Makaleler "Tünay Süer"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Depresyon depremi - Tünay Süer
Yaşamımızın en büyük düşmanı ne yazık ki depresyon denilen illet…
Depresyon tıpta beyin bozukluğu olarak tanımlanıyor.
Biyolojik farklılıklar, beyin kimyası, hormonlar, kalıtsal özellikler ve yaşam koşulları gibi faktörlerden etkilenirmiş.
Mutsuzluğun sürekliliği, kendine güvenin yitirilmesi, yaşama zevkinin azalması ve karamsarlık şeklinde kendini gösteren sinsi hastalık deprasyon.
2017 Nisan, Dünya Sağlık Örgütü'nün raporuna göre Türkiye'de 3 milyon 260 bin kişi depresyondaymış.
Dünya çapında depresyonda olan kişi sayısı 350 milyona yükselmiş.
Yüzde 80'inden fazlasının düşük ve orta gelir seviyesindeki ülkelerde tespit edildiği belirtiliyor.
“Ülkemizde son beş yılda antidepresan kullanımı 7 milyon kutudan 12 milyona ulaşmış.”
Depresyonu tetikleyen binlerce neden sayabiliriz.
Bunları kısaca anlatmamın nedeni ülkemin bugünkü hali…
Ben bunca insanın bu illete bulaşmasının sebebini en başta emperyalist büyük güçlerin ülkelerin düzenlerini bozmalarına, kendilerini dünyaya hâkim kılacak tek güç yapma egolarından olduğuna inanıyorum.
Gençlerimiz neredeyse okul kapılarında satılan haplarla zehirleniyorlar.
Uyuşturucu trafiği bir türlü kesilemiyor.
Genetiği bozulmuş yediğimiz gıdalar…  Dışardan ithal eder hale gelmişiz.
 İşin acı tarafı 4 mevsimi yaşayan ve dünyanın gözünü diktiği ülkemizde tarım yok edilmiş durumda.
Yine bu güzel ülkemizde kanser ve diğer ölümcül hastalıkların bu kadar çoğalması elbette dikkat çekmektedir.
Ve tüm bunlara Türkiye’yi parçalamak isteyen iç ve dış hainleri  (ABD) katarsak başka sebep aramaya gerek kalmıyor gibi.
Adamlar pişkin…
Güya müttefiklerimiz…
Türkiye’yi parçalamak için her şeyi denediler olmadı…
Şimdi utanmadan PKK ve uzantılarını son model askeri gereçlerle donatarak üzerimize salıyorlar.
Zaten ülkeler arasında dostluktan önce çıkarlar gelmektedir.
Depresyonu tetikleyen etkenlerden önemli olanların teki de iç siyasetimiz, işsizlik, yoksulluk VB…
Ülkemizde son beş yılda antidepresan kullanımı 7 milyon kutudan 12 milyona ulaşmış.
Gazetelerde şu iki günlük bilançoya bakalım.
Türkiye’nin yarısı çıldırmış gibi…
Kadın dayakçı kocadan boşanmaya kalktı, boşanmak istemeyen koca karısına acı çektirmek için 10 yaşındaki öz oğlunu öldürdü.
Zonguldak’ta Türkiye Taşkömürü kurumunda çalışan 3 bin işçi, özelleştirmenin önünü açan torba yasa tasarısını protesto etmek için yerin 170 metre altındaki Madene kendilerini kilitlediler.
735 bin esnaf, 164 bin patron  işini kaybetti…
Van’ın Çaldıran İlçesi’ndeki Üs Bölgesinde teröristlerin kurduğu pusuyu fark ederek silah arkadaşlarına siper olan kahraman şehidimiz, Üsteğmen Mehmet Sakallı’nın baba ocağına ateş düştü…
Hele bir haber var ki beni hem kızdırdı hem de ağlattı. Okumuşunuzdur mutlaka…Ankara’da gözü dönmüş 4 magandanın  tartıştıkları belden aşağı  felç Gazi Astsubay Muzaffer Oktay ve koltuk değneğine mahkum Gazi Uzman Çavuş  İbrahim Kızılkaş’ı ailelerinin gözleri önünde  öldüresiye dövmeleri haberi….
Bu vatan için bedenlerinin bir kısmını kaybetmiş aslan gazilerimize bunu reva görenlerin elleri kırılsın inşallah.
Bunu yapanlar insan olmazlar.
Bunu yapanlar Türk olamazlar…
Ya PKK’ lılardır ya da ABD beslemeleridir.
Bazı gazetelerin 3. Sayfalarındaki kan donduran cinayetleri yazmayacağım artık.
Zira ben de kafayı üşüteceğim bu gidişle.
Güya Antalya’ya biraz hava değişimine ve çok özlediğim ablacığımla, yakınlarıma hasret gidermeye geldim. İstanbul’dan rahatsız çıkmıştım.
Yarın buraya geleli tam 15 gün olacak ve ben bir türlü iyileşemedim.
15 gündür, doktor, hastane ablacığımla dolaşıyoruz.
En son Antalya Araştırma Hastanesi Acil de7saat kaldım. Astım atakları geçiriyormuşum.
Ve maalesef akciğerlerden teki işlevini yapmıyormuş, filan falan.
Nefes alamadığım için çok zordayım. Uyku yok günlerdir.
İçimde Bremen Mızıkacıları var sanki.
Şimdi tedavi görüyorum.
İlaçlarım ağır.
İnşallah iyileşeceğim.
Bu arada sigara mecburi bırakıldı.
Bu yazıyı çok zor şartlarda yazdım.
Kaç kez kalktım oturdum hatırlamıyorum.
Şimdi düşünüyorum.
Toplum olarak ne olacak halimiz?
Ne zaman bu sıkıntılardan kurtulacağız?
Umut ruhun gıdasıdır derler.
İyi şeyler düşünelim ki ruhlarımızı doyuralım…
Yarınlara, mutluluklara doğru yol alalım.

Tünay Süer
7 Kasım 2017

Diktatör - Tünay Süer
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eski danışmanı Ahmet Sever, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın danışmalarıyla ilgili T 24 sitesinde “Erdoğan 36 başdanışmana ne danışıyor acaba? ”başlıklı bir yazı yazmış.
Basında veya televizyonda değişik isimler duyuyorduk.
Yazı ilginç geldiği için merakla okudum.
Ahmet Sever kısaca şöyle diyordu.
 “Geçmişte aynı görevde bulunduğum için, hasbelkader bu konuyla ilgili biraz bilgiye sahibim...
“Daha önceki Cumhurbaşkanları döneminde 5-6’yı geçmeyen başdanışmanlar şimdi 36’ya fırlamış...
 “Aslında bu başdanışmanların önemli bir bölümünün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ender görüşebildiğini, kendilerine de pek bir şey danışılmadığını düşünüyorum...”
“Erdoğan, şu veya bu nedenle bakan ya da milletvekili yapamadığı isimleri küstürmemek ve yanında tutmak için başdanışman yapmış...”
Ne yalan söyleyeyim ben, 10 -15 kişi tahmin edip,“bu kadar baş danışman olur mu ya” derken, aynen  
Ahmet Sever gibi bakan ya da milletvekili yapamadığı isimleri küstürmemek ve yanında tutmak için başdanışman yapmıştır...”diye düşünüyordum.
Meğer 36 kişiymiş…
Vay canına!
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga TBMM’si Plan ve Bütçe Komisyonu’nda milletvekillerinin sorusu üzerine Külliyede danışman düzeyinde çok sayıda arkadaşımız var.
Başdanışmanların eline  ‘6 bin 400 TL.  Geçtiğini ve uçak biletlerinin dışında başka bir şey ödenmediğini söylemiş.(!)
Genel Sekreterin yanıtı Ahmet Sever’i ikna etmemiş tabi…
36 başdanışmanın sekreteri, makam aracı, şoförü, lojmanı, cep telefonu yok mu? Cumhurbaşkanı ile yurt dışına seyahat eden başdanışmanların 5 yıldızlı otellerde konaklamaları, yeme içmeleri karşılanmıyor mu? Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bu 36 başdanışmana neyi, ne kadar danışıyor acaba? Her birine 15 dakika danışsa, günde 9 saat eder...”diyerek okurları ile düşüncelerini paylaşmış…
İşte bizim ödediğimiz vergilerden sadece küçük bir bölümünün nerelere gittiğini görmüş oluyoruz böylece…
Buna bir de 1150 odalı sarayın masraflarını katarsak…
                                                                    ***

 DİKTATÖR
Ülkemizdeki siyasi kamplaşmada diktatör sözünü sık işitir olduk.
Diktatör deyince çoğumuzun aklına Hitler,2.Nicholas, Kim-il Sung, Saddam gibi acımasız isimler geliyor.
Peki, diktatör demek çok kötü bir söz müdür?
Küfür müdür?
Hakaretmidir?
Nedir?
Bunların hiçbirisi değil tabi.
Kişilerin anlayışlarına göre de değişik şekillerde tanımlanır.
Mesela, kutsallaştırılmış, yanılmaz ve mutlak güç sahibi bir lider de deniliyor.
Birkaç gün önce CHP Genel başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan AKP Genel Başkanı aynı zamanda  Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “Faşist,diktatör” demiş  bu sözlerinden ötürü de hakkında soruşturma başlatılmıştı.
Tezcan bugün bir açıklama yaptı.
 “Bir korku rejimi yaratıldı; gazeteci yazmaya, öğretim üyesi konuşmaya, öğrenci sokağa çıkmaya, hâkim karar vermeye korkuyor, savcı yargıya uygun soruşturma yapmaya, siyasetçi konuşmaya korkuyor. Böyle bir Türkiye tablosu yarattılar. Korku düzeninin adı nedir, faşist rejimdir”ifadelerini kullandı.
Türkiye’ye nereden bakarsanız bakın fotoğraf bu…
Aslında, diktatör, Latince dictatura kelimesinden türemiş, yönetimde mutlak güç ve egemenliğin sahibi olan lider anlamına gelmektedir.Latince "emir veren" manasına gelir. Türk Dil Kurumu'na göre ise diktatör, bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış kimseye denir.
Yani diktatörlük, devletinin yönetim şeklinin tek bir kişinin elinde olmasıdır.
Tezcan’a neden soruşturma açılmış anlayamadım…
                                                               ***
Diktatörü en güzel anlatan duayen gazetecimiz Bekir Coşkun 19 Eylül 2014 de 
“Diktatörü durdurmak” başlıklı yazısında bakın ne güzel tanımlamış.

Bizler “Diktatör” dedikçe yanlış anlaşılıyor sanki…
Köylüler etkili erkekleri, kadınları beğenip de övdüklerinde “Diktatör” derler…
*
“Emmicem de çok güzel bir diktatör adam idi…”
“Sözünü dedi mi dönmez idi…”
“Ağzını açanı pek de münasip indirir idi……”
“Desene ki diktatör adam idi…”
*
“Yengem?..”
“Yengem de çok güzel bir diktatör idi…”
“Bastı mıydı, yer titrer idi”
“Ha Hüseyin, mavzeri alıp alnından vururum iti der idi…”
“Desene ki diktatör bir karı idi…”
*
Biz diktatör falan dedikçe oyları artıyor…
Peki “zarif adam” desek…
“Centilmen…”
“Hümanist…”
“Kibar…”
“Nazik…”
Bak o zaman da uymadı…
*
Kaç gündür sesi çıkmıyordu, memlekette bir huzurlu sessizlik vardı sanki…
Kafası gözüktü…
Ve saydırdı:
“Edepsiz…”
“Alçak…”
“Adi…”
*
Ne yapıyor derseniz:
New York Times’i kalayladı…
Fitch ile Moody’si kovdu…
Terörümüz az gelmiş gibi Müslüman Kardeşler’i Türkiye’ye davet etti…
Bir bankayı batırdı…
(………)
Hepsi üç günde…
Demek ki ettiği yeminin tersine; kırıp dökme, yakıp yıkma, sayıp sövme huyundan vazgeçmeyecek…
Devlet, yasa, hak, hukuk diye bir şey yok…
O var…
*
Diktatöre boyun eğip katlananlar, tüm olanlardan diktatör kadar sorumludur ve diktatör kadar suçludur…
Bu ülkenin demokratlarının bir görevi var hâlâ…
Diktatörü durdurmak…
                                                                    ***
Kalemine, yüreğine sağlık sevgili Coşkun üstadımın…
Onu çok özledik ve hasretle  bekliyoruz.

Tünay Süer
2 Kasım 2017

İnsan, bir elbise veya eşya değildir - Tünay Süer
Adi bir komplo ile istifa etmek zorunda kalan CHP ‘in 2.kurucu Genel başkanı Deniz Baykal için bazı yayın organlarının CHP eski genel başkanı diye tanımlamalarına çok öfkeleniyordum.
Bir gün bir yazımda “O eski başkan değil önceki başkandır” demiş, gerektiğinde de hep öyle ısrarla yazmıştım.
Sonra bu sözüm bazılarının hoşlarına gitti veya bana hak verdiler önceki genel başkanı demeye başladılar.
Sevindim.
Çünkü gerçek buydu.
Deniz Baykal’dan sonra CHP’nin CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan’ın Silivri Bastil zindanında zehirlenme olayı var ki bu çok kişi bilmiyordur.
Başına bir tek genel başkan geldi o da Sn. Kılıçdaroğlu ’dur.
Mesela ben çektirmiş olduğum resimlerde hep önceki bakanlarımızdan, önceki milletvekillerimizden derim.
Bu daha uygundur.
Çünkü bir insan asla ne bir elbise, ne de bir eşya değildir…
Eskimez…
                                                                          ***
Önceki genel başkanım Baykal’ın Fransa’nın Strasburg kentinden döndükten sonra gece yarısı ateşinin yükseldiği ve ilk önce özel bir hastaneye götürüldüğü sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’ne sevk edildiği televizyonlarda son dakika haberi olarak geçtiğinde yüreğimin daraldığını hissettim.
Arkadaşlar arası telefon trafiğimiz çalışmaya başladı.
İlk açıklamada soğuk algınlığı denildi.
Daha sonra yapılan açıklamada, yapılan tetkiklerde beyine giden damarların birisinde pıhtılaşma tespit edildi. Tıkanan damarı açmak için anjiyo yapıldı ve damar açıldı.
Stent takıldı.
Baykal’ın yoğun bakımda tedavisi sürüyor denildi.
Tabi birçok arkadaşım gibi beni de uyku tutmamıştı.
Soğuk algınlığı açıklaması dendiğinde nispeten normal karşılamıştık.
Çünkü ben de yaklaşık on gündür mustaribim, yüksek ateş olmadı ama göğsümün ortasındaki baskı henüz kalkmadı.
Öksürük şurupları filan işe yaramadı.
CHP Milletvekillerinin çoğu hastaneye koşmuşlardı.
Sosyal medyadan, Halk TV den bize açıklamalar yapıyorlardı.
Bu gece üçüncü geceye üç ameliyatla geldik, peş peşe açıklamalara odaklandık.
İnsanlar en sevdiklerine sanırım bir başka gözle bakıyorlar.
O hastalanmaz, o ölmez gibilerde.
Ne varki hepimiz insanız her an her şey başımıza gelebilir.
Uzun bekleyiş saatlerinde genel başkanımın çok çabuk iyileşeceğini umut ediyordum.
Bir, iki, üç ve 4 ameliyat olunca moral çöktü bende haliyle.
Geçmeyen saatlerde insanın aklına neler geliyor neler.
Baykal sportmen bir yapıya sahiptir.
Bildiğim kadarıyla sigara ve alkol kullanmaz.
Yazın uzun yüzüşleri ve sabah yürüyüşleri çoğumuz tarafından bilinen bir şeydi.
Yani sağlığına dikkat eden birisiydi.
Fransa’ya gitmeden çok sağlıklıydı.
Ne oldu da oradan döndüğü gece beyinde pıhtı oluştu.
Acaba bazı ünlüler gibi zehirlenmiş miydi?
Bunu sosyal medyada dile getirdim ve çok arkadaşımda bana katıldı.
Bir arkadaşım zehirlenmenin yemekle olacağını yazmıştı yorumunda.
Oysa zehirlenmenin çeşitleri çok…
Mesela gençlerimizin bir kısmı ne yazık ki uyuşturucu haplardan zehirlenip ölüyorlar.
Sahte içkilerden çok kişinin hayatlarını kaybettiklerini görüyoruz.
Yorum bırakan arkadaşın dediği gibi gıda zehirlenmeleri olabiliyor.
“Manisa’da yedikleri yemekten zehirlenen 731 askerimizi ve olayın bir ay içinde 4 kez tekrarlandığı unutulmadı.”
Bunlar bilinen vakalar.
Ya bilinmeyenleri…
Osmanlı tarihine baktığımız zaman ne kadar çok zehirleme olduğunu görüyoruz.
Önemli kişileri susturabilmek için tarihler boyu bu tip vakalar yiyeceğe, içeceğe katarak yapılmıştı.
Devirler değişti, tıp, teknoloji ilerledi şimdi başka yöntemler kullanılıyor.
                                                                             ***
Aydınlar ve askerlerimizin Silivri’de can güvenliklerinin olmadığı düşüncesi hep aklımdaydı ve ben çaresizdim.
Bir gün bu düşüncelerimi yazıya dökmüş şöyle demiştim.
Orada ya büyük bir yangın çıkaranlar olursa…
Ya da yavaş yavaş zehirlerlerse onları nasıl kurtaracağız?
Nitekim basından öğrendiğimizde Tuncay Özkan’ın hücresinde durup dururken yangın çıkmıştı.
Aklıma gelenler başımıza mı geliyor diye kahrolmuştum.
Çünkü ülkemizi bölmek isteyen o kadar çok düşmanımız ve onların ajanları vardı ki her an her şey olabilirdi.
Çok şükür ki Ergenekon davalarının düzmece bir kumpas olduğu AKP Hükümeti tarafından ortaya çıkartılınca (!) hayatları çalınan onca değerli komutanlar, aydınlar çektikleri çileler yanlarına kâr kalarak özgürlüklerine kavuştular.
Geçen seneler içinde kanserden, kalpten veya düşerek ölenler olmuştu o zindanlarda.
Gelelim şimdi zehirlenme türlerinin halk tarafından bilinmeyenine.
CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan’ın Silivri Bastil zindanında zehirlenme olayı var ki bu çok kişi bilmiyordur.
Altı yıl hapis yatan Özkan, cezaevinde rahatsızlanmıştı. Çıktıktan sonra da sağlığında sorunlar yaşamaya başlamıştı.
Karaciğer ve iç organlarında oluşan tahribat nedeniyle Almanya’da tedavi olmaya gitmişti.
 “Almanya'daki doktorlar tahliller sonucu iki ayrı radyoaktif madde bulmuşlardı.
Bir de böcek ilacı…
Radyoaktif maddelerin ancak istihbarat servislerinin ulaşabileceği nitelikte olduğunu ve piyasadan temin edilemediğini söyleyen Özkan, kendisine bu zehirin, kapalı ayran kutusuna veya soğanın içine şırınga edilerek verildiğini öğrenmişti.
İşin uzmanları tarafından yaptırılabiliyormuş demekki…
Duayen bir siyasetçi, gerçek bir devlet adamı olan önceki genel başkanım Deniz Baykal “ki bunu Başbakan Binali Yıldırım dahi CHP’nin önceki genel başkanı diye telaffuz etti” sağlıklı gittiği Paris’ten döner dönmez beyninde pıhtı oluşması beni acaba bir suikast mı yapıldı diye halen düşündürmektedir.
Onu sevmekten asla vaz geçmedik.
Türkiye’nin ona ihtiyacı var.
Dualarım kendisinin bir an önce sağlığına kavuşması içindir.

Tünay Süer
19 Ekim 2017



Trump İran için “Teröre destek veren ülke demiş”.
Söyleyene bakınız.
Gülmek geldi içimden.
Sevsinler seni ey Trump…
Yahu daha birkaç ay önce PYD ve YPG ye 3 bin  TIR ,  ABD ordusunun kullandığı yüksek hareket kabiliyetli zırhlı Hummer’lar, 4x4 jipler ve vinçler, ağır silahlar göndermedi mi?
Obama PKK uzantısı PYD, YPG için onlar bizim müttefikimiz ve kara gücümüzdür dememiş miydi?
Terörü besleyen hatta çeşitli isimlerle var eden de ABD değil midir?
İsrail, İngiltere gibi yandaşlarıyla birlikte tabi…
Vize krizi çıkartan ABD Ankara Büyükelçisi John Bass “Türkiye’de 9 aydır bombalar patlamıyor” demekle ne demek istemişti acaba?
Ben şöyle anlıyorum.
Biz istediğimiz zaman ülkenizde bomba patlatabiliriz…
Önceki yazımda yazdığım gibi ABD terör ve teröristi yaratan ve onlardan beslenen bir ülkedir.
Durum böyle olunca, ona buna pislik atmanın da anlamı kalmıyor.
                                                             ***
ODATV’nin haberine göre Almanya Türkiye’nin NATO üyeliğini mercek altına almaya çalışıyormuş.
Erdoğan’ın açtığı gerginliklerden zaten AB üyeliğini askıya almışlar(!) da, falan filan…
Ezeli düşman olan ve sahte dostluk gösteren sözde müttefiklerimiz (Haçlılar)İstiklal Savaşımızdaki Türk tokadını ve de yenilgilerini asla unutamamışlar her zaman fırsat kollamışlardır.
Bununla birlikte Mustafa Kemal’in askerlerinden hep çekinmiş ve korkmuşlardır.
İç siyasetimize el atıp yönlendirmeye, TSK’ ni çökertmeye ve de ülkemizi parçalamaya kalkmışlardır.
Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetini bir türlü içlerine sindirememişlerdir.
AB ye katılmamızı asla istememişlerdir.
Yıllardır bizi oyalayan, bir sürü şartlar öne süren haçlılar, kendilerini bulunmayan Hint kumaşı sanmaktadırlar.
                                                                  ***
Bu cihana bir Mustafa Kemal daha gelir mi bilemem ama ona olan saygımızın, sevgimizin, özlemimizin asla tükenmeyeceğini bilmekteyim.
Bir İngiliz gazeteci Atatürk ile röportajı sırasında;
Efendim Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyormusunuz diye sorduğunda Ulu önderimiz şöyle yanıtlıyor:
Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı.
Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz.
“Ata’mın bu sözlerinden ders çıkartmalıydık.”
Şimdi bazı kişiler şöyle diyebilirler;
Yahu Birleşmiş Milletler 24 Ekim 1945 te kuruldu.
Yani Atatürk’ün ölümünden 7 sene sonra Birleşmiş Milletler kuruldu, kelalâka…
Haklı olabilirler.
Aslında röportaj anlatılırken Milletler Cemiyeti diye geçmeliydi.
1. Dünya Savaşı sonrasında 25 Ocak 1919 da Paris’te yapılan barış konferansında uluslararası barışı, güvenliği sağlayacak ve devam ettirecek bir milletler cemiyetinin kurulmasına karar veriliyor.
Konu ile ilgili kurulan komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919’da konferans genel kurulunda kabul ediliyor ve böylece Milletler Cemiyeti kurulmuş oluyor.
Uluslar arasında iş birliği geliştirmek ve uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak için, savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek; Hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak; Örgütlenmiş halkların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve antlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek...
Bu amaçlarla kurulan cemiyet, Galip Devletler örgütüne dönüşünce birçok devlet oluşuma katılmıyor. Üye sayısı sınırlı kalınca yeni savaşlarında önüne geçilemiyor.
Habeşistan olayı, 1937 Japon taarruzu 1 Eylül 1939 tarihinde Alman ordularının Polonya’ya taarruzu ile başlayan II. Dünya Savaşı, Milletler Cemiyeti'nin düzeni korumada ne kadar yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor.
Böylece 2.Dünya Savaşının sonunda kendisini fes etmek durumunda kalıyor.
Ve bildiğiniz gibi Milletler Cemiyetinin feshinden tam 26 yıl sonra 24 Ekim 1945 te Birleşmiş Milletler kuruluyor.
                                                               ***
1932 yılında yapılan röportajdaki gibi olamadık ne yazık ki…
AKP iktidarı hep yanıldı…
Tayyip Erdoğan başbakanlığı sırasında AB ile müzakere tarihi alıp Bürükselden döndüğünde Ankara Kızılay’da bayram havası yaratılmıştı.(2004)
Meydandaki konuşmasında “Hamdolsun aldık” demişti.
Sanki Avrupa’yı fethetmiştik.
Ne oldu?
Sonuç, hüsran…
Yıl 2017.
Aradan koskoca 13 yıl geçti, nereye vardık söylermisiniz?
Şimdi NATO üyeliğimizi mercek altına almışlar.
Önemli olan onların merceği değil, bizim kendi merceğimiz olmalıydı.
Bu güne dek NATO’nun ne hayrını gördük onu düşünmeliydik…
Atatürk’ün yolundan ayrılmak bize nelere mal oldu bunu iktidar görmelidir artık.
İç siyasete gelince,
Sadece Erdoğan aldatılmadı, bizde onun sayesinde kandırılmış olduk…

Tünay Süer
15 Ekim 2017

Biz Amerikanın sömürgesi değiliz - Tünay Süer
Suriye’nin kuzey bölgesinde bir şehir olan İdlib adını ilk kez 2013 yılında kendisine bağlı Han Seyhun kasabasına yapılan kimyasal saldırı ile duymuştum.
Aralarında küçük çocukların da olduğu 100 kişinin ölüm haberini ilk önce BBC ardından Reuters ve Anadolu ajansından tüm dünya öğrenmişti.
Sonra insanların yüreklerini paralayan o feci resimleri servis etmişlerdi.
Suçlu hemen bulunmuş, Esad katil ilan edilmişti.
ABD hiç vakit kaybetmeden saldırıyı gerekçe göstererek Suriye Sayrad Hava Üssü’ne füze saldırısı düzenlemişti.
Oysa Rusya ve diğer müttefiklerinin yardımlarıyla ülkesinin pek çok bölgesini teröristlerden temizleyen Esad’ın böyle canice bir şeyi yapması mantıksızdı.
Daha önce de GUTA’da kimyasal kullanmakla suçlanan Esad, bu sefer BM gözlemcilerini çağırmıştı.
BM gözlemcileri yaptıkları denetlemeler sonucunda Suriye’nin değil muhaliflerin (!) kimyasal silah kullandıklarını rapor etmişlerdi.
Dünyanın başına bela olan Amerika’yı anlatmaya gerek var mı?
Ortadoğu ve Afrika’yı kana bulayan o değil mi?
Hepsi BOP (Ortadoğu projesi ) içindi.
Ortadoğu bataklığında ne askerinin yüreği, ne de o muazzam gücü yetmemişti.
Yarım kalan projesini PKK ve PYD gibi terör örgütlerini besleyerek ve utanmadan kara gücümüz diyerek kullanmaya başladı bu kez.
Verdiği güçlü silahların bize döndüğü bir sır değildir.
Amerika bu…
Yönetimi değişse de dünyaya verdiği zarar asla değişmiyor.
Barış, demokrasi götüreceğim, savaşı bitireceğim vaatleri ile burnunu soktuğu her ülkeyi ya parçaladı ya da kan gölüne çevirdi.
Irak’tan çekildiğinde DEAŞ terörünün adı duyulmaya başlamıştı!

***
Amerika terörden beslenen acımasız bir ülkedir.
BOP projesi ABD Başkanı Woodrow Wilson zamanından (8 Ocak 1918)  ortaya atılmıştır.
Wilson tarafından iş adamı Charles Crane ve din bilimci Henry King’e talimat verilmesinin ardından çizilen haritada, Osmanlı’nın Constantinopolitan State, Smyrna, Kürdistan, Ermenistan, Mezopotamya, Suriye ve Türkiye olarak parçalara ayrılmıştı.
ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, 24 Ocak 2004 de Davos’ta Büyük Ortadoğu Reform Projesi başlıklı uzun bir konuşma yapmıştı…
Özgür olmayan geri kalmış ülkelere demokrasi götürmek, sınırlardaki hukuk ihlallerini “önlemek”, dinsel ve ulusal azınlıkların kendi kaderini belirlemesini sağlamak, bölgeyi zehirleyen yanlış ideolojileri bastırmak, ya da geri kalmış ülkelerde eğitimi geliştirmek.
Sözün özü Ortadoğu’ya refah ve uygarlık götürülecekti.
Dünya barışına katkı sağlanacaktı.
ABD yetkilileri hep böyle anlatmışlardı.
Ne güzel sözler değil mi?
Bizde hemen atladık bu yalan sözlerin üstüne.
BOP EŞ Başkanlığı unvanına sarılıverdik.
Dost ve müttefikimiz görünen bu devleti anlayamamıştık.
Türk Ordusunu yıkabilmek için Ergenekon ve bağlı diğer isimlerle sahte deliller hazırlayarak deneme yaptı.
Devletin önemli kurumlarına sızdırdığı FETÖ çetesinin savcı ve hâkimleri ile birçok aydınımızı, askerimizi yıllarca zindanlara kapattı.
Erdoğan ya halen farkında değildi ya da istediği yolda ilerleyebilmek için göz yummuştu.
Ne zaman Fethullah denen kansızla arası açıldı, o zaman sanırım gerçekleri görmeye başladı.
Aslında Türkiye’nin bu günlere gelmesinin baş sorumlusu İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde okuyan Abdullah Gül’dür.
“İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi’nde eğitim görür.”
Dışişleri bakanlığı sırasında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile yapmış olduğu 2 sayfalık ve 9 maddelik anlaşma ülkemizin içine düştüğü durumun göstergesidir.

***
Türkiye her ne kadar kabile devletine doğru gidişat göstermiş olsa da bir kabile devleti değildir.
Ve ABD’nin sömürgesi asla değildir.
Bize emredemez.
Evet, gerek iç gerekse dış politika da çok yanlışlar yaptık.
Şimdi hatalarımızın bedelini ödüyor olabiliriz ama bu onu hiç mi hiç ilgilendirmez.
Bizi asla kolay lokma görmesin.
İçeride ne olursa olsun gerektiğinde Türk Milleti tek yumruk olmasını bilir.
Şimdi Türkiye planlarını bozdu diye durup dururken Türk halkını cezalandırırcasına vize
Krizi çıkarttı.
Hem de Ankara’da görev yapan büyükelçisi ile.
Yahu dışişleri bakanı veya ilgili bir bakanı yok muydu da elçi ile yaptırdı bu işi.
Anında karşılığını almış oldu.
Bedeli ne olursa olsun ezilmek, bükülmek yok.
Ne dedik, biz Amerikanın sömürgesi değiliz…
Ne pahasına olursa olsun ona Kürt koridoru veya ABD koridoru açtırmayacağız…
Ortadoğu coğrafyasının kalbini oluşturan bölgelerden biri olan İdlib’i de ona yedirmeyeceğiz.
Ve ülkemizi böldürmeyeceğiz
Yere batsın onun sahte dostluğu.

Tünay Süer
11 Ekim 2017

İBLİS - Tünay Süer
Bir kaç gün önceki (Utanmazlığın böylesi) başlıklı yazımda AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’dan kadınlardan özür dilemesini istemiştim.
Halen ses seda çıkmadı…
Aslında o ve onun gibilerin anladıkları dilden konuşup yazmak gerekli ama bunu yapamam…
Çünkü ailem beni yetiştirirken “sana taş atana sen ekmekle mukabele et kızım” diye yetiştirdi.
Sana kötülük yapan birine karşı sen iyilik yap, kötülük yapan kişinin mahcup olmasına neden olur anlamındaki sözcükler, zamanımızda görüyoruz ki pek işe yaramıyor.
Bazılarının yüzüne tükürsen  “yarabbi şükür” diyen pişkin kişiler.
TBMM’nde yumruklaşmaların yanı sıra AKP’li vekillerin bazılarının nasıl küfürler ettiklerini gördükçe izleyenlere, bilhassa çocuklara nasıl kötü örnek olduklarını üzülerek izliyoruz.
Orası yetmiyor sosyal medyada da yazıyorlar.
Kadınlar adeta orta çağda ki gibi hakir görülüyor ve hakaretlere uğruyorlar.
Otobüste kıyafetini beğenmiyor yumrukluyor.
Kendisinden boşanmak isteyen kadını öldürüyor. VS VS…
Benim çocukluğumda mebus derlerdi milletvekillerine.
Devlet adamı derlerdi.
Bir ağırlıkları, efendilikleri vardı.
Şimdi öyle mi?
Sokak serserilerinden farkları yok bazılarının.
Hani bir hikâye vardır “padişah olmuş ama adam olamamış” derler ya…
Birbirini kovalayan olaylar, sözler öylesine şişirmişti ki beni Şamil efendinin Sn.Ömerağaoğlu’na ettiği söz bardağı taşırmıştı.
Kısa adı YARSAV olan Birliğin kurucu başkanlığını ve bir dönem de başkanlığını yapan ve YARSAV'ın Uluslararası Yargıçlar Birliği dâhil birçok uluslararası örgüte üyeliğinin gerçekleşmesini sağlayan, ülkemizdeki yargıçlık ve savcılık mesleği ile ilgili konuların ilk kez uluslararası alana taşıyan,
YARGI-SEN'in kurucu başkanlığını ve bir dönem de başkanlığını yapan şimdilerde serbest avukatlık yapan değerli bir kişinin elbette sözcülüğünü asla yapamam ve haddim değildir ama ne dedim bardak taşmıştı bende…
O şahıstan tüm analar ve kadınlardan özür dilemesini bekliyorum.
O, özür dileyene kadar da yazacağım.
                                                                        ***
Gelelim kendisini tarihçi sanan bir zavallı budalaya.
Yani Kadir Mısırlıoğlu denen herife.
Türkün Atası olan Atatürk’e hakaretleri ile tanıdık onu.
Şimdi bakın neler demiş.
"Demokrasiye geçişten beri sapa sapa kötülük azalmakta iyilik çoğalmaktadır.”
Yarı yoldayız. Nasıl buluğ çağına ermemiş çocuğa evlenmiyorsun diyemezsen hükümete de niye şeriat ilan etmiyorsun diyemezsin.
Vakti var.
Sizin nesliniz İslamın mutlak galebisini, küfrün mutlak yıkılışını, heykellerin köpek leşi gibi sürüklendiğini göreceksiniz" .
Sizin nesliniz derken kimi,kimleri ima ettiği açıkça meyanda.
Bu tescilli herif İslamın mutlak galebisini, küfrün mutlak yıkılışının diyor ya, günümüze baktığımızda bir zamanlar toplumun en güvenilen, saygı duyulan insanlarından olan imamların bir kısmının bugün siyasete nasıl bulaştıkları ve nasıl kötü olaylarla adlarını duyurduklarını görmekteyiz.
Resmen sapıklaştılar.
Din kisvesi altında apuk sabuk beyanları bir yana küçük çocuklara tecavüzleri ile anılmaya başladılar.
(Kadınlar pantolon giymesinler, kaşlarını almasınlar, “Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz” gibi…)
Gerek küçük  erkek çocuklara, gerekse küçük kızlara kuran kurslarında, İmam Hatip Liselerinde yapılan cinsel istismarları yazmaya kalksak inanın kocaman bir kitap olur.
Daha geçtiğimiz Temmuz ayında Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde imam olan Y.Ö.nün 5 kız çocuğuna cinsel tacizde bulunması gibi.
Karaman’da sekiz 10 yaşlarında 45 erkek öğrenciye dini vakıf yurdunda cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeni Muharrem B. Gibi…
AKP den önce de belki böyle sapıklıklar mutlaka vardı ama bu kadar su yüzüne çıkmamış böylesine salgın hale gelmemişti.
Sebebi siyasi iradenin engelleyici olmak ve yaptırım uygulamak yerine cesaret verici tavra bürünmesidir.
Not: Bu arada saygın sadece görevini yapan imamları tenzih ederim.
                                                                                         ***
Gelelim heykellerin yerlerde süründürülmesine.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Atatürk heykellerine saldırıların yapılması karşısında da siyasi irade yukarıda dediğim üzere aynı cinsel istismarda olduğu gibi cesaret verici tutum takınmaktadır.
Ne hikmetse saldırıları yapanların hepsi de akıl dengesi bozuk kişiler oluveriyorlar.(!)
Akıl hastanesinde tedavi görmüş, Erdoğan’a yakınlığı ve Atatürk’e saldırıları ile tanınan, kafasında fesle dolaşan bu yobazın Cumhurbaşkanlığı Sarayında ağırlanması bir skandaldır.
Çünkü adı geçen ve davet edilen adam olsa, olsa bir saray soytarısıdır.
Bu durum Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hiç yakışmamaktadır.
Üstelik kendisinin de Atatürk’ü silme amacında olduğunun beyanıdır.
Unuttukları veya görmedikleri bir hususu buradan hatırlatmak isterim SN. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a.
Altın yere düşmekle pas tutmaz.
Heykelleri kırılsa ama asla yerlerde sürüklenemez.
Türk Milleti buna izin vermez…
O iblis Saddam ile karıştırıyor sanırım.
Atatürk’e saldırılar Türk Milletini daha çok ona bağlıyor ve sevgisi katlanıyor.
Atatürk ilke ve İnkılâplarına daha çok sarılıyor.
Çünkü Atatürk, bu millet ve devleti için sevgi, özgürlük, bilim ve tam bağımsızlık demektir.

Tünay Süer
7 Ekim 2017

Utanmazlığın böylesi… Ey Şamil Tayyar kadınlardan özür dile…
Yargıçlar Sendikası  (YAR-SAV) eski kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, sosyal medya hesabından Nejat Kumbasar’ın “BYLOCK KULLANAN AKP’LİLERİN TAM LİSTESİ” diyerek yazdığı listeyi paylaşmış.
Ne var bunda diye düşünebiliriz değil mi?
Çünkü bu listeyi daha önce birkaç gazete de yazmıştı.
Hatta Bülent Arınç’ın sessiz kalması beni şaşırtmıştı.
Gel gelelim AKP Milletvekili Şamil Tayyar sanki adını ilk kez orada görmüşçesine kıyameti kopartmış…
Eminağaoğlu’na, “Sözümona hukukçusun!” “İspat etmezsen o. çocuğusun. Pazartesi de dava açıyorum. Mutlaka hesap vereceksin ahlaksız herif!”diye sosyal medyadan terbiye sınırını aşan hakaret etmiş.
Asıl ahlaksızlığı kendisi yapmış.
Yahu nedir bu adamların terbiyesizliği be…
Yeter artık…
Kadın düşmanı herifler ne olacak…
Mütahiti milletin A. sına koyar.
Milletvekili O çocuğusun der.
Şimdiye kadar hiçbir iktidar döneminde görmediğimiz, duymadığımız zinkaflı küfürleri AKP den duyuyoruz.
Kılavuzu karga olanın burnu b.k tan çıkmazmış derler.
Üzüm üzüme baka, baka kararırmış hesabı…
Birbirlerini örnek alıyorlar.
Biraz terbiyeli olun ya!
Milletvekili demek milleti temsil eden demek, siz böyle mi temsil ediyorsunuz?
Terbiyesiz herifler…
Ne istiyorsunuz analardan, kadınlardan?
Sizleri de birer ana doğurmadı mı?
Kelime haznenizde küfürden başka sözcük yok mu?
Biz kadınları orta malı yaptınız be…
Allah cezanızı versin.
Tüm kadınlardan özür dilemezseniz yuh oldun sizin gibilere…
Sonra kafasızlığa bakın.
Yahu o listeyi Eminağaoğlu değil Nejat Kumbasar adında birisi çıkartmış.
Eminağaoğlu da paylaşmış.
Ne var bunda?
Yaran mı vardı gocunuyorsun anlayamadım açıkçası…
Hesap sormanın da bir adabı vardır be…
                                                                       ***
Milli Eğitimde skandal uygulama...
Milli Eğitim Bakanlığı, (MEB) okullardaki değerler eğitiminin içeriğine ilişkin ayrıntıları belirlemiş. “Okullar kendi çalışmalarıyla ilgili olarak kendi sorumluluklarından farklı kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapabilir” miş.
Eğitimi okul dışından isimlerden oluşacak kurullar yürütecekmiş!
Dini bilgilerin yanısıra şehitlik, gazilik, merhamet, kanaatkârlık, manevi temizlik, gıpta-haset, tevazu gibi konuların dışarıdan getirilecek kişiler tarafından öğretilecekmiş.
Bu demek oluyor ki ENSAR ve Birlik Vakfı gibi tarikat yapılanmalarla değerler eğitimi için işbirliği yapılmasının yolu açılmış oluyor.
Yani Tarikatlar okullarda eğitim verebilecek (!)
Türkiye’yi nereye çekmek istedikleri belli…
Dindar ve kindar gençlik yaratacağız dediler ya…
Yalnız şunu halen anlayamadıklarına doğrusu üzülüyorum.
Bu millet ne Atatürk’ten ne de onun gösterdiği yoldan asla dönmez ve dönmeyecektir.
Çünkü Atatürk demek aydınlık demektir.
Atatürk demek özgürlük, bilim, vatanseverlik demektir.
Atatürk demek, Gericiliğe bölücülüğe karanlığa orta çağ zihniyetine dur demektir. ..
Atatürk demek bağımsızlık ve antiemperyalistlik demektir.
                                                                         ***
AKP Kaybederse Türkiye kaybedermiş   (!)
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erzurum'da partisinin il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada bir 7 Haziran daha yaşamak istemediğini belirterek, "Ak Parti kaybederse, tüm Türkiye kaybeder" dedi.
Vallahi ne kaybeder bilemedim.
Çünkü bugünkü durumdan daha kötü olamaz.
Yolsuzluk almış başını gidiyor.
İşsizlik, yoksulluk o biçim.
İtibarsızlık.
Terör…
İç düşmanlar,
Dış düşmanlar…
Yönetememek…
Ve cumhurbaşkanının etrafında beceriksiz, küfürbaz adamlar olduğu müddetçe ülke kaybetmez ama
AKP ‘nin kaybedeceği malumdur.
Benden söylemesi.
Dost ,acı söylermiş…

Tünay Süer
30 Eylül 2017

Tünay Süer

Tankların Habur dansı! - Tünay Süer
Bugün Irak Bölgesel Kürt Yönetimi “sözde başbakanı” Neçirvan Barzani, Türkiye’ye ilişkin  “Habur Sınır Kapısı’nın kapatılması kimsenin çıkarına değil, her iki tarafta yaşayan halk zarar eder.
"Tatbikatın sınırlarımızın içine getirileceğine inanmıyorum. Ancak bu tarafa geçmeyi düşünürse kesinlikle buna karşı tavrımız olacaktır.”diyerek tehdit dolu sözlerle açıklama yaptı.
Vay, vay vay!
Bunların bitleri kanlandı ve kaşınıyorlar.
Biz ne yapıyoruz?
Sadece kuru sıkı atıyoruz.
Şöyle yaparız, böyle yaparız…
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Ombudsmanlık Konferansı’nda yaptığı konuşmada;
“Artık giriş-çıkış, bunlar da kapatılacak. Farklı tedbirlerimiz var, ayrı. Onları da ayrıca devreye sokacağız ve bütün bunlarla birlikte bundan sonra Kuzey Irak Yerel Yönetimi, bakalım petrolünü hangi kanallarla nereye akıtacak veya nereye satacak? Vana bizde. Vanayı kapattığımız anda o iş de bitti".”demişti.
Sonra sosyal medyada ve bazı internet sitelerinde Habur’un kapatıldığı söylendi.
Daha sonra hükümet tarafından yalanlandı.
Dün Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu konuştuğu bir televizyon kanalında "Habur sınır kapısı ile ilgili muhatabımız Bağdat'tır, niye kapatalım" dedi.
Allah, Allah ne iştir anlamadık…
Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz?
                                                                           ***
İki gün önce referandum için oy kullanılmaya başladığı saatlerde Erdoğan “vana bizde “demiş ve yapılabilecekleri saymıştı.
Bugün bu vana bizde sözüne Neçirvan’dan önce yanıt geldi.
“Petrol boru vanası Türkiye'nin elindedir. Ama Türkiye ile imzalanan bir anlaşmamız var. Tam tersine biz doğalgaz borusu döşeme çalışması içindeyiz” derken;
Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw’ın genel yayın yönetmeni Rebwar Kerim Weli yazdığı yazıda Erdoğan’a acayip sözler etmiş.
ODA TV yazıyı tümden yayınlamış.
Rebwar Kerim Weli SİZİN ALDIĞINIZ OY MEŞRU OLACAKTA… Diye başlamış ve döktürmüş adeta.
Sonra, 'vanayı kapatmakla' tehdit ediyorsunuz? Bağdat'ın itirazlarına rağmen Kürt petrolü Ceyhan'a gönderilir ve oradan gemilerle Meksika körfezine kadar dolaşırken neden kapatmadınız vanayı?
Kimindi o gemiler?
Sattığınız Kürt petrolünün paraları nereye gitti? Bağdat'ın itirazlarına rağmen paralar Halkbank'a yatarken vanayı kapatmak aklınıza neden gelmedi?
Sayın Cumhurbaşkanı, 'En kötü günlerinde yanlarında olduk. Yanılmışız' diyorsunuz.
Esad sizi aldattı, Netahyahu aldattı, Obama aldattı, en son da Sayın Barzani mi ?
Nasıl oluyor da bu kadar kolay aldatılıyorsunuz? Hayır, Sayın Cumhurbaşkanı, Kürdistan ve Başkanı Barzani sizi hiç yanıltmadı. Ama siz belki de başkanlık yolunda ihtiyaç duyduğunuz oylar için, Kürdistan halkını aldattınız.
Şimdi, 'Bu ülkeye ihanet etti' dediğiniz Sayın Mesud Barzani'yi seçim dönemlerinde 'Başkan' sıfatıyla Kürt illerine siz davet etmediniz mi? Miting meydanlarında birlikte 'Megri Megri' söylerken Sayın Barzani 'Kürdistan Başkanı' değil miydi? Desteğine ihtiyaç duyduğunuz günlerde Ankara'da göndere çekilen Kürdistan bayrağı şimdi mi gayrimeşru oldu?”
Vav! Daha neler yazmış neler.
Yazısının sonunu da şöyle bitirmiş.
Hep söylediğiniz gibi, 'musalla taşında başkan değil, er kişi niyetine diyecekler’. 'Er kişi' olun…”
Sözlerinin bir kısmı bizlere yabancı değil, biliyoruz…
                                                                                 ***
İşlerin protokolden uzak mahalle kavgasına dönüşmesi ve Türkiye cumhurbaşkanına böyle hitap bir Türk olarak inanın insanın kanına dokunuyor.
Kimisi ticaret peşinde(!)   kimisi oy derdinde.
Velhasıl AKP Türkiye’yi yönetemiyor ve bu şekilde asla yönetemez.
Türk Silahlı Kuvvetlerince (TSK) Irak sınırının sıfır noktasındaki Şırnak’ın Silopi İlçesi ile Habur Sınır Kapısı yakınlarında 18 Eylülde sabah saatlerinde başlatılan tatbikat halen devam ediyor.
30 kadar Irak askerinin askeri uçakla gelerek tatbikata katıldığı haberleri çıktı.
Bir haftadır eller silahlarda gözler hedeflerde M60 tanklarımız hücum pozisyonunda gece gündüz
sınırımızın sıfır noktasında adeta dans edercesine aslanlar gibi nöbetteler.
Peki, bu durum daha ne kadar sürecek merak ediyorum.
Öyle yaparım ederim diye önceden haberli işler olmaz.
Ya gereğini yapın, ya da boşa konuşmayın çünkü konuştukça batıyorsunuz…
Şamar oğlanına döndük ya…
40 yılda bir, bir şamar da biz atalım da dünya görsün, itibarımızı geri alalım.

Tünay Süer
27 Eylül 2017

Sahtekârlar - Tünay Süer
Basında çıkan haberlere göre Erdoğan ve Trump, stratejik ortaklığı teyit etmişler.
Güya bölgesel meselelerin çözümü için iş birliğinin geliştirilmesi ve tüm terör örgütleriyle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi hususlarında mutabık kalınmış.
Trump Erdoğan’ı övmüş de, övmüş.
“Arkadaşım olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tanımak büyük bir şeref ve ayrıcalık.
Ülkelerimiz arasında harika bir dostluk var, bence biz şu anda hiç olmadığımız kadar yakınız ve bunun büyük bir bölümü kişisel ilişkilerle alakalı.”
İltifatları bununla kalmamış tabi ben kısa kesiyorum.
Bunca iltifata hani bizde bir tabir vardır “yağcılarda inecek var “ diye, işte Trump’ın sözlerine şak diye oturuyor değil mi?
Bence Trump fırıldakın ta a kendisidir.
Bize silah ambargosu koyarken, PKK/YPG ‘ye üç bin TIR silahı kim gönderdi acaba?
Sanki bizlerin aklıyla alay ediyor.
Aydınlık gazetesinin haberine göre ABD Senatosu 2018 bütçesini kabul etmiş.36 bin kişilik peşmerge gücüne maaş olarak 65 milyon dolar ödenecekmiş.
Erdoğan bunları bilmiyor mu?
Elbette biliyor ama dış protokol ve karşısındaki adam dünya güçlerinden ABD başkanı.
Öyle “Ey Trump” filan diyemiyor.
AKP li eski TBMM si başkanlarından ve şimdilerde Ankara Milletvekili olan Cemil Çiçek’de “bu günlere geleceğimiz 18 yıl önceden belliydi” demiş.
10 Ağustos 1999 da 20 milletvekili tarafından imzalanan  “Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler ve uygulanan politikalarla ilgili genel görüşme açılmasına ilişkin önerge” vermiş.
Önergedeki uyarılar 18 yıl sonra daha da artmış halde TBMM’sinde bugün ele alınacakmış.
Yahu adama sormazlar mı, bu 18 senenin 15 senesi iktidarda kim vardı?
24 Ocak 1993 de katledilen sevgili Uğur Mumcumuz, o cesur ve mert gazetecimiz suikastten önce Cumhuriyet Gazetesinde yazmış olduğu yazılarda Barzani ile Mossad ilişkisini anlatıyordu.
“Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail 'in gizli istihbarat örgütüdür. “
Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD 'ın Kürtler arasında?
“Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değilmi?” demiyormuydu?
Aynı soruyu bugün bizler de sormuyormuyuz?
Saddam zamanında başı her sıkıştığında Türkiye’ye sığınmıyormuydu?
Bir zamanlar önümüzde eğilen,
Diz çöken peşmerge bugün bize tehditler yağdırıyor.
Almış arkasına İsrail, Amerika, İngiltere gibi kan içicileri kafası kopasıca adi, kafa tutuyor.
Bu haini bu duruma getiren bizler değilmiyiz?
Ayağının altına kırmızı halılar seren, paçavrasını göndere çektiren ve Türkiye seninle gurur duyuyor sloganları attıran biz değilmiyiz?
Şimdi ektiğimizi biçiyoruz…
Aman, iyiki CHP 18 yıldır iktidarda değilmiş diyesi geliyor insanın.
Yine topun ağzına atarlardı yoksa…
Allah Kahretsin, Irak sınırımızdan Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırı oldu
Şimdi Hakkâri valiliğinden bir açıklama düştü haberlere.
Şemdinli İlçesi Tekeli Taburu'na bağlı 2 bin 867 rakımlı tepeye sınırın Irak tarafından bölücü terör örgütü mensuplarınca yapılan havan, roket ve doçka atışı sonucu, modüler üs bölgesi çalışmasında görevli 1 işçi ve bölge emniyetinden sorumlu 1 askeri personel şehit olmuştur, 2 askeri personel ise yaralanmıştır. Yaralı personellerin tedavileri sevk edildikleri Yüksekova Devlet Hastanesinde devam etmektedir. Bölgede geniş çaplı operasyon başlatılmış olup, konu ile ilgili adli tahkikat devam etmektedir."Denildi.
Halen bu sahtekârın Türkiye’de ki şirketlerine neden el konulmaz ey Tayyip Erdoğan?
Habur neden kapatılmaz?
Kes petrolünü suyunu, elektriğini nesi varsa…
AKP’nin yanlış politikaları yüzünden Türkiye çok zor günler geçiriyor.
Şimdi her şey bir yana devletimizin ve ordumuzun yanında olma durumundayız.
Söz konusu vatanımızdır.
Barzani ve ABD nin anlayacağı dilden konuşma zamanıdır…
Terörü kökünden bitirmek için savaşsa, savaş zamanıdır.
Çünkü artık askerlerimizin, polislerimizin kalleşçe şehit edilmelerinden usandık…
Not. Dün güzel bir şey oldu.
Sözcü gazetesinin 119 gündür tutsak olan muhabiri Mediha Olgun tahliye edildi. Darısı Gökmen Ulu’nun ve diğer masum gazetecilerimizin başına diyelim…
Şu halimize bakın ya nereden nerelere geldik?

Tünay Süer
23 Eylül 2017

Şark kurnazlığı - Tünay Süer
“Laik, Bilimsel, Kamusal, Parasız ve Ana dilde Eğitim Mitingi” yapıldı.
Kartal Meydanı'nda Eğitim-Sen ve Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde
Mitinge Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Kani Beko, CHP İstanbul İl Örgütü, CHP Milletvekilleri, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Halk evleri Genel Başkanı Oya Ersoy destek verdiler.
Siyasi görüşleri birbirinden farklı olan binlerce kişinin bu mitingde buluşmaları güzel bir şey…
Ne var ki, Laik, Bilimsel, Kamusal, Parasız eğitime eyvallah ta, ana dilde eğitim ne demek?
Ana dilde eğitim derken neyi kastettiler?
Çünkü Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, resmi dili Türkçedir.
Ve bir devletin sınırları içerisinde idarede, hukukta, eğitimde, ticarette ve resmî dil gerektiren diğer durumlarda, gerek sözlü gerekse yazılı iletişimde kullanılan dil, devlet dilidir.
Mitingi düzenleyenler ve katılımcılar bunu hiç düşündüler mi?
Yoksa laik eğitim filan derken araya başka dilleri de katma düşüncesi mi vardı?
Sanırım öyle…
Buna Şark kurnazlığı denilir…
Birkaç gündür basında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fetö’ye üye olmaktan 15 yıldan 30 yıla kadar hapis cezası ile yargılanan Subaşı Belde Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’a ödül verdiği tartışılıp duruyordu.
Oysa Volkan Yılmaz mahkemenin yaptığı soruşturmada kendisinin Bylock kullanmadığını, Zaman Gazetesi abonesi olmadığını, Bank Asya’da hesabının olmadığı Fetö’nün yurt ve dershaneleriyle alakasının olmadığı meydana çıkarttığını açıkladı.
Haberlerin gerçeği yansıtmadığını öne süren Yılmaz, kendisine iftira atıldığını ve nedenlerini tek, tek
Çıkan haberlerde anlatıyor.
Anlattıkları doğruysa insanın aklıma Erdoğan’ın at izi it izine karışmış sözleri geliyor.
Yüz binlerce insan tutuklandılar, yetmedi mesleklerinden atıldılar ve perişan edildiler.
Halen mahkemeye çıkmayı bekleyen, tutuklu nice vatandaşımız var.
(Bu nasıl adaletse…)
Onlar Yılmaz Bey kadar şanslı değiller demek ki!
Bir ara birilerinin damatları da tutuklandılar ama sonra salını verildiler.
Bunun şansla, mansla ilgisi olmadığı da böylece meydana çıkmış oluyor değilmi?
Ha, bu arada Oda TV üç gün önce“Kim bu yurt dışına kaçan damat” başlığında müthiş bir haber yapmıştı.
15 Temmuzdan sonra el konulan FETÖ hastanelerinden birisinin ortağı meğer TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın damadı Sinan Yıldırım’mış.
Damat yurt dışına kaçmış. “Yani sıyırmış diyelim.”
Şimdi o hastaneye kayyum atanmış ve yeni yönetim kurulu başkanı kimmiş biliyormusunuz?
İsmail Kahraman'ın ağabeyi Rüştü Kahraman'ın damadı…
Şu işe bakın, damadın teki kaçıyor ama diğer bir damat işi devralıyor.
Bu nasıl Fetö uygulamasıdır istediğiniz gibi anlayın artık.
Vallahi bunları ben uydurmuyorum tabi.
Oda TV ‘nin iddiaları ve akla yatkın.
Peki, tüm bu olanlardan Erdoğan’ın haberi yok mu acaba?
Aç gözlü bu heriflerin kendisine de ne kadar zarar verdiklerini görmüyor mu dersiniz?
Yoksa olanlara göz yumma durumunda mı hissediyor kendisini  (!)…
Sen neymişsin be ağbi?
Atatürk’ten nefret eden , “Laiklik yeni anayasada olmamalıdır. Dindar anayasa olmalıdır”
“Cumhuriyeti kuran kadro pozitivisttir” diyerek dinsiz olduklarını ima eden ve buna benzer nice sözler eden TBMM Başkanı İsmail Kahraman meğer 50 yıldır yüreğinde biriktirmiş.
Birkaç gün önce Ankara’da hayatını kaybeden HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk son yolculuğuna uğurlanırken cenaze saldırıya uğramış, cenazesi mezardan çıkarılmıştı.
Erdoğan dâhil AKP den bu durum şiddetle kınanmıştı.
Yeni çağ Gazetesinden Burhan Ayeri’nin mükemmel yazısına bir göz atalım şimdi.
Bundan tam 50 yıl önce 7 Eylül 1967 de dönemin Yargıtay Başkanı İmran Öktem şöyle bir konuşma yapmış.
Türkiye’de bir İslam devleti ve hilafet rejimi kurmak, Türk milletini dini esaslara dayalı bir hukuk düzenine sokmak isteyen ve bunun için gizli, açık çalışan mistik hezeyan halindeki bir avuç meczup var.
Bunlar ruh hastası veya dini kazanç metası haline getirmiş kimseler, saf ve cahil yurttaşın en temiz varlığı olan itikadını, imanını geçim vasıtası yapmış bezirgânlardır.
O bezirgânlar ki dinin emrettiğini yerine getirmezler.
Yasak ettiklerini gizli, gizli yaparlar ve dindar görünürler.
Evet, bunlar ve bir takım hurafeleri dini esaslar gibi göstermeye kalkan ve bu suretle halkı uyuşturan kökü dışarıdaki yurt düşmanları daima hüsrana uğrayacaklardır.
(Sözlere bakın sanki bu günleri anlatmış gibi)
Cumhuriyet karşıtları bu sözleri unutmamışlar. Öktem’i dinsiz ilan etmişler.
Yargıtay 1. Başkanı iken vefat eden Öktem’in cenaze namazı kılınmasın diye kampanya başlatmışlar.
Ankara Maltepe Camiinde cenaze töreni çoğunluğu çember sakallı kişilerin oluşturduğu kalabalık namazı engellemeye çalışmış.
Görevli imamlar uzaklaştırılmış ve cenazeye katılanlarda İzzet Gözübüyük sayesinde dini işlemler tamamlanabilmiş.
Olaylar öylesine büyümüş ki törene katılan İsmet İnönü’yü korumak için Kara Kuvvetleri Komutanlığı devreye girmiş.
İmran Öktem’i hedef alan ve cenaze namazını engellemeye uğraşan o dönemdeki öğrenci kuruluşunun genel başkanı bu günün Meclis Başkanı İsmail Kahramandır.
Yeni çağ Gazetesinden Burhan Ayeri’nin bu yazısı insanı haliyle dünün bu günle mukayesine götürüyor.
Ve böyle yürekli yazarlarımız olduğu müddetçe bizler bilmediklerimizi öğrenerek Atatürk’e ve onun ilkelerine daha çok sarılacağız.
Yüreklerine sağlık…
Müfredattan Atatürk’ü kaldırmak istemelerinin sebepleri, gençliğin gerçekleri öğrenmesinin önünü kesmekten başka bir şey değildir.
Uyan ey halkım, uyan artık…
Tünay Süer
18 Eylül 2017

CHP’nin adayları kim olacak? - Tünay Süer
Hürriyet Gazetesinden Yenal Bilgici’nin ünlü siyaset bilimci ve tarihçi Mete Tunçay ile yapmış olduğu röportajında üstadın söylemlerini dikkatle okudum.
'Siyasette son 10-15 yıldır herkes iktidardan şikâyetçi ama bence daha da ciddisi bir ‘muhalefet sorunu’ var “ demiş.
Üstat haklı, aynı görüşü paylaşmaktayım.
AKP’nin karşısında çetin bir muhalefet olabilseydi Türkiye bu hale gelmezdi.
Bu düşünceme tüm muhalefeti katmaktayım.
HDP ne vaatlerle geldi ama sonuçta PKK uzantısı oluverdi.
MHP yi muhalefetten saymak komik olur.
Geriye bir CHP kalıyor.
Ana muhalefet partisi olan CHP ise ne yazık ki bekleneni veremedi.
Durum böyle olunca da meydanı boş bulan AKP istediği gibi at koşturdu.
CHP’nin en küçük hatası ile iktidar yandaşlarına da gün doğdu ve doğuyor.
Yandaş dedim de, Vatan Partisinin iktidardan yana olacağı hiç aklıma gelmezdi.
Evet, artık böyle düşünür oldum.
Muhalefete muhalefet eden ve yerden yere vuran bir parti konumunda bugün.
Birkaç hatırlatma yapayım.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek CHP’nin Adalet Yürüyüşünü insanların PKK ve FETÖ’yle birlikte yürümeye alıştırmak olarak değerlendiriyor.
Kılıçdaroğlu'nun bir koluna bölücü terör örgütü PKK'yı öbür koluna Fettullahçı Terör Örgütü'nü (FETÖ) taktığını öne sürerek, "FETÖ ve PKK'nın talepleri ile o yürüyüş götürüldü” iddiasını ortaya atıyor.
 Ve “İsteyen itiraz etsin bu tarihi bir tespittir, o yürüyüşe katılanlara, o yürüyüşü alkışlayanlara bonzai içirilmektedir. O insanlar uyuşturulmaktadır. 'Hapishanelerin kapısını açın' diye bağırmaya o insanlar alıştırılmaktadır"diyor.
(Vay vay vay!)
Şimdilerde son iddiası da CHP ve HDP nin 2019 seçimlerine birlikte girecekleri oldu.
Perinçek CHP ye sesleniyor.
“HDP’yi bırak, bu tarafa gel, vatanseverlerin yanına gel” diyor.(!)sadz
Yine konuşuyor ve diyor ki:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığına (!) kilitlenmiş bir kesim (!) olduğunu belirterek, "Amerika, Erdoğan'ı devirmeye teşebbüs ediyor ve bizim bir sürü aydınımız ve CHP, hemen Amerikan planlarının içerisinde mevzileniyor.”
Eh, Perinçek böyle konuşur da gazetesinde yazan, televizyonunda program yapanlar dururlar mı?
Mesela programlarını izlediğim Sabahattin Önkibar bu haftaki Alternatifte ,”Kılıçdaroğlu Amerikan mandacısı mıdır? Diye soruyordu.
Kılıçdaroğlu milli güvenlik sorunudur. Allah korusun iktidar olsa FETÖ ve PKK…
Çanakkale Meydanından PKK’ya selam gönderiyor, FETÖ’cülere sizi çıkaracağım diyor.
“CHP’nin Adalet Kurultayı’ndan HDP ve PKK ile ittifak çıkmıştır.”diyor.
Sonra da CHP’lileri adeta uyarıyor.
CHP’nin  % 90 nı milliyetçidir,% 2 si ırkçı ve FETÖ’cüdür diyor.
İsmet Özçelik Aydınlık Gazetesinde 9.9.2017 tarihli,” HDP li adaylar seçime CHP listesinden girecek “ başlıklı yazısında PKK-HDP kulislerinde PKK/HDP’nin, CHP ile masaya oturmaya hazırlandığı belirtiliyor. CHP’de bazı isimlerle gayrı resmi ön görüşmeler yapıldığını CHP’nin sıcak davrandığı iddiasını ortaya atıyor.
Plana göre, PKK/HDP, 2019’da yapılacak yerel seçimlerde Doğu ve Güneydoğu’da aday göstermeyecek. CHP’nin adaylarını destekleyecek.
“Peki, CHP’nin adayları kim olacak?
İşte işin sırrı burada…
CHP’nin bölgedeki il ve ilçe belediye başkanı adaylarını PKK/HDP belirleyecek.”diyor.
Tabi böylece gerek Aydınlık Gazetesi gerekse Ulusal Kanal ne yazık ki AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı aratmamış oluyorlar.
Elbette eleştiriler olacaktır düşüncelere saygı duymak gerekir ama eleştiri dozajını aşan sözler ancak iktidara yaranmaktan başka bir şey değildir benim için.
Kamuyu bu şekilde etkilemeye kalkmak Vatan Partisine de bir şey getirmeyecektir.
Ha, CHP’nin yanlışları yok mu?
Elbette var.
Yoğun baskılar altında bir referandum geçirdik.
Oysa Milli İrade eşit koşullarda yarışmakla olur.
Bizde öyle olmadığını biliyoruz.
Toplumun aklıyla alay edilircesine bir sonuç çıkarıldı.
CHP bence yeterince ses çıkartamadı.
Doğu ve Güneydoğuda sandıklarına sahip çıkamadı.
Her şeye rağmen CHP içinde öyle milletvekilleri var ki Allah için arı gibi çalışıyorlar ve halkın takdirini topluyorlar.
İyi ki CHP var dedirtiyorlar.
                                                                  ***
Gelelim AKP ye
15 Temmuzu Allahın takdiri olarak açıklayan Erdoğan 45 gün için ilan ettiği OHAL’i bir yılı aşkın zamandır kendi lehine kullanarak sürdürüyor.
Mete Tunçay OHAL kapsamında çıkarılan KHK'lerle ilgili ''Hükümetin Kanun Hükmünde Kararnamelerle yaptığı icraat da dehşet verici bir şey''demiş.
Haksız mı?
AKP ye muhalefet eden herkes ama herkes FETÖ cü yaftasıyla zindanlara kapatılmaktadırlar.
Bu gerçekten dehşet verici bir şeydir.
Oysa FETÖ yılanını bağrında büyüten iktidar değil miydi?
Aldatıldık, yanıldık demekle, özür dilemekle bundan kolayca sıyrılın mamalıdır.
Devletin başındakiler o rezile methiyeler dizerlerle, cahili, aydını da marifet gibi o caniye değer vermezler miydi?
Bugün devletin içinde halen bu örgütün adamlarının olmadığını kim söyleyebilir? ...
O zaman iktidara “önce iğneyi kendine sonra çuvaldızı başkasına batır “ demek yanlış olmaz sanırım.
Bu konuda söylenecek çok söz var tabi.
Yazımı uzatmamak için yazmıyorum.
Ülkemiz büyük bir kaos içindedir.
Biryandan dış, diğer yanda iç düşmanlar tarafından adeta işgal altındadır.
Ve ne yazık ki durum böyle iken iktidar partisi halkı bütünleştirmeye çalışacağına inadına dini alet ederek bölmeye çalışmaktadır.
Bu ülkenin kurucusu ve silah arkadaşlarına olmadık hakaretler yapılmasına göz yummakta ve adeta ödüllendirmektedir.
Yine ne yazık ki AKP gerilim stratejileri ile siyaset yaparak korkuyu örgütlemektedir.
CHP itibarsızlaştırılırken milli görüş yok ediliyor ve yerine ümmetçilik getirilmeye çalışılıyor.
Atatürk’ün çağdaşlaştırmaya çalıştığı Türkiye Orta çağa doğru yol almaktadır.
Ülkemizde sol diye bir şey kalmamış gibidir.
Çünkü birbirleriyle ideolojik ve şahsi kavgalar içine girmişlerdir.
Ekonominin durumu ortadadır.
5.1 büyümüşüz güya.
Bu bir aldatmacadır bence zira vatandaş çantasındaki paraya bakar.
Neyse dedim ya konuları deştikçe yazı uzayıp gidiyor.
Sonuç olarak Erdoğan’ın tüm yetkileri eline geçirmesi ve rahatça kullanmasına kadar geçen yıllar içerisinde, demek ki muhalefet partileri bir şey yapamamışlar meydanı boş bırakmışlar.
Parlamentoda çoğunluğu sağlayabilmek,  HAYIRcı kitleyi elde tutmak için hatta daha da yukarı çekmek için, CHP yazılan ve söylenen iddialara mutlaka net ve açık bir şekilde cevap vermeli ve halka kendisini,ne yapmak istediğini acilen anlatmalıdır.
Çok zor günler geçirmekteyiz asla kimseye aleyhte kullanılacak koz vermemeliyiz.
Verirsek te karşılığında haklılığımızı kanıtlayacak güçlü bir lider sesi ile gümbür, gümbür konuşmalıyız.

Tünay Süer
12 Eylül 2017

CHP’yi provoke etmeye çalışan “tribün amigoları”
AKP Genel Başkanı Erdoğan ve parti içinde ileri gelenler, geriden gelenler CHP’nin Adalet Kurultayında
Birkaç kendini bilmezin çadırlarda içki içmesini öylesine abartır oldular ki sormayın…
Ve o birkaç kişinin hareketlerini tüm CHP’ye mal ettiler.
İşte onlar ( CHP) şöyleymişler, böyleymişler.
Şehitlere bile saygıları yokmuş.
Vallahi öylesine anlatıyorlar ki sanırsınız CHP’de din, min yok toptan dinsizler.
AKP’nin bu tavrı öteden beri var aslında.
Bu ülkeyi bize kazandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve 2. Cumhurbaşkanımız İnönü için iki ayyaş demediler mi utanmadan…
Orada içki zıkkımlayanların elbette hataları var.
Başta AKP’nin eline malzeme oldular.
Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz misali…
Ve dillere düdük ederek partiye zarar verdiler.
CHP derhal gereğini yaptığı halde halen televizyonlarda boy gösterip atıp tutuyorlar.
Ayıptır ya, bu kadarda abartılmaz ki…
Gerekçe olarak şehitlerimize saygısızlığı gösteriyorlar ya…
Şeytan bu, insanın aklına hemen neler getiriveriyor.
Bir zamanlar şehitlere kelle kim dedi acaba?
Yine bir zamanlar PKK terörist başı Öcalan’a sayın Öcalan kim dedi?
Sırf bu sözler dahi vatan için canlarını veren on binlerce şehitlerimize saygısızlık değil midir?
Sınırda, sınır ötesinde kar kış, cehennem gibi sıcakta ABD’nin yalakası PKK ve uzantıları ile çarpışan, can veren şehitlerimiz, kolu bacağı kopmuş gazilerimize 15 Temmuz şehitlerimiz ile gazilerimize verilen hakların verilmemesi saygısızlık değilmidir?
Ben şahsen balık hafızalı olmadığım için bakın şu satırları yazarken hemen aklıma geliverdi.
Peki… Birde şu var.
Soruyorum.
Hangi CHP li hoca küçücük erkek çocukların ırzına geçmiştir?
Sonra da üstü örtülmüştür.
Bu hem günah hem de çocuk haklarına saygısızlık değilmidir?
Ülkenin kurucusuna ve ailesine olmadık hakaretler edilir, devrim yapıyoruz, rejim değişecek
 gibi sözler edilir, şöyle yapacağız, böyle yapacağız atılır tutulur millet ayağa kalkar ama AKP’yi
bağlamaz, şahsi görüşüdür denilir…
Yahu Allah için, açtırmayın kutuyu söyletmeyin bana kötüyü…
Çünkü okadar çok söylenecek hatalarınız var ki, sayfalar yetmez.
Önceki Adalet bakanı sabır sınırlarımı zorlayarak dinledim.
Yine CHP ye hakaretler etti ve başörtüsüne, rahmetli Ecevit’e getirdi söylemlerini.
Merve Kavakçı dediğiniz insan ABD vatandaşı değil miydi?
Sizler bir kısım cahil halkı kandırmaya çalışabilirsiniz.
Kandırmayı başarıyorsunuz da ama teknoloji devrindeyiz.
İşte bunu unutuyorsunuz.
Tribün amigoları gibi ortalığa düşüyorsunuz.
Artık inandıramıyorsunuz ama bunu hiç düşünmüyorsunuz.
Bırakın bu tantanaları da şu memleketin haline bakın.
Her gün şehit haberleri geliyor.
Şu anda Hakkâri’den yine acı haber geldi.
Bir aslanımız can vermiş.
Yine canımız yanıyor.
Analar ağlarken…
Bayram bizim neyimize diyorum…
Şu beş paralık herif, Barzani denen sahtekâr bile Kerkük Kürttür diye tehditler savuruyor.
Hergeleye çok yüz verdiniz tabi.
Bayrak dediği paçavrasını göndere çektiniz, devlet adamı gibi karşıladınız.
Merak ediyorum…
Neden Türkiye’deki mallarını dondurmuyorsunuz acaba?
Neden Egedeki adalarımız için sesiniz çıkmıyor.
Neden ülkemizde halen adalet aranıyor?
Son olarak Allah belasını versin o FETÖ denen canavarın.
ABD adına darbe yapmaya kalktı.
Türkiye’yi allak bullak etti.
Ordumuza en büyük zararı o verdi.
ABD’ ye de tüm hainlere lanet olsun.
İnsanları saçma sapan sözlerle bölmeye kalkmayın.
Şimdi birlik zamanıdır.
Çünkü söz konusu vatandır.

Tünay Süer
3 Eylül 2017

Tünay Süer

Ey! AKP Genel Başkanı - Tünay Süer
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’nin 16. Kuruluş yıldönümündeki konuşmasını dinledim.
 “Bu kez çok köklü bir değişime ihtiyacımız var”.
 “Tüm gücümüzü 2053 ve 2071 hedeflerine yoğunlaştıracağız. 26 Ağustos'ta Malazgirt'teyiz.
 Bundan sonra her 26 Ağustos'ta Malazgirt'te olmak sureti ile 2071'in tohumlarını atacağız.”
“Tüm saldırıları milletimizle göğüsledik.
“AK Parti'nin hikâyesi bir milletin aşk hikâyesidir.”sözleri dikkatimi çekmişti.
2017 yılındayız.
Düşünüyorum…
2053’e 36 yıl…
2071 ‘e 54 yıl var.
Kim öle, kim kala…
Evet, AKP’nin köklü bir değişime gerçekten de ihtiyacı var.
16 yıl önce 14 Ağustos 2001 de “tek adam değil ortak akıl”
“Lider değil, kadro hareketi”
Milli görüş gömleğini çıkarttık.
Parti içi demokrasi, herkes için gerçek demokrasi ve Adalet,
Ekonomik kalkınma, refah, gibi başlıklarla iktidar olma vaatleri vermişti.
Önceki hükümetlerden memnun olmayan halk yeni bir lider ve yeni kadrolar arayışındayken AKP’nin bu sözleri umut olmuş, ilaç gibi gelmişti.
Aradan 16 koca yıl geçti, ne oldu?
Sıfır terörle alınan ülkemizin hali bu gün meydandadır.
PKK tüm şehirlerimize yayılmış neredeyse.
Bunun son örneği geçtiğimiz günlerde Karadeniz’de olan saldırılardır.
PKK’nın askerimize ve polisimize, sivil halkımıza saldıracak seviyeye nasıl geldiğini söylemeye gerek var mı?
OSLO anlaşmaları, terör örgütü elebaşısı ile İmralı’da görüşmeler, Habur’da kurulan çadır mahkemesi ile savcıları hâkimleri PKK’nın ayağına götürerek hukukun ve ülkenin itibarını yerle bir ettiniz.
Onları şımarttınız…
PKK’lı katillerin Güneydoğuda silah gömmelerini görmezden gelmek ve FETÖ denilen katile ne istedilerse vermek…
Birçok yanlışları sayabiliriz.
İşsizlik, yolsuzluk, ekonomik çöküntü, dünyada itibarı kalmamış bir ülke konumuna gelmişiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi acil fabrika ayarlarına dönmelidir.
AKP ‘in hikâyesini ileride çocuklarına anlatma fırsatı olanlar bir aşk hikâyesi olarak değil, bugünkü haliyle zulüm olarak anlatacaklardır mutlaka.
YENİ DEVLET KURMA HAYALİ
Bırakalım bu boş sözleri.
Bizim bir devletimiz var.
Adı Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
623 yıllık Osmanlı İmparatorluğunun topraklarının emperyalist güçler tarafından işgali ile Mustafa Kemal önderliğinde Ulusal Savaşla, kanla, irfanla geri alınmış ve 29 Ekim 1923 de monarşi yıkılmış, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur.
Hiç kimse Atatürk olamaz ve onunla kendisini mukayese edemez, etmemelidir de.
Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal, Osmanlı’nın çökmeye başladığı yıllardan cumhuriyetin kuruluşuna kadar hayatının büyük bölümünü vatan uğruna savaş meydanlarında geçirmiş, dünyanın hayran kaldığı bir komutandır.
Osmanlı Devleti Döneminde Trablusgarp, İkinci Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı’na; Ardından vatan topraklarının işgali üzerine Çanakkale’de Kurtuluş Savaşı’nda düşman kuvvetlerine karşı birçok başarı elde etmiştir.
1881 doğumlu Mustafa Kemal İlk savaşa katılımında henüz 28 yaşında bir gençti.
44 yaşına kadar 13 yılı cephelerde geçmiş, düşman kuvvetlerine karşı birçok başarı kazanmış gerçek bir kahramandır o.
Kısacık hayatının 15 yıllık iktidarı döneminde yaptığı devrimlerle dünyadaki tüm mazlum ülkelere örnek olmuştur.
Vatan topraklarının savunulması esnasında göstermiş olduğu başarılar neticesinde kendisine “Gazilik” unvanı ve “Mareşallik” rütbesi verilmiş, bunların yanı sıra TBMM tarafından 2587 sayılı kanunla 24.11.1934 tarihinde Mustafa Kemal’e, “Türkün Atası” anlamına gelen “Atatürk” soyadı verilmiştir.
Osmanlının küllerinden bir vatan ve bayrak yaratmış, istediği her şey olabilirken cumhuriyeti seçmiş ve Türk Gençliğine emanet etmiştir.
Bu gün bu emanete ihanet edilmektedir.
Bırakın yeni devlet kurmayı bugünküne sahip çıkın yeter.
O büyük liderin 15 senelik iktidarı döneminde yaptıklarını sata, sata bitiremeyen bir iktidar olmuşsunuz karşımızda.
“Tüm gücünüzü onun bıraktığı yerden alarak daha yukarılara çekip Türkiye’yi huzura ve refaha kavuşturunuz yeter.
Dünyada saygınlığımızı tekrar kazanalım.
“Ancak o zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile başlayan Cumhuriyet döneminin iddiasını taşıyan bir parti olursunuz.”
EY AKP GENEL BAŞKANI ERDOĞAN!
Söyle başbakanına, yetkili bakanlarına ve Sayın Cumhur Başkanına ATAMIZIN heykellerine saldıranlara, hakaret edenlere ağır cezalar getirsinler.
Çünkü O hepimizin ATASIDIR.
Söyle başbakanına, maliye bakanına, Sayın Cumhurbaşkanına emeklilere, işçilere yaşam hakkı tanısın.
Bu arada Sayın Cumhurbaşkanı kendisi adına konuşmalar yapan gazeteci geçinen yağcılara iyi bir fırça çekmiş.
Çok ta iyi olmuş ama racon demesi makamına yakışmamış.
Her zaman söylediğim gibi bu densizlerin kendisine ve ülkeye daima zararları olur.
Ve bu herifler gemi batarsa ilk önce terk edecek tiplerdir.
Her neyse AKP Genel Başkanı, senden ricam Sayın Cumhurbaşkanına bir zahmet söyleyiver bir fırça da ATAMIZA saldıranlara çeksin olur mu?
EY AKP GENEL BAŞKANI
Söyle Sayın Cumhurbaşkanına öyle yüzlerce koruma ile gezeceğine tebdili kıyafet ile halkın arasına girsin ve konuşulanları duysun.
Sana söyleyeceğim çok şey var ama bir dahaki sefere diyorum.
Tünay Süer
21 Ağustos 2017

Sistematik saldırılar - Tünay Süer
CHP’nin 26 Ağustosta başlayıp 30 Ağustosta sona erecek Adalet Kurultayı için tutuklu olan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş,  bir gazeteye verdiği röportajda; Adalet Kurultayı'na tüm demokrasi güçlerinin katılmasını arzu ettiğini söylemiş. Geçti Bor’un pazarı demek gerek.
Bu çağrıyı yapabilmesi için önce PKK dan ayrıldığını halka ispat etmesi gerekirdi. Bunun için “Aman kardeşim CHP den uzak dur “diyorum. Çünkü HDP, Kürtleri asla temsil etmeyen ve emperyalist güçlerin güdümü altında ülkeyi bölmeye çalışan PKK ve PYD uzantıları ile işbirliği içinde olan, demokratik, özgür iradesi ile karar almayan bir partidir.
  Çünkü onun bu sözlerinin CHP’ye yarar yerine zarar getireceğinden eminim.
 Eş başkanlarından Figen Yüksekdağ  “Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz”diye açıkça kimden yana olduklarını belli etmişti.
 Türk toprakları içerisinde kendi kendilerine özerklik ilan etmek, sözde mahkemeler kurmak, yol kesmek, haraç toplamak, Güneydoğuyu cephaneliğe dönüştürmek ve kalleşçe pusularla yüzlerce sivil halk dâhil askerimizi polisimizi şehit edenlerle
 CHP yan yana olamaz.
  IŞİD’in  AYNEL Arab’ı (Kobani) kuşatmasında Türk Hükümeti  YPG adlı terör örgütünün Türkiye üzerinden silah nakli yapmasına izin vermediği için 6 -7 Ekim kanlı olaylarını başlatan da Selahattin Demirtaş’tı.
 YDG-H- üyelerinin öncülüğünde sivil halka saldırılar, kamu binalarının yakılması talan edilmesi, Atatürk büstlerinin yakılması kırılması ve ülke genelinde 46 vatandaşımızın öldürülmesi 682 vatandaşımızın yaralanmasının sebebi Demirtaş ve de HDP dir.
 Halk tarafından seçilmiş, güvenoyu almış ve TBMM’sine 80 milletvekili ile girmiş bir parti tüm bunları nasıl yapar?
  Bu düpedüz oy verenlere, onlara güvenenlere ve vatana ihanet değil midir?
 Bu konuda söylenecek öyle olaylar yapıldı ki sayfalara sığmaz.
 Neymiş efendim özgürlük için savaşıyorlarmış ve özgürlük savaşçılarıymışlar.
  PKK, YPG, PYD diğer bağlantıları azılı terör örgütleridir. 
Bunlar acımasız ölüm makineleridir. Çoluk, çocuk, hamile dinlemeden can alırlar.
  İşte, daha birkaç gün önce Trabzon’da 15 yaşındaki Eren’i öldürenler bunlar değil midir?
Güneydoğunun kalkınmasını asla istemezler.
 Millet cahil kalsın koyun sürüsü gibi gütsünler…
 AKP’nin din kisvesi altında kindar gençlik yetiştirmek istemesi de oyunun başka bir senaryosudur. 21. Yüzyılda geriye dönmenin çağdan uzaklaşmanın başka ne anlamı olabilir?
 Kubilay’ı katleden kafa neyse Atatürkçülüğe karşın böyle nesiller yetiştirmek, cumhuriyeti yıkmaya kalkmak ve Totaliter bir yönetim ile saltanatını sürdürmektir amaç.
  Bakınız FETÖ temizliğinde kurunun yanında yaşın da yandığı bizzat Erdoğan tarafından söylenen söz iken tutuklanan, 79 gündür yarı tecrit durumunda hapiste olan Sözcü Gazetesinin iki muhabiri Gökmen Ulu ve Mediha  Olgun  sadece bir haberden ötürü tutsaklar.
 19 Mayıstan beri haklarında halen iddianamenin hazırlanmaması ister istemez bizlere Hitler dönemlerini hatırlatıyor. İnsanlar hükümetin herhangi bir hatasını eleştiremez, ne düşündüklerini özgürce ifade edemezler gibi. Ülke bugün bu hale geldi.
 Oysa insanlar tarafsız mahkemelerce yargılanmalı, suçları varsa cezalarını çekmeliler.
 Ne yazık ki Türkiye’de durum böyle olmuyor. 
Nedeni bir gazeteye korku salmak, susturmakmıdır?
 Yasama, Yargı ve Yürütme tek bir idareye (AKP)  bağlı olunca böyle oluyor demekki…
 Türkiye bugün resmen olmasa da fiilen tek bir adam tarafından yönetilmektedir.
 Ortam bu durumdayken cumhuriyeti kuran parti CHP ye büyük bir görev düşmektedir. CHP, Adalet Yürüyüşü ile büyük bir rüzgâr yakalamıştır. Bunu çok iyi değerlendirmelidir. HDP den uzaklaşarak başlayabilir. Karşısında yandaş bir medya ordusu vardır ve her gün CHP yi FETÖ’cülükle,PKK yandaşı olmakla suçlamaktadır. Mesela Akşam Gazetesi dün şöyle manşet atmıştı. “Kılıçdaroğlu, Ankara’dan başlattığı ve İstanbul’da bir miting ile bitirdiği yürüyüşte FETÖ ve PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile saf tuttu.  CHP düzenleyeceği sözde kurultayda FETÖ ye ve PKK ya kürsü sunacak…”
 Buna benzer çok şeyler yazılacak ve Erdoğan tarafından da söylenecektir.
 CHP kimsenin eline, diline malzeme vermemelidir.
 CHP ye iktidar yolları açılmışken bunu kendi elleriyle yok etmemelidir.
 Ümit Kocasakal bir yazısında çok güzel anlatmış bu günleri. “Milli mücadele kahramanlarına, Atatürk'e ve İnönü'ye, Lozan'a yönelik sistematik saldırılar;  milli eğitimin, gayrı milli (ümmi) eğitime, hatta "eritime" dönüştürülmesi, kindar nesil yetiştirme projesi, laikliğin aşındırılması, devlet kadrolarının cemaat ve tarikatlara terk edilmesi, devrim kanunlarının yok sayılması, TSK'nın genetiği ile oynanması, milli günlerin değersizleştirilme çabaları, TC tabelalarının indirilmesi, eyalet söylemleri ve birçok diğer eylem, kurulmakta olduğu ifade ve itiraf edilen yeni devletin adımlarıdır.”           
Evet, ne yazık ki Türkiye bu durumdadır.
 Artık sona yaklaşılmaktadır.
 CHP’nin yanlış politikalar yapma lüksü yoktur.
 Derhal kendi özüne dönmeli ve ona göre hareket etmelidir.
 Yok, ben bildiğimi okuyacağım düşüncesinde ise o zaman derhal tüm yönetimi ile Kılıçdaroğlu istifa etmelidir. Çünkü mevzubahis vatanın selametidir.

Tünay Süer
  13 Ağustos 2017

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget