Üçüncü Kez Öldüm
Adaşlarım yüzünden üçüncü kez öldüm.
Önce birinci ölümümle ilgili ve bu sitede daha önce de yayınlanan bir yazımdan buraya alıntı yapmak istedim.
Benden altı yaş büyük
köylüm akrabam ve çok sevdiğim değerli bir insan adaşım Cevat Kulaksız’ı Almanya’da
1997 yılında kaybettik. Kendisi uzun yıllar Almanya’da işçi olarak çalıştı.
Adaşıma gelen mektup
Rahmetli adaşım, köyünde kendisini bekleyen eşi ve çocukları varken Almanya’da
Beyhan (1) adında bir Türk kadınla dost hayatı yaşarmış. Adaşım Almanya’dan
Türkiye’ye izine gelirken bu kadınla tartışıyorlar, kadın, “Almanya’ya
gelirken sakın karını falan getirme” diye adaşıma söylüyor.
Rahmetli adaşım öteki hemşerilerine “herhalde dönüşte hanımı getirmek
istiyorum” falan laf ediyor ve bu söz, adaşım Türkiye’de izinde iken
dostu olan bu Beyhan’ın kulağına ulaşıyor.
Almanya’dan adaşıma
Beyhan’dan gelen mektubu bana geliyor sanarak yanlışlıkla alıp okudum.
Mektupta, dost hayatı yaşadığı Beyhan öylesine sinirli yazmış ki, “ulan
oruspu çocuğu Cevat, beni kandırarak aylarca kullandın gönül eğlendirdin, şimdi
de duyuşuma göre karını Almanya’ya getirecekmişsin, sana yapmayacağım yok” gibi
tehdit içerikli, küfürlü ifadeler kullanıyor, böyle yazılar yazıyordu. Mektubu
böylece okuyunca şok oldum, şaşırdım, utandım adaşım ailesi adına çok üzüldüm.
Adaşıma gönderdiğim mektup dostu Beyhan’ın eline geçiyor.
Adaşıma gelen bu mektubu
görünce adaşım adına çok üzüldüm. Hemen izinden köyden ayrılan adaşıma bir
mektup yazarak, anımsadığım kadarı ile sevdiğim saydığım adaşıma kardeşçe şöyle
ifadelerle bir mektup yazdım: Mektubumda kısaca şunları dedim, sevgili
amcaoğlu, köyde seni bekleyen, sana bağlı eşin ve çocukların var. Bak bu kadın
sana böyle küfürlü mektup yazıyor, vaz geç bu oruspudan.
Adaşım ve Beyhan birbiri ile
dost hayatı yaşadıkları için, birine gelen mektubu o, ona gelen mektubu da adaşım
alırmış. İşte böylece istemeden ben de bu işe karışmış oldum. Almanya’da benim
yazdığım mektubu alan Beyhan tabi bana kızıyor. Oysa ne ben onu tanırım ne o
beni tanır, şimdi bile. Mektubumun Beyhan’ın eline geçeceğini bilemezdim.
Almanya’dan bir gün Beyhan’dan
bir mektup geldi, mektupta, “Cavat Efendi, benim oruspu olduğumu neren
biliyorsun, tanımadığın kişiye nasıl böyle suçlama yaparsın” diye
soruyor ala küfürlü bana da esip yağıyordu yazdıklarında “al başına belayı”
derler ya. Aman Tanrım, tanımadığım bir kadından böyle mektup alıyordum. Olayı
öteki yakın akrabalarıma anlattım, onlar da “hakketmişsin, sen ne
karışıyorsun elin özeline” diyorlardı. Oysa benim amacım akrabama
kardeşçe sevdiğim adaşıma yardımcı olmaktı. Vay be kendi kendime şaşırdım
kaldım, bu olayla “fazla merhamet maraz doğurur” atasözü ile
adeta doğrulanıyordu. Aradan 50 yıl geçmesine karşın, bu olay hafızamda
yerleşti kaldı ve hiç unutamadım.
Aradan bir yıl mı ne geçti,
adaşım yine izine geldi, bu mektup düellosunu anlattım, rahmetli adaşım, “istemeden
bu işe girmişsin, özür dilerim senin tırnağın olmaz o” falan diyerek
olayı kapattık, ama bu bende hüzün veren bir anı olarak kaldı.
Adaşım Cevat’ın bir kızı iki
oğlu vardı. Kızı Meryem öğretmen oldu, iki oğlu Kâmil ve Musa şimdilerde
Almanya’da yaşıyorlar. Adaşımın eşi Türkan Hanım, yıllarca adaşımı çocuklarını
özlemle bekledi, sonra da Ankara’ya (Cebeci’ye) taşındılar. Sonraki yıllarda
adaşımın eşi Türkan Hanım da rahmete kavuştu, şimdilerde mezarlıkta yan yana
yatmaktalar.
Aradan yıllar geçti, 1996 da
emekli oldum, adaşımla irtibatım kesildi. Tam o sıra Antalya Akdeniz
Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan büyük oğlum C.C. sınıfta kalıyor
biraz sıkıntılı okuyordu. Ankara’da mor sümbüllü bağlarım mı kalıyor,
diyerek Ankara’daki evimi kiraya verdim, Antalya’ya oğlumun yanına taşındık.
Adaşım ölünce benim öldüğümü sanmışlar
Antalya’ya taşındığımızdan
bir yıl sonra adaşım Cevat Kulaksız’ın 7.6.1997 de rahmete kavuşunca hem
köyümüzde hem akrabaların olduğu Kaman ilçesinde camilerde salalar
veriliyor, “Yelek’li Cevat Kulaksız’ın vefat etti” şeklinde
cami minarelerinden duyuruyorlar. Adaşımın vefat haberini duyanlar benim
öldüğümü sanıyorlar telefonla eşime başsağlığı dileklerini iletiyorlardı.
Telefona çıkan eşim, “Gülhan, Cevat Bey’in vefatını duyduk, çok üzüldük
başın sağ olsun, Allah rahmet eylesin” diyorlar. Eşim Gülhan bunları
duyunca kıkır kıkır gülmeye başlıyor. Telefonun karşısındaki de eşim için
“vah vah kocasının ölümüne çok üzülüp Gülhan kafayı bozmuş” diye
söyleniyorlar. Telefonun yanında ben olduğum zaman da “vay garip
başım” diye söyleniyor kendi kendime gülüyordum.
Kaman’da oturan eşim
Gülhan’ın kardeşleri, akrabaları, “Cevat enişte ölmüş, bir araba tutalım
cenazeyi kaldıralım” diyorlar, kendi aralarında toplanıyorlarmış.
Gülhan uzun süre telefon edenlere, eşinin “ölmediğini aynı köyden aynı
akrabadan adaşı Cevat Kulaksız öldü” günü söylüyor, ortalığı
yatıştırıyor. Bu olay bizi epey zaman meşgul etmişti.
Telekom adaşımın telefon parasını bana ödetiyor
Ev telefon faturalarımızı
İzmir’de doktor olan oğlum Celil Cüneyt banka talimatı ile ödüyordu.
Sanırım 2016 yılı idi. Oğlum C. Cüneyt ile telefonla
konuşurken, “yav sizin telefon paralarınızın benimkinden neden çok
fazla geliyor, ne yapıyorsunuz, yurt dışı ile mi konuşuyorsunuz” diyordu.
Böyle olmaması gerekir, bir yanlışlık olmalı diye düşündüm T. Telekom’dan
araştırmaya başladım.
Adaşım Cevat Kulaksız ölünce,
iki oğulları Almanya’da çalışıyorlar, kızı Meryem öğretmen olarak başka yerde
çalışmakta, evde rahmetli adaşımın eşi Türkan Hanım tek başına kalıyor.
Uzaklarda Almanya’daki çocukları ile konuştuğu için, yerli telefona göre
daha fazla fatura geliyor olmalı. Adaşıma kayıtlı olan telefon her nasılsa
faturası birkaç ay ödenemiyor. T. Telekom bilemediğim bir nedenle adaşımın
telefon faturasını bana ödetilmeye başlıyor. Oysa rahmetli adaşım Cebeci’de
oturuyor, ben de Batıkent’te oturuyorum, bağlı oldukları merkezler farklı.
Bakıyorlar ki iki Cevat Kulaksız ikisi de Kamanlı hem de aynı köylü; adaşımın
faturaları ödenmeyince benim adıma yönlendiriliyor. Oraya dilekçe buraya dilekçe
zorlukla düzelttim. Sanırım banka talimatlı faturalarımızı Oğlum C. Cüneyt
birkaç ay ödemiş oluyor.
İkinci ölümüm
2022 yılının Nisan ayı
idi. Bir sosyal paylaşım sitesinde rahmetli adaşım Cevat Kulaksız’ın mezar taşı
adı yazılı olarak yayınlandı; hemen yanı başında eşi Rahmetli Türkan Hanımın
mezar taşı da vardı. Yalnız eşinin mezar taşında sadece -an- kısmı görülüyordu
(Türk-an ve Gülh-an şeklinde). Adaşımın çocuklarından biri tarafından mezar
taşlarının fotoğrafı çekilip sosyal paylaşım sitesine konulmuştu. Sosyal
paylaşım sitesinde benim adımı gören tanıdıklar öldüğümü sanarak başsağlığı
için evimizi arar oldular.
Şimdilerde emekli öğretmen
olarak Ankara Batıkent’te yaşamını sürdüren meslektaşım ve adaşımın kızı Meryem
Şahin, aynı paylaşım sitesinde aşağıdaki buruk ifadeleri ile duygularını
yansıtıyordu:
“Yıllar geçse de özlemleri
hep sürüyor, Allah rahmet eylesin güzel, fedakâr annem yıllarca gurbet yolu
bekledi durdu. Bizlerin peşinde hem anne hem baba oldu. Babam yıllarca ayrıydı
bir Almancı klasiği. Uzakta olsa varlığını bilmek yetiyor insana. Almanya
deyince hep içim burkulur, ayrılıklar gelir aklıma. Ailelerin birbirlerinden
ayrılıkları gelir. Kimi gidenler parasal açıdan kazandılar, kimi eh işte. Ama
yine de hep kaybettik gibi gelir bana, gurbette sevdiklerimizden uzak yıllar,
bayramlar, paylaşılamayan sevinçler, üzüntüler. Kendilerini nereye
koyacaklarını bilemeyen bizde Almancılar, orda işçi Türker. Söyleyecek çok şey
var, yüreğimizde acılarımız, özlemlerimiz... Şimdi toprağın kucağında hasret
bitti yan yana yatıyorlar. Nur içinde uyusunlar, mekanları cennet olsun”.
1965-67 lerde Ağrı-Diyadin
Sürmelikoç köyünde öğrencim, daha sonra meslektaşım olan M. Sıddık Kaya da
sosyal paylaşım sitesinde adım yazılı mezar taşını görünce, “ben de
sizi zannettim, ama tarihleri uymuyor” diye mesaj atıyordu.
Kısaca rahmetli adaşım yüzünden, hem de iki kez, böylesine öldüğüm sanıldı.
Yaşam yokuşumuzda böyle anıları da yaşamış olduk.
Üçüncü kez ölüşüm
Türkiye’de aynı adı taşıyan milyonlarca kişi var. Benimle
aynı adı, hem de aynı mesleği taşın Cevat Kulaksız olarak adaşlarımdan dolayı
başıma ilginç olaylar geldi.
Ankara Batıkent’te üçüncü ölüşüm de adaşım hem de
meslektaşım başka bir Cevat Kulaksız yüzünden oldu. Cep telefonumdan bir konuyu
araştırırken bir sitede benim adımın yazılı olduğu ve benim öldüğümü belirten bir
yazıyı okuyunca şaşırdım. “Allah Allah nasıl öldüm ki diye
şaşırıp söylenmeye başladım. İnternetten okuduğum ve benim için yazılanlar
şöyle idi:
“Haber Güncel ve dunya 48 gibi
İnternet gazetelerinde köşe yazarlığı yapan araştırmacı yazar ve emekli
öğretmen Cevat Kulaksız 16 Ağustos 2026 tarihinde vefat
etmiştir.
Konya Kadınhanı 1959 doğumlu olan ve Ankara’da yaşayan
Kulaksız’ın ilgili öne çıkan detaylar: 16 Ağustos 2026 Pazar günü hayatını
kaybeden ve Konya Yazır köyünde toprağa verildi”.
Yukarıda anlatılanlar benim yaşantımla ilgili olup benim
öldüğüm açıkça anlatılınca çok şaşırdım, kendi kendime kendimi bir yokladım,
öldüm mü sağ mıyım diye şüphelendim.
Sonradan anladım ki ölen gerçek Cevat Kulaksız Konya’lı
adaşım emekli Öğretmen Cevat Kulaksız imiş. Ben ise, Kırşehir İli Kaman İlçesi
Yelek köyünden ve emekli Öğretmen Cevat Kulaksız idim. Yukarıdaki anlatılan
bendim, “Haber Güncel ve dunya 48 gibi İnternet gazetelerinde köşe
yazarlığı yapan araştırmacı yazar ve emekli öğretmen” nitelemesi bana
aitti. Kendi kendime tövbe tövbe diyerek kendi kendime sevindim.
Bilmiyorum böylesine üç kez ölen başka biri var mı ki
diye kendi kendime söylenir dururum.
Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com
Son notlar
(1) Rahatsız ederim endişesi ile gerçek adını vermiyorum, Beyhan uydurma bir ad


