Makaleler "Mehmet Haberal"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Ergenekon davasında 4 yıla yakın süredir tutuklu bulunan CHP İzmir Milletvekili ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay ile CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, mahkemenin eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve AKP Gaziantep Milletvekili, gazeteci Şamil Tayyar'ı tanık olarak dinlemekten vazgeçmesine tepki gösterdi.
 
Tutuklu CHP milletvekilleri Prof.Dr. Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay  “Şenkal Atasagun ve Şamil Tayyar’ın  Ergenekon davasının olmazsa olmazı konumunda olan tanıkları” oldukların belirtirterek neden vazgeçildiğini sordular.
Tutuklu CHP Milletvekilleri “Mahkeme halkımızın binlerce oyları ile seçilmiş biz milletvekillerinin  hürriyetlerini gasp ederek,  milli iradeyi de hiçe saydığını kamuoyuna ilan etmiştir. Türk milleti adına karar vermekle yükümlü mahkeme  hangi  gerekçe ile bizleri yıllardır beton ve demir yığınları içerisinde işkenceye tabi tutmaktadır” dediler.
Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan  CHP Milletvekilleri, avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11 Ocak 2013 tarihli  “tutukluluk hallerinin devamına” ve “artık davada tanık dinlenmeyeceğine” ilişkin bilanço şeklindeki kararını eleştirdiler. Balbay ve Haberal açıklamalarına “TBMM çatısı altında ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ifadesi, mahkemelerde ise ‘Adalet mülkün temelidir’ yazısı bulunmaktadır. Nasıl ki;  TBMM egemenliği temsil etmekle yükümlü ise;  mahkemeler de, adaleti temsil etmekle  yükümlüdür” sözleriyle başladılar.
 Tutuklu CHP milletvekilleri açıklamalarında şunları ifade etti:
“Ancak, Meclis’in çıkartmış olduğu yasaları uygulayarak,  adalet dağıtması gereken Silivri’de görev yapan tasfiye halindeki Özel Yetkili Mahkeme,  maalesef  ‘Adaletsizlik’ dağıtmaya devam etmektedir.”
Yasalar çiğnendi
“İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bugüne kadar olduğu gibi 11 Ocak 2013 tarihinde de bir kez daha yasaları çiğnemiştir” diyen Balbay ve Prof.Dr. Haberal şu değerlendirmelerde bulundular:
“66 tutuklu sanık hakkında yaşadıkları ortamın insan onurunu zedeleyecek bir işkence ortamı olduğunu dikkate almayan mahkeme, yasal zorunluluk olmasına rağmen, bu kişilerin isimlerini dahi zikretme gereğini duymadan  ‘tüm tutuklu sanıklar’ ifadesini kullanarak sadece bir paragraf ile ‘tutukluluk hallerinin  devamına’ karar vermiştir. Bu durum,  hem Anayasa, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, hem Ceza Muhakemesi Kanunu ve hem de  3. Yargı Paketi olarak adlandırılan 6352 sayılı Yasa'nın hiçe sayılması anlamına geldiği  gibi, aynı zamanda  orada bulunan tüm sanıkların da kişiliğini  zedelemeye yönelik kabul edilemez bir tutumdur. Türk milletini temsil eden seçilmiş milletvekilleri olarak,   kanunları  hiçe sayan ve  insan onurunu zedeleyen bu tutumu  reddediyoruz.”

Olmazsa olmaz
Tutuklu CHP  milletvekilleri, mahkemenin davanın bilançosunu çıkardığı 11 Ocak 2013 tarihli kararını “Mahkeme hatasını devam ettirerek, adeta sanıkları sorumlu tutarcasına, diğer mahkeme ve kurumlardan gönderilen bilgi-belgelere ilişkin klasör sayısının 2 bin  538’e yükselmesini bahane ederek, daha önce kendisinin  dinlenilmesine karar verdiği  ve içlerinde  eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile gazeteci milletvekili  Şamil Tayyar gibi bu davanın olmazsa olmazı konumunda olan tanıkları dahi dinlemekten vazgeçmiştir” sözleriyle eleştirdiler.
Haberal ve Balbay, mahkemeye şu soruları yönelttiler:
“Mahkeme,  acaba eski MİT müsteşarı Şenkal Atasagun’u kamuoyuna yaptığı açıklamalarda  iddia olunan Ergenekon şemasını ciddiye almayıp, saçma bulduğunu ifade ettiği için mi dinlemekten vazgeçmiştir? Ergenekon ile ilgili çok sayıda kitap yazan Şamil Tayyar, acaba  ‘gerçekten yargılanması gerekenler mahkemede değil’ diye kamuoyuna açıklama yaptığı için mi mahkemece bir anda  tanıklığının esasa etkili olmayacağına karar verilmiştir?”
Balbay ve Haberal “Bu gerçekler kamuoyunda artık herkes tarafından bilinmesine rağmen Türk milleti adına karar vermekle yükümlü mahkeme  hangi  gerekçe ile bizleri yıllardır beton ve demir yığınları içerisinde işkenceye tabi tutmaktadır” dediler.
Hürriyetimiz gasp edildi
Tutuklu CHP milletvekilleri şunları kaydettiler: “Mahkeme bu tutumu ile TBMM’nin çıkardığı kanunları hiçe saymanın yanı sıra, aynı zamanda  halkımızın binlerce oyları ile seçilmiş biz milletvekillerinin  hürriyetlerini gasp ederek,  milli İradeyi de hiçe saydığını kamuoyuna ilan etmiştir. Oysa ki, geçmişte pek çok örneğine de rastlanıldığı üzere seçilmiş milletvekillerinin yeri Silivri Cezaevi değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.”
Mahkemenin bugüne kadar dinlenilmesi istenen 835 savunma tanığından, sadece 57’sini dinlediğini belirten Haberal ve Balbay açıklamalarıda “Bu demektir ki, 288 sanıklı davada,  mahkeme 5 sanığa  sadece 1 savunma tanığı dinlemeyi reva görmüştür.  Yani, dinlenilmesi istenen savunma tanıklarının,  dinlenen savunma tanıklarına oranı yüzde 6.82’dir. Oysa ki,  savunma tarafının dinletilmesini talep ettiği tanıkların büyük bir bölümü  zaten iddianamede ya da eklerinde kendilerine atıfta bulunulması nedeniyle mahkemece resen  dinlenilmesi zorunlu olan  görgü şahitleridir.  Buna karşılık, mahkeme, savcılığın önerdiği tanıkların hemen hemen tümünü dinleyerek,  adeta bir ‘iddia mahkemesi’ne dönüşmüştür. Yaşanan gizli tanık skandalları bunun en güzel örneğidir” ifadelerine yer verdiler.
 Haberal ve Balbay, açıklamalarında şöyle devam etti: “Mahkeme,  esas görevi olan  suçu ve  gerçek suçluyu her türlü  yasal imkanı kullanarak tespit etmek yerine; birbiri ile bağdaşmayan davaları,  birbirini tanımayan kişileri,  düzmece deliller ve şaibeli gizli tanıklarla bir araya getirerek sanal bir terör örgütü yaratmaya çalışmış ve bu kapsamda  daha önce dinlenilmesine karar verdiği tanıkların bile dinlenilmesinden vazgeçerek peşinen verilmiş kararı kamuoyuna açıklama telaşına düşmüştür.”

Haberal ve Balbay açıklamalarını “Aziz Milletimizin bilgisine saygılarımızla sunuyoruz” ifadeleriyle tamamladılar.

Cumhuriyet

Cumhuriyeti etkin biçimde yaşamak, onun çağdaş dünyada onurlu yerini almasını sağlayacak eser yaratmak demektir. Başka deyişle, cumhuriyeti yaşatan,yurttaşların eserleridir. Ülkemiz, uygarlık ailesindeki yerini ancak bu eserlerle edinir. Uygarlık yolundaki yarışta, başarının ölçüsü bu eserlerdir.

Onun "naçiz vücudu"nun 65 yıl önce karıştığı topraklar üzerinde, eseri 80 yaşını tamamladı. Cumhuriyetin sağladığı özgürlüklerle yaşayan bizlerin Atatürk'e şükran duygusunun ifadesi için birçok yol vardır elbet ama, aziz hatırası önünde, eserine ne kazandırdığımızın hesabını vermek, şükran duygumuzun en sahici ifadesi olacaktır kanımca.
"Cumhuriyet benim en büyük eserim" diyordu, eserini gerçekleştirdikten yıllar sonra Atatürk. Yolun başında, "Benim için bir tek amaç vardır: Cumhuriyet hedefi. Bu tutulan doğru yolda, namuslu yolda çok çalışmak ve faal olmak gerekir" diyerek, çıkmıştı yola. Atatürk için cumhuriyet, çağdaş bir yönetim biçimi olmaktan daha fazla anlamlar içeriyordu. Atatürk'ün devrimci atılımlarının tacı olarak baştan beri cumhuriyeti tasarladığı bugün bilgimiz içindedir.
O'nun gözünde cumhuriyet, çağdaş uygarlık yolunda eserler yaratan bir eserdir. "Ne olursa olsun ülke çağdaş, uygar ve yenilikçi olacaktır. Bizim için bu yaşam davasıdır. Tüm özverilerimizin verimli olması buna bağlıdır" diyerek cumhuriyeti bugüne taşıyan güç, ilkelerinin yönünü ileriye, çağdaş uygarlığa ayarlamasında odaklanır. "Geçmişin kurumları baştan sona ulusun başı üstünde yumruk tutan bir dizi zorbalar kadrosundan başka bir şey değildir" diyen Atatürk, geçmişin acı deneylerle dolu sistemine kesin biçimde son verip insanımızın insanca yaşam sürdürebilmesinin koşulunu sağlamak için kurmuştu cumhuriyeti. Dünyada yüzlerce "Cumhuriyet" adı altında baskıcı yönetim çağdaş uygarlık eserlerinin beşiği, toprağı ve bu eserlerin yaşadığı iklim olarak düşünüyordu. Bugün de ölçütümüz budur. Toplumumuzun düşünce ve davranışlarının ivmesi ve yönü, O'nun öngördüğü biçimde, uygarlığın çizgisine ulaşmak ve onu da aşmak yönünde devinmekteyse, işte o zaman cumhuriyet ikliminde yaşıyoruz demektir.
Bugün ne denli kötümser olursak olalım, dünyanın en dinamik ve istikrarlı cumhuriyetlerinden birinde yaşadığımızı asla unutamayız. Onun gücü ve omurgasının sağlamlığının kaynağı, onu var eden ilkelerindedir.
Cumhuriyetimizi yirminci yüzyılın en şiddetli dalgalarına karşı dayanıklı kılan ve bunları başarıyla aşıp biçimi kurulmuş ve yıkılmışken, Türkiye'nin cumhuriyet yapısı, her türden engellemeye karşın, insanlığın en ileri özgürlük değerleri olan laikliğe ve demokrasiye bağlılıkla özdeş bir cumhuriyet olarak yoluna devam etmektedir.
Bunun yanısıra, ne denli iyimser olursak olalım, kuşku yok ki, 80 yıl yaşamış olmak, bu eserin ebediyen yaşamasının güvencesi sayılamaz. Çünkü, itiraf etmeliyiz ki, zaman zaman biz yurttaşlar, bizden yaratıcı zindelik, etkin çalışkanlık ve daima yenilikler isteyen çağdaş zamanı algılamakta zorlanmaktayız.
Ülkemiz bir algı bozukluğu sürecine girmektedir kimi dönemlerde. Kuşkusuz, cumhuriyetimizin, bu ters akıntı niteliğindeki olumsuzlukları da aşacağına ve bu süreçlerden güçlenerek çıkacağına inanıyoruz. Elbet ki inanmak yetmez; cumhuriyet değerlerini toplumda etkin kılmadıkça, inanmanın da bir anlamı olmaz.
Cumhuriyeti etkin biçimde yaşamak, onun çağdaş dünyada onurlu yerini almasını sağlayacak eser yaratmak demektir.Başka deyişle, cumhuriyeti yaşatan, yurttaşların eserleridir. Ülkemiz, uygarlık ailesindeki yerini ancak bu eserlerle edinir. Uygarlık yolundaki yarışta, başarının ölçüsü bu eserlerdir. "Dünya hızlı bir akımla ilerliyor. Biz bu uyumun dışında kalabilir miyiz?" diye canhıraş bir biçimde soran Atatürk'ün uygarlık değerlerine kayıtsız kalanlara uyarısı unutulabilir mi?
"Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona bigâne olanları yakar, mahveder" diyordu. Bu sözün gerçekliği o denli açıktır ki, uygarlığa kayıtsız kalan ulusların dramı, birer insanlık dramı olarak dünya sahnesindedir.
Çağdaş uygarlığın kurucu kavramları olan laiklik ve demokrasinin, cumhuriyet değerlerinin ülkemiz ve bizler için hayati önemine rağmen, iktidar gücünü, kendi kişisel ihtirasları yolunda kullananların varlığını kimse görmezden gelemez.
Yirminci yüzyıl, bu tarihsel hataların insanlığa verdiği zararların acısıyla geçmiştir ve bu insanlık için büyük tehlike taşıyan hatalar günümüzde de bütün şiddetiyle devam etmektedir. O nedenledir ki, uygarlık değerlerine sahip çıkmak, insanlığa sahip çıkmak demektir. Çünkü uygarlık, insanlık için gelip geçici değil, gerçek bir var oluştur.

Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın kaleme aldığı bu yazı Ekim 2003 tarihli Bütün Dünya Dergisinde yayımlanmıştır.


Dünyanın Saygı Gösterdiği Bilim Adamı Prof Dr Mehmet Haberal’a bu düşmanlık, bu kin, bu haksızlık niye?
Bayramın ikinci gününde de Prof Dr Haberal'ı unutmayalım

Bir bayramı daha zindanda geçirmek zorunda bırakılan Prof Dr Haberal’ın madem elini öperek bayramını kutlayamıyoruz, öyleyse kim olduğunu bilmeyenlere de O’nu öğreterek kutlayalım.

Prof Dr Haberal’ın Türkiye’ye katkılarına lütfen bir bakın. Birkaç dakikanızı ayırıp, aşağıdaki bilgileri sıkılmadan lütfen okuyun. Paylaşın. Sonra kendinize bir sorun bakalım, ülkesine, milletine bu kadar hizmet etmiş bir başka bilim adamı var mı Türkiye’de? Haberal’ın zindanda geçen bırakın her günü, her saati ülke için büyük kayıptır. Her gün kim kaç hastayı sağlığına kavuşturacak, kaç kişiye iş olanağı sağlayacak, kaç kişinin yüzünü güldürecek, Türkiye’nin yurt dışındaki itibarına itibar katacak diye bir düşünün lütfen. Bu haksızlık sadece Haberal’a, sevenlerine, ailesine, çalışanlarına değil Türkiye’ye yapılmaktadır.

1944 yılında Rize'nin Pazar ilçesi Subaşı Köyü'nde doğan Mehmet Haberal, ilk, orta ve lise eğitimini Zonguldak’ta tamamladı. 1967 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitiren Haberal, 1971’de Genel Cerrahi alanında uzman oldu.
1973’te, Amerika Birleşik Devletleri’nde yanık tedavisi üst ihtisası yapan Haberal, 1974-75 yıllarında Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi, Transplantasyon Merkezi'nde transplantasyon üst ihtisası yaptı.

1975 yılında Hacettepe Üniversite Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümü'nde Yanık ve Organ Nakli Ünitelerini kuran Haberal, 3 Kasım 1975’de ise Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde Türkiye'de ilk kez canlı donörden böbrek naklini gerçekleştirdi. Haberal aynı yıl Dünya Yanık Derneği ulusal temsilcisi seçildi.

1976’da Genel Cerrahi alanında Doçent olan Haberal, 10 Ekim 1978’de, Avrupa Organ Nakli Vakfı'ndan temin edilen organla Türkiye'de ilk kez kadavradan böbrek naklini gerçekleştirdi.

Organ naklinin hukuki alt yapısının oluşturulması için büyük çaba harcayan Haberal, 3 Haziran 1979’da yasalaşan 2238 sayılı kanun ile Organ ve doku nakli yasasının çıkmasını sağladı. Mehmet Haberal, 27 Temmuz 1979’da Türkiye'de ilk kez yerli kaynaklı kadavradan böbrek naklini gerçekleştirdi. Aynı yıl 1. Ulusal Yanık Kongresini Ankara'da düzenledi.

Haberal, 1980’de Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı'nı, 1982’de ise Ankara’da, bu Vakfa bağlı ilk Hemodiyaliz Merkezi'ni kurdu.

1982’de Genel Cerrahi Profesörü olan Mehmet Haberal, aynı yıl Dünya Yanık Derneği Yürütme Kurulu üyesi ve aynı derneğin Doğu Akdeniz Bölge temsilcisi seçildi.

1983 yılında Ankara'da ilk organ nakli kongresini düzenleyen, aynı yıl, o zamana değin tüm dünyada en fazla 36 saat saklanabilen kadavra böbreklerin soğuk iskemi sürelerini 111 saat 54 dakikaya kadar uzatılmasını sağlayan çalışmasını yaptı.

1984 yılında Akdeniz Yanık Kulübü kurucu üyesi seçilen Haberal, Orta Doğu'da organ paylaşımı ve teminini kolaylaştırmak için Orta Doğu Diyaliz ve Organ Nakli Vakfı'nı kurdu.

16 Eylül 1985’de Ankara'da Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı Hastanesi'ni kuran Prof Dr Haberal, 17-20 Kasım 1985’de, İstanbul'da, Orta Doğu Diyaliz ve Organ Nakli Vakfı'nın ilk kongresini düzenledi. Aynı yıl Haberal’a Amerikan Yanık Derneği tarafından "EVERETT IDRIS EVANS ÖZEL ÖDÜLÜ" takdim edildi.

1986 yılında Dünya Yanık Derneği Genel Sekreter Yardımcısı seçilen Haberal, aynı yıl, Amerikan Cerrahi Derneği üyeliğine de seçildi.

Prof Dr Mehmet Haberal, 1986’nın Eylül ayında Haberal Eğitim Vakfı'nı kurdu. Haberal Eğitim Vakfı kurulduğu günden bugüne 5000 öğrenciye karşılıksız burs vermiştir. Ayrıca burs verdiği öğrencilere eğitim ile birlikte çalışma olanağı sunmuş, ulusal ve uluslararası alanda destek sağlamıştır.

1987’de Orta Doğu Organ Nakli Derneği Kurucusu ve Başkanı olan Haberal, 1988’de, İstanbul'da, Türkiye'de ilk defa Bölgesel Doğu Akdeniz Yanık Kongresi'ni düzenledi. Ardından da 2-4 Kasım’da, Ankara'da ilk Orta Doğu Organ Nakli Derneği Kongresi'ni düzenledi.

8 Aralık 1988’de bir ilki daha imza atan Prof Dr Mehmet Haberal, Türkiye'de ve bölgede kadavradan ilk başarılı karaciğer naklini gerçekleştirdi.

1990’da, Türkiye Organ Nakli Derneği Kurucusu ve Başkanı olan Haberal, aynı yıl 15 Mart’ta, Türkiye, Avrupa ve bölgede bir ilk olan, çocuklarda canlıdan kısmi karaciğer naklini gerçekleştirdi. 24 Nisan 1990’da ise dünyada ilk kez bir Türk ve Müslüman bilim adamı olarak Prof Dr Haberal, erişkinde canlıdan kısmi karaciğer naklini gerçekleştirdi.

1992 yılında New York Bilim Akademisi üyesi olan Haberal, aynı yıl 16 Mayıs’ta dünyada ilk kez bir Türk ve Müslüman bilim adamı, aynı canlı donörden kısmi karaciğer ve böbrek naklini gerçekleştirdi.

Prof Dr Mehmet Haberal, 1993 yılında, Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı ve Haberal Eğitim Vakfı ile birlikte 11 Fakülte, 7 enstitü, 5 Meslek Yüksek Okulu ve İngilizce Hazırlık Okulu'ndan oluşan Başkent Üniversitesi'ni kurdu.

Haberal, 1995 yılında Yanık ve Yangın Afetleri Derneği'ni, 1998’de ise Orta Doğu Yanık ve Yangın Afetleri Derneği'ni kurdu.

1999’da, Ankara'da Başkent Üniversitesi Ayşeabla Okulları'nı açan Prof Dr Mehmet Haberal, 2000 yılında Transplant Olimpiyatları Derneği etkinliklerini düzenledi.

2002 yılında Klinik ve Deneysel Araştırmalar Derneği'ni kuran Haberal, 2003’te Amerikan Cerrahi Birliği Onursal Üyesi seçildi.

2004’te Cerrahi Araştırmalar Akademisi Üyesi ve Türkiye Temsilcisi olan Haberal, Japonya'da yapılan Dünya Yanık Derneği kongresinde 2006-2008 Dönem Başkanlığı'na seçildi. Haberal aynı yıl "Kanal B", "Radyo Başkent", ve "Başkent Haber Ajansı"nı kurdu.

2005 yılında Uluslar arası Cerrahlar Birliği üyesi seçilen Haberal, 2006’da Massachusetts General Hospital ve Johns Hopkins Hospital'da ders vermek için davet edildi.

Yine 2006’da, Dünya Organ Nakli Derneği'nin Orta Doğu ve Afrika bölge encümenliği, Orta Doğu Yanık ve Yangın Afetleri Derneği Başkanlığı, Dünya Yanık Derneği 2006-2008 dönem başkanlığı gibi görevlere getirildi, Brezilya Yanık Derneği Yönetim Kurulu Onursal Üyeliği ve Uluslararası Cerrahlar Birliği üyeliğine seçildi.

2007’de ise Ankara’da Doğal Bağışıklık Derneği Toplantısı'nı, Organ Nakli Derneği'nin Yeni Fikir Lider Toplantısı'nı, Başkanlığını yaptığı Türkiye Organ Nakli Derneği'nin 9. Bilimsel Kongresi'ni, Cerrahi Müdahalede Kalite ve Eğitim Konulu Sempozyumu düzenleyen Haberal, Uluslararası Cerrahlar Birliği Avrupa Federasyonu Türkiye Bölümü Toplantısı'nı da Antalya'da düzenledi. Aynı yıl Almanya Münih'te bir irtibat ofisi kurdu.

13 Nisan 2009’da, adına Ergenekon denilen dava kapsamında gözaltına alındı ve tutuklandı. Tutuklu olmasına rağmen, "Kongre ve Organizasyon Başkanlığı"nı yaptığı, Dünya Yanık Derneği'nin 15. Kongresinin, 21-25 Haziran 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapılmasını sağladı.

12 Haziran 2011’de yapılan Genel Seçimlerde ise Cumhuriyet Halk Partisi’nden Zonguldak Milletvekili seçildi.

8 Ağustos 2012'de, yanık tedavisi alanındaki başarıları ve katkıları nedeniyle, Uluslararası Yanık Derneği tarafından "Ömür Boyu Onur Üyeliği" unvanıyla ödüllendirildi.

Dünyanın Saygı Gösterdiği Bilim Adamı Prof Dr Mehmet Haberal’ın Kurduğu Başkent Üniversitesi’ne Bağlı Hastaneler
** Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi
**Ankara Ümitköy Polikliniği
**Ankara Yenikent Polikliniği
**Ankara Ümitköy Diyaliz Merkezi
**Ayaş Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi
**Yapracık Psiko Sosyal ve Rehabilitasyon Merkezi
2) Başkent Üniversitesi İstanbul Sağlık ve Uygulama Merkezi
3) Başkent Üniversitesi Adana Sağlık ve Uygulama Merkezi
**Yüreğir Hastanesi (Kemik İliği Nakil Merkezi Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri Standartlarında)
**Kışla Hastanesi (Tıbbi Onkoloji Avrupa Standartlarında-Radyasyon Onkolojisinde Türkiye’de Sayılı Merkezde olan Gamma Knife ve Acces cihazları bu hastanede bulunuyor. Bu hastaneye Ortadoğu ülkelerinden de hasta geliyor)
**Seyhan Hastanesi
4) Başkent Üniversitesi İzmir Zübeyde Hanım Hastanesi
5) Başkent Üniversitesi Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi
6) Başkent Üniversitesi Konya Uygulama ve Araştırma Merkezi
7) Yalova Diyaliz Merkezi (Bu kurum, Kırsal Kesimde ilk Açılan Diyaliz Merkezidir)
8) Tokat-Zile Diyaliz Merkezi
9) İskenderun Diyaliz Merkezi
10) Şanlıurfa Diyaliz Merkezi

Dünyanın Saygı Gösterdiği Bilim Adamı Prof Dr Mehmet Haberal’ın Aldığı Ödüller
***1983’de, Tıbbi alandaki başarılı katkılarından dolayı Sedat Simavi Vakfı, Sağlık Bilimleri Ödülü'nü aldı.
***Ağustos 2000’de, Dünya Transplantasyon Derneği'nin Roma'daki kongresinde Türkiye ve dünyada organ naklinin gelişimine yaptığı katkılardan dolayı ilk kez Türk ve Müslüman bir bilim adamı olarak "MİLENYUM MADALYASI" verildi.
***15 Mayıs 2006’da, Azerbaycan Tıp Üniversitesi'nde Fahri Doktora unvanı verildi.

***15 Mayıs 2006’da, Pakistan Karaçi'de Üniversitesi tarafından Bilimsel Doktora unvanı verildi.
***26 Kasım 2006’da, Kuveyt Sağlık Bakanı Şeyh Ahmad Al-Abdulla Al-Sabah tarafından "Ömür Boyu Başarı Ödülü" verildi.
***2 Kasım 2007’de, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından Organ Bağışı ve Organ Nakli alanında yapılan çalışmalarda verdiği destekten dolayı ödülü takdim edildi.
***4 Kasım 2007’de, Birinci Uluslar arası Yanık Haftası'nda ödülü t Dubai'de akdim edildi.
***18 Şubat 2008’de, Böbrek nakli alanındaki öncülüğü ve böbrek nakli alanına yapmış olduğu değerli katkılarından dolayı ödülü Prens Abdulaziz Bin Salman tarafından takdim edildi.
***13 Mart 2008’de, Karaciğer nakli alanındaki öncülüğü ve karaciğer nakli alanına yapmış olduğu değerli katkılarından dolayı ödülü Prens Raad Bin Zeid tarafından takdim edildi.
***27 Mart 2008’de, Organ Bağışı ve Organ Nakli alanında yapılan çalışmalarda verdiği desteklerden dolayı ödülü Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fikri Canoruç tarafından takdim edildi.
***5 Eylül 2008’de, Washington Universitesi Konuk Profesörlüğü ödülü aldı.
***10 Eylül 2008’de, Uluslararası Yanık Derneği 2006-2008 yılları arasındaki başkanlık görevinin sona ermesiyle beraber deneğe yapmış olduğu katkılardan dolayı ödül aldı.
***30 Eylül 2008’de, Prague Yanık Merkezi'nde Prof. Dr. Radana Königova tarafından Onursal Üyelik Ödülü takdim edildi.
***2008’de Sindh Üroloji ve Organ Nakli Enstitüsü tarafından Onursal Konuk Plaketi ödülü aldı.
***2008’de İran Medikal Bilimler Akademisi'nden Onursal Üyelik Ödülü aldı.
***2008’de Orta Doğu Organ Nakli Derneği tarafından organ nakli ve bağışı alanında yapmış olduğu katkılarından dolayı ödülü takdim edildi.
***4 Ekim 2010’da, Amerikan Cerrahlar Koleji tarafından 97 yıllık tarihinde ilk kez bir Türk cerrahı "ŞEREF ÜYE"liğine seçildi.

Dünyanın Saygı Gösterdiği Bilim Adamı Prof Dr Mehmet Haberal ile ilgili Özet Bilgiler
• Prof Dr Mehmet Haberal, 1800’den fazla böbrek, 340'dan fazla karaciğer nakli yaptı.
• Prof Dr Mehmet Haberal, 20 binden fazla kişiyi ameliyatla sağlığına kavuşturdu.
• Prof Dr Mehmet Haberal, 22'den fazla ulusal ve uluslararası bilimsel kongre düzenlemiştir.
• Prof Dr Mehmet Haberal, 35 ulusal ve uluslararası tıp derneği üyesidir.
• Prof Dr Mehmet Haberal, 1428 Türkçe ve İngilizce bilimsel yayının yazarıdır.
• Prof Dr Mehmet Haberal’ın 2 İngilizce, 4 Türkçe kitabı bulunmaktadır.
• Prof Dr Mehmet Haberal, birçok tıp dergisi ve yayınının editörlüğünü yapmıştır.
• Prof Dr Mehmet Haberal, Tıp alanında 25 ulusal ve uluslararası ödül sahibidir.
• Prof Dr Mehmet Haberal, Başkent Üniversitesi’nin Bağlıca yerleşkesinde 3 milyon 426 bin 562 fidan dikmiş, bir orman kurmuştur.
Prof Dr Mehmet Haberal’ın kurduğu Başkent Üniversitesi bünyesinde 10 hastane, 2 poliklinik, 13 diyaliz merkezi, biri Adana biri Ankara'da olmak üzere 2 kolej, 2 otel, 6 vakıf, 4 vakıf iktisadi işletme bulunmaktadır. Bu kurumların 8500 çalışanı vardır.

Gürbüz Evren / Siyaset Bilimci

Not: Zindanda bilmem kaçıncı bayramı geçirmek zorunda bırakılan Mustafa Balbay, Engin Alan, Prof Dr Fatih Hilmioğlu başta olmak üzere tüm aydınların da bayramını kutlamayı unutmayalım…

3 Yılı Aşkın Süredir Silivri Cezaevi'nde Gerekçesiz Tutuklu Bulunan Tahliye Talepleri Yıllardır Gerekçesiz Olarak Reddedilerek Tutukluluğu Sürdürülen Türkiye'nin Değerli Bilim adamı
Prof. Dr. MEHMET HABERAL Kimdir?
Prof. Dr. MEHMET HABERAL Kimdir?
Prof. Dr. Mehmet Haberal;
1944 Rize'nin Pazar ilçesi Subaşı Köyü'nde doğdu
1967 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi
1971 Genel Cerrahi alanında uzman oldu, Ekim
1973 Shriner's Yanık Enstitüsü (Shriner's Burns Institute) ve John Seally Hastanesi'nde yanık tedavisi üst ihtisası yaptı, Galveston, Texas, ABD
1974 Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi, Transplantasyon Merkezi'nde transplantasyon üst ihtisası yaptı, (1 Ocak 1974-30 Haziran 1975)
1975 Hacettepe Üniversite Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümü'nde Yanık ve Organ Nakli Ünitelerini kurdu, Temmuz
•Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde Türkiye'de ilk kez canlı donörden böbrek naklini gerçekleştirdi, 3 Kasım
•Dünya Yanık Derneği ulusal temsilcisi seçildi
1976 Genel Cerrahi alanında Doçent oldu.
1978 Avrupa Organ Nakli Vakfı'ndan (Eurotransplant) temin edilen organla Türkiye'de ilk kez kadavradan böbrek naklini gerçekleştirdi, 10 Ekim
1979 Organ ve doku nakli yasasının çıkmasını sağladı (3 Haziran'da yasalaşan 2238 sayılı kanun)
•Türkiye'de ilk kez yerli kaynaklı kadavradan böbrek naklini gerçekleştirdi (27 Temmuz)
• 1. Ulusal Yanık Kongresini Ankara' da düzenledi (26-27 Mayıs)
1980 Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı'nı kurdu, 4 Eylül
1982 Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı'na bağlı Ankara'da ilk Hemodiyaliz Merkezi'ni kurdu (12 Mart)
•Genel Cerrahi Profesörü oldu
•Dünya Yanık Derneği Yürütme Kurulu üyesi ve aynı derneğin Doğu Akdeniz Bölge temsilcisi seçildi
1983 Ankara'da ilk organ nakli kongresini düzenledi
•O zamana değin tüm dünyada en fazla 12 saat saklanabilen kadavra böbreklerin soğuk iskemi sürelerini 111 saate kadar uzatılmasını sağlayan çalışma
•Tıbbi alandaki başarılı katkılarından dolayı Sedat Simavi Vakfı, Sağlık Bilimleri Ödülü'nü aldı
1984 Akdeniz Yanık Kulübü kurucu üyesi
•Orta Doğu'da organ paylaşımı ve teminini kolaylaştırmak için Orta Doğu Diyaliz ve Organ Nakli Vakfı'nı kurdu
1985 İstanbul'da Orta Doğu Diyaliz ve Organ Nakli Vakfı'nın ilk kongresini düzenledi (17-20 Kasım)
•Ankara'da Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı Hastanesi'ni kurdu, 16 Eylül
•Amerikan Yanık Derneği "EVERETT IDRIS EVANS ÖZEL ÖDÜLÜ"nü aldı
1986 Dünya Yanık Derneği Genel Sekreter Yardımcısı seçildi
•Haberal Eğitim Vakfı'nı kurdu, (Eylül)
•Amerikan Cerrahlar Koleji üyesi seçildi (Fellow of the American Colle-ge of Surgeons -FACS)
1987 Orta Doğu Organ Nakli Derneği Kurucusu ve Başkanı
•İstanbul'da ilk Bölgesel Doğu Akdeniz Yanık Kongresi'ni düzenledi
1988 Ankara'da ilk Orta Doğu Organ Nakli Derneği Kongresi'ni düzenledi (2-4 Kasım)
•Türkiye'de ve bölgede kadavradan ilk başarılı karaciğer naklini gerçekleştirdi, 8 Aralık
1990 Türkiye Organ Nakli Derneği Kurucusu ve Başkanı, Ekim
•Türkiye, Avrupa ve bölgede bir ilk olan, çocuklarda canlıdan kısmi karaciğer naklini gerçekleştirdi (15 Mart)
•Dünyada bir ilk olan, erişkinde canlıdan kısmi karaciğer naklini gerçekleştirdi (24 Nisan)
1992 Dünyada bir ilk olan aynı canlı donörden kısmi karaciğer ve böbrek naklini gerçekleştirdi, (16 Mayıs)
•New York Bilim Akademisi üyesi oldu
1993 Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı ve Haberal Eğitim Vakfı ile birlikte Başkent Üniversitesi'ni kurdu. (Üniversite, 11 fakülte (Fen-Edebiyat, Hukuk, iktisadi ve idari Bilimler, Mühendislik, Tıp, Sağlık Bilimleri, iletişim, Difl Hekimliği, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık ile Eğitim Fakülteleri), 7 enstitü (Organ Nakli ve Gen Bilimleri, Fen Bilimleri, Eğitim Bilimleri, Sağlık Bilimleri,Sosyal Bilimler, Yanık, Yangın ve Doğal Afetler, Avrupa Birliği ve Uluslararası ilişkiler) ve 5 Meslek Yüksek Okulu ile ingilizce Hazırlık Okulu'ndan oluşmaktadır.)
•Ankara'da Başkent Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi' ni açtı
1994 İzmir'de Başkent Üniversitesi Zübeyde Hanım Araştırma ve Uygulama Merkezi'ni açtı (3 Eylül)
1995 Türkiye'de Yanık ve Yangın Afetleri Derneği'ni kurdu
1998 Yalova'da, Türkiye'de kırsal kesimde hizmet veren ilk Diyaliz Merkezi'ni açtı.
•Adana Başkent Üniversitesi Hastanesi'ni açtı, Haziran
•Orta Doğu Yanık ve Yangın Afetleri Derneği'ni kurdu
1999 Ankara'da Başkent Üniversitesi Ayşeabla Okulları'nı açtı
2000 Alanya Başkent Üniversitesi Hastanesi'ni açtı, (Temmuz)
•Dünya Transplantasyon Derneği'nin Roma'daki kongresinde kendisine Türkiye ve dünyada organ naklinin gelişimine yaptığı katkıları nedeniyle dolayı "MİLENYUM MADALYASI" verildi (Ağustos)
•Ankara'da yeni Başkent Üniversitesi Hastanesi'ni açtı (20 Kasım)
•Transplant Olimpiyatları Derneği, (20 Nisan)
2002 Başkent Üniversitesi Adana Seyhan Hastanesi'ni açtı Klinik ve Deneysel Araştırmalar Derneği, (14 Ocak)
2003 Amerikan Cerrahi Birliği (American Surgical Association - ASA) Onursal Üyesi seçildi
•Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi'ni açtı
2004 Cerrahi Araştırmalar Akademisi (Academy of Surgical Research) Üyesi ve Türkiye Temsilcisi "Kanal B", "Radyo Başkent", ve "Başkent Haber Ajansı" nı kurdu.
•2004 yılı Ağustos ayında Japonya' da yapılan Dünya Yanık Derneği (International Society for Burn Injuries-ISBI) kongresinde 2006-2008 Dönem Başkanlığı'na seçildi
2005 Uluslar arası Cerrahlar Koleji Fahri Üyeliği verildi (Honorary Fellow-ship of the International College of Surgeons - FICS), Eylül, Prag
2006 Massachusetts General Hospital ve Johns Hopkins Hospital'da ders vermek için davet edildi, (15-23 Mayıs)
•Dünya Organ Nakli Derneği'nin Orta Doğu ve Afrika bölge encümeni olarak seçildi, 4 Mayıs
•Azerbaycan Tıp Üniversitesi'nde Fahri doktora unvanı verildi (15 Mayıs)
•Pakistan Karaçi Üniversitesi tarafından Bilimsel Doktora unvanı verildi (15 Mayıs)
•Orta Doğu Yanık ve Yangın Afetleri Derneği (the Middle East Burn and Fire Disaster Society-MEBFDS) Başkanlığı'na seçildi, Haziran
•Dünya Yanık Derneği (International Society for Burn Injuries-ISBI) 20062008 dönem başkanı oldu, Eylül, Fortaleza-Brezilya
•Brezilya Yanık Derneği Yönetim Kurulu Onursal Üyesi seçildi, (Eylül)
•Uluslararası Cerrahlar Birliği (International Surgical Group) üyeliğine seçildi
•Kuveyt Sağlık Bakanı Şeyh Ahmad Al-Abdulla Al-Sabah tarafından "Yaşam Boyu Başarı Ödülü" verildi, 26 Kasım
2007 Doğal Bağışıklık Derneği Toplantısı'nı (Society of Innateimmunity Meeting) Ankara'da düzenledi, (1315 Mayıs)
• Organ Nakli Derneği'nin Yeni Fikir Lider Toplantısı'nı (The Transplantation Society New Key Opinion Leader Meeting) Ankara'da düzenledi (01-07 Temmuz)
• Başkanlığını yaptığı Türkiye Organ Nakli Derneği'nin 9. Bilimsel Kongresi'ni (9th Meeting of the Turkish Transplantation Society) Ankara'da düzenledi (04-06 Temmuz)
•Ankara'da Cerrahi Müdahelede Kalite ve Eğitim Konulu Sempozyum (Symposium on Surgical Education and Quality) düzenledi (17 Eylül)
•Uluslararası Cerrahlar Koleji Avrupa Federasyonu Türkiye Bölümü Toplantısı'nı (International College of Surgeons European Federation Turkey Section Meeting) Antalya'da düzenledi (18-19 Ekim)
•Birinci Uluslararası Yanık Haftası'nda (First National Burns Week) Dubai'de ödül takdim edildi (4 Kasım)
•Almanya'nın Münih kentinde irtibat bürosu açıldı.
2008 Böbrek nakli alanındaki öncülüğü ve böbrek nakli alanına yapmış olduğu değerli katkıları nedeniyle Suudi Arabistan Prensi Abdulaziz Bin Salman tarafından ödül verildi (18 Şubat)
•Karaciğer nakli alanındaki öncülüğü ve karaciğer nakli alanına yapmış olduğu değerli katkıları nedeniyle Ürdün Prensi Raad Bin Zeid tarafından ödül verildi, 13 Mart, Amman
•Amerika Birleşik Devletleri,Washington Eyaleti'nde Washington Universitesi'ne Konuk Profesörü olarak davet dildi. İki günlük programda bir gün Washington Üniversitesi Transplantasyon Merkezi'nde (University of Washington Transplant Center) organ nakli üzerine ve bir gün Harborview Yanık Merkezi'nde (Harborview Burn Center) yanık tedavisi üzerine Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın onuruna iki sempozyum düzenlendi. Washington Universitesi Konuk Profesörlüğü (University of Washington Visiting Professorship) ödülü aldı, 4-5 Eylül, Seattle
•Uluslararası Yanık Derneği (Interna-tional Society for Burn Injuries) 20062008 yılları arasındaki başkanlık görevinin sona ermesiyle derneğe yaptığı katkılar nedeniyle ödül aldı, 10 Eylül, Montreal
•Prague Yanık Merkezi'nde (Prague Burn Center) Başkanı Prof. Dr. Radana Königova tarafından Çek Cumhuriyeti Medikal Bilimler Akademisi (Czech Medical Association) Onursal Üyelik Ödülü verildi, 30 Eylül, Prague
•Onursal davetli olarak katıldığı Sindh Üroloji ve Organ Nakli Enstitüsü Kongresi'nde (Congress of the Sindh Ins-titute of Urology and Transplantation) tarafından Onursal Konuk Plaketi ödülü aldı, Ekim 23, Karachi
•Onursal konuk olarak katıldığı, 1721 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen 11. Orta Doğu Organ Nakli Derneği Kongresi'nde (11th Congress of the Middle East Society for Organ Transplantation) dernek kurucusu ve daimi destekçisi olarak ve organ nakli ve bağışı alanında yaptığı katkı nedeniyle ödül takdim edildi. Ayrıca, İran Medikal Bilimler Akademisi'nden (Academy of Medical Sciences of Iran) Onursal Üyelik Ödülü, Kasım 19, Shiraz
•Uluslararası Cerrahlar Koleji 36. Dünya Kongresi'nin yapıldığı Viyana Belediye Tören Salonu'nda onursal üyeliğe seçilen ve derneğin bir önceki başkanı olan Prof. Dr. Nadey S. Hakim, konuşmasının ardından, Atatürk posterini ekranda göstererek 200 katılımcı huzurunda 2005 yılında onursal üyeliğe seçilen Prof. Dr. Mehmet Haberal'ı kürsüye davet edip, Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleriyle yetişen ve bugün organ nakli konusunda dünyanın önde gelen meslektaşı, Prof. Dr. Haberal'ı kutladı, Aralık 4, Viyana
2009 Asya Organ Nakli Derneği'nde (Congress of the Asian Society of Transplantation) tarafından Onursal Konuk Plaketi ödülü, Ekim 2, Beyrut
•Amerikan Cerrahlar Koleji İdari Meclis Onur Komitesi Birliğin Onursal Üyeliğini Ekim 2010 tarihinde Washington DC'de düzenlenecek Klinik Kongresi'nde bahşetmeye oy birliği ile karar verdi.

Editörlük çalışmaları:
•Türkiye Organ Nakli Derneği ve Türkiye Yanık ve Yangın Afetleri Derneği tarafından yayımlanmakta olan tıp dergisi "Diyaliz, Transplantasyon ve Yanık" dergisi Editörü
•Ortadoğu Organ Nakli Derneği'nin yayın organı olan "Experimental and Clinical Transplantation" dergisi Editörü
•Dünya Organ Nakli Derneği'nin yayın organı olan Transplantation Proceed-ings,
•1996 Misafir Editörü
•1998 Misafir Editörü
•2000 Misafir Editörü
•2002 Misafir Editörü
•2004 Misafir Editörü
•2005 Misafir Editörü
•2006 Misafir Editörü
•2008 Misafir Editörü

Yayın kurulu üyelikleri
•International Medical Journal"
•Investigative Surgery" dergisi
•Clinical Transplantation" dergisi
•Transplantation Proceedings"
•Saudi Journal of Kidney Diseases"
•Burn Care and Rehabilitation"
•Urology Journal" dergisi
•Archives of Iranian Medicine" dergisi

31 Aralik 2009 itibariyle
• 1832 böbrek, 344'den fazla karaciğer nakli yaptı
•22'den fazla ulusal ve uluslararası bilimsel kongre düzenledi
•35 ulusal ve uluslararası tıp derneği üyesi
•1428 Türkçe ve İngilizce bilimsel yayının yazarı. 2 İngilizce, 4 Türkçe kitabı bulunmakta
•Tıp alanında 26 ulusal ve uluslararası ödül sahibi

7615 çalışanı olan Başkent Üniversitesi bünyesinde:
Eğitim alanında toplam 9407 öğrencinin eğitiminin devam ettiği 11 fakülte, 6 meslek yüksekokulu, 7 enstitü, biri Adana biri Ankara'da olmak üzere 2 kolej bulunmaktadır.
Sağlık alanında 10 hastane, 1 poliklinik, 13 diyaliz merkezi, Almanya' nın Münih kentinde bir irtibat bürosu, İngiletere'nin Londra kentinde bir irtibat bürosu bulunmaktadır.
Medya alanında 1 televizyon kanalı (Kanal B), bir radyo istasyonu (Radyo Başkent), 1 haber ajansı (Başkent Haber Ajansı) bulunmaktadır.
Turizm alanında 2 otel bulunmaktadır.
Ayrıca, 6 vakıf, 4 vakıf iktisadi işletme bulunmaktadır.

Bütün Dünya

Tahliye talebi reddedilen CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, "Bir bilim insanı ve milletvekili olarak bu haksızlığa, bu zulme ve bu adaletsizliğe niçin maruz bırakıldığımı, aziz milletimizin takdirine sunuyorum" dedi.
CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, tahliye talebinin soyut ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle reddetmesinin milli iradenin tutsak alındığının göstergesi olduğunu ifade etti. Mahkeme kararıyla yargılamanın sürüncemede bırakıldığını belirten Haberal, "Bir bilim insanı ve milletvekili olarak bu haksızlığa, bu zulme ve bu adaletsizliğe niçin maruz bırakıldığımı, aziz milletimizin takdirine sunuyorum" dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 3. Yargı Paketi kapsamında "kaçma ve kuvvetli suç şüphesi" nedeniyle tahliye talebi reddedilen CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal kamuoyuna açık çağrıda bulunan bir mektup kaleme aldı. 3. Yargı paketi olarak bilinen 6352 sayılı Yasa'nın 97. ve 98. maddeleri ile tutuklama kararlarında kuvvetli suç şüphesinin somut olguya dayandırılması zorunlu hale getirilmiş ve adli kontrol uygulamasındaki üst sınır kaldırılarak Türk hukuk sisteminin çağdaşlaşması yönünde önemli bir adım atıldığını anımsatan Haberal, "3 yıl 4 aydır tutuklu olarak yargılandığım İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın son duruşmasında da, 6352 sayılı Yasa ile getirilen bu kanun değişiklikleri tamamıyla göz ardı edilerek, her bir sanığın hukuki ve fiili konumu, dosyadaki deliller ile somut olarak irtibatlandırılmaksızın, önceden olduğu gibi basma kalıp, müşterek ve soyut gerekçeler gösterilmek suretiyle tutukluluk halimin devamına karar verilmiş ve böylece, keyfi muamele ile milli iradenin tecellisi bir kez daha engellenmiştir" dedi.

Delillerde suç unsuru bulunamadı

Hukuksal hiçbir gerekçe gösterilmeksizin 3 yıl 4 aydan beri tutuklu olarak devam eden yargılama sürecinde, tarafına isnat edilen suçlamaların tamamıyla gerçek dışı iftiralardan ibaret olduğunu, bu durumu da mahkeme huzurunda somut belgelerle kanıtladığını belirten Haberal, duruşmadaki çapraz sorgusu sırasında, tarafına terör örgütü ile ilgili tek bir sorunun dahi sorulmamasının, iddiaların mesnetsiz olduğunun açık bir göstergesi olduğunu savundu. Evinde ve işyerinde yapılan kapsamlı aramalarda en küçük bir delil dahi bulunamadığını ifade eden Haberal, şahsına ait sadece tek bir el bilgisayar bulunduğunu, söz konusu bilgisayar üzerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nce yapılan inceleme sonucunda "herhangi bir suç unsuruna rastlanılamadığını" vurguladı. Savcılık aşamasında bilgisayarının avukatlara iade edildiğinin altını çizen Haberal, kurucusu olduğu üniversiteye bağlı kuruluşlar ve televizyon kanalında, başkalarına ait odalarda yapılan aramalar neticesinde el konulan ve kendisiyle bir ilgili bulunmayan CD/DVD ve disket üzerinde herhangi bir suç unsurunun bulunamadığına ilişkin bilirkişi raporu bulunduğunu hatırlattı.

"Yargılamayı sürüncemede bırakmaya yönelik suni bir gerekçe"

Haberal, "Tüm bu gerçeklere rağmen, mahkemenin tutukluluk haliminin devamına ilişkin kararında, halen dahi bilgisayarımda ve diğer sanıkların bilgisayarlarında elde edildiği ileri sürülen, ancak hiçbir şekilde var olmayan belgelerin, sözde gerekçe gibi gösterilmeye çalışılması maddi gerçeğe aykırı ve inandırıcılıktan yoksundur" değerlendirmesinde bulundu. Haberal, merhum Başbakan Bülent Ecevit'in, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'ndeki tedavisi süreci ile ilgili tanıklar tarafından ortaya atılan ve somut hiçbir belgeye dayanmayan mesnetsiz iddiaların Rahşan Ecevit tarafından defalarca yalanlandığını, belgelerle çürütüldüğünü ifade ederek, şu ifadeleri kullandı:
"Yargılama aşamasında, şahsımla ilgili tüm deliller toplanmış ve tanık ifadeleri tamamlanarak, iddiaların tamamen mesnetsiz oldukları somut biçimde kanıtlanmış olmasına rağmen, mahkemenin halen daha 'tanıkların tamamının dinlenilmediğini' ileri sürerek tutukluluk halimin devamına karar vermesi, yargılamayı sürüncemede bırakmaya yönelik suni bir gerekçedir."

"Aziz milletimizin takdirine sunuyorum"

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen kararda "bazı sanıkların yurtdışına kaçmaları" gerekçe gösterilerek, ilk kez "kaçma şüphesi" nedeniyle adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağının ileri sürülmesinin "ceza ve güvenlik tedbirlerinin şahsiliği ilkesine" açıkça aykırılık teşkil ettiğini savunan Haberal, 2007 genel seçimlerinde tutukluyken milletvekili seçilmesinin ardından tahliye edilen Sabahat Tuncel'in durumunu hatırlattı. Haberal, "İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin soyut gerekçeler ile adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağından bahisle tutukluluk halimin devamına karar vermesi milli iradenin tutsak alındığını ortaya koymaktadır" dedi. Haberal, şu değerlendirmede bulundu:
"Bazı sanıkların, tanıkları ve itirafçı sanıkları etkileme çabalarından bahisle, şahsımın da delilleri karartma şüphesi altında olduğumun ileri sürülmesi, hukuki dayanaktan yoksun olmasının yanı sıra, insaf sınırlarını da zorlayan kabul edilemez bir yaklaşımdır. Bütün bu gerçekler çerçevesinde, bugüne kadar devam eden yargılama sürecinde şahsıma isnat edilen suçlamaların tamamıyla gerçek dışı iftiralardan ibaret olduğunu somut belge ve tanık beyanları ile ispatlamış olmama ve son 13 aydır milletvekili sıfatıyla milli iradeyi temsil etmeme rağmen, mahkemenin 6352 sayılı Kanun değişikliğini de tamamıyla göz ardı ederek tutukluluğuma devam kararı vermesinin yasal hiçbir dayanağının olmadığı açıktır. Tüm bu gerçeklere rağmen, bugüne kadar ülkeme hizmet etmekten başka hiçbir amacı olmayan bir bilim insanı ve milletvekili olarak bu haksızlığa, bu zulme ve bu adaletsizliğe niçin maruz bırakıldığımı, aziz milletimizin takdirine saygılarımla sunuyorum."

Ergenekon davası kapsamındanda tutuklu bulunan CHP'li Balbay ve Haberal'a yine tahliye çıkmamasına tepkiler devam ediyor.
CHP'li milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'a tahliye çıkmamasına bir tepki de CHP Grupbaşkanvekili Muharrem İnce'den geldi.
İnce, Twitter'daki sayfasında, "Milli irade tutuklu kaldı yine. İleri demokrasiymiş! Bunun adı ileri faşizmdir. Hukuk yok, demokrasi yok, özgürlük yok" diye yazdı. "Mustafa Balbay ne yaptı?" diye soran İnce, "Habur'da terörist karşılama töreni mi düzenledi yoksa Osla'da terör örgütüyle görüşme emri mi verdi?" dedi. "Ofer ile gizli kapaklı görüşüp Tüpraş hisselerini değerinin altında mı sattı, oğlu polisi hizaya mı soktu?" diye soran İnce, "Ne yaptı Mehmet Haberal. Çoraba adını mı yazdırdı? Somali'nin olmayan merkez bankası başkanına randevu mu verdi? Ülkesini mi pazarladı?" ifadelerini kullandı.

Haberal ve Balbay kararların okunmasından sonra CHP'li vekillere seslendi.
''Ergenekon'' davasında, kamuoyunda ''3. Yargı Paketi'' olarak bilinen 6352 sayılı kanun kapsamında yapılan tahliye talepleri reddedildi.

CHP milletvekilleri Prof. Dr. Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

"Dışarıya katiller çıktı!"Kararın ardından Cumhuriyet yazarı ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, "3. Yargı Paketi kapsamında dışarıya katiller çıktı" diye konuştu.

Mehmet Haberal da duruşmayı izleyen CHP'li vekillere "Teröristler ve katiller için yasa çıkardınız, ülkeye hizmet edenler için yasa çıkarmadınız" diye seslendi.

Üye hakim, 43. tutuklu sanık Durmuş Ali Özoğlu ile ilgili kararı okurken tutuklu sanıklardan CHP Milletvekili gazeteci Mustafa Balbay, CHP'li vekillerinde bulunduğu seyircilerin bölüme gelerek, şu ifadeleri kullandı:

''Buradan hasret ve hüzünle ayrılmayın. Burada yargılama yok, yargılama işkencesi var. Biz hukuk ve adaleti size emanet ediyoruz. Herkesten rica ediyorum, son 10 duruşmanın zabıtlarına bakılsın. Her şeyimizi alabilirler hatta özgürlüğümüzü bile ama moral gücümüzü asla alamazlar. Ayrıca son çıkan yasa ile birlikte kimler serbest kaldı, kimler içerde... Katiller serbest kaldı, bizler içerdeyiz, bunu da unutmayın. Dışarı çıkarken taşkınlık yapmayın sakın, malzeme vermeyin.''

Tutuklu sanık Doğu Perinçek de karara tepki göstererek, ''Burası mahkeme değil'' ifadesini kullandı.

Tutuklu sanık Erkan Önsel ise seyircilere seslenerek, ''Bu karar göstermiştir ki, bizim özgürlüğümüz Türkiye'nin özgürlüğüdür'' dedi.

Salonda yaşanan gerginlik nedeniyle Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk, duruşmaya kısa bir ara verdi.

Aranın ardından Mustafa Balbay'ı dışarı çıkarmak isteyen jandarma görevlileri ile Balbay arasında zaman zaman tartışmalar yaşandı. Diğer sanıklarda bu tartışmaya müdahil olunca, duruşmayı izlemeye gelen seyirciler alkışlarla protestoda bulundu.

Mahkemenin kararına tepki gösteren bazı tutuklu sanıklar, Gençlik Marşı'nı okudu.

'3. Yargı Paketi'yle onlar çıkmıştı'3. Yargı Paketi' kapsamında Bahçelievler katliamı hükümlüleriyle, 12 Eylül öncesinin Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ile dönemin CHP Kayseri ve Antalya il başkanlarının öldürülmesi olaylarına karışmak suçundan hüküm giyen Muhsin Kehya salıverilmişti.

CHP Genel Merkezi tüm il ve ilçe başkanlıklarına yazı göndererek milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'ın tutukluluk hallerinin devam etmesini kınamak üzere "12-19 Haziran tarihlerinin Milli İradeye Özgürlük Haftası" olarak değerlendirilmesini istedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihad Matkap ve CHP Genel Sekreteri Bihlun Tamaylıgil imzasıyla tüm il ve ilçe örgütlerine gönderilen yazıda, “12 Haziran 2011 genel seçimlerinden bu yana 1 yıl geçmiş olmasına rağmen İzmir Milletvekilimiz Mustafa Balbay ve Zonguldak Milletvekilimiz Mehmet Haberal’ın tutukluluk halleri devam etmektedir. Cumhuriyetimizin demokratik ve hukuk devleti niteliklerine darbe mahiyetindeki bu durumu, seçimlerin 1. yıl dönümünde çeşitli etkinliklerle kınamalıyız” ifadeleri kullanıldı. Kınama etkinlikleri kapsamında “12 Haziran ile 19 Haziran 2012 tarihlerinin ‘Milli İradeye Özgürlük Haftası” olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek hafta kapsamında yapılması gerekenler şöyle sıralandı:
- Kent merkezine stand açılarak “Balbay ve Haberal’a Özgürlük” başlığı altında imza kampanyası yapılabilir.
- Kent merkezine zincire sarılmış temsili bir sandık kurulabilir. Yanıbaşına “Tutuklu vekilleri Meclis’te istiyoruz” pankartı asılabilir.
- Kentin muhtelif yerlerine “Haberal Meclis’e”, “Haberal’ı, Balbay’ı vekil seçtik. Biz onları Meclis’te istiyoruz” pankartları asılabilir.

Köln'den Erdal Tekin anlattı:
Mehmet Haberal ve Unutulmayan Bir Anı
Araba bozuk yolda hızla ilerliyordu. Şoförün yanında iki kişi daha oturuyordu. Onlardan biri şoförü uyardı...
“Yavaş git. Üstelik sis basıyor. Unutma arkada hasta var.” Arka kanepede, çıplak bedeni beyaz çarşafa sarılı bir hasta yatıyordu. Şoför gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi:
“Yolumuz uzun. Ankara'da doktor bekliyor. Hızlı gitmezsek yetişenleyiz.Sis mis dinlemem...”
Erzincan'dan gece yarısı yola çıkmışlardı. Ankara'daki hemşehrileri yanık uzmanı doktordan randevu aldığını geç saatlerde onlara bildirmişti.
“Arkadaşına ne olmuştu?”
“Kader mi diyeyim, bilmiyorum. Arkadaşım benzin deposuna kaynak yaparken müthiş bir patlama olmuş. Vücudunun büyük bölümü yanmış. Neredeyse hayatından umut kesilmişti. Herkes ağlıyordu. Dediler ki 'Ankara' da bu işin uzmanı var ona götürün.' Erzincan'dan kalkıp Ankara gittik. O doktoru bulduk. Bir sevecen doktor ki anlatılamaz. O beynimizdeki kara bulutları dağıttı. Hastasını sevgiyle kucakladı. Tedaviye başladı.”
“Arkadaşın iyileşti mi?”
“Müthiş bir şey oldu. Ölecek diye gün sayılan arkadaşım onun tedavisiyle ayağa kalktı. Aynı doktor o günlerde Ankara'da bir de 'Yanık tedavi vakfı' kurmuş. O vakıf da masrafların bir bölümünü karşılamıştı. Bu durum karşısında da bu kez hepimiz sevinçten ağlamaya başlamıştık.”
“Siz uzaklardan geldiğiniz için mi doktor yakınlık gösterdi?”
“Yok canım. O doktor sadece bize değil tüm hastalarına sevgi ve şefkat gösteriyordu. İnanıyorum ki Türkiye de yüzlerce, binlerce kişinin anılarında o doktor vardır.”
“Kimdi o doktor?”
“Mehmet Haberal.”
***
“Erdal Tekin, sen vücudu yanık arkadaşını Ankara'ya götürenler arasında mıydın?”
“Evet biz üç kişi arkadaşımızı Ankara'ya götürdük. Çok zor bir yolculuktu. Her kilometrede karamsarlığımız bir kat daha artıyordu. Ankara' ya umutsuz bir vaziyette girdik. Ama Ankara'da tanımadığımız, adını duymadığımız bir doktor bize ışık oldu.”
“Sonra neler oldu?”
“Bu olay sırasında ben üniversitede öğrenciydim. Üniversiteyi bitirdim. Evlendim. Almanya'ya geldim. İki çocuğum oldu. Sonra... Günlerden bir gün. gazeteler 'Dr. Haberal tutuklandı' diye yazmaya başladı. Önceleri pek inanmadım. 'İsim benzerliğidir' dedim. Erzincan'lı hemşehrilerimle de konuştuk. Üzüntüyle o doktorun bizim doktor olduğunu öğrendik ve olanları dikkatle izlemeye başladık.”
“Nasıl izlediniz?”
“Uzaktan izlemek olur mu? Öncelikle onu görmek yanında olduğunu onu unutmadığımızı söylemek istiyordum. Çünkü, herkes bilir ki, Türk milletinde vefa duygusu güçlüdür. Sonunda bu fırsatı buldum.”
“Nasıl bir fırsat?”
“Almanya'da merkezi bulunan Türk Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu (HDF) Türkiye'deki gelişmeleri yakından izler. Bir arkadaşımız tutuklu mahkûmları ziyaret etmemiz teklifinde bulundu. Federasyon yönetimi bu teklifi kabul etti. Ben de sevinçle bu gruba katıldım.
“Ziyaret iznini kolay alabildiniz mi?”
Hiç kolay olmadı. CHP milletvekilleri Atilla Kart ve Prof. Dr. Nur Sertel'in destek ve katkılarıyla bu izni alabildik. Zaten onlar da bizimle birlikte cezaevine geldiler.”
“Heyette başka kimler vardı?”
“Federasyon yöneticilerinin yanı-sıra Haberal'ın arkadaşları Avusturalya'dan Prof. Dr. Jeremy Chapman, İngiltere'den Prof. Dr. Nadey Hakim ve İspanya'dan Dr. Joseph Loveras. Tam onbir kişi olduk.”
“Kapılardan geçişte nasıl bir arama yapıldı?”
“Çok sıkı arama var. Ayakkabılarınızı, pantolon kemerinizi bile çıkartıyorsunuz. Benim ilgimi çeken başka bir şey oldu. İki yerde bir monitörün karşısında duruyorsunuz. Yüzünüzü ekrana yaklaştırarak bakıyorsunuz.
Yeşil bir ışık yanıyor. O zaman kapıdan geçiyorsunuz. Bu ne araması diye sordum. Göz muayenesi dediler. Daha sonra açık görüşmelerin yapıldığı büyük salona geçtik. Haberal bizi orada bekliyordu.”
“Onu çok değişmiş mi gördünüz?”
“Hayrettir. Hiç değişmemiş. Aynı ses tonu, gözlerindeki şefkatli bakışlar. Kibarlığı sevecenliği... İnsana sevgiyle sarılması. Çok heyecanlandım. Sanki, karşımda, yıllar önce vücudu yanıklar içindeki arkadaşıma hastane odasında yaşam umudu veren doktor vardı. İnanın çok duygulandım. Gözlerim yaşardı. Ama belli etmedim.”
“Sağlıklı mı görünüyordu?”
“Bu defa onu çok iyi gördüm. Lacivert bir elbise giymişti. Beyaz noktalı lacivert bir kravat takmıştı. Zindeydi. Saat tuttum bir saat beş dakika ayakta konuştu. 'Oturun yorulmayın' dedik. Kabul etmedi. Biz veda edene kadar ayaktaydı. Biz Mart ayında da Onu ziyaret ettik. O zaman böyle değildi. Daha içine kapanık ve suskundu. Hatta, 'Ben ülkem için bu kadar şey yaptım sonum Silivri cezaevi olmamalıydı' diyordu.
“Son görüşmenizde nasıldı?”
“Mücadeleci bir ruh yapısı içindeydi. İlahi adalete de, dünyevi adalete de inandığını belirterek, ' Üç yıldır cezaevinde tutuluyorum. Neden suçlandığımı da bilmiyorum. Ancak, adaletin yerini bulacağına inanıyorum.' dedi.
Mücadelesinde kararlı bir hali vardı.”
“Başka neler söyledi?”
“Çok ilginç şeyler söyledi. Örneğin, 1999 yılında koalisyon hükümeti adına Ecevit'in kendisine Cumhurbaşkanlığı adaylığını teklif ettiğini, ancak parlamento dışından seçilen bir cumhurbaşkanının demokratik olmayacağı gerekçesiyle bu teklifi kabul etmediğini açıkladı. Askerlerin kendisini görevlerinden aldığını, çalışmalarını engellediğini vurguladı.”
“Yabancı profesörler için ne dedi?”
“Onların bu ziyaretinden hem mutlu hem de mahcup oldum. Bu arkadaşlarımın beni cezaevinde tutuklu görmelerinden büyük mahcubiyet duyuyorum. Çünkü onlar diyecekler ki; 'Mehmet, sen ülkeni o kadar övüyorsun ama başına gelenlere bak. Ben ülkemi her zaman öveceğim.'
Bu arada İngiltere'den gelen Prof. Dr. Nadey Hakim Mehmet Haberal'a seslendi: ' Mehmet sen buradan çık. Senin yerine ben cezaevinde kalayım. Çünkü tüm insanların sana ihtiyacı var.' demesiyle salonda duygusal anlar yaşandı. Sonradan duydum Avusturalya'lı profesör Jeremy Chapman'rn İstanbul'da katıldığı Dünya Organ nakli 12. Sempozyumunda , ' Prof. Dr. Haberal'ı cezaevinde ziyaret ettim. Hepinize selamları var. Onu en kısa sürede yanımızda göreceğimizi umut ediyorum.' şeklindeki sözleri salondaki bilim adamları tarafından alkış ve tezahüratla karşılanmış.”
Duraladı. Hüzün dolu bir sesle konuştu:
“Onun ruh ve karakter yüceliğine bir kez daha inandım.”
“Nasıl?”
“Almanya'dan gelmemiz ve aramızda yabancı profesörlerin de bulunması nedeniyle üzerine bastırarak şu uyarıda bulundu: 'Ben, bunun bedelini nasıl ödersem ödeyeceğim. Şu ana kadar neyle suçlandığımı bilmememe rağmen Türkiye'yi dış ülkelere şikayet etmeyeceğim. Bu ülke benim ülkem. Ülkemi hiçbir zaman küçük düşürmeyeceğim. Benim konuşmalarımı, lütfen bu çerçevede değerlendirin '
Gerçek bir vatanseverin sözleriydi bunlar.”

Suat Türker/Bütün Dünya

‘Prof. Haberal Sen Çık Silivri'de Ben Yatayım’
İrem ve İlker Kardeşlerden “Canım Hocam”a Mektup Var
Bir Haberal Klasiği : Sabahat,Karaciğer Nakli Olduğu Hastanede 19 Yıldır, Çalışıyor
Prof. Haberal Erkan'ı Önce 3 yaşında sonra 23 yaşında yaşama kavuşturdu
Haberal Hastane, Üniversite Bir de Teterör Örgütü Kurmuş

İrem ve İlker Kardeşlerden “Canım Hocam”a Mektup Var.
Anne ve Babalarının Karaciğerlerinden Nakledilen “Parça”larla Yaşama Dönen İki Kardeş

İrem ve İlker Kardeşlerden “Canım Hocam”a Mektup Var
Kara tahta başında matematik öğretmenimin yüzüne bakar gibi baktım İrem'e. Ağabeyi İlker durumumu anladı, araya girdi:
İlker, koskoca delikanlı olmuş. İrem de büyümüş, serpilmiş, güzeller güzeli bir genç kız olmuş. “Dudullu Atatürk Meslek Lisesi, Pano Monitörlüğü Bölümü'nde okuyorum” dedi.

“Hani meydanlarda hareketli görüntülü, ışıklı reklam panoları var ya” dedi. “Bilgisayarda onların programlarının yapılması, sonra da o programların panoda oynatılması işi, yani...”
“Ya sen nerede okuyorsun?”
“Marmara Üniversitesi, Bilgisayar Programcılığı'nda okuyorum” dedi İlker. “İkinci sınıftayım. Bir de Açık Öğretim'de Medya İletişim okuyorum.”
İrem ve İlker Kardeşlerden “Canım Hocam”a Mektup Var
İlker 22 yaşında olmuş; İrem 21. İlker'i tanıdığımda yıl 1996, yaşı sadece 6'ydı. Daha o yaşında dünya tıp tarihine geçmişti. Annesinin karaciğerinden alınan bir bölüm kendisine takılmış, yaşamına o karaciğeriyle tutunmuştu.
“Öyle kuvvetlice tutunmuşum ki yaşama, aynı kuvvetle de sarılmışım, bir daha da bırakmamışım işte... Bırakmaya da hiç niyetim yok...”
İlker şimdi önce Allah'a şükrediyor, sonra da “Allah'ın yardım ettiği 'Mehmet Haberal Canım Hocam'a şükrediyorum” diyor.
Üniversitede çalışma arkadaşlarının ve öğrencilerinin günlük konuşmalarında Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın “Mehmet Haberal Hoca” ya da “Haberal Hoca” olan adı, İlker'in günlük konuşmasında,
“Haberal Canım Hocam”dır. “Ben kendisine 6 yaşımdan beri hep 'Canım Hocam' derim...” diyor.
***
İlker 6 yaşına geldiğinde, kendisi doğmadan iki yıl önce vefat eden ablası İlknur'daki belirtiler onda da görülmeye başlamıştı. Karnı, dikkat çekecek bir biçimde büyümüştü; teni sapsarıydı ve idrarı çok koyu renkli idi. Öğretmen Hasan Kamacı ve eşi Neriman Kamacı, ilk çocukları İlknur' un ölümüne neden olan belirtilerin şimdi de İlker'de oluştuğunu görünce, kurtuluşu yurt dışında aramaya karar verdiler. İşlemlerini yaptırdıkları sırada bir devlet memuru onlara, “Prof. Dr. Mehmet Haberal” adını duyurdu, çocuklarını bir de ona göstermelerini önerdi.
“Hastalığımın adının 'Byler' olduğunu o zaman öğrendik. Karaciğere giden safra damarlarındaki darlıkmış hastalığımın nedeni...”

Prof. Dr. Mehmet Haberal, “karaciğerini, 'son çizgi'ye kadar kullanmasını” önerdi İlker'e. Bu süre içinde kısa aralıklarla gözlemledi durumunu. Bir yıl kadar sonra da, kesin kararını verdi:
“Tamam, karaciğer nakli yapabiliriz” dedi ama... Nakledilecek uygun dokuda bir karaciğerin bulunabilmesi için belirsiz bir süre beklenilmesi gerektiğini de söyledi. İşte o an Neriman Kamacı kendini öne sürdü:
İrem ve İlker Kardeşlerden “Canım Hocam”a Mektup Var
“Ben annesiyim” dedi. “Beni bir muayene eder misiniz, lütfen?”
Çeşitli tahliller, muayenelerden sonra Neriman Kamacı'nın karaciğerinden bir bölümün, oğlu İlker'e nakledilebileceği kararına varıldı. 6 yaşındaki İlker ameliyat masasına yatırılırken çevresindeki maskelilerin yüzleri ne bakmış, aradığı yüzü göremeyince gerilmiş:

“Canım Hocam Haberal ameliyat edecekti beni” demiş. “O neden yok?”

Maskeli adamlardan biri ona doğru eğilmiş, maskesini indirmiş ve yüzünü göstermiş:
“Bu muydu aradığın canın hocan?” demiş gülerek.
İlker o anı anlatırken şimdi de kahkahalarla gülüyor:

“Canım Hocam Haberal'ı orada yanımda görünce rahatladım. 'Canım Hocam' dedim ve gülmeye başladım. Ben gülmeye devam ettiğimi sanıyordum, meğer farkında olmadan, bana daha önce söyledikleri o derin uykuya dalmışım.”
Bir yıl sonra, kendisinden bir yaş küçük kardeşi İrem'in karnında şişme, renginde sararma dikkat çekmeye başlamış. Söze baba Hasan Kamacı girdi:
“Kızımla benim dokum uyuştu ve anne oğul karaciğer kardeşliğinden sonra ailemizde bir de kızımla ben baba kız karaciğer kardeşliği oluşturduk.”
Babasının karaciğerinden alınan ve kendine nakledilen bir bölüm, bukez 6 yaşındaki İrem'in yeniden “doğmasını” sağlamış.
***
Biri annesinden, öteki babasından alınan “karaciğer parçaları”yla yaşamlarına 6 yaşlarından sonra yeniden başlayan Kamacı kardeşlerin büyüğü İlker, ilköğretim okulu yıllarında Ümraniye'nin Çakmak Mahallesi futbol takımının kaleciliğini yapmış, lise yıllarında dansa merak sarmış, “break dans” ve “hip up dans”ta Ümraniye ve Dudullu'nun bir numaralı dans kralı olmuş.
“Şimdi zaman buldukça, arada sırada dans ediyorum” diyor. “İki üniversitede birden okuyorum. Bu aralar dansa ayıracağım zamanım da pek olmuyor.”
İrem'in ise aklı fikri tiyatroda. Yaşamda en büyük isteği, tiyatro oyuncusu olmak. Bu isteğini söylediği an eliyle hızla ağzını kapatıyor ve bir yanlışlığı düzeltmek istiyor: “Yaşamda en büyük isteğim tiyatro oyuncusu olmak dedim ama” diyor. “Üç yıldan beri yaşamda en büyük isteğim, Canım Haberal Hocam'ın özgürlüğüne kavuşması, benim de ziyaretine gidip, boynuna sarılmak...”
İlker giriyor araya, o da aynı “en büyük isteği”ni söylüyor:
“Yalnızca İrem'in en büyük isteği değil ki Canım Hocam Haberal'ın özgürlüğüne kavuşması... Benim de en büyük isteğim odur... Benim de en büyük isteğim onu hastanedeki odasında ziyaret etmek ve boynuna sarılmak, yüzünü öpmek...”

İlker bir anda, “Canım hocam Haberal”ı hastanedeki odasında ziyaret ettikleri günlerini anımsadı:
“Onu da, bizi de en çok keyiflendiren şeyin ne olduğunu da söyleyeyim mi?” diye soruyor ve yanıtımı beklemeden söylüyor:
“Biz hastanedeki odasına gittiğimizde yanında her zaman arkadaşları, misafirleri oluyor. İrem'i de, beni de şöyle sıkı sıkı kucaklayıp, bizi arkadaşlarına öyle bir tanıtması var ki...
Aslında biz onla övünüyoruz ama, arkadaşlarına karşı da o bizle övünüyor. İnsan vallahi öz çocuğuyla böyle övünmez, böyle gurur duymaz... Canım Hocam da, biz de çok keyif alıyoruz başkalarına tanıtılmamız işinden...”
Sonra durgunlaşıyor, donuk donuk sürdürüyor konuşmasını:
“Bizi arkadaşlarına tanıtması işini de çok özledim” diyor. Bu sözün yankısı, kızkardeşinden geliyor:
İrem ve İlker Kardeşlerden “Canım Hocam”a Mektup Var
“Ben de çok özledim bizi başkalarına tanıtmasını…”
İlker'in de, İrem'in de küçük bir isteği oldu bizden. Bir mektup yazmışlar ama, gönderememişler
Canım Haberal Hoca'larına... “Acaba biz gönderebilir miymişiz?”

Serbest kaldığında mektuplarını, kendilerinin elden vermesini önerdim. Ama birkaç satırını buradan da duyurabileceğimi söyledim. İlker mektubu okul kitabının arasından çıkardı, okumaya başladı:

“Canım Hocam Mehmet Haberal, Size bu mektubumuzu kalbimizi dolduran minnet ve şükran duygularımızla yazıyoruz. Bizi hayatımıza yeniden döndüren ellerinizi öpüyoruz. Çünkü ben İlker ve ben İrem, hayatımızı önce Allah'ımıza, sonra siz büyüğümüze borçluyuz.
Kalbimiz, bize karaciğerinden birer parça veren tabii annemize de, babamıza da minnet ve şükran doludur. Meğer bizim kalbimiz, size hayatımız boyunca minnet ve şükran duygularıyla doluymuş ama biz bunun farkında değilmişiz. Çünkü çocuk yaşlarımızda, minnet ve şükran kelimelerini duymamıştık, onun için de bunun ne olduğunu bilmiyorduk. Sonra büyüdükçe o kelimeleri öğrendik. Fakat o zaman da asıl ne anlama geldiklerini tam olarak öğrenememiştik. Yaşlarımız ilerledikçe ve ikimiz de her yıl biraz daha büyüdüğümüzde, minnet ve şükran kelimelerinin anlamlarını tam olarak öğrendik. Meğer o iki kelime, bizim yüreğimizde zaten çocukluğumuzdan beri var olan ve sadece size ait olan duygularımızın adıymış.
Canım Haberal Hocam, Size üç yıldan beri karnelerimizi getiremiyoruz... Bizi üç yıldan beri arkadaşlarınıza tanıtamıyorsunuz. Onların karşısında siz bizimle gurur duyamıyorsunuz, biz sizinle övünemiyoruz.”

“Tamam, İlker... Yeter...”
“Gerisini okumayayım mı?”
“Özgürlüğüne kavuşunca hastanedeki odasında siz elinizle kendisine verirsiniz...”
Birden ayağa kalktığımı görünce, ikisi de yerlerinden kalktılar.
“Bize müsaade eder misiniz?”
Evet, okula gideceksiniz, sen tiyatro kursuna gideceksin ...”
Biraz daha otursaydınız, çocuklar” diyemedim.
Deseydim, biliyordum, oturacaklardı... Ve İlker devam edecekti mektubu okumaya...

Mete Akyol / Bütün Dünya

Ergenekon davasının tutuklu sanığı CHP Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin talebi üzerine ilk defa duruşma salonuna geldi.
Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında merhum Başbakan Bülent Ecevit'in eski Koruma Müdürü ve eski DSP Milletvekili Recai Birgün'ün tanık olarak dinlenilmesi ve Haberal ile ilgili iddialarda bulunması nedeniyle mahkeme heyeti, Silivri 5 No'lu
Cezaevi'nde kalan Haberal'ı duruşmaya çağırdı.

Bunun üzerine Haberal, kaldığı cezaevinden duruşma salonunun bulunduğu binaya getirildi.

Haberal, savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in Birgün'e sorularını yönelttiği sırada salona giriş yaptı. Haberal, ilk olarak avukatlarının bulunduğu tarafa yakın olan sandalyelere giderek, avukatlarıyla bir süre sohbet etti. Tutuklu sanık CHP Milletvekili Mustafa Balbay da Haberal'ın yanına oturdu.

Haberal, Nisan 2009 tarihinde soruşturma kapsamında tutuklanmış, rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı.

Dava kapsamında, ifadesi de kaldığı İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'nde video konferans yöntemiyle alınan Haberal, bir süre de Mahmet Akif Ersoy Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nde yatmıştı.

Haberal 11 Mart 2011 tarihinde de Adli Tıp Kurumu'nun raporu üzerine Silivri Cezaevi'ne getirilmişti. Ancak Haberal, duruşmalara hiç katılmamıştı.

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan üçüncü iddianamenin sanığı olan Haberal, yaklaşık 3 yıldır devam eden yargılama sürecinde de duruşma salonuna gelmemişti.

Bir Hasta Önce Doktoruna Güvenmeli
Sabahat Başaran'ın zorluklarla başlayıp, mutluluğa dönüşen öyküsü
Annesi ve babasından biri olsun, biraz cesaret edebilseydi... Ya da ikisinden biri tüm kalbiyle güvenebilseydi Prof. Dr. Mehmet Haberal'a, Sabahat yedi yaşından beri çektiklerini"gereksiz yere, boşu boşuna" onbir yıl daha çekmeyecekti.
Üstelik, yedi yaşında geçmiş olacaktı tıp tarihine. Haymana'nın Sekili Bağla Köyü'nden Sabahat Başaran yine de geçti tıp tarihine ama... "Gereksiz yere, boşu boşuna onbir yıl daha çektim karın ağrılarımı, kusmalarımı, günde dört beş kez burnumun kanamasını" diyor.
Anne ve babasının Prof. Haberal'a güvenmemelerini bir yandan gönül rahatlığıyla bağışlayamıyor, bir yandan da annesine ve babasına da pek kıyamıyor, onlara toz kondurmak da istemiyor Sabahat.
"O günkü yaptıklarını bugün yapmış olsalardı, anneme de, babama da çok çok kırılırdım ama" diyor. "Bugünlerden o günlere baktığımda şimdi ikisine de hak veriyorum."
Aslında, annesinin de, babasının da ne yaptıklarından değil, ne yapmadıklarından üzülmüş o günlerde Sabahat. "Annem de, babam da, karaciğerinden el kadar bir parça vermediler benim için" diyor. "Canım Haberal Hocam'a da güvenmediler, onu üzdüler de... "
Sonra yine hak veriyor annesine de, babasına da: "Yıl, 1979, o zamanlar. Canım Haberal Hocam'ın dört yıldan beri organ nakli ameliyatları yaptığı duyuluyormuş, biliniyormuş, fakat karaciğer nakli ameliyatı yaptığını bizimkiler de, kimse de duymamış, bilmiyormuş... Canım Haberal Hocam bu ameliyatı nasıl yapacağını tane tane anlatmış bizimkilere. Gel gör ki, bir canlı kişinin karaciğerinden alınacak bir parçanın, hastanın karaciğerine takılacağı bir ameliyat, ilk kez yapılacakmış. Annem, babam cesaret edememişler buna. Önlerinde bir örneği yok çünkü. Onlara da hak vermek gerek... " Aslında onlara ilk hak veren,
"Canım Haberal Hocam" olmuş. "Bir hasta önce doktoruna güvenmeli" demiş. "Sonra da organını, gönül rahatlığıyla, kendi arzusu ve rızasıyla vermeli. Tıpta, zorlama olmaz..."
"Wilson sirozu" imiş Sabahat'ın hastalığının adı. Tek çaresi de, karaciğer nakliymiş.
"Annem ve babam razı olmayınca birlikte yine Haymana'ya, köyümüze gittik" diyor Sabahat. "Fakat Canım Haberal Hocam, bizle bağını kesmedi. Belirli aralıklarla bizi hastaneye çağırdı, kontrolden geçirdi. Taaa ne zaman kadar, biliyor musunuz?" Kendi de sonradan öğrenmiş "taaa o zaman"ı. "1990 yılının Kasım'ıydı... Karaciğerimin 40 günlük ömrü kalmış meğer" diyor Sabahat. "Taa o zamana kadar beklemiş Canım Haberal Hocam."
"Taaa o zaman" dan iki gün önce, "Prof. Haberal seni telefonla arıyor" diye haber göndermiş köyün muhtarı, babasına.
"Sabahat'a uygun bir karaciğer bulundu" müjdesi vermiş Prof. Haberal. "Sabahat'ı alın ve hemen gelin Ankara'ya."
"Babam bu kez de yan çizmeye kalkıştı... Önce köyden Haymana'ya ineceksin, oradan Ankara'ya gideceksin... Ben nereden bir vasıta bulabilirim ki bu köy yerinde?.. "
Prof. Haberal önce babasının vasıta derdine bir çare bulmuş. "Ben şimdi gönderiyorum sana bir vasıta" demiş.
Sabahat Başaran, babası ve annesi, içinde bir doktor ve hemşireyle gelen vasıtayla birkaç saat sonra Ankara'ya getirilmişler.
"Ameliyata alındığım o günün tarihi, 4 Kasım 1990'dı...Tam yedi saat sürmüş ameliyatım..."
Şimdi de kısa kısa notlar verelim Sabahat'ın ameliyat sonrası yaşamından:
• "Ameliyattan sonra 58 günyattım hastanede... "
• "Sağlık güvencem yoktu. Canım Haberal Hocam, hastanenin yanında bir daire kiraladı. Annem ve babamla bir yıl orada kaldık."
•"Canım Haberal Hocam, o bir yılın sonunda hastanede işe aldı beni. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nin Transplantasyon Katı'nda, Hasta Danışmanı- Kat Sekreteri olarak işe başladım."
• "Bir yıl sonra, 26 Eylül 1991 tarihinde evlendim. Sabahat Başaran olan adım, Sabahat Başaran Özdemir oldu."
• "4 Kasım 1993 tarihinde bir oğlum dünyaya geldi. Canım Haberal Hocam oğlumun, üç yıl önce beni ameliyat ettiği aynı tarihte doğduğunu görünce, 'Ogün' adı verdi ona."
• "Ogün Şırnak'ta askerliğini yaptı, şimdi Ankara'nın büyük bir alışveriş merkezinde pizza ustası olarak çalışıyor."
•"Eşim ASKİ'de çalışıyor."
•"Her sabah aynı saatte evden çıkıyoruz, işlerimize gidiyoruz."
•"İşten eve ilk dönen ben oluyorum.
Sabah 8'de işbaşı yaptığım için, öğleden sonra 16'da işten ayrılıyorum, eve dönüyorum."
•"Eşim, oğlum ve ben, mutlu bir yaşam sürdürüyoruz.."
• "Her sabah ve her gece, önce Allah'a şükrediyoruz, sonra Canım Haberal Hocam'a şükrediyoruz, daha sonra da Canım Haberal Hocam için Allah'a dua ediyoruz...
Onu bize yeniden kavuşturması için..."

Mete Akyol/Bütün Dünya

‘Prof. Haberal Sen Çık Silivri'de Ben Yatayım’
"Çünkü Dünyanın ve İnsanlığın Sana Çok İhtiyacı Var."

Dünya Organ Nakli Demeği bir önceki başkanı Prof. Jeremy Chapman, "Haberal gibi dünyaca ünlü bir bilim adamının burada, cezaevinde bulundurulması Türkiye'ye yakı sınamaktadır ve onun dünyadaki tüm meslekdaşlannı çok üzmektedir" dedi.
Prof. Chapman bu sözlerini, tutukluluğunun üçüncü yıldönümünde Prof. Haberal'ı Silivri Cezaevi'nde ziyaret ettikten sonra cezaevi önünde söyledi. Üç yıldan buyana cezaevinde tutuklu olarak bulundurulan Prof. Haberal'ı, onun da bir üyesi olduğu Dünya Organ Nakli Demeği adına iki çalışma arkadaşıyla birlikte ziyaret eden ve dernek üyesi 5 bine yakın organ nakli uzmanı meslekdaşının kendisine "Geçmiş olsun" dileklerini ve "Her zaman yanında oldukları" destek mesajım ilettiğini söyleyen Prof. Chap man, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Organ nakli dünyasının 5000'e yakın üyesi, meslekdaşları Prof. Haberal'ın cezaevindeki durumunu üzüntü ve endişeyle izliyor. Prof. Haberal'la bugün burada (Silivri Cezaevi'nde) yaptığımız görüşmemizi ve kişisel izlenimlerimi tüm üyelerimize duyuracağım ve bundan sonra da değerli meslekdaşımızın burada yaşadıklarını tüm üyelerimizle birlikte hergün yakından izleyeceğiz."
Görev tanımlamalarından önce "Prof. Haberal'ın 17 yıllık dostu" olduğunun özellikle belirtilmesini isteyen Uluslararası Cerrahlar Birliği eski Başkanı ve Londra Hammersmiths Hastanesi Organ Nakli Bölümü Başkanı Prof. Nadey Hakim ise, cezaevindeki görüşmesinde Prof. Haberal'a söylediği bir sözü, cezaevi kapısında gazetecilere yineledi ve şöyle dedi:
"Burada senin yerine ben yatayım, sen dışarı çık Prof. Haberal. Çünkü dünyanın ve insanlığın sana çok ihtiyacı var."
Prof. Haberal'ı ziyaret için oluşturulan Dünya Organ Nakli Derneği temsilciler kurulunda yeralan Prof. Hakim, "içerde"ki sözünü bu biçimde yineledikten sonra, gördükleri ve duydukları karşısındaki hayretini şöyle dile getirdi:
"Dünya çapında bir hekim olan Prof. Haberal'ın, mesleğini yapması gerekirken yıllardır cezaevinde tutuklu bulundurulmasını anlayamıyorum." Prof. Nadey Hakim, İngiltere'ye döndüğünde Prof. Haberal için yapacaklarım da şöyle açıkladı:
"İngiltere Başbakanı dahil, tanıdığım tüm etkili kişilerle görüşeceğim. Kendilerine açık açık anlatmamdan sonra Prof. Haberal'ın cezaevindeki durumu karşısında hiçbirinin kayıtsız kalmayacağına ve bu değerli bilim adamının buradan (Silivri Cezaevi'nden) kurtarılması için etkin girişimlerde bulunacaklarına inanıyorum."
Dünya Organ Nakli Demeği Temsilciler Kurulu'nun üçüncü üyesi, Katalanya Organ Nakli Derneği Başkam Prof. Joseph Lloveras ise, Prof. Haberal,la cezaevindeki görüşmesinden sonra izlenimlerini şöyle açıkladı:
"Prof. Haberal'ı içerde, suçsuz bir insanın kendini anlatamaması çaresizliği ve suçsuzluğunu bilmesinin gönül rahatlığı içinde gördüm. O, dünya çapında bir bilim inşam ve hekimdir. Ülkeme döndüğümde, Prof. Haberal' ın en kısa zamanda serbest bırakılması için erimden geleni yapacağım."
Prof. Haberal'ı Silivri Cezaevi'nde ziyaret etmek için Avustralya'dan gelen Dünya Organ Nakli Derneği Temsilciler Kurulu'nun ve derneğin bir önceki başkanı Prof. Jeremy Chapman ile İngiltere'den gelen üye Prof. Nadey Hakim ve Katalanya'dan gelen üye Prof. Joseph Lloveras'a Silivri'de, CHP Milletvekilleri Atilla Kart ve Nur Serler "evsahipliği" yaptılar.
Nur Serter, Prof. Nadey Hakim'in, "Burada senin yerine ben yatayım, sen dışarı çık Prof. Haberal; dünyanın ve insanlığın sana çok ihtiyacı var" sözlerinden çok etkilendiğini söylerken, Atilla Kart da Prof. Haberal'ın, "tutuklu bulunması nedeniyle, ülkesinin yabancı meslekdaşlan tarafından kötü anlaşılmaması için çok çaba harcadığım" bildirdi ve "onların karşısın da Prof. Haberal, ülkesi adına kendini çok mahcup durumda hissetti" dedi.
Tutukluluğunun üçüncü yıldönümü nedeniyle Prof. Haberal'ı Silivri Cezaevi'nde, "Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu" adına ziyaret eden federasyon Genel Başkam İsmail Eren ise, "Görüşmeden üzüntü yüklü izlenirnlerle ayrıldığım söyledikten soma, Silivri Cezaevi'nin yanında yapılmakta olan yeni mahkeme salonu inşaatını işaret etti ve başka bir üzüntüsünü ve kuşkusunu da dile getirdi:
"Türkiye'de madem ileri demokrasi var, o halde Silivri Cezaevi niçin sürekli genişliyor?..."

Levent Yıldız
Kanal B İstanbul Haber Müdürü

12 Haziran 2011 gecesi, partilileri, partisizleriyle, iktidar yanlıları, iktidar karşıtlarıyla, "Şunlar bir kazanmasa" diyenleri, "Bunlar bir kazansa" diyenleriyle tüm Türk halkı televizyon karşısında milletvekili seçimi sonuçlarını merakla ve hatta kuşkuyla izlerken...
Yalnızca bir kişi, seçimden hangi partilerin kazançlı, hangi partilerin kayıplı çıkacağını umursamıyor, yalnızca o kişi, seçimden yalnızca bir kişinin kazançlı çıkmasını istediği, yalnızca o kişi için Allah'a sürekli yalvarıyordu.
O "yalnızca bir kişi"nin biri, Emine Erdoğan'dı ve... Onun, o gece, milletvekili seçilmesi için dualar üstüne dualar ettiği o "yalnızca bir kişi" ise, CHP Zonguldak Milletvekili adayı Prof. Dr. Mehmet Haberal'dı.
Çünkü oğlunu bir kez daha yaşamına kavuşturabilmesi için Prof. Haberal'ın, öncelikle cezaevinden çıkması, oradan çıkabilmek için de öncelikle seçimi kazanıp, milletvekili seçilmesi gerekiyordu. Daha sonra böbreğini alması, oğluna nakletmesi ise, Emine Erdoğan için de, Prof. Haberal için neredeyse, "sıradan bir işti."
***
"1975 yılında değiliz ki, bir organ nakli ameliyatını yalnızca Prof. Habe-ral yapabilsin? Yıllardır yetiştirdiği onlarca organ nakli uzmanı öğrencileri varken, neden ille de Prof. Haberal'ın yapması gerekiyordu bu böbrek nakli ameliyatını?"
Bir soru daha vardı, açıklığa kavuşturulması gereken:
"Oğlunu Prof. Haberal'ın 'bir kez daha yaşamına kavuşturabilmesi için' derken Emine Erdoğan, ne anlatmak istiyordu ?"
Onun bana "herşeyi baştan alıp, tane tane anlatayım" diyerek başladığı öyküsünü, ben de size "baştan ve tane tane" nakledeyim: "Erkan 1989 doğumludur. Üç yaşına ayak basalı birkaç ay olmuş, olmamıştı ki, oğlumuzda bir hastalık olduğu ortaya çıktı. Öyle herkeste görülen hastalıklara benzemeyen, başka bir hastalıkmış meğer. Her doktor altından kalkamazmış bu hastalığın. Mecburen bize yapılan tavsiyelere uyduk, babasıyla birlikte bir otobüse bindik, oğlumuzu Ankara'ya götürdük." Başkent Üniversitesi'nin doğum öncesi hazırlıklarının yapılmakta olduğu o yıl, kendilerine verilen adresteki "Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı" Hastanesi'ne gitmişler, "hastanenin ve vakfın başkanı" Prof. Dr. Mehmet Haberal'ı bulmuşlar.
"Kesinlikle karaciğer nakli yapılması gerekiyor Erkan,a” demiş Prof. Haberal. Erkan'ın o yaşlarda dünyadan haberi yok ama, Emine Erdoğan ve bir apartmanda kapıcılık yapan eşi Cevdet Erdoğan'ın kendi dünyaları başlarına yıkılmış.
"Elde yok, avuçta yok... Ankara'ya ğerim oğluma..." otobüs parasını bile komşudan borç alarak denkleştirmişiz... Biz böyle kocaman bir ameliyatın altından nasıl kalkabiliriz?"
Prof. Haberal, sanki evladının bir kabahatini yüzüne vuran bir baba gibi azarlamış ikisini de: "Size paranızı pulunuzu soran mı oldu?" demiş. "Sadece, doku yapınız oğlunuzla uyuşuyor mu, onu bilmem gerekiyor."
Eşinin dokusu uymamış ama Emine Erdoğan'ın dokusu bire bir uymuş.
"Ne de olsa annesiyim. Onu ben doğurdum. Bire bir uydu benim karaciğerim oğluma…”
Gözünü kırpmadan kabul etmiş karaciğerinden bir parça alınmasını... "Sonra gözümü bir kırptım, bir açtım ki, benim de, oğlumun da yüzlerimiz gülüyor. Önce Allah'ımıza, sonra Haberal hocamıza şükürler olsun. Erkan o günden sonra büyüdü, serpildi, aslanlar gibi bir delikanlı oldu."
Emine ve Cevdet Erdoğan, ameliyattan sonra oğullarını her ay Ankara' ya götürmüşler, aylık sağlık denetimlerini yaptırmışlar. Ve otobüs bileti parası için de, Ankara'da kaldıkları otel için de hiç kimseden borç almak zorunda kalmamışlar.
"İstanbul'dan Ankara'ya gidiş geliş otobüs paralarımızı da, Ankara'da kaldığımız otelin parasını da hep Haberal Hocamız verdi. İstanbul'daki Başkent Hastanesi açılıncaya kadar yıllardır Ankara'ya gidiş gelişlerimizde bir kuruş para harcatmadı bize. 2005 yılında üniversitenin Altunizade' deki hastanesi açıldıktan sonra, aylık denetimlerimizi burada yaptırmaya başladık."
***
2009yılı, üç kişilik Erdoğan Ailesi'ne de tüm uğursuzluğuyla gelmiş. Önce, "Mevzuat hazretleri" çıkmış karşılarına:
"18 yaşını geçtiğine göre, babanın sigorta hakkından yararlanamazsın" demiş Sosyal Sigortalar Kurumu. "Bu nedenle bundan sonra senin ilaç paralarını ödeyemeyeceğiz."
Haftada 200, ayda 800 TL. tutarındaki ilaç paraları, komşudan istenecek borçlarla ödenecek değil ya... Önce, "kendi icat ettiği bir usul"le azar azar ve idareli almaya başlamış ilaçlarını. Sonra, "Her ne iş olursa yaparım" çaresizliğiyle sağa sola başvurup, iş aramaya başlamış.
"Bir haftalık ilacı kalmıştı oğlumun. Eğer ilacını alamazsa, 17 yıllık karaciğer nakli ameliyatı boşa gidecekti. Çünkü bu kez böbrekleri iflas edecekti. Kendi icat ettiği usulle, hiç almamaktansa az az almaya başladı ilaçlarını... "
Fakat Erkan'ın bu "kendi kendine doktorluğu" pek işe yaramamış. Bir süre sonra böbreklerinden, tehlike çanı sesleri gelmeye başlamış.
Erkan Erdoğan Başkent Hastanesi Eczanesinde görevi başında
"İşte tam bu sırada, yine Prof. Haberal, bir kez daha Hızır gibi yetişti imdadımıza... Hürriyet gazetesinde Erkan'ın durumuyla ilgili bir haber çıkmıştı. 'İlaçlarını alamazsa herşey bitecek' diyordu haberde. Böbreklerinin bozulmaya başladığını ve yapılan karaciğer nakli ameliyatının boşa bir haberimiz de var: İlaçlarını çaresiz-gitmekte olduğunu yazıyordu gazete. Haberal Hocamız yoktu etrafta. Bir ay önce tutuklanmıştı
Biz ona ulaşamıyorduk ama o bize oradan ulaştı. Gazetedeki haberi okuyunca avukatını çağırmış ve Erkan'a derhal sahip çıkılmasını, kendisine Başkent Hastanesi'nde, sigortalı bir iş bulunmasını emretmiş, ilaçlarının da düzenli olarak verilmesini bildirmiş."
Prof. Haberal üç gün sonra, 30 Mayıs 2009 tarihli yine Hürriyet gazetesinde, "Erkan'ın artık ilacı ve işi var" haberini okuyunca, rahat bir nefes almış, derin bir 'Ohhh' çekmiş.
***
Erkan Erdoğan şimdi Başkent Üniversitesi, İstanbul Hastanesi'nin eczane bölümünde çalışıyor.

Erkan Erdoğan (Soldan ikinci) Başkent
Hastanesi Eczanesi’nde çalışma
arkadaşlarıyla birlikte.
Elbette sigortalı ve elbette ilaçlarını artık "kendi icadı usulle" değil, doktorunun söylediği biçimde alıyor ama... Can sıkıcı bir haberimizde var: İlaçlarını çaresizlikten "kendi icadı usul" le aldığı sürede böbrekleri “zedelenmiş” ve… Karaciğer nakli yapıldığı yetmemiş gibi, kendisine şimdi bir de, böbrek nakli yapılması gerekmiş. Emine Erdoğan yine elini kaldırmış, "Ben varım, buradayım" demiş ama, bu kez nakil ameliyatını yapacak doktor yokmuş "görünürlerde..."
"Hocaları Prof. Haberal'ın 20 yıl önce karaciğer nakli yaptığı hastası"na organ nakli uzmanı hiçbir cerrah, böbrek nakli yapmaya cesaret edememiş. "Şunun şurasında üç hafta kaldı seçimlere" demişler. "Hocamız nasıl olsa milletvekili seçilecek ve cezaevinden çıkacaktır...
Bekleyelim, kendisi yapsın bu ameliyatı..."
***
12 Haziran 2011 gecesi, partilileri, partisizleriyle, iktidar yanlıları, iktidar karşıtlarıyla, "Şunlar bir kazanmasa" diyenleri, "Bunlar bir kazansa" diyenleriyle tüm Türk halkı televizyon karşısında milletvekili seçimi sonuçlarını merakla ve hatta kuşkuyla izlerken... O gece yalnızca Emine Erdoğan, seçimden hangi partilerin kazançlı, hangi partilerin kayıplı çıkacağını umursamıyor, yalnızca bir kişinin milletvekili seçilmesi için dualar üstüne dualar okuyordu. Onun, Allah'a yalvararak milletvekili seçilmesi için yardımcı olmasını istediği o bir kişi ise, Prof. Dr. Mehmet Haberal'dı. Emine Erdoğan'ın duaları kabul olundu, Prof. Dr. Mehmet Haberal o gece seçimi kazandı, milletvekili seçildi ama... Cezaevinden çıkamadığı için 20 yıl sonra Erkan'a ikinci organ nakli ameliyatını kendi yapamadı. Kendi yerine o ameliyatı, Başkent Üniversitesi'nde yetiştirdiği organ nakli ekibinden öğrencisi Prof. Dr. Hamdi Karayakalı yerine getirdi hocasından beklenen bu görevi.
***
Emine Erdoğan, karaciğerinin bir bölümünü vermesinden yirmi yıl sonra bir böbreğini de verdiği oğlunu, yaşama bir kez daha kavuşturan kişinin yine Prof. Haberal olduğunu ısrarla söylüyor ve...
Oğlunun işe alınması olayını, hem bu görüşünün kanıtı, hem şu sorusunun yanıtı olarak, insansal, toplumsal ve ekonomik sorunlarımızın oluşturduğu dev bir kaya ağırlığıyla önümüze getiriyor:
"Az bir iş midir bu dönemde bir insanı, sigortalı bir işin sahibi yapmak?"

Mete Akyol

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget