu halka zor anlatacaklarını görünce hemen olağan bir uuuuu dönüşü yapıp, herkesi değil sadece okumuş-yazmış olanları alacaklarını söylüyor.
Ötekileri almayacaklar.
Neymiş; deyim yerindeyse profesörün vatandaşlığı çobanınkinden kıymetliymiş.

CHP’ den bir halt olmaz - Tünay Süer
ODA TV’nin haberine göre Eski  CHP ’li Tarhan Erdem 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinin gayrimeşru olduğunu ifade ederek bundan sonra oy kullanmayacağını söylemiş.
Bana çok tuhaf geldi bu sözleri.
Ne oldu da birden değişti onu düşünüyorum.
Bir ışık mı aldı bir yerlerden acaba?
Yoksa bir senaryoyu mu oynuyor?
1953 te girdiği CHP’den 12 Eylül 1980 darbesi ile kopmuş,1987 yılında araştırma şirketi KONDA’yı kurmuştu.
Sonra Altan Öymen zamanında dönüş yaparak genel sekreter olmuştu.
Nedense çok sevdiğimiz Öymen başarılı olamamıştı ve örgüt tekrar Baykal demişti.
Biliyorum çünkü o örgütün içindeydim…

Küçüklüğümün Anımsattıkları - Cevat Kulaksız

Eşek Kuyruğu Kızılırmak’ta Beni Kurtardı
Bu yazının notlarını, belki 30 mu-40 mı yıl kadar önce yazmış bir tarafa atmışım, bir belge ararken dosyanın içinden çıktı, ben de ele alıp sizinle paylaşmak istedim.
Doğumum:
Nerede bir eşek görsem, kuyruğuna bakarım, eşek kuyruğuna borcum olduğunu, eşek kuyruğunun Kızılırmak’ta beni kurtardığını anımsarım, o nedenle aşağıdaki öyküyü anlatmak isterim.
1945 in bir ayında doğmuşum, bir ayında diyorum, çünkü doğduğum ay tam yazılamadığı için kesin olarak bilemiyorum. Nüfus cüzdanımda doğum tarihim 01.03.1945 olarak yazılmışsa da, gerçek doğum tarihim sonbahar aylarından biriymiş. Yakın yaşlılara, “ben ne zaman doğdum” diye soruyorum,  onlar da, bir düşündükten sonra, “sen bağlar kaynatılırken doğdun” diyorlar; rahmetli babam da, “oğlum Alaman Harbinin bittiği yıl doğdun” [i] diyordu.  Bizim oralarda bağlar sonbaharın eylül, ekim, kasım aylarında kaynatılır, bağ bozumu yapılır. Birçok yaşlı akrabam öyle dediğine göre sonbahar-hazan mevsiminde doğmuşum demektir.

Felek Gözün kör ola - Tünay Süer
Ülkemizin üzerine nursuz, pirsiz, uğursuz kara bulutlar çökmüş gibi…
Trafik kazaları,
Cinayetler,
Katliamlar,
Cinsel tecavüzler
Sapıklık,
Çarpıklık,
Hayâsızlık,
Şehit haberleri,
Yokluk, yoksulluk,
İşsizlik,
Dalkavukluk,
Yandaşlık,
Haram yeme,
Orman katliamları,
Göklere uzanan çirkin kuleler.
Ve vur patlasın, çal oynasın duyarsızlıklar,
Gününü gün edenler.
Ay sonunu nasıl getireceğim diye düşünenler,
Bir yanda Lale Devrini yaşarcasına sefa sürenler.
Aile boyu saltanatları hazmedenler…
Sağırlar, dilsizler ve körler…
Ve kendi çıkarlarından başka hiçbir şeyi dert etmeyenler.
Allah’ım! Bizlere ne oldu böyle?
Kuzuların sessizliğine bürünmüş, bir kurtarıcı bekler gibiyiz.
İçine girdiğimiz labirentten bizi çıkart artık yüce tanrım.
Uğursuzlar, hainler, faşistler yok olsun,
Lütfen, güneş tekrar doğsun.
Âmin…

Suriyeli Mültecileri Vatandaş Yapmak Vatana İhanettir
Tayyip Bey geçtiğimiz günlerde iftar için Kilis'e gitti ve orada baklayı ağzından çıkararak, Suriyeli mültecileri Türk Vatandaşlığına kabul etmeyi düşündüklerini açıkladı.

Tayyip Bey kafasına koymuş gibi, Suriyeli mültecileri vatandaş yapacak ve iktidarını sürdürmek için Suriyeli mültecilerin oylarından yararlanacak.

Tayyip Bey'in iftar için neden Kilis'i seçtiği çok açıktır.Suriyeli mülteci sayısının en fazla olduğu ilimiz Kilistir. Kilis ilinde yerli nüfustan fazla Suriyeli mülteci yaşamaktadır. Tayyip Bey, vatandaşlığa kabul ederek seçmen sıfatını kazanacak olan Suriyeli mültecilerin oylarına gözünü diktiği içindir ki, onların sayıca en kalabalık oldukları Kilis iline giderek burada iftar yapmış ve  Suriyeli mültecileri vatandaşlığa kabul etme bombasını patlatmıştır.

Vay yobaz vay - Tünay Süer
Hatırlarmısınız, Recep Tayyip Erdoğan, 29 Mart'ta nükleer zirve için ABD'ye gitmeye hazırlanırken, The Atlantic adlı yüz küsur senelik olduğu söylenen dergiye Barack Obama’nın bir röportaj verdiği basında yer almıştı.
Derginin yazarı Jeffrey Goldberg,
''Diğer bazı liderler de Obama'nın canını sıkıyor.
Eskiden Obama, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Doğu ile Batı arasında köprü olabilecek ılımlı bir Müslüman lider olarak görüyordu. Şimdiyse Obama onu, o kocaman ordusunu kullanarak Suriye'ye istikrar getiremeyen beceriksiz ve otoriter biri olarak görüyor’ diye yazmıştı.
Obama böyle konuştu mu konuşmadı mı bilemem ama Goldberg’in tümüyle kafadan atması da olmaz gibi gelmişti bana.

Bir Çanakkale Gezisi Anıları -5- Cevat Kulaksız

Atatürk’ün Saatinin Vurulduğu Yer
Mustafa Kemal Atatürk’ün saatinden vurulduğu yer, burası Conkbayırı, İngilizler “Çanakbayırı” diyor. Şu arkanızda gördüğünüz, Conkbayırı yazıtları veya anıtları. Rahmetli Turgut Özal zamanında bunlar yapıldı. Şurası Mustafa Kemal Atatürk’ün Conkbayırı Savaşını anlatmakta. Diğer, Mustafa Kemal’in beş tane savaşını, bunlar beş tane anlatmakta.

Öncelikle milletten özür dileyeceksin! - Güner Yiğitbaşı
İsrail e ve Rusya'ya meyan okuyan,işkembeden atıp tutan, ucuz kabadayılık gösteren Tayyip Bey, sonunda yelkenleri suya indirdi.
Hanyayı Konya'yı anladı, lafla peynir gemisinin yürümediğini gördü,ayakları yere bastı ve kendisine ben nerede hata yaptım sorusunu sorarak, hatasını anladı.
Tayyip Bey;Kasımpaşa kabadayısı gibi babalanmanın dış politikada bir getirisinin olmadığını anladığı gibi, dış politikadaki, Mısıra, Suriye ye ve İsrail'e yönelik kabadayılığını oya tahvil ederek iç politikada istediği sonucu aldıktan sonra, ufukta yeni bir seçim de olmadığı için, bu kabadayılıklarından dolayı ülke ekonomisinin ve istihbaratının tökezlediğini görerek, Rusya ve İsrail ile ilişkileri düzeltmenin, gelecek seçimler için olan önemini görerek, büyük bir U dönüşü ile Rusya ve İsrail ile anlaşmaktan başka bir çarenin olmadığını, geç de olsa anlamış bulunmaktadır.

Vatandaşlık bu kadar ucuz mu? - Tünay Süer
Recep Tayyip Erdoğan, Kilis'teki iftar programında yaptığı konuşmada Türkiye'deki Suriyeli göçmenlere vatandaşlık hakkı verileceğini söyledi.
 CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel “Bir kere konu Cumhurbaşkanı değil, hükümetin konusudur. İçişleri Bakanlığı’nın konusudur. Bu konuda karar mercii ise tüm vatandaşlarımız adına TBMM’dir” diyerek tepkisini dile getirmiş.
Ağlamakla gülmek arasında kaldım.
Bu kararı kim verdi ve nasıl alındı diye sormak bence abesle iştigaldir.
Sanki Türkiye’de tam demokrasi varmış,
Türkiye’de 14 senedir tek adamın her dediği olmuyormuşçasına…
Sanki CHP’nin verdiği önergeler, gensorular meclisten geçiyormuş ta haberimiz yokmuşçasına…

TBMM ve Türkiye Erdoğan’ın seçildiği 10 Ağustos 2014 tarihinden bu yana fiilen “Türk usulü başkanlık sistemi” ile yönetilmiyormuş gibi.
Cumhuriyetin değerleri teker teker yok edilmemiş ve ne yazık ki ülkemiz bu hale gelmemiş gibi…
Ve sanki Türkiye’de sivil darbe olmamış gibi…
Yargı erkinin tepesindeki yargıçların Cumhurun başı ile Rize’de çay toplama gösterisinden sonra hesap soracak merci kalmış gibi…
Eleştiriler hakkında hükümet sözcüsü başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş,
“Yargı kurum ve kuruluşları son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına bağlıdır” dememiş gibi…
                                                    ***
Atatürk cumhuriyetinden ne kaldı bizlerden başka?
Bunları yazarken içim kan ağlıyor be!
Dalga geçmeyin.
Özgür Özel söylediklerinin hepsinde haklıdır ama bu günlere gelene kadar CHP neredeydi?
                                                       ***
Gelelim Suriyelilerin vatandaş yapılma dümenine.
Hepsi planlıydı.
Esad’ın Esed olması, Özgür Suriye Ordusu denilen yobazları desteklemek, her türlü yardımı yapmak ve Suriye’den kaçanlara kucak açmak vicdani sorun değil oy hesaplarıydı.
Onları ileride vatandaş yapacağını dört sene önce de yazmıştım.
Diyor ki;
"Yıllardır sabırla vatanlarının kurtulacağı günü bekleyen Suriyeli misafirlerimizin gösterdiği uyum ve dirayet takdire şayandır.
Onları bir de Hatay’daki, Gaziantep’teki, bölgedeki yurttaşlarımıza soralım.
Evlerde oturup kira ödemeyenler, lokantalarda yemek yiyip Erdoğan ödesin diyenleri
polis dövenleri nasıl unutabiliriz?
Geçmiş mikrofonların karşısına atıp tutuyor.
 “Suriye'den gelen kardeşlerime diyorum ki, biz sizi kardeşimiz olarak görüyoruz. Siz de bizi kardeşiniz olarak görüyorsanız, vatanınızdan değil, sadece evinizden, toprağınızdan uzaksınız.
Türkiye sizin de vatanınızdır.”
Diyorum ki;
Ey Tayyip Erdoğan senin tuzun kuru.
Ülkemde bunca yoksul, işsiz, emekli varken ve sen onlara hak tanımazken bu Suriyeli sevdasından vaz geç.
Bir kişi değil, iki değil üç değil…
Üç milyon oy hiç fena değil, değil mi?
Bırak üzülme ayaklarını…
Sende acıma olsa önce kendi vatandaşlarına yaşama hakkı tanırsın.
Emeklilerimiz sürünüyorlar, ne bir tatil ne de gün görüyorlar.
Sadaka gibi aylıklara zam yap, cahil kesimin bir koli makarna, yiyecek, odun kömür ile gözünü boya, Allah Kitap de dini siyasete alet et kandır ama ne beni ne de benim gibileri kandıramazsın.
                                                      ***
Senin ne şehitlere ne de bombalarla ölen vatandaşına acıma hissin var.
Daha ölüleri soğumadan şölenli köprü açmandan belli…
Bari yalandan olsun biraz üzülüyormuş gibi yap ya…
Bu kadar gaddar olma.
AKP il, ilçe kapılarında onlarca polis ve TOMA’lar nöbet beklerler günün her saati.
Atatürk Havalimanı'na meydana gelen bombalı terör saldırısı sonrası alınan güvenlik önlemi çerçevesinde Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nden 80 kişilik özel tim havalimanında görevlendirilmiş.
Onlarca insanımızın hayatlarını feci şekilde kaybetmelerinden yüzlerce insanımızın yaralanmasından sonra sabah şerifleriniz aydın olsun.
                                                        ***
Beşar Esad’ı kastederek, “Suriye’nin başındaki zalimdir, DAİŞ’liden  (IŞİD) çok daha ileri bir teröristtir” demiş.
Vay canına!
Peki, o terörist ise bizdeki zalimlere, kan içicilere, hainlere ne demek gerek acaba?

Bir Çanakkale Gezisi Anıları - 4 - Cevat Kulaksız
Mahallemiz muhtarının organize ettiği Çanakkale gezisinde, rehberimiz Emekli İmam Ahmet İnan’ın anlatımlarına devam ediyoruz. Gezi ekibine katılanların itirazları üzerine Muhtar Sema Deniz,  rehbere itirazını bildirdi.  Uzatmadan rehberin ilginç anlatımlarına devam ediyoruz:

İNGİLİZLER HİDROJEN GAZI GETİRDİLER. “BİZ TÜRKLERİN TANRISINA YENİLDİK”
Burası boş topraklar değil, biraz da işi bu taraftan şey yaparsak, çünkü buraya hidrojen gazını getirmişler, Çorçil diyor ki “götürelim, onların kökünü kazıyalım”, diğer bakanlar diyor ki “yapmayalım, insanlık suçu işleriz”, Çorçil diyor ki, “Türkler insan değil ki”, “neden, insanlık suçu işleyelim, götürelim”,  diyor. Hidrojen gazını getiriyorlar buraya, hidrojen bombası yoktu o zaman, ama gazı vardı. Dedelerimizin savaştığı kaldığı yere, rüzgarın altında kaldığı yere, bidonları bırakıyorlar, ağzını açıyorlar, rüzgar kesiliyor, rüzgar ters tarafa onarın askerlerinin bulunduğu tarafa esmeye başlayınca, Hamilton şunu yazıyor, savaş günlüklerine, “biz Çanakkale de Türklere yenilmedik, biz Türklerin Tanrısı Allah’a yenildik, biz ona mağlup olduk”,  diyor. Biz Türkler on devletle savaş yaptık, o “hasta adam” evet Allah onlardan razı olsun. Şimdi size o mezarı göstereceğim, meçhul asker anıtı olarak, abideye de gireceğiz, her yere gireceğiz. (Avucunu açan ziyaretçiler gözyaşları içinde, “nur içinde yatsınlar, Allah rahmet eylesin” diye dua ediyorlardı).(Rehber imam şöyle diyor, “buralara günde 350 araba geliyor” ).

Yüksek Yargı'nın Saray Tarafından Esir Alındığı Gün!.
Bugün,1/Temmuz/2016 Kabotaj ve Denizcilik bayramı olduğu kadar, yüksek yargının, saray entrikalarıyla yangından mal kaçırır gibi, alelacele çıkarılan bir yasa ile esir alınarak 1150 odalı kaçak saray'a hapsedildiği kara bir gündür.
Bugün, AKP iktidarının Meclis çoğunluğu tarafından, kaçak sarayda mukim zat'ın mutlak emir ve talimatıyla yangından mal kaçırırcasına çıkarılan yasa ile yüksek yargı olarak adlandırdığımız Yargıtay Ve Danıştay'ın; kaçak sarayın çay toplayıcıları olan başkanları ile onların yüzüsuyu hürmetine ve ayıp olmasın diyerek daire başkanlarının ayrık tutulduğu tüm üyelerinin yüksek mahkeme üyeliklerine otomatikman son verilmiştir.

Bir Kara Gündür Sivas Katliamı - Gündüz Akgül
Yarın 2 Temmuz Sivas katliamının yapıldığı kara gündür…
Yıl 1993…
Temmuz ayının 4’ünde düzenlenecek, 4.Pir Sultan Şenlikleri için ülkenin dört bir yanından gelen Türkiye’nin aydın yüzleri, ozanlar, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar Sivas’talar…
Bu şölenin bir katliama dönüşeceğinden habersiz coşkuyla, 2 Temmuz saat 14.00’te Kültür merkezinde düzenlenecek “Medya ve Emperyalizm” paneli hazırlılarını yapmaktadırlar…
Diğer taraftan ise gözleri kan bürümüş bir güruh Cuma namazından çıkarak doğru Kültür merkezinin önünün gelip,   “Sivas laiklere mezar olacak, şeriat gelecek batıl zail olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu Sivas’ta yıkılacak” naralarıyla panel hazırlığı yapanlara saldırıya geçer…
Böyle bir günde tüm güvenlik önlemlerinin alınması gerekirken, ne yazık ki az sayıda güvenlik görevlisi olay yerindedir. Saldırganların bir an için geri çekilmesini sağlıyorlarsa da, gözü dönmüş saldırganlar planladıkları katliamdan vaz geçme niyetinde değildirler…
Büyük bir olayın olacağı kaçınılmaz görünüyor...

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget