Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Karar çok açık niçin anlamak istemiyorsunuz?

Ben bir hukukçu ve CHP seçmeni olarak Özgür ÖZEL yönetimiyle ilgili olarak istinafın vermiş bulunduğu 38. Olağan Kurultayın tüm sonuçlarıyla hükümsüz sayılmasına yönelik mutlak butlan kararı nedeniyle çok üzgün ve kızgınım. Bu kararı asla hukuka uygun bulmuyorum.

Ancak, üzülelim ve de kızalım. beğenelim veya beğenmeyelim, ortada, verilmiş ve temyiz incelemesi sonunda kesinlik kazanacak uygulamaya konulan bir yargı kararı var.

Şimdi, görevden tedbiren uzaklaştırılan seçilmiş Özgür ÖZEL yönetiminin ilk yapması gereken şey,  aslında karar çok açık ve net olmasına rağmen, bu istinaf kararını aklı başında ve tarafsız hukukçulara tahlil ettirerek bu kararın ne demek istediğini sakin bir şekilde saptamak olmalıdır. İşte bunu yaptıktan, yani istinafın kararını beğenmesek ve sonuçlarını arzu etmesek, kabul etmek istemesek de, kararın ne demek istediğini doğru bir şekilde anladıktan sonra izleyeceği yolu doğru bir şekilde çizmek olmalıdır.

Bize soracak olursanız, benim bir hukukçu olarak, aslında çok net ve açık olan istinaf mahkemesinin kararından anladıklarım şunlardır;

İstinaf Mahkemesi, davacıların davasını kabul ederek davacıları haklı bulmuş ve Özgür ÖZEL ve ekibinin seçildiği 38. Olağan Kurultayını ve buna bağlı olarak 38. kurultaydan sonra yapılan olağanüstü ve olağan kongreleri ve alınan tüm kararları mutlak butlan nedeniyle iptal ederek, 38. Olağan Kurultaydan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının, karar kesinleşinceye kadar görevlerine aynen devam etmelerine yönelik tedbir kararı vermiştir.  

Görülüyor ki; İstinaf Mahkemesi, Özgür ÖZEL ve ekibinin seçilerek iş başına getirildikleri 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan sebebiyle iptal etmekle yetinmemiş, kararının kesinleşmesini bekleme gereğini duymamış ve tedbiren KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmiştir. Bunu da kararında; ”kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak, asıl ve birleşen dosyalarda davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir” şeklinde gerçekleşmiştir.

İstinaf Mahkemesinin  karar kesinleşene kadar tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmesini, hiç kimse, KILIÇDAROĞLU'na iptal edilen 38. Olağan Kurultayı derhal yenilemesi görevi verilmiş ve o nedenle görevine iade edilmiştir şeklinde yorumlamaya kalkışarak beyhuda tartışmalara girmemelidir. İstinaf, benim kararım kesin değildir, kararım kesinleşene kadar tedbiren eski yönetimi iş başına getiriyorum, 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan nedeniyle iptal etmeme rağmen, kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak,  kararım kesinleşene kadar, tedbiren, iptal ettiğim 38. Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL yönetimini işten el çektirerek, yönetimi KILIÇDAROĞLU ve ekibine iade ettim demektedir.

Bu tedbir kararını, idari yargıdaki yürütmenin durdurulması  kararına benzetebiliriz.

İdari yargıda nasıl ki; hukuka aykırı bir idari işlemin derhal uygulanması halinde idari işleme tabi kişinin  telafisi güç ve imkansız zararlara uğrayacak ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması halinde işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilebiliyorsa, İstinaf Mahkemesinin,  tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini karar kesinleşene kadar CHP'nin başına getirmesini,  idare hukukundaki idari işlemin yürütülmesinin durdurulması gibi kabul edebiliriz.  

Mahkeme çok haklıdır!

Evet, mutlak butlan kararıyla iptal edilmesine rağmen, 38. Olağan Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL ve ekibi görevden alınarak, karar kesinleşene kadar, CHP yönetiminin tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimine verilmemesi, iş başındaki iktidar açısından telafisi güç ve imkansız zararlara ve sonuçlara, yani önümüzdeki seçimleri kazanamamasına ve iktidarını Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının yönetimindeki CHP'ye kaptırarak iktidarı kaybetmesine neden olacaktı. Bu mutlak butlan kararının siyasi gerekçesi ve  özü de burada yatmaktadır.

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar ve tedbiren,  iktidarın menfaatleri için iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU'nun sergilediği tutum ve tavırlara bakıldığında, KILIÇDAROĞLU'nun;  İstinaf kararında açıklandığı gibi,  karar kesinleşene kadar, kurultay yapmadan partiyi idare etmeye kalkışacağı anlaşılmaktadır.

Özgür ÖZEL ve ekibi;  üzülerek söylüyorum, bu yalın gerçeği göz önünde tutmalı, biraz sakin ve gerçekçi olmalıdır. KILIÇDAROĞLU'nu kurultay yapmaya zorlamakla birlikte, bunu başaramazsa izleyeceği (B) planını ve yol haritasını da derhal hazırlamaya başlamalıdır.  

Bize göre, bu (B) planında, asla yeni bir parti kurmak olmamalıdır.

Özgür ÖZEL; yönetimdeymiş, hiçbir şey olmamış gibi, CHP Milletvekili, CHP Grup Başkanı sıfatlarıyla,  CHP'nin saflarında iktidar yürüyüşüne çıkan ülkemizin tüm demokratik ve toplumsal muhalefetini meydanlara toplayan Türkiye İttifakı mitinglerine devam ederek, seçmene umut olmayı sürdürmeli, meydanları asla boş bırakmamalıdır.

30/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kurtuluş'un Ve Kumpas'ın Aşılmasının Yolu Türkiye İttifakından Geçmektedir

Bugüne kadar oy verdiğim ve bundan sonra da vermeye devam edeceğim CHP'nin başına,  iktidar ve CHP'nin içindeki Truva Atı'nın iş birliği ve organizasyonuyla  örülen çorap (kumpas) beni çok üzmüştü. Ancak, inanın bana,  şimdi çok rahatım, her şerde bir hayır vardır sözüne çok inanırım, bu şer de ülkemizin geleceği için hayırlara vesile olacaktır.

 

Ancak bir şartla, ülkenin her alanda geri gittiğine, insanların yoksullaştığına, yargı güvencesinin kalmadığına, devletin temeli olan adaletin siyaset elinde ayaklar altına alındığına,  yaşayarak tanık olan,  ruhunda ve bedeninde ve de kesesinde hisseden her kesimden insanlarımızın, oy kullanırlarken, akıllarını başlarına toplaması koşuluyla, aşacağız bu krizi.

 

CHP genel başkanlığından, ne kadar devam edeceği belirsiz bir zaman süresince geçici olarak  uzaklaştırılan Özgür ÖZEL; bugüne kadar yaptığı yüzlerce mitingde, meydanları dolduran kalabalığa ne şekilde hitap ediyordu bir hatırlayınız. CHP lafını hiç ağzına almadan,  sosyal demokratlar, muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, sosyalist demokratlar diye hitap ederek, ülkenin gidişinden, geleceğinden ve saray iktidarından ümitlerini kesen,  ülkemizin içinde bulunduğu kötü şartlardan, özellikle ülke ekonomisinden ve yargısından memnun olmayan ülkemizin her kesimden tüm toplumsal muhalefetini, Türkiye Muhalefeti adı altında sandıkta birleştirmeye çalışmıyor muydu?

 

Evet, hangi partiye sempati duyarlarsa duysunlar, her kesimden demokratları, Türkiye muhalefeti olarak meydanlarda ve sandıkta tek yürek birleştirmeye çalışıyordu.

 

Demek ki; iş başındaki son kullanma tarihi dolmuş olan antidemokratik iktidarı sandıkta oylarıyla  devirerek ülkemizin geleceği için yeni bir sayfa açacak, ülkemizin demokratik geleceğine imza atacak olan kişi, tek başına Özgür ÖZEL ve ekibi olmayacak, toplumsal muhalefet tabanının çoğunluğuna sahip olan Özgür ÖZEL ve ekibi, sadece bu birlikteliğin, Türkiye İttifakının sağlanmasına aracı olacaktır.

 

Bizce, bu birlikteliğin, yani Türkiye demokratik toplumsal muhalefet ittifakının sandıkta sağlanarak ülkenin iş başındaki iktidardan kurtarılmasının temininde asıl görev; ülkenin normal koşullarında hangi partiye sempati duyarsa duysunlar, ülkenin içinde bulunduğu günümüzün olağanüstü zor şartlarını görerek, oylarını dağılmadan ve parçalanmadan, ülkeyi saray iktidarından kurtarabilmek için, sadece bir kereliğine ve seferberlik ruhu içinde, seçim zamanı CHP'nin başında olsun veya olmasın, Özgür ÖZEL ve ekibine güvenerek, onlara destek çıkacak ve seçim zamanı oluşacak şartlara göre, mecbur kalıp hangi siyasi partinin ve oluşumun içinde olurlarsa olsunlar, Özgür Özel ve ekibinin içinde yer alacağı, adına Türkiye İttifakı diyebileceğimiz siyasi oluşumun ortak listelerine oy vermeleri gereken tüm demokrat muhaliflere düşmektedir.

 

Zaten, iş başına geldiği andan itibaren, büyük bir özveri içinde, büyük bir liderlik örneği göstererek her ideolojiden demokratik toplumsal muhalefeti bir araya getirip sandıkta birleştirmeye gayret eden ve bunun için çalışan Özgür ÖZEL ve ekibi; CHP'ye, yargı eliyle kumpas kurulmasaydı,  mutlak butlan kararı ile CHP yönetiminden uzaklaştırılarak yerine, KILIÇDAROĞLU ve etrafındaki bir avuç şakşakçısı getirilmeseydi, yani Özgür ÖZEL ve ekibinin CHP deki yönetimleri devam ediyor olsaydı bile, bu ekibin başarılı olabilmesi için, yukarıda belirttiğimiz Türkiye İttifakının spontane sandıkta oluşması zorunluydu.

 

Yani Özgür ÖZEL ve ekibinin; CHP'ye yönelik olarak, işbirlikçi KILIÇDAROĞLU'nun yardım ve katkılarıyla, saray ve yargı işbirliğiyle yapılan kumpas ile görevden uzaklaştırılmaları, bize göre aleyhe sonuç doğurmayacak, bilakis, bu kumpas geri tepecek, hayırlara vesile olacak ve Türkiye’nin tüm demokratik toplumsal muhalefeti, inadına,  Özgür ÖZEL ve ekibinin etrafında birleşerek adeta kilitlenecek ve inşallah bu ülke özgürlüğüne ve yargı bağımsızlığına kavuşacaktır.

 

Durmak yok yola devam, Özgür ÖZEL ve Türkiye’nin sorumluluk duygusu yüksek tüm demokratik  ve toplumsal muhalefeti, sorumluluğunuz daha da artmıştır. CHP'ye,  daha doğrusu ülkenin geleceğine ve demokrasisine karşı kurulan kumpası, Türkiye İttifakında birleşerek ve oylarınızı bölmeyerek sizler bozacaksınız, unutmayınız.

 

29/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Biz Gerçek Hukukçuların İşi Çok Zor

Maalesef ülkemizde iki ayrı hukuk oluştu.

 

Birincisi ve doğal olanı;  T. C. Devletinin yürürlükteki anayasa ve diğer yasalarından kaynaklı resmi hukuku, ikincisi ise; T. C. Devletinin anayasa ve yasalarının fiilen yok sayılarak veya iktidarın yararına yorumlanarak eğilip bükülerek oluşturulan fiili hukuku.

 

İşte bu nedenledir ki; ülkemizde yaşanan olayları,  T. C. Devletinin anayasa ve yasalarından hayat bulan resmi ve gerçek hukukuna göre yorumlayan bizim gibi gerçek hukukçular,  bu ikili hukuk nedeniyle, bazen zorlanıyorlar ve anayasa ve yasaların eğilip bükülerek veya yok sayılarak üretilen fiili hukukuna göre verilen bazı hukuk dışı yargı kararlarını yorumlamak ve bir görüşe varmak zorunda kalıyorlar.

 

Bunun sonucunda da, fiili hukuka göre yorum yaparak sonuca varmak zorunda kalan gerçek hukukçular zor durumda kalıyor ve kamuoyunda yanlış anlaşılıyorlar.

 

Örneğin,  Ankara adliyesine mensup bir asliye hukuk mahkemesinin,  CHP hakkında 38. Olağan Kurultayın iptaline yönelik olan açılan mutlak butlan davasında; sonradan yasal bir kurultay yapıldığı için açılan davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, resmi hukuka uygun olarak vermiş olduğu, açılan davanın reddine ilişkin kararını denetleyen üst İstinaf Mahkemesinin; yerel mahkemenin, davanın reddine yönelik kararını, hukuka aykırı olarak kaldırarak mutlan butlan kararı verip CHP yönetimini de tedbiren 37. Kurultayda seçilen eski KILIÇDAROĞLU yönetimine teslim edilmesine karar vermesi, bize göre de, yürürlükteki resmi hukuka aykırı olmasına rağmen, İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken izlediği hukuka aykırı mantık ve yorumu nedeniyle,  istinafın hukuka aykırı bu mutlak butlan kararından sonra CHP de izlenecek yolu bir hukukçu olarak yorumlarken,  ister istemez, istinaf mahkemesinin hukuku yorumlama ve uygulama mantığına göre hareket ediyor ve T. C. nin resmen yürürlükte olan anayasa ve yasalarına dayalı gerçek hukukundan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

 

İşte bu nedenledir ki; daha önce yazdığımız yazımızda, gerçek hukuki görüşümüze ters düşmesine rağmen, İstinafın bu mutlak butlan  kararından sonra, istinafın bu karar kesinleşmeden, yani 38. Olağan Kurultayla ilgili yargıya intikal eden mutlak butlan davası şu veya bu şekilde çözülerek kesinleşmeden, dava süreci sonlanmadan, CHP'de yeni bir kurultay yapılamayacağı görüşünü açıklamak zorunda kaldık. Bunu biz söylemiyoruz, İstinaf Mahkemesi açıkça olmasa da öyle istiyor, o nedenle 38. Kurultay üzerine yapılan kurultayları dikkate almamış ve dava konusuz kalmamıştır, davayı konusuz kaldığı gerekçesiyle reddedemezsin diyerek yerel mahkemenin kararını kaldırmıştır. İstinaf mahkemesinin kararının satır arası ve kodları bu mantık maalesef.

 

Diyelim ki; istinafın kararına rağmen dava süreci sonuçlanmadan yeni bir kurultay yapıldı ve Özgür ÖZEL ve ekibi dışında bir yönetim kurultayı kazandı. Temyiz mahkemesi de istinaf gibi, bu yeni seçimi ve yeni yönetimi dikkate almayarak, davanın konusuz kaldığı sonucuna varmayıp, 38. Kurultayı geçerli saydı ve davayı Özgür ÖZEL ve ekibinin lehine sonuçlandırdı, o zaman al sana bir kaos daha.

 

Televizyonlardaki tartışma programlarına çıkan hukukçu arkadaşlar; lütfen,  bu iki ayrı hukuku ve istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken esas aldığı fiili hukuku ve hukuk dışı hukuk  mantığını göz ardı etmesinler.

 

Evet, İstinaf mahkemesi 38. Kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylara rağmen, bu kurultayları yok ve geçersiz saymış ve o nedenledir ki; yerel asliye hukuk mahkemesi sonradan yapılan bu kurultayları geçerli sayarak,  davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle,  mutlak butlan davasını reddetmiştir. İstinaf Mahkemesi ise;  hayır öyle değil, 38. Kurultay sonrası kurultayları geçerli sayarak dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle davayı reddedemezsin diyerek mutlak butlan kararı vermiş ve 37. Kurultay ile iş başına gelen  KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren yönetime getirmiştir.

 

Sonuç olarak şunu söylüyoruz. 38. Kurultayı bir yana bırakalım,  ondan sonra yapılan kurultaylar bize ve resmi ve gerçek hukuka göre geçerli olup, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin,  buna dayanarak,  dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle, açılan mutlak mutlan davasının reddine yönelik olarak verdiği karar da,  hukuka uygun ve yerindedir.

 

Ancak, yerel mahkemenin kararını bozan İstinaf Mahkemesinin; kendi yarattığı fiili hukuka göre verdiği ve yok sayılması mümkün olmayan mutlak butlan kararına göre; KILIÇDAROĞLU yönetiminin, 38. kurultaya yönelik dava süreci, tüm aşamalar tamamlanarak kesin sonuca bağlanana kadar, yeni bir kurultay yapma mecburiyetinde olmadığı da bir vakıadır.

 

Anladınız mı şimdi? Biz, gerçek hukukçuların ne kadar zorlandıklarını, zor durumda kaldıklarını.

 

28/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yüksek Seçim Kurulu Topu Tac'a Atmıştır

YSK, seçimleri denetleyen bir yargı organıdır, hem de kararları kesin olan yüksek bir yargı organıdır.

 

Yasalara göre, mahkemeler ve yargı organları, önlerine gelen bir yargısal talebi olumlu veya olumsuz sonuçlandırmak ve bu konuda bir karar vermek zorundadırlar.

 

Yargı kararları yorumu gerektirmeyecek açıklıkta olmalıdır.

 

Mutlak butlan kararıyla tedbiren görevden uzaklaştırılan 38. Olağan Kurultay ile iş başına gelen CHP Genel Başkanı Özgür ÖZEL tarafından İstinaf Mahkemesince verilen mutlak butlan kararına yönelik YSK'ya yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.

 

Reddin gerekçesi “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” şeklinde ifade edilmiştir.

 

CHP tarafından yapılan itirazın konusu; 38. Olağan Kurultayında yapılan seçimlerin,  bu kurultay delegeleriyle kurultayda seçilenlerin ve kendilerine verilen mazbataların geçerli olduğunun tespitine karar verilmesi talebidir.

 

Aslında; mutlak butlan kararını alan İstinafın ilgili dairesi tarafından, aldığı bu mutlak butlan kararının infazı için YSK'ya gönderilmesindeki amaç ile CHP 'nin itiraz talebinde dile getirdiği amaç,  aynı hedefe, yani mutlak butlan kararına rağmen,  seçimlerden sorumlu ve tek yetkili YSK tarafından 38. Kurultay ile seçilen Özgür ÖZEL'e verilen genel başkanlık mazbatasının geçerli olup olmadığının tespitine yöneliktir.

 

İstinafın ilgili dairesi, almış olduğu mutlak butlan kararının infazı için YSK'nın kapısını çalmasının amacı ve gerekçesi, bu mutlak butlan kararına rağmen, seçimlerden sorumlu ve tek yetkili nihai merci olan YSK'nın Özgür ÖZEL'e vermiş olduğu genel başkanlık mazbatasının hukuki geçerliliğini muhafaza edip etmediği konusundaki görüş ve tespitini gerekli görmüş olmasından kaynaklıdır. Başka bir anlatımla, istinaf; benim verdiğim bu mutlak butlan kararının infazı için,  YSK olarak senin mazbatayı geçersiz sayman gerekiyor, bu işlemi yap diyor YSK'ya.

 

CHP de, YSK'ya yaptığı itirazda, vermiş olduğu mazbatanın geçerli olup olmadığının tespitini talep ediyor.

 

Peki YSK ne yapıyor?

 

Kulağının üzerine yatıp topu taca atıyor, ne şiş yansın ne kebap diye düşünerek,  bir durum tespiti yapmaya yönelik bir karar vermeden,  “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” diyerek, İstinaf ve CHP tarafından kendisinden talep edilen, mazbatayı ne geçerli ne de geçersiz sayan bir kararı veremiyor, adeta kendisini inkar ediyor, mahkemelerin kendisinden talep edilen konularda bir karar vermekten kaçınamaz evrensel kuralını yok sayıyor.

 

YSK'nın; İstinafın ve CHP'nin aynı kapıya çıkan aynı şeyi amaçlayan taleplerini karşılıksız bırakması ve talepleri karşılayarak olumlu ya da olumsuz sonuçlandıran bir kararı vermemiş olması nedeniyle, halen İstinaf Mahkemesinin vermiş olduğu mutlak butlan ve eski yönetimin tedbiren göreve getirilmesi kararı, infazı kabil bir karar niteliğini kazanamamış olarak askıda durmakta ve Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanlığı görev ve yetkileri devam etmekte olup, KILIÇDAROĞLU ve ekibi fuzuli şagil (Hukuki bir dayanağı olmaksızın işgal eden) olarak genel merkez binasına girerek CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş bulunuyorlar.

 

27/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İbadethanelerde, cenazelerde, saraylarda alkış

Son yıllarda camilerde cenaze törenlerinde alkış olayı eleştiriliyor, buna büyük oranda tepki gösterenler var. Hele az da olsa “türkülerle gömün beni” türküsünün avazını çok seven kimseler “türkülerle gömün beni” diye vasiyet ettiklerini de duyuyoruz.

Türklerin Orta Asya’da inandıkları Şamanizm’de ölüm bir son değil, ruhun başka bir dünyaya yaptığı kutsal bir yolculuk olarak kabul edilir. Şamanlar, ruhun güvenli bir şekilde öteki aleme geçmesini sağlamak ve kötü ruhları uzaklaştırmak amacıyla cenaze törenlerinde şaman davulu eşliğinde bir ibadet gibi ritüeller gerçekleştirirler. Ayrıca o yılların yazılı birçok kaynaklarda, bir kimse bir başkası için dua etmek hoşnutluğunu bildirmek isterse ona şöyle dua ettiğini okumuştum: “Tanrı sana alkış versin”, veya “Gök Tanrı sana alkış versin”. Alkış sözcüğü genelde övme beğenme anlamına da geldiği görülmekte. [i]

Eski Orta Asya kültüründe, Türkler 8 yüzyıl öncesinde İslam ve cami ile tanışmadan önce Orta Asya’da iken inançları gereği davulu kutsal sayarlardı. Günümüzde bile şaman inancı olan Orta Asya’nın ıssız vadilerinde Şaman inancını sürdüren topluluklar bulunmakta. Şaman ayini yapan lider süslü davulu ile cenazelerde öteki şölenlerde dansa benzer ritüelinde döne döne gösteri yapar. Davulun kutsal sayılması edeni ile bir komutan önemli bir yere geldiği zaman ona obanın Şaman lideri tarafından davul ve tuğ verilirdi. Orta Asya Şaman kültüründe cenazeler, cesetten şeytanı kötü ruhları uzaklaştırmak için davul çalarak defnedilirdi. Şimdi bile Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde kuytu vadi yerleşkelerde yaşayan topluluklarda Şamanizm ve davul çalma ritüeli halen sürdürülmekte.

İbadethanelerde camilerde alkışın tarihi

Bazı camilerde cenaze törenleri yapılırken ölen kişinin kültür durumuna göre alkış olayına rastlıyoruz, buna bazı tutucular tepki gösterse de zaman zaman buna tanık oluyoruz.

Burada Sayın Soner Yalçın’ın Tağut adlı kitabından ilginç alıntılar yapalım.

II.Abdülhamid’in sarayında “alkış bölüğü vardı”

Osmanlı’nın Duraklama ve Gerileme Devirlerinde bazı padişahların saraylarında seçkin dalkavukçuları varken Osmanlı’nın yıkılış yıllarının padişahlarından II. Mahmud’un sarayında “alkış bölüğü” vardı. Yine bazı Osmanlı saraylarında padişahlar geleceği öğrenmek için falcılarından üfürükçülerden medet umuyorlardı.

Avrupa’daki ülkeler matbaanın, bilimin, sanayi devriminin, çağdaşlığın ivmesini yakalayıp hızla her sahada ilerlerken, Osmanlı saraylarında padişahların nelerle uğraştığını ibretle öğreniyoruz. Güya padişah halk nazarında itibarını artırmak için alkışçılar tutardı.

“Şeyh Tevfik Efendi, II. Abdülhamid’in “baş/ser alkışçısı” idi. Sarayda altı kişilik alkış bölüğü vardı! Padişah Cuma namazını kılmak için saraydan çıkarken ser er alkışçısının işaretiyle, alkış çavuşları bağırarak şöyle derdi: Uğrun hayır ola, yaşın uzun ola, hak teala efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” …Padişah camiye varınca bu kez şöyle alkışlanırdı: “Yardımcın Allah ola, yaşın uzun ola, hak Teâlâ efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” … II. Abdülhamit sonradan son sözü “Padişahım şevketinle, devletinle bin yaşa” değiştirdi! Namazdan sonra “büyük alkış” denen “uğurun hayır ola” denirdi. Halk da söylenenlere eşlik ederdi.

Bayram namazında, Kadir gecesinde de benzer alkış merasimleri yapılırdı: Camiye giderken “uğurun hayır ola”; camiye varınca “yardımcın Allah ola”, camiden çıkarken “uğurun hayır ola”,    saraya girerken “yardımcın Allah ola”… Sarayın alkışçıları böylece padişaha alkış tutup onu çokça överlerdi.

Kültürümüzde camide “alkış” geleneği var. Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki adlı eserinde “alkış” terimini “el çırparak bülendavaz ile (yüksek sesle) bağırarak edilen takdir ve tahsin (değer verme, beğenip güzel bulma) şeklinde açıkladı. Türk tarihinde “alkış” insanların kendileri, yakınları ve sevdikleri için övgü, kutsama, iyilik dilemek amacıyla söyledikleri kalıplaşmış sözlerdi. Tanrıya seslenmeydi, sözlü kültür geleneğimizdi. Zamanla yazıya döküldü: 158 adet Türkçe Mezar ve kaya taşlarından oluşan Yenisey Yazıtları’nda “alkış” var; övgü-kutsama-iyiliklerini sayma anlamında.

Kaşkarlı Mahmut!un Divanü Lügati’t-Türk sözlüğünde de “alkış”, övgü ve dua olarak tanımlandı. Ol begg alkış berdi” …Yani o beyi övdü…

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig eserinin yedi yerinde “alkış” geçiyor.

Alkış Dede Korkut Kitabı’nda da geçiyor: “Dedem Korkut, Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü destanda, “Basat’a akış virdi” diyor.   Eski Türkçe “alka” övmek, kutsamak fiilinden “iş” son ekiyle türetildi; “övgü”, “değer verme” anlamında.

Selçuklularda “serhenk” denen çavuşlar “alkış” tan sorumluydu. 14. Yüzyılda “Işkname”de “Atadan böyle midir bana alkış/ Hasret oduna yanam yaz kış” deniyor. Eskiden “alkış” sözle, yazıyla yapılırdı.

Biçimi ne olursa olsun günümüzde alkışın taşıdığı anlam yüceltmek, onaylamak, övmek, kutsamaktır. Alkış salt iki eli birbirine vurma eylemi değil; kültürümüzde derin bir anlamı var. Alkış tezahürat değildir. Seyirciyi etkilemek, coşturmak için Romalı oyun organizatörlerinden miras, içten pazarlıklı “şakşak” ile “alkışı” birbirine karıştırmamalıyız…Eskiden camiler salt ibadet yapılan yer değildi, alkış bir duadır”.

İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bir videoda şunları söylüyordu:

Hazreti Peygamber zamanında maaşlı imam yoktu, bu günkü manada cami yoktu. Cami Peygamberin mektebidir, karargahıdır. Camide toplananlara para ile namaz kıldıran bir memur yoktur. Maaşla namaz kıldıran yoktur, maaşla bir namaz kıldıranların kıldıkları namazları fasıktır, iadeleri gerekir. [ii]  Yatıp kalkıyor camilerde verdiği vergilerle orda birilerine maaşlar vererek, namaz kıldırıyor bu namaz geçerli değildir. İslam fıkhının tarih boyunca herhangi derecedeki herhangi bir müştehiydi[iii]  para ile namaz kıldıran adamın kıldırdığı namaz geçerlidir dememiştir. Bunu yani maaşla namaz kıldırmayı 14. Yüzyılın başlarında Osmanlı icat etti, o güne kadar yok böyle bir şey. İbadetler alanında iştihat yapamazsın peygamberin yaptığının aynısını yapacaksın”. [iv]

Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SONNOTLAR



[i]https://www.google.com/search?q=%C5%9Famanlar+cenazeyi+davulla+defnederler&oq=%C5%9Famanl ar+cenazeyi+davulla+defnederler&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBg

[ii] Fasik Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan, günah işlemeyi alışkanlık haline getiren veya büyük günahları açıktan işleyen kimselere verilen isimdir.  İtaatten çıkmak yoldan sapmak

[iii] İslam hukukunda ayet ve hadisleri derinlemesine inceleyerek, hakkında açık hüküm bulunmayan konularda din ve hukuki hüküm (içtihat) çıkarma yetkisine sahip en üst düzey din bilginlerine müçtehit denir

[iv] Kaynak: Tağut Soner Yalçın. Kırmızı Kedi Yayınları 2024


Sayın Özgür Özel

Sakın takma kafana,  senin ve senin şahsında milletimizin başına örülen Çorap’a üzülme lütfen,  bu da geçecek.  Bir CHP seçmeni olarak ben artık üzülmemeye karar verdim. Bu ülkede yaşayıp da üzülmemek mümkün olmasa da.

 

O nedenle diyorum,  takma kafana boş ver gitsin.

 

Sayın Özgür ÖZEL; sen ve senin şahsında, Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefetini peşinden koşturan,  Türkiye muhalefetinin bugünkü lokomotifi olan ana muhalefet partisinin işlevsiz hale getirilmesi, seçilme şansı kalmayan iktidarın yargı ve KILIÇDAROĞLU ile yaptığı önceden konuşulup kararlaştırılmış, planlanmış ve yol haritaları çizilmiş organize bir operasyondur, bugüne kadar yaşadıklarımız bunu gösteriyor.

 

Demem o ki; senin karşında,  sadece,  yaşlanmış, iktidar yüzü görememiş, muhalefet liderliğine razı olmuş bir KILIÇDAROĞLU yok. Şu anda sessiz kalıyorlarsa da,  karşında;  hiç seçim kazanamamış olmanın ezikliği ve sana karşı kurultay kaybetmiş olmanın öfkesini ve kinini taşıyan  KILIÇDAROĞLU ile ittifak halindeki devletin yargısını ve yasamasını elinde tutan iktidar var.

 

Bırak,  KILIÇDAROĞLU;  yargı kararıyla, tedbiren de olsa CHP Genel Merkezine gidip makam koltuğuna otursun, yetindiği ve politik hayatı boyunca görüp göreceği son rahmet olan  ana muhalefet liderliği koltuğunun zevkini çıkarsın ve bu şekilde biraz olsun öfkesinden ve kininden arınsın.  

 

Sayın ÖZEL; sen CHP Genel Başkanlığına ilk seçildiğinde benim de bazı tereddütlerim vardı, acaba diyordum; İMAMOĞLU ve İstanbul teşkilatının desteğinin diyetini ödeyecek ve emanetçi gibi mi genel başkanlık yapacak diye. Ama yanılmışım, Türkiye koşullarında büyük bir özveriyle  aslanlar gibi çalıştın,  makam koltuğunda oturmadan ülkenin neresinde bir nahoş olay var oraya koştun sokaklarda siyaset yaptın, ülkenin içinde bulunduğu özel koşullar nedeniyle fanatik bir CHP lideri gibi davranmadın, anayasanın ilk dört maddesindeki ilkelere bağlı kalmak koşuluyla,  muhalefetin her kesimine kucak açtın, AKP'nin kalesi olan şehirlerin dahi kalelerini yıkarak kale bekçilerini şehrin miting meydanlarında karşında toplayarak onlara kendini dinletmeyi ve alkışlatmayı başardın, toplumsal muhalefeti tek yürek haline getirdin.

 

İşte bu nedenledir ki; sen CHP liderliğini aştın, CHP liderliği sana dar gelmeye başlamıştı, bırak onu meraklılarına,  kifayetsiz muhterislere ve meydanlara çıkmaya, Türkiye demokratik muhalefetinin lideri olarak mitinglerine devam et.

 

Unutma, Kurtuluş Savaşımızın muzaffer lideri Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK de, 19. Mayıs. 1919 da Samsuna çıktıktan sonra üniformasını çıkardı ve tüm resmi Unvan ve makamlarını terk etti, hatta saraydaki padişah tarafından hakkında idam fermanı imzalandı. Ama yılmadı, yoluna devam etti ve Amasya, Sivas, Erzurum derken Anadolu’yu dolaştı ve Ankara'yı mesken tutarak günümüz T. C. Devletine ulaşan askeri ve siyasi zaferlere imzasını attı.

 

Sayın ÖZEL; hiçbir şey moralini bozmasın,  şevkini kırmasın, birilerinin dediği gibi, durmak yok,  yola devam.

 

Yolun açık olsun, selam ve sevgilerimle.

 

26/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget