Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Kurban Bayramı, Hayvan Varlığımız ve Faizli Borçla Kurban Kesmek
Önce birkaç kısa bilgi:
Bu yıl ne kadar olur bilemiyoruz ama, geçen yıl bu zamanlar yapılan beyan ve hesaplamalar, kurban bayramında tam “3 milyon 550 bin baş” hayvan kesileceği yönünde imiş.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,
-Türkiye’de 4 günlük bayram döneminde kesilecek büyükbaş hayvan sayısının, 99 ülkenin sığır;
-Küçükbaş hayvan sayısının ise 134 ülkenin koyun varlığından daha fazla olduğuna dikkat çekmiş.
Verilen bilgiye göre:
Bir önceki yani 2015 yılı bayramında kesilen kurbanın 867 bini büyükbaş, 2 milyon 700 bini “küçükbaş” imiş.
Peki, bu büyük sayılar göz önüne alındığında; bizim “kurban” ama kendi hayvancılığımız açısından “feda” edeceğimiz bu hayvan sayısı, acaba hangi ülkelerin elindeki küçükbaş hayvan sayısından bile daha fazla?
Sayalım o zaman:
Norveç 2,3 milyon, Küba 2,2 milyon, Portekiz 2 milyon, Bangladeş 1,9 milyon, Sırbistan 1,7 milyon, Almanya 1,6 milyon, Bulgaristan 1,4 milyon, Macaristan 1,2 milyon, Hollanda 1,1 milyon, Ukrayna 1,1 milyon koyun varlığına sahip durumda.
Dikkat ettinizse, Türkiye’de kesilmesi beklenen küçükbaş sayısı Almanya’nın koyun varlığından 1,1 milyon daha fazla…
82 milyonluk Almanya’da 1,6 milyon koyun var. Türkiye’de 2,7 milyon küçükbaş sadece Kurban Bayramı’nda kesilecek.
Kurban edilen büyük ve küçükbaş hayvanların maddi değeri ise 7,5 milyar TL’nin üzerinde.
*
Diğer taraftan,
31 Aralık 2016 tarihli Resmî Gazete'nin 2.mükerrer sayısında yayınlanan Bakanlar Kurulu’nun "Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğünce Kullanılmak Üzere Canlı Hayvan İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Karar" ile Et ve Süt Kurumu'na 31 Aralık 2017 tarihine kadar 500 bin baş canlı hayvan ithalatı için tarife kontenjanı açılmıştı.
Devlet, bu karara dayanarak 31 Aralık 2017 tarihine kadar 500 bin baş canlı hayvan ithal edecekti.
Nitekim, Tarım Bakanlığı’nın internet sayfasında yayınlanan habere göre (artık eski) Bakan Çelik: “Türkiye'nin kırmızı etle ilgili bir açığının olduğu gerçek, 100-150 bin ton kırmızı et açığı söz konusu. Bunu ithalatla, özellikle büyükbaş hayvanla gidermeye çalışıyoruz” demişti.
*
Bir başka taraftan:
Türkiye dış borç sıkıntısı içinde bir ülke…
Dış borç demek dışarıya faizli dövizle ödenecek para demek.
Neden ödenir bu?
Eski borçlarımızın vadesi geldi diye ödenir, faizi işler ödenir…
Nereden gelir bu?
İhracattan, turizmden gelir değil de bir taraftan da ithalata gider değil mi?
Giden gidiyor da gelecek olan öyle ihtiyacı karşılayacak kadar gelemiyor ne yazık ki:
2017 mayısı itibariyle dış borçlarımız 412,3 milyar dolar, gelen-giden döviz arasındaki fark olan “Cari açık” ise Mayıs 2017 itibariyle son bir yılda 35,3 milyar dolar.
Bir kısmı da bu hayvan ithalinden kaynaklanan döviz açığını kapatacak parayı “eller” bize “hatır için” vermeyeceklerine göre “faizle” alacağız değil mi?
Yani sözün özü;
Memlekette hayvan kıt yetmiyor, ama eldekini de kesip sonra dışarıdan alacaksın;
Paran yetmiyor, dışarıdan faizle borç alacaksın,
Devletin borcu bu milletin borcu olduğuna göre 80 milyonun borçlanmasıyla yani…
Sonra da “kurban kestik” olacak.
Peki şimdi “bir vatandaş tek başına” gidip bir yerlerden borç harç para bulup da kurban keserse Diyanet’in fetvalarına göre “günah” olur da, bir ülkenin “80 milyonluk halkı” dışarıya borçluyken, hatta o kurbanlıkları alırken bile o “yabancılara” borçlanılmış parayla “3 milyon 550 bin” hayvanı kurban ederse “Sevap” işlemiş sayılır mı?
-Haydi tek tek vatandaşlar olarak:
Bunun farkına varamadık, “Kimsenin de cebindekini bilemeyiz, üstelik arada da olacak o kadar” diyelim:
-Haydi “kurbandır” “kökünü kurutsak da, sonunda dışarıdan almaya mecbur kalsak da sevaptır keseriz” diyelim;
Ama bu toplumu inanç yönüyle yönetenler söylediğimiz gerekçeyle bu “birey” için geçerli olan fetvaların “millet” için de doğru olacağı yönünde bir fetva veremez, hükümet de bizi hem borçtan hem hayvan varlığımızı köreltmekten kurtaracak bu görüşü destekleyemez mi?

Bülent Soylan

Bülent Soylan

Gökmen Ulu ve Mediha Olgun Soruşturması
Sözcü Gazetesi çalışanları gazeteci Gökmen ULU ve Mediha OLGUN,tam seksen iki gündür tutuklular ve henüz haklarında iddianame düzenlenerek bir dava açılmış ve hakim önüne çıkarılmış değillerdir.

Burası; anayasasında insan hak ve özgürlüklerine,hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik bir hukuk devleti, yargısının bağımsız ve tarafsız olduğu, yargıya hiç kimsenin emir ve talimat veremeyeceğinin,telkinde dahi bulunamayacağının, insanların adil yargılanma haklarının bulunduğunun yazılı olduğu ve Atatürk'ün kurduğu, demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

Ülkemizin bu Anayasal konumunu bir yana koyarak, seksen iki gündür tutuklu ve  davaları açılmayan Gökmen ULU ve Mediha OLGUN'a yaşatılanlara baktığımızda, ülkemizde görünen ve yaşanan fiili gerçeklerin, hiç de böyle olmadığını, açıkça gözlemliyoruz.

Gökmen ULU ve Mediha OLGUN'un neyle suçlandıklarını hepimiz biliyoruz. Gazetede yayınladıkları haberle, 15.Temmuz darbe girişimi öncesinde Tayyip Bey'in tatil yaptığı yeri ifşa ederek, tutuklanmalarına gerekçe yapılan üzerlerine atılı suçu işledikleri iddia edilmektedir.

Eylem,yasalara göre suç teşkil eder veya etmez,ona yargı karar verecektir,ancak suçlama konusu eylem, çok açık ve somut bir eylem olup,gazetede de yayınlanan haber, meydanda durmaktadır.Bu eylemi (haberi)savcı değerlendirecek ve suç içerdiği kanaatine varırsa iddianame düzenleyerek kamu davasını açacaktır.

Savcının yapacağı iş; işlendiği sabit olan ve bu konuda hiçbir tereddüt bulunmayan bu gazetecilik haber verme eylemini sadece hukuken değerlendirmek ve suç oluşup oluşmadığına karar vermektir.Bunun için seksen iki gün beklenmesine hukuken gerek yoktur.Bize göre, esasa etkili olacak toplanacak başka bir delil de bulunmamaktadır, bulunsa da iddianame düzenlenmesine asla engel değildir, henüz toplanmayan ilave deliller savcılığa ulaştığında, savcılık tarafından  bilahare davanın açıldığı mahkemeye sunulabilir.

Savcılık soruşturmasının;esasa bir etkisi olmadığı halde, lüzumsuz bir şekilde uzatılması,bu suretle tutukluların hakim önüne çıkarılmalarının geciktirilmesi,hiç kimse kusura bakmasın ama, bir nevi yargısız infazdır,bunun aksini kimse savunmaya kalkışmasın.

Biz, dosyanın avukatı olmadığımız için ve dosyanın gizliliği nedeniyle, dosya içeriğini bilmemekle beraber, yirmi beş senesi hakim ve savcı, yirmi dört senesi de avukat olarak geçen yaklaşık elli yıllık bir hukukçu olarak tahmin yürütüyoruz ve Gökmen ULU ile Mediha OLGUN'un üzerlerine atılı suçtan dolayı gözaltına alındıklarında, üzerlerinde,evlerinde ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ele geçen telefon,tablet,bilgisayar,flaş bellek,CD gibi dijital dokümanlar üzerinde; savcılık tarafından, emniyetin siber suçlarla mücadele şubesinde yaptırılan incelemenin, yoğunluk nedeniyle, henüz sonuçlanarak bu konuda bir rapor düzenlenmemiş olması ve bu raporun beklendiği mazeretiyle, adı geçen gazeteciler hakkında iddianame düzenlenerek kamu davasının açılmadığını değerlendiriyoruz.

Bu değerlendirmemizde belirttiğimiz gibi, şüphelilerden elde edilen dijital dokümanlar üzerinde yaptıkları bilirkişi incelemesinin henüz taamlanmamış olması, iddianame düzenlenmesine engel olmadığı gibi, henüz toplanmamış olan bu delilin,resmi bir kurumdan beklendiği ve bu nedenle de  şüphelilerin bu delile etki yapmalarının ve karartmalarının imkansız olduğu gerçeği karşısında, şüpheli gazetecilerin tahliye edilmelerine de engel değildir.

Önemli olan,bu gazetecilerimize, hukuk bağımsız ve tarafsız bir şekilde uygulanacak mıdır,uygulanmayacak mıdır?Sorusuna verilecek olan cevaptır.

16/08/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Güner Yiğitbaşı

Metal yorgunu acaba kim? - Güner Yiğitbaşı
AKP Genel Başkanı Tayyip Bey'i 2019 seçimlerinin endişesi sarmış durumda.
Bir parti genel başkanı, partisinin teşkilatının metal yorgunu olduğunu,yani teşkilat olarak partinin performansının düştüğünü, seçmen kitlesine alenen açıklar mı?
Doğal olarak açıklamaması gerekir.
Mızrağın çuvala girmemesi gibi, partideki bu metal yorgunluğunun ve performans düşüklüğünün apaçık ortada olduğunun farkında olan Tayyip Bey,kol kırılır yen içinde kalır diyememiş ve partideki kötü gidişi itiraf ederek,bu kötü gidişe bizzat el koyduğu ve partiyi tekrar eski performansına yükseltecek olan yenilenme hareketine başladığı algısını yaratarak, seçmenlerinin umutsuzluğa kapılmalarının önüne geçmek istiyor.
Kaçınılmaz olan bu özeleştiri ve itiraf,Tayip Beyin kibirli yapısına ve siyasi karakterine pek uygun değilse de, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığı ve düşüncesiyle,partisinin gelecek seçimleri kaybetmesine neden olacağına kendisinin de inandığı bu metal yorgunluğu ve performans düşüklüğü itirafını yapmak zorunda kalan Tayip Bey,bu metal yorgunluğunun suçlusu olarak parti teşkilatını göstermesi, seçmen nezdinde samimi ve inandırıcı görülmeyecektir.
Belki de partiye seçim kaybettirecek olan metal yorgunları ve performans düşkünleri; gerçekten,partinin yerel ve merkez teşkilatı mıdır?
Bu sorunun cevabı objektif olarak bulunup verilmediği sürece, parti teşkilatının tümünü de yenileseniz bir arpa boyu ilerleyemezsiniz.
Parti içi demokrasi olmayan, biat kültürünün tavan yaptığı,genel başkanın tek seçici ve karar merci olduğu AKP de, yerel ve merkez teşkilatlarına gerek var mıdır?
Aslında yoktur ama, Siyasi Partiler Yasasının ve Parti Tüzüğünün öngördüğü formaliteyi yerine getirmek adına, partinin yerel ve merkez teşkilatı sadece formalite gereği olarak vardır.Partinin bugün geldiği son noktada bunun böyle olduğunu, tüm partili partisiz herkes çok iyi bilmektedir.
Partinin kurucularından ve önde gelenlerinden biri olan Sayın Abdullah GÜL; her şeyin farkında olup,bu nedenle,Tayyip Bey'in tek adam ve tek sahibi olduğu AKP'nin, davetlisi olduğu hiçbir etkinliğine katılmamakta ve partinin son kuruluş yıl dönümü törenlerine de katılmayarak, bu kötü gidişe yönelik tepkisini ortaya koymuştur.
AKP Genel Başkanı Tayyip Bey;parti içindeki tek adam konumuna ve demokrasi anlayışına bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapmalı ve partideki metal yorgunluğu ve performans düşüklüğünü, uzaklarda değil,kendisinde aramalı ve bir değişiklik yapacaksa, kendisinin parti yönetimi ve demokrasi anlayışında köklü değişimlere gitmelidir.
Bizden söylemesi,gerçek dost acı söyler,ama doğruları söyler.
Metal yorgunluğu bahanesiyle, gizlice AKP içindeki Fetöcüler temizlenecekse ona bir şey diyemeyiz.

15/08/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu


Yandaşı kayırma Fransa’da suç oldu. Darısı bize!
İşe Almalarda Haksızlık-Torpil Vatandaşlar Arasında Kırgınlık, Güvensizlik Yaratır.

Devlet rantını yiyenler, yandaşı kollayanlar, torpilin her çeşidini yapanlar asla iktidardan gitmezler.

Giden haftada, gazetelerimizde biraz es geçilen, Fransa’da akrabasını, yandaşını işe alan siyasilere ceza getiren yasanın kabul edildiği, işe alanlara üç yıl hapis getiren yasanın kabul edildiğini siz de gazetelerden okumuşsunuzdur sanırım.
İşte liyanlıyı koruyan, devlet kapısına işe girenlere hak ve adalet getiren, eşitsizliği kaldıran bu yasa keşke ülkemizde de olsa diye kendi kendimize hayal ettik ve bu yazıyı yazma gereğini duyduk.  İşte bu yasa ile gerçek bilgili, iş bilen liyakatli kişiler korunur ve o ülke her alanda daha bir verimli olur. Ülkemizin de ne kadar böylesine bir yasaya ihtiyacı var, anlatmak mümkün değil…Ama bunu, çıkarın her çeşidini uygulayan, devlet randına bir kene gibi yapışan AKP lilere anlatamazsın; hem de o rantı ellerinden bırakmamak için en şeytani kumpas, hile, yalan, iftira gibi her türlü melaneti ana muhalefete yüklemeye, suçlamaya devam ederek. Bilmem  “anamızı belleyen” haramilerden bu ülke nasıl kurtulacak. Devlet rantını yiyenler, yandaşı kollayanlar, torpilin her çeşidini yapanlar asla iktidardan gitmezler; tüm diktatörler böyledir.

Yandaşı, akrabayı koruma, liyakatliyi dışlama bir haksızlıktan, adaletsizlikten başka bir şey değildir.
Bu haksızlıkla iş bilmez, hak etmediği işe alma olayında yandaş iş buluyor, ama devletin özü olan verimliliği hesaba katan yok. Böylece yeteneksizi işe almak olayında zamanla kurumlarda verim düşer, buluş, yenilik olayı pek düşünülmez. İşe almalardaki haksızlık-torpil vatandaşlar arasında kırgınlık, güvensizlik yaratacaktır; kişi kendini kendi vatanında güvende hissetmeyecektir.
Haksız yere hak etmediği işe giren kişide zamanla rehavet oluşur, “nasıl olsa dayım var” havası içinde kişide havalanma, babalanma, umursama duyguları açığa çıkar, hatta karşı gelme olayları oluşur, sonunda o iş yerinde verimlilik azalmaya veya bozulmaya başlar,  o kişi işine dört elle sarılsa bile laçkalık uç verir.
Bu haksız, isabetsiz olay yurt geneline yayılırsa, ülkede adalet de sarsılacağı için, haksızlığa uğrayan, belki de çok başarılı olacak yetenekli kişi “insafsızca dışlandığı” için, içinde unutulmaz kırılma kırgınlık oluşacak, adalete ve vatanına küskün olacaktır. Böyle nice gençleri tanıyorum ki, bu kırılmalar, haksızlıklar yüzünden ilk fırsatta vatanını terk etme duygu ve özlemi içinde olduklarını kendilerinden dinledim. Siz de yanınıza yörenize bir bakın, nice öyle gençlere tanık olacaksınız.
Bir de madalyonun başka bir olumsuz yüzü vardır. Haksız yere işe sokulan kişide de, işe girmeye aracı ve yardımcı olana karşı saygı olacaktır. Bu saygıyı kötüye kullanmak isteyen  “dayı” da, bu kez, “o dairede nasıl olsa adamım var” düşüncesi içinde, işe giren kişi üzerinde gayri meşru iş yaptırma ricası, baskısı, oluşturacaktır. Düşünün, bu olumsuz zincir peş peşe devam ettikçe, ülkede mutlaka bir laçkalık, adaletsiz ortam içinde verimsizlik, kırgınlık, laçkalık ve ahlak erozyonu oluşur.
Aslonan dinimizin de gereği olarak işi ehline vermektir, gerisini artık siz düşünün ve yorumlayın.
İşte bu olası olumsuzluğu gören Fransa’da, toplum ahlakı, devlet düzeni adına parlamentolarında  “akrabayı işe alana ceza” yasası kabul edildi.

FRANSA’DAN ÖRNEK BİR YASA UYGULAMASI
Türkiye’de yandaşların işe öncelikle alınması konusunda AKP iktidarı görülmemiş bir yandaş kayırma sürecini uyguladı ve uzak-yakın tüm siyasilerin yakınları, tanıdıkları sınav ve mülakatlardaki kayırmalarla işe alındılar.
Yandaş olanların korunduğu, olmayanların dışlandığı ortamda, bu olumsuz uygulamaların farkına varan, eninde sonunda bunun ülkeye zarar vereceğini, ülke bundan huzursuzluk duyulduğunu gören Fransa, yasa ile bunun önüne geçmek istedi ve akrabasını, tanıdığını işe alana 3 yıl hapis cezası getirdi.
Bunun için,  yeni seçilen genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un girişimiyle, parlamento kritik bir karar alarak siyasilerin birinci dereceden akrabalarına devlette veya danışman kadrolarında işe alınmasının önünü kesen yasa parlamentoda 4 3 karşı 319 oyla kabul edildi. Bu yasa hükümlerine göre, şular yasa haline geldi:
1-Siyasetçiler, birinci dereceden akrabalarını, devlette yönetici, memur ve danışman olarak işe yerleştiremezler.
2-Parlamenterler, Avrupa Birliği ülkeleri dışında banka hesabı açamazlar.
3-Milletvekilleri, uzak akrabalarını işe aldırmak isterlerse, bu durum özel bir komisyonun onayına sunulur. Komisyonun onay vermesi durumunda uzak akrabalar işe yerleştirilebilir.
4-”Akrabalar” için geçerli şartlar, “arkadaşlar” için de aynen geçerlidir.
*Yeni yasaya uymayanlar, 3 yıla kadar hapis ve 45 bin Euro para cezasına çarptırılır.
Böyle bir yasa bizde de olsa…
Fransa böylesine bir yasa ile yakınlara torpil geçmeyi önlerken, ya bizimkiler ne âlemde. Aman Tanrım, devlet kadroları yeteneğine bakılmaksızın siyasilerin akrabaları, eş ve çocukları ile doludur. Şimdi siz söyleyin hangisi çağdaş?  İşte bunun için Batı bizden ileridir. En yetenekli, en yüksek puanı almış fakirin çocuğu dışlanırken, siyasilerin belki de yeteneksiz çocukları tercihen işe alınıyor. Kendi kendinize sorun bunda bir adalet var mı? Hakkı kaybedilen, hakkı yenilen gariban çocuğu devletine küsmez mi? Vicdanları yaralayan bu haksızlıklar mutlaka önlenmelidir.

SINAV SİSTEMLERİNİ DEVLET ÇARKINI AKP-RTE İKTİDARI BOZDU
Yandaşı kayırma Fransa’da suç oldu. Darısı bize!
Özellikle AKP iktidarında bütün sınavlarda şaibeler, yakınmalar, şikâyetler artı, sınavlar mahkemelere düştü.
2008 yıllarında hâkim ve savcı sınavlarında, yazılıda yüksek puan aldıkla halde, sözlüde jürinin yanlı, kasıtlı tavırları nedeni ile kaybedenler Danıştay’a dava açmışlardı. Danıştay, sözlü-mülakatta soruların önceden tespit edilmesine, sözlü sınavların kamera ile kayıt altına alınmasına karar vermişti.
 İktidar, Danıştay, Yargıtay gibi yüksek mahkemelerin tarafsız kararları hoşlarına gitmediği için “yargı ayağımıza köstek” söylemleri ile yasa ve Anayasa değişikliği ile (2010 da) tüm sınavları, yargıyı ele geçirdiler.
Baktılar ki iktidar yanlıları, kendi yakınları sınavları kazanamıyorlar, hemen yasa ile kamera ile sınavların kayıt altına alınmayacağını kararlaştırdılar. İşte ondan sonra sınavlarda hilelerle beraber şikâyetler başladı. Bütün sınavların soruları çalındı, yandaşlara gizlice verildi, yandaş paralel FETO cular devlet kadrolarına sızdılar. Kısaca, sınav sistemlerinin, devlet çarkının bozulması AKP-RTE iktidarı eliyle olmuştur, bu süreci hep birlikte gördük.
Şimdilerde yargılamaları süren Feto Darbesi sanıklarından bazıları, sınavlarda nasıl sorular çalınıp yandaşlara dağıldığı itiraf etmekteler.
Ne diyelim, böyle ülkenin adalet sitemi de, yönetim sistemi de bozulur, dünyada itibarı sarsılır.
Ne dersiniz, Fransa’nın çıkardığı yandaşları, akrabaları işe alanları cezalandıran yasa bizde de çıkabilir mi? Tövbe çıkmaz, çıksa iktidarın yüzde 80 i midir, neyse çoğunluğu hapse girer.
Tabloyu gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? AKP lilerin hepsi hapse girerler, çocuğunu, damadını bilmem nesini kollayanlar hapse girerler.
Çünkü AKP nin her milletvekili kendi akrabasını, yandaşını devlet kapısında işe sokmuştur.
Dinci AKP iktidarının milletvekili Mehmet Metiner,  Adıyaman’da bir yerel TV’ye konuk olarak katılıyor.  AK Partili Mehmet Metiner, ‘torpil’ iddialarına Cuma namazlarında okunan “akrabaların korunmasına” dair söylenen ayetle cevap verdi. Zaman zaman gergin anların yaşandığı stüdyoda ilginç diyaloglar yaşandı.
"Akraba olduğu için atanma olmaz ama şunu da söyleyeyim; biz inançlı insanlarız değil mi; cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede ne okunur; 'akrabalarını koru kolla” der.
AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, 'AKP'li bakan ve vekil yakınlarının torpille devlet kadrolarına atandığı' yolundaki iddialara ilişkin soruyu, "Cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede 'akrabalarını koru kolla' ayeti okunur." sözleri ile cevapladı.
Aynı programda, Mehmet Metiner’e dayısının oğlunun “Sincik ilçesine Milli Eğitim Müdürü olarak atanması soruldu. "Akraba olduğu için atanma olmaz ama şunu da söyleyeyim; biz inançlı insanlarız değil mi; cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede ne okunur; 'akrabalarını koru kolla' der." [1]

EY İKTİDARIN TORPİLCİLERİ, BAKIN KURAN VE DİNCİLER NE DİYOR:
Mehmet Metiner böyle diyedursun, bakınız “dinci yazar” olarak bilinen M. Şevki Eygi liyakat konusunda bir yazısında ne diyor:
“…Emanetler, yani memuriyetler, makamlar, mevkiler, başkanlıklar, müdürlükler, vazifeler ehliyet ve liyakate göre verilmelidir.
“…Bu kişi o emanete ehil değilse, işin, müdürlüğün ona verilmesi haram olur. İlle de emanetlerin ehline verilmesi lazımdır. Aksi takdirde Ümmet çöker, devlet sarsılır, toplum fitne ve fesat içinde kalır, düşmanlar Müslümanların tepesine biner…” [2]
Ya Kuran’ın şu açık hükmüne ne dersiniz? Kendilerini dinci, dindar gösteren AKP-RTE iktidarının mensupları, işte dinin açık hükmü de böyle. Siz,  onca yandaşı, yakını kayırmakla, liyakatliyi dışlamakla günah işlemiyor musunuz?
Kuran’ı Kerim’in 4/NİSÂ süresinin 58. Ayetinde ne deniyor: “Şüphe yok ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder”! [3]
Ama sizin düşüncenize hâkim olan amiyane bir halk deyimi vardır, “yandaş olsun da bizden olsun, çamurdan olsun”.  Çamurdan insanla çamurdan toplum olur. Fransızların getirdiği yandaşı koruyana ceza yasasına bakın, bir de sizin torpil hırsınıza ve de Kuran ayetine…

YÜKSEK PUAN ALDIĞI HALDE MÜLAKATLARI KAYBEDEN HUKUKÇU
Yandaşı kayırma Fransa’da suç oldu. Darısı bize!
Şimdi size, Soner Yalçın’ın köşesinden alıntıladığımız, Ankara Hukuk Fakültesini bitirip hâkimlik sınavına giren ve çok yüksek puanlar almasına rağmen mülakatta nasıl elendiğini anlatan, insana hüzün veren mektubunu aşağıya alıyorum:
“Soner Bey, Merhabalar,
Bugün ülke FETÖ denilen örgütle mücadele ederken ben de zamanında “kendileriyle” bir birey olarak tek başıma nasıl mücadele ettiğimi size anlatmak istedim…
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden2008 yılında mezun oldum ve 2010 yılında hakimlik sınavını kazandım.
Mülakat tarihi gelmeden önce herkes tembihledi; sarı saçlarını kahverengiye boyat, dizlerinin altında etek giy, yakanı son düğmesine kadar kapat, ceketinin kollarını kıvırma, vb.
Mümkün değildi tabii ki en modern halimle gittim.
Mülakat günü herkesin kulaktan kulağa birbirine sorduğu bir soru vardı: “Senin arkanda F tipi mi S tipi mi var?”
O kadar yabancıydım ki konuya, ne demek istediklerini hiç anlamadım. İçeri girdiğimde birbirinden küstah, lakayt, göbeğini kaşıyan 8-10 erkek (hepsi hakimmiş) karşımda oturuyordu. Hayatımda hiç duymadığım sorular sordular, elendim. Hatta en son çıkarken Trabzonspor'un performansı hakkında ne düşünüyorsun dediler!
Sonuçlar açıklandıktan sonra anladım önemli olan saç rengi, etek boyu değil,“F” tipi mi “S” tipi mi diye sorduklarıydı. Benim ki, “hiçbiri” idi.
FETÖ ile böyle tanıştım! Elbette ki geç bir yaştı. Ama benim babam askerdi; Cemaat bilmeden Atatürk'ü öğrendik biz…
Kulaklarıma inanamadım
Hâkim-savcı olmak için “yeterli” olmadığımı anladım! 2011 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'nde yüksek lisansa başladım. Bu arada, avukatlık ruhsatımı aldım ve çalışmaya başladım.
Yüksek lisansta borçlar hukuku kürsüsünde çalışmak, akademik dünyaya girmek için sınava giren sekiz kişiden biriydim. Bir gün dekan çağırdı.
Kılığıma kıyafetime, kırmızı renk ojelerime baktı ve “baban ne iş yapıyor” diye sordu. “Emekli astsubay” dedim. Annemi sordu, “öğretmen” dedim.
Zoraki bir gülümsemeyle, “Bak seninle çok açık konuşacağım, benim bir adayım var kadroya almak istediğim. Listede onu zorlayacak bir tek sen varsın çünkü Ankara Hukuk mezunusun. Diğer hocaların da seni ister, o yüzden gel sen benim ofisimde avukat ol, bu mülakatı da boş ver. Zaten çok az para veriyorlar araştırma görevlilerine nasıl yaşayacaksın babanın parası yetmez sana bakmaya” dedi. Kulaklarıma inanamayarak odadan hızla çıktım.
Mülakat günü yine herkes birbirine torpillerini soruyordu. Benim elimde sadece Medeni Kanun vardı! Soruları bildim.
Birkaç gün sonra sonuçlar açıklandığında elenmiştim. Yine o “F tipi” diye bahsedilen aday yani yine FETÖ kazanmıştı!
Yılmadım, birkaç kere daha girdim sınava. Hep mülakatta elediler, hep…
Hocalarıma “neden almıyorsunuz, ne istiyorsunuz” diye isyan ettiğimde aldığım cevap ise hep aynıydı, “artık bizim sözümüz geçmiyor fakültede.” Çünkü FETÖ’ nün sözü geçiyordu bilim yuvasında. Yıl, 2012 idi.
Üzüleyim mi?
“Devlet kapısı sağlamdır” zihniyetiyle düşünen ailemin baskısıyla 2010-2011-2012 yıllarında KPSS sınavlarına girdim ve100 üzerinden 93-92-90 aldım.
Meclis, Dışişleri Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı gibi kurumların hepsinin yazılı sınavlarında başarılı oldum, mülakatlarına hak kazandım. Başıma gelen hep aynı oldu: Baban ne iş yapıyor? Annen ne iş yapıyor?
Yandaşı kayırma Fransa’da suç oldu. Darısı bize!
Hatta yasama uzmanlığı mülakatında “Bu Kürtler ne istiyor, istediklerini verelim mi? Sence yürütme yargıya müdahale ediyor mu?” gibi amacı gayet belli sorular yönelttiler. Nitekim verdiğim cevaplar hoşlarına gitmeyince de elediler. Gerçi gitse de eleyeceklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Hep benzerlerini yaşadım.
“Ne istiyorsunuz” daha diye feryat figan ettim ama kimse anlamadı. Hatta annem babam bile “demek ki yeterli değilsin” dediler. Oysa ben FETÖ'den torpili olmayan kendi halinde bir genç memur adayıydım.
Ben bunlarla boğuşurken, duydum ki babamın köydeki akrabalarından bir kız evlenmişti bir subayla. Ve subay eşi, Dışişleri Bakanlığı'na yerleştirivermişti karısını. Öyle üzüldüm ki, ama kendime! İnsan kendine acır mı hiç? O an kendime öyle çok acıdım ki…
O kız köyde büyümüştü, yabancı dil bilmiyordu; nasıl almışlardı onu sınavsız mülakatsız Dışişleri'ne, nasıl olurdu? Olmuştu…
Peki, benim onca çabam, benim onca emeğim ne olacaktı? Ya liyakat?
15 Temmuz FETÖ kalkışmasından sonra öğrendim ki, bu kız ihraç edilmiş kurumdan, kocası ise hapisteymiş. Neden? Çünkü FETÖ'cülermiş!
Şu an halime üzülmeli miyim, yoksa şükretmeli miyim bilmiyorum…
Bu nasıl bir yapılanmadır ki, daha gencecik bir üniversite mezununun bütün hayallerini mahvedebildi…
Anlattığımdan daha çok anlatamadığım pek çok şey var. Siz beni anladınız biliyorum. O yüzden sevgiyle, sağlıcakla kalın”… [4]

RİZE'DE MÜLAKATLA 26 OKUL MÜDÜRÜ ALINDI: 25'İ AKP'Lİ, 1'İ MHP'Lİ
Rize’de yapılan sözlü mülakat sonucunda, 26 kişilik okul müdürü ve müdür yardımcılığı kadrolarına 25 Eğitim Bir Sen üyesi, 1 Türk Eğitim-Sen üyesi yerleştirilirken, benzer haberler ülkenin dört bir yanından gelmeye devam ediyor.
CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel, Milli Eğitim Bakanlığı 2017 yılı yönetici görevlendirme mülakatlarına ilişkin şaibe ve torpil iddialarını Meclis’e taşırken, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde “Mülakatların tamamına yakınında yandaş sendika üyelerinin başarılı olması tesadüf mü?” diye sordu.
Adıgüzel, ayrıca medyaya ve kamuoyuna yansıyan, başta Eğitim-Sen, Eğitim-İş olmak üzere diğer sendikalar tarafından listelere ilişkin dile getirilen bilgileri şöyle sıraladı:
* Rize’de yapılan sözlü mülakat sonucunda; 26 kişilik okul müdürü ve müdür yardımcılığı kadrolarına 25 Eğitim Bir Sen üyesi, 1 Türk Eğitim-Sen üyesi yerleştirildi.
* Bursa Osmangazi ilçesinde sözlü mülakata 78 aday girmişken; 23 olan okul müdürü ve müdür yardımcılığı kadrolarına yerleştirme puan sıralamasında ilk 37 kişi Eğitim Bir Senli.
* Bursa Yıldırım ilçesinde sözlü mülakata 55 aday girmişken; 22 olan okul müdürü ve müdür yardımcılığı kadrolarına yerleştirme puan sıralamasında ilk 31 kişi arasında 1 farklı sendika üyesi ve 1 sendikasız aday bulunuyor. Kalanları tamamı Eğitim Bir Senli.
* İstanbul Silivri ilçesinde sözlü mülakat yapılmadan bir sendikanın, henüz kişiler mülakata girmeden eline geçen ‘kazanan’ listesinin eline geçerek noterden tasdik ettirdiklerini ve sonuçlar açıklandığında aynı listenin ‘kazanan’ listesi olduğu bilgisi belgeyle ispatlandı. Buna göre, noter belgesi 30 Haziran 2017 tarihli, mülakat sonuçlarının açıklandığı tarih ise 24 Temmuz 2017. [5]
Yandaşı kayırma Fransa’da suç oldu. Darısı bize!

AKP'NİN DUDAK UÇUKLATAN YENİ ATAMA LİSTESİ ORTAYA ÇIKTI

İşte AKP'nin ileri gelenlerinin atandığı ballı börekli kadroların isim listesi.

AKP ÜST DÜZEYİNİN NE KADAR YAKINI VARSA-TORPİL LİSTESİ:
Liste, devletin kadrolarının AKP’liler ve siyasi görüşlerinden taviz vererek AKP’ye yanaşanların nasıl paylaştığını gösteren listeyi yine CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç açıkladı
1. TUĞÇE ÖZER
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafçısı Kayhan ÖZER’in kızı. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda 2 gün Basın Müşaviri olarak görev yaptırıldı. Bu sayede memuriyete açıktan atanmış oldu.
2. YASİN EKREM SELİM
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde Örtülü Ödeneğin başında olan Maksut SERİM’in oğlu. Açıktan atamayla AB Bakanlığında müşavirlik kadrosu verildi.
3. ALİ TAHA KOÇ
AKP’li eski Kültür Bakanı Atilla KOÇ’un oğlu. Sınavsız olarak Başbakanlıkta önce müşavir, sonra Baş Müşavir yapıldı. Ardında da Başkan olarak atanıp Saray’ın Bilişim Biriminin başına getirildi.
4. FATMA ERTEN
Mehmet Ali ŞAHİN’in teyzesinin kızı. KPSS’den aldığı puan atanmaya yetmeyince dönemin TBMM Başkanı yakını sayesinde önce sözleşmeli olarak Meclis’e bağlı Devlet Arşivlerine aldı. Bir süre sonra da İstisnai Kadro ile Mecliste müşavir yaparak, Memur olmasını temin etti. Bununla da yetinmedi, yeğenini eşinin bulunduğu, Karabük’ün Safranbolu ilçesindeki MYO’ ya memur olarak gönderilmesini sağladı.
5. NURETTİN ŞAR
AKP’li Ulaştırma Bakanı Lütfi ELVAN’ın Milletvekilliği döneminde danışmanlığını yaptı. Önce TÜRKSAT Direktörlüğü’ne kısa bir süre önce de sınavsız olarak TELEKOMİNİKASYON İletişim Başkanlığı Yönetim Sistemleri Koordinatörlüğü’ne getirildi.
6. AHMET CAN TURPÇU
Yeni AB Bakanı Volkan BOZKIR’ın Özel Kalem Müdürü Anıl TURPÇU’nun kardeşi. Kısa bir süre önce AB Bakanlığı’nda Müşavir yapılarak açıktan memuriyete atandı.
7. LATİF ÇELİK
Hüseyin ÇELİK’in yeğeni. KPSS puanı memur olmaya yetmeyince TBMM’de istisnai kadro ile memur yapıldı.
8. SADİ KUNDUROĞLU
Egemen BAĞIŞ’ın Amerika’dan arkadaşı. Önce Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ne alınıp açıktan memur yapıldı. Daha sonra, naklen atamayla AB Bakanlığı Müşavirliği’ne geçirildi. Egemen BAĞIŞ’ın arkadaş kontenjanından danışmanı.
9. AYŞE KUNDUROĞLU
Sadi KUNDUROĞLU’nun eşi. AB Bakanlığı’nda açıktan atama ile başkan yapıldı. Sonra Bakanlığa bağlı Ulusal Ajansta görevlendirilerek maaşı iyileştirildi. Açık Öğretim mezunu.
10. MEHMET SAFİ ÖZTEKİN
Egemen BAĞIŞ’ın özel kalem müdürü İbrahim BAYRAM’ın arkadaşı. Zafer ÇAĞLAYAN döneminde Ekonomi Bakanlığı’nda Özel Kalem Müdürü olarak açıktan memur yapıldı.
11. DOLUNAY YÜKSEL
BAŞBAKAN’IN EŞİ SARE HANIMA HALTERCİ DANIŞMAN! Başbakan DAVUTOĞLU’nun eşi Sare Hanıma sekreterlik yapan kadın halterci Dolunay YÜKSEL, 3600 ek göstergeli ve bol ikramiye ve yüksek maaşla Başbakanlık Müşavirliği’ne atanıyor. Yani en az 3 yıl süreli yüksek öğrenim veren Fakülte ve Yüksek okulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli bir süre meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlilik sınavı sonunda atanan müfettiş ve uzmanların mesleklerinde en az 8 yıl görev yaptıktan sonra erişebildikleri 3600 ek göstergeye adeta paraşütle hiçbir riyakat ve kariyer gözetilmeksizin atanıyor. Hem de 26 Kasım 2014 tarihli 29187 sayılı Resmi Gazete ile bütün müfettiş ve uzmanların gözünün içine sokarak ve dalga geçer gibi atanıyor.
12. ADİL MURAT ALAN
AKP Kahramanmaraş Milletvekili ve TBMM eski Başkan vekili Nevzat PAKDİL’in Danışmanı idi. TİB’e sınavsız olarak uzman yapıldı.
13. ÇAĞLA SEYMEN OĞLU
Trabzon Milletvekili Safiye SEYMENOĞLU’nun kızı. Ekrem SERİM’in yeni evlendiği eşi, herhangi bir sınava girmeden, açıktan atamayla Başbakanlık Basın ve Halkla ilişkiler müşavirliğinde memur oldu.
14. TUĞBA NUR ÇİĞEROĞLU
AKP Uşak eski Milletvekili Nuri USLU’nun kızı. İktisat Fakültesi Mezunu. Üniversitede akademisyen olmak istiyor ve babası devreye giriyor. Önce, KARAHALLI MYO’da kadro açılıyor. Fakat eski vekilin kızı sıralamada ilk 4’e giremiyor. Ardından EŞME MYO’da yeni bir kadro açılıyor. Ama bu kadro “Bankacılık ve Sigortacılık” mezunu olmayı gerektiriyor. İlan süresinin dolmasına 2 gün kala alım şartları değiştiriliyor ve bu değişiklik yaygın bir biçimde Kamu Oyuna duyurulmuyor. Eski Vekilin kızı basının referansı ile nihayet Üniversiteye kapağı atıyor.
15. MUSTAFA ERKEN
AKP Uşak eski Milletvekili Mustafa ÇETİN’in eşinin yeğeni. Uşak Valiliği Özel Kalem Müdürlüğüne atanarak istisnai Kadrodan memur yapıldı.
16. ZEYNEP SEZAL
AKP eski Kahramanmaraş milletvekili Ali SEZAL’ın kızı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK tarafından KPSS’si olmadığı halde Kahramanmaraş’a öğretmen olarak atandı.
17. ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK
AKP Sakarya İl Kadın Kolları Başkanı iken Aile ve Sosyal Politikalar Bakan yardımcılığına atandı. 1981 doğumlu. KPSS’ye hiç ihtiyaç duyulmaksızın 8000 ek göstermeli makama oturdu.
18.ZAFER TARIKDAROĞLU
Erzurum AKP Genlik Kolları Başkanı iken dönemin Sağlık Bakanı ve Erzurum Milletvekili Recep AKDAĞ tarafından Sağlık Bakanlığı’na Müşavir olarak açıktan atandı.
19. SELİM TERZİ
AK PARTİ Üsküdar Gençlik Kolları başkanı idi. Açıktan atama ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü’ne getirilerek memur olması sağlandı.
20. ALPEREN KARAOSMANOĞLU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın uzun yıllar Özel Kalem Müdür Yardımcılığını yapan, şimdiki Bilim Sanayi Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yunus Emre KARAOSMANOĞLU’nun oğlu. AB Bakanlığında açıktan atamayla memur yapıldı. Bir süre sonra da maaşların oldukça yüksek olduğu Başbakanlık yatırım Destek Ajansına geçti.
21. TALHA YANILMAZ
Elazığ Belediye Başkanı Mücahit YANILMAZ’ın yeğeni. Belediyenin istisnai memurluk kadrosu olan Özel Kalem Müdürlüğüne getirilerek memur yapıldı. Bu göreve getirilmeden öncesi esnaflık yapıyordu.
22. ELİF ÖZTÜRK
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri eski daire Başkanı Hüseyin ÖZTÜRK’ün kızı. AB Bakanlığı’na açıktan atamayla müşavir yapıldı.
23. MUSTAFA SEÇEN
AKP’li Nevşehir Belediye Başkan Yardımcısı Atilla SEÇEL’in oğlu. Önce Nevşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğüne getirilerek açıktan memur olması sağlandı. Ardından da TRT’ye geçiş yaptırılarak, Televizyon Daire Başkanlığında işe başlatıldı.
24. TUNA BEKLEVİÇ
AKP’nin İktidarda olduğu 2007 yılında bir eşeğin boynuna “Ben bile bu ülkeyi daha iyi yönetirim” yazılı pankart astı. 2011’de çok ağır eleştirdiği AKP’nin Edirne’den 2. Sıra Milletvekili adayı olup, seçilemedi. Ödülünü AB Bakanlığı’nda Danışman yapılıp açıktan memur olarak aldı.
BUNLAR DA JET HIZIYLA TERFİ ETTİRİLENLER
1. AHMET MİNDER
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın memleketi Güneysu’nun eski Belediye Başkanı. 15 yıl Güneysu Belediye Başkanlığı yapıp, emekli olduktan sonra 10 Haziran 2014’te Resmi Gazetede yayınlanan kararla Başbakanlık Müşavirliği’ne getirildi. Emekli maaşı devam ederken, ayrıca bir de müşavirlik maaşı almaya başladı. Erdoğan’ın CB Seçilmesiyle de Sarayın İnsan Kaynakları Başkanı oldu. Bir yandan Bankaya yatan 5 BİN TL emekli maaşı diğer yandan da 9 BİN TL başkanlık maaşı alıyor.
2. HAVVA HÜMEYRA ŞAHİN
Emine Erdoğan’ın danışmanı. Bir yandan danışmanlık maaşı alabilmesi için açıktan atamayla Cumhurbaşkanlığı’na Danışman yapıldı. Diğer yanda da telif alsın diye Akşam Gazetesi’nde yazılar yayınlıyor.
3. AHMET OLMUŞTUR
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın oğlu Bilal ERDOĞAN’ın Kartal İmam Hatip Lisesinden arkadaşı. THY’de Çağrı Merkezinde rezervasyon memuru olarak çalıştı. Güçlü bağlantıları sayesinde THY’de Pazarlama ve Satış Genel Müdür Yardımcılığı’na yükseltildi.
4. ERKAN KANDEMİR
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın oğlu Bilal ERDOĞAN’ın Kartal İmam Hatip Lisesi’nden arkadaşı. AKP İstanbul İl Gençlik Kolları eski Başkanı. İnşaat Mühendisi olmasına rağmen Sağlık Bakan Yardımcılığı’na atandı. Böylece 33 yaşında KPSS’ye hiç ihtiyaç bile duymadan Müsteşardan bile yüksek bir konuma getirilmiş oldu.
5.MEHMET BOZTAN
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın armatör oğlu Bilal ERDOĞAN’ın yakın arkadaşı Sabah Gazetesi Ankara Haber Müdürü Yahya BOZTAN’ın ağabeyi. Vakıf Emeklilik Genel Müdürlüğü’ne getirildi. Bu arada, yıllık çok yüklü bir ücret alabilsin diye bu görevinin yanı sıra TURKCELL Yönetim Kurulu Üyesi yapıldı.
6. SEDA ÇİÇEK
TBMM Başkanı Cemil ÇİÇEK’in gelini. EPDK üyesi Çağrı ÇİÇEK’in eşi. Almanca Öğretmenliği mezunu. Cemil ÇİÇEK Milletvekili iken Danışmalığını yaptı. Daha sonra KPSS’siz TÜRK AKREDİTASYON Kurumu’na (TURKAK) uzman yardımcısı olarak alındı. Uzun süre uzman yardımcısı olarak kaldı. Yapılan bir yönetmelik değişikliği ile uzman olmayı başardı.
7. ÇİĞDEM ÇİÇEK
TBMM Başkanı Cemil ÇİÇEK’in yeğeni. TRT Eğitim Dairesi Başkanlığında araştırmacı yapıldı.
8. İBRAHİM ARINÇ
Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ’ın yeğeni İbrahim ARINÇ, BOTAŞ Genel Müdür Yardımcısı yapıldı.
9. MÜGE ALA SERTOĞLU
Efkan ALA’nın yeğeni. Yeni bir Doktor olmasına rağmen Bakan referansıyla İstanbul Bahçelievler Fizik Tedavi Rehabilitasyon Merkezi’ne Başhekim olarak atandı.
10. HATEM DURSUN
İçişleri Bakanı Efkan ALA’nın İmam Hatip Lisesi’nden sınıf arkadaşı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen olarak çalışırken, önce Erzurum İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Şube Müdürü yapıldı. ALA’nın Bakanlık koltuğuna oturmasından sonra ise Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevine getirildi.
11. MEHMET DİNÇ
Bekir BOZDAĞ’ın eşinin erkek kardeşi. 2011’de 76. Maddeden Yozgat TOKİ İlkçğretim okulu Müdürü olarak atandı. 2013 yılında Yozgat Valiliği İl Sosyal Proje Etüt Müdürlüğüne getirildi.
12. ŞUAYİP TUNÇAL
Bekir BOZDAĞ’ın bacanağı. Akdağmadeni’nde Milli Eğitim’de çalışıyor iken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na müşavir olarak atandı ve Daire Başkanı yapıldı.
13. ŞERAFETTİN AKYÜZ
Bekir BOZDAĞ’ın hem hemşerisi hem de okul yıllarından sınıf arkadaşı. Milli Eğitim’de okul Müdürü iken BOZDAĞ2ın Bakan olmasının ardından 2011 yılında Yozgat Valiliği İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlüğü’ne, 2012 yılında Yozgat Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Vekilliğine, 2013 yılında Kayseri Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne atandı.
14. AYDIN AKYÜREK
Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK’in abisinin damadı. Elazığ Meslek Lisesinde Torna Tesviye öğretmeni idi. 1 ay gibi kısa bir zaman içerisinde İstanbul Devlet Malzeme Ofisi Müdürü yapıldı.
15. FETHİ AZAKLI
AKP’li Gümrük ve Ticaret bakanı Nurettin CANİKLİ’nin Liseden arkadaşı. CANİKLİ’nin referansı ile önce TİB’de uzman, 17 Aralık sonrasında Hukuk Dairesi Başkan Vekili yapıldı. Azaklı, yıllarca MEB’te öğretmenlik yaptıktan sonra Hukuk Fakültesi’ni dışarıdan bitirmiş biri. Hukuk Formasyonu ve daha önce devlette Hukuki konularla ilgili hiçbir tecrübesi olmamasına rağmen TİB Hukuk Daire Başkanlığı gibi kritik bir birimin başına getirildi. Azaklı, 2 ay önce ise BTK’ya Müşavir yapıldı.
16. MENDERES ÜNAL
AKP Grup Başkan Vekili Mahir ÜNAL’ın diğer ağabeyi. Emeki polis memuru iken BİRUNİ Üniversitesi’nde Destek Hizmetleri Direktörü oldu.
17. MEHMET İLKER ÜNAL
AKP Grup Başkan Vekili Mahir ÜNAL’ın ağabeyi. Resim öğretmeni iken 2012’de Sağlık Bakanı Müşaviri yapıldı.
18. ABDULLAH AYDIN
AKP Adıyaman Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Ahmet AYDIN’ın kardeşi. Paris Büyükelçiliği’ne Adalet Müşaviri olarak atandı.
19. MAHMUT ÇELİK – HAMİT ÇELİK
Hüseyin ÇELİK’in kardeşleri. Mahmut ÇELİK öğretmenken, Ulaştırma Bakanlığı’nda daire Başkanı oldu. Hamit ÇELİK ise öğretmenken İçişleri Bakanlığı’nda Müşavir yapıldı.
20. TÜLAY ÇELEBİ
AKP Ağrı Milletvekili Ekrem ÇELEBİ’nin eşi. Adalet Bakanlığı’nda Yayın İşleri Daire Başkanlığı’na getirildi.
21. RIDVAN KAHVECİ
AKP Karabük Milletvekili Osman KAHVECİ’nin oğlu. TİB’e uzman olarak alındı. 17 Aralık sonra süreçte dikey bir yükselme ile BTK’da Daire Başkanı yapıldı.
22. GAZİ YILDIRIM
AKP Çorum Milletvekili Murat YILDIRIM’ın amcasının oğlu. Çorum İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı oldu.
23. NURAN KÖYLÜ
AKP Kastamonu Milletvekili Hakkı KÖYLÜ’nün kızı. AB Genel Müdürlüğü’nde Tetkik Hakimi olarak göreve başlatıldı.
24. AYŞEGÜL ÜNAL
AKP Ordu Milletvekili Fatih Han ÜNAL’ın kardeşi. Adalet Bakanlığı Bünyesindeki UHDGM’de yüksek bir maaşla “Mütercim” olarak işe başlatıldı.
25. HAYRULLAH ALABOYUN
AKP Akasaray Milletvekili Ali Rıza ALABOYUN’un kardeşi. Önce Aksaray Hizmet İçi Eğitim Enstitüsü’ne Müdür yapıldı. Ardından da Aksaray Kamu Hastaneleri Birliği İdari İşler Daire Başkanlığı görevine getirildi.
26. MESUT YAVİLİOĞLU
AKP Erzurum Milletvekili Cengiz YAVİLİOĞLU’nun kardeşi. MEB’de öğretmenken Erzurun Su ve Kanalizasyon İdaresi’nde (ESKİ) Daire Başkanlığı’na getirildi.
27. HANİFİ ÖZBEK
Bayburt Milletvekili Bünyamin ÖZBEK’in yeğeni. Özel Eğitim Okulu öğretmeni iken önce okul Müdür Yardımcısı sonra da MEB’de Şube Müdür yapıldı.
28. SELMAN ÖZTÜRK
AKP Balıkesir Milletvekili Ahmet EDİP UĞUR’un yeğeni. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nda Müşavirlik görevine atandı.
29. İBRAHİM ŞİMŞEK
Burdur Milletvekili Bayram ÖZÇELİK’in eniştesi. Burdur İl Özel İdaresi Genel Sekreteri yapıldı.
30. ERSİN FIRAT
AKP Milletvekili Mehmet DANIŞ’ın kız kardeşi ile evli. Yani damatları. Yetiştirme Yurdunda öğretmenken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çanakkale İl Müdürü yapıldı.
31. VEYSEL DİREK
Batman Milletvekili Ziver ÖZDEMİR’in arkadaşının oğlu. Milli Eğitim’de öğretmen iken 2012 yılında Batman Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Yardımcılığına 2014 yılında da İl Müdür Vekilliğine getirildi.
32. FATMA COŞKUN
AKP Bingöl eski Milletvekili Yusuf COŞKUN’un eşi. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nde Daire Başkanı yapıldı.
33. ALİ FUAT FİDAN
İçişleri Bakan Yardımcısı Osman GÜNEŞ’in kaynı. Yedi, Sekiz yıl esnaflık (sarraf) yaptıktan sonra işleri iyi gitmeyince memuriyete döndürüldü. Doğrudan Yozgat İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcılığı’na ataması yapıldı.
34. CANATAY ŞANVERDİ
AKP Hatay eski Milletvekili Fevzi ŞANVERDİ’nin oğlu. Hukuk eğitimi almamış olmasına rağmen çok genç yaşta (20’li yaşlar) Adalet Bakanlığı’na Müşavir olarak atandı. Herhangi bir yabancı dil bilmemesine rağmen Bakanlık Bünyesindeki Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nde (UHDGM) çalışıyor.
35. HATİCE ATAN
AKP Şırnak Kadın Kolları Başkanı iken İl Özel İdaresi’nde işe alındı. Ama pek işe gitmemesine rağmen, kendisine her ay düzenli maaş ödeniyor. 2014 yılında AKP Genel Merkez MKYK Üyesi yapıldı.
36. HALİM TURGUT
AKP Gebze İlçe Başkan Yardımcısı iken TÜBİTAK idari ve Sosyal İşler Müdürü yapıldı.
37. ÖMER FARUK BOYNUKARA
Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri Adnan BOYNUKARA’nın oğlu. Babasının desteği ile Adalet Bakanlığı’nda müşavir oldu. Daha önce Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nde çalışan sıradan bir personeldi.
38. ÖKKEŞ ZAHTEROĞULLARI
Bolu Valisi olan Ahmet ZAHTEROĞLULLARI’nın kardeşi. Komiser Yardımcılığı’ndan ayrılarak, Çalışma ve İş Kurumu Kilis İl Müdür Yardımcılığına getirildi.
39. MUSTAFA TOKTAŞ
Kayseri Bünyen İlçesi önceki dönem AKP’den Belediye Başkanı Ahmet YAŞAR TOKTAŞ’ın oğlu. Kayseri Vakıflar Bankası Sanayi Şubesi’nde hiçbir sınava girmeden 6 ay önce göreve başladı. Mülakat dahi olmadı.
40. GÜLHAN AK
Keçiören Belediye Başkanı Mustafa AK’ın yakın akrabası. TRT Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığı’na memur olarak atandı.
41. YUSUF AKYEL
Sayıştay Başkanı Recai AKYEL’in kardeşi. TRT Spor Yayınları Dairesi’nde araştırmacı yapıldı.
42. UĞUR SALİH BAŞÖREN
Eski TRT Genel Müdürü, şimdi Samsun Valisi olan İbrahim ŞAHİN’in PTT Genel Müdürlüğü döneminde Özel Kalem Müdür iken TİB’e uzman olarak alındı.
43. RABİA ŞAHİN
Bülent ARINÇ’ın Bakanlığı döneminde TRT Yönetim Kurulu Üyeliğine atanan Recep ŞAHİN’in kızı. Eğitim Dairesi Başkanlığı’nda araştırmacı olarak göreve başladı.
44. HAYRETTİN ÖZÇELİK
Anadolu Ajansı eski Genel Müdürü Kemal ÖZTÜRK’ün en güvendiği kişi. Uzun süre ÖZTÜRK’ün Özel Kalem Müdürlüğünü yaptı, sonra Personel İşleri’nden sorumlu Daire Başkanı oldu. Öztürk AA Genel Müdürlüğü’nden alınmadan kısa bir süre önce açıktan atamayla Sarayın Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne getirildi. Hemen sonra da CB Genel Sekreteri Fahri KASIRGA’nın Özel kalem Müdürlüğü’ne getirildi.
Bu listeler, torpiller, yandaşı kayırmaların listeleri o kadar çok ki sayfalara sığmaz, okuyucuyu daha fazla sıkmamak için, bu yandaşı kayırma listesinin birçoğunu alamadık.[6]
Cevat Kulaksız
SONNOTLAR

[1] http://www.hurriyet.com.tr/akraba-sorusu-metineri-kizdirdi-27883201
https://forum.donanimhaber.com/fransa-da-akrabasini-ise-alan-3-ay-hapis-yatacak--128140224#

[2] http://www.habervaktim.com/yazar/36908/ehliyet-ve-liyakatin-onemi.html

[3] http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/58.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

[4] Soner Yalçın Mektup Sözcü 11 Ağustos 2017
[5] Rize'de mülakatla 26 okul müdürü alındı: 25'i AKP'li, 1'i MHP'li
http://www.gercekgundem.com/rizede-mulakatla-26-okul-muduru-alindi-25i-akpli-1i-mhpli-287252h.htm
[6] Akp'nin Dudak Uçuklatan Yeni Atama Listesi Ortaya Çıktı
http://www.haberartiturk.com/akpnin-dudak-ucuklatan-yeni-atama-listesi-ortaya-cikti-24688h.htm
**
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/183201/CHP_li_Koc_ucuncu_VIP_torpil_listesini_acikladi.html

Cevat Kulaksız

İçim Acıyor - Gündüz Akgül
Ülkede Adalete güven sarsılınca Ana muhalefet partisi 15 Haziran 2017 tarihinde Ankara’dan başladığı Adalet yürüyüşünü, 25 gün sonra İstanbul’da tamamladı. Yürüyüş bitiminde de Maltepe’de milyonların katıldığı görkemli bir miting düzenledi.
O günden bu yana konu devamlı TV programlarında tartışıldı. (Bu yazıyı yazarken de tartışılıyordu)
30 yılını yargıya vermiş biri olarak bu programları her dinledikçe içim acıyor.
Bizim dönemimizde de yargıda aksaklılar oluyordu. Ancak bu aksaklıklar az denecek sayıda olduğu gibi, aksaklığı yaratanlar diğer meslektaşları tarafından ya dışlanır, ya da aksaklık giderilirdi.
Bu aksaklıklara karşın yargıya güven %80-85 oranındaydı.
Başımdan geçen bir olayla dönemimin yargı uygulamasını okuyucuların bilgisine sunmak istiyorum.
Görev yaptığım ilçede bekâr bir Cumhuriyet Savcısı arkadaşım vardı. Bir gece bu arkadaşımı görmek içim şehir kulübüne gittim. Arkadaşım kulüpte yoktu. Bir masada Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ile İlçenin ileri gelenlerden biri içki içiyorlardı. Beni de davet ettiler, teşekkür ederek işim var dedim ve ayrıldım.
İkinci gün Ağır Cezada bir cinayet davasının yargılamasını yapıyorduk. Salon hınca hınç doluydu. Başkanla içki içen kişi arka sıralarda oturuyordu. Yargılananlarda onun akrabalarıydı.
Cinayet olayını tam anlamı ile bilen ve gören bir görgü tanığını dinlerken, Başkan Bey, tanığın anlatımını tam anlamı ile tutanağa geçmedi. Tanık beyanında açıksa sanıkların olayı gerçekleştirdiğini anlatmıştı. Başkan bu beyanı her anlama çekilebilecek şekilde tutanağa geçince, yanı başımda oturan üyeye yavaşça, Başkana söyle ifadeyi tutanağa yanlış geçti dedim. Üye, alçak bir sesle söylediklerimi aktardı. Başkan dosyayı inceler gibi karıştırarak alçak sesle  “geçtik ya” diyerek dediklerimi nazara almadı. Bunun üzerine ben daha yüksek sesle Sayın Başkanım tanığın ifadesi tutanağa yanlış geçti dedim.
Bu kez Başkan daha kızgın bir tavırla ve yüksek sesle “Geçtik ya kardeşim” deyince, nevrim döndü. Hemen ayağa kalktım, Başkanı aracı yapmadan doğrudan tanığa, bir daha anlat dedim. Tanık, olayı ilk anlattığı şekilde tekrarladı. Bu kez kâtibe oğlum tutanaktan ifadeyi oku dedim. Kâtip tutanaktaki beyanı okudu, tanığın ifadesi ile ilgisi yoktu.
Bu kızgın halime hem Başkan, hem de salonda kiler şaşırmışlardı. Yargıda böyle bir durum pek olmaz. Belki de yargı tarihinde yaptığım bir ilkti. Ancak olanlar karşısında kendim tutamadım.
Bu durumu açıkça her kesin önünde saptadıktan sonra, cüppemi çıkarıp sandalyeye koydum ve Başkana dönerek sinirli bir halde ve yüksek sesle, burada kimsenin kanı yerde kalmayacak, şimdi gider seni Yüksek Hâkimler Kuruluna şikâyet eder Müfettiş isterim dedim ve salonu terk ederek doğruca Başsavcımız odasına girdim.
Efendim ben Başkanı şikâyet edeceğim diyerek olayı naklettim. Başsavcımız çok dürüst ve babacan biriydi. Beni sakinleştirmeye çalışarak, bekçisini çağırdı ve “bize iki çay söyle” diye emir verdi.
Tam o sırada her iki üyede içeri girdiler. Her ikisi birden “Gündüz patlamasaydı, biz patlardık” deyip beni desteklediler. Başsavcımız onları da oturtarak çay ısmarladı. O sırada Başkan da içeri girdi. Bana hitaben “Sen ne yaptın, beni rezil ettin” dedi. Kendisine,  arkadaş seni şikâyet edeceğim, sen taraf tutuyorsun, yanıtını verince “haydi duruşmaya çıkalım istediğini yazdır” dedi.
Bunun üzerine yanıt olarak, ben haddimi bilirim, yargılamayı sizin yönetmeniz gerekiyor, ama bir koşulla, tarafsız olarak.
Başsavcımız araya girdi bizi yatıştırdı, tekrar yargılamaya başladık. Başkan “iddia makamının talebi üzerine tanıktan tekrar soruldu. Tanık, benim ifadem zapta yanlış geçti dedi ve ifadesi yeniden zapt edildi” diyerek durumu düzeltti.
Böylece iş tatlıya bağlandı.
İşte o günlerin yargısını düşündükçe, bu gün yargı için söyleneler gerçekten içimi acıtıyor.
Haksız ve onur kırıcı bir atama sonucunda, hala çalışma yaşıma 8 yıl kala onurumu kurtarmak adına 57 yaşında emekliliğimi isteyen biri olarak, özellikle emekliliği dolan meslektaşlarımın neden bağımsız yargı adına hala bir bedel ödemeye göze almadıklarını gördükçe içim daha da acıyor.
Büyük önder Mustafa kemal Atatürk diyor ki;
“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz (1920)”
Unutulmamalıdır ki günün birinde herkes hukuka gereksinim duyacaktır.

14.08.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız
Çankaya Belediyesince Çayyolu Ahmet Taner Kışlalı Mahallesinde Küba’nın efsanevi Devrimci Lideri Fidel Castro (Kastro) anısına semtin beğenilen yerinde 13.8.2017 de park açıldı.
10370 M2 alanı kapsayan Fidel Castro (Kastro) Parkı, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, başta Küba Kostarika, Panama, Brezilya, Arjantin büyükelçileri, CHP İl ve ilçe başkanları milletvekilleri, çevredeki muhtarlar ve kalabalık bir Çayyolu halkının katıldığı törende Küba ve Türkiye Milli Marşlarının çalınması ile başladı.
Parkın açılış töreninde Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen şunları söyledi:
Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız
“-16 Ekim 1953 de hâkim karşısına çıktığında, “sayın yargıç siz beni mahkûm edin, ama tarih beni haklı çıkaracaktır” demişti. Ve tarih Fidel Castro’yu farklı çıkardı, tıpkı bütün devrimcileri tarih boyunca çıkardığı gibi. Biz bu tarihi kendi tarihimizden, kendi topraklarımızdan bizim büyük devrimcimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten biliyoruz. Atatürk’ün ilçesi olan Çankaya’da Fidel Kastor ismini yaşatmak, bizim için gerçekten büyük bir onurdur. Fidel 1997 de ülkemize geldiğinde (Fidel Castro Türkiye’ye 1995 de geldi) büyük Atatürk için şunları söylemişti: “Ben büyük bir devrim yaptım, ama Atatürk’ün yaptıklarını ben başaramazdım. Ben büyük bir devrim yaptım, ama Kemal Atatürk’ün yaptıklarını başaramazdım.
Fidel Castro her devrimci gibi Atatürk’ün yolundan giden bir devrimciydi. Çünkü bütün devrimciler halkını sever, halkı için çalışır ve her zaman emperyalizme karşı mücadele eder.
Fidel’i anarken Şeyhi anmamak olmaz. İnsanlığın eşitlik özgürlük, insanlık ve barış mücadelesinde bu saydığım isimlerin bütün dünya halklarının kalbinde yaşamaktadır. Çünkü mücadele devam ediyor. Giderek artan eşitsizlik, sömürü ve baskı insanlığın devrimci güçlerini mücadelesine ortak ediyor.
Bir de Çankaya’da bu anlayışın nasıl bir belediyecilik yapması gerektiğinin bir örneğini sergiliyoruz. Çankaya’nın yarattığı değeri katma değeri yine Çankaya’ya kazandırıyoruz. Çünkü bir kentin yarattığı değer o kentin halkına aittir. Çankaya’nın en büyük tarihi yatımını hayata geçiriyoruz, önümüzdeki eylül, ekim, kasım aylarında 23 eserin açılışını gerçekleştireceğiz.
Sayın başkanım, sayın milletvekilim Çankaya’da insanlık tarihinin büyük önderin adının vermenin tekrar onurunu Fidel Castro isminin Çankaya’da yaşatmanın bize yüklediği onuru tekrar sizlerle paylaşıyoruz. Ne mutlu ki Türkiye halkı ve Küba halkı dünya tarihine iki büyük devrimci armağan etmiştir. Bu anlamda Türkiye’nin ve Küba’nın hep kardeş iki ülke olması insanlarımızın birlikte hareket etmesi için üzerimize düşen sorumluluğu her zaman yerine getireceğiz. Sayın büyükelçinin şahsında Küba halkına en içten selamlarımı gönderiyorum”.
Mahalle muhtarı Küba Büyükelçisine çiçek verdi.
Küba Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Alberto Gonzales de şu konuşmayı yaptı:
Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız
“-Meslektaşlarım Kostarika Büyükelçisi, Panama Büyükelçisinin, Brezilya Büyükelçisinin, Arjantin Büyükelçisi Che Guvera’nın ülkesinin aramızda olmasından dolayı çok müteşekkirim. Bu gün diyebiliriz ki Che Guvera sadece Arjantin’e ait değil, bütün dünyaya ait. Milletvekiline teşekkür ediyorum, elbette Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’e teşekkür ediyorum, heyeti meydana getiren o muazzam ekibi de bir kez daha tebrik ediyoruz.
Şunu söylememe izin verin, bu park bütün dünyada ilk kalbimizde yaşan ilk alan; bütün dünyada bir ilki oluşturuyor. BU sebeple Çankaya Belediyesinin ve Çankaya Belediyesinde yaşayan bu açılışa verdiği desteğin değeri bizim için değeri çok büyük. Bize bu öneriyi ilettikten sonra biz de bunu Castro’nun ailesiyle paylaştık, Küba hükümetiyle paylaştık. Sizin de bildiğiniz gibi Fidel’in son vasiyetlerinden bir tanesi hiçbir yere böylesine isimin verilmemesi kendisi için büyük heykellerin dikilmemesi için önerilerinden biriydi. Bununla beraber Küba hükümeti ve Fidel Castro’nun ailesi Fidel’in dostlarının kendine teşekkürlerini bize ilettiler. İşte bu sayede Fidel’in doğum gününde bu parkın açılışını gerçekleştirebiliyoruz. Küba halkıyla Türkiye halkının, Çankaya halkının arasındaki dostluk ilişkisi rastlantısal bir ilişki değil, belediye başkanımızın da az önce anlattığı gibi, değindiği gibi Che Guevera ile Fidel Kastor dağlarda mücadele ederken Mustafa Kemal’in de kitaplarını okumuşlardı, onun fikirlerine alışmışlardı, onun stratejileri üstüne çalışmışlardı. Bu sebeple diyebiliriz ki Küba devrimine Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk devriminin katkısı olmuştur.
Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız
İşte bu sebepledir ki, Mustafa Kemal Atatürk büstünün ilk kez dikildiği ülke, Küba olduğu, Küba’nın Havana şehri olduğu ve bu fikri öneren kişi Başkumandan Fidel Castro oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün büstü, bu gün Havana Körfezi’nin girişinde bulunuyor. Havana Körfezi’nin girişi İstanbul Boğazı gibi dar bir giriştir. Fidel bu büstün açılışında şunu söyledi, özellikle bu büstü buraya yerleştirdik, çünkü burada İstanbul boğazını anımsatacak, çünkü Mustafa Kemal çok daha fazla memleketinde gibi hissedecek. Fidel Castro hep merak ettiği hep takip ettiği bu güzel ülkeye ilk defa 1996 yılında geldi. Geldiğinde de çok etkilendiğini hatırlıyorum. Türkiye halkının bana gösterdiği sevgi ve saygı dolayısıyla çok etkilenmişti. Ve her zaman bu güzel ülkeye bir kere daha gelme arzusunu ifade etti. Maalesef kendisini geçtiğimiz yıl kaybettik. 25 Kasım 2016 da kendisini fiziksel olarak kaybettik.
90 yıl boyunca Fidel’e sahip olduğunuz için büyük bir mutluluk duyduk. Mustafa Kemal Atatürk, maalesef erken bir yaşta hayatını kaybetti. Fakat eminim ki Mustafa Kemal Atatürk’ün mirası ve Fidel’in mirası eminim ki sonsuza kadar devam edecek. Bu sebeple bir kez daha bu güzel girişim, bu güzel inisiyatif (üstünlük) dolayısıyla hepinize, özellikle Çankaya Belediye Başkanı’na çok teşekkür ederim. Türkiye halkı çok onurlu ve çok cesur bir halk, Fidel’in de her zaman tarif ettiği gibi çok cesur ve onurlu bir halk.
Bu gibi jestler, bu gibi girişimler sayesinde bu gibi düşüncelerin sonsuza kadar yaşayacağından da fazla emin oluyoruz”. Türkçe olarak “teşekkürler dostum”.
CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi konuşma yaparak şunları söyledi:
Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız
“­-Çok uzaktayız ama yüzlerce ülke var dünyada, Küba deyince burada bulunan insanların kalbi bir başka atar, eminim. Dünyada birçok insanların insanın mazlumluğu nedeni ile bir başka atar, biz bunu biliyoruz. Bizim ülkemizde emperyalizmle savaşan büyük bir devrimci yetişti, Mustafa Kemal Atatürk; Küba’da da emperyalizmle savaşan çok büyük bir devrimi yetişti, Fidel Castro.
Bu gün maalesef ülkem kötü bir iktidar tarafından yönetiliyor. Bu gün ülkemi yöneten iktidarın Meclis başkanı Fidel’in yoldaşına “çapulcu” dem cesaretini gösterdi maalesef, üzülerek belirtiyorum. Ama Türkiye onların Türkiye’si değil, Türkiye Atatürk’ün Türkiye’si. Atatürk’ün yoldaşlarının Türkiye’sidir. İnanın bunların hepsi gelip geçici, Fidel Castro, Küba ve onun yoldaşları Türkiye’de sonsuza kadar yaşayacak, dünyada sonsuza kadar yaşayacaktır. Bu etkinliğini düzenleyen Çankaya başkanına ve ekibine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Başkanımız bilmem kaç açılış yaptı yüzlerce diyorum, hepsine davetiye gönderiyor, yetişebildiğimize geliyoruz, ama bu açılış başkaydı, bir başka önemliydi, bir başka kıymetliydi, koştuk geldik, ellerine yüreğine sağlık emeği geçen bütün dostlarımın yüreğine, emeklerine sağlık. Son olarak yaşasın dünya halklarının kardeşliği”.
Daha sonra, törene katılanlar, ellerinde makaslarla parkın açılış kurdelasını keserek, parkı kullanıma açtılar.
Törene katılanlar çocuklar büyükler, ellerinde Che Guevera’nın resimleri ile özellikle Küba Büyükelçisi ile resim çektirme yarışına girdiler.
Törenin sonunda Küba’dan getirilen toprak parkın ağaçları dibine döküldü.

Can Yücel 1995 yılında Fidel Castro’nun Türkiye’ye gelişi anısına, o zamanki yöneticileri de eleştiren şu şiiri okumuştu.
Fidel'in gelişi gidişi
Fidel çok insan bir dev
Ağarmış saçları sakallarıyla
Karlı bir dağ.
Gözlerinde güleç
Kardelenler açıyor,
Sesi titremeyen bir ses
Umudun sesi.
Demirel'e Türkiye'yi övmüşmüş,
Mesut Bey'i de adam yerine koymuşmuş.
Laf kıtlığında asmalar budamıyor Fidel,
Son konuşmasında, yukarı yarımkürenin aşağı yarımküreyi ezmesine küreselleşme dendiğini mimledi.
Sade konut monut davasıyla da yetinmedi.
Emperyalizm yüzünden, insanlığın altından
Toprağın nasıl kaydığını anlattı,
Sosyalizmin teslim olmadığını temsil etti.
Hoş geldin Fidel,
Gidişinle de
Bizi yine nahoş çakallarla baş başa bıraktın. Can Yücel
Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız

CASTRO ATATÜRK İÇİN NE SÖYLEMİŞTİ
Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız
"Devrimci Kemal Atatürk, bizim esin kaynağımız oldu. 1919'da Anadolu'dan emperyalistleri atmak için, Bandırma gemisiyle Samsun'a çıktı. Büyük bir zafer kazandı. Biz de tam 40 yıl sonra, ülkemizden faşistleri kovmak için Granma gemisiyle Havana'ya çıktık. Biz de zaferle kucaklaştık." Atatürk'e hayranlığını işte bu sözlerle dile getirdi Fidel Castro.
Atatürk posterinin önünde basın toplantısı düzenleyen Castro, Atatürk'e, Boğaz'a ve Ayasofya Müzesi'ne hayranlığını dile getirdi; bir de tabii ki Türk konukseverliğine. Türkiye'den tespih, baston, kilim ile Mevlana'nın Mesnevi kitabını satın aldı. Daha sonra kendisini ziyaret eden Türk heyetine yine Atatürk'e duyduğu hisleri dile getirdi: "Ben de devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk'ün yaptıklarını yapamazdım. Türkler sağdan sola doğru yazarken Harf Devrimi ile tam tersi yönde yazmaya başladı. Kıyafet Devrimi ve Medeni Kanun'la kadınlara getirilen statü çok önemliydi. Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka bir önder aramayın." [1]
Küba devriminin önderlerinden efsanevi devrimci Fidel Castro 1995 yılında Türkiye’ye gelmiş, 26 Kasım 2016 da yaşamını yitirmişti.


FİDEL CASTRO KİMDİR? (1926-2016)
Fidel Castro Adına Park Açıldı - Cevat Kulaksız
Fidel Castro, 13 Ağustos 1926‘da Mayari‘de dünyaya geldi. Dönemin Küba halkına göre ekonomik durumu iyi sayılabilecek bir ailenin çocuğuydu. Sahip oldukları şeker kamışı tarlası ile geçimlerini sağlamaktaydılar. İlköğrenimini tamamladıktan sonra, 1945 yılında Havana Üniversitesi'ne girdi. Öğretmenlerinin dikkatini, bütün kitapları ezberlemesini sağlayan inanılmaz hafızası ile çekti.
Üniversite eğitimi sırasında hukuk alanına yoğunlaşan Fidel Castro, Küba'daki mevcut rejime karşı olan pek çok gruba dâhil oldu. Küba hükümetinin bu grupları 1947 yılında dağıtmasının ardından, Fidel Castro ve arkadaşları Bogota‘ya getirdiler.
1950 yılında okulundan derece ile mezun oluşunun ardından politikanın gücünü keşfetti ve Ortodoks Parti'ye katıldı. Küba Meclisi'nde bir sandalye sahibi olmak için çalışmalara başladı. Ancak bu çalışmaları, Flugencio Batışta‘nın, Ortodoks'ların yükselişini engellemek için Küba yönetimini ele geçirmesiyle kesintiye uğradı. Batışta yönetiminde pek çok politikacı öldürüldü ve çok sayıda insan baskı altında tutulmaya başlandı.
Fidel Castro, Küba'nın çeşitli bölgelerinden yaklaşık 200 devrimciye liderlik ederek, Batısta yönetimine son vermek isteyen bir gerilla grubu oluşturdu. 26 Temmuz 1953 tarihinde, Fidel Castro'nun gerilla grubu, Santiage de Cuba‘daki Moncada askeri kışlasına bir saldırı gerçekleştirdi. Saldırı ile birlikte çok sayıda mühimmat ve silah ele geçiren Fidel Castro'nun grubundakilerin tamamına yakını, daha sonra hükümet tarafından gönderilen ek kuvvetlerce öldürüldü. Fidel Castro yakalanarak on beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bir yıl sonra Batısta, Fidel Castro'nun da içinde bulunduğu tüm siyasi suçlular için bir af çıkardı. Hapisten çıktıktan sonra da devrimci fikirlerinden vazgeçmeyen Fidel Castro, Meksika‘ya giderek, hükümeti devirmek için yeni bir gerilla grubu oluşturdu. Bu ülkede, o sıralarda sağlık hizmetleri vermekte olan Che Guevara ile tanıştı. İkili, kurdukları 82 kişilik gerilla grubuna savaş eğitimi vermeye başladı.
2 Aralık 1956 tarihinde, Küba'ya dönen grup, donanma tarafından yok edildi ancak, Fidel Castro ve Che kaçmayı başararak dağlarda saklanmaya başladılar. Buradan yönettikleri küçük vur-kaç operasyonları ile propagandalarını yapmayı başardılar ve halkın desteğini kazanmaya ve desteğini arkalarına almayı başardılar ve 1 Ocak 1959 tarihinde Batısta hükümetini devirdiler.
Bu başarıdan sonra Havana'ya hareket eden Fidel Castro, kendisini Küba Cumhurbaşkanı ilan etti. Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı ilk konuşması sırasında omuzuna konan bir güvercin, çok inançlı olan Küba halkının, onun tanrının bir elçisi olduğuna inanmalarını sağladı. Konuşmasında, hükümetinin halka karşı dürüst olacağını ve yolsuzlukların artık geride kaldığını söyleyen Filde Castro, iktidara geldikten sonra, Batısta taraftarı partililerin büyük bir kısmı idam edildi.
1959 yılında Fidel Castro, Amerika Birleşik Devletleri‘ni de kapsayan bir tura çıkarak, ulusları birlik ve beraberliğe özendirmeye çalıştı. Amerika'nın o dönemdeki başkanı Eisenhower görüşmeyi reddetse de, başkan yardımcısı Nixon Fidel Castro'yu kabul etti. Ancak daha sonra Nixon Fidel Castro'yu, çökertilmesi gereken komünist bir diktatör olarak niteledi. Daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Konseyi'nde konuşmak için tekrar Amerika'ya giden Fidel Castro, konsey tarafından da hoş karşılanmadı.
Fidel Castro Küba'ya döndü ve %70'i yabancıların ellerinde olan ülke topraklarını halka geri kazandırmak için sosyalist bir ekonomi oluşturma çalışmalarına başladı. Bütün Amerikan işletmelerinin kamulaştırılması emrini verdi ve bu ülkeyle olan bağlarını kopardı. Bunun üzerine 31 Ocak 1961 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri, Küba'ya karşı ticari ambargo uygulaması başlattı. Küba'daki işletmelerinin kamulaştırılması ile Amerika, bir milyar dolardan daha fazla bir kayıpla karşı karşıya geldi.
Fidel Castro, kendi ülkesindeki bölgelerindeki devrimcilere de destek olmaya çalıştı. Küba devrimi gerçekleştikten sonra ülkeden ayrılıp Bolivya‘ya giden Che'ye, amacını gerçekleştirmesi için destek verdi. Che'nin 1967 yılındaki ölümünden sonra da, henüz yönetim konusunda istikrarı yakalayamamış pek çok Latin Amerika ülkesine de, komünist devrimi gerçekleştirmeleri için askeri destek yolladı.
Küba'nın komünist devrimden sonra hiçbir şekilde iyileşemeyen ekonomisi, Sovyetler Birliği‘nin, dağıldıktan sonra göndermeye devam edemediği ekonomik desteğin de bitmesiyle daha da kötü bir hal aldı. 25 Kasım 2016 da hayatını kaybetti.
Günümüzde ciddi sağlık sorunları yaşayan Fidel Castro, ölümünden sonra da Küba'nın komünist düzenle yönetilmesini istemektedir.[2]
Cevat Kulaksız
SONNOTLAR

[1]  http://odatv.com/iste-fidel-castronun-turkiye-goruntuleri-2611161200.html

[2] http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/fidel-castro-kimdir-hayatini-kaybeden-fidel-castro-kac-yasindaydi-1530599/


Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget