Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

“Sen bittin” - Gündüz Akgül

Ülke iktidar partisi tarafından yönetilmektedir.
Yurttaşların iktidar partisinden birçok beklentisi vardır.
-Güven ortamının yaratılması,
-Ekonomik koşulların iyileştirilmesi,
-Sağlık politikalarından yurttaşların eşit bir şekilde yararlanılması,
-Eğitimin çağdaş öğretilerle yapılması,
-Yargılamaların adil ve tarafsız yapılması
-Tüm din ve mezheplere aynı uzaklıkta durulması,
-Din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması,
-Çalışma hakkının güvenceye alınması,
-Toplantı ve gösteri hakkına kısıtlama getirilmemesi,
-V.S.
Yurttaşların iktidarlardan beklentisidir.
Yurttaşların can ve mal güvenlikleri başta güvenlik güçleri (Polis-Jandarma) ve sonrasında da yargı tarafından sağlanmaktadır.
Güvenlik güçleri doğrudan İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Dolayısıyla İçişleri Bakanı tüm yurttaşların mal ve can güvenliğinden sorumludur.
Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından, Man adası belgelerinin açıklanmasından sonra, iktidar büyük bir panik yaşayarak, birbirini tutmayan beyanlarda bulundu,
Kimisi sahte, kimisi ticari ilişki, kimisi giden para, kimisi gelen para dedi.
Hukuk kurallarına göre iktidara düşen bu belgelerin yargı tarafından incelenip, gereği ne ise yapılması koşullarını sağlamaktır.
Şu anda zaten belgeler yargıdadır. Umarın gereği en doğru ve tarafsız şekilde değerlendirilecektir.
Bunları neden anlatıyorum.
Yukarıda da belirttiğim gibi İçişleri Bakanı Tüm yurttaşların mal ve can güvenliğinden sorumlu iken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Man belgelerini paçavra olarak nitelendirdikten sonra, “Kılıçdaroğlu, senin aklın gibi ipinde çürüktür. Açık söylüyorum, sen bittin”
Ceza hukukunda bu söylem tehdit (gözdağı) olarak tanımlanmaktadır.  Zaten olayda yargıya iletilmiş bulunmaktadır.
Eğer İçişleri Bakanı, görevinin gereklerini unutarak bunu söylüyorsa, ben de diyorum ki,
Sözün bittiği noktadayız.
Haksız mıyım?

11.12.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı


Bu Gün Çok Şaşırdığım Bir Çocuk Dilenci Olayı Üstüne

Bu gün (9.12.2017 günü) öğle civarında Maltepe’de GMK Bulvarında kaldırımda yürürken, beni şok eden bir olaya rastladım.
Ben aslen Kaman’ın Yelek Köyündenim; hemen 5-6 km güneyimizde Hirfanlı Baraj Gölü kıyısında Savcılı Büyükoba adlı bir Türkmen köyü vardır, (şimdilerde balıkçılık, seracılıkla atakta, TOKİ evleri var). Bu iki köyle birlikte (Yelek ve Savcılı Büyükoba ile), Kaman’ın dokuz kasabası, nüfus göçü yüzünden köy muhtarlığı haline getirildi. Bu iki köyün insanları hemen hemen hepsi birbirini tanırlar.
İşte yukarıdaki kaldırımda yürürken, ayakları yalın ve çıplak, başı açık, sırtında ne bir mont, ne de bir ceket bile olmayan 10-12 yaşlarında bir gariban çocuk, kaldırımdan gelip geçen, kadın erkek herkeslerden “karnım aç bir çorba parası verir misin” diyerek para istiyordu.
Bu çocuğun halini görünce, Ankara’nın ayazında ben paltomun içinde bile üşürken, o çocuğun halini görünce ürperdim, dehşete kapıldım. Çocuğa çok acıdığım için cebimde ne kadar bozuk para varsa verdim. Yanımdan hızla uzaklaşan bu çocuk, biraz ileride yürüyen bir bayana yanaştı.
Herkesten para isterken, o bayana takıldı, ısrarla ille “para ver çorba içeceğim” diyordu. Kadın o çocuktan kurtulmak için kaldırımdan bir bu yana, bir o yana zikzak çizerek kurtulmak istiyordu.
Onlara doğru yaklaştım, -bırak bayanı rahatsız etme- diye uyardım. O çocuk, kadını bırakınca yanına sokulup sordum: “sen nerelisin”, dedim. O çocuk “Kaman’lıyım”, dedi.
Aman Tanrım, şaşırmaya başladım, Kaman’ın neresindensin- dedim. O “Savcılı Büyükoba’lıyım”, dedi;  orada kimlerdensin- diyecektim, olmadı. Ben şok oldum, kendi kendime, bak sen şu işe, dedim.
Hemen gazeteci yanım depreşti, geç kalmıştım, resmini çekmek istedim. Ama çocuk huylandı, resmini yüz tarafından-önünden çekmek mümkün olmadı, koşarak benden uzaklaşırken bir kara çekebildim. Resme bakarsanız, Ankara’nın Aralık soğuğunda, arkadan da olsa yalın ayaklı hali seçiliyor.
Sonradan düşündüm, muhtemelen bu çocuk, bir dilenci mafyası tarafından kurgulanıp, dilendiriliyor, kullanılıyor, diye tahmin ettim. Filmlerde, günlük yaşantımızda böyle çocukları sokaklara salınıp dilendirenlere rastlamıyor muyuz? İşte bu da öylesine bir şey olamaz mı, diye düşündüm. Birçok engelli, sözde görmeyen, sözde yürüyemeyen, yaşlı görünümünde vb nice dilencileri, uzaktan gözetleyen, onu kullanan bir yönetmeni insan vardır.
Şimdi, isterseniz bu bir örnekten yurt geneline bakalım. Yurt genelinde kendi dilenci çocuklarımız yetmezmiş gibi, bir de Suriye’den gelen dilenci çocuklara bu sayıyı artırdı. Gerçekten bütün şehirlerin birçok cadde ve sokaklarında pek çok dilenci çocuklara rastlayabilirsiniz. Sokaklarımız çocuk dilenciler bakımından insana hüzün veren, utanç veren manzaralarla dolu. Öyle çocuk dilenciler var ki, anasının yanında, kucağında oyuncak bebekle dilenen dilenci çocuklarımız bulunmakta.
Bu Gün Çok Şaşırdığım Bir Çocuk Dilenci Olayı ÜstüneBu Gün Çok Şaşırdığım Bir Çocuk Dilenci Olayı Üstüne

Bu Gün Çok Şaşırdığım Bir Çocuk Dilenci Olayı Üstüne

İşte sosyal devlet, bu himayesiz, korumasız ve geleceği potansiyel suçlusu olabilecek bu dilenci çocuklara el atmalı, onları yuva ve yurtları ile eğitim öğretim vermelidir. Hele dilenci mafyasından tutun da, organ mafyasına kadar toplum bu koşullarda yasa dışı olaylara uygun hale gelmiştir.
Bu konuda, valilikler, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, üniversiteler, Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet, Milli Eğitim, Sağlık, Sosyal Hizmetler ve Gençlik ve Spor il müdürlükleri el ele vererek, geleceğimizin güvencesi olan, özellikle dilenci çocuklar, çocuk işçiler konusunda yoğun dayanışma, eğitim içinde olmalıdırlar. Yoksa ileride toplumu şok eden, utandıran suçluların çıkması çok çok olasıdır.
Burada dilenci çocuklarla yasal süreci, uygulamaları, istenilenlerle ilgili yasa ve kuralların bazılarını aşağıya alalım.
Emniyet yetkililerinden aldığımız bilgiye göre, sokakta çalıştırılan çocuklara para vermenin veya onlardan hizmet satın almanın cezasının Kabahatler Kanunu’na göre 219 lira olduğu uyarısında bulunuyorlar.
Türkiye`de sokakta çalıştırılan diğer bir deyişle dilenmeye zorlanan ve sayıları 41 bine ulaşan çocukların yüzde 98`i (30 bin 109) İstanbul`da yaşıyor. İstismar edilen küçüklerin sayısının hızla artması yetkilileri caydırıcı tedbirler almaya zorluyor.
TCK`da Konu ile İlgili Düzenlemeler
TCK`daki "Dilencilik" başlıklı maddenin, çocukların sokakta çalıştırılmalarının dilenciliği kamufle etmek amacı ile yaptırıldığı da gözetilerek uygulanması gerekmektedir.

"DİLENCİLİK 
Madde 229 - (1) Çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Bu suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır."
Ayrıca TCK`daki konu ile ilgili diğer maddelerinde uygulanması gerekmektedir.

"AİLE HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN YÜKÜMLÜLÜĞÜN İHLÂLİ 

Madde 233 - (1) Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Velâyet hakları kaldırılmış olsa da, itiyadî sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin sonucu maddî ve manevî özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlâk, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Çocuğa karşı işlenen bu suçları ihbar etmemekte suçtur ve ilgililer hakkında gereği yapılmalıdır.

"SUÇU BİLDİRMEME 
Madde 278 - (1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması hâlen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır."

Türk gelenek ve göreneklerinde köyde yaşayan çocuklar ailelerine işlerinde yardımcı olurlar. Bu bilinçle özellikle doğudan şehre göç eden aileler çocuklarının eve para getirerek yardımcı olmaları gerektiğini düşünüyor ve onları sokaklarda çalışmaya itiyorlar. UNICEF yetkililerinden birisi bu gözlemi yapmış ve Türkiye’ den başka hiçbir ülkede bu yaklaşımın olmadığını belirtmiş.

YAKALANMA AŞAMALARI:
Sokakta çalışan çocukların yakalanmalarıyla ilgili ilk görev vatandaş ve zabıtanın. Vatandaşların sokakta çalışan çocuk gördüğünde zabıtaya ya da çocuğun bulunduğu bölgenin çocuk şubesine haber vermeleri gerekiyor. Zabıta sokakta çalışan çocukları yakalıyor ve çocuk polisine götürüyor. Çocuk polisi yakalanan çocukları il Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne sevk ediyor. Çocuklar burada kayıt altına alınıyor. Ailelerine haber veriliyor ve aileye ceza kesiliyor. Cezalar caydırıcı olmadığı için çocukların sokakta çalışmaları engellenemiyor. Kanunen çocuğun sokakta çalıştığı 3 kez tespit edilirse baba hapse mahkûm ediliyor ama bu konuda da ihmaller var.
İhbar edilen çocukları polis savcılığa götürüyor, hâkim çocuğa acil koruma kararı alıyor. Bu karar ile çocuğun 7 gün aileye verilmemesi gerekiyor ama görevde ihmal sebebi ile birkaç gün içinde çocuklar ailelerine geri veriliyor. Aslında İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün ailede şiddet gören, çok kötü ortamlarda yaşayan çocuklar gibi bazı çocukları tamamen alıkoyması gerekiyor ancak çalışmalar yetersiz.

VATANDAŞ NE YAPMALI
• Kucağında küçük çocuklarla dilenen kadınlar görülünce hemen fotoğrafları çekilip dilencilik yapılan mıntıka ve yaptıkları iş belirtilerek il Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bildirilmelidir ( kucaklarındaki küçük çocuklara alkol vererek uyutuyorlar).
• Sokakta satış yapan çocuklardan kesinlikle alışveriş yapılmamalı ve bunlar zabıtaya veya çocuk şubesine bildirilmeli. ( Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği, ALO 153 aranmalı. Burada da çalışmalar yetersiz. Telefona çıkan kişiler olaya müdahale etmek yerine yalnızca danışmanlık yaptıklarını söylüyorlar).

OLMASI GEREKENLER:
• Cezalar yeterince uygulanmıyor. Etkili bir uygulama şart!
• Yapılan ihbarlara dönüş yok. Bu dönüş sağlanmalı!
• Vatandaşların daha duyarlı olması gerekiyor.
• Üsküdar Eğitim Merkezi örnek alınarak diğer belediyelerde de benzeri çalışmalar yapılmalı!
• Her ilçede madde bağımlılığı merkezi olmalı!
• Çocuk psikiyatr sayısının acilen artması lazım.
• İstismara uğrayan çocuklarla ilgili işlemler hızlandırılmalı!
• Okula gitmeyen çocukların takibi yapılmalı!
• Çocuk bilgi bankaları kurulmalı ve enteraktif olarak hızlı bir şekilde bilgilere ulaşılabilmeli!
• Bu tarz eğitim merkezlerine ait spor tesisleri olmalı.
• Madde bağımlısı olup kanında bir şey çıkmayan çocuklar için Adli Tıbba gidiş işlemleri kolay ve hızlı hale getirilmeli!

Kaynak: http://www.bilka.org.tr/sokakta-calisan-cocuklarimiz_6897.html

Cevat Kulaksız 

Cevat Kulaksız

Halkın mutfak enflasyonu patladı!

  • GIDADA SON BİR YILLIK FİYAT ARTIŞ ORANI %15.78.
  • GIDADA FİYAT ARTIŞ ORANLARI MAAŞ ARTIŞ ORANLARINI KATLADI.
  • HALK TEMEL GIDA MADDELERİNE ERİŞEMİYOR.
  • ASGARİ ÜCRETLİLERİN 82, EMEKLİ MEMURLARIN 71, EMEKLİ İŞÇİLERİN 65 GIDA MADDESİNDE SATIN ALMA GÜÇLERİ DÜŞTÜ.
  • AÇLIK VE YOKSULLUK DAHA DA ARTTI.
  • TARIM VE GIDA POLİTİKALARI İFLAS ETTİ.
  • ACİLEN HALKTAN YANA TARIM VE GIDA POLİTİKALARINA DÖNÜLMELİDİR.
 Halkın mutfak enflasyonu patladı. TÜİK rakamlarına göre,  Kasım 2017 ayında Kasım 2016 ayına göre gıdadaki son bir yıllık fiyat artış oranı %15.78 olmuştur.
Asgari ücretlilerin, emekli memurların ve emekli işçilerin son bir yıllık maaş artış oranları ile gıdadaki fiyat artış oranlarını karşılaştırdığımızda; asgari ücretlilerin 82, emekli memurların 71 ve emekli işçilerin 65 gıda maddesinde satın alma güçlerinin düştüğü görülmektedir.
Yeterli ve dengeli beslenmede gerekli olan bazı gıda maddelerinde Kasım  2017 ayında Kasım 2016 ayına göre fiyat artış oranları ( TÜİK İstatistiklerine göre)

Kuru Fasülye   :%15,76

Zeytin                         : %13,67

Salatalık                    : %17,69
Nohut              : %34,11 Çay                             : %20,78 Mantar                      : %17,89
Diğer bakliyat : %22,45 Kahve                         : %18,54 Portakal                    : %33,25
Pirinç               : %23,35 Dolmalık Biber           : %23,31 Mandalina                : %30,87
Koyun Eti        : %16,44 Sivri Biber                  : %19,34 Elma                          : %27,18
Balık                : %25,80 Çarliston Biber            : %14,67 Limon                        : %60,45
Sakatat             :%13,60 Domates                      : %52,11 Muz                           : %25,49
Süt                    :%19,92 Patlıcan                        : %31,49 Nar                             : %34,97
Yoğurt              :%23,69 Patates                          : %51,65 Antep Fıstığı              :%44,09
Beyaz Peynir   : %19.85 Kabak                            :%54,83 Leblebi                      : %45,16
Kaşar Peyniri   : %20,20 Ispanak                          :%22,29 Badem içi                  : %15,55
Tulum Peyniri  :%16,67 Kuru Soğan                    :%21,46 Baharat                      : %18,26
Krem Peynir     :%16,93 Yeşil Soğan                   :%23,67 Dondurma                 : %15,88
Yumurta           :%30,30 Pırasa                             : %16,51 Baklava                     : %16,43
Tereyağı(Kahvaltılık): %45,01 Havuç                             : %24,92 Bisküvi                      : %15,12
 Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere, TÜİK verilerine göre, 43 temel gıda maddesindeki son bir yıllık fiyat artış oranı yüzde onbeşin üzerindedir. Yirmialtı (26) gıda maddesinin fiyat artış oranı yüzde yirminin üzerinde,  16 gıda maddesinin fiyat artış oranı yüzde yirmibeşin üzerinde, 13 gıda maddesinin fiyat artış oranı ise yüzde otuzun üzerinde olmuştur.

Asgari ücretli işçi, emekli işçi ve emekli memurun 2016 yılı Kasım Ayı ile 2017 yılı Kasım Ayı net maaş tablosu
 
2016 yılı
Kasım Ayı
net maaş tutarı ( TL)
2017 yılı
Kasım Ayı
net maaş tutarı                ( TL)
Maaş Artış Oranı
(%)
Yıllık Net Maaş Artışı (TL)
Asgari Ücretli İşçi
1362,75
1470,72
7,92
107,91
Emekli İşçi
1629,82
1807,45
10,9
177,63
Emekli Memur
1636,11
1801,83
10,13
165,72
 
4 Kişilik Bir Ailenin Açlık ve Yoksulluk Sınırı Tablosu
Yıl
Açlık Sınırı (TL)
Yoksulluk Sınırı (TL)
2016 Kasım
1.416,83 TL
4.615,10 TL
2017 Kasım
1.567 TL
5.106 TL
Fark
150,17TL
490,90TL
Görülüyor ki, gıdada ki fiyat artış oranları  maaş artış oranlarını katladı. Halk temel  gıda maddelerine erişemiyor.  Açlık ve yoksulluk daha da artmıştır
Kasım 2017’de 4 kişilik ailenin açlık sınırı TÜRK-İŞ verilerine göre, 1567TL’dir. TÜİK’in hane  halkı kullanılabilir gelir rakamları ile TÜRK-İŞ’in belirlemiş olduğu açlık sınırı rakamlarını karşılaştırdığımızda, Türkiye’de nüfusun yüzde yirmiden fazlasının ( 16 milyondan fazla kişi) açlık sınırının altında yaşadığı anlaşılmaktadırÖzellikle de, asgari ücretli aileler ile işsiz aileleri ve sigortasız çalışan ailelerinin büyük bir çoğunluğunun açlık sınırının altında yaşadığı anlaşılmaktadır.
Bu tablo, tarım ve gıda politikalarının iflas ettiğini ortaya koymaktadır. Acilen, halktan yana  tarım ve gıda politikasına dönülmelidir.  
Basınımıza ve kamuoyuna duyurulur.

Turhan ÇAKAR TÜKETİCİ HAKLARI DERNEGİ Genel Başkanı

“Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” Mustafa Kemal ATATÜRK

Kadına seçme ve seçilme hakkı - Gündüz Akgül
Bugün Cumhuriyet kadınlarına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 83. Yıl dönümüdür.
Osmanlı imparatorluğu döneminde kadının hangi haklara sahip olmadığına baktığımızda;
-Erkek egemen şeriat toplumunda kocanın boş ol emri ile kapı önüne bırakılan kadını,
-Miras bölüşümünde erkek kardeşlerine göre yarım pay alan kadını,
-Tanıklıkta iki kadının tanıklığının bir erkek tanıklığına eşit olduğu kadını,
-Çarşıya, pazara bir erkek yakını olmadan tek başına çıkamayan kadını,
-Çarşafla örtünmeden dışarı çıkamayan kadını,
-Kocasının arzusuna göre üç kumaya razı olmak zorunda bırakılan kadını,
-Sosyal ve iş hayatında yok olan kadını,
Görüyoruz.
Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında ardı sıra gerçekleştirilen devrimlerle kadın hangi hakları kazandı, birde ona baktığımızda;
Yurttaşlar Yasasının (Medeni Kanun) kabulünden sonra, yukarıda açıklanan ve yok kabul edilen tüm haklar, kadınlara sağlanarak erkeklerle eşit hale getirildiler.
Ayrıca, büyük önder, birkaç yıl geçte olsa bu eşitlikte en önemli olan seçme ve seçilme hakkını, birçok uygar ülkelerde olmadığı halde Türk kadınına sağlamayı temel amaç saymıştır.
Bu amaçla…
1930 yılında belediye seçimlerinde seçme,
1933 yılında Köy Yasası ile muhtar seçme ve köy kuruluna seçilme,
5 Aralık 1934 tarihinde Anayasa’da yapılan bir değişiklikle milletvekili seçme ve seçilme,
Hakları analarının ak sütü gibi altın tepsi içinde kadınlarımıza sunulmuştur.
Uygar Avrupa’dan birkaç örnek verecek olursak kadın hakları devrimini daha iyi anlamış olacağız.
Fransa, Belçika ve İtalya 1944 da, İsviçre 1971’de ancak kadına seçme ve seçilme hakkını verebilmiştir.
Bu örnekler, büyük önderin devrimci kişiliğini, kadına bakış açısını ve büyüklüğünü bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Çok partili düzene geçtiğimiz 1946 yılında seçimlere giren ve 14 Mayıs 1950 de iktidar olan ve kısa aralıkların dışında bu güne kadar iktidarlarını devam ettiren sağ partiler neler yaptılar?
Her fırsatta ATATÜRK devrimlerini tırpanlayıp, o günden bu güne kadar geçen zaman dilimi içinde söylem yerinde ise kuşa çevirdiler.
Bugün ise bu geri gidiş doruğuna tırmandırılmak istenmektedir.
Kadınlarımızın günümüzde durumu nedir?
Laik Türkiye Cumhuriyetinin kadını ve ATATÜRK’ÜN kızı unvanını içine sindirenler, dün olduğu gibi bu günde ATATÜRK ilke ve devrimlerinin ödünsüz savunucuları olarak yollarına devam ediyorlar.
Kadınlarımızın bir bölümü ise ne yazık ki büyük önder tarafında verilen ve hiçbir çaba sarf etmeden sahip olduğu haklarını korumak yerine, erkek egemenliğini kabullenip bu haklarından vazgeçerek tekrar ikinci sınıf yurttaş olmayı, sosyal hayattan çekilerek evde oturmayı ve çocuk doğurmayı rahatlıkla kabul eder hale gelmişlerdir.
Hatta kimisi, “Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum”, kimisi, ATATÜRK devrimi sayesinde milletvekili olduğunu unutarak Cumhuriyet için “doksan dakikalık reklam arası”, kimisi ise “90 yıllık enkazı kaldırdık” diyerek, Atatürk’e ve devrimlerine karşı olduğunu açıkça söylemekte bir sakınca görmemektedir.
Laik Cumhuriyeti içselleştiren, ATATÜRK’ÜN kızı unvanını hak eden, erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu her koşulda ödün vermeden savunan tüm Cumhuriyet kadınlarının daha çok hakka layık olduğunu belirtiyor ve kadın haklarının 83. Yıldönümünü saygıyla kutluyorum.

05.12.2017
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

CHP ye neden oy vermiyorlarmış!
Şimdilerde 95 yaşında Ecevit Döneminin eski İstanbul Milletvekili Ali Nejat Ölçen’in (1)  “Ecevit Çemberinde Politika” adlı kitabını okuyorum. Kitabın 47 nci sayfasında, o zamanları Politikacı Ali Nejat Ölçen, 1973 yılında yanında birkaç politikacı arkadaşı ile İstanbul’un Beykoz İlçesi köylerini dolaşmaktalar. Partisine oy toplamak amacı ile Beykoz’un Akbaba köyüne, konuşmak için uğrarlar.
Köyün kahvehanesine girerler; sandalyelerin en önünde, onun ifadesi ile “üç çember sakallı adam” oturmaktadır.
Ali Nejat Ölçen kahvehanede konuşmaya başladığı sırada o üç adamdan ortada oturan şöyle der:
-Nefesini tüketme siz oy yok”. Ali Nejat cevap verir:
“-Neden oy yok.”
“-Camilere buğday koydunuz”.
Ali Nejat, önce bir duraklar, kahvedekiler cevap bekleyen bir tavırla ona bakarlar. Ümitsizliğe kapılan yandaki arkadaşı, Ali Nejat’a:
“-Gidelim Nejat abi” der. Ali Nejat adama şöyle der:
“-Sen Müslüman mısın”  diye sorar.
Adam kelimei şahadet getirmeye çalışır, Ali Nejat sözünü keserek adama şunları söyler:
“-Gerek yok. Kutsal kitapta bir ayet var, bedevi, “Müslüman oldum derse inanma, İslam henüz kalbine girmemiştir”. İslam senin de kalbine girmemiş, dudakların arasına sıkışıp kalmış”.
“Çember sakallılara “Ticani”ler deniyordu. (2) Azılı gerici idiler. Ankara’da Kızılay’sa bile genç kızların etekleri kısaysa, değnekle vurmaya yelteniyorlardı. Şimdi ilk kez genç bir ticaniyle Karşı karşıya gelmiştim. Direnir gibi oldu”.
“Otur yerine, beni dinle” dedim. İslam’da bir suçun cezası bir kez verilir, iki kez verilmez. Farz edelim ki Cumhurbaşkanı İnönü, camilere buğday koyarak suç işlemiş oldu. (sf 47)
1950 seçimlerinde oylarınızı esirgeyerek o suçun cezasını verdiğiniz. 1940 yılındaki o suçun cezasını şimdi 1973 yılında ikinci kez, CHP ye kesmek İslam’la bağdaşır mı? Bitmedi. Cami yalnız namaz kılınan tapınak değildir, İslam’ın parlamentosudur. Aynı zamanda yörenin sorunları tartışılır, varılan karar iki rekât namazla onaylanır. Bitmedi. Cihata çıkan ordunun iaşenin muhafaza edildiği yerdir. Cami, Bedir savaşında katılan müminleri besleyecek hurmayı mescitte muhafaza etmiştir. Hz. Muhammed. İnönü de aynı yolu izledi”.
Ali Nejat Ölçen’in bu konuşması bitmeden çember sakallı o üç kişi iki büklüm ayaklarının ucuna basarak sıvışıp giderler. Arka sıralardan uzun boylu, suratı güneşte kavrulmuş gibi kırışık biri Ali Nejat’ın yanına yaklaşır, elini omzuna vurdu, köyün muhtarıymış:
“-Bizi kurtardın bu adamlardan, anlat şimdi efendi.” (3)
Ali Nejat normal propaganda konuşmasına devam eder.
CHP Ye “Camileri Kapattınız”, “Camilere Buğday Doldurdunuz”  Suçlamasıyla Saldırdılar.
CHP ye neden oy vermiyorlarmış!
“camileri kapattınız”, “camilere buğday doldurdunuz” suçlaması yüzünden insafsızca eleştiriye maruz kalmıştır. Menderes’ten tutun da Şimdiki Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’a kadar, CHP nin karşısındaki tüm partiler, siyasiler, gericiler, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları, CHP yi yıpratmak için iftirayı yıllarca kullanmışlar, böylece 1950 den bu yana gerici iktidarların devlet yönetimine çöreklenmesini sağlamışlar. Türk halkının en zayıf tarafı
Şimdi burada durup olaya bir bakalım; camilere buğday konması olayının olduğu zamana göz atarsak, 1940-1945 ikinci dünya savaşı yılları. Bu beş yıl içinde dünya tarihi savaşlarının, dünya tarihinin en büyük insan kaybının olduğu savaştır. İkinci Dünya savaşında 20 milyondan fazla asker ve sivil yaşamlarını bu savaşta yitişmişler.
İşte bu savaşta, Almanya Avrupa’da, komşumuz Yunanistan’a kadar bütün devletleri işgal etmiş. Hitler Trakya sınırına dayanmış, Türkiye’ye Cumhurbaşkanı İnönü’ye “sen de bizim tarafta savaşa gir” diye baskı yapmakta; öbür tarafta Rusya, kâh boğazları, kâh Kars’ı istemekte. Zaten pek de zengin olmayan, kuvvetli olmayan Türkiye-Cumhurbaşkanı İnönü, “belki savaşa gireriz” endişesi ile ülkede olağanüstü tedbirlere başvurmuş. Mesela askerlik dört yıla çıkmış, devlet iki milyondan fazla askeri beslemek, tetikte tutmak zorunda kalmış. Her aklı başında devlet adamı bu tedbiri alırdı.
Ülke yeteri kadar gelişemediği için, buğdayı, mühimmatı stoklayacak silo ve depo yapamamış; o sıkıntılı yıllarda, devlet vatandaştan topladığı buğdayı koyacak yer bulamamış, o nedenle az kullanılan camilere buğday ve mühimmat koymak zorunda kalmış.
CHP ye neden oy vermiyorlarmış! CHP ye neden oy vermiyorlarmış!
CHP ye neden oy vermiyorlarmış!

Gericilerle, Gerici İktidarlar Cumhuriyetin Çağdaşlaşmasını Önlediler.
1944 yılının Ağustos ayına kadar Türkiye Almanya ile ilişkilerini kesene kadar, bu stoklar tutulmuştur. O zaman askeri bir mecburiyet vardı. Eğer savaş olsaydı bu stoklar sadece asker için değil, siviller için de kullanılacaktı. Bu tedbiri, o koşullarda her aklı başında olan devlet adamı alır, almalıdır. Ali Nejat Ölçer’in Beykoz’un Akbaba köyünde anlattığı örnekte olduğu gibi, tarihin her büyük savaşlarında binlerce, on binlerce asker bütün mabetlerde de barınmışlar; bütün mabetler (bizde de tabi camiler) yiyecek ve mühimmat deposu olarak kullanılmak zorunda kalınmıştır.
Tarım üretimine katkıda bulunacak en genç nüfus askere alındığı için tarım alanları yeteri kadar işlenemedi, bu ve başka nedenlerle 1940 lı yıllarda müthiş bir de kıtlık olunca, ekmek karne ile verilmek zorunda kalındı. (Yer darlığından kıtlık öykü ve acırlarına yer veremiyorum)
CHP yi bu yönden suçlayanlar, elini vicdanlarına koyup bu koşulları göz önüne almalıdırlar. Zaten biliyorlarsa da, amaç suçlamak, ondan bir getiri-iktidar sağlamaktı yaptıkları. Onun için 1950 den sonra ülkeye hep gerici iktidarlar hükmetmiş, ülke bu yüzden de yeteri kadar çağdaşlaşamamıştır.
İnsanların, özellikle Türkiye’de, en zayıf olduğu (bam teli) taraf din, iman, camidir. İşte İkinci Dünya Savaşının hüküm sürdüğü 1940-1945 yıllarında Atatürk devrimlerinin topluma kazandırılmasının çabalandığı duruma da bakarsak, örneğin ezanın Türkçe okutulması, öteki devrimler, camilere buğday konulmasını,  başta Ticaniler, şimdiki FETO un ilham alıp beslendiği-palazlandığı Nurcular, öteki mezhepler, Atatürk ve laiklik düşmanları, başta gerici Menderes iktidarı ile el ele vererek CHP ye, Laik TC ine, Atatürk’e, Atatürk büstlerine saldırmaya başladılar. 1950 den 2017 ye kadar tüm gerici iktidarlar, haince bu saldırılarla paralel, eşit, koşut yarışarak ve de şartlandırılan halkı da kandırılarak, hele 15 yıldır medya gücünü de kullanarak iktidarlarını sürdürdüler. Ama ülke bu gericiler, gerici iktidarlar yüzünden çağdaşlığı yakalayamadı. İşte şimdilerde adeta çöküşün sancılarını yaşıyoruz. Tamam, darbeler olmasın, ama 1950 den 2017 ye kadar 70 yıldır Cumhuriyet ve demokrasi ne hale getirildi.
CHP, Cumhuriyet tarihinde en çok bu

Cevat Kulaksız 

Cevat Kulaksız

SONNOTLAR
(1) Ali Nejat Ölçen
Ali Nejat Ölçen 4. ve 5. Dönem (1973-80)  CHP İstanbul milletvekili, araştırmacı yazar;Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHAK) kurucu üyesidir.
1946-60 arası mühendis, 1960-73 iktisatçı ve 1973-80 politikacı. 1980 sonrası okuyor, yazıyor, konuşuyor. “Yapı Acısı” ilk romanı.
Onu üç yıl süreyle, yayımladığı bilimsel “Yapı-Teknik” dergisi izliyor.
1962’de Almanya’da Kiel Üniversitesi’nde, endüstriyel yer seçiminde maksimum maliyet ilkesinin geçersizliğini matematiksel olarak ispatlıyor ve “Minumum Maliyet” ilkesini öneren araştırması 1965’te “Weltwirtschaftliches Archiv”de yayınlanıyor. 1966’da “Aksolerasyon Prensibi ve Türkiye’nin Makro Ekonomik Hedefleri”, 1967’de “Türkiye’nin Endüstrileşme Sorunu”, 1974’te “Halk Sektörü”, 1976’da “Demokratik Sosyalizme Giriş”, 1978’de “Toplum Sağlığının Ekonomik Analizi” doktora tezi, 1982’de “Karl Marx ve İngiliz Emperyalizmi” kitapları. 1984’te Almanya’da Duisburg Üniversitesi’nde Türk işçilerinin geri dönüş eğilimlerini etkileyen ekonomik ve pisikolojik unsurlar üzerindeki araştırması “Türken und Rückkehren” adıyla yayınlanıyor, sonraları, “İslamda Karanlığın Başlangıcı”, “Devlet Yokuşu”, “Ecevit Çemberinde Politika”, “Vetluga Irmağı”, Florida Üniversitesi’nde “Vetluga Memoir” olarak İngilizce’ye çevrilerek yayınlanıyor ve “Osmanlı Meclisi Mebusanında İttihat ve Terakki Fırkası Zorbalığı ve Siyasal İşkenceler” adlı kitabının ikinci baskısı ve şimdi “Kemalizm’in Ekonomisi”nin genişletilmiş ikinci baskısı.
1999’da A.D.D. Genel Merkezi başarı ödülünü aldı. 2001’de Pembe Köşk’de açılan Halkevleri sergisi sonrasında, İnönü Vakfı için “Halkevleri” kitapçığını yazdı.
“Türkiye Sorunları” adında kitap dizisini yayımlıyor ve isteklilere ücretsiz gönderiyor. 1045 okuyucusu var. Ürün dergisi okuyucularının 1996’da yılın iktisatçısı seçtiği Ali Nejat Ölçen, iktisadı bilim değil disiplin olarak tanımlamakta.
http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/ismet-inonu/74
(2)Ticanî Tarikatı, Seyyid Ahmed Ticani tarafından kurulan, Cezayir’de ve Fas’ta etkin bulunan bir tarikattır. İsmini kurucusunun isminden almıştır.
Seyyid Ahmed Ticanî Hazretleri 1737’de Cezayir’de doğdu, 1815’te Fas’ta vefat etti. Kabri Fas’tadır. Maliki Mezhebindendir.
İşte bu yılların birinde, 1942 yılında Ulus Zincirli Camii’nde bir gün birisi Arapça ezan okuyor. Bu zat Ticanî Tarikatının müritlerinden Sadık Çakartepe’dir ve tabiî ki tutuklanıyor.
Ezan’ın Türkçe okunduğu yıllarda, Ticaniler ve Saidi Nursi buna şiddetle karşı çıkarlar, defalarca takibata uğrarlar. Laik TC ile sürekli kavgalı olan gerici bir zihniyet.
1946’dan itibaren Atatürk heykellerine saldırılar başladı. 1938’den 1950’ye kadar dört, 14 Mayıs 1950’den 1 Nisan 1951’e kadar dokuz Atatürk büstü ve heykeli tahrip edildi. Saldırıların ardından Kemal Pilavoğlu’nun liderliğindeki Ticaniler Tarikatı çıkmaktaydı. (Ticani Kemal Pilavoğlu yanında çalıştırdığı çocuklara tecavüz eden bir oğlancıydı)  Ezanın Türkçeleştirilmesi kararı alındığı gün TBMM’de Arapça ezan okuma eylemi yapan Ticaniler, Atatürk heykellerini çekiçle kırmaya yöneldi. En son Kırşehir’deki heykel parçalanınca, CHP’lilerin sert eleştirilerinden çekinen DP’liler 1951’de ‘Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u çıkardı. Bir yıl sonra Pilavoğlu yedi yıl hapis, beş yıl sürgün, beş yıl da polis gözetimiyle cezalandırıldı. http://www.hurriyet.com.tr/memleketin-hic-bitmeyen-ataturk-heykeli-tartismasi-40323194
Keza aynı yıllarda Hacı Bayram Camii’nde hocanın devlete itaatin önemini anlattığı sırada, bu tarikatın müritlerinden Yusuf Özcan kalkıyor ve alenî olarak Arapça ezan okumaya başlıyor. İmam, “yakalayın!” diye bağırıyor. Camide bulunan jandarmalar Özcan’ı yakalayıp elleriyle ağzını kapatıyorlar. Özcan jandarmaların elini ısırıp ezanı tamamlamaya muvaffak oluyor. Jandarmalar da Özcan’a kelepçe vurup karakola götürüyorlar.
Menderes’in talimatıyla ezanın aslına döndürüldüğü 1950’den sonraki yıllarda da Ticanîlerin bazı müritleri bu defa Atatürk heykellerine saldırmaya, kırıp dökmeye başlıyorlar.
http://www.fikih.info/ticaniler-kimlerdir//a>
(3) Ecevit Çemberinde Politika. Ali Nejat Ölçen  Ümit Yayıncılık 1995 sf 47-48

Zarraf Davası, ABD’nin Türkiye’ye Müdahalesi için Kullanılacak!
Amerika Birleşik Devletlerinde, New York Mahkemesinde, kamuoyunda Zarraf Davası diye bilinen davanın, Savcılık İddianamesinin (56 Sayfa-İngilizce)
tam metnini ilginize ve bilginize gönderiyorum.

Bu dava sanıldığı gibi Tayyip Erdoğanları yargılama davası değil, ABD nin davayı gittikçe elinden kaçırdığı Türkiye’ye şantaj için kullanma ve  Türkiye’yi Tayyip Erdoğanlar üzerinden yargılama ve Türkiye’ye Amerikan Emperyalizminin, Türkiye ve Türkiye dışındaki  havarileri ile müdahale etmesi için kullanılmak istenilen bir davadır.

Bu oyuna gelmeyelim. Tayyip Erdoğanlar yargılanacaksa, sadece Türk Milletinin vicdanında  ve Türk Mahkemelerinde yargılanmalıdır.  Takıntılı ve koru körüne Tayyip Erdoğan düşmanlığı makarasına sarılmayalım. Bu hataya düşünülürse burada kazanan Türk Milleti ve bölge değil emperyalizm olur.

Bunun için önümüzdeki süreçte, Orta doğudaki bölge devletlerinin oluşturduğu yeni ittifaklar ve Avrasya’da gelişen yeni bir dünya düzeni istemi çerçevesinde, ABD Emperyalizmini tecrit etme ve Batı Asya’da (Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan, İran, Kıbrıs, Suriye, Irak, Lübnan vs.) kaybettirme üzerinden ele alınıp doğru okunmasında yarar vardır. Batı Asya’nın en önemli devletlerinden Türkiye Cumhuriyetinin son günlerde bölge üzerinde askeri ve dış politik seviyede siyasi değişiklik yaparak olumlu gelişmelere imza atanlardan birisi olduğu için, ABD ve kendi teröristleri ( İŞİD, Barzani, PKK gibi ) ile birlikte bölgede kuşatılmıştır ve gittikçe kan kaybetmektedir. İşte bu ve buna benzer stratejik değişiklerden dolayı ABD Türkiye’ye dış bilemekte ve kendi kara gücüm dediği PKK ve benzer havarilerini yoğun şekilde silah, lojistik desteği vermekte, bizzat PKK-PYD üniformaları ile terör örgütleri ile  alanda da omuz omuza, Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Lübnan gibi meşru devletlere karşı savaşmaktadır. Ama ABD ye ve işbirlikçilerine karşı bölge ülkelerinin direnişi ABD yi telaşa düşürmüştür. Çünkü günden güne kaybetmektedir. Bölge ülkelerini sırayla hedef seçerek intikam alma projeleri geliştirmektedir. İşte bu davada bunun için projelerinde bahane olarak kullanılacaktır. Emareler bunu verilerle desteklemektedir.

Bu dava esasında Türkiye üzerinden de, bölgenin en önemli ülkelerinden olan İran’ı da sıkıştırma davası olarak kullanılacaktır. ABD ve İsrail buna benzer konuları Lübnan’da Hariri üzerinden de yapmaktadır. Bu konuda uyanık olunmalıdır. Dünya ABD  eşkıyasının ve etrafındaki havari eşkıyaların  kendi çıkarları için, canının istediği hukuku uygulayacağı bir yerden çıkarılmalıdır. Tayyip Erdoğan Makarasına sarılınmamalıdır. Duygusal değil mantıklı, yurtsever ve bölge sever davranılmalıdır. Emperyalizmin çeşitli davaları bahane ederek, Saddam üzerinden Irak’ı, Kaddafi Üzerinden Libya’yı düşürdüğü durumlara düşürülmemelidir.

Emperyalizm çeşitli düzeydeki kendi icat ettiği ya da  var olan davalarla ülkeleri işgal ve müdahale ortamını yaratmada mahirdir. Burada yerli işbirlikçiler kullanılacaktır. Burada’da esas hedef Tayyip Erdoğanlar değil Türkiye, İran ve orta doğuda ve Avrasya’da yeni yeni gelişmeye başlayan, ABD nin hükmü olmayan yenidünya düzenidir.

Buna karşı uyanık olmak, oyuna gelmemek aynı zamanda sadece bir Yurtseverlik görevi değil, İnsanlık görevidir.
Saygılarımla,
Sefa Yürükel
Sosyal Antropolog ve Etnograf
Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı (Hollanda)

Not: Amerika Birleşik Devletlerinde, New York Mahkemesinde, kamuoyunda Zarraf Davası diye bilinen davanın, Savcılık İddianamesinin (56 Sayfa-İngilizce) tam metnini ilginize ve bilginize gönderiyorum. (https://mail.google.com/mail/u/0/#inbox/16012ff71d00c7fe?projector=1
İddianame uzun olduğu için buraya alınamadı, sanırım internette yayınlanmakta.

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget