Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Erdoğan Kendisini Avrupa'da Görüyormuş!...
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  partisinin Kütahya,  Afyonkarahisar,  Batman ve Siirt Olağan Kongreleri ‘ne video ile bağlanarak açıklamalarda bulunmuş ve; 

 "Amacımız,  ne içerde,  ne de dışarda,  kimseyle kavga etmek,  kimsenin hakkını,  hukukunu çiğnemek,  kimsenin meşru duruşunu bozmak değildir. ”

"Kendimizi,  başka yerlerde değil,  Avrupa'da görüyor,  geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz" demiş. 

Günaydın. 

 Hangi dağda kurt öldü, Sayın EROĞAN?

Takiye başladı yine. 

2002 de iktidara geldiklerinde; takiye yaparak, iktidarları, bagajlarında taşıdıkları gizli emelleri için engel gördükleri, yıkmaya çalışacakları hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokrasinin ve en başta laiklik ilkesi olmak üzere,  Cumhuriyetin değiştirilemez temel ilkelerinin savunucusu olarak gördükleri orduyu etkisiz hale getirmek ve içini boşaltmak amacıyla,  Avrupa Birliği ipine sarılan AKP Genel Başkanı ERDOĞAN, o dönem işbirliği yaptığı FETÖ ile birlikte, vesayet makamı olarak gördüğü ordunun,  laik ve demokratik cumhuriyetçi kadrolarını,  kumpas davalarla ordudan temizleyerek, ordumuzu da kendisine benzettikten sonra,  rahat bir nefes almış ve sarıldığı Avrupa Birliği ipini bırakarak,  ülkemizde ihvancı, otoriter bir İslam devleti kurmak için büyük mesafeler kat etmiş, tüm dış politikasını bu amaca yönelik dizayn ederek, Suriye ve Ortadoğu bataklığına girmiş, tüm dost devletlere ve  Avrupa’ya kafa tutarak ve rest çekerek, dost ülke bırakmamış, yüzünü tamamen İslam ülkelerine ve Ortadoğu’ya çevirerek,  Avrupa Birliği iddiasından tamamen vaz geçmiş, iç politikada da;  ülkeyi ve ülke insanlarını bölerek, kutuplaştırarak, düşmanlaştırarak,  kamplara bölmüş, siyaseti de Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı olarak bölerek kutuplaştırmış, sürekli kimlikler ve mezhepler üzerinden  siyaset yapmış, yasama, yürütme ve yargıyı kendisine bağlayarak, millete ait tüm egemenlik haklarını tek elde toplamış, kuvvetler ayrımını, parlamenter sistemi, yargı bağımsızlığını yok etmiş, tam istediği gibi otoriter güçlü bir parti ve şahıs devleti kurmuş, gücünün doruk noktasına erişmiş iken, ne oldu da,  şimdi birden bire;   “Amacımız;  ne içerde,  ne de dışarda,  kimseyle kavga etmek değil, kendimizi başka yerlerde değil,  Avrupa'da görüyor,  geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz" deme aşamasına gelmiştir?

Deniz bitmiştir. 

Ülkenin ekonomisi dip yapmış ve Merkez Bankasında döviz ve hazinede para kalmamıştır. 

İşsizlik ve yoksulluk tavan yapmış ve pandemini de işsizlik ve yoksulluğa tüy dikmiştir. 

Hesapsız para harcamayı, lüks ve israfı, şatafatı, ihtiyaç dışı saray ve camiler yaptırmayı, devletin paralarını taşa ve toprağa yatırmayı, miras yedi gibi yaşamayı seven, üretime, istihdama ve ihracata yönelik faydalı ve öncelikli yatırım yapmaktan korkan ve hiç sevmeyen, devletin tüm ekonomik ve parasal imkanlarını,  kendi yandaşlarına ve kendi seçmenlerine peşkeş çeken ERDOĞAN; parasız ve pulsuz kaldığı için,  ekonomiyi ve ülkeyi yönetemez ve dışarıdan gelecek sıcak paraya metelik atar hale gelmiştir. 

 Amerika’da yapılan başkanlık seçimleri sonunda; ABD ile ilişkilerimizi, kurumsal diplomatik ilişkiler şeklinde değil de, ahbap çavuş şahsi ilişkileriyle yürüttükleri TRUMP'ın seçimleri kaybederek,  ciddi bir devlet adamı olan ve ABD ile diğer devletler arasında kurumsal bir dış politika ilişkisi kurmayı amaçlayan BİDEN'in seçimleri kazanarak ABD'nin yeni başkanı olması nedeniyle de, sıkışan, paçaları tutuşan ve zora giren ERDOĞAN; 

Yeniden Avrupa'yı hatırlamış, Avrupa Birliği ipine sarılarak;  kendimizi başka yerlerde değil,  Avrupa'da görüyor,  geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz demek zorunda kalmış ve dışarıdan ülkemize sermaye akşını sağlayarak ekonomiyi döndürebilmek ve iktidarını uzatabilmek için zorunlu gördüğü; adalet, hukuk, yargı,  demokrasi ve ekonomik reform yapmaktan söz eder hale gelmiştir. 

ERDOĞAN; kendi geleceği için köşeye sıkıştığını fark etmiş, ülkenin ve ülke insanlarının istekleri ve onların yararları için değil, kendi siyasal ikbali ve geleceği  için,  elinde tuttuğu dümeni;  hak, hukuk,  adalet ve demokrasiden yana çevirmeyi düşünür hale gelmiştir. 

Bu amaçla, Avrupa Birliği ipine tutundukları dönemin,  kadro dışı bıraktığı eski mensuplarına işbaşı yaptırmış, ARINÇ bir demeç vererek, haksız yere yıllardır tutuklu olan KAVALA ve DEMİRTAŞ'ın tahliye edilmeleri gerektiğini,  alenen dillendirmiştir. 

ARINÇ; eskiden,  kendisini partinin kurucularından ve  ağır ağabeyi olarak görüp, kafasının estiği gibi aykırı konuşabiliyor olsa da, ERDOĞAN'ın güçlü ve tek adam olduğu bugün,  ARINÇ'ın; KAVALA ve DEMİRTAŞ'ın tahliyesine ilişkin çıkışını,  ERDOĞAN'ın icazetini almadan yapmadığını, bu çıkışın,  güya;  yargı, hak,  adalet, hukuk ve demokrasi reformunun ilk habercisi olarak yaptığını düşünüyoruz. 

Ülkede; Anayasa Mahkemesinin,  herkesi bağlayan BERBEROĞLU kararı,  hala yerel ast mahkeme tarafından uygulanmamış ve BERBEROĞLU aklanarak meclise geri dönememişken,  AKP iktidarı ve onun genel başkanı ERDOĞAN'mı;  adalet, yargı ve demokrasi reformu yapacak, yüzünü Avrupa’ya döndürecek?

Bizi güldürmeyiniz. Kafalar ve zihniyet değişmedikçe, laiklik ve ATATÜRK ilkeleri içselleştirilemediği sürece, ERDOĞAN ve partisi;  asla,  hukuk, hak, adalet, yargı ve demokrasi reformu yapamaz. 

Yargı bağımsızlığını ayaklar altına alan, ülkedeki medya'nın yüzde doksan beşini esir alan ve halkın özgür ve doğru haber alma ve basın özgürlüğünü yok eden, özgür kalabilen üç beş adet medya kuruluşunu ise, RTÜK sopasıyla cezalandıran ve ekranlarını kararttıran, emekli bir mafya liderinin, Türk siyasetine müdahale ederek, bu ülkenin ana muhalefet partisi liderine ve Türk demokrasisine hakaret ve tehditler savurmasına sessiz kalan ERDOĞAN mı,  bu ülkede yargı ve demokrasi reformu yapacak?

ERDOĞAN; ülkeyi yönetemediği, kendisine yönelik eleştirilerin azalmayıp giderek çoğalacağını, bunun da kendi siyasal geleceğine zarar vereceğini biliyor, bu nedenle ne basını,  ne de insanları özgür kılar,  ne de bağımsız, kendi talimatı dışında iş gören bir yargı ister. 

Bu nedenle, ERDOĞAN'ın;  adalet, yargı, hukuk ve demokrasi reformu yapması, laikliği özümseyerek yüzünü batıya dönmesi, Avrupalı olması,  asla mümkün değildir. 

Boşuna kimse ümitlenmesin. 

İçine girdiğimiz yeni bir takiye dönemi,  Türk Milletine hayırlı ve uğurlu olsun. 

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin;  kuruluş ve fabrika ayarlarına dönmesi için;  ERDOĞAN ve partisinin,  ilk demokratik seçimlerle iş başından uzaklaştırılması ve en az bir on senenin geçmesi zorunludur.  

Güner Yiğitbaşı

22/11/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


2. 6. 2019 Tarihli bir yazımızı;  güncel olduğu için,  aynen aşağıda tekrar yayınlıyoruz. Güner YİĞİTBAŞI 

YARGI REFORMU YAPACAKLARMIŞ

Yargı Reformu Yapacaklarmış - Güner Yiğitbaşı

AKP Genel Başkanı;  “Yargı Reformu Strateji Belgesi” ni açıkladı geçtiğimiz gün. 

Yargı reformu yapacaklarmış, ifade özgürlüğü güçlendirilecekmiş, tutuksuz yargılama esas olacakmış, güven veren bir adalet sistemi oluşturulacakmış, hakim ve savcılara coğrafi teminat getirilecekmiş, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığı geliştirilecekmiş, savunma hakkının etkin kullanılması sağlanacakmış v. s. 

Duy da sakın inanma. 

Bu reformları yapabilmeniz için, kafa yapınız bunlara müsait olacak önce. 

Bütün yetkileri elinde bulundurma, her şeyi ben bilirim ve en doğrusunu ben yaparım zihniyetinden uzaklaşmanız gerekir. 

Kuvvetler ayrılığı ilkesine saygılı olmanız gerekir. 

Ülkeyi,  kapalı kapıların ardında saraydan ve külliyesinden yönetme sevdanızdan vaz geçmeniz gerekir. 

Yargıya saygılı olmanız gerekir. 

Düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü içinize sindirmeniz gerekir. 

İki kişi bir araya gelmesin diye,  bazı parkları ve alanları polis bariyerleriyle halkımıza kapatmamanız gerekir. 

Gezi eylemlerini; içine sızan bazı kışkırtıcılara rağmen,  toplantı ve gösteri yürüyüşü, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü çerçevesinde değerlendirmeniz, eylemden yıllar sonra,  bu eyleme katılan bazı kişileri hükümeti devirmeye teşebbüs suçunu işledikleri iddiasıyla suçlamamanız gerekir. 

Seçim sonuçlarını içinize sindirmeniz, YSK Hakimlerine baskı yaparak, sudan bahanelerle, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal ettirmemeniz gerekir. 

Yabancı güçlü devletlerin baskılarına dayanamayarak, yargıya talimat verip,  bazı yabancı tutuklu sanıkları tahliye ettirerek,  adrese teslim etmemeniz gerekir. 

Devletin paralarını, örtülü ve örtüsüz ödeneklerle israf etmemeniz gerekir. 

Her şeyden önemlisi de; aslında yapmak istediğiniz sözde yargı reformunun,  yeni bazı yasalar çıkarmaya gerek duymadan, sadece ve sadece,  mevcut yasaları ve anayasayı, özgürlükçü ve demokrat bir anlayışla tam olarak uyguladığınız taktirde sağlayabileceğinizi görmeniz ve buna samimi olarak inanmanız gerekir. 

Hiç kimseyi kandırmaya kalkmayınız, sizden ve sizin zihniyetinizden ve bugüne kadar yıllarca ortaya koyduğunuz denenmiş özgürlük anlayışınızdan ve uygulamalarınızdan; yargıda, insan hak ve özgürlüklerinde iyileşme ve reform beklemek, abesle iştigaldir. 

Mevcut yasalarımıza göre de,  asıl olan tutuksuz yargılanmaktır, tutuklu yargılanmak istisnadır, tutuksuz yargılanmak için yeni bir yasaya asla ihtiyaç yoktur, bu gerçeğe rağmen, uygulamaya bakıyoruz, tutuklu yargılanmak asıl olmuş,  tutuksuz yargılanmak ise istisna. 

Muhalifler, muhalif gazeteciler;  düşüncelerini açıkladıkları için, Fetöye yardım ve yataklık ettikleri veya Cumhurbaşkanına hakaret ettikleri iddiasıyla tutuklu yargılanıyorlar, bu gerçeklere rağmen;  siz,  tutuksuz yargılanmayı nasıl esas kılacaksınız, mevcut yasaları uygulatmaktan acizsiniz, hakimler karar vermeye korkuyorlar,  acaba sarayı kızdırır mıyız diye kıbleleri saray olmuş ve oranın işaretini bekliyorlar, hakimlerin görevde kalmalarının teminatı yok ki, coğrafi teminatları olsun. 

Kararları beğenilmeyen hakimlerin görev yerleri kolaylıkla değiştiriliyor,  bazılarının ise görevlerine son veriliyor, Hakimler Ve Savcılar Kurulu'nun yapısı belli,  o kurulun üyesi hakimlerin teminatları yok ki,  o kurulun iki dudağının arasında olan yerel hakimlerin teminatı olsun. 

Biz her zaman söyleriz ve yine söylüyoruz. İyi yasa veya kötü yasa yoktur, kötü uygulayıcılar vardır. Kötü bir yasa,  iyi uygulayıcıların elinde iyi sonuçlar verir, iyi yasalar ise,  kötü uygulayıcıların elinde kötü sonuçlar verir,  aynen bugün olduğu gibi. 

Sanırım,  bayramdan önceki son makalemiz bu. Bu vesileyle,  tüm okurlarımın, dost ve arkadaşlarımın mübarek ramazan bayramını en iyi dileklerimle kutluyorum.  

02/06/2019

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Emekliye Ayrılmış Çetelere Teslim Olan İktidarsız İktidar
Emekliye ayrılmış, ahı gitmiş vahı kalmış, eski ününden yararlanarak etrafına korku salmaya devam eden bir suç çetesinin lideri olan şahsın, bu ülkenin ana muhalefet partisi, ATATÜRK'ün kurduğu  CHP'nin Genel Başkanı KILIÇDAROĞLU'na,  onun şahsında CHP seçmenlerine ve Türk demokrasisine karşı yaptığı tehdit ve hakaret ile çalkalanıyor ülkemiz. 

Ortada, ne yapacağını şaşırmış, pandemi ve ekonomik krizi idare edemeyen, faiz neden enflasyon sonuçtur tezini yutup yalayan, azınlığa düşmüş ve ateş olsa nereyi yakacağı şüpheli, sözüm ona muhalefet partisi olan,  tabanını yitirmiş marjinal bir partinin desteği ile ayakta durmaya çalışan, ömrü en geç 2023 de yapılacak olan seçimlerde sonlanacak olan iktidarsız iktidar, küçük ortağının esareti altında, bu çirkin saldırıya karşı çıkamıyor, bu saldırıyı kınayamıyor, bu çirkin saldırıya karşı sessiz kalan iktidarın başı olan şahıs,  aynı zamanda sözüm ona Türk Milletinin birliğini temsil eden devletin en tepe noktasındaki koltuğu işgal eden Cumhurbaşkanı maalesef. 

Siyasal iktidar;  tam bir acz içinde, yukarı tükürse bıyık, aşağıya tükürse sakal misali, kendisine koltuk değnekliği yapan küçük ortağını kızdırmak, üzmek, küstürmek istemediği, koltuk değneksiz kalarak, iktidarsız ve güçsüz kalan iktidarını bu şekilde kaybetmemek için, her geçen gün itibar ve güç kaybetmeye devam ediyor. 

Siyasal iktidar, emekliye ayrılmış, içi boşalmış eski ününden başka her şeyini yitirmiş emekli bir çete liderine teslim olmuş maalesef.  

Siyasal iktidara, azınlık bir milletvekili sayısıyla koltuk değnekliği yapan, hasbel kader  AKP için can simidi olan ve bu nedenle meclisteki marjinal gücüne rağmen, iktidarın nimetlerinden fazlasıyla yararlanan malum zat ve partisi, emekli çete liderinin CHP ve demokrasiye yönelik tehdit ve hakaretlerini savunuyor, bu emekli çete liderine o benim dava arkadaşım diyerek sahip çıkıyor ve legal siyaseti kirletiyor, illegal siyaset yapıyor, suç işleyen bir kişiyi överek suç işliyor. 

Hani güzel bir söz vardır. Bana arkadaşını söyle,  sana kim olduğunu söyleyeyim diye. 

İşte,  siyasal iktidarın;  sayıca küçük,  ama, iktidar nimetlerinin paylaşılmasındaki büyük ortağı partinin liderinin,  kendi ağzından perişan ve acınacak hali bu. 

Savcılar ve zehir hafiye gibi çalışan, her taşın altından kalkan sayın İçişleri Bakanı,  ortalıkta yok, sesi soluğu çıkmıyor, adeta sessizliğe gömülmüşler, siyasal iktidarın küçük ortağının,  suç işleyen dava arkadaşı hakkında hiçbir işlem yapamıyorlar. Siyasal iktidarın büyük ortağının başının sessizliği,  savcıları ve İçişleri Bakanını da sessizliğe itmiş bulunuyor maalesef. 

Ülkemizde hukuk ve adalet reformu gerçekten yapılmış. 

Bu ülkede yapılan hukuk ve adalet reformuna göre; ülkemizde,  suçlu olmak için muhalif, mağdur olmak için iktidar mensubu ve yandaşı olmak gerekiyor. 

Bu ülkede, bütün suçları muhalifler işliyorlar, iktidar mensupları ve yandaşları ise masum ve sadece suçların hedefi olan mağdur ve suçtan zarar gören kişiler.  

Güner Yiğitbaşı

19/Kasım/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu 


Hukuk Ve Adalet Reformu Tam Gaz
AKP Genel Başkanı ERDOĞAN açıklamıştı ya, hukuk ve adalet reformu yapacaklarını. 

Ne yalan söyleyelim, bu kadarını,  bu kadar hızlısını ve çeşitlisini beklemiyorduk doğrusu. 

Bravo,  reform;  çok hızlı ve birçok koldan, çok yönlü başladı ve tam gaz sürüyor. 

Yeni reform girişimleri üzerine, hukuk ve adalet; yargının tekelinde bırakılmadı ve çeşitlendirildi,  hızla da sürüyor. Beğen beğen al. 

Suç örgütü liderleri, İçişleri Bakanı, savcılarımız ve hakimlerimiz eksik olmasınlar,  ülkemizde kalmamış olan hukuk ve adaleti,  kendi anlayışlarına ve yasalarına göre çeşitlendirdiler, bu nedenle Türk halkı olarak kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz!

Savcılarımız, ana muhalefet partisinin lideri tarafından meclis kürsüsünden yapılan ve dokunulmazlık kapsamında kalan konuşması nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle Meclise fezleke gönderiyor, 

Diğer yandan, Sayın İçişleri Bakanımız, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin bütçesinden Kanal İstanbul muhalifi pankartlar hazırlayarak kamu kaynağını israf ettiği gerekçesiyle, kendi hukukunu kullanarak, belediye başkanı hakkında ön inceleme başlatıyor, 

Bir suç örgütünün sabıkalı lideri, durumdan vazife çıkararak, kendi mafya hukukunu uygulamaya koyarak, ana muhalefet partisi liderinin Meclis Grubunda yaptığı Bahçeli'yi eleştiren konuşmaları nedeniyle,  KILIÇDAROĞLU'nu tehdit ediyor ve hakaretler savuruyor. 

Helal olsun AKP iktidarına ve onun liderine. 

Hukuk ve adalet reformu ancak bu kadar güzel ve hızlı yapılabilirdi. 

Türk halkına, çok yönlü her kesimden, yargıdan, yürütmeden ve mafyadan adalet ve hukuk sunuyorlar, beğen beğen al. 

Ey vatandaş; 

Batan iktidarın adalet ve hukuku bunlar!

Bitiyor, geç kalma,  beğen,  beğen sen de al, var mı adalet ve hukuk isteyen? 

Güner Yiğitbaşı

19/11/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İyi Ki;  Hukuk, Adalet Ve Demokrasi Reformu Yapıyorsunuz

AKP
Genel Başkanı açıklamıştı, sözüm ona, hukuk,  adalet ve demokrasi reformu yapacaklardı. 

Biz de ERDOĞAN'a açık mektup yazarak;  asla, adalet, hukuk ve demokrasi reformu yapamayacağını,  nedenleriyle açıklamaya çalışmıştık. 

Eksik olmasınlar, her zaman olduğu gibi, yine bizi yanıltmadılar. 

Öncesinde, Meclis kürsüsünden konuşan ve mutlak dokunulmazlık kapsamında olan KILIÇDAROĞLU'nun beyanlarında suç unsuru bulunduğu iddiasıyla, iktidarın yavru ortağı tarafından yapılan suç duyurusu üzerine,  anayasaya aykırı olarak,  KILIÇDAROĞLU hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle Ankara C. Başsavcılığı tarafından fezleke düzenlenerek Meclis Başkanlığına gönderilmiş ve bugün de, ”Ya İstanbul, Ya Kanal” diyerek,  afiş bastıran ve asan,  Kanal İstanbul'a karşı çıkan   İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı İMAMOĞLU hakkında,  İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından soruşturma açılmış ve İMAMOĞLU'ndan yedi gün içinde yazılı savunma istenmiştir. Buna ilaveten de İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanına yazı gönderilerek,  depremle ilgili açıklamalarda bulunması yasaklanarak sansür getirilmiştir. 

Görüyorsunuz, mutlak dokunulmazlık kapsamındaki meclis kürsüsünden yaptığı konuşma nedeniyle hakkında anayasaya aykırı olarak fezleke düzenlenen KILIÇDAROĞLU, hakkında Kanal İstanbul'a karşı çıktığı gerekçesiyle soruşturma açılan İMAMOĞLU ve depreme ilişkin açıklamada bulunması yasaklanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı SOYER örnekleri,  bu AKP iktidarının adalet ve demokrasiden ne kadar uzak olduğunu,  reform beyanlarının sadece bir aldatmaca olduğunu açıkça ortaya koymuştur. 

Neymiş efendim,  Kanal İstanbul projesi, sadece İstanbul'u ilgilendiren yerel bir İstanbul projesi değilmiş, bir devlet projesiymiş, uluslararası hukuku ilgilendirirmiş ve dolayısıyla, bu kanal projesine karşı çıkmak,  İstanbul Büyük şehir Belediye Başkanının boyunu, yetkisini aşarmış, bu nedenle İMAMOĞLU'nun dilini kesmek gerekiyormuş. 

Hayır efendim, Kanal İstanbul bir devlet projesi değildir. 

Kanal İstanbul, birilerinin, açık söyleyelim,  ERDOĞAN'ın,  ham bir hayalidir, hırsıdır. Kendisi açıklamıştır, bu konuda videolar vardır, ERDOĞAN; açıkça beyan etmiştir, Kanal İstanbul,  ta belediye başkanlığından bu yana gerçekleştirmek istediği,  kendisinin hayali olan şahsi bir projesidir. 

Olası bir depremde yok olma ile yüz yüze bulunan İstanbul için öncelikli bir proje olmayan, sadece ERDOĞAN'ın hayalini gerçekleştirmeyi ve rantçılara kazanç sağlamayı hedefleyen akıl dışı bir projedir. 

Devletimizin yüce menfaatleri için zorunlu olan bir devlet projesi değildir. 

Bu proje; bugün var,  yarın yok olacak olan geçici bir siyasi iktidarın ve onun başının, bir ihtiras ve hırs projesidir. 

Bir projenin stratejik öneme haiz bir devlet projesi olabilmesi için; bu projenin planlanmasının, kapalı kapılar arkasında ve sadece iktidar partisinin dar çevresi içinde değil, iktidarıyla muhalefetiyle,  tüm partilerinin aleni ve şeffaf bir şekilde mecliste görüşülüp tartışılması ve gerekirse halkoyuna sunulması gerekir. 

Kanal İstanbul için bunların hiçbirisi yapılmamış ERDOĞAN ve yakın çevresi tarafından alınan bir karara dayalı, ayranı yok içmeye, tahterevalli ile gider s. . . . maya sözünü akla getiren,  akıl dışı, şahsi hayal ve hırsların tatminine vasıta yapılan iktidar yanlılarına ve yandaş müteahhitlere haksız kazançlar sağlamaya yönelik, ahlak dışı  bir rant projesidir.  

Kanal İstanbul'un,  İstanbul Boğazının trafiğini rahatlatma gibi bir işlevi de asla olamaz. 

Kanal İstanbul ile Montrö Boğazlar Sözleşmesinin delinmesi de söz konusu olamaz. 

Siyasi iktidar; anlaşmanın tarafı olmayan ve bu sözleşmeden mağdur olan bazı devletler lehine,  Montrö Boğazlar Sözleşmesini delmeyi, bu sözleşme ile gelen bazı kısıntıları yok etmeyi düşünüyorsa, avucunu yalar. 

1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi; Bulgarlar,  Fransa,  İngiltere,  İrlanda ve Denizaşırı Britanya Ülkeleri,  Hindistan İmparatorluğu,  Elenler Krallığı,  Japonya İmparatorluğu,  Romanya Krallığı,  SSCB,  Yugoslavya Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanmıştır. 

Montrö Boğazlar Sözleşmesi,  Türk Boğazlarından geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenleyen bir sözleşmedir.  

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlar üzerindeki bizim egemenlik haklarımızı koruduğu gibi,  bir iç deniz konumundaki Karadeniz’in ve kıyısındaki devletlerin güvenliğini de sağlayan ve koruyan Uluslararası bir sözleşme olup, Montrö Sözleşmesiyle getirilen tüm sınırlamaların, olası bir  Kanal İstanbul için de aynen geçerli olacağını, aksi halde, boğazlar sözleşmesinin tartışmaya açılacağını,  kimse unutmamalıdır. 

İMAMOĞLU hakkında soruşturma açılmasına neden gösterilen,  Kanal İstanbul projesinin,  sadece İstanbul'u değil,  Uluslararası hukuku ilgilendirdiğine ilişkin suçlamayı, İMAMOĞLU'na değil, bu kanalı yapmaya karar veren siyasal iktidara ve onun başına yapmak gerekir. 

Sayın ERDOĞAN; Kanal İstanbul projesine karar vermeden önce, Montrö Boğazlar sözleşmesini tartışılır hale getirecek olan bu projeyle ilgili olarak,  anlaşmanın tarafı olan devletlere danışmış ve onların olurunu almış mıdır ki; bu kanala karşı çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını suçlamaya kalkıyor?

Kanal İstanbul projesi,  uluslararası  hukuku da ilgilendiren küresel bir proje ise; ERDOĞAN,  bu kanalın yapımı için, öncelikle Montrö anlaşmasının tarafları olan ilgili ulusların onayını almak zorundadır. 

İMAMOĞLU'nu suçlama gerekçeleri, kendilerinin açığını, kendi ağızlarından itiraf etmelerine neden olmuş ve Montrö Boğazlar Sözleşmesini tartışmaya açmıştır. 

Neymiş efendim,  İMAMOĞLU; belediyenin kamu kaynaklarını kullanarak,  yetkisi olmadığı halde,  Kanal İstanbul'a karşı çıkan afişler bastırmış. 

Utanın ve utanmazsanız Allahtan korkun. İstanbul Belediyesine ait kamu kaynaklarını, arazileri, yandaş oğlancı ve sübyancı cemaatlere, vakıflara, derneklere bağışlayan ve aktaran İstanbul'un eski AKP'li Belediye Başkanları değil midir?

İMAMOĞLU geldi de, İstanbul Belediyesinin para ve arazileri,  yandaşlara peşkeş çekilmekten kurtarıldı. 

Birilerini suçlarken adil olamayan, kendilerinin, 6, 5 milyar liralık kamu kaynaklarını, bakanlık bütçelerinden,  yandaş cemaat, vakıf ve derneklere peşkeş çektikleri Sayıştay raporlarıyla belirlenen bu siyasal iktidardan adalet beklemek,  abesle iştigaldir. 

Siyasal iktidarın adalet ve demokrasi reformunu bekleyen saflar, daha çok bekleyecekler, bugünü dahi arayacaklar sanırım. 

Güner Yiğitbaşı

16/11/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


Akp Genel Başkanı Sayın Erdoğan'a Açık Mektup

Merhaba, iyi pazarlar Sayın ERDOĞAN

Açılımları çok sevdiğinizi çok iyi biliyoruz. 

Duyduk ki; şimdi,  yeni bir açılım kararı almışsınız. 

Ülkemizde,  bir damlası dahi kalmamış olsa da;  demokrasi, yargı, adalet ve ekonomi reformu yapacakmışsınız. 

Reformu kim istemez ki. Sevindirici bir haber ama, 19 yıllık ERDOĞAN deneyimimize baktığımızda, bu habere hiç sevinemiyoruz maalesef. 

Zira, 19 yıllık iktidarınızda edindiğimiz tecrübeler ve bildiğimiz ERDOĞAN;  adalette, yargıda, demokraside ve ekonomide, ülke yararına asla reform yapamaz, bu ERDOĞAN için, olsa olsa ütopik ve  zorunlu bir arzu beyanıdır diyoruz. 

Evet Sayın ERDOĞAN; sizin 19 yıllık tek başına iktidarınızı,  kesintisiz canlı olarak yaşayan ve sizi izleyen bir hukukçu Türk Vatandaşı olarak; sizin bu reformu,  gönülden istemediğinize ve asla başaramayacağınıza, yürekten inanıyoruz. 

“Ayinesi iştir kişinin,  lafa bakılmaz” lafı, size çok uyuyor. 

İnsan; bize göre,  demokrat ve adil doğar. Sonradan kazanılamaz,  demokratlık ve adalet duygusu.  

Siz söylememiş miydiniz,  hem laik ve  hem de Müslüman olunamaz diye?

Siz söylemiştiniz tabi. 

Biz de diyoruz ki; yozlaştırılmış Müslüman olup da, İmam hatip okullarında dini eğitim alarak,  dinin dogmatik ve katı kalıplarıyla ve biat kültürüyle yetişen ve bunu her alanda yaşam tarzı haline getirerek günlük yaşamına ve devlet yönetim anlayışına taşıyan anti laik bir kişi olarak; siz de,  sonradan,  demokrat, adil ve evrensel laik ekonomi ilkelerine sahip bir ekonomi anlayışına sahip olamazsınız. 

Sayın ERDOĞAN; böylesiniz diyerek,  sizi asla ayıplamıyoruz ve eleştirmiyoruz.  Sadece,  Türk Milletinin bir talihsizliği ve 19 yıllık zaman kaybı olarak değerlendirerek, şahsımız ve ülkemiz insanları adına üzülüyoruz. 

Siz, 19 yıllık tek başınıza iktidarınız döneminde; AKP'yi kurarak birlikte yola çıktığınız yakın kadrolarınızı ve çalışma arkadaşlarınızı küstürerek ve kovarak partiden uzaklaştırdığınız, partide yalnızlaştığınız, partide tek adam haline geldiğiniz, AKP'yi;  ERDOĞAN'ın,  tek adamın partisi haline getirdiğiniz, ATATÜRK'ün kurduğu,  demokratik ve laik, hukukun üstünlüğüne dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve devletin kuruluş ilkelerini, kurum ve geleneklerini yok ettiğiniz, T. C.  Devletini, dini esaslara dayalı, İhvancı bir İslam devleti konumuna getirmek için büyük mesafeler kat ettiğiniz, ülkenin yargısını ve adaletini yok ettiğiniz, en başta düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlükleri olmak üzere, bu özgürlüklere işlerlik kazandıran basın, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüklerini yok ettiğiniz. ülkenin yaklaşık 2. 5 trilyon dolarlık ekonomik varlığını, kar garantili yap işlet devret yöntemli yatırımlarla, taşa ve toprağa gömdüğünüz, döviz getiren,  üretime ve ihracata yönelik hiçbir yatırım yapmadığınız, bu nedenle dış ticaret açığı yaratarak, Merkez Bankasının döviz rezervlerini eksiye düşürdüğünüz, büyük bir işsiz kitle yarattığınız, vatandaşlarınızı açlığa mahkum ettiğiniz ve ekonomiyi iflas ettirdiğiniz, denizin bittiğini görerek, artık seçim kazanamayacağınızı anlayarak, denize düşen yılana sarılır misali, aslında hiç sevmediğiniz ve barışık olmadığınız halde,  demokrasi, yargı ve adalet alanında ve de ekonomide,  reform yapacağınızı açıklamak zorunda kaldınız. 

Sayın ERDOĞAN;  bu işler,  lafla olmuyor ne yazık ki, siz çok geç kaldınız, bir defa siz yapı ve karakter olarak demokrat değilsiniz, adalet duygunuz maalesef çok zayıf, yargı bağımsızlığına çok yabancısınız. Ekonomi bilginiz tartışılır. 

Faiz neden,  enflasyon sonuç, yani enflasyonun nedeni faizdir diyorsunuz ve kesip atıyorsunuz. 

Sayın ERDOĞAN; enflasyon muhtelifir. Enflasyon; sadece bizde olduğu gibi, talep yerinde saydığı ve hatta talep, üretime nazaran azaldığı halde, Türk parasının kıymetinin, alım gücünün sürekli düşmesi nedeniyle, mal ve hizmetlerin fiyatlarının sürekli artması değildir. 

Arzın, yani üretimin,  talebi karşılayamaması, talebin arzdan, yani üretimden fazla olması nedeniyle, ya da bizim gibi,  dış ticaret açığı fazla olan ülkelerde, dövize bağlı ithalata dayalı üretim nedeniyle,  üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının sürekli artması nedeniyle oluşan fiyat artışlarından kaynaklı enflasyonlarda, faizi sabit tutsanız da fiyat artışlarının önüne geçilemeyeceğini bilmiyor musunuz?

Evet, sürekli artan dövize ve ithalata dayalı üretimlerde, üretilen mal ve hizmetlerdeki fiyat artışlarını, faiz artışına gitmeseniz de önleyemezsiniz. Bilakis, faizi artırırsanız belki insanların tüketim eğilimlerini, yani taleplerini bir oranda kısarsınız ve bu şekilde arz ve talep dengesi oluşturarak fiyatların aşırı yükselmesini, enflasyonu önleyebilirsiniz. 

Sayın ERDOĞAN; yüksek faizlerle alınan kredileri dahi, yerinde üretime ve ihracata yönelik, döviz getiren yatırımlara harcayabilir ve ülkeye döviz girdisi sağlayabilir ve Türk parasının kıymetini ve alım gücünü koruyabilirseniz, fiyat artışlarını ve enflasyonu önleyebilirsiniz. Bunu yapabilmek için, güçlü ve bilgili, liyakatli kadrolara ve Maliye Bakanlarına, Merkez Bankası Bankası Başkanlarına ihtiyaç var, ama siz liyakate değil,  itaata değer veriyorsunuz. 

Sayın ERDOĞAN sizin; faizleri düşük tutmak istemenizdeki  asıl amacınız, üretimdeki maliyetleri azaltmak değil, ülkemizde zaten üretim diye bir şey bırakmadınız ki;  faizleri düşük tutarak, tüketici kredi faizlerini de düşük tutmayı ve tüketime yönelik,  üretmeyen inşaat sektörünün elindeki stokların eritilmesini arzuluyorsunuz.  

Sayın ERDOĞAN demek ki;  faiz neden, enflasyon sonuçtur gibi,  katı bir genelleme yapamazsınız. Bu konuda Merkez Bankasına ahkam kesemezsiniz. 

Sayın ERDOĞAN; ekonomideki başarısızlığın günahını damadınıza yükleyerek,  sorumluluktan kaçamazsınız. Planlı ekonomiye, yatırımları öncelik sırası belirleyerek planlı bir şekilde gerçekleştirmeden, Merkez Bankası Başkanını ve Maliye Bakanını değiştirerek, ekonomide bir başarıya ve reforma imza atamazsınız.  

Aynı şey demokrasi ve adalet konusunda da geçerlidir. 

Özgürlüklerin kısıtlı, şeffaflığın olmadığı, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı toplumlarda demokrasiden bahsedilemez.  Demokrasi, yargı bağımsızlığı ve adalet; birbirlerinin olmazsa olmazlarıdır. 

Demokrasi ve özgürlükler yoksa, yargı bağımsızlığı ve adalet de yoktur. Yargı bağımsızlığı ve adalet yoksa,  demokrasi ve özgürlükler de yoktur. 

Sayın ERDOĞAN; siz demokratik reformdan ne anlıyorsunuz bilemeyiz. 

Bizim bildiğimiz bir şey varsa, en başta düşünce ve düşünceyi açıklama ve basın, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlükleri olmak üzere,  insan hak ve özgürlükleri olmadan,  demokrasi ve demokrasi de reform,  asla olamaz. 

Siz, düşünce ve düşünceyi açıklama, tenkit ve eleştiri özgürlüğünü,  bu ülkede tesis edecek misiniz?

AKP Genel Başkanı sıfatıyla söyledikleriniz ve yaptıklarınız için, sizi ağır şekilde de olsa eleştirenleri, hiç hak etmedikleri halde, Cumhurbaşkanı şapkanızı giyerek,  aslında Cumhurbaşkanına hakaret kasıtları olmadığı halde, haksız bir şekilde Cumhurbaşkanına hakaret ettikleri gerekçesiyle yargıya taşımaya devam edecek misiniz?

Siz, bugüne kadar haklarında Cumhurbaşkanına hakaret ettikleri gerekçesiyle, sudan sebeplerle şikayetçi ve davacı olduğunuz 63. 000 kişi hakkındaki davalardan,  feragat edecek misiniz?

Siz, tarafsız ve partili olmayan Cumhurbaşkanlarını hakaretlerden korumak için getirilen ve TCK. nun 299 maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu,  yasadan çıkaracak bir yaasal girişimde bulunacak mısınız?

Siz, silahsız ve barışçıl olarak anayasal toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüklerini kullanarak, iktidarınızın haksız bir uygulamasına, meclise sunduğunuz antidemokratik bir yasa teklifine karşı protesto haklarını kullanan insanların bu özgürlüklerine saygı duyacak mısınız, üzerlerine joplu ve biber gazlı polisleri sürerek orantısız şiddet kullanma alışkanlığınızdan vazgeçebilecek misiniz?

Siz, aralarına kışkırtıcılar karışmış olsa da, genel olarak, barışçıl ve silahsız protesto ve gösteri yürüyüşü ve toplantı haklarını kullanan gezi parkı eylemine katılanlara, yıllar geçmesine rağmen,  hala terörist gözüyle bakmaktan vazgeçebilecek misiniz?

Siz, İstanbul ve Ankara’daki bazı demokratik gösterilerle özdeşleşen parkları,  aylarca polis kordonu altına alarak, bu parklara girişe dahi yasak koyma,  yasakçı anlayışınızdan vaz geçebilecek misiniz?

Siz, anayasal ve demokratik meslek kuruluşları ve Barolar gibi sivil toplum ve demokratik kamu kuruluşlarını,  demokrasinin kılcal damarları, demokratik baskı grupları olarak hazmedip kabul edebilecek misiniz?

Siz, egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk Milletine ait olduğunu ve yasama, yürütme ve yargıdan oluşan bu üçlü  egemenlik hakkının tümüne, tek başınıza kendinizin sahip olduğu Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden vazgeçerek, denge ve denetim sisteminin, kuvvetler ayrılığının geçerli, parlamentonun etkin, yargının bağımsız ve tarafsız olduğu,  parlamenter sisteme geçişe,  olanak tanıyacak mısınız?

Siz; Kanal İstanbul denen,  ülkemize ve ülke insanına hiçbir yararı olmayan,  önceden pazarladığınız tamamen iç ve dış ranta dayalı ucube projeden kesin olarak vazgeçildiğini,  halkımıza açıklayabilecek misiniz?

Siz, Planlı ve ihtiyaç öncelikli, üretimi, ihracatı ve istihdamı artırıcı bir yatırım politikası izleyebilecek misiniz?

Siz, saraylarda oturma alışkanlığınızı terk edebilecek misiniz, tek sarayla yetinmesini öğrenecek misiniz?

Siz, ihtiyaç fazlası,  depolarda uçmayı bekleyen uçan saraylarınızı satarak,  gelirini hazineye devredecek misiniz?

Siz, örtülü ödenekten, hesapsız ve kitapsız, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş fazlalıkta ödemeler yapmaya,  devam edecek misiniz?

Siz, lüks harcamalarınızda,  tasarrufa gidebilecek misiniz?

Siz, Diyanet İşleri Başkanlığını arka bahçeniz olmaktan çıkararak, asıl görevini yapmak üzere, yasal görev sınırlarına çekerek, devasa ödeneklerinde kısıntıya gidebilecek misiniz?

Sayın ERDOĞAN; bu sorulara evet diyemeyeceğinizi, olumlu cevap veremeyeceğinizi, elinizde topladığınız tüm yetkilerden ve aşırı harcamalarınızdan asla vazgeçemeyeceğinizi çok iyi bilmekle birlikte, size bu soruları sormamızın nedeni;  demokrasi, adalet ve ekonomide yapacağınızı söylediğiniz reformun yolunun,  bu sorularımıza vereceğiniz olumlu yanıtlardan geçtiğini, aksi halde hiçbir reform yapamayacağınızı, size hatırlatmaktır. 

Sayın ERDOĞAN; aslında siz, AKP'li olmak, milli bir görevdir demek suretiyle Türkiye Cumhuriyetini,  bir parti devleti olarak ve kendi malınız gibi gördüğünüzü açıkladığınız için, sizden demokrasi, adalet ve ekonomi alanında bir reform beklemenin abesle iştigal ve büyük bir iyimserlik olduğunu çok iyi biliyoruz. 

Sayın ERDOĞAN; yanılıyorsunuz. Ne siz, ne de partiniz, Türkiye Cumhuriyeti için  vazgeçilemez ve milli bir değer, bulunmaz Hint Kumaşı değilsiniz. 

Bu devletin kurucusu, Ulu Önderimiz ATATÜRK dahi, bu fani Dünyadan göçüp gitti ama,  T. C. yıkılmadı ve dimdik ayakta durdu. ATATÜRK; ”Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” demek suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin; ayakta kalmak için, kendisi dahil, hiçbir faninin gücü ve varlığına ihtiyacı olmadığını,  açıkça beyan etmiştir.  

Sayın ERDOĞAN; siz artık bu ülkeye hiçbir hizmetinizin olamayacağının çok iyi farkındasınız ama,  iktidardan gitmemek için direniyorsunuz, kendinizi ve partinizi bu ülke için vazgeçilemez olarak lanse etmeye çalışıyorsunuz, ama yanılıyorsunuz. 

Sayın ERDOĞAN; bu vakitten sonra sizin ve partinizin bu ülkeye yapabileceği en güzel hizmet,  erken bir demokratik seçimle,  milletimizle vedalaşmaktır. 

Sayın ERDOĞAN; sağlıcakla kalınız.  

Güner Yiğitbaşı

15/Kasım/2020

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget