Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Neden #HAYIR Diyorum? - Gündüz Akgül
Sevgili Dostlar,
Bildiğiniz gibi 16 Nisan 2017 tarihinde Anayasa değişikliğinin halkoyu ile kabul edilip edilmeyeceğini oylayacağız.
Hayır diyenlerde, evet diyenlerde kendilerine göre haklılığını kanıtlamaya çalışıyorlar.
Ben #HAYIR diyenlerdenim.
Kendimce haklı nedenlerim var.
Bir hukukçu gözüyle Anayasa değişikliğini defalarca inceledim.
Her incelediğimde hukuki birikimim ve vicdanım, mutlaka #HAYIR demelisin diye haykırıyordu.
Bu Anayasa değişikliği ile:
-Güçler (Yasama, Yürütme, Yargı) ayrılığı kaldırılıp tek elde toplandığı için…
-Güçler ayrılığının olmadığı yönetim biçimlerinde, demokrasi, insan hak ve özgürlüklerinin olmayacağını bildiğim için…
-Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldığı için…
-Güçlerden biri olan yasama, işlevsiz hale getirildiği için…
-HSYK ve AYM üyelerinin çoğunun tek kişi tarafından seçildiği için…
-Cumhurbaşkanının (Başkanın) işlediği bir suç ve atanan Bakanların işlediği görevleriyle ilgili suçlanın soruşturulması için istenen yüksek orana (301-360-400) göre yargılanmalarının neredeyse olanaksız hale getirildiği için…
-Ulusal istençle (Milli irade) seçilen TBMM’nin, tek kişi tarafından seçimlerin yenilenmesi kararıyla feshine (dağıtılmasına) olanak tanındığı için…
-Denge-fren sisteminin garantisi olan gensoru ve sözlü soru yöntemi kaldırıldığı için…
-Üst kademe kamu yöneticilerinin tek kişi tarafından atanması ve görevlerine son verilmesi olanağı getirildiği için…
-Hiç duraksamadan laik cumhuriyetin dönüştürüleceği anlamına gelen;
a) “600 yıllık İmparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi"
b) “Türkiye’nin 90 yıllık enkazını kaldırdık”
c) "İlk kez ülkemizi geri almak için bu kadar yaklaştık. Bu 90 yıl sonraki ilk dönüm noktamız"
d) “atatürk olmasaydı die bişey yok ,keşke olmasaydı diye bir gerçek var artık .. #RecepTayyipErdoğAan yakında o gerçeğin mührü vurulacaktır! Birinin babasınn ve kendisinn doğum yeri Selank ise Selanikli’dr.Kimse Türk,atatürk demesn orijinal Yunan yani net. Zaten benzemiyor Türk’e:)” (Tweet sosyal medyadan yanlışlar düzeltilmeden aynen alınmıştır G.A.)
e) “Ne kadar hırsız, p... varsa laiktir”
söylemleri dile getirildiği için…
-Açıkladığım nedenlerin tümü birlikte değerlendirildiğinde, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün laik cumhuriyeti ile getirilen, çocuklarımın ve torunlarım aydın geleceğinin karartılacağını öngördüğüm İçin…
#HAYIR diyorum.

20.02.2017
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Deniz Baykal - Tünay Süer
O eski CHP Genel Başkanı değil.
Önceki genel başkandır.
Önce bunu düzeltmek istedim.
CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, Zeytinburnu İlçe Başkanı Metin Doğan ile birlikte dün  (18 Şubat 2017)  "Türkiye’nin dört bir yanında yanmakta olan hayır meşalesini“Zeytinburnu İlçemizde birlikte yaktılar.
 Ben inanıyorum ki bu meşaleden çıkan ışıklarla tüm yurdumuz aydınlanacaktır.
Evet, Metin Doğan’ın dediği gibi 16 Nisan’da yapılacak referandum için  “umudun fişeklerini gökyüzüne gönderdiler.”
Rahatsız olduğum için o muhteşem toplantıya katılamadım ama hiçbir konuşmayı kaçırmamak üzere adeta televizyona kitlendim.
Önceki genel başkanımız Sn. Baykal’ı meğer ne kadar çok özlemişiz.
Kürsüde okadar rahattı ki salonda bulunanlar gibi bende pür dikkat onu dinledim.
Onun gerçek bir lider ve gerçek bir devlet adamı olduğunu bir kez daha gördük.
                                                      ***
 Baykal AKP ve MHP'nin Meclis'ten geçirdiği, Erdoğan'ın da onayladığı anayasa değişikliğini sert sözlerle eleştirdi.
 “Bizim milli mücadelenin siyasi temel mesajını Mustafa Kemal, Amasya'da vermiştir: Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Bu tarihi bir değerlendirmelidir” sözleri harikaydı.
Anayasa hukuku tarihimiz 1876 da başlamış. Tam tamına 140 yıl önce…
1876 da parlamento kurulmuş,1909 da parlamenter sisteme geçilmiş.
1921’de ise Meclis hükümeti öne çıkıyor.
29 Ekim 1923 yarı bağımsız Osmanlı İmparatorluğundan tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetine geçiş tarihidir.
Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının yurdu emperyalist güçlere peşkeş çekmesi sonucu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve kahraman halkımızın verdiği büyük mücadele sonucu çekilen birçok acının sonucunda kurulmuştur.
Cumhuriyet ulusun egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekili aracılığı ile kullandığı devlet şeklidir.
Kısacası halkın kendisini yönetmesidir. Yani egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Şimdi anayasada yapılan değişiklikler, sistem değişikliği kandırmacaları, Atatürk’e karşı açılan kötüleme kampanyaları ile halkın yetkisi elinden alınarak tek kişiye bağlanmak isteniyor.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan Elazığ’da katıldığı bir açılış töreninde bunu kendi ağzı ile itiraf etti.
Ne dedi hatırlayalım.
Cumhurbaşkanı ile başbakanın gücü aynı kişide birleşeceği için çekişme yaşanmayacak.
Tek kişide bu gücü topluyoruz.
Bizim bildiğimiz bütün gücün tek kişide toplanmasına DİKTATÖRLÜK denir.
Tarihte örneklerinin başında Hitler ve Mussolini gelir.
Sayın Cumhurbaşkanı bazen öyle sözler ediyor ki hayret etmemek elde değil.
Hem böyle söz edecek hem de “Rejim değişmiyor. Meclis, Bakanlar Kurulu farklı isimlerle devam ediyor.”
Birileri milletimizin kafasını bulandırmaya çalışıyor” diyor.
“Birbirine tezat konuşmaları ile esas kendisi kafamızı bulandırıyor.
Başbakan Binali Yıldırım istediği kadar  “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” desin, cumhurun başı doğrusunu söylüyor.
                                                              ***
Başbakan hayırcıları hedef alarak PKK-FETÖ-DEAŞ hayır diyor, biz onun için evet diyoruz sözleri ise utanç vericidir.
Sonra da “Rejim tartışması 1923 te bitti. Türkiye laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir “ demesi kendi sözleri ile çelişkiye düşmekten başka bir şey değildir.
Bu nasıl hukuk devletidir ki hayır demek teröristlerle eş değere getirilmektedir?
 Bu yanlışları Erdoğan da yapmaktadır.
Cesaretlenen bazı AKP li yetkililer Atatürk’e saldırıyorlar.
AKP Anamur Gençlik Kolları başkanı Hasan Baki,“Atatürk olmasaydı diye bişey yok, keşke olmasaydı diye bir gerçek var artık. Recep Tayyip Erdoğan yakında o gerçeğin mührü vurulacaktır” dedi ve halkın tepkisi ile istifa etti veya göstermelik istifa ettirildi.
AKP Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem’den sonra AKP Avusturya teşkilatı sorumlusu Mahmut Koç’ta Eğer bu seçimde kötü bir sonuç alırsak, Allah vermesin iç savaş çıkar Türkiye’de” dedi.
İşte böyle tehditlerle, terörist suçlamaları ile bir referanduma gidiliyor.
Sayın Baykal’ın dediği gibi Ana hatlarıyla getirilen anayasanın temel niteliği tek adam inşaa etmesidir. Bunu söyleyince rahatsız oluyorlar ama gerçek bu. Tek adam anayasasıdır bu...
İşin temelinde milli egemenlik anlayışında saygısızlık yatmaktadır.
Meclis'teki milletvekillerinin daha okumadan imzaladığı bir anayasa taslağıdır.
Evet, bu sözlere katılmamak mümkünmüdür?
Atatürk cumhuriyetinden vaz geçmemizi bizim tek adama kul olmamız isteniyor.
Bu mümkünmüdür?
Hayır demek ne terörist olmaktır ne de 15 Temmuzun yanında olmaktır.
Hayır demek çağdaşlığı, demokrasiyi özgürlüğü seçmektir.
O zaman hayır, hayır hayır…

Tünay Süer
19 Şubat 2017

Akar'a O Madalya Niye Takılmıştı? - Müyesser Yıldız
Türkiye'nin Suriye politikasındaki zik-zakları anlamak için ziyaret trafiğine dikkat kesilmemiz gerek.
Trump'ın Ankara'ya gönderdiği ilk yetkili CIA Başkanı değildi. Ondan önce İngiltere Başbakanı May Washington'dan doğruca Ankara'ya geldi.
Sonra CIA Başkanı, onun hemen ertesi günü de İngiltere Genelkurmay Başkanı Ankara'yı şereflendirdi.  
O trafik içinde kısa süre önce “El Bab'dan sonra tamam”  diyen Erdoğan, “Sırada Rakka, Münbiç var”  söylemine geçti.
Yıllarca Barzani'nin danışmanlığını yapan, şimdi de Erdoğan'ın Başdanışmanı olan İlnur Çevik CIA Başkanı Ankara'dayken, “Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusunda bir Kürt kantonunu tolore edebileceğini”  belirtip, “PYD de bir Barzani olamaz mı? Barzani’nin Türkiye ile ilişkileri muhteşem”  dedi. Çevik sonradan yaptığı açıklamada, “Kürt kantonu değil, Kürt yapısı dediğini”  söyledi. Ne farkı varsa?
CIA Başkanı Ankara'dan Suudi Arabistan'a gitti. Suudi İçişleri Bakanı Muhammed bin Nayef'e terörle mücadele noktasında gösterdikleri cesaretten dolayı onur madalyası taktı.
Ne tesadüf, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık da Suudi Arabistan'a gidip, “Teröre Karşı İslam İttifakı Merkezi”nde incelemelerde bulundu.  
Hemen sonra da Körfez ülkeleri ziyareti kapsamında Erdoğan, Hulusi Akar, Hakan Fidan Suudi Arabistan'daydı.
Akar Suudi Arabistan'dayken, “El Bab'da işimizin tamamlandığını”  söyledi, ama hem Genelkurmay, hem Milli Savunma Bakanı tarafından tekzip edildi.
Nihayet dün de, Akar için “arkadaşım”  diyen ABD Genelkurmay Başkanı Dunford Türkiye'ye geldi.  Akar ve Dunford Suriye'yi görüşmüş, ABD'ye alternatifli planlarımızı sunmuşuz falan.
Birincisi; Adam Ankara'ya değil, darbenin üssü İncirlik'e geldi. Bir anlamda ev sahibi oydu. Misafir plan falan sunamaz, umduğunu değil, bulduğunu yer.
İkincisi; Bizim hiç Suriye politikamız ve planımız oldu mu ki? 2011'den beri ABD'nin, sonra Rusya'nın ve “gizli aktör”  İngiltere'nin kedi-fare misali planlarıyla boğulmuyor muyuz?
                              -ABD Ne İstiyordu, Ne Oluyor?-
ABD başından beri bizi Suriye'de “kara gücü”  olarak, ama sadece IŞİD'e karşı kullanmak istiyordu. Şu anda olan tam bu değil mi? Ve PYD-YPG'yle mücadele sadece bizimkilerin ağzında ve kağıt üstünde kalmadı mı? Efendim bundan sonraki operasyonlar için hâlâ, “PYD'yi bırak, beni al”  demiyor muyuz? Bunu dedikçe ABD, PYD'yi daha çok silahlandırmıyor mu?
ABD, PYD'yi Münbiç'ten çıkarırsa, her nerede IŞİD varsa mücadele edeceğimiz anlaşılıyor. Siz Suriye'nin kuzeydoğusunda “Kürt yapısını tolore edebileceğinizi”  söyledikten sonra şimdilik çıkarabilir de. Ya sonra? Örneğini “Barzanistan”da görmedik mi? Erbil diye başladılar, Musul-Kerkük'e uzandılar. Kaldı ki, aynen Irak'ın kuzeyinde olduğu gibi, “Münbiç'e girerseniz, karşınıza ABD askerleri çıkabilir”  de diyebilirler. Nitekim Pentagon, Trump'a “Suriye'nin kuzeyine ilk kez   konvansiyonel kara gücü gönderme”  teklifinde bulunmadı mı?
Peki 15 Temmuz darbesinin arkasındaki isim olan CIA'cı Henry Barkey daha 2012'de, “Suriye Kürtlerinin lideri PYD değil, Barzani olacak”  demedi mi? Şimdi olan ne? Rusya PYD/YPG'nin hamiliğini üstlenirken, Trump Suriye'de PYD'ye muhalif Barzani'ye yakın olan grupları davet ediyor. Bizzat Erdoğan'ın Danışmanı, “PYD de bir Barzani olamaz mı? Barzani’nin Türkiye ile ilişkileri muhteşem”  diyor. Erdoğan, “Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoruna izin vermeyeceklerini”  söyledikçe, ısrarla şunu sordum: “Ya Barzani koridoruna ne diyorsunuz?”...  Bölücü terör örgütünün ağa babası Barzani'ye razı olduğumuz anlaşılıyor da acaba ona “PKK hamisi, lojistik destekçisi. Mehmetçik katili”  diyen AKP'nin yeni ortağı Bahçeli bu gidişata ne diyor?    
Bitmedi; ABD Suriye'nin 3-4'e bölünmesini, kuzeyin garantörlüğünün ABD'de, Sünni bölgenin garantörlüğünün Türkiye ve Suudi Arabistan'da olmasını planlamadı mı? Şimdi ABD'nin Mart başında uygulayacağı belirtilen ve şimdilik Suriye'nin kuzeyini kapsayan “güvenli bölge”  planı için ne söyleniyor; Burasının 4'e bölünmesi.
Yine bitmedi; Suudi Arabistan öncülüğünde bir “İslâm Ordusu”nun kurulması ABD'nin fikri değil miydi? Peki Türkiye'nin de dahil edildiği 4 parçalı “Büyük Kürdistan” planını Suudi Arabistan ve İsrail birlikte kotarmadı mı? Bu ittifakın bir diğer hedefi de “Şii İran'ı bertaraf etmek”  değil mi?
Ne oldu? İslâm Ordusu kuruldu ve Türkiye de buna katıldı. Bizimkiler Körfez ülkelerinde turlarken, Trump İsrail Başbakanı Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırlayıp, “NATO tarzı Arap koalisyonu kurulmasını”  ve “İran'a karşı yeni bir yol haritasını”  konuşuyor, ayrıca Irak, Kuveyt ve Katar liderlerini arayıp, “İran'a karşı Arap kuşağı”  teklifinde bulunuyordu.  
Peki o sırada Bahreyn'de olan Erdoğan, İran'ı nasıl eleştiriyordu Şöyle:
“Birileri hem Suriye'nin hem Irak'ın bölünmesini istiyor. Irak'ın bölünmesi çalışmasını yapanlar var. Oradaki mezhebi, etnik mücadele, çünkü orada da bir Pers milliyetçiliği olayı var. Bu Pers milliyetçiliği olayıyla da orada bir bölünme söz konusu. Bunların önünü kesmemiz gerekiyor.”
Ne tesadüf?!.
                     -İngiltere'den Al Haberi: 21. Yüzyılı Türkiye Belirleyecek-
Birkaç not daha... Erdoğan'a ne zaman randevu vereceği bile belli olmayan Trump'ın, yaptıkları telefon görüşmesinden sonra Erdoğan için, “Ortadoğu’da merkezde olmalı, onun ve ülkesinin taleplerine cevap vermeliyiz. Erdoğan ülkesiyle güçlü bir lider”  dediği duyuruldu.
Bölgedeki dizaynın “gizli aktörü”  İngiltere'nin eski Dışişleri Bakanı ve Uluslararası Yardım Komitesi (IRC) Yönetim Kurulu Başkanı David Miliband üç gün önce İstanbul'da katıldığı bir toplantıda şunları söyledi:
“Türkiye karşı karşıya kaldığı güçlüklerle nasıl başa çıkacak ve bu başa çıkma şekli de aslında 21. yüzyılın gidişatını belirleyecek. Türkiye başkalarının seçimlerini belirleme noktasında da çok önemli bir rol üstlenecek ve aynı zamanda 21. yüzyılın ve küresel dünyanın nasıl gelişeceğinde de belirleyici bir rol oynayacak... İstanbul, Dubai, Doha gibi şehirleri mi Ortadoğu olarak belirleyeceğiz, yoksa Yemen ve Suriye gibi ülkeleri mi Ortadoğu olarak ele alacağız? Bunlar önemli sorular.”
Benzer sözleri 18 yıl önce biri daha söylemişti; ABD Başkanıyken Clinton. Ekim 1999'da, “Önümüzdeki yüzyılın büyük ölçüde, Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğini umuyorum... 20. yüzyılın ilk 50 yılı Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının palyaşılmasının yol açtığı değişikliklerle geçti. 21. yüzyılın ilk 50 yılı da Türkiye'nin alacağı doğrultuyla şekillenecektir. Türkiye modelinin hem İslâm dünyası, hem Türkiye'nin bulunduğu bölge, hem de Avrupa için büyük etkileri olacaktır” demiş, 15 Kasım 1999'da TBMM'de yaptığı konuşmada da alenen 20. yüzyılda yarım kalan hesapların 21. yüzyılda tamamlanacağı mesajını vermişti.  
Türkiye'ye dair planlar ve TSK'ya biçilen misyon ortada. Daha fazla uzatmadan Akar-Dunford görüşmesine dönelim.
Irak'ın kuzeyinde askerlerimizin başına çuval geçiren Odierno eliyle henüz o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Hulusi Akar'a madayla takıldığında ABD Genelkurmay Başkanlığı,  madalyanın, “Akar'ın Suriye konusundaki tutumu ve Türkiye ile ABD askeri kuvvetlerinin işbirliğine katkılarından dolayı verildiğini”  açıklamıştı.
Anlayamamıştım. Zira Akar'ın o dönemde Suriye'de böylesine “etkin bir rolü”  yoktu!..
Şimdi daha çok merak ediyorum; Madalya, peşin peşin bugünler için miydi?
Allah kabul etsin; Keşke Akar Mescid-i Nebevi'de namaz kılmasının fotoğrafları gibi, “arkadaşı”  Dunford'la İncirlik'te yaptığı görüşmeyi de yayınlatsaydı da neler olup bittiğini öğrenseydik!..
Son olarak şuraya geleceğim:
21. yüzyıl ve bölge Türkiye eliyle şekillendirilirken, biz sadece anayasa referandumu ile meşgûl ediliyoruz.
Bu da bana Afrikalı düşünür Kenyatta'nın Batılıların Afrika’ya girişiyle ilgili sözlerini hatırlatıyor.
“Hıristiyanlar ülkemize geldiklerinde bizim topraklarımız, onların İncil'i vardı. İncil'i elimize verdiler, gözlerimizi kapatıp dua etmemizi istediler. Biz de onlara inandık, gözlerimizi kapayıp beyaz adamın tanrısına yakınlaşmaya çalıştık. Gözlerimizi açtığımızda gördük ki, topraklarımız onların eline geçmiş, bizim elimizde de İncil kalmıştı.”
Diyeceğim;
Bu acayip referandumdan evet de hayır da çıksa tek kazanan, tek kaybeden olacak; Kazanan emperyalizm, kaybeden Türkiye.
Referandumdan başımızı kaldırıp, gözümüzü açtığımızda ülkemizin elden gittiğini görmeyiz inşallah!..
Müyesser YILDIZ
18 Şubat 2017  

Referandum - Tünay Süer
Çağının en güçlü devletleri arasında olan Osmanlı İmparatorluğunun 1. Cihan Harbinde müttefikleriyle birlikte yenik düşmesi ve Mondros Ateşkes antlaşması ile (30 Ekim 1918) İtilaf devletleri Osmanlı ülkesini işgal etme hakkını kazanmışlardı.
Ülkenin her bir tarafı düşman işgali atındaydı.
Mondros Anlaşması gereği Atatürk’ün komutanı olduğu Yıldırım Orduları Gurubu ile 7. Ordu dağıtılınca Atatürk İstanbul’la çağrılmıştı.
Haydarpaşa Rıhtımı’na ayak bastığında 55 düşman gemisinin bayraklarını açarak İstanbul Limanında olduklarını gördüğünde içinde fırtınalar kopmuştu adeta.
Atatürk, NUTUK ta bağımsızlığın, cumhuriyetin nasıl zor şartlar altında kazanıldığını ve ne kadar değerli olduğunu kendinden sonra gelecek nesillere açık bir dille anlatmıştır.
Atatürk İnkılâplarının en büyüğü; milli egemenliğe dayalı, tam bağımsız, milli çağdaş ve laik
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıdır.
                                                                ***
Ata’nın ebediyete intikalinden sonra Cunta, darbe, postmodern darbe, muhtıra, ya da e- muhtıra, bildiri, kalkışma ve girişimlerle Türkiye defalarca sarsıldı.
Laik Türkiye Cumhuriyeti AKP dönemindeki kadar hiçbir zaman böylesine yara almadı.
15 senedir iktidarda olan AKP adım adım cumhuriyetin altını oydu.
Sandalye sayısının fazlalığı ile TBMM sini adeta işgal etti.
Tabi burada muhalefet partilerinin zayıflığını da unutmamak gerekir.
MHP her zaman AKP’nin yanında olarak onun bugünlere gelmesine büyük etken oldu.
CHP ise beklenen muhalefeti asla yapamadı.
Durum böyle olunca AKP istediği gibi at koşturabildi.
                                                                      ***
Erdoğan’ın BOP eş Başkanı yapılması ile Ortadoğu’da aktif bir oyuna kalkması en büyük hatası olmuştur.
Yaptığı yanlış politikalarla dış ülkelerde itibarı kalmayan, içeride ise kan gövdeyi götüren, nerede hangi zaman, hangi bombanın patlayacağı bilinmeyen, insanların can güvenliği olmayan bir Türkiye olduk.
                                                                    ***
Önceleri her istediğini veren, başlarına taç ettikleri, “muhterem hoca efendi” diye toz kondurmadıkları Fethullah Gülen ve ABD işbirliği ile Ergenekon davaları başlatıldı.
Onlarca general ve rütbeli subaylar hatta emekli genelkurmay başkanı dahi kendilerine hazırlanan kumpasla tutuklanıp zindanlara kapatıldılar.
Rütbeleri söküldü veya istifaya zorlandılar.
Böylece Türk ordusunun şah damarını kesmiş oldular.
O dönem sadece ordu mensupları değil memlekette ne kadar aydın bilim adamı varsa, gazeteciler, milletvekilleri, parti genel başkanları bile zindanlara kapatıldılar.
İktidar olmayı paylaşamayan ikili arasında ayrılık olana dek her şeyi birlikte yaptılar.
15-25 Aralık yolsuzlukları meydana çıkınca düşman kardeş oluverdiler.
Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan onca insanın zindanlara kapatılmasına kılıf uyduruverdi.
Kandırılmışlardı…
Yıllarca birçok masum insanın hayatları çalınmış oldu böylece.
                                                                       ***
PKK ve terörist başı APO ile, “Çözüm süreci, Demokratik açılım”  adı altında anlaşmalar yapılıyor devlet olarak masaya oturuluyordu.
Terörist başı öylesine şımartılmıştı ki Erdoğan’ı iktidarda ben tutuyorum demeye başlamıştı.
İstekleri bitmiyordu.
Yasa teklifleri veriyor, ziyaretçileri ile rahatça görüşüp emirler yağdırıyor ve PKK’yı İmralı’dan yönetiyordu.
Oslo anlaşmaları ile PKK’ya tavizler verildi.
PKK askerimizin gözleri önünde Güneydoğu bölgesini adeta cephaneliğe dönüştürdü.
AKP Hükümeti buna göz yumuyor asker ve polisin müdahalesini önlüyordu.
Dolmabahçe’de mutabakat metni imzalandı bu metne göre PKK’ya özerklik hakkı tanınacaktı.
Başkanlık hayalleri gerçekleştiği an Erdoğan kendi seçmiş olduğu milletvekilleri ve bakanlara Güneydoğu’nun vatan topraklarından PKK ya geçmesini yani özerkliği tanıtacaktı.
Sonra ne olduysa PKK uzantısı HDP kuruldu ve seçimlere gidildi.
HDP 80 milletvekili ile TBMM’sine girdi.
Böylece AKP tek başına hükümet kuramadı.
7 Haziran seçimleri ile 2 Kasım arasında Türkiye adeta kan gölüne döndü.
                                                                  ***
İçeride bunlar olurken yolgeçen hanına dönen sınırlarımız sayesinde Türkiye adeta terörist yuvasına dönüştü.
PKK saldırılarının yanısıra IŞİD saldırıları ile ülke sarsılmaya başladı.
Erdoğan’ın Suriye takıntısı yüzünden milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye göç etti.
Kendi vatandaşına cimri olan AKP onlar için kesenin ağzını açtı.
Oysa onların içinde ülkesindeki istiklal savaşından kaçan gençler çoğunluktaydı.
Neyse fazla uzatmak istemiyorum.
Ülke büyük bir kaos yaşıyor, gittikçe bataklığa gömülüyordu.
İşte böyle bir zamanda 15 Temmuz darbe kalkışması tuz biber oldu.
FETÖ denilen hain örgüt ve ABD işbirliği ile ülke kana bulandı.
Türkiye tarihinde ilk kez Büyük Millet Meclisi bombalandı.
Vatandaşların üzerlerine tanklar sürüldü.
Kurşunlar sıkıldı. 248 şehit ve bir o kadar gazimiz oldu.
Genelkurmay başkanının tutsak alındığı, hiç görmediğimiz acı bir gece yaşadık.
Türk Milleti tek yürek olarak, Atatürkçü askerlerle birlikte FETÖ cü darbecilere karşı koyarak bu kanlı
Kalkışmayı atlattı.
O kanlı gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bu girişim bana tanrının bir lütfudur” sözleri akıllarda birer istifam olarak kaldı.
Daha sonra bu kalkışma Erdoğan tarafından sanki gökte ararken yerde bulduğu bir nimet gibi kullanılmaya başlandı.
OHAL kararları ile yüz binleri geçen tutuklamalar, gözaltılar başladı.
TSK paramparça oldu.
Askeri okullar kapatıldı, birçok general ve yüksek rütbeli subay hapislere tıkıldı.
Öğretmenler, memurlar, akademisyenler ve gazetecilerin başlarına da aynı şeyler geldi.
15 Temmuzda kanlı bir kalkışmayı durduran halk bu sefer sivil bir darbe ile karşılaştı adeta…
                                                                        ***
 Erdoğan başkomutan olarak Türkiye’ye tehdit olan IŞİD ve PYD temizliği için 24 Ağustos 2016 da sabaha karşı Türk Silahlı Kuvvetleri Fırat Kalkanı harekâtını başlattı.
Türk Silahlı Kuvvetleri halen bir tarafta emperyalist güçlerin desteklediği PKK ile diğer tarafta Irak ve Suriye topraklarında ölümüne çatışıyor.
Sonrası malum…
 AKP sevdalısı Devlet Bahçeli durup dururken başkanlığı dile getirdi.
Bu teklif AKP tarafından memnuniyetle karşılandı ve 18 maddelik değişiklik halktan gizlenerek CHP’nin tüm itirazlarına rağmen MHP oyları ile mecliste kabul edildi.
Şimdi iş referanduma kaldı.
                                                       ***
Evet demek serbest ama hayır demek yasak…
Başbakan Binali Yıldırım
PKK Hayır diyor.
FETÖ hayır diyor.
HDP hayır diyor.
İşte bunun için evet diyoruz…
Sonra “hayırcılara bakın, ona göre karar verin” diyor.
Yani başbakan  “evet” çileri yurtsever vatandaşlar, “hayır” diyecek olanları vatan haini, terörist olarak ilan ediyor.
(İç savaş tehditleri savuranlara ne demeli?)
 Hayır diyenlerin konumu, 15 Temmuz'un yanında yer almak” olacakmış.
Bu resmen halkı bölmektir.
Kimsenin bunu yapmaya, hele hele bir başbakanın asla  hakkı yoktur.
Halkın üzerinde böyle bir baskı kurulmaya çalışılmaktadır.
15 senedir Türkiye’yi yöneten ve ülkeyi bu hale getiren kendilerinin olduğunu pişkinlikle unutturmaya çalışıyorlar.
İşsizliğin 12.1 olduğu, Tarım dışı işsizliğin 14.3 ‘e fırladığı, genç işsizlerin ise yüzde 22.6 olduğu tarihin en kötü günlerini yaşamaktayız.
Türkiye şimdi TERÖR-EKONOMİ -BAŞKANLIK sistemi ile çalkalanmaktadır.
Can güvenliği kalmamış, ekonomisi neredeyse çökmüş bir ülkeye dönüşmüş olan ülkemizde insanlar adeta diken üzerindedirler.
Padişahlarda bile olmayan yetkilerin Erdoğan’a verilme referandumuna, çocukların geleceğinin kararmaması, tüm ülkenin bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak emirlerle yönetilmemesi için Hayır denecektir. Tahminim böyle…

Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.
                                                                                                                                   Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Bugün Benim Doğum Günüm - Güner Yiğitbaşı
17.Şubat.1949 tarihinde doğmuşum. Yani, bugün 17.Şubat.2017 benin doğum günüm.
Mutlu olduğum gün.Rahmetli Baro Başkanlarımızdan değerli dostum Kasım SÖNMEZ; mutluluklar paylaşıldıkça daha da artar, acılar da paylaşıldıkça azalır sözünü çok kullanırdı.Rahmetli dostum Kasım SÖNMEZ'in haklı olarak sıkça tekrarladığı gibi; gerçekten, bugün benim doğum günümü kutlama nezaketini gösteren tüm dost,arkadaş ve akrabalarımın, bu mutlu günümü hatırlayarak beni kutlamaları ve bu mutluluğumu paylaşmaları, mutluluğumu daha da artırdı, bu güzel insanların hepsine şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunuyor, herbirine sağlık ve mutluluklar diliyorum.
Facebook da bizim doğum günümüzü hatırlamış ve iki yıl öncesine ilişkin 17.Şubat.2015 tarihinde yazdığımız bir yazıyı anı olarak paylaşmış, biz de “DİRENME HAKKI ÖZGECAN'IN YAPTIĞIDIR” başlıklı bu yazımızı, aynen aşağıda sizlerle yeniden paylaşıyoruz.

17.Şubat.2017 
Güner YİĞİTBAŞI


DİRENME HAKKI ÖZGECAN'IN YAPTIĞIDIR


Mersinde ömrünün baharında hunharca öldürülen üniversite öğrencisi genç ve talihsiz kızımız ÖZGECAN, ulus olarak hepimizi büyük bir yasa boğdu.Buradan kendisine Allah'tan rahmet, anne ve babasına ve diğer aile yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Bu acının etkisiyle, idam cezası geri gelsin diyenler oldu ve her zaman olduğu gibi, yine kolaycılığa kaçtık ve millet olarak, insanlığımızı sorgulayıp, kendimizle yüzleşme olgunluğunu gösteremedik.
Şunu herkes iyi bilsin ki, bugün içinde bulunduğumuz koşullarda, idam gibi çok ağır cezalar geri de gelse, bu tür namusa ve cana yönelik suçları önlememiz asla mümkün olamayacaktır.
İnsanları eğitemezseniz, iş ve güçsahibi yapamazsanız, en az üç çocuk sahibi olmayı marifer sayar ve bunu devlet politikası haline getirmeye çalışırsanız, insanlarımızı sürekli belden aşağıya çalışmaya teşvik ederseniz, insana yatırım yapmazsanız, insan sevgisini aşılayamazsanız, kadına bakış açınızı değiştiremezseniz, kadını, erkekten ayırırsanız, kadın ile erkeğin, madalyonun iki yüzü gibi eşit iki kişi gibi göremezseniz, erkeği kadından üstün tutar ve kadınları, erkeğin karşısında edilgen konuma sokarsanız, kadını sadece bir seks objesi olarak değerlendirirseniz, erkekler tahrik olmasın gerekçesiyle kadınların başlarına türban geçirirseniz, kadınlarımızın mini etek giymelerini, ırz ve namuslarına saldırılmalarının ve hatta öldürülmelerinin bahanesi yapar ve erkekleri zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkarmaya çalışırsanız, kadını toplumdan ve çalışma hayatından soyutlamaya devam ederseniz,kadını çocuk doğuran, evinde oturarak çocuğuna bakan, erkeğine yemek yaparak onu akşam kapıda karşılayan ve erkeğinin canı istediğinde onu yatakta da memnun eden, ama kendisi bir türlü memnun ve mutlu olamayan, dünyaya çile ve erkek kahrı çekmek için gelen eksik bir kişilik olarak görmeye devam ederseniz, daha çok ÖZGECANLAR'ın acısını yaşamaya devam ederiz.
İnsanları germemeleri, onların ümitsizliğe kapaılmalarına yol açmamaları, rakiplerini ve tüm insanları sevmeleri ve insanlara değer vermeleri, topluma iyi örnek olmaları için, politikacılarımıza ve özellikle de iktidara büyük sorumluluklar düşmektedir.
Kadınlarımızın ırz, namus ve canlarına yönelik erkek saldırılarına son vermek için, en büyük görev ve sorumluluğun yine kadınlarımıza düştüğünü belirtmek istiyoruz.
Kadınlarımız; okumalı, kendilerini yetiştirmeli, en az erkekler kadar eşit ve onlarla aynı hak ve özgürlüklere sahip birey olduklarına inanmalı ve kendilerine güvenmeli, erkeklerden önce, kendilerine kendileri değer vermeli, erkekler istiyor, onlar tahrik olmasınlar düşüncesiyle kendilerinin özgürlüklerinden asla fedakarlık yapmamalı,erkeklerin ehlileşmelerine katkı yapmaya çalışmalıdırlar.
ÖZGECAN; bugüne kadar öldürülen binlerce hemcinsi gibi, ömrünün baharında hunhar bir saldırı sonucunda öldürülmüştür. Hiç değilse, bu ölümden bir ders çıkarmasını bilmeliyiz.
Bizlere, o derslerden birisini ÖZGECAN'ın babası vermiş ve iktidarın gösteremediği olgunluğu göstererek, insanların suçlu doğmadıklarını, koşulların insanları suça sürüklediğini, kızının katillerine zulüm yapılmadan, adalet önünde yasalara göre hesap sorulmasını, kızını öldürenin de bir anne ve babasının olduğunu, Allahın onlara kolaylık vermesini dileyebilmiştir. İşte insanlık, insan sevgisi,nefse hakimiyet ve olgunluk bu olsa gerek, ÖZGECAN'ın babasının bu olgunluğunu, politikacılarımıza ithaf ediyoruz.
Son sözümüz de talihsiz ve cesur kızımız ÖZGECAN'a.
ÖZGECAN; ebedi istirahatgahında rahat uyu, seni çok seviyoruz, iki günden bu yana ulus olarak senin için ağlıyoruz, eninde sonunda hepimizin gideceği yer orası ama, sen çok erken ve zamansız gittin, giderken de hepimize çok iyi bir ders verdin. O gözü dönen caninin, senin namusuna yönelen saldırısına göz yummadın ve canının pahasına da olsa, tek başına ve cesurca karşı koyup direndin, dişe diş mücadele ederek, saldırganın kötü emellerine ulaşmasına engel olmak için direnme hakkını kullandın, saldırganın asıl hedefi olan namusunu, direnerek korumasını bildin, bu uğurda ölmeyi göze alabildin, o alçak da emeline kavuşamamanın çılgınlığı içinde seni acımasızca öldürdü.Hayatını verdin ama, kutsal direnme hakkını kullanarak namusunu teslim etmedin, bize göre mücadeleyi sen kazandın, haksızlık karşısında direnmenin ve direnme hakkının, yaşamdan da önemli ve kutsal olduğunu, toplum olarak hepimize gösterdin. Bu toplum ve ailen, seninle ne kadar övünse azdır.
Cesur kız ÖZGECAN; sana ve senden önce, erkek demeye asla dilimizin varmadığı o mahluklar tarafından öldürülen tüm talihsiz kadınlarımıza selam, kendi siyasi emel ve çıkarları için kadınlarımızı kullananlara,onaları erkeklerin uydusu kılanlara da lanet olsun.

17/02/2015
Güner YİĞİTBAŞI
İzmir Barosu Üyesi Avukat

Halkımız Sizden Özgürlük İstiyor - Güner Yiğitbaşı
AKP iktidarının ileri gelenleri; demokrasi,insan hak ve özgürlükleri dedikçe, inanın kahroluyoruz.

Demokrasi, insan hak ve özgürlükleri neredeymiş diyerek, şöyle bir etrafımıza bakınıyoruz ancak göremiyoruz.

Demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin ne olduğunu ya sizler bilmiyorsunuz, ya da biz.

Demokrasiyi, dört yılda bir sandığa giderek oy vermeye indirgemeyin lütfen.

Fetöcü oldukları iddiasıyla, Fetöcülükle hiçbir ilgileri bulunmayan demokrat ve sizlere muhalif olan bazı saygın öğretim üyelerini, sorgusuz ve sualsiz, OHAL KHK ile işten atıp sokağa koyuyorsunuz ve bu haksız ve hukuksuz işleminizi protesto etmek, silahsız ve kavgasız bir şekilde, barışçıl protesto haklarını kullanmak isteyen öğrenci ve öğretim üyelerini, göz yaşartan gaz,jop ve polis şiddetiyle engelliyor ve öğretim üyelerinin cüppelerini yerlerde çiğnetiyorsunuz.

Bu mudur, sizin demokrasi, insan hak ve özgürlüğü anlayışınız?

Bu halk; yasama,yürütme ve yargıyı tek adamın elinde toplayan anayasa değişikliğinin referandumda oylanması öncesindeki bu tutumunuzu gördükten sonra, bu anayasa değişikliğinin kaza ile halk oylamasından geçmesi halinde başına gelecekleri düşündükçe, haklı olarak hayır cephesine kaymaktadır.

Bu nedenle, hiç değilse, referandum öncesinde, geçici bir süre,halkın gözünü boyayarak evet oylarınızı çoğaltmak için,demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine saygılı davranın ve biraz sabredin. Ama, onu dahi yapamıyorsunuz,demokrasi karşıtlığı genlerinize işlemiş,gözleriniz kör olmuş, bindiğiniz dalı kestiğinizin dahi farkında değilsiniz.

Sizlere göre; köprüler, tüp geçitler, hızlı trenler, kanallar, lüks inşaatlar, oto yollar ve dört yılda bir sandığa gidip oy kullanmalar, demokrasi,insan hak ve özgürlükleri ve halkın mutluluğu için yeterli oluyor.

Halk; işsizse, açsa, karnı doymuyorsa,özgür değilse, iki kişi yan yana gelip barışçıl protesto hakkını dahi kullanamıyorsa, televizyonlarını açtıklarında tüm kanallarda sürekli sizlerin konuşmalarınızı dinlemek ve yüzlerinizi görmek zorunda bırakılıyorsa,mutlu değilse, halkın bir kısmı boğazı yer altı tüp geçitleriyle, köprülerle geçse,oto yollarda hız yapsa,hızlı trene binse,lüks binalardan daire alsa ne olacak ki, bu paralı ve lüks hizmetlerden, halkın çoğunluğu yararlanamadığı gibi, yap işlet devret yoluyla gerçekleştirilen bu projelerin yapımcı firmalara sağlayacağı parasal getirilerin; tahmin edilen ve devletçe garanti edilen miktarların altında kalması nedeniyle, bu hizmetlerden hiç yararlanamayan gariban halkımızın büyük kesimi, verdiği vergileriyle, yapımcı firmalara garanti edilen kar farkını bu firmalara ödemek zorunda bırakılıyor.

Hizmet, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri anlayışınızın, çağın gerisinde kaldığının farkında olmadığınız gibi, sürekli halka hizmet ve demokrasi naraları atarak, halkımızı olduğu kadar kendinizi de aldatıyorsunuz.

Çok yazık.

16/02/2017
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget