Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Türkan Saylan
18. 05. 2009 tarihinde kaybettiğimiz değerli insan ve doktor Sayın Türkan SAYLAN için,  ölümü nedeniyle,  19/05/2009 tarihinde yazdığımız “GÖZÜNÜZ AYDIN” başlıklı makalemizi,  Türkan SAYLAN'ın her ölüm yıl dönümlerinde aynen yayımlayarak kendisini anmayı,  gelenek haline getirdik ve bu yıl da, 17.  ölüm yıldönümünde aynı geleneğe uyarak,  bu yazımızı aynen siz okurlarla paylaşıyorum. 

Değerli bilim insanı Sevgili Türkan SAYLAN'ı;   sevgi, saygı, minnet ve rahmetle anıyor, şükranlarımızı sunuyoruz.   

18/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

 

GÖZÜNÜZ AYDIN

Aydınlanmanın simgesi.  . 

Laik.  . 

Demokrat.  . 

Atatürkçü.  .   

Doktor.  . 

Eğitimci.  . 

Çağdaş ATATÜRK kadını.  . 

Darbe karşıtı.  .   

Gerçek Vatansever.  . 

Sözde değil,  eylemleriyle ülkesinin insanlarına hayatının sonuna kadar hizmet eden,  insan sevgisiyle dolu.  . 

Ergenekon gazisi.  . 

Hukuk mağduru.  . 

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı,  saygıdeğer insan Profesör Dr.   Türkan SAYLAN' ı,  geçtiğimiz gün kaybettik.   Onu seven Türk Ulusunun başı sağ olsun. 

Türkan SAYLAN' ı potansiyel suçlu kabul ederek,  kanıttan suçluya gidecek yerde,  belki kanıt elde edebiliriz düşüncesiyle,  ağır hasta olmasına rağmen,  hukuka aykırı olarak onun evinde arama yaptıranlar.  . 

Laiklik karşıtları.  . 

Demokrasi ve Atatürk düşmanları.  . 

Çağdaş,  modern ve Laik Türk Kadınını bir türlü içlerine sindiremeyen,  kadını sadece çocuk doğuran ve cinsel arzu ve isteklerinin tatmin aracı olarak gören gericiler.  . 

Türk insanına ve toplumuna,  tıp ve eğitim alanında üstün hizmetler sunmaktan başka hiçbir günahı bulunmayan Türkan SAYLAN' ı misyoner ilan edip,  onu misyonerlik faaliyetinde bulunmak ile suçlayan sözde Müslümanlar.  . 

Gözünüz aydın.  .  . 

Ancak,  onu kaybettik diye sakın sevinmeye kalkmayın. 

SAYLAN' ın,  bugün gazetelerde yer alan son sözlerine kulak verin lütfen.  .  . 

O sözleri,  size bir kez daha hatırlatalım. 

Sayın Türkan SAYLAN,  ölmeden bir gün önce;   “Görevlerimi tamamladım,  ölüme de hazırım” demiş. 

Çok doğru söylemiş,  kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin okuttuğu ve her biri yarının Türkan SAYLAN' ı olacak olan yüzlerce ve binlerce genç kızımız,  Türkan SAYLAN' dan bayrağı teslim almak ve onun yaratacağı boşluğu doldurmak üzere geliyorlar.   

Dün,  bir tane Türkan SAYLAN' a sahip olan Türk Ulusu;   yarın binlercesine sahip olmak üzere kucağını açmış ve onları bekliyor. 

Dün bir SAYLAN ile baş edemeyenler,  yarın binlercesi ile nasıl baş edecekler merak ediyoruz doğrusu.  . 

Yaptıklarınla gurur duyuyor ve sana yapılan haksızlıkları kınayarak,  yapanlar adına senden özür diliyoruz. 

Manevi varlığının önünde saygıyla eğiliyoruz.   Rahat uyu Sayın SAYLAN.   

 

19.  05.  2009

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Mustafa Kemal Paşa (1881-1938) ve Tevfik Fikret (1867-1915)
“Mustafa Kemal, “ben inkılap ruhunu T. Fikret’ten aldım”

Osmanlı Devleti’nin dağılma yıkılış yıllarına denk gelen o hazin üzüntü verici yıllarında, Türk dünyasına ışık tutan iki devrimci kişi Mustafa Kemal Paşa ve Tevfik Fikret’i örnek yaşantıları düşünceleri, devrimci yanlarının değerli olması nedeni ile bu yazımızda ikisini de örtüşen yanları ile irdelemek istedik.

Gerçekten de bu iki Türk büyüğünün aydınlık düşünce ve eylemleri her yıl bile bize rehber olduğundan yıkılışın külleri arasından bize ışık verdikleri için tarihimizde eşsiz değerleri vardır. İşte bu düşüncelerle anımsadığımız bu iki Türk önderinin birbiri ile düşüncelerinin bize rehber olan uyuşan yanlarına yer vereceğiz.

Tevfik Fikret’in üçüncü ölüm yıldönümü olan 19 Ağustos 1918 günü, Mustafa Kemal Paşa, iki tanınmış şair ve Harbiye’deki öğretmenlerinden Emin Bey ile birlikte, Tevfik Fikret’in evi olan “Aşiyan’ı ziyaret ediyor. Emin Bey’e diyor ki:

“Ben inkılap ruhunu ondan aldım”.   

Daha sonra Mustafa Kemal Paşa, eski öğretmenine tarihi kararını açıklıyor: “YAKINDA ANADOLU’YA GİDİYORUM”. (Kavcar sf. 26)

Sömürgecilere, saltanata, softalara, karşı “Yeni Türkiye’nin zaferini yaratan Mustafa Kemal’in Fikret’ten ilham (esin) aldığını söylemiş olması anlamlıdır.

Cumhuriyeti kurduktan sona, gençlere Fikret’in mert ülküsünü telkin etmesi de önemlidir. Abdülhamid’in baskılı yönetiminde, düşünceleri ve şiirleri yüzünden türlü haksızlıklara, tutuklamalara uğrayan Fikret, şu güçlü dizeyi haykırmıştı:

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim!”

1925’te Atatürk öğretmenlere yaptığı bir konuşmada, sadece “irfan” ve “vicdan” sözcüklerinin yerini değiştirerek şöyle diyordu:

Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”.

Sonraki yıllarda Atatürk değişik yerlerde, Tevfik Fikret’ten çok etkilendiğini, Fikret’i en güçlü şair olarak gördüğünü tekrarlamıştır. Gençlerle yaptığı bir başka sohbette demiştir ki: “Ondaki heybet, ondaki vakur ahenk hiçbir şairimizde yok. Ve Fikret’in “Ferda” (Yarın) şiiri ezberden okumuştu: “Ferda senin, senin bu teceddüt (yenilik), bu inkılap…” dizisiyle başlayan, gençliğe “her şey senin değil mi ki zaten” diye seslenen şiiri…

Bir toplantıda Tevfik Fikret’e dil uzatmışlar. Atatürk gürlemiş: O karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğru götürmeye çalışan Fikret feryat koparırken sizler nerelerdeydiniz? Ben Fikret’e yetişemedim, onun sohbetinden faydalanamadım, kendimi bedbaht sayarım. Fakat onun eserlerini okudum, birçoğu da ezberimdedir. O hem büyük şair hem de büyük insandır. Efendiler! Zaten parmakla sayılacak kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım.

Fikret yaşamında öz olarak neyi istiyor, neyi özlüyordu? Özgürlük, hak, adalet, onur, akılcı düşünce, eşitlik ve erdemlilik içinde yaşayacak bir Türk demokrasisi. O da Atatürk de “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” bir Türkiye’yi özlüyordu. Bu özlem gerçekleşti mi acaba? Aradan 110-120 yıl geçtikten sonra bile! Günümüzde bile düşünelim.

Türklerin modern ulus-devletinin fikir yönünden kurucusu Ziya Gökalp,” fiili kurucusu Mustafa Kemal’dir. Ziya Gökalp ve Tevfik Fikret, Cumhuriyet’in bilimci-fenci-laik-milli eğitiminin öncüsü olarak Mustafa Kemal tarafından takdir ve minnetle yüceltilen bir isimdir. Mustafa Kemal, “ben devrim ruhunu ondan aldım” diyerek Tevfik Fikret’i işret eder” Kavcar sf 27.

Mustafa Kemal Atatürk ile Tevfik Fikret’in ortak yönlerinden biri de ikisinin de yaşamları boyunca ülkenin gidişinden memnun olmayışlarıdır ama geleceğe büyük bir ümit bağlayarak ışığı, gerçeği ve medeniyeti sonraki nesillerin yani gençliğin başaracağına inanmalarıdır. (Kavcar sf 27) Tevfik Fikret Mustafa kemal gibi Cumhuriyetçidir, demokrattır, laiktir, devrimcidir, hem de düşünür, sanatçı, büyük bir şair, ressam ve büyük bir eğitimcidir.

Tevfik Fikret örnek insandır

Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği ilk memurlukta doğru dürüst bir iş yapmadığı ve aldığı maaşı hak etmediği için istifa eder. Sonradan erilmek istenilen gecikmiş maaşlarını da kabul etmez, bu paranın göçmenlere yardım komisyonuna bağışlanmasını ister. Hele günümüzde böyle bir tepkiye rastlamak mümkün mü? İşte böylesine bir vatansever insandır Tevfik Fikret.

Kendisine teklif edilen maarif nazırlığını (eğitim bakanlığını) kabul etmeyen Tevfik Fikret lise müdürlüğünü duraksamadan kabul etmesi çok önemlidir. Çünkü toplum ve ülke kalkınmasında eğitimin ne derece önemli olduğunun bilincine varan bir aydınlanmacıdır o.

Tevfik Fikret savaş düşmanı ve gerçek yurtsever bir aydın olduğu için, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesine bütün gücüyle karşı çıkmıştır. İnsanlarımızın yok yere ölmesini, savaş felaketini hiç istemiyordu. Sonucu hepimiz biliyoruz Osmanlı üç kıtada milyonlarca km toprağını kaybettiği gibi, Anadolu’nun işgaline de tanık olduk.  Tevfik Fikret’le aynı devrimci aydınlanmacı duyguları taşıyan ulusal kahramanımız Gazi Mustafa Kemal Paşa şimdiki vatanımızı kurtarabilmişti.

Eğitimde fırsat eşitliğini savunduğu ve kız-erkek ayrımını hiç doğru bulmadığı için bir şiirinde şöyle diyor. “Kızlarını okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum  etmiş demektir, hüsranına ağlasın”.

Osmanlının yüzyıllarca kadınlarını geri plana ittiği kültürde Fikret gibi aydının yukarıdaki kadınlar için veciz sözü söylemesi ve yayınlaması için güçlü bir yürek, seçkin bir aydın olduğunun, nasıl bir düşünür olduğunun göstergesidir.  İşte bu nedenle, ünlü sosyoloğumuz Ziya Gökalp, Tevfik Fikret’i “uyanış devrimizin pedagogu” olarak nitelerken, Yusuf Ziya Ortaç da onun için: “Fikret, hala eğitim ve öğretim dünyamızın eşini bulmadığı adamdır” diyor. Kısaca Tevfik Fikret büyük bir eğitimcidir. Tevfik Fikret’in böylece 48 olan yaşantısına çok işleri sığdırması çok ilgi çekicidir.

Son olarak, eğitimci şairimiz T. Fikret’in ünlü şiirlerinden biri olan Han-ı yağma (Yağma Sofrası) şiirinin bir parçasını buraya alalım. Kişisel çıkarlarını her şeyden önde gören, kendi ceplerini doldurmak için çalıp çırpmaktan kaçınmayan asalak kimselere söylediği şu sarsıcı dizeler ok anlamlıdır.

Verir zavallı memleket, verir ne varsa: malını,

Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini,

Olanca rahatını, gönlünün tüm sevincini,

Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu iştah sofrası sizin,

Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!

Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!

Bugün ki mideler güçlü, bugün ki çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu iştah sofrası sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

Kaynak: Öğretmen, Şair, Ressam, Eğitimci Tevfik Fikret Hazırlayan: Prof. Dr. Cahit Kavcar

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Babacan'ın CHP'ye Yönelik Babalanması
Sen de mi Brütüs?

 

Deva Partisi Genel Başkanı BABACAN;  CHP'ye yönelik olarak ne demiş biliyor musunuz?

 

BABACAN demiş ki; "Ülkeyi kendi iç sıkıntılarıyla uğraşan CHP'ye bırakmak istemiyoruz"

 

AKP'ye de bırakmak istemiyoruz demiş,  iyi ki.

 

Ülkeyi ana muhalefet partisi CHP ile iktidardaki AKP ve MHP ittifakına bırakmayacaksın iyi de, geriye ne kalıyor, öyleyse kime bıkacaksın ülkeyi?

 

Deva, Gelecek ve Saadet Partilerinden oluşan ve mecliste zoraki ve pamuk ipliğine bağlı ortak bir grup oluşturan Yeni Yol Çatı Patisi mi yönetecek bu ülkeyi?

 

Güldürmeyiniz insanları.

 

Melek görünümlü, nur yüzlü, munis Ali BABACAN, kendinden asla beklemediğimiz haksız ve gerçeklerle uyuşmayan bu sözleriyle,  içindeki şeytanı çıkararak,  altılı masadan eski ortağı CHP'ye haksızlık yaptığının, seçmenin CHP'ye olan teveccühünün farkında değil sanırım.

 

BABACAN'ın CHP'ye yönelik beyanında yer alan;  “kendi iç sıkıntılarıyla uğraşan” değerlendirmesi,  çok önemlidir.

 

BABACAN'a sormak gerekiyor o zaman, memleketin onca sorunu varken,  CHP'nin uğraşmak zorunda bırakıldığı iç sorunlar nereden kaynaklanıyor Ali bey? Mutlak butlan davası, olası kapatma davası, sözde yolsuzluklarla mücadele adı altında CHP belediyelerine yönelik operasyonlar, gözaltı,  tutuklama ve davalardan oluşan bu haksız ve yapay iç sorunları parti yönetimi yaratmış değil ki.

 

Bu sorunların;  CHP'nin yerel seçimlerde birinci parti olması, iş başındaki saray yönetiminin CHP karşısında güç kaybına uğraması ve iktidarı kaybetme korkusu içine girmesinden dolayı,  CHP'nin kendi iradesi ve kusuru dışında, bir dış tehlike ve saldırı olarak oluşan ve gelişen partiyi yıpratmaya ve bölmeye yönelik sorunlar olduğunu,  BABACAN görmüyor mu?

 

BABACAN da CHP'ye yönelik kötülükleri pekala görüyor ve biliyor ama, CHP'ye yönelik bu haksızlığı, kendi iç sıkıntısı olarak nitelendirerek, siyasi çıkarı için istismar ediyor.

 

Saadet Partisi Genel Başkanı da, geçtiğimiz günlerde grup da yaptığı konuşmasında, tüm Türkiye’nin aradığı bir ismi Cumhurbaşkanı adayı yapacaklarını, Silivri’ye tıkılmaması için bu ismi şimdiden açıklamayacaklarını beyan ederek, ana muhalefet partisi CHP'nin seçilme şansları çok yüksek olan olası adaylarını itibarsızlaştırma ve ana muhalefeti parçalama gayreti içine girdiğini kamuoyuna göstermiştir.

 

Yaşamda en büyük erdemlerden birisi de, kendini bilip tanımaktır, haddini ve hududunu bilmektir.

 

Yeni YOL'u oluşturan Saadet, Deva ve Gelecek partileri; bugün,  mecliste milletvekili sahibi olmuşlar ve zar zor bir grup oluşturarak mecliste konuşabiliyorlarsa,  bunu CHP  ve onun seçmenlerine borçlu olduklarını bilecekler ve büyük lokma yiyip büyük konuşmayacaklar, yapılacak olan ilk seçimlerde boylarının ölçüsünü almalarına çok az zaman kaldı.

 

15/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Liyakat mı Sadakat mı
Osmanlı da liyakatsizlikten battı- Sadakat-Mülakat-Liyakat

Bu yazıyı yazmaya başladığım sırada bir sosyal paylaşım sitesinde dolaşırken rastladığım bir bayan şunları anlatıyordu:

Sahte Diplomalar: “Son 20 yılda 17738 kişi sahte diplomayla devlete yerleştirilmiş. Mesela kim bu iddiaya konu olan kişi, birini “utanmıyoruz” diyen milletvekili Özlem Zengin, yeğeni vardı ya Arif, “Arifciğim el salla” diye Cumhurbaşkanına göstermeye çalışıyordu, onun diploması sahte çıkmış. İkincisi Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın diploması sahte çıkmış. Üçüncüsü Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok, bu kişi Azerbaycan’dan 35 günde hukuk diploması alıyor. Ama Baroda kaydı yok, diploması şaibeli.

Bunun yanı sıra Serdar Akınanın’ yaptığı bir haber var, diyor ki Mustafa Şentop’un Makedonya’da üniversitesi var AKP linin çocukları okula gitmeden burada savcılık ve hakimlik diploması alıyor. Hatta nereye atanacakları bile belli vay anam vay!

Gazeteci Murat Ağırel aylar öncesinden anlatmıştı. Vefat etmiş mevzular tespit ediliyor, bunun yerine sahte diploma almak isteyen insanların isimleri işleniyor.  Sadece Yıldız Teknik Üniversitesinde 184 kişi bu şekilde sahte diploma alıyor. Ayrıca bir yılda 4 bin kişi profesör yapılıyor. Hiçbir bilimsel makalesi olmayan 68 profesör rektör yapılıyor. Yani sen KPSS’den yüz alsan ne olur, AKP linin birinin kuzeni yakını değilsen atanamıyorsun, eleniyorsun, senin yerine bu kişiler kadrolu atanıyor.

AKP’nin Genel Başkanı Sayın RTE nin yüksekokul diploması olmadan Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı iddiaları halen söylenirken, devletimizde binlerce kişinin sahte diplomasının olması da ayrı bir ilginçlik örneği oluşturmuyor mu ne dersiniz. Cumhuriyet tarihinde böylesine sahte diploma olayının olduğu yıllar yaşanmadı. Devlet böylece liyakatsiz ellere teslim edilmiş oluyor ki bunun yıkılışa varan örneğini tarihsel süreç içinde Osmanlının liyakatsizlikten battığına tanık olmuştuk. [i]

AKP’den önce mülakat sınavları kamera ile izlenirdi.

Bilmem hatırlar mısınız, seçme sınavlarında torpil, mülakatta yandaşı kayırmak gibi haksızlık ve yakınmaları önlemek amacıyla, AKP daha iktidara gelmeden önceki 2002 yılına kadar bütün devlet kadrolarına personel alımlarında yapılan mülakat sözlü sınavları kameraya alınırdı, sorular da önceden tespit edildiği için torpil, kayırma ve bu konuda şikâyet de olmazdı. Şimdilerde seç kat ayırma kayırmanın en galizini yapan ve pervasızca tüm devlet kadrolarına kendi kadrolarını yerleştiren AKP-RTE iktidarı, Cumhuriyet tarihinde şimdiki görülmemiş “ayırma kayırma torpil” düzenini getirmek için kamera ile sınavı mülakatı izlemeyi kaldırdı, yani “minarenin kılıfını” önceden hazırlamıştı. Böylece çok daha bilgili yetenekli insanları adayları eleyerek (ki buna bilgi emek hırsızlığı denir) yeteneksiz adamlarını istendik yerlere yerleştiriyorlar. Oysa mülakatta kamera sistemi haksızlığı kısmen çoğunlukla önlüyordu. Bütün mülakatlarda sözlü sınavlarda “adamını” bulamayıp dışta kalan elenen en yetenekli insanlar, yazılıda en yüksek puan almalarına karşın böylece dışlandıkları için derin bir üzüntüye kapılmaktalar. Öyle ki mülakatta elenenler arasında intihar edenlere bile rastlıyoruz.

Böylece torpil, adam kayırma ayırma, sözlü sınavında kendi yandaşını koruma olayları nice fıkralara konu olmuş, ne ki öldükten sonra öbür dünyaya bile yansıtılmış. 60 yaşın üstünde olanlar bilirler, Zeki Şahin adlı yıllar önce yaşamış düğünlerde özel eğlence günlerinde akordiyonu ile etrafa neşe saçan bir müzisyenimiz vardı. Elinde akordeonla konserlerde özellikle torpildeki haksızlıkları dile getirip eleştirirken şöyle bir nakaratı vardı: “..adamını bul madamını bul, Cennete giremem deme girersin adamını bul” diyerek konserlere renk katar, halkı eğlendirir ve torpili de eleştirmiş olurdu.  Hani günümüzde önemli bir işe girerken artık öylesine geleneksel hale gelmiş ki, “adamını bulmaktan bahsederiz, adamını araştırmaya çalışırız, “adamını bulamadım, adamını buldum” gibi sözlerle sınavdaki ayırımcılığı dile getiririz.

Bir yanda hızlıca paraşütle paşa olanlar, bir yanda 30-35 yıl emek veren generaller. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaymakam yeğeni Zikrullah[ii] Erdoğan’ı[iii] (33 yaş) tümgeneral yapması olayı, bizi Osmanlı padişahların liyakatsiz kişilere paşalık vermesini anımsattı. Yine bu yazıyı yazmaya devam ederken tıpkı Osmanlı Padişahları gibi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeğenini hızlıca general yapması, kendi kendime Cumhuriyetin tek adam yönetimi Osmanlı’nın tek adam yönetiminden pek de farklı olmadığını ayı zihniyetin devam ettiği düşüncesini yarattı.

Osmanlıda da liyakat yoktu, Osmanlı liyakatsizlikten battı.

Osmanlı İmparatorluğu'nda, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, okuma yazması olmayan veya çok az olan bazı vezir, paşa ve yüksek rütbeli devlet adamlarının bulunduğu tarihsel kayıtlara geçmiştir. Bu durum genellikle liyakatten ziyade sadakat, cesaret veya askerlik yeteneğiyle ön plana çıkan kişilerin idari makamlara getirilmesinden kaynaklanmıştır. İşte Osmanlı tarihinde okuma yazma bilmediği veya az bildiği rivayet edilen/belgelenen bazı isimler şöyle: Seyyid Hasan Paşa (Galatat Hasan Paşa) Dönemi: I. Mahmud saltanatı (1743–1746) Sadrazamlığı: Yaklaşık iki yıl on ay on altı gün sadrazamlık yapmıştır. Özellikleri: Kaynaklar, Seyyid Hasan Paşa'yı "safderun, halim, cömert, sadık, hayırsever" olarak tanımlarken, "cehlinden (cahilliğinden/okuma yazma bilmemesinden) başka ayıbı yoktu" ifadesini kullanır.  Lakabı: Kaba saba halk şivesiyle konuşması ve okuryazar olmaması nedeniyle "Galatat Hasan Paşa" olarak anılmıştır. Yedi Sekiz Hasan Paşa (Rivayet) Durumu: Uzun yıllar okuma yazma bilmediği, imza yerine yedi (v) ve sekiz (^) rakamlarını çizdiği için bu ismi aldığı iddia edilmiştir.

Okumadan yükselenler erlikten paşalığa çıkanlar.

Osmanlıda pek çok paşaların aniden padişahın himmetiyle yükselenlerine rastlıyoruz. Şimdi burada Osmanlıda paşalığa yükselenlerden örnekleri alalım.

Arnavut asıllı Draç Mebusu Esat Paşa Toptani, önce bir jandarma neferi (eri) iken, II. Abdulhamit tarafından paşalığa terfi ettirildi. (Erlikten hemen paşalığa) Çeşitli saray hizmetleri varsa da Osmanlıya, Arnavut Devleti kurulması için ihanetleri görüldü. 1919 da bir öğrenci tarafından evinin önünde öldürüldü.

Kazasker Şemsettin Efendi, Feyzullah Efendinin oğludur. Mekteplerin semtinden geçmediği ve üzerinde hoca hakkı olmadığı halde, kadı evladı olduğu için hoca hakkı olmadığı halde, kadı evladı olduğu için hocalık diploması almış. Şemseddin Efendi, son derece iyi konuşan ve meclisi süsleyen biri olduğu için, büyüklerin yardımıyla rütbeler aşarak kazaskerliğe kadar çıkmıştır.

Osmanlı’da okuması yazması olmadığı halde yüksek mevkilere gelenler epeyce vardır. Kapıcılar Kethüdası iken dalkavukların teşviki ile önce Mora Valiliğine, sonra da sadrazamlığa getirilen Koca Yusuf Paşa okuma yazma bilmiyordu.  Sultan Abdulhamit’in yeniçeri ağası iken, sadrazamlığa atadığı Mehmet Paşa okuma yazma bilmiyordu. [iv]

Okuma Yazma Bilmeyen Paşalar Hakkında Notlar Devşirme Sistemi ve Liyakat:

 Osmanlı'da devlet adamları genellikle Enderun'da eğitim alırdı. Ancak özellikle 17. yüzyıldan sonra taşradan veya doğrudan asker sınıfından (Çavuşbaşı, kavas vb.) gelen, cesaretiyle yükselen kişiler paşalık ve vezirlik makamlarına getirilmiştir. Bu kişiler idari işlerde okuryazar kâtipleri kullanmışlardır. Okuryazarlık Oranı: 19. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı'da genel okuryazarlık oranı oldukça düşüktü (yaklaşık %2-3) ve bu durum yüksek bürokrasiye de yansıyabiliyordu. Padişahlar: Osmanlı padişahlarının tamamı iyi eğitim almış, okuryazar ve genellikle çok dilli (Arapça, Farsça, Türkçe) kişilerdi. Okuma yazma bilmeyen bir padişah yoktur.  Özetle, Osmanlı'da "vezir" veya "paşa" seviyesinde, özellikle idari işlerden ziyade askerî başarılarıyla ön plana çıkan bazı okuryazar olmayan kişiler görülse de bu durum istisna teşkil etmiştir.

Seyyit Hasan Paşa (Galatat Hasan Paşa): I. Mahmud döneminde (1743–1746) yaklaşık 3 yıl sadrazamlık yapmıştır. Kaynaklar, Seyyid Hasan Paşa'yı "safderun, halim, cömert, sadık, hayırsever" biri olarak tanımlasa da okuma yazmasının olmadığı ve halk şivesiyle konuştuğu için kendisine "Galatat (Hatalar) Hasan Paşa" denildiği belirtilmektedir. [v]

Mülakatta elenip intihar edelerden sadece ikisini buraya alıyoruz.

 Av. Mert Akdoğan hâkimlik – savcılık yazılı sınavında büyük bir başarı kaydederek 115’inci sırayı elde ettiği, ancak sözlü mülakatta elenir. Mülakat adı altında liyakate ve nesnel ölçütlere aykırı şekilde yapılan hâkim- savcı seçimlerinin yol açtığı ağır haksızlık ve adaletsizlik olduğundan intihar etmiştir.

2013 yılında, hâkim adayı Didem Yaylalı da benzer sebeplerle hayatına son vermişti. Bugün de hakimlik ve savcılık sınav sürecinde benzer uygulamalar devam ediyor. [vi]

“Bu ülkenin en büyük sorunu liyakat. Hem iktidar hem muhalefet, itfaiyeye hala oğullarını, belediyeye tarikat ehillerini, imar işlerine partililerini alan siyasetçiler. Çalışkan, ahlaklı, torpilsiz çocuklar ya yurt dışına kaçıyor ya bir motor bulup kuryelik yapıyor, ya da intihar ediyorlar, otellerde suçsuz aileler birbirine sarılıp ölürken, gencecik çocuklar madenlerde gömülürken, tek bir derdiniz var karşı taraf daha suçluyu ispatlamak. Liyakati getirin bu ülkeye, enflasyondan, ölümlere her şeyin nasıl düzeleceğine inanamazsınız”. Unutmayın “çağdaş uygarlığın üstüne çıkmak” için uygarlıkla ancak tarafsız bilim ve kültüre dayalı eylemle olasıdır, ötesi geri kalmışlık, gerilik, çağ dışılıktır. 

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SONNOTLAR



[i] https://www.youtube.com/watch?v=9eLaj89zioQ

[ii] Zikrullah, Arapça kökenli bir ifade olup "Allah'ı anmak, hatırlamak, yâd etmek" anlamına gelir. Zikir (anma) ve Allah kelimelerinin birleşmesiyle oluşan bu terim.

[iii] Zikrullah Erdoğan 33 yaşında Çınar kaymakamı iken “dayım” dediği  R.T.Erdoğan tarafından tümgeneral yapılıp M.S. Bakanlığı Tedarik Hizmetleri Genel Müdürü yapıdı.

[iv] 1-Bir Geri Dönüşün Mirası. Cemal Kutay sf: 184

2-Cevdet Paşa Tarihi Cilt: I Sf: 34-105

3                                     9 sf. 175-176

[v]https://www.google.com/search?q=osmanl%C4%B1da+okuma+yazma+bilmeyen+vezirler+paa%C5%9Falar&oq=osmanl%C4%B1da+okuma+yazma+bilmeyen+vezirler+paa%C5%9Falar&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBggAEEUYOTIJCAEQIRgKGKAB0gEKMjIzOTRqMGoxNagCCLACAfEFcS4FqOXKk-M&sourceid=chrome&ie=UTF-8

[vi] https://x.com/istbarosu/status/1877401810874351923


Sakarya Savaşında Askerimi Ekmeğini Yapan Halaçlı Konağı Restore Edilip Törenle Açıldı

Ankara’nın Gölbaşı ilçesine Sakarya Savaşında önemli görev üstlenen Halaçlı köyünde bulunan tarihi Halaçlı Mehmet Konağı Ankara Belediyesince restore dilerek korunma altına alındı.

Ankara’ya oldukça ve ücra görünümündeki Halaçlı köyünde üç katlı bu bina askerlerimizin ekmek ihtiyacını karşılayarak önemli bir işlevde bulundu.  Oldukça görkemli bir konak var. Aynı köyde yaşamış Halaçlı Mehmet Ağa (1880-1944) Kurtuluş Savaşımız yılarında her türlü inşa malzemelerini develerle uzaklardan taşıyarak o zamanları bu ücra köye muhteşem bir konak yaptırır. İşte bu konakta 50 km uzakta Sakarya Savaşı devam ederken konağın alt ve yan eklemlerinde binlerce ekmek pişirilerek cephede çarpışan askerlerimize gönderilir. Dört katlı olarak 6 bin metre kare bahçe içinde bulunan Kurtuluş Savaşı’nda bahçesinde kurulan fırınlarla askerlerimizin ekmek ihtiyaçlarını karşılayan Millî mücadele kahramanlarından Hallaçlı Mehmet Ağa’nın bu konağını Ankara Büyükşehir Belediyesince restore edilerek 9 Mayıs’ta törenle hizmete. açıldı.

Restore edilerek hizmete açılan bu tarihi konak yakında müze olarak açılacağı bildirildi. Açılış törenine eski yeni milletvekilleri bakanlar, yöre belediye başkanları ve geniş halk topluluğu katıldılar. 

İşte tarihi özellik taşıyan bu konak uzun zamanın yıpratıcı etkisi ile yer yer bozulup dökülmeye başlayınca Ankara Büyükşehir Belediyesi buna el atıp restore ettirir. Bu tarihi özellik taşıyan restore edilmiş konağın açılışı için yapılan törene çevreden gelen kalabalık halkla bize katıldık. Ankara seğmenleri geleneksel gösteriler yaparken, türküleri ile törene renk katan İsmail Altınsaray ve Yüksel Didkoğlu konseri halkı coşturdu.

Sakarya Savaşında Askerimi Ekmeğini Yapan Halaçlı Konağı Restore Edilip Törenle Açıldı

Konağın bulunduğu Halaçlı Köyü Muhtarı Mehmet Şahin, açılış konuşmasında şöyle dedi:

Halaçlı mahallemizin en önemli konağının açılışının gururunu yaşıyoruz. Burası Millî Mücadele yıllarında kapılarını ardına kadar açmış vatan müdafaasında tarihi bir mirastır. Bu tarihi miras kültür evi olarak gelecek nesillere aktarılacaktır”.

Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı da törende şunları söyledi:

“Kurtuluş Savaşımızın mirasından olan bu konağı açıyoruz.  Bu gördüğünüz binanın konağın her taşı çok değerli bir Cumhuriyet mirasıdır. Bazı yapılar taştan duvardan ibarettir, bu konak içinde koskoca bir milletin sevdasını bir kahramanın anısını görüyorum. Halaçlılı Mehmet Ağa o sadece bir konağı sahibi değil, memleketin dara düştüğünde her bir lokmayı itmeyi o zor günlerde varını yoğunu vatan için ortaya koyan bir Anadolu yiğidi idi. 1919 un ayazında Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya ilk adımını attığında onu karşılayan yürekli yüz atlıdan biri Mehmet Ağaydı.

Sakarya Cephesinin ekmek ihtiyacını karşılamak amacıyla Halaçlı Mehmet Ağa konağı etrafına kurulan üç fırınla askerimize ekmek olmuş emek olmuş umut olmuşlardır. Anadolu insanının imece katkısı tam burada hayat bulmuştur. Bizler de böylesine önemli Cumhuriyet mirasının yok olup gitmesine izin veremezdik.  Bu önemli kütür mirasının korunmasına öncülük eden Büyük Şehir Belediye Başkanımız sayın Mansur Savaş’a, ABB e emeği geçen herkese teşekkür ediyorum”

Sakarya Savaşında Askerimi Ekmeğini Yapan Halaçlı Konağı Restore Edilip Törenle Açıldı

Konağın restorasyonunu yapan Ankara BB Mansur Yavaş açılış konuşmasında şunları söyledi:

“Doğanın uyanışını mutlulayan Hıdırellez Ankara ir açılış gerçekleştiriyoruz. Halaçlı Mehmet Ağa Konağının restorasyon sürecinin ardından kültür ve sanat odağı olan şehrimize kazandırmanın mutluluğu içerisineyiz. Sakarya Meydan Muharebesinin en kritik gülerinde cephe hattının 50km mesafede Haymana cephesinin hemen gerisinde çok stratejik ve lojistik görev gören bu yapının kapılarının bizlere açması ve bu değerli yapıyı belediyemize hibe etmesiyle başladı. Bu mirası koruyarak bu günlere taşıyan sahiplerine teşekkür ediyorum. Yapılan çalışmalardan yapının onarılmasından büyük emek veren Ankara miras ekiplerine ve buranın bir eko sisteme dönüşmesi için çaba gösterenlere teşekkürlerimi iletiyorum. Böylece Cumhuriyet sonrası ve öncesinin mimari özelliklerini koruyarak günümüze taşıyor. Bu kurumlar arası dayanışmayla mümkün oldu.

Yapının gelişim sürecindeki değerli iş birlikleri ve katkıları için sanat eğitim kurumlarına teşekkür bir borç bilirim. Bu konak Millî Mücadelenin en önemli merkezlerinden biridir. Ve Kurtuluş Savaşında burada üretilen ekmekler o zor döneminde ordumuzun ekmek ihtiyacını karşılamıştır. Konağı bu özelliğiyle bağlantılı olarak çok anlamlı bir değeri olarak burada sunuluyor”.

Törenle ilgili olarak çeşitli fotoğraflar ekte.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com.

Anne (kadın) olmak bir ayrıcalıktır Anneler gününüz kutlu olsun

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN 

Bugün (10/05/2026) anneler günü.

 

Çok anlamlı ve çok özel bir gün.

 

Dünyada ve ülkemizde,  yıl içinde çok çeşitli günler kutlanır, çoğunu şimdi hatırlamamız dahi mümkün değildir.

 

Ama,  anneler günü için öyle söyleyebilir miyiz?

 

Bizi dünyaya getiren, hiçbir karşılık beklemeksizin,  büyük zahmet ve fedakarlıklarla büyüterek bizleri yetiştiren annelerimizi; sadece anneler gününde değil, hayatta olsunlar veya olmasınlar,  istisnasız,  yılın her günü hatırlar ve çok severiz. Anne sevgisini,  yılın tek gününe indirgemek ne mümkün.

 

Ancak; anneler gününde,  annelerimize diğer günlere nazaran çok daha özel ve yoğun bir sevgi göstermek ve onlara şükranlarımızı sunmak, sağ iseler gidip ellerinden ve yanaklarından öpmek,  onlara sarılarak kucaklamak,  ana şefkatini ve yüreğinin sıcaklığını yüreğimizde hissetmek,  bir başka güzeldir, büyük bir onur ve mutluluktur.

 

Anne olmak, Dünya'nın en güzel duygusu ve zevki olduğunu tahmin ettiğimiz analık duygusunu ve zevkini tadabilmek, Allah tarafından sadece kadınlarımıza tanınan bir ayrıcalıktır.

 

Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı kadın, diğer yarısı olan biz erkekleri doğurarak Dünya'ya getirenler de,  yine kadınlarımızdır. Yani,  kadın; erkek ve kadınlardan oluşan tüm Dünya nüfusunun tamamında vardır ve söz hakkına sahiptir.

 

Bu yalın  gerçek dahi,  annelerimizin ve kadınlarımızın önemini ve vazgeçilmezliğini,  onları çok sevmemiz, başımızın tacı yapmamız, saygı göstermemiz gerektiğini,  açıkça göstermektedir.

 

Dünya'ya kadın olarak gelen herkes; yaradılışı gereği,  erişkin yaşlara geldikten sonra evlenip bir yuva kurarak mutlaka bir çocuk sahibi olmayı arzular.

 

Ancak, kısmet olup da evlenemediği veya evlendiği halde, kendisinden veya kocasından kaynaklı tıbbı bazı eksiklikler ve bozukluklar nedenleriyle çocuk sahibi olmayan kadınlarımız da, toplum içinde az değildir.

 

Bizler, çok iyi biliyoruz ki; doğurup çocuk sahibi olamasalar da, bu kadınlarımız da; kadın olarak, doğuştan  bir ana yüreği ve şefkati taşımakta ve çocuk sevgisi ve  özlemiyle yanıp tutuşmaktadırlar.

 

Bu nedenle, biz anneler gününü; çocuk sahibi,  anne olanlar ile evlenemedikleri için çocuk doğurup  anne olamayan veya  evlenseler de, çeşitli nedenlerle çocuk doğuramadıkları için anne olamayan tüm kadınlarımızın günü olarak kabul ediyor ve istisnasız tüm kadınlarımızı yürekten  kutluyoruz.

 

Şu veya bu nedenle çocuk sahibi olamamış kadınlarımızı, anneleri hayatta olsun veya olmasın, tüm çocukların manevi  anneleri olarak kabul ediyoruz.

 

Gerçekten, biz erkekler tatmış olmasak da, tahmin ediyoruz ve görüyoruz ki; kadın olmak, anne olmak,  çok özel ve güzel  bir duygu ve zevk olup, bu duygu ve zevk, kadınlarımızı erkeklere nazaran ayrıcalıklı ve üstün kılmaktadır.

 

Sanırım, özellikle ülkemizde, kadınlarımızın; bazı erkeklerin şiddetine ve kötü muamelesine maruz kalmalarının altında yatan şuur altı gerçek neden de, kadınların erkeğe karşı olan bu ayrıcalıklı üstünlüğüdür.

 

Maalesef bu anneler gününde de, kadınlarımızı erkek teröründen koruyamamanın büyük ezikliğini ve utancını yaşıyoruz.

 

Bu duygularla;

En başta; ülkemizin kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu Sevgili ATATÜRK'ü doğuran hepimizin sevgili annesi ZÜBEYDE annemiz ve rahmetli kendi annem, çocuklarımın annesi eşim ve kızım olmak üzere; hayatta olan veya olmayan tüm annelerin,  anne adaylarının,  şu veya bu nedenle anne olamayan,  ancak annelik özlem ve duygularını bedeninde ve ruhunda taşımaya ve yaşamaya devam eden tüm kadınlarımızın Anneler Günü'nü;  en derin saygı, sevgi, minnet ve şükran duygularımla kutluyorum.

 

İyi ki, varlar.

 

Halen hayatta olan tüm annelerimize ve kadınlarımıza selam, hayatta olmayanlara Tanrıdan gani gani rahmetler olsun.

 

10/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget