Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Yüksek Seçim Kurulu Topu Tac'a Atmıştır

YSK, seçimleri denetleyen bir yargı organıdır, hem de kararları kesin olan yüksek bir yargı organıdır.

 

Yasalara göre, mahkemeler ve yargı organları, önlerine gelen bir yargısal talebi olumlu veya olumsuz sonuçlandırmak ve bu konuda bir karar vermek zorundadırlar.

 

Yargı kararları yorumu gerektirmeyecek açıklıkta olmalıdır.

 

Mutlak butlan kararıyla tedbiren görevden uzaklaştırılan 38. Olağan Kurultay ile iş başına gelen CHP Genel Başkanı Özgür ÖZEL tarafından İstinaf Mahkemesince verilen mutlak butlan kararına yönelik YSK'ya yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.

 

Reddin gerekçesi “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” şeklinde ifade edilmiştir.

 

CHP tarafından yapılan itirazın konusu; 38. Olağan Kurultayında yapılan seçimlerin,  bu kurultay delegeleriyle kurultayda seçilenlerin ve kendilerine verilen mazbataların geçerli olduğunun tespitine karar verilmesi talebidir.

 

Aslında; mutlak butlan kararını alan İstinafın ilgili dairesi tarafından, aldığı bu mutlak butlan kararının infazı için YSK'ya gönderilmesindeki amaç ile CHP 'nin itiraz talebinde dile getirdiği amaç,  aynı hedefe, yani mutlak butlan kararına rağmen,  seçimlerden sorumlu ve tek yetkili YSK tarafından 38. Kurultay ile seçilen Özgür ÖZEL'e verilen genel başkanlık mazbatasının geçerli olup olmadığının tespitine yöneliktir.

 

İstinafın ilgili dairesi, almış olduğu mutlak butlan kararının infazı için YSK'nın kapısını çalmasının amacı ve gerekçesi, bu mutlak butlan kararına rağmen, seçimlerden sorumlu ve tek yetkili nihai merci olan YSK'nın Özgür ÖZEL'e vermiş olduğu genel başkanlık mazbatasının hukuki geçerliliğini muhafaza edip etmediği konusundaki görüş ve tespitini gerekli görmüş olmasından kaynaklıdır. Başka bir anlatımla, istinaf; benim verdiğim bu mutlak butlan kararının infazı için,  YSK olarak senin mazbatayı geçersiz sayman gerekiyor, bu işlemi yap diyor YSK'ya.

 

CHP de, YSK'ya yaptığı itirazda, vermiş olduğu mazbatanın geçerli olup olmadığının tespitini talep ediyor.

 

Peki YSK ne yapıyor?

 

Kulağının üzerine yatıp topu taca atıyor, ne şiş yansın ne kebap diye düşünerek,  bir durum tespiti yapmaya yönelik bir karar vermeden,  “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” diyerek, İstinaf ve CHP tarafından kendisinden talep edilen, mazbatayı ne geçerli ne de geçersiz sayan bir kararı veremiyor, adeta kendisini inkar ediyor, mahkemelerin kendisinden talep edilen konularda bir karar vermekten kaçınamaz evrensel kuralını yok sayıyor.

 

YSK'nın; İstinafın ve CHP'nin aynı kapıya çıkan aynı şeyi amaçlayan taleplerini karşılıksız bırakması ve talepleri karşılayarak olumlu ya da olumsuz sonuçlandıran bir kararı vermemiş olması nedeniyle, halen İstinaf Mahkemesinin vermiş olduğu mutlak butlan ve eski yönetimin tedbiren göreve getirilmesi kararı, infazı kabil bir karar niteliğini kazanamamış olarak askıda durmakta ve Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanlığı görev ve yetkileri devam etmekte olup, KILIÇDAROĞLU ve ekibi fuzuli şagil (Hukuki bir dayanağı olmaksızın işgal eden) olarak genel merkez binasına girerek CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş bulunuyorlar.

 

27/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İbadethanelerde, cenazelerde, saraylarda alkış

Son yıllarda camilerde cenaze törenlerinde alkış olayı eleştiriliyor, buna büyük oranda tepki gösterenler var. Hele az da olsa “türkülerle gömün beni” türküsünün avazını çok seven kimseler “türkülerle gömün beni” diye vasiyet ettiklerini de duyuyoruz.

Türklerin Orta Asya’da inandıkları Şamanizm’de ölüm bir son değil, ruhun başka bir dünyaya yaptığı kutsal bir yolculuk olarak kabul edilir. Şamanlar, ruhun güvenli bir şekilde öteki aleme geçmesini sağlamak ve kötü ruhları uzaklaştırmak amacıyla cenaze törenlerinde şaman davulu eşliğinde bir ibadet gibi ritüeller gerçekleştirirler. Ayrıca o yılların yazılı birçok kaynaklarda, bir kimse bir başkası için dua etmek hoşnutluğunu bildirmek isterse ona şöyle dua ettiğini okumuştum: “Tanrı sana alkış versin”, veya “Gök Tanrı sana alkış versin”. Alkış sözcüğü genelde övme beğenme anlamına da geldiği görülmekte. [i]

Eski Orta Asya kültüründe, Türkler 8 yüzyıl öncesinde İslam ve cami ile tanışmadan önce Orta Asya’da iken inançları gereği davulu kutsal sayarlardı. Günümüzde bile şaman inancı olan Orta Asya’nın ıssız vadilerinde Şaman inancını sürdüren topluluklar bulunmakta. Şaman ayini yapan lider süslü davulu ile cenazelerde öteki şölenlerde dansa benzer ritüelinde döne döne gösteri yapar. Davulun kutsal sayılması edeni ile bir komutan önemli bir yere geldiği zaman ona obanın Şaman lideri tarafından davul ve tuğ verilirdi. Orta Asya Şaman kültüründe cenazeler, cesetten şeytanı kötü ruhları uzaklaştırmak için davul çalarak defnedilirdi. Şimdi bile Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde kuytu vadi yerleşkelerde yaşayan topluluklarda Şamanizm ve davul çalma ritüeli halen sürdürülmekte.

İbadethanelerde camilerde alkışın tarihi

Bazı camilerde cenaze törenleri yapılırken ölen kişinin kültür durumuna göre alkış olayına rastlıyoruz, buna bazı tutucular tepki gösterse de zaman zaman buna tanık oluyoruz.

Burada Sayın Soner Yalçın’ın Tağut adlı kitabından ilginç alıntılar yapalım.

II.Abdülhamid’in sarayında “alkış bölüğü vardı”

Osmanlı’nın Duraklama ve Gerileme Devirlerinde bazı padişahların saraylarında seçkin dalkavukçuları varken Osmanlı’nın yıkılış yıllarının padişahlarından II. Mahmud’un sarayında “alkış bölüğü” vardı. Yine bazı Osmanlı saraylarında padişahlar geleceği öğrenmek için falcılarından üfürükçülerden medet umuyorlardı.

Avrupa’daki ülkeler matbaanın, bilimin, sanayi devriminin, çağdaşlığın ivmesini yakalayıp hızla her sahada ilerlerken, Osmanlı saraylarında padişahların nelerle uğraştığını ibretle öğreniyoruz. Güya padişah halk nazarında itibarını artırmak için alkışçılar tutardı.

“Şeyh Tevfik Efendi, II. Abdülhamid’in “baş/ser alkışçısı” idi. Sarayda altı kişilik alkış bölüğü vardı! Padişah Cuma namazını kılmak için saraydan çıkarken ser er alkışçısının işaretiyle, alkış çavuşları bağırarak şöyle derdi: Uğrun hayır ola, yaşın uzun ola, hak teala efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” …Padişah camiye varınca bu kez şöyle alkışlanırdı: “Yardımcın Allah ola, yaşın uzun ola, hak Teâlâ efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” … II. Abdülhamit sonradan son sözü “Padişahım şevketinle, devletinle bin yaşa” değiştirdi! Namazdan sonra “büyük alkış” denen “uğurun hayır ola” denirdi. Halk da söylenenlere eşlik ederdi.

Bayram namazında, Kadir gecesinde de benzer alkış merasimleri yapılırdı: Camiye giderken “uğurun hayır ola”; camiye varınca “yardımcın Allah ola”, camiden çıkarken “uğurun hayır ola”,    saraya girerken “yardımcın Allah ola”… Sarayın alkışçıları böylece padişaha alkış tutup onu çokça överlerdi.

Kültürümüzde camide “alkış” geleneği var. Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki adlı eserinde “alkış” terimini “el çırparak bülendavaz ile (yüksek sesle) bağırarak edilen takdir ve tahsin (değer verme, beğenip güzel bulma) şeklinde açıkladı. Türk tarihinde “alkış” insanların kendileri, yakınları ve sevdikleri için övgü, kutsama, iyilik dilemek amacıyla söyledikleri kalıplaşmış sözlerdi. Tanrıya seslenmeydi, sözlü kültür geleneğimizdi. Zamanla yazıya döküldü: 158 adet Türkçe Mezar ve kaya taşlarından oluşan Yenisey Yazıtları’nda “alkış” var; övgü-kutsama-iyiliklerini sayma anlamında.

Kaşkarlı Mahmut!un Divanü Lügati’t-Türk sözlüğünde de “alkış”, övgü ve dua olarak tanımlandı. Ol begg alkış berdi” …Yani o beyi övdü…

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig eserinin yedi yerinde “alkış” geçiyor.

Alkış Dede Korkut Kitabı’nda da geçiyor: “Dedem Korkut, Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü destanda, “Basat’a akış virdi” diyor.   Eski Türkçe “alka” övmek, kutsamak fiilinden “iş” son ekiyle türetildi; “övgü”, “değer verme” anlamında.

Selçuklularda “serhenk” denen çavuşlar “alkış” tan sorumluydu. 14. Yüzyılda “Işkname”de “Atadan böyle midir bana alkış/ Hasret oduna yanam yaz kış” deniyor. Eskiden “alkış” sözle, yazıyla yapılırdı.

Biçimi ne olursa olsun günümüzde alkışın taşıdığı anlam yüceltmek, onaylamak, övmek, kutsamaktır. Alkış salt iki eli birbirine vurma eylemi değil; kültürümüzde derin bir anlamı var. Alkış tezahürat değildir. Seyirciyi etkilemek, coşturmak için Romalı oyun organizatörlerinden miras, içten pazarlıklı “şakşak” ile “alkışı” birbirine karıştırmamalıyız…Eskiden camiler salt ibadet yapılan yer değildi, alkış bir duadır”.

İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bir videoda şunları söylüyordu:

Hazreti Peygamber zamanında maaşlı imam yoktu, bu günkü manada cami yoktu. Cami Peygamberin mektebidir, karargahıdır. Camide toplananlara para ile namaz kıldıran bir memur yoktur. Maaşla namaz kıldıran yoktur, maaşla bir namaz kıldıranların kıldıkları namazları fasıktır, iadeleri gerekir. [ii]  Yatıp kalkıyor camilerde verdiği vergilerle orda birilerine maaşlar vererek, namaz kıldırıyor bu namaz geçerli değildir. İslam fıkhının tarih boyunca herhangi derecedeki herhangi bir müştehiydi[iii]  para ile namaz kıldıran adamın kıldırdığı namaz geçerlidir dememiştir. Bunu yani maaşla namaz kıldırmayı 14. Yüzyılın başlarında Osmanlı icat etti, o güne kadar yok böyle bir şey. İbadetler alanında iştihat yapamazsın peygamberin yaptığının aynısını yapacaksın”. [iv]

Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SONNOTLAR



[i]https://www.google.com/search?q=%C5%9Famanlar+cenazeyi+davulla+defnederler&oq=%C5%9Famanl ar+cenazeyi+davulla+defnederler&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBg

[ii] Fasik Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan, günah işlemeyi alışkanlık haline getiren veya büyük günahları açıktan işleyen kimselere verilen isimdir.  İtaatten çıkmak yoldan sapmak

[iii] İslam hukukunda ayet ve hadisleri derinlemesine inceleyerek, hakkında açık hüküm bulunmayan konularda din ve hukuki hüküm (içtihat) çıkarma yetkisine sahip en üst düzey din bilginlerine müçtehit denir

[iv] Kaynak: Tağut Soner Yalçın. Kırmızı Kedi Yayınları 2024


Sayın Özgür Özel

Sakın takma kafana,  senin ve senin şahsında milletimizin başına örülen Çorap’a üzülme lütfen,  bu da geçecek.  Bir CHP seçmeni olarak ben artık üzülmemeye karar verdim. Bu ülkede yaşayıp da üzülmemek mümkün olmasa da.

 

O nedenle diyorum,  takma kafana boş ver gitsin.

 

Sayın Özgür ÖZEL; sen ve senin şahsında, Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefetini peşinden koşturan,  Türkiye muhalefetinin bugünkü lokomotifi olan ana muhalefet partisinin işlevsiz hale getirilmesi, seçilme şansı kalmayan iktidarın yargı ve KILIÇDAROĞLU ile yaptığı önceden konuşulup kararlaştırılmış, planlanmış ve yol haritaları çizilmiş organize bir operasyondur, bugüne kadar yaşadıklarımız bunu gösteriyor.

 

Demem o ki; senin karşında,  sadece,  yaşlanmış, iktidar yüzü görememiş, muhalefet liderliğine razı olmuş bir KILIÇDAROĞLU yok. Şu anda sessiz kalıyorlarsa da,  karşında;  hiç seçim kazanamamış olmanın ezikliği ve sana karşı kurultay kaybetmiş olmanın öfkesini ve kinini taşıyan  KILIÇDAROĞLU ile ittifak halindeki devletin yargısını ve yasamasını elinde tutan iktidar var.

 

Bırak,  KILIÇDAROĞLU;  yargı kararıyla, tedbiren de olsa CHP Genel Merkezine gidip makam koltuğuna otursun, yetindiği ve politik hayatı boyunca görüp göreceği son rahmet olan  ana muhalefet liderliği koltuğunun zevkini çıkarsın ve bu şekilde biraz olsun öfkesinden ve kininden arınsın.  

 

Sayın ÖZEL; sen CHP Genel Başkanlığına ilk seçildiğinde benim de bazı tereddütlerim vardı, acaba diyordum; İMAMOĞLU ve İstanbul teşkilatının desteğinin diyetini ödeyecek ve emanetçi gibi mi genel başkanlık yapacak diye. Ama yanılmışım, Türkiye koşullarında büyük bir özveriyle  aslanlar gibi çalıştın,  makam koltuğunda oturmadan ülkenin neresinde bir nahoş olay var oraya koştun sokaklarda siyaset yaptın, ülkenin içinde bulunduğu özel koşullar nedeniyle fanatik bir CHP lideri gibi davranmadın, anayasanın ilk dört maddesindeki ilkelere bağlı kalmak koşuluyla,  muhalefetin her kesimine kucak açtın, AKP'nin kalesi olan şehirlerin dahi kalelerini yıkarak kale bekçilerini şehrin miting meydanlarında karşında toplayarak onlara kendini dinletmeyi ve alkışlatmayı başardın, toplumsal muhalefeti tek yürek haline getirdin.

 

İşte bu nedenledir ki; sen CHP liderliğini aştın, CHP liderliği sana dar gelmeye başlamıştı, bırak onu meraklılarına,  kifayetsiz muhterislere ve meydanlara çıkmaya, Türkiye demokratik muhalefetinin lideri olarak mitinglerine devam et.

 

Unutma, Kurtuluş Savaşımızın muzaffer lideri Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK de, 19. Mayıs. 1919 da Samsuna çıktıktan sonra üniformasını çıkardı ve tüm resmi Unvan ve makamlarını terk etti, hatta saraydaki padişah tarafından hakkında idam fermanı imzalandı. Ama yılmadı, yoluna devam etti ve Amasya, Sivas, Erzurum derken Anadolu’yu dolaştı ve Ankara'yı mesken tutarak günümüz T. C. Devletine ulaşan askeri ve siyasi zaferlere imzasını attı.

 

Sayın ÖZEL; hiçbir şey moralini bozmasın,  şevkini kırmasın, birilerinin dediği gibi, durmak yok,  yola devam.

 

Yolun açık olsun, selam ve sevgilerimle.

 

26/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Mutlak Butlan Kaosu Sanıldığından Da Büyük

CHP'ye yönelik saray destekli mutlak butlan yargı kaosu, sanılanın aksine çok daha büyük, CHP'nin içinin karıştırılması ve hatta bölünmesi,  seçimde oyların dağılması, AKP'nin seçim kazanması için başına örülen çorap, çıkarılabilmesi uzun bir süreci gerekli kılan çok karmaşık bir çorap.

 

İstinaf Mahkemesi tarafından verilen ve CHP yönetimini,  38. Olağan Kurultay seçimleri öncesine, yani 37. Olağan Kurultay sonuçlarına götüren ve 37. Kurultay ile belirlenen genel başkan KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren göreve getiren mutlan butlan kararı; maalesef,  CHP'yi 37. Olağan Kurultay ile belirlenmiş olan eski yönetime mahkum etmiş ve adeta kilitlemiştir.

 

Peki bu kilit nasıl açılacaktır?

 

Dava sürecinin,  kesinleşecek olan nihai yargı kararı ile sonlanması,  bu sürece nokta konulmasıyla, başka bir anlatımla;  İstinaf kararının temyiz edilmeyerek kesinleştirilmesi veya temyiz edilecekse temyiz mahkemesinin kararıyla kesinleşerek, CHP yönetimsel özgürlüğüne kavuşabilecektir.

 

Anlamadınız biliyorum. Konuyu biraz daha açalım.

 

Açılmış olan mutlak butlan davası ilgili asliye hukuk mahkemesinde devam ederken, 38. Olağan Kurultayda genel başkan seçilen ve seçimi tartışılan ve  yargıya taşınan Özgür ÖZEL yönetimi tarafından,  şaibeli oldukları iddia edilen delegelerin oy kullanmadıkları yeni kurultaylar yapılmış ve Özgür ÖZEL yeniden genel başkan seçilmiş, bu seçimi hukuki dayanak yapan yerel asliye hukuk mahkemesi de, açılan mutlak butlan davasını konusuz kaldığı hukuki gerekçesiyle reddetmiştir.

 

Bu red kararının istinafa götürülmesi üzerine, kararı inceleyen istinaf mahkemesi;  davanın reddine ilişkin yerel mahkeme kararını,  sözüm ona hukuka aykırı bularak kaldırmış ve bizzat mutlak butlan kararı vererek Özgür ÖZEL'in genel başkan seçildiği 38. Olağan Kurultay sonuçlarını iptal ederek,  tedbiren 37. Olağan Kurultayda seçilmiş olan KILIÇDAROĞLU ve ekibini görevlendirmiştir.

 

Biz İstinaf Mahkemesinin bu mutlak butlan kararı hukuken doğrudur demiyoruz bilakis eleştiriyoruz.

 

Ancak, mutlak butlan kararını doğru da bulsak yanlış da bulsak, ortada duran ve yok sayamayacağımız bir yargı kararı vardır. Bu nedenle,  bundan sonra izlenmesi gerek en doğru yolu,  bu yargı kararını iyi analiz ederek bulabiliriz.

 

İstinaf Mahkemesi demek istiyor ki; ben delegelerin bazılarının iradelerinin fesada uğradığı 38. Olağan Kurultayı geçerli bulmadığım gibi, 38. Kurultay yönetimi tarafından yapılan ve yerel mahkemenin geçerli sayarak konusuz kaldığı için mutlak butlan davasının reddine hukuki dayanak yaptığı 38. Kurultay sonrası yapılan kurultayları da geçerli saymıyorum ve  bu nedenle 38. Kurultaya ilişkin olarak mutlak butlan kararı veriyorum ve 38. kurultay öncesine giderek 37. Olağan Kurultay ile genel başkan seçilen KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren göreve getiriyorum.

 

İstinaf Mahkemesinin demek istediği ve dayandığı hukuk mantığı bu.

 

Bu mantıkla hareket edecek olursak;  İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararı temyizde onanarak veya bu karar aleyhine temyize başvurulmaksızın kesinleşmesine kadar, tedbiren iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU yönetimi tarafından,  adına ne derseniz deyiniz,  yapılacak olan  kurultay sonuçları da hukuken sakat ve geçerli olmayacak. İstinaf Mahkemesi kararıyla bunu söylemek istiyor.

 

İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararını hukuken doğru bulmuyoruz ama, onun mantığıyla düşünürsek doğru bir yorum. Zira, İstinaf Mahkemesinin kararı kesinleşmeden, tedbiren iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU yönetiminin yapacağı yeni bir kurultayda, 38 kurultay ile iş başına gelen Özgür ÖZEL yerine başka bir kişinin genel başkan seçildiğini düşünelim, ileride istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararının temyizde Özgür ÖZEL lehine bozulması halinde ne olacak?

 

Al sana yeni bir kaos nedeni.

 

Bu nedenle şu anki vaziyet içinde istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararı kesinleşmeden,  hukuki süreç şu veya bu şekilde sonuçlanmadan KILIÇDAROĞLU yönetimi de kurultay yapamaz.

 

Bu nedenledir ki; olası riskleri göze alınarak,  İstinaf Mahkemesinin kararı temyiz yoluna gidilmeden kesinleştirilmeli, hukuki belirsizlik bir an önce kaldırılmalı ve 38. Olağan Kurultayın yenilenmesinin yolu açılmalıdır.

 

Aksi halde, temyize gönderilecek olan mutlak butlan dava dosyasının temyizde uyutularak askı ve belirsizlik sürecinin uzayacağı KILIÇDAROĞLU'nun işgalinin süreklilik kazanacağı akıldan çıkarılmamalıdır.

 

25/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Dinbazlar  Camileri Oy İçin Kullanıyorlar

İslam tarihi boyunca çoğunluğu politikacılar olmak üzere birçok din bazlar camileri kendi çıkarları (oy için de) için kullanırken, Müslümanların mabedi olan yapılar camiler bazen muhaliflerin aleyhine rüzgâr estirmek onları kötülemek için iftira aracı olarak da kullanabiliyor.

Düz vatandaş yanında devletin başındakiler de muhalifleri halk nazarında kötü göstermek, oy için itibar kazanmak uğruna karşıt parti ve gruplara “camileri yaktılar, camilerde içki içtiler” gibi yalan yanlış iftiralar atabiliyorlar. Devletin başındaki Recep Tayyip Erdoğan bile Gezi olaylarında “camide içki içtiler” diyerek halkı tahrik edebiliyordu. Oysa cami içinde görülen bira şişeleri resmi, Sırplarla Bosnalı Müslümanların iç çatışmasında Bosna Hersek’teki cami içinde Sırpların içki içme fotoğrafını sanki İstanbul’daki camide olmuş gibi göstererek yani dini sembolü iftira için kullanabiliyordu. Ayrıca “gezide camiler yakıldı” iftirasını da anımsayınız. [i]

İşte bu yalan ve asılsız iftiralar vatandaşlar arsında kin ve düşmanlık yaratabilecek durumdadır.  İktidarının ilk yıllarında dinciliği dinsel söylem ve eylemlerini ön plana çıkaran RTE “dindar kindar vatandaş yetiştireceğiz” dediğini anımsayınız. Laik T.C. inde devletin başındaki yönetici, “dindar vatandaş yetiştireceğiz” diyemez dememesi gerekir. Demokrasileri laiklikle yoğurulmuş (o nedenle de çağdaşlaşmış) Batı ülkelerinin bir yöneticisi bu sözü söylediği zaman o kişiyi adeta eleştirerek defe koyarlar, iktidarda tutmazlar. Hele yine devletin başındaki kimse “kindar vatandaş yetiştireceğiz” derken vatandaşlar arsına kin ve düşmanlık yaratacağını, vatandaşları birbirine düşüreceğinin bilincine varmalıdır.

Her devirde dini simgelerle iftira atanlar ülkelerinde kanlı saldırlar yaratılacağını bilmelidirler. 1980 de “Kızılbaşlar camiye bomba attı” yalanı üzerine Çorum’da pek çok vatandaşımız (50 kadar) katledilmişti.

Maraş Katliamı veya Maraş Olayları, 19-26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta Alevilere ve solculara yönelik meydana gelen katliamdır. Yedi gün süren olaylar sırasında iddianameye göre 111 kişi öldürüldü. Alevilere ait 559 ev yakıldı, 290'a yakın iş yeri tahrip edildi. 23 yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam., 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapis cezası aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı. 12 Eylül Darbesi'ne sebep olan olaylardan biri olarak kabul edilmektedir.[ii]

Ötesine gitmeyelim Ehlibeyt ve Kerbela katliamından günümüze kadar nice binlerce isyanlarda din ve mezhep saldırı ve katliamlarla doludur.

Camilere dokunduk ama konu dinsel tahrik, saldırı ve katliama yöneldi. Kuranı Kerimin hiçbir yerinde cami sözcüğü yoktur, Kuran’a göre namaz kılınan yer mabet geçer. Cami Arapça “cem” toplanma yeri toplayan bir araya getiren anlamındadır. İslam’ın ilk yıllarında Cuma namazı kılınan büyük mescitler için kullanılan “el-mescidü’l-cami” adı 10. Yüzyıldan sonra kısaltılarak “cami” şeklinde kullanıldı. Amaç itibarıyla cami ibadet dışında dini eğitim, kütüphane, askeri, devlet yönetimi için idari amaçlarla da kullanıla gelmiştir. Ayrıca inanamayacaksınız Osmanlı yönetimindeki nice camilerde Hacivat-Karagöz gölge oyunu oynatıldığını çoğumuz bilmez. II. Abdülhamid döneminde yine bazı camilerde tiyatro oyunları oynatılırdı. II. Abdülhamid’in 1896 da çıkarttığı nizamnamesi camide tiyatro-ortaoyunu vb. oynanması değil, bazı oyunların sansürlenmesine yönelikti. Yine II. Abdülhamid döneminde Diyarbakır Ulu Cami’de 1902 yılında tiyatro oynanırken, birileri tarafından duvara “tiyatro münafıkların işi” yazan yakalanan kişinin tepkisi tiyatroya değil, tiyatronun “Frenk işi” olduğunu bunun için tepki verdiğini söylüyordu. Matbaa da 1450 yılında bulunuşundan Osmanlıya girişini 300 yıl geciktiren zihniyet de “Frenk işi Kuran basılmaz” zihniyeti değil miydi?

Bu örneklerde gördüğümüz gibi dini simge, dini hurafeler, ne ki camiler bile bilimin Osmanlı yurduna gecikmeyle geldiğinin acı örnekleri ile doludur.

Osmanlıda cami duvarlarına manzara resimler tablolar asıldığını görüyoruz. Soner Yalçın’ın Tağut kitabından algıladığımız 50. Sayfada şöyle yazıyor: “…Camide imam nikahı kıydırmayı Cumhuriyet’e karşı rövanş alma gibi görenler bilmiyorlar ki imamların nikah kıymasını II. Mahmut son verdi”.  Bir ara Osmanlıdan önce bazı kiliselerde çan çalma yasağı, yabancıların camilere girme yasağı vardı, Osmanlılar bu yasakları kaldırdı.

Devrimler ve Atatürk düşmanları camilerin “işgal edildiği” şeklinde yıkıcı propaganda yapılıyordu, oysa camiler birçok zamanlarda askeri amaçlarla da kullanılabiliyordu. Osmanlının özellikle yıkılış yıllarında Balkanlardan ve öteki terk edilen Osmanlının topraklarından göç edip İstanbul’a gelen binlerce göçmen camilere sığınırlardı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında şimdiki asker sayısından fazla iki milyon asker besleyen Cumhuriyet hükümeti askerini doyurmak savaşa hazır olmak için halktan aldığı buğdayı az kullanılan camilere doldurmuştur.  Bunu fırsat bilen Cumhuriyet değerlerinin, Atatürk’ün düşmanı olan gerici evreler, “İnönü Camileri ahır yaptı” diyerek ülkede kin ve düşmanlık yaratıyorlardı.

Günümüzde öylesine cami yarışı oluşmuş ki, gereğinden fazla birbirinden 100 uzakta cami yapılır olmuş. Elinde makbuz “cami yapıyoruz camiye hayır topluyoruz” diye halk arasında

 köy köy dolaşan ondan nemalanan kişiler olduğu dedikodusu yayıldığı da söylenir.  Osmanlı döneminde 200 yıl önce Osmanlı topraklarında 1600 kişiye bir cami düşerken, günümüzde Türkiye’de nerede ise 500 kişiye bir cami düşmekte. Almanya topraklarında 200 yıldır kilise yapmadıkları söylenir. Türkiye’de öylesine cami yapımı artmış ki adeta boş gezen imama iş bulmak için cami yapıldığı söylenmekte. [iii]

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com.tr

SONNOTLAR

Din baz, dini inançları ve değerleri kişisel çıkarları, siyasi hedefleri veya maddi kazançları uğruna araçsallaştıran, istismar eden veya dine uygun davranıyormuş gibi görünerek iki yüzlü tutum sergileyen kişiler için kullanılan bir kavram

[i] Çağdaş devlet adamı vatandaşlarına “dindar kindar vatandaş yetiştireceğiz” diyemez.

[ii] https://tr.wikipedia.org/wiki/Mara%C5%9F_Katliam%C4%B1

[iii] Kaynak: Tağut Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yayınları 2024


Sayın Özgür Özel'in Dikkatine

Sayın Özgür ÖZEL,  hiç canını sıkma lütfen.

 

Öncelikle ve derhal mutlak butlan davasını bu haliyle kesinleştirerek bu dava sürecini sonlandır. Yani,  kararı asla temyiz etme,  ettiysen geri çek.

 

Müsaade et, 38. Olağan kurultayı yapan eski genel başkan KILIÇDAROĞLU,  mutlan butlan kararıyla iptal edilen  38. kurultay tarihi itibariyle kaybettiği genel başkanlık koltuğuna otursun.

 

İptal edilen 38. Olağan kurultay ne zaman yapılmıştı?

 

4-5 Kasım 2023 tarihinde.

 

Şimdi,  mutlak butlan kararıyla,  zamanı geriye, yani  4-5 Kasım 2023 tarihine alalım.

 

Peki, geçerli olan en sonuncu, yani, 37. Olağan Kurultay ne zaman yapılmıştı?

 

25-26 Temmuz 2020 tarihinde.

 

Geçerli olan 37. Olağan Kurultay ile iptal edilen 38. Olağan Kurultay arasında geçen süre ne kadar?

 

Üç sene dört ay.

 

CHP Tüzüğünün Olağan Kurultay süresini belirleyen ilgili maddesi ne diyor?

 

Olağan Kurultay 2 yılda bir toplanır, 1 yıldan fazla ertelenemez.

 

Demem o ki; iptal edilen 38. Olağan Kurultay, geçerli olan en yapılan 37. Olağan Kurultay'dan tam üç sene dört ay sonra yapılmıştır.

 

Yani iptal edilen 38. Olağan Kurultayın tüzük gereği yapılması gereken uzatmalar dahil azami süresi olan üç sene dolmuştur.

 

Sayın ÖZEL siz mutlan butlan kararını temyiz etmez ve hemen kesinleşmesini sağlarsanız, mutlak butlan kararı uyarınca geriye dönen ve koltuğa oturan KILIÇDAROĞLU yönetim, tüzük gereği ve derhal,  iptal edilen 38. Olağan Kurultayı yeniden toplamak zorundadır. Ben yeniden azami üç sene kazandım, en uygun tarihi kafama göre belirlerim, partide tasfiyelere gitmek için zaman kazanmam gerekiyor diyemez, daha fazla yönetimde kalamaz,  kurultayda yeniden seçilmeden.

 

2019 Yerel seçimleri İstanbul için iptal edilince, eski yönetimin süresi dolduğu için seçimler derhal yenilenmedi mi? Yenilendi.

 

Mahkeme kararıyla geriye dönen KILIÇDAROĞLU; o tarihteki delegelerin katılımıyla ve CHP Tüzüğü gereği,  37. Olağan Kurultaydan bu yana üç seneyi aşan süre dolduğu için,  derhal Olağan Kurultay kararı alarak,  iptal edilen 38. Olağan Kurultayı toplamak ve yenilemek zorundadır.

 

En kısa ve garantili yol budur, Sayın ÖZEL.

 

23/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget