Bir Çanakkale Gezisi Anıları -5- Cevat Kulaksız

Bizim en fazla canımızı yakan hadise 19Mayıs hadisesi, çünkü bir ulusa, bir millete en lazımlı şey, beyin tabakasını orada on bin tane gönüllü öğretmen ve öğrenciyi, doktorları, mühendisler kaybettik.

Bir Çanakkale Gezisi Anıları -5- Cevat Kulaksız

Atatürk’ün Saatinin Vurulduğu Yer
Mustafa Kemal Atatürk’ün saatinden vurulduğu yer, burası Conkbayırı, İngilizler “Çanakbayırı” diyor. Şu arkanızda gördüğünüz, Conkbayırı yazıtları veya anıtları. Rahmetli Turgut Özal zamanında bunlar yapıldı. Şurası Mustafa Kemal Atatürk’ün Conkbayırı Savaşını anlatmakta. Diğer, Mustafa Kemal’in beş tane savaşını, bunlar beş tane anlatmakta.

Aşağıdaki ova Anafartalar ovası, Mustafa Kemal buraya cephe komutanı olarak geliyor, Mustafa Kemal 6. Çıkartmanın buraya olacağını bildiği için tahminini burada kullanıyor, buraya getiriyor, 19. Tümenini buraya getiriyor. Ecabat’ta da ihtiyat askeri olarak tutuluyor, Eceabat’tan buraya getiriliyor. Ama 26 Mart 1915 sabahı, başımızda bizde hala Avrupa hayranlığı var ya, biz batıran zaten o hayranlık bizi batırıyor, o hayranlıkla biz Almanlarla savaş birliği yapıyoruz. 5. Ordunun başına Liman Von Sanders Paşa getiriliyor. Mustafa Kemal cephe komutanı Yarbay, Mustafa Kemal buraya çıkartma yapmayacak diye Mustafa Kemal’i alıyor 15 aşağıda Bigalı dağı var Bigalı köyünde oraya götürülüyor, ihtiyat askeri orada. Bizim ordu komutanlarımız savaş politikalarını çizmişler, 27 Alay komutanı hemen altımızda Anafartalar ovasındaki o sahili koruyacak. 27. Alayımızı oradan alıyor o Limon Von Sanders Paşa, onu da Eceabat’a Topzeytinliğe gönderiyor. Burada bir tane taburumuz kalıyor, üç tane gözetleme grubundan 80 kişilik gözetleme grubundan üç tane postamız var burada başka hiçbir şey yok. Kendisi, burada çıkartma olmayacakmış diye 7.Tümen ile 12.Tümeni buradan alıyor, İstanbul yolu üzerinde Gelibolu’nun Bolayır nahiyesi var oraya gidiyor, tahminini oraya kullanıyor. Ama düşman 23 Nisan 1915 sabahı Anzak koyuna gelip de çıkartmaya başladığı zaman, 27. Alay komutanı o top seslerini duyuyor, Eceabat’ta duyuyor, diyor ki, “benim etimi lime lime doğrasalar, beni kıyma makinesine koysalar, kıyma yapsalar ben yine top seslerinin atıldığı yere gideceğim” diyor. Onun damarlarında asil Türk kanı var arkadaşlar, çünkü biliyor o komutan oraya çıkartma olduğunu, “beni etimi lime lime doğrasalar ben yine oraya gideceğim” diyor. Atına biniyor, kucağında asker olan o Mehmetçik anıtının yanına geliyor, oraya geldiği zaman yolun sol tarafında Anzak askerlerinin siper kazdığını görüyor. Hemen bağlı bulunduğu tümeni arıyor, 9. Ordu Komutanı Ali İhsan Bey’i Güney Cephesine bağlı o 27. Alay da oraya bağlı onu arıyor. Ona diyor ki, “komutanım, tarih 29 Nisan 1915 saat 10 komutanım, düşman Arıburnu yarlarından çıkmış, Anzak koydan çıkmış Bayrak Sırtına, Bomba Sırtına kadar gelmiş komutanım, memleket elden gitmiş” diyor. “Buna bir hal çaresi bakalım komutanım” diyor.

DÜŞMANDAN KAÇILMAZ
Hemen 27. Alay komutanına diyor,”sen telefonu kapat, ben Mustafa Kemal’i arayım” diyor. Mustafa Kemal 15 km aşağıda onu arıyor, ona diyor ki, “Mustafa memleket elden gitmiş Mehmet Şefik Aker Bey, Yarbay, bana telefon etti, telefonda dedi ki, “Bomba Sırtına kadar, Kanlı Sırtına kadar gelmişler”,  dedi. Şikâyette bulundu, oğlum oraya bir önlem al”,  diyor. Alma Yarbay Mustafa Kemal, Albay Bekir Sami Bey’den emir alamıyor, neden emir alamıyor? Albay yüksek, Yarbay alçak rütbesi ama emir alamıyor, kimden alacak, bağlı bulunduğu yarbaylar, albaylar hangi orduya bağlıysa o ordu komutanından izin alacak. Kim ordu komutanı? 5. Ordu komutanı Limon Von Sand[1]ers Paşa Nerede o? Buraya çıkartma olmayacak diye 60km ileriye gitmiş hain, 60 km ileride Mustafa Kemal ona manipleli telefonla ulaşamıyor, ondan emir alamıyor. Mustafa Kemal şu tarihi konuşmayı yapıyor, o 19. Tümenin komutanlarıyla diyor ki:
“Ben memleketimden bir masalık yer alayım, beni idam ederlerse o bir masalık memleketimde idam etsinler, el toprağında beni idam etmesinler” diyor. 57. Alayı oradan alıyor, 700 kişilik dağ bataryasını alıyor, tam karşımızda Kocaçimentepe, o dağın tepesinde beyaz bir bina var ya orası Kocaçimentepe, 700 kişilik dağ bataryası ile alıyor dağ, taş, dere, tepe demeden ta oraya çıkıyor. Oraya çıktığı zaman Mustafa Kemal o 57. Alay askerlerine diyor ki, “siz burada çayınızı, kahvenizi molanızı yapadurun, düşman nereye çıkartma yapmış ben bir keşfini yapayım, istihbarat edineyim”. Mustafa Kemal atına biniyor, şu bayrağın sallandığı yere, aşağıdan yukarıya yol var ya şimdi orayı göreceksiniz, aynı benimle sizin gibi. 4000 tane Anzak askeri 80 kişilik gözetleme postasını önüne katmış o derelerden bayrağın sallandığı yere çıktığını görüyor, onlarla yüz yüze kalıyor. Mustafa Kemal o 80 kişilik gözetleme birliğine diyor ki, “arkadaşlar siz kimden kaçıyorsunuz”, askerler, “düşman komutanım”, Mustafa Kemal, “düşmandan kaçınılmaz, düşmanla savaşılır, siz neden kaçıyorsunuz” diyor, askerler, “mermimiz bitti komutanım” diyorlar; Mustafa Kemal diyor ki, “mermin bittiyse süngü tak yere yat”. 80 kişi süngü takıp yere yatıyor, 4000 Anzak askeri de süngü takıp yere yatıyor. O adam İngilizce konuşmadı, Türkçe konuştu, neden yere yattılar? Hani bazı olaylar karşısında “basiretim bağlandı” diyoruz ya. Orada onların basireti bağlanıyor
Mustafa Kemal kendi savaş günlüklerine şunu yazıyor: “tarih 25 Nisan 1915 sabahı, 10.45 diyor,  (11 e çeyrek kala), “savaşı kazandığımız an o andı”  diyor. Çünkü 4000 Anzak askeri var, 80 kişi önünde yatıyor, 8özetleme postası 81. Kişisi Mustafa Kemal.  İsteseler tükürük manyağı yaparlar, ama gitmiyorlar, arkadaşlar yatıyorlar orada, onu nereye bağlarsanız bağlayın, Mustafa Kemal yanındaki yaverine diyor ki, “atıma bin 57.alay askerlerine haber ver, Kocaçimen’e taksiyle gitmiyor, at ile gidiyor, yürüyerek gidiyor oraya kadar, 4200 kişi, sırt çantaları ağır, toplanın diye emir verilecek, onlar seksen kişi değil4200 kişi sırt çantalarını alacak sıraya girecek, en aşağı üç dört saat, ondan sonra toparlıyor o şeyleri, oradan getiriyor, birinci siperlere yerleştiriyor, ondan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün anına koşarak geliyor, “paşam askerler hizmetlere hazır, siperlere girdiler paşam”. “Atımdan in”  diyor, kendi atına kendi biniyor, eline kırbacı alıyor, o 57. Alay askerlerine şu tarihi konuşmayı yapıyor:
“-Ben size taarruz emretmiyorum, ben size ölmeyi emrediyorum, biz öldükten sonra yerimize başka askerler, başka komutanlar geçebilir”, diyor, “hadi gazanız mübarek olsun”  diyor, kırbacını indiriyor, savaşa başlatıyor. Oradan 4000 Anzak askeri denize atılıyor ama savaş burada sekiz buçuk ay geceli gündüzlü devam ediyor.
Bir Çanakkale Gezisi Anıları -5- Cevat Kulaksız

SAVAŞTA ÖĞRENCİLERİ, ÖĞRETMENLERİ, DOKTORLARI, MÜHENDİSLERİMİZİ KAYBETTİK.
Bizim en fazla canımızı yakan hadise 19Mayıs hadisesi, çünkü bir ulusa, bir millete en lazımlı şey, beyin tabakasını orada on bin tane gönüllü öğretmen ve öğrenciyi, doktorları, mühendisler kaybettik. Bir memleket olduğu yerinde üç sene beş sene olduğu yerinde saydı, bir adım ilerleyemedik, neden bir beyin tabaksını orada kaybettik biz. 19 Mayıs sabahı onu orada kaybettik, hiç ilerleyemedik, üç sene ile beş sene arasında okullarda mezun veremedik, mezun vermesini bekledik, kanımızı, canımızı yakan en büyük hadise o. Şu bayrağı sallandığı yerden o kucağında asker olan yere kadar 260 günde 290 bin şehit verdik. Yolun sağında ve solunda 93 bin şehit verdik, söylemesi çok kolay. Savaş sekiz buçuk ay devam etti.
Ondan sona Mustafa Kemal buraya Yarbay olarak getirildi, haziran ayı içerisinde albay rütbesine yükseltildi. 8 Ağustos 1915 sabahı Limon Von Sanders Paşa, “artık ben savaşı sevk ve idare edemeyeceğim, ben bittim demedi, ama şunu söyledi,            “Mustafa Kemal’e seni grup komutanı yapıyorum” dedi. Mustafa Kemal Atatürk de, “evet olurum” dedi. Mustafa Kemal’in öğretmeni 3.Kolordu komutanı Esat paşa Mustafa Kemal’e dedi ki, “Oğlum onun öğretmen, hocası” dedi. “Oğlum bu görev sana çok gelmesin, bu görevin altında ezilme, mahcup olma Mustafa, düşün de al”; Mustafa Kemal, “hocam hocam az bile gelir” dedi. “Sen hiç elleme bu az bile gelir bana”  dedi. O 7. Tümen ile 12. Tümen Limon Von Sanders Paşa, Bolayır nahiyesine çıkartma olmayacağını anlamış, 7 ile 12. Tümeni yarı koşturarak, yarı yürüterek 37 saat aç susuz, uykusuz Eceabat’a indiriyor. Anafartalar ocasına indiriyor. Onların komutanı Albay Ahmet Fevzi’ye diyor ki, “hemen askerlerini taarruza kaldır”, Albay Ahmet Fevzi diyor ki, “hayır benim askerim aç susuz, uykusuz buraya geldiler. Onlar bu akşam sıcak bir çorba içecekler, yarın taarruz edecek” deyince, Liman von Sanders, Albay Ahmet Fevzi’yi görevden alıyor, onun yerine Mustafa Kemal Atatürk’ü o emir komuta zinciriyle aynı zamanda da Mustafa Kemal Grup komutanı da oluyor, eline kırbacı alıyor, tek sorumlu oluyor, ondan başka sorumlu yok.
Bir Çanakkale Gezisi Anıları -5- Cevat Kulaksız

AÇ, SUSUZ ASKERLERİN ÇORBASI
Ondan sonra, Mustafa Kemal 8 Ağustostan sonra burada gerçek komutan oluyor. Ondan önce Liman Von Sanders Paşaya bağlı. O kırbacını eline alınca 37 saattir aç susuz uykusuz gelen o 7 Tümen ile 12 Tümen askerlerine diyor ki bunlara sıcak bir çorba verin. “suyu bol tanesi az olsun” diyor. Çünkü yokluk içindeyiz; büyük bir kazanın içine buğday çorbası, büyük bir kazanın içine suyu solduruyorlar, içine üç kaşık salça atıyorlar, yağ yok, onu kepçe ile karıştırıyorlar, üç koca dolusu buğday kırığı, ben köylü çocuğuyum, ben tavuk yeminin büyük hayvan yeminin ne olduğunu bilirim. Bulgur değil, çorba oysa çocuklar o akşam o çorbayı içiyorlar. Ayağından botu çıkarmak için, kimi namaza abdesti almak için, kimisi ayağım hava alsın diye botunu çıkarırken ayak taban derisiyle, botun derisi birbirine kaynamış, asıldığı zaman ayağının derisi soyularak çıkıyor. Elin gâvuru ne diyor, bunları taarruza kaldır diyor. Bize acıyan kim, gene Mustafa Kemal, biz bize acıyoruz başkası bize acımıyor. O akşam askerler yaralarını sarıyor. 9 Ağustos, aşağıda Anafartalar Savaşını Mustafa Kemal Atatürk kazanıyor. 10 Ağustos zaferini burada kazanıyor, bu tepede kazanılıyor, düşman denize atılıyor ama o bayrağın sallandığı yerden şuraya kadar 20 bin şehit veriyoruz. 25 bin de Anzak askerlerinden ölüyor, 45 bin kişi.
Savaş bittikten sonra Mustafa Kemal’i tebrike gelen, onun öğretmeni 4. Kolordu Komutanı Esat Paşa, “Mustafa Kemal’i tebliğe gittim amma bir karış toprağa basamadım üç kat, dört kat insan ölülerinin üzerinden Mustafa Kemal’e ulaşabildim”, diyor. Çünkü çok kısa döngeldinin içinde bu savaş oluyor. İkinci Anafartalar Savaşını aşağıdaki ovada, Kayacık Ağılı Savaşını Mustafa Kemal yine aşağıdaki ovada, Kireçtepe Savaşlarını o meşhur Bursa Jandarma Taburu, ta o dağların, denizin dibindeki, dışarıya çıkan Karakol Dağlarında kazanıyor, Mustafa Kemal Atatürk burada beş tane savaş kazanıyor.
9 Ağustosta Birinci Anafartalar, 10 Ağustosta burası Conkbayırı Savaşını, İkinci Anafartalar aşağıdaki ovada, Kayacık ağılı Kireçtepe Savaşını kazandıktan sonra düşman ağustos ayı sonlarında çok sakinleşiyor. Hiç kimse kimseye bir silah atamıyor, atmıyor, herkes yorulmuş; iki taraf da yorulmuş, İngiliz de yorulmuş, biz de yorulmuşuz. Siperlerin üzerinde askerler sadece nöbet tutuyor. Birbirlerine kalleşlik yapmıyor.
Ama ekim ayında sonbahar yağmurları başlayınca, o siperlerin içini şimdi göreceksiniz, bir buçuk iki metre derinliğinde, ellerinin kaldırdığı zaman elinin ucu görülmüyor, 3-4 metre genişlikte, bir buçuk metre derinlikte, neden geniş, o zamanın ambülânsı öküz arabası, at arabası, kağnı arabası o siperin içinde geziyor. Yaralı askerleri, şehit olan askerleri arabanın üstüne koyuyor, siperin öbür ucundan şehit olanlar mezara, yaralılar ise hastaneye götürülüyor. Onun için o hizmeti görmek için o siperler şimdi sizin gördüğünüz gibi değil, genişçe.
Bir Çanakkale Gezisi Anıları -5- Cevat Kulaksız

DÜŞMAN KAÇARKEN KUM DOLU TENEKE İLE SİLAH TUZAĞI
O son bahar yağmurları yağmaya başlayınca, gerek bizim siperlerden gerek Anzak siperlerinden ölümler, boğulmalar meydana geliyor. Asker komutandan izin almadan dışarı çıkamıyor, onlar öylesine birbirlerine bağlıdırlar, öyle olmasaydı zaten bu savaşı kazanamazlardı. Kış yağmurları yağmağa, rüzgârları esmeye başlayınca, ama dizkapağına, ama beline kadar, ama omzuna kadar o suyun içinde nöbet tutarken donarak ölümler meydana geliyor. Gerek Anzak askerlerinde, gerek bizim 10 Aralık 1915 tarihinde aşağıdaki ovadan çekip gidiyorlar. Bizimkiler şu tepeden aşağıya inip de bir tane silah çekmemişler. Acize biz el kaldırmayız, aman diyen insan biz, millet olarak el kaldırmayız. Eğer İngiliz bizi o duruma düşürseydi, bir tanemizi gemiye bindirtmezdi. Biz onlara o kaçışta bir şey yapmamışız, o kaçışı bile zaferden sayıyorlar. Tenekelerin içine kum doldurmuşlar, tenekenin kişi deliğini büyük açmışlar, kimini küçük açmışlar, onlara ip bağlamışlar, tenekeden kum aşağıya iniyor, teneke öteki ağırlaştığı zaman, ipi çekiyor, silahın tetiğine ipi bağlamışlar, kuma göre silah patlıyor. Arkamızdan gelmesinler diye o düzenekleri yapmışlar. Ama bizimkiler gitmemiş, aman diyene el kaldırmamış bizimkiler, onu bile zaferden sayıyorlar.

MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE DÖRT ŞEYLE SAVAŞTI
Mustafa Kemal Atatürk’ün biz sözü var. O sözünü de söyleyeyim, ondan sonra da siperleri ziyaret edeceğiz. O rahmetli Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale’de dört şeyle çok savaştım, ben bunu her grubuma anlatıyorum; Mustafa Kemal hakkında notunuzu şimdi verin, bu sözden sonra verin, onun için anlatıyorum, ondan sonra siz değeri verin. Ona göre verin Mustafa Kemal diyor ki, “ben dört şeyle Çanakkale’de çok savaştım, birincisi Limon Van Sanders’le çok savaştım, 5. Ordu komutanımız Alman paşayla. İkincisi Hemilton ile İngiliz Genel Kurmay Başkanıyla çok savaştım; üçüncüsü de böbreklerimle çok savaştım”, böbreklerinden sorunu vardı, çalılıklarda yorgan yok, döşek yok, ev yok, bark yok, o su yatağında, bu dere içinde, yatmışlar, sabahlara kadar yağmur yağmış, bir sene boyunca böyle kolay bir hadise değil. Soğuk havalar, sıcak havalar, yağmuru var, onlar hep bu sıkıntı içinde böbreklerini üşütmüş, ama vatanı bırakıp kaçmamış.
Dördüncüsü göğüslerimle çok savaştım, grip olmuş bronşları şişmiş, ama hava “hastayım”  da diyerek hava değişimine gitmemiş. Ben gruplarıma hep öyle diyorum, “Mustafa Kemal’e şimdi puanı verin”.  Eğer vatan haini olsaydı, bırakır giderdi. Biz bazı kişiler hakkında bilmeden konuşuyoruz, o hatayı yapıyoruz, ama vatan haini olsaydı dört şeyle biriyle bahane eder giderdi. Ama gitmemiş, bu tepede Limon Van Sander Paşayla bu tepede silahlar masada silahlar patlamış yere yuvarlanmışlar, kavga etmişler. “Neden benim milletimi kırdırttın, neden böyle yaptın” diyerek çok kavgalar olmuş, Mustafa Kemal Atatürk’ü buradan alıyorlar, “hastasın paşam” diyorlar, “seni İstanbul’a hastaneye götürelim, diyorlar, Fevzi Çakmak’ı burada iki tane tümen ile bırakıyorlar, kendileri buradan Yemen Cephesine gidiyorlar, Mustafa Kemal’i de İstanbul’a götürüyorlar.
Şimdi buralar saatinden vurulduğu yer, kırbacını indirip savaşı başlattığı yeri, bir de onun şöyle bir resmi var. Sol elini koymuş, sağ eli ile savaşı gözetlediği yer. Eskiler o fotoğrafı bilir. Şimdi oraları şöyle bir görelim.
Şu gördüğünüz siperler 1915 yılından kalma siperler, yerleri aynı, ama derinlik ve genişlik olarak aynı değil, 3-4 metre genişlikte bir buçuk metre derinlikte. O zaman daha derindi, çünkü siperin içinde askerin kafası karşıya görünmeyecek. Dolmaması için bu ağaç kazıklar konuyor ama ne de olsa zamanla doluyor. Yağmur yağdığı zaman içi suyla doluyor haliyle.
Şu önümüzdeki mezar herhangi bir mezar değil, 1915 yılında bu siperler, ileriye doğru giden siperler içi temizlenirken toprak dışarıya atılırken, şehit olan dedelerimizin kafa kol, bacak kemikleri, ne kadar kemik çıktıysa bu mezara defnedilmiş,  bu mezar öyle bir mezar, yani bu mezar kemik mezarı, onun bunun kemiği.  Hangi şehidimizin belli değil, ortak mezar.

“DÜŞMANLA DÖVÜŞÜLÜR DÜŞMANDAN KAÇILMAZ”
“Şu Mustafa Kemal Atatürk’ün 57. Alay 19 Tümenin ihtiyat askeri olarak bekletildiği yer, Maltepe, bakın karşıda sivri bir dağ var, küçük bir tepe, orası 19. Tümenin ihtiyat askeri olarak bekletildiği yer. Aşağıdaki de Bigalı köyü. Rahmetli bir akşam oraya iniyor, bir köy evinde kalıyor, kadınlar dedikodu yapıyor, rahmetli oraya gitmiyor, o dağın tepesinde kalıyor. 57. Alayı o Maltepe dağından alıyor, Kocaçimen tepeye, karşıdaki Kocaçimen tepeye çıkarıyor. Oradan kendisi buraya gelirken, şu anıtın olduğu yerde düşman askerleriyle karşılaşıyor. 4000 Anzak askerinin 80 kişilik gözetleme postasını kovaladığını görüyor. O askerlere diyor ki, “siz kimden kaçıyorsunuz”, “düşman komutanım düşman”. Mustafa Kemal’in “düşman ile dövüşülür, düşmandan kaçınılmaz” dediği yer orası o anıtın olduğu yer. Oraya kadar gelmişler, ondan sonra Mustafa Kemal, “süngü tak, yere yat” diyor. Askerler süngü takıp yere yatıyor. 57. Alay askerlerine tarihi konuşmayı yapıp birinci siperler, bayrakların sallandığı yer. Birinci siperler göreceksiniz şimdi onları. Rahmetli 57. Alayın askerlerinin önüne geçiyor, kırbacını eline alıyor, “ben size taarruzu emretmiyorum, ben size ölmeyi emrediyorum, biz öldükten sonra başka komutanlar yerimize gelebilir”, diyor, kırbacını indiriyor, savaşı başlatıyor, savaşı başlattığı nokta orası. Saatinden vurulduğu yer ise az ileride görünüyor.
Lise son sınıf öğrencileri, yavrukurtlar otobüslerle geliyor, Kocaçimen tepeye çıkıyor, Kocaçimen tepeden Mustafa Kemal’in geldiği 57. Alayın olduğu yerden buraya geliyorlar. O Anzak askerlerinin torunları da 4000 kişinin çıktığı dağdan, dereden, tepeden buraya geliyorlar. Barış buluşması burada oluyor. O tarihi buluşma burada oluyor, burada yapılıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün saatinden vurulduğu nokta orası, yuvarlak taşların olduğu yer, yeri kaybolmasın; Atatürk düşmanları tökerleyip atmasın diye büyük taştan yapmışlar.
57. Alay askerleri buradan çıkıyor, bayrak asıyorlar, siperler orası, birinci siperler burası. Mustafa Kemal Atatürk’ün dürbünü ile savaşı gözetlediği nokta, Atatürk’ün gözetleme yeri yazıyor ya, orada. Orada U harfi şeklinde bir siper vardı, 60 cm taştan örme, ama 101. Yıl ne yağmur suları geçti altından, bir daha da benzerini yapmadılar, öyle bir levha asıp, buradaydı rahmetlinin yeri ama yerine de başka bir şey yapılmadı. Öyle kaldı, Aşağıdaki ova da Anafartalar ovası, Mustafa Kemal Atatürk’ün “kahraman” olduğu yer, burası. Dört tane savaşı orada kazanıyor, beşinci savaşı burada kazanıyor. 1. Siperleri de onlar.
(O sırada rehberin telefonu çaldı, rehber konuşmasında şöyle diyordu: “Conk bayırındayım yarım saat içinde gelirim Eceabat’a ekmek almam alacağım mı? Aman yav Atatürkçü bir rast geldi, biri bir tarafa çekiyor, biri bir tarafa çekiyor, topladım toparladım geliyorum, aldığıma pişman oldum” gibi sözler söylüyordu, telefonunda. Rehber bu arada imam rehber arkadaşlarına rastlamış ki yine grubundan yakınıyordu. “Atatürkçü bir gruba rastladım, Atatürk’ten hiç bahsetmiyorsun, Atatürk’ü söylemiyorsun” diyorlar, denk gelmeyince nasıl konuşacağım, ben de sonunda öyle salladım”.

SEYİT ALİ  [2]
Türkiye'nin son dönemlerde yaşadıklarına kahrolmamak elde değil. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve geçmişe olan özlemim nedeniyle tarih sayfalarını karıştırıyordum. Sayın Hüseyin Vodinli'nin kaleme aldığı öyküye rastladım… “SEYİT ALİ…” Çok duygulandım ve araştırmaya başladım. Bugün bu kahramanın yaşadıklarını bilmeyen yoktur sanırım ama yine de sizlerle bir kez daha paylaşmak istedim.
SEYİT ALİ ÇABUK, Balıkesir'in Havran ilçesi Manastır köyünde 1889 yılında doğan bir Yörük çocuğudur. Keçi güdüp, kaçak odun kömürü satarak geçimini sağlamaktadır.
1909'da askere alınır, 1912'de Balkan Savaşı'na katılır, 1914'te cihan savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak görev alır. Seyit Ali, Mecidiye Tabyası'nda görevliyken müttefikler donanmasından atılan bir top mermisi tabyaya isabet eder. Tabyadan geriye 2 er ve tabya komutanı sağ kalır. Sağ kalanlardan biri de Seyit Ali'dir. Seyit Ali, 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlar ve bataryaya yerleştirir. İki kez atış yapılır ama müttefik gemilerine isabet ettirilemez. Fakat üçüncü atışta gemi vurulur, sürüklenmeye başlar ve Nusret Gemisi'nin döşediği mayına çarparak batar. Bazı tarihçiler, geminin bu top mermisiyle değil, mayınlara çarparak battığını yazar. Bu başarısından dolayı Seyit Ali onbaşı rütbesine yükseltilir. Ödül olarak 2 tayın verilir. Birkaç gün sonra ikinci tayını iade eder.

19 YIL SONRA KÖYÜNE DÖNER
Seyit Ali, 1909'da başladığı askerlikten, 1918'de onbaşı rütbesiyle terhis edilir. Savaş bitmiştir, köyüne dönmeye karar verir. Yürüyerek 13 günde köyüne varır. Köyünde herkes onu ölü bilmektedir. Köye vardığında akşam olmuştur. Bir türlü evinin kapısını çalamaz. Acaba eşi tekrar evlenmiş midir? Sabah oluncaya kadar bekler, gün ışıyınca kapıda bir akrabasıyla karşılaşır. “Sen kimsin” diye sorar akrabası… “Ben Seyit Ali'yim” der. Eşini sorar, evlenmediğini öğrenince kapıyı çalar, sekiz yaşlarında bir kız çocuğu kapıyı açar ve annesine bağırır. “Anne, kapıda sakallı biri var” der… Anne gelir ve “kızım o senin baban” der. Köyde yaşamaya başlar ama savaşla ilgili hiç konuşmaz. Ormanda kaçak odun kömürü yaparak geçimini sağlar.

BUGÜNLERİMİZİ ONLARA BORÇLUYUZ
Yıl 1929… Atatürk bir açılış için Havran'a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü'ne “Burada bir Seyit Ali vardı, onu görmem lazım” der. Müdür, Seyit Ali'nin hangi köyde yaşadığını bilemez. Edremit Askerlik Şubesi'nden sordurulur ve bulunur. İki jandarma eri, Seyit Ali'yi almaya giderler. Seyit Ali, o sırada dağa kömüre gitmiştir. Dönüşte jandarmaları görünce kaçak kömür için geldiklerini düşünür. Sorar “Suçum ne?” diye… “Suçun yok, seni Mustafa Kemal Paşa çağırıyor” derler. Seyit Ali sevinir, çünkü paşayı görecektir. Sakalını keser, aklanır, paklanır ve huzura çıkarılır. Paşa, “Sen Çanakkale'de büyük kahramanlıklar yaptın, benden ne istersin? Sana maaş bağlatayım” der. Seyit Ali “Sağ ol Paşam, yaptıklarım her vatan evladının yapması gerekenlerdir. Görevimdi, görevimi yaptım. Maaş için değil. Tek isteğim dağda kaçak odun kömürü yapıyor, Havran ve Edremit'te satıyorum. Emir verirseniz, ormancılar baltamı almasınlar” der. Atatürk emir verir ve Seyit Ali'ye dokunulmamasını ister. 2 yıl sonra yeni gelen Nahiye Müdürü bu emri uygulamaz ve Seyit Ali'ye rahat vermez. Seyit Ali, bu işi bırakır ve Havran'da bir fabrikada hamallığa başlar.

(Günümüzde nice insan devletten maaş almak için olmadık hilelere bile başvururken,  maaşı istemeyen Kahraman Seyit Onbaşı, alın teri ile para kazanmak için, ormandan odun kesmeye izin verilmesini istemektedir).
Koca Seyit, 1939'da 50 yaşında hastalanır ve yaşamını yitirir. Köyüne gömülür, köyünün adı 1990 yılında “KOCA SEYİT” olur ve heykeli dikilir. Türk Silahlı Kuvvetleri her zaman Seyit Ali'nin köyüne sahip çıkmıştır.
           Koca Seyit'in öyküsü Türkiye'nin tüm kahramanlarının öyküsüdür. Bu ülke bugünlere bu kahramanların vatan aşkıyla gelmiştir.
Tüm Seyit Ali'lere selam olsun…

DOĞU’DA ERMENİ KATLİAMLARI BAŞLAMIŞTI
Çanakkale’de böylesine kanlı savaşlar olurken,  sadece Çanakkale’de mi? Daha nice cephelerde Osmanlı-Türk askerleri,  14-15 yaşındaki çocuklar bile cephelerde çarpışıp can verirken,  Rum,  Ermeni, Yahudi gibi azınlıklar askerlik yapmıyorlardı.  Bedel veriyorlar, ticaret yapıyorlar, ülkenin kaymağını yiyorlardı. Bu yerli işbirlikçi azınlıklardan Ermeniler,  özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgemizde, emperyalist devletlerle işbirliği yaparak köylerde, kasabalarda yalnız kalan kadınlara, yaşlılara, çocuklara katliam yapmaya başladılar.  Özellikle Ermeniler Doğu’da Ruslarla işbirliği yaparak, köyleri basıyorlar, Ermeni çeteleri köylerde yalnız kalan kadınlara, yaşlılara saldırmaya ve en vahşi cinayetleri işlemeye başladılar.
Şimdilerde, bazı devletler gibi Almanlar da,  “Ermeni Soykırımı” yalanı rüzgârına kapılarak, parlamentolarından “Ermeni Soykırımı”  kararını çıkardılar. İşte anlatmakta olduğumuz Çanakkale Savaşları sırasında,  zor durumda kalan Osmanlı idaresi, saldırıya uğrayan Doğu’daki yalnız kalan halkını korumak için,  hele ordumuzda görevli aşağıda isimleri bulunan Alman subaylarının önerisi ile saldırıda bulunan Ermenileri bulundukları yerden alıp, devletin Şam, Beyrut, Bağdat gibi güney bölgelerine göç ettirmeye (tehcire) mecbur kalmış.  Savaş ortamı, Ermeni kafileleri bu yerlere doğru giderlerken maalesef istenmeyen eşkıya baskınları, hastalık ve soğuk gibi nedenlerle bazı Ermeniler yollarda ölmüşler.  Eğer, Almanların Yahudilere karşı uyguladıkları toplu katliam gibi yapılmış olsaydı, Başta İstanbul, İzmir gibi öteki bölgelerdeki Ermenilere de tehcir uygulanırdı.  Onlara dokunulmamış.
İşte bu tehcir olayını Osmanlı Sadrazamı Talat Paşa’ya öneren aşağıdaki Almanların şimdiki torunları, cephelerde birlikte savaştıkları Türklere ihanet ederek,  parlamanetolarından “Ermeni Soykırımı” kararını çıkardılar.

ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA TÜRK ORDUSUNDA GÖREVLİ ALMAN SUBAYLARI
Alman Askerî Misyonu Balkan Savaşları'ndan sonra Osmanlı ve Alman hükümetleri arasında varılan anlaşma gereğince sonucunda 14 Aralık 1913 tarihinde Liman von Sanders başkanlığında Osmanlı Ordusu'nu ıslah etmek amacıyla kurulan askeri kuruldur. 42 kişiden oluşmaktaydı.  Savaş başlayınca Alman görevli mevcudu 70'e çıkarıldı. Savaşın sonuna kadar bu sayı 800'e ulaştı. Bu görev dışında 23'ü general, 10'u amiral olmak üzere orduda 130,  donanmada 60, toplamda 190 Alman subay görev aldı.

ALMAN MİSYONUN ÜYELERİ VE GÖREVLERİ
Müşir Otto Liman von Sanders:  Misyon Başkanı (1913-1918), 1. Ordu Komutanı (1913-1915), 5. Ordu Komutanı (1915-1918), Yıldırım Ordular Grubu Komutanı (1918)
1.      Müşir Erich von Falkenhayn: Yıldırım Ordular Grubu Komutanı (1917-1918)
2.      Müşir Colmar von der Goltz: 1. Ordu Komutanı (1915), 6. Ordu Komutanı (1915-1916)
3.      General Friedrich Kreß von Kressenstein: 8. Ordu Komutanı (1914-1917)
4.      General Fritz Bronsart von Schellendorf: Genelkurmay Birinci Başkanı (1914-1917)
5.      General Hans von Seeckt: Genelkurmay Birinci Başkanı (1917-1918)
6.      General Erich Weber: 15. Kolordu Komutanı (1914-1915)
7.      Koramiral Wilhelm Souchon: Osmanlı Donanma Komutanı (1914-1917)
8.      Albay Franz von Papen: Yıldırım Ordular Grubu Kurmay Başkanı (1917-1918)
9.      Albay August Nicolai: 3. Piyade Tümeni Komutanı (1914-1916), 2. Kolordu Komutan Vekili (1916)
10.  Albay Hans Kannengiesser: 9. Piyade Tümeni Komutanı (1915-1916), 16. Kolordu Komutanı (1916)
11.  Albay Karl Trommer: 10. Piyade Tümeni Komutanı (1914-1915), 14. Kolordu Komutanı (1915)
12.  Albay Prof. Dr. Georg Mayer
13.  Albay Wilhelm Willmer,: 5. Piyade Tümeni Komutanı (1914-1916), 24. Piyade Tümeni Komutanı (1916-1917)
14.  Albay Albert Heuck: 13. Piyade Tümeni Komutanı (1914-1915), 12. Piyade Tümeni Komutanı (1915-1916)
15.  Albay Böhme: 24. Piyade Tümeni Komutanı (1917-1918)
16.  Albay von Kisling: 54. Piyade Tümeni Komutanı (1917-1918)
17.  Yarbay Hans Guhr: 1. Piyade Tümeni Komutanı (1914-1915), 29. Piyade Tümeni Komutanı (1915-1917)
18.  Yarbay Tiller: 46. Piyade Tümeni Komutanı (1916-1918)
19.  Yarbay von Schraudenbach: 14. Piyade Tümeni Komutanı (1917-1918)
20.  Binbaşı Hunger: 34. Piyade Alayı Komutanı (1916-1918)
21.  Binbaşı Otto von Feldmann: Genel Karargâh Harekat Başkanı (1914-1916), 1. Ordu Kurmay Başkanı (1916-1917)
22.  Binbaşı Perrinet von Thauvenay: 15. Kolordu Kurmay Başkanı (1914-1915)
23.  Binbaşı Erich Serno: Tayyare Bölükleri Komutanı (1915-1918)
24.  Yüzbaşı Bodo von König
25.  Teğmen Carl Mühlmann: Askeri Misyon Başkanı Emir Subayı (1913-1918)
Cevat Kulaksız
 ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR
[2] Prof. Dr. Mesut Parlak Seyit Ali Sözcü

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget