Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Deniz Gezmiş Ve Arkadaşları 3 Fidan
Benim gibi 68 kuşağından olan Deniz GEZMİŞ ve iki arkadaşının idam edilmelerinin üzerinden elli dört sene geçmiş.

 

Kendilerine Allahtan rahmetler diliyorum, mekanları cennet olsun.

 

İdam'a mahkum olmayı ve bu cezalarının kesinleşerek, yaşamlarının baharında genç bir fidan olarak asılıp ölmeyi hak ettiler mi?

 

Tabii,  kocaman bir HAYIR. Asla hak etmediler.

 

Her şeyden önce, idam bir ceza değildir. Ne kadar suçlu olurlarsa olsunlar,  insanların hayatına son vermek, asla bir ceza olamaz.

 

İdam cezası; devletin, yani kamunun, karşı taraftan bir öç almasıdır. Kan gütme ve öç alma saikiyle adam öldürmek,  nasıl öldürme suçunun ağırlaştırılmış haliyse ve kişilere yasak ise,  kan gütme ve öç alma saikiyle bir kişiyi öldürme ve cinayet suçundan farksız olan idam cezası da, bize göre, devlet ‘in; kan gütme ve öç alma saikiyle işlediği bir cinayettir.

 

Bu gerçeği en başta vurguladıktan sonra, diğer gerçekleri de objektif olarak sıralamaya devam edersek, ülkede yürürlükte olan pozitif hukuk kurallarına, beğensek de beğenmesek de riayet etmek, herkesin görevidir.

 

Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarına; o günün yürürlükte olan ceza kanunu hükümlerine göre illegal olarak kurdukları örgüt adına işledikleri ve ceza kanununda tarif edilen anayasayı ihlale cebren teşebbüs suçunun unsurlarını asla oluşturmayan münferit silahlı şiddet eylemleri nedeniyle verilen idam cezası; eylemlerinin hukuki karşılığı olmayan ağırlıkta ve vasıfta, hukuken  hiç hak etmedikleri bir ceza olup,  hayatları haksız ve hukuksuz bir şekilde ellerinden alınmıştır.

 

Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının;  ülkelerini seven, ülkelerinin tam bağımsızlığı ve halkının özgürlük ve refahı için, ellerini taşın altına sokarak mücadele verdiklerinden en ufak bir şüphemiz asla yoktur. İdamlarından bu yana 54 sene geçmesine rağmen,  hiç  unutulmamaları ve hala çok sevilmeleri ve özlemle anılmalarının nedeni de budur.

 

Ancak, amaç ne kadar ulvi ve yüce olursa olsun; her insan gibi, onların da yürürlükteki pozitif ceza hukuku kurallarına göre suç teşkil eden şiddete dayalı bir yöntemi seçerek mücadele verecek yerde,  legal ve suç teşkil etmeyen, silah ve şiddet içermeyen bir yöntemi kullanarak mücadele etmeleri gerekirdi diye düşünenlerdenim.

 

Zor ve meşakkatli ve uzun bir zaman isteyen bu legal ve demokratik siyaset yolunu tercih etselerdi, onların gayretleriyle ve devrimci ruhlarıyla,  ülkemiz ve halkımız; belki de,  bugün içinde bulunduğumuz,  siyasi, ekonomik ve hukuki tüm sıkıntıları yaşamayacak olabilirdi.

 

Kurtuluş Savaşında ATATÜRK ve silah arkadaşlarının; emperyalist istilacı devletlere ve düşmanla işbirliği yapan Osmanlı Saray yönetimine karşı halkımızı da arkasına ve yanına alarak gerçekleştirdikleri örgütlü ve silaha dayalı mücadele ve kurtuluş savaşıyla,  Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının iktidara yönelik şiddet içeren yöntemlerle giriştiği mücadeleyi, asla aynı kefeye koyamayız. Bu ülkenin,  meşru tam bağımsızlık mücadelesi veren ve kazanan tek devrimcisi,  Mustafa Kemal ATATÜRK ve yakın arkadaşlarıdır.  

 

Amerikan emperyalizminin dümen suyuna giren kurulu düzenin parti ve iktidarlarına karşı tam bağımsız ve özgür bir düzen kurulması için mücadele veren Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarına sevgi ve saygı duyuyorum, ölüm yıldönümlerinde onları sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun.

 

Ancak,  karşılığı kesinlikle idam olmayan, hukuk eğilip bükülerek, ihlal edilerek idam cezasına çarptırılmalarının çok büyük haksızlık ve hukuksuzluk olduğu gerçeği kadar, o tarihte yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre,  daha hafif cezaları içeren, karşılığı idam ve ölüm olmayan bazı münferit suçları işlemiş oldukları hukuki gerçeğini de,  herkes kabul etmelidir.

 

İdam cezası; devlet eliyle bir insanın yaşamına son veren  o kadar haksız ve hukuksuz bir cezadır ki; idam cezası ile haksız bir şekilde hayatı sonlandırılan kişilerin,  yürüklükteki pozitif ceza kanunlarında suç sayılan bazı şiddet eylemlerini dahi meşrulaştırmakta ve görünmez kılmaktadır.   

 

Tüm gerçekler,  gazete arşivlerinde yerli yerinde durmaktadır.

 

06/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

 

Öldürülmek istenen Damat Ferit (1853-1923)
Damat Ferit “bizi İngilizler yönetsin” dedi.

Mustafa Kemal kendini ölüm fermanı imzalayan Damat Ferit’in öldürülmesini istemedi.

Kuvayi-i Milliye üyeleri hakkında ölüm fermanları çıkaran, padişahın damadı Sadrazam Ferit Paşa’yı tanıyanların dediğine göre, “manyak”, psikopat, hatta intihar ve Terakki’nin dağılmasından sonra, Mondros Mütarekesini imzalayan Sadrazam Müşir Ahmet İzzet Paşa’nın teşhisleriyle “deli” idi. Vatanın buhranlı devresinde Sadaret makamına (Başbakanlığa) getirilmesi ülke için felaket olan bu garip adamın, genç bir vatansever tarafından bir sohbette, “bu adamı öldürülmekten başka çare yok” dediği duyulur.

Kuvay-yi Milliye üyelerinden hiçbiri bu düşünceyi Mustafa Kemal’e açma cesareti göremiyordu. Damat Ferit’in yakalama-idam fermanlarından sonra, Elâzığ Valisi Ali Galip’in Mustafa Kemal’i yakalama sinsi planları üzerine, bu vatansever genç zabit (subay), Damat Ferit’i suikastla öldürme planını Mustafa Kemal’e söylemişti. Bunun üzerine Mustafa Kemal, 17 veya 18 Eylül Sivas Kongresi sırasında Kuvayi Milliye üyelerine şu insancıl sözleri söyler:

Bir genç arkadaşımız, Sadrazam Ferit Paşa’nın öldürülme teşebbüsü için benden onay istiyor. Bu adamın bir adalet divanında ihanetinin sabit olacağına hiç şüphe yoktur. Büyük fenalıklarına devam ediyor…Fakat biz, mahkeme değiliz hâkim de değiliz Adaleti uygulama yeri ve yetkisinde de değiliz. Ancak adalet isteyebiliriz….Bırakın bu komitacı kafasını ….Ne yüce bir duygu ki, kendine ölüm fermanları imzalamış bir aymaz, manyak bir adamın öldürülmesini istemiyor, yasal yolları öneriyor. İşte büyüklük burada. [i]

Osmanlı Halifesinin Damadı ve Sadrazamı olan Damat Ferit Paşa dindar bir adamdı”. Fakat namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gitmez, şarap içer, söylentiye göre, Frenk yemek davetlerinde domuz eti de yerdi, çokça tütün sigara içerdi. Kendisi sarıklı sınıfına yani imamlara önem verir, hilafet meselesine ve makamına şiddetle bağlı idi, yani tam bir takiyece idi. [ii]

“Damat Ferit Paşa sadece saray bölgesinde otuz yıldan fazla yaşamış olduğu için, dünyadan çağdan gelişmelerden habersiz, hiçbir ilme az çok vakıf olmadığı gibi, Avrupa’nın genel siyasetini de bilmezdi. Avrupa’nın hızla ilerlediği, Osmanlının hızla yıkılmaya başladığı devirde, padişah destekli devlet için talihsiz bir devlet adamı idi…

İngilizler bizi 15 yıl sömürge gibi yönetsin dediler.

İki binli giden yılın birinde bir TV kanalındaki söyleşide, bir konuşmacı yönetimdeki aksaklık ve ülkenin kötü yönetildiğine değinirken gerek ciddi gerekse esprili olarak, bizde yönetim öyle kötüdür ki ülkeye ecnebi bakanlar getirilmeli diyordu.

1919 yılının İstanbul’un işgal yılları. Zaten her yönden yeteneksiz olan Sadrazam Damat Ferit Paşa, İngiliz Yüksek Konserine gider ve padişahtan şunları yazılı bir mektup götürür: İngiltere Devleti Osmanlı Mülkünü 15 sene için sömürge olarak alsın. Her valiliğin yanında İngiliz Valisi olsun, her bakanın yanında bir İngiliz Müsteşar olsun. Tüm umumu İngiltere yönetsin. Yalnız bugünkü sınırlar içinde padişahın halifeliği kabul edilsin”. İnsanı dehşete düşüren bu satırları okuyunca şaşkınlık içinde kalıyor. Bir ülke bu denli cehaletten yıkılırken padişah VI Mehmet Vahdeddin ve Sadrazam Damat Ferit o kadar sefil duruma düşmüş ki savaş yapmadan ülkesini sömürge olsun diye işgalci bir devlete sunum yapıyorlar.

İşte Osmanlı buraya kadar alçalmıştı. Günümüzde de ülkemizin iyi yönetilmediğinin kanısına varan TV’deki insanımız, ümitsizliğe kapılan vatandaşımız da sanki Damat Ferit yönetimi gibi kendine güveni ve ümidini yitirmiş gibi…

Daha da çok ümitsizliğe kapılan Osmanlının son aydınlarından Abdullah Cevdet Abdullah Cevdet de şöyle diyor: “Türk neslini ıslah etmek için Macaristan’dan damızlık erkek getirmeliyiz”.  İyi de uluslararası dilde Hungarya denilen Macaristan da Hun Türk soyundan değil mi idi. [iii]

Peki şimdi ülke nasıl yönetiliyor, ekonomi nasıl. Ekonomideki ortamı TUİK in kamuflajına bırakalım, çarşı Pazar ekonomisine bakarsanız, vatandaşın emekli maaşı 20 bin ise açlık sınırı 30’u geçmiş, bu bile nasıl olumsuz yönetildiğimizin göstergesi olsa gerek. Esnaf ekonomideki bozukluk nedeni ile fabrikasını tırlara yükleyip yurt dışına kaçıyor özellikle Mısır’a taşıyor. [iv]

 

SONNOTLA



[i]  Kılıç Ali’nin anıları. Sf.: 65-66-67

[ii] Takiyece canını veya malını korumak, çıkarlarını gözetmek amacıyla asıl inancını, düşüncesini veya niyetini gizleyerek, insanlara olduğundan farklı görünen, hile yapan ve takiye (gerçeği gizleme) yöntemini uygulayan kişi

[iii] Kaynak: Biraz da Ben Konuşayım. Rıza Tevfik sf: 45-46, 2- Denge Dergisi Haziran 2002 sayı 49 sf 50 Atila İlhan

[iv] Damat Mehmed Ferid Paşa, Karadağ asıllı Osmanlı diplomatı ve devlet adamıdır. VI. Mehmed saltanatında 4 Mart 1919- 30 Eylül 1919 ve 5 Nisan 1920- 17 Ekim 1920 tarihleri arasında toplam bir yıl bir ay on beş gün sadrazamlık yapmıştır. Vikipedi

Görmezden Gelemeyiz

İş başındaki siyasal iktidarın;  seçim kazanarak devleti yönetme yetkisini eline geçirdikten sonra, kendisini yasalara ve anayasaya bağlı hissetmeden, devletin emniyet güçlerini ve yargısını da  yanına alarak,  ülkeyi,  işine geldiği gibi, muhalefetsiz ve eleştirisiz yönetmeyi, her türlü hukuksuzluğu yaparak devleti adeta bir suç örgütü haline getirmeyi kendisine hak bilmesi nedeniyle, önümüzdeki ilk seçimlerde iktidarı kaybedeceğini biliyor olmanın endişesine kapılarak, emrindeki yargıyı da silah olarak kullanarak, hukuk ve yargı kisvesi altında,  muhalefete, özellikle ana muhalefet partisi CHP'nin kurumsal yapısına ve yerel yönetimlerine yönelik yasa ve anaya tanımaz hukuk dışı uygulama ve eylemlerine her geçen gün daha da hız vermesi, CHP belediyelerine yönelik olarak, görünürde hukuk ve yargı eliyle, ancak  hukuk dışı operasyonlarıyla, önümüzdeki seçimlere yönelik mıntıka temizliğinin Ankara Büyük Şehir Belediyesine ve onun hukukçu,  hukuka saygılı belediye başkanı Mansur YAVAŞ'a dayanması, Mansur YAVAŞ'a yönelik bir hukuk dışı operasyonun ayak seslerinin duyulması nedeniyle; Mansur YAVAŞ'ın,  çok haklı olarak,  partisi CHP'nin iktidarı seçime davet eden meydan mitinglerini yeterli görmeyerek,  iktidarın anayasa ve yasalara aykırı olarak uygulamaya koyduğu CHP'li belediyelere yönelik hukuk dışı operasyonlarını artık görmezden gelemeyiz diyerek çıkış yapması üzerine,  CHP üst yönetimi,  Mansur YAVAŞ'ın bu haklı sesine kulak vererek,  bazı yeni eylem arayışlarına girmiş ve partilerinin yetkilileriyle toplantılar yapmaya başlamıştır.

 

Evet,  Ankara BBBaşkanı Mansur YAVAŞ çok haklıdır bu çıkışında. CHP'nin yüz altı'ya dayanan meydan mitingleri çok değerlidir, bunu kimse inkar edemez,  iktidardan memnun olmayan muhalefeti teşkil eden halkımızın milyonlarını meydanlara toplayan CHP genel başkanı Özgür ÖZEL, yorulmadan ve büyük bir özveriyle bu meydanlarda halka hitap ederek,  muhalefetin iktidara yönelik haklı eleştirilerini ve seçimleri erkene alacak erken seçim taleplerini,  muhalefet adına dile getirmekte ama, buna rağmen,  maalesef,  siyasal iktidar hukuk dışı uygulamalarına hız kesmeden devam etmektedir.

 

CHP'nin işi gerçekten çok zordur. CHP Genel Başkanı Özgür ÖZEL; partisine ve partisine ait belediyelere yönelik iktidarın hukuk tanımayan operasyonlarıyla sürekli kan kaybettiklerini gördüğü halde, demokratik yollarla buna engel olamamakta, göz göre göre ve çaresizlik içinde sınırlı demokratik mücadelesini sürdürmektedir.

 

CHP'nin karşısında;  Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bağlayıcı kararlarını dahi tanımayan ve  uygulamayan, bağımsız ve tarafsız olması gereken yargıyı,  anayasaya rağmen,  emir ve talimatı altına almayı ve muhalefete karşı silah olarak kullanmayı başaran ve göze alan, iktidardan uzaklaşmamak için, eline geçirdiği devlet aygıtının silahlı ve cüppeli(Yargı) kurumlarını, çoğunluğuna sahip olduğu yasama organını,  istediği doğrultuda kullanarak muhalefetin karşısına çıkan, iktidardan gitmemek için, elindeki yürütme, yargı ve yasama organlarını istediği gibi kullanabilen, silah olarak kullandığı emrindeki yargıyla, en küçük yasal bir eleştiriyi dahi Cumhurbaşkanına hakaret,  iktidarı eleştirmek ve protesto etmek adına yapılacak anayasal bir hak olan şiddet içermeyen barışçıl ve  silahsız  toplu büyük bir protesto ve yürüyüş eylemini dahi, ağır cezalar içeren,  hükümeti devirmeye teşebbüs suçuna dönüştürebilecek olan,  her şeyi göze almış ve tüm köprüleri yakmış,  hayat memat mücadelesi içinde bulunan bir siyasal iktidar vardır ne yazık ki.

 

Bu nedenle; Anayasasına ve ceza kanunlarına göre hukuken demokrasi ile yönetildiği sanılan, hukuken yürürlükteki mevcut yasalarının,  demokrasi dışına çıkan siyasal iktidara karşı işlemediği ve demokrasiyi koruyamadığı, ancak;  muhalefetin,  demokrasi dışı en küçük eylemlerine ağır cezalar öngören yasaların, iktidarın demokrasi dışı suç teşkil eden eylemlerine gözünü kapatan ve görmeyen, muhalefeti ise en ağır şekilde cezalandıran bir yargının fiilen hüküm sürdüğü,  demokrasinin “D” sinin dahi bulunmadığı ülkemizde,  muhalefet yapmak ve yeni muhalefet yöntem ve  stratejileri oluşturmak, yok denecek kadar azdır, maalesef.

 

CHP ve ülkemizin demokrasiye saygılı tüm muhalifleri,  şurada azami iki sene kalmış olan seçimleri beklemek zorundadır, maalesef.

 

Her fırsatta söylerim, yeri gelmişken yinelemek istiyorum. Demokrasi geleneği pek gelişmemiş,  demokrasiyi, seçimden seçime sandıkta oy kullanmaya indirgeyen ülkemizde,  beş yıllık seçim dönemi çok uzundur. Bir zamanlar olduğu gibi,  seçim dönemlerini dört yıl ile sınırlayan eski uygulamayı ilk anayasa değişikliğinde hayata geçirmek zorunludur. Şu anda seçim dönemi dört yıl olsaydı,  ülkemiz bu iktidardan kurtulmak için bir yıl kazanmış olacaktı. Fena mı olurdu sizce?

 

27/04/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ayaş Kaymakamı Suç İşlemiştir
Ankara'nın Ayaş ilçesi kaymakamı, kaymakam talimatıyla belediye basın sorumlusu tören alanına alınmamıştır haberinin yayılması üzerine, bu haberi yalanlayan bir paylaşım yapmış ve bu paylaşımında konunun dışına çıkarak,  tabi olduğu devlet memurları yasasını açıkça ihlal etmiş ve yasak olmasına rağmen adata politika yapmış, halen soruşturma ve kovuşturma aşamasında bulunan henüz kesin yargı hükmüne bağlanmamış olan CHP'li bazı belediyelere yönelik suç iddialarını gündeme taşıyarak,  masumluk karinesini de ayaklar altına almıştır.

 

Atanmayla iş başına gelen bir devlet memuru olan Kaymakamın şu sözlerine bakar mısınız?

 

“mesele kamu gücünü kullanmaksa,  ülke gündeminden takip ettiğimiz kadarıyla,  kamu gücünü kullanıp ahaliye ve kendilerinden olmayanlara zulüm etmek,  Şehrin Emini mevkiinde olması gerekirken gayri ahlaki işlerde ve fuhşiyatta bulunmak,  bilumum yolsuzluk,  iş insanlarından haraç istemek vermezlerse zabıta gönderip eşkıya gibi dükkan mühürletmek bazı çevrelerin çok iyi bildikleri işlerdir.  Ellerindeki kamu gücüyle huzursuzluk çıkaran da bunların ta kendileridir.  

 

Bu sözleri tercüme edersek, Kaymakam bey diyor ki;

 

Şehrin emini mevkiinde olması gereken CHP'li seçilmiş belediye başkanları, kamu gücünü kullanarak kendilerinden olmayan ahaliye zulüm ediyorlar, ahlak dışı işlerde ve fuhşiyatta bulunuyorlar, bilumum yolsuz eylemlerde bulunuyorlar, iş insanlarından haraç istiyorlar, vermezlerse zabıta gönderip Eşkıya gibi dükkan mühürletiyorlar,  ellerindeki kamu gücüyle huzursuzluk çıkarıyorlar diyerek, yargısız ve politik infazda bulunuyor.

 

Oysa ki; Devlet Memurları Yasasına göre; Devlet memurları,  siyasi partiye üye olamazlar,  herhangi bir siyasi parti,  kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar;  görevlerini yerine getirirlerken dil,  ırk,  cinsiyet,  siyasi düşünce,  felsefi inanç,  din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar;  hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.      

 

Kaymakamlık da,  atanma ile iş başına gelinen bir devlet memuriyeti olup, siyaset yapmak siyasi beyanlarda bulunmak, diğer devlet memurları gibi kaymakamlar için de açıkça yasaktır. Aksine davranış disiplin suçu olduğu gibi, Türk Ceza Kanununa göre de memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu oluşturmaktadır.

 

Adalet Bakanlığı bünyesinde faili meçhul suçları araştırma dairesi kurulmuş olup,  çiçeği burnundaki yeni Adalet Bakanımız,  büyük bir müjde ile bunu kamuoyuna açıkladı. Adalet Bakanımız, kendisine yönelik kamuoyuna mal olmuş eleştirileri biraz olsun lehine çevirmek için,  topluma havuç niteliğinde güzel müjdeler veriyor. Böyle bir dairenin kurulması ve failleri meçhul kalmış suçların faillerine ulaşılarak faillerin cezalandırılmaları,  güzel olur tabi. Bu güzel gelişmeleri,  kimse görmezden gelemez.

 

Ancak, failleri meçhul kalanlar bir yana, ülkemizde Ayaş Kaymakamında olduğu gibi,  seçilmiş ve atanmış birçok kamu görevlileri tarafından alenen işlenen ve hesabı sorulamayan o kadar çok failleri belli suçlar var ki; önceliği failleri belli olan bu suçlara vermek koşuluyla, failleri meçhul kalmış suçların faillerinin de belirlenerek cezalandırılmaları yoluna gidilmelidir, tabi.

 

Ayaş Kaymakamı hakkında Ankara Valiliği inceleme başlatmış. Bakalım,  kaymakam mı cezalandırılacak,  yoksa soruşturma başlatan Ankara Valisi mi?

 

Bu kaymakama,  Abdülhamit’in portre fotoğrafını makam odasının baş köşesine asan Sayın İçişleri Bakanı ve partili Cumhurbaşkanımız sahip çıkacaklar mı, bekleyip hep birlikte göreceğiz. Beklentimiz ve temennimiz,  sahip çıkmamaları yolunda tabi.  

 

26/04/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

LİYAKATSIZ UYGULAMA DEVLETİ BATIRIR

 

0smanlı Da Liyakatsızlıktan Battı

Ankara’da BES (Büro Emekçileri Sendikası Ankara şubelerince ile KESK in yönetici ve üyelerinin katkıları ile devlet bürokrasisinde yapılan mülakat sınavlardaki haksızlıklar Ankara Adliyesi önünde protesto edildi.  

Şimdilerde hepimiz devlet düzenindeki seçme sınavlarında mülakatlarda özel oluşturulan   torpil adam kayırma jürilerince hiç liyakate uyulmadığını intiharlara varılan haksızlıklar yapıldığını gözlüyoruz, görüyoruz tanık oluyoruz.  Hangi vatandaş bundan üzüntü duymaz.

Anımsayınız AKP’nin iktidarından önceki iktidarından önceki sınavlarında iktidarından önceki ve haksızlıkları önlemek ve halka güven vermek için mülakatlar kameralarla tespit edilirdi.  AKP liyakatsizleri iktidara gelir gelmez kamera ile izleme hemen kaldırıldı.  Niçin kaldırıldı, kendi liyakatsiz yandaşını haksız yere kazandırmak için. Düşünün yetenekli bir adayın mülakatta elendiğini, o psikolojisi bozulmuş dışlanmış adayın vatandaşın küskünlüğü devlete kırgınlığı nerelere varır dersiniz.   

Bu yazımda aslında bir basın bildirisini yazmaktı amacım. İşte o amaca uygun olarak bir giriş yazma gereğini duydum. Adam kayırma torpil liyakatsizlik Osmanlıdan beri vardı. Osmanlı’da kadının adı geçmezse de tahsil okuma bilim düzeyi ne olursa olsun ulemanın oğlu da ulema sayılırdı. Ne ki göze girmeyle liyakatle devlet bürokrasisi oluşturulurdu. Öylesine örnekler var ki Osmanlı sadrazamlarının içinde okuma yazma bilmeyenler bile vardı. Neyse biz günümüze dönelim. 

Bir gün Ankara Metrosundaydım, yanımda orta yaşlı bir bayan vardı. Benim bir alışkanlığım vardır, yolculukta yanımdaki ile mutlaka bir konuşma diyalogu yaratır onunla ülke dünya sorunlarını konuşmaya çalışırım. İşte o bayanla ülke sorunlarını konuşmaya başladık. Üniversiteyi bitiren binlerce genç iş bulamıyor, sınavlara giren gençler “ağzıyla kuş tutsa bile” mülakatta yönetici konumundakiler liyakatsizl kendi adamlarını seçtikleri için ne kadar yüksek puan alırsa alsın “öteki” eleniyor, bunun yüzünden çocuklarımız intihar ediyor, dedim. Dedim ama demez olaydım, kadın başladı ağlamaya. Hayrola niye böyle sarsıldınız, neden ağladın diye ısrar edince kadın göz yaşları içinde şöyle dedi: “Benim oğlum yüksek puan aldığı halde mülakatta ellediler. Oğlum üzüntüden intihar etti” dedi.

Aman Tanrım bunu söylediğime bin pişman oldum, bunu duyunca şok oldum bende başladım ağlamaya. O kadar üzüldüm ki, bunu açıklama bin pişman oldum. Devlet katlarındaki mülakat konusuna değindiğime bin pişman oldum. Böylesine anlatımla ilgili intihar olayı sohbete cuk oturması beni çok şaşırttı.   

İşte bu duygu ve düşüncelerle tanık olduğum Ankara adliyesinin önünde kamuoyuna açıklayan bazı sendikaların basın bildirisini sizlerle paylaşmak istedim.

0smanlı Da Liyakatsızlıktan Battı

“Mülakat emek hırsızlığıdır! Kamuda mülakat değil liyakat istiyoruz!”

“Bugün bir kez daha mülakat emek hırsızlığıdır, kamuda mülakat değil liyakat istiyoruz demek için, mülakat uygulamasının yarattığı adaletsizlikleri, haksızlıkları dile getirmek için burada, adalet dağıtıldığı iddia edilen, hukukun üstünlüğünün, adaletin tecelli etmesi gereken bu durumun önünde toplanmış bulunuyoruz.

20.08.2025 tarihinde Bakanlığı Web sitesinden ilan edilen görevde yükselme ve unvan değişikliği sınav süreci, 17.04.2026 tarihinde sonuçların açıklanması ile birlikte sona ermiştir. Açıklanan sonuçlar, bizleri bir kez daha mülakat uygulamasın malum sonuçlarıyla yüzleştirilmiştir. Yine ayırımcılık yine liyakatsizlik…

Göreve geldiği ilk günlerde yargı çalışanları için koşulların düzeleceğine dair açıklamalarda bulunan Adalet Bakanlığının yargı emekçilerine yönelik ilk icraatı ayırımcılık olmuştur. Birçok ilde olduğu gibi Ankara’da da yüksek puan alan yargı emekçileri mülakatta düşük puan verilmek suretiyle elenmiştir.

Ankara Adliyesi’nde görev yapan iş yeri temsilcilerimiz Turgay Akçay, yazı işleri müdürlüğü sınavının yazılı sınavında 89 puan almasına rağmen mülakatta düşük puan verilerek elenmiş bulunmaktadır.  24 yıllık hizmeti bulunan, birçok birimde çalışarak yazı işleri müdürlüğü kadrosunun gerektirdiği nitelikleri sağlayan arkadaşımızın elenmesinin ayrımcılıktan, kayırıcılıktan başka açıklaması yoktur.

Çünkü her zaman olduğu gibi sorular yine spontane sorulmuş ve kurayla belirlememiş, yine sorulan sorulara verilen cevaplar tutanağa işlenmemiş, yine komisyon üyelerinin hangi cevaba kaç puan verdiği tutanak altına alınmamıştır. Sınavda başarılı olanların listesinin bir bütün olarak açıklanmamış, puan sıralamasına yer verilmemiş olması şüphemizi güçlendirmektedir.

Yaklaşık 25 yıldır kamuda partizanca yaklaşımla hareket ederek kamu çalışanlarını kendisinden olan ve kendisinden olmayan diye ayrıştıran siyasi iktidar binlerce kamu emekçisinin görevde yükselme hakkını gasp etmekten, kamu hizmetlerini niteliksizleştirme pahasına yönetim kademelerini liyakatsiz kadrolarla doldurmaktan vazgeçmiyor.

Oysa Anayasanın 10. Maddesi tüm yurttaşların kanun önünde eşit olduğunu, yine Anayasanın 70. Maddesi, her yurttaşın kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğunu hizmete alınmada görevin gerektiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceğini hüküm altına almaktadır. Bunun anlamı şudur, eşitlik ve liyakat anayasal hakkımızdır.

Danıştay’ın birçok kararında mülakat puanının başarı puanının belirleyeni olamayacağı, ancak tamamlayanı olabileceği, yüksek puan alan adayların düşük puan verilerek elenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilmektedir.

Adalet tesis etmesi gereken, hukukun üstünlüğünün, eşitlik ve liyakatin güvencesi olması gereken Adalet Bakanlığı ne yazık ki ayırımcı, kayırımcı yaklaşımıyla bu kavramları ayaklar altına almaktadır. Adalet, eşitlik ve liyakat istiyoruz.

Bir sözümüz de kendilerine sendika diyen, ama sınav süreçlerini ellerini ovuşturarak bekleyen, kamu emekçilerine yönelik bu ayırımcı uygulamaların aparatına dönüşen yandaş ve güdümlü Büro Memur-Sen ve Türk Büro Sen’dir. Hak alma mücadelesini ağızlarına almaktan bile imtina eden bu yapılar, mülakat uygulamasında kendi üyeleri arasında bile ayrım yapmaktan çekinmeksizin bu sistemden nemalanmaktadırlar. Bakanlık tarafından resmi duyuru yapılmadan bu yandaş ve güdümlü sendikaların üyelerine kutlama mesajı çekmesi bir kurumun ne hale getirildiğini göstermesi bakımından ibret verici ve tezimizi güçlendiren önemli bir göstergedir. Emek hırsızlığının diğer adı mülakat sistemi, bu iki sendikanın ellerinde yükselmektedir.

Bir kez daha sizin aracılığınızla buradan haykırıyoruz! Kamu emekçilerinin din, ırk, siyasi düşünce, mezhep gözetilerek benden olan, olmayan diye ayrıştırılmasına artık yeter! Ayırımcılığa, kayırmacılığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe ve liyakatsizliğe artık yeter! Kamu hizmetlerinin liyakatsiz kadrolar eliyle niteliksiz eştirilmesine artık yeter! Yılların birikimini, deneyimini taşıyan, yazılı sınavlarda yüksek puan alan kamu emekçilerinin mülakatta düşüş puan verilerek elenmesine artık yeter! Mülakat sistemine artık yeter diyoruz!  

Bir an önce mülakat uygulamasının kaldırılmasını istiyoruz. Bir an önce niteliğin esas alınarak kamu çalışanlarının torpil peşinde koşma zorunluluğundan kurtarılmasını, hak edenin kazandığı, adil, eşit hakkaniyetli bir sınav sistemi istiyoruz. İş yeri temsilcimiz Turgay AKÇAY’ın çalınan emeğinin iade edilmesini, hak ettiği yazı işleri müdürlüğüne atamasının yapılmasını istiyoruz. Aksi halde her türlü hukuki ve demokratik hakkımızı kullanacağımızı beyan ediyoruz. Bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki! Mülakat sistemi emek hırsızlığıdır ve kaldırılması için mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Liyakat için, eşitlik ve adalet için mücadeleye devam edeceğiz”.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com 

23 Nisan'ın Anlamı Ve Önemi
Her 23 Nisan gününde; 23 Nisan 1920 tarihinde ATATÜRK tarafından açılan ve günümüzün,  hukukun üstünlüğüne dayalı laik ve modern Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuna, saltanat ve halifeliğin kaldırılışına giden yolun ilk durağı olan  Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun yıldönümünü, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak, büyük bir coşkuyla kutluyoruz.

 

23 Nisan 2026 Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 106. yıldönümünü kutladığımız tarihi ve anlamlı günlerimizden biridir.

 

Her yılın 23 Nisan gününde kutladığımız bu bayram; ATATÜRK tarafından çocuklara armağan edilmiş ve bu nedenle adında çocuk bayramı sözü varsa da; bu bayramın asıl anlam ve önemi;  23. Nisan. 1920 de,  egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğunun ilan ve kabul edildiği, saltanatın ve halifeliğin reddedilerek,  Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulup açıldığı ve egemenliğin, kayıtsız ve şartsız millete ait olduğunun kabul ve tescil edildiği kutlu günün yıldönümü olmasıdır.

 

Dünyada, yarının büyükleri olan çocuklara armağan edilen ilk ve tek bayram olmasının da,  ayrı bir anlamı ve önemi bulunmaktadır.

 

106. Kuruluş yıldönümünü kutladığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir diğer önemi; ülkemizin emperyalist devletlerle giriştiği kurtuluş savaşına karargâhtık yapmış olması, kurtuluş savaşının buradan yönetilmesi ve bu savaşın kazanılmasında oynadığı etkin rolü ve aldığı gazilik unvanıdır.

 

Bu nedenledir ki; 1920 ve 1930'lu  ATATÜRK döneminin, ATATÜRK devrimlerinin gerçekleştirildiği,  Cumhuriyetin ilan edildiği, saltanatın ve hilafetin kaldırıldığı yılların Türkiye Büyük Millet Meclisine,  Gazi Meclis denilmektedir.

 

Burada yeri gelmişken tekrar belirtmekte ve altın çizmekte fayda görüyoruz.  AKP'nin;  iktidara geldiği yıllardan günümüze kadar geçen süre içinde,  her görüşün temsil edilmesi gereken çoğulcu demokrasiye son vererek,  demokrasiyi çoğunluğun iradesine indirgeyen ve çoğunluğun iradesini mutlak ve üstün gören, meclisteki çoğunluğuna dayanarak,  muhalefeti yok sayıp,  sadece kendi çoğunluk iradesini hakim kılan,  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini getirerek Meclisi işlevsiz kılan, FETÖ denilen terör örgütünü bilinçli bir şekilde devletin kurumlarına yerleştiren, aynı menzile doğru beraberce yol alırlarken illegal FETÖ paralel yapı ile ihtilafa düşen AKP ve onun lider ERDOĞAN'ı devirmeye yönelik,  2016 Fetö darbe girişimi sırasında bombalanan günümüzün işlevi tamamen yok edilerek içi boşaltılan, saraydaki tek adamın dikte ettirdiği metinleri bir harfini dahi değiştirmeden yasa olarak onaylayan, azınlıktaki muhalefetin bugüne kadar meclise sunduğu tek yasa teklifini dahi yasalaştırmayan Cumhur İttifakının çoğunluğuyla eline geçirdiği, çoğulcu demokrasiyi çoğunlukçu demokrasiye indirgeyen bugünün Türkiye Büyük Millet Meclisine,  gazi meclis denilmesini şiddetle reddediyoruz.

 

Bu ülkenin tek gazi meclisi vardır ve o da; kurtuluş savaşına karargâhtık yapan, savaşı yöneten ve savaşın kazanılmasında etkin bir rol üstlenen, sonrasında Cumhuriyeti ilan eden, saltanatı ve hilafeti kaldıran kararların alındığı, ATATÜRK devrimlerine imza atan,  1920 ve 1930'lu ATATÜRK döneminde faaliyet gösteren Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

 

FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi sırasında 15. Temmuz.  2016 günü gecesi bombalanan meclisin bombalanma nedeni, iktidardaki legal ve meşru yönetim ile bu meşru yönetim tarafından bizzat kendi elleriyle devlet kadrolarına yerleştirilen illegal ve paralel yönetim arasındaki güç ve iktidar mücadelesi ve  kavgası olup, meclisin bu yüz kızartıcı nedenle bombalanmasından bir gazi meclis sonucu ve efsanesi asla çıkarılmamalıdır.  

 

Yasama, yürütme ve yargıdan oluşan ve kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olan ulusal egemenliğin en önemli erki olan yasama erkini,  Türk Milletini temsilen onun adına kullanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106. kuruluş yıldönümünü;  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında Türk Milletine dayatılan ucube sistemin,  yüce meclisi işlevsiz bırakması, milletin helal oylarıyla seçilerek iş başına gelen CHP'li belediye başkanlarının, iş başındaki iktidar tarafından yargı silah olarak kullanılmak suretiyle düzmece suçlamalarla tutuklatılarak görevlerine son verilmesi nedeniyle, bu sene de buruk bir şekilde kutlayacağız.

Buruk kutlayacak olsak da; Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm ulusumuza ve çocuklarımıza kutlu ve mutlu olsun.

Bizlere, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve bu bayramı kazandıran, egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk Milletine ait olduğunu tescilleyen Yüce ATATÜRK'e ve tüm emeği geçenlere şükran ve minnetlerimizi sunuyoruz, hepsine Allahtan rahmetler diliyoruz, mekanları cennet olsun.  

23/Nisan/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget