Bir Asker Mektubu

Bir Asker Mektubu Hadımköy Askeri Cezaevi'nden Tuğamiral Turgay Erdağ'ın Türk Milleti'ne Mektubu

LÜTFEN BU MEKTUBU SONUNA DEK OKUYUN VE PAYLAŞIN.
VİCDAN BORCUDUR.
HADIMKÖY ASKERİ CEZAEVİ'NDEN  TUĞAMİRAL TURGAY ERDAĞ'IN TÜRK MİLLETİ'NE MEKTUBU;

"Bir çağrım var sizlere; bizi görmeye gelin lütfen, bizi tanımaya. Kimiz biz? Dünyaya nasıl bir gözle bakarız? Neye benzeriz?

Gelin; ailemizi görün, eşimizin, çocuklarımızın gözlerine bakın. Arkadaşlarımızla tanışın.

Gelin; bizi görmeye, duymaya gelin. Özellikle bizden kuşkulanıyorsanız gelin. Bizden hoşlanmıyorsanız gelin.

Gelin; ne ile suçlandığımızı görmek için, bu suçlar için gösterilen delil denilen şeyleri görmek için gelin.

Gelin; bizi suçlayanların gözlerinin içine bakmak için, yüzlerce subayın bir yılı aşkın bir süredir kendilerine tek bir soru bile sorulmadan neden tutuklu olduğunu görmeye gelin.

Bir Asker Mektubu

MERHABALAR DOSTLAR VE ARKADAŞLAR,

Güzel bir güne, güneşli bir sabaha açtık gözümüzü bu sabah. Ve yine bu sabah, bir yıldır olduğu gibi, aramızda demir parmaklıklar olmadan göremedik güneşi. Ve yine bu sabah, bir yıldır olduğu gibi, yanımızda eşimiz, çocuklarımız olmadan uyandık güne. Ben bir yılı aşkın bir süredir Hasdal Askeri Cezaevinde tutuklu Tuğamiral Turgay Erdağ. Bir yıldır eşimi ve 12 yaşındaki oğlumu ayda bir kez görebiliyorum. Bir kez ve sadece bir saat. Seksenli yaşlarını yaşayan anne ve babamı bu bir yılda sadece bir kez görebildim. Bir kez ve sadece bir saat. Bu bir saatlere neleri nasıl sığdırıyoruz düşünün. Evladınızın kokusunu içinize depolayacaksınız mesela, bir ay idare edecek sizi. Eşinize özleminizi depolayacaksınız mesela. Moral alacak, moral vereceksiniz bu bir saatte. Ayrılırken, anne ve babanızın gözyaşlarını ellerinizle sileceksiniz. Arkaları size dönük uzaklaşırken eşiniz ve çocuğunuz, kendi gözyaşlarınızı ellerinizle sileceksiniz, göstermeyeceksiniz onlara. Her ay sevdiklerinizin sizi bir kafesin içinde bırakıp gitmelerine dayanacaksınız. Bunun nasıl bir işkence olduğunu duyumsayabiliyor musunuz? Hele hiçbir suç işlememişseniz, buna dayanmanın ne kadar ağır bir şey olduğunu anlayabiliyor musunuz?

Biz neden tutukluyuz, biliyor musunuz?

Delillerin iki yıldır toplanamamış olması nedeniyle tutukluyuz.
Henüz toplanamamış delilleri karartma ihtimalimiz nedeniyle tutukluyuz.
Bulunduğumuz mesleki konum nedeniyle tutukluyuz.
Hepimiz kendi irademizle koşa koşa yargı karşısına geldiğimiz halde kaçma şüphemiz olduğu için tutukluyuz.
Suçlandığımız konu, yasadaki katalog suç tanımı içinde yer alıyor diye tutukluyuz.
Bizi suçlayan delillerin sahte olduğunu 1500’den fazla maddi olgu ile kanıtlamamıza rağmen, hakkımızda kuvvetli suç şüphesi olduğu için tutukluyuz.
Bir çağrım var sizlere; Bizi görmeye gelin lütfen, bizi tanımaya. Kimiz biz? Dünyaya nasıl bir gözle bakarız? Neye benzeriz?
Gelin; ailemizi görün, eşimizin, çocuklarımızın gözlerine bakın. Arkadaşlarımızla tanışın.
Gelin; bizi görmeye, duymaya gelin. Özellikle bizden kuşkulanıyorsanız gelin. Bizden hoşlanmıyorsanız gelin.
Gelin; ne ile suçlandığımızı görmek için, bu suçlar için gösterilen delil denilen şeyleri görmek için gelin.
Gelin; bizi suçlayanların gözlerinin içine bakmak için, yüzlerce subayın bir yılı aşkın bir süredir kendilerine tek bir soru bile sorulmadan neden tutuklu olduğunu görmeye gelin.
Gelin; hani biz camileri bombalayacaktık ya, o bombalamayı yapacağı iddia edilen insanların, bu iddiayı nasıl rezil ettiğini görmeye gelin.
Gelin; hani biz kendi uçağımızı düşürecektik ya, bunu yapacakları iddia edilen insanların, bu iddiayı nasıl gülünç duruma getirdiklerini görmeye gelin.
Hukuk Fakültelerinin değerli dekanları, hocaları, öğrencileri, Türkiye’deki hukukçular gelin; iddianamemizi alın okulunuza, evinize götürün, inceleyin, hukuka uygun mu tartışın, iddianameyi hazırlayan savcılar hakkındaki avukatlarımızın HSYK’na suç duyurusunu alın, inceleyin, tartışın. Delilleri inceleyin, dijital delillerin hukuka uygunluk denetimini siz yapın. Neden farklı düşünen yargıçların kısa bir sürede sistem dışına çıkarıldıklarının analizini yapın, gelin ve gerçeğin ne olduğuna kendiniz karar verin.
Basın mensupları gelin; özellikle “balyoz darbe planı” deyimini kullanırken başına “korkunç” sözcüğünü ekleyen, kendi gazetesinin reklâmını yaparken “camileri bombalayacaklardı” manşetli gazete fotoğrafını öne çıkaran medya organlarında çalışan, gerçeği yazmakla yükümlü gazeteciler gelin, yaptığınız haberlerle ilgili bu mahkemede neler söylendi, yalan oldukları hangi belgelerle kanıtlandı, dinleyin, sorun, öğrenin.
Türkiye’yi yöneten insanlar gelin; adaleti olmayan hukukun nasıl bir zulüm yarattığını bizzat görün.
Delilden suça ve suçluya gitmesi gereken yargının önce suçlu, sonra suç ve sonra da delil bulma sırasıyla işlemesinin yarattığı zulmü ve çağ dışılığı görün.Duruşmaların TV’lerden canlı yayınlanmasına izin verecek düzenlemeleri yapın. Suçlamanın, hem de yalanlara dayanan suçlamanın serbest olduğu engizisyon uygulamalarına son verin. Savunmaların da gazete ve televizyonlarda suçlamalarla aynı büyüklükte yer aldığı eşit bir dünya yaratın. Yalnızca asker olduğumuz için haklarımızı savunmaktan korkan insanlar gelin; askerler de insandır ve insan hakları bizim içindir de aynı zamanda. İnsan hakları, hukuk ve adalet sadece yazarlar, gazeteciler, bilim insanları, milletvekilleri için değildir, insan hakları bütün insanlar içindir.
Askerler de, eştir, babadır, çocuktur, duyguları, farklı siyasi görüşleri vardır. Hepsi aynı şeye inanmazlar. 1960’lar, 1970’ler, 1980’lerdeki askerlerle aynı şeyleri düşünmezler. Bir makine değildirler.
Silahlı Kuvvetler geçmişte hatalı uygulamalar yapmış olabilir. Sadece Silahlı Kuvvetler mi hata yaptı? Gazeteciler yapmadı mı? Siyasetçiler yapmadı mı? Bilim insanları yapmadı mı? Geçmişte hata yapan insanlar var diye bir meslek grubunun bu günkü mensuplarına düşman mı olmalıyız? Onlardan şüphe mi etmeliyiz? Geçmişte hata yapıldıysa bunun hesabını o meslek grubunun bu günkü mensuplarından mı sormalıyız? Ya onlar da geçmişteki bu yanlışlardan zarar görmüşlerse?
Komutanlarım, silah arkadaşlarım gelin; kader birliği yapmadık mı sizlerle? Silah arkadaşlarınızın esaretini görmeye gelin. Bir askerin kendi ülkesinde esir düşmesinin dayanılmaz ağırlığını siz de hissedin. Hukuka saygı adına hukuksuzluğa güç vermeyin. Suçsuzluğumuzu haykırın, susarak delil üreten çeteye moral vermeyin.
Gelin; bu soysuzca iftiralar karşısında canlarını vererek onurlu direniş sembolümüz olan Yarbay Ali Tatar ve Albay Berk Erden’in aramızda yaşadığını görün.
Güzel ülkemin iyi yürekli insanları gelin; suçsuzluğumuzu nasıl ispat etmek zorunda bırakıldığımızı görün. Siz de bir gün suçsuz olduğunuzu ispat etmek zorunda kalabilirsiniz. Gelin bunun en canlı örneğini bu günden görün.
Gelin; adaleti olmayan hukuk uygulamasının nefesimizi nasıl kesmeye çalıştığını görün. Bizim üzerimizde elde edilecek bir başarı, yarın sizin hak ve özgürlüklerinize yönelecektir, buna emin olun.
Gelin; çocuklarımıza bırakacağımız bir dünyanın nasıl olmaması gerektiğini görün. Nefret, intikam ve rövanş duygularının bize daha fazla gözyaşı getireceğini, geleceğe de nefret, intikam ve rövanş tohumları serpeceğini görün.
Gelin; güzel ülkemizin geleceği çocuklarımızın kinden, nefretten, düşmanlıktan, öç alma duygusundan uzak, birinci sınıf bir ülkede, gerçek bir demokraside, özgürlük içerisinde, bir hukuk devletinde, ülkesine ve devletine güvenerek büyüyebilmeleri için, gelin.
Siz geldiğiniz, ilgi gösterdiğiniz, gerçekleri öğrendiğiniz ve bilmeyenlere anlattığınız zaman karanlıklar yok olacaktır.Biz karanlıkların aydınlığa çıkması için yanmaya devam ediyoruz hala…
Gelin...
Hadımköy Askeri Ceza Evi,
Tuğamiral Turgay Erdağ

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget