Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

İstanbul'un Sahibi İstanbul Halkının Kendisidir
Partili Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, AK Parti İstanbul İl Teşkilatı'nın Sakarya'daki toplantısında partililere telefonla seslenerek; "İstanbul, bu işin adeta lokomotifi durumunda olmalıdır, çünkü lokomotif nereye gidiyorsa vagonlar da oraya gidiyor. İstanbul adeta bu işte lokomotiftir. Türkiye'nin şu anda 15 milyon nüfusuyla İstanbul'un, 2023, ardından 2024 olmak üzere, yeniden sahibini bulması lazım. Bu da AK Parti'dir. Şu anda seçimlerden bu yana İstanbul'da çivi çakılmıyor çivi, ağaç dikilmiyor. İstanbul artık garip. 2023'le birlikte yeniden doğuşu, yeniden dirilişi, başta İstanbul olmak üzere, kazanmamız ve kazandırmamız lazım. Onun için yükümüz ağır, Rabb'im yar ve yardımcımız olsun." demiş.

Vay be!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kaybeden AKP Genel Başkanı ERDOĞAN; hala, bu kaybın üzüntü ve şokunu üzerinden atamamış olmalı ki; İstanbul’u sayıklıyor sürekli.

Aslında, ERDOĞAN'ın İstanbul ve İstanbulluyu düşündüğü falan yoktur. Onun tüm derdi ve özlemi, bir türlü doymadığı İstanbul'un rantı ve iktidarını sürdürebilmek için İstanbul’dan çıkaracağı milletvekili çoğunluğudur.

EROĞAN ne demişti bir zamanlar?

İstanbul Türkiye demektir. İstanbul'u kaybeden, Türkiye'yi de kaybeder.

Bir defa şu yanlışı hemen düzeltelim. İstanbul seçimini AKP kaybetti diye, İstanbul sahipsiz kalmamıştır. Bu nedenle, İstanbul'un yeniden sahibini arayarak bulma gibi bir derdi yoktur. İstanbul'un sahibi de, AKP değildir. İstanbul'un sahibi; bizzat, en başta İstanbul halkı olmak üzere, tüm Türk halkıdır.

AKP, İstanbul Büyükşehir Belediyesini kaybedince, İstanbul ve İstanbul halkı sahipsiz kalmamış, bilakis; İstanbul, AKP'nin işgalinden kurtulmuş olup, İstanbul ve İstanbul halkı; özgürlüğüne ve AKP tarafından yandaşlara ve yandaş vakıflara peşkeş çekilerek çarçur ve talan edilen mali kaynaklarına kavuşmuştur.

AKP Genel Başkanı ERDOĞAN ve onun zihniyetinde olanlar; seçim kazanmakla İstanbul'un ve Türkiye Cumhuriyetinin sahibi olduklarını düşünüyorlar. Demokrasilerde; iktidara, seçimle gelinip, yine seçimle gidileceği, iktidarların gelip geçici ve halka hizmet yerleri olduğu demokratik gerçeğini, bir türlü kabullenemiyorlar ve bu nedenle de, seçim yenilgisini içlerine sindiremiyorlar, İstanbul ve tüm ülke bizim demeye getiriyorlar.

Biz buradan ERDOĞAN'a bir hatırlatma yapmak istiyoruz.

Sen, sana ait olmayan, sahipsiz de kalmayan, gerçek sahipleri her zaman  İstanbul halkı olan İstanbul'a sahip aramayı ve İstanbul'u sahiplenmeyi bir kenara bırak ve sen; sana ait olan ve bugün meclise sunulan ve daha sunulurken açık veren, fakirin emeğini ve kazancını sermaye sınıfına transfer eden bütçene sahip çıkmalıydın, bütçenin meclise sunuluşunu bizzat kendin yapmalıydın.

Bütçenin yüce meclise sunularak görüşülmeye başlandığı bugün, senin Katar'da ne işin var?

Katara gidecek başka zaman bulamadın mı?

Türk Milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisine saygılı olarak meclise gelip, kendi hazırladığın bütçenin sunuşunu, atanmış memuruna yaptıracağına, bizzat niçin kendin yapmadın?

Sen, kendini Türk Milletinin üzerinde görüyorsun ama, yanıldığını yapılacak olan ilk seçimlerde üzülerek göreceksin, ancak iş işten geçmiş olacak. 

Güner Yiğitbaşı

06/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bir Kale Daha Yıkıldı
Gecikerek de olsa,  Türkiye Barolar Birliğinin seçimli genel kurulu;  bugün,  yeni başkanın ve yönetim kurulunun seçimiyle,  mutlu bir şekilde sonuçlandı. 


Öncesinde hakim ve savcı, şu anda da İzmir Barosuna kayıtlı bir avukat olarak görev yapan aktif bir hukukçu olarak; kendisini tanımadığım, ancak benim de üyesi olduğum İzmir Barosu'nun da içinde bulunduğu çoğunluğu teşkil eden baroların ortak adayı olarak seçimlere giren Ankara Barosunun Başkanı Avukat Erdinç SAĞKAN'ın Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına seçilmesinden daha önemli ve anlamlı olan husus; yargının üç kurucu unsurundan birisi olan savunma makamına, savunma mesleğine, insanların tarafsız ve adil savunma haklarına, hukukun üstünlüğüne,  yargının bağımsızlığına ihanet eden Metin FEYZİOĞLU'nun seçimleri kaybederek,  savunmanın sarayın vesayetinden kurtulmuş olmasıdır. 


Ben elli bir yıllık hukukçu olarak; artık,  yoğurdu üfleyerek yemek istiyorum. 


Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına seçilen genç hukukçu kardeşimiz Erdinç SAĞKAN'ın;  önceki görevi olan Ankara Barosunun başkanlığına seçilmiş ve başkan olarak görev yapmış ve sevilmiş olmasına, TBB Başkanlığına da ortak aday yapılarak, bugün yapılan seçimleri kazanmış olmasına baktığımızda, değerli bir hukukçu olduğu göze çarpmaktadır. 


Ancak; şimdilik,  bu referansları yeterli değildir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, yaşayarak göreceğiz, yeni başkanın performansını. 


Yukarıda altını çizdiğimiz gibi, ilk aşamada ve öncelikle Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı koltuğunun saraya yakın kişinin işgalinden kurtarılması önemliydi ve çok şükür bu sağlanmış oldu. 

Bundan sonrasını hepimiz bizzat yaşayarak göreceğiz. 


Saray yanlısı Metin FEYZİOĞLU'nun seçimi kaybetmesi; yapılan yasal değişikliklerle,  çoklu baroları ve Türkiye Barolar Birliği delege yapısının değiştirilmesini hayata geçiren saray ve saray zihniyetinin;  savunmanın üzerine düşen gölgesini ve vesayetini sonlandıracağının umudu ve müjdecisi olmuştur. 


İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, birçok büyükşehir belediyesinin AKP'den kurtarılarak, bu kalelerin demokratik seçimlerle yıkılmasından sonra, Türkiye Barolar Birliğinin de bugün yapılan demokratik seçimler sonunda iktidarın vesayetinden kurtarılmasıyla, bir kale daha düşmüş, yargının bağımsızlığı ve adil yargılanma ve savunma hakkı adına, umut ışığı belirmiştir. 


Erdinç SAĞKAN'ın başkanlığındaki Türkiye Barolar Birliğinin bugün seçilen yeni yönetiminin; bu umut ışığını söndürmeden, hukukun üstünlüğü, yargının ve savunmanın bağımsızlığı adına, Türk Halkı'nın ve tüm avukatların beklentilerini gerçek kılacağına güvenmek istiyoruz ve  kendilerini yürekten kutluyor ve başarılar diliyoruz. 


Bize göre, Erdinç SAĞKAN ve ekibinin;  hukukun üstünlüğü, yargının ve savunmanın bağımsızlığı adına verecekleri ilk ve önemli sınav; daha çok zaman bulunmakla birlikte, 2022 ve 2023 adli yılının açılış törenlerinde sergileyecekleri tutum olacaktır. 


2021-2022 Adli Yıl açılış törenleri, yeni Yargıtay binasının hizmete sokulması nedeniyle Saray'da yapılmamış ise de; 2022-2023 Adli Yıl açılış töreninin, pek muhtemeldir ki;  Saray'da yapılacak olması halinde, yeni yönetimin sarayda yapılacak olan bu törene katılarak veya katılmayarak,  sarayın vesayetini kabul edip etmeyeceklerini hep birlikte göreceğiz ve yeni yönetim hakkında kesin bir kanaate o şekilde varacağız.  

Güner Yiğitbaşı

05/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Devletin kurumlarını şamar oğlanına çevirme tekelinin Erdoğan'da olduğunu nasıl bilmezsin sen bay Kemal ( ! )
CHP Genel Başkanı KILÇDAROĞLU'nun;  talep  ettiği randevu talebinin kabul edilmemesi nedeniyle, buna rağmen dün Türkiye İstatistik Kurumuna giderek kapıdan içeri alınmaması skandalından utanç duyarak,  hiç değilse bu konuda sessiz kalmayı yeğleyeceğine, partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN;  bugün (04. 12. 2021) Siirt ilimizde toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, konuya sessiz kalmayarak, CHP Genel Başkanı KILIÇDAROĞLU'nu bu davranışından dolayı eleştirmiş ve "Geçtiğimiz gün randevu falan almadan TÜİK'e gitmek istedi.  TÜİK de buna randevu vermedi.  Gittiler,  TÜİK önünde bir genel başkan orada gösteri yapıyor.  İnsan utanır.  Bir insan,  davet edilmediği yere gidemez.  Devletin bu kurumları,  senin şamar oğlanın değil.  Buralar ciddi kurumlardır,  senin gibi ciddiyetsiz değil. " şeklinde beyanlarda bulunmuştur.  


İnsan ne diyeceğini bilemiyor. 


Bay Kemal; artık çizmeyi aşmaya başladın, partili Cumhurbaşkanı çok haklı (!)


Bir insan randevu almadan, davet edilmediği yere gider mi, kapısına dayanarak orada gösteri yapar mı, davul zurna çalarak mastika oynar mı? utan, utan yaşından başından utan(!)


Türkiye İstatistik Kurumu, senin sandığın gibi devletin bir kurumu ise de; devlet kimin babasının tapulu malı,  hiç düşünmedin mi?


Devlet, hiç tartışmasız,  ERDOĞAN'ın tapulu malı olduğuna göre,  o özel mekana, TÜİK'e,  sen randevu verilmediği halde,  davetsiz nasıl gidersin, bu mekanı nasıl basarsın sen (!)


Dua et ki; ERDOĞAN'ın yakın koruması ve aynı zamanda vakit bulursa İçişleri Bakanlığı da yapan zat, seni eleştiren bir beyanat vermekle yetindi, gelip seni gözaltına almadığına şükretmelisin(!)


Bu mekan basma hak ve yetkisini nereden ve kimden aldın sen, ne olursan ol, iktidar adayı ana muhalefet partisinin genel başkanı da olsan,  yapamazsın bay Kemal, orası senin bildiğin, randevusuz da girilip çıkılabilecek bir devlet kurumu değil. 

Türkiye İstatistik Kurumu'nun bilgi ve verilerinin, ülkenin güvenliği için gizli kalması gereken devlet sırrı olduğunu bilmiyor musun Bay Kemal?Sen gerçekten çok cahil kalmışsıni haberimiz yok, yanılıp peşine takılmışız.  


Bizim törelerimizi de mi bilmiyorsun Bay KEMAL? Utan, utan. 

Bir yere davetsz gidilemeyeceğini artık öğrenmiş olmalısın(!)


ERDOĞAN'ın buyurduğu gibi, Türkiye İstatistik Kurumu ve benzeri kurumlar,  ciddi kurumlardır. O kadar ciddi kurumlardır ki; yasalara göre, yasalara uyarak değil, partili Cumhurbaşkanının özel emir ve talimatlarına uygun çalışırlar. Bu kurumların ciddiyetini bozduğunun, onları da sulandırıp kendine benzettiğinin farkında mısın? Bay Kemal(!)


Bay Kemal, devletin kurumlarını şamar oğlanına çevirme hak ve yetkisinin sadece ERDOĞAN'ın tekelinde olduğunu nasıl bilemiyorsun, hata üzerine hata işliyorsun. 


Bizi hayal kırıklığına uğrattın Bay KEMAL(!) 

Güner Yiğitbaşı

04/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Siz mafya lideri misiniz yoksa parti lideri misiniz?
MHP'nin merhum kurucu lideri, MHP denince ilk akla gelen rahmetli Alparslan TÜRKEŞ'in doğum günü nedeniyle düzenlenen anma etkinliğine,  yaklaşık 50 kişilik bir grup tarafından saldırı düzenlenmiş ve olayda 4 kişi yaralanmıştı. 


Yanılmıyorsak,  bu anma etkinliği,  rahmetli Alparslan TÜRKEŞ'in oğlunun da kurucusu olduğu bir vakıf tarafından düzenlenmişti. 


TÜRKEŞ soyadını taşıyan bir oğul tarafından kurulan bir vakıf tarafından,  TÜRKEŞ'in doğum günü nedeniyle bir anma etkinliği düzenlenmesinden doğal başka birşey olabilir mi? 


İşte bu etkinlik,  50 kişilik,  kendilerine ülkücü denilen bir grup tarafından basılmış ve etkinliğe katılanlar saldırıya uğramışlar ve dört kişi yaralanmıştır. 


Yapılan tam bir şehir eşkıyalığı olup, bu yasa dışı saldırının savunulur bir yanı olmadığı gibi, bu saldırının ülkücülük ile bağdaşır bir yanı da yoktur. 


Bu saldırının arkasında BAHÇELİ'nin başında bulunduğu, amacından ve misyonundan saptırılmış, iktidar olmayı amaçlayan bir siyasi parti olma vasfını yitirmiş,  Alparslan TÜRKEŞ'in emanet ettiği MHP'den eser kalmayan, AKP'nin  yedek lastiği konumuna gelmiş olan MHP'nin olduğu,  anlaşılmaktadır. 


Bu saldırı olayında gerçek bir suçlu varsa; bunlar,  BAHÇELİ ve MHP üst yönetimidir. Olayın mağdurları ise; TÜRKEŞ'in aile yakınları ve etkinliğin konuklarıdır. 


Hal böyleyken, Ankara’nın;  büyük bir halk desteği ile ezici çoğunlukla seçilen ve bugüne kadar başarılı çalışmalarıyla haklı bir ün yapan, politik çıkışları olmayan, patiler üstü çalışmayı yeğleyen,  mütevazi başkanı Mansur YAVAŞ'ın; bu anma etkinliğiyle hiçbir ilgisi olmadığı, saldıran tarafta yer almadığı halde,  Alparslan Türkeş anmasına düzenlenen saldırıyla ilişkin olarak konuşan Bahçeli tarafından,  "Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Bey'in elinin altında geliştiği kanaati hakim.  Bundan sonra Mansur Bey dikkat etsin.  Artık kendisinin arkasında bir ülkücü nefes vardır.  Her gün de takip edeceğim" denilmek suretiyle tehdit edilmesini anlamak ve izah edebilmek,  asla mümkün değildir. 


BAHÇELİ'nin;  hiçbir haklı ve mantıklı bir neden olmadığı halde, Ankara Büyük şehir Belediye Başkanı Mansur YAVAŞ'ı tehdit ederek, etkinliği basan ve etkinliğe katılanlara saldırarak suç işleyen şehir eşkıyalarının hedefi haline getirmesinin akla gelen tek nedeni; kraldan çok kralcılık yaparak, yedek lastikliğine soyunduğu iktidardaki AKP'nin Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığını kaybetmesinin hıncını alma girişimi olmalıdır. 


Bir diğer neden de; MHP'deki başarısızlığını, kaba kuvvetle örtmeye çalışmak, partiden kopan Meral AKŞENER'in İYİ Partideki başarısı, Mansur YAVAŞ'ın da; eski bir MHP'li olarak, yeni partisi CHP çatısı altında Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığındaki başarılarıyla,  MHP tabanından söküp alacağı oylar nedeniyle oluşan  kaygıların yarattığı hezeyanların dışa vurumu olmalıdır.  


Ülkemizde;  gerçekten, iktidarda olmaktan kaynaklı devlet gücü kullanılarak ve milletvekilliği dokunulmazlığından yararlanılarak, çok garip ve üzücü, ülkemizin ve insanlarımızın hiç hak etmedikleri olaylar ceryan etmekte ve demokrasiye olan saygıdan dolayı, yaklaşan seçimlerin risk altına sokulmaması için, maalesef insanlarımız tüm bu densizlik ve hukuksuzlukları sineye çekmektedirler. 


Kimse merak etmesin,  2023 seçimlerine az kaldı, BAHÇELİ ve benzerleri, seçim yenilgilerinin ertesinde,  yaptıkları tüm hukuksuzlukların bedelini,  yasalar önünde yargı eliyle ödeyeceklerdir.  

Güner Yiğitbaşı

02/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Demokrasimizin Geleceği Adına Çok Tehlikeli Bir Oyun Oynanmaktadır Sanki
Ülkeyi tam yetkiyle tek başına yönetmeye kalkışan ERDOĞAN ve AKP iktidarı; ekonomideki çöküşün ve döviz kurlarındaki artış ve Türk Lirasındaki aşırı değer kaybının ve ona bağlı olarak da,  akaryakıttan iğne ve ipliğe kadar her şeye üst üste gelen ve artık takip etmekte zorlandığımız zamların ve pahalılığın sorumlusu olarak, yüksek faizi ve kim olduklarını somut bir şekilde  açıklayamadıkları dış güçleri göstermekte, ekonominin içinde bulunduğu çöküşün bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini, bu nedenle ülkemizin bir ekonomik kurtuluş savaşı verdiğini açıklamaktadırlar. 

Artık klasikleşen, her zaman yaptıkları gibi, hiçbir sorumluluğu üzerlerine almamaktadırlar. 

Bu beylerin adetidir, onca yetkiyi ve devletin mali olanaklarını hiçbir engele ve denetime takılmadan tek başlarına kullanırlar, ama asla sorumluluk yüklenmezler. Paranın yazı ve  turası gibi, devlet yetkisi ve parası kullanan iktidarların kullandıkları yetkinin diğer yüzünün de sorumluluk ve hesap verirlik olduğunu,  kabul ettiremezsiniz bu beylere. Sorumluluk duygusu fıtratlarında yoktur bunların. 

Ülkeyi 19 senedir tek başlarına kendileri değil de muhalefet partileri yönetmiş, ülkenin vergilerden ve sattıklarından oluşan yaklaşık 2 trilyon dolarının altından girip üstünden çıkanlar, har vurup harman savuranlar, israf edenler, taşa ve toprağa yatıranlar, ülkenin ekonomik değerlerini;  amacı dışında,  yanlış yatırımlarda kullananlar, ülkeyi cari açık ve borç batağına gark edenler,  ERDOĞAN ve AKP iktidarı değil de,  muhalefet partileri sanki. 

Faiz sebep, döviz kurlarının artarak Türk Lirasının değer kaybetmesinin ve talebin azlığına rağmen durgunluk içinde yükselen hayat pahalığının bir diğer adı olan enflasyon ise, bu yüksek faizin sonucudur diyen ERDOĞAN,  büyük bir yanlışın girdabında sürüklenmektedir adeta. 

ERDOĞAN;  aynalara küs ve bu nedenle de,  hiç aynaya bakmıyor olmalı. 

Aslında,  ara da bir  aynaya baksa, ekonominin çöküşünün, Türk Lirasının yabancı paralar karşısında aşırı değer kaybetmesinin, hayat pahalılığının ve yüksek enflasyonun asıl sebebinin faizler olmadığını, asıl suçlunun kendisinin kötü yönetiminin  olduğunu,  kolaylıkla görecektir. 

Ekonominin evrensel  kurallarını çiğnemeye başladığınızda, ekonomi bir bozulmaya başladığında, ipin ucunu kaçırdığınızda, bir aşamadan sonra, enflasyonla faiz arasındaki sebep sonuç ilişkisinden artık bahsedilemeyeceğini, bir fasit daire ve sarmalın içine girilerek, tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mı tavuktan sorularına cevap aramanın saçmalığını, enflasyon mu yüksek faizlerden, yoksa yüksek faizler mi enflasyondan doğar sorularına cevap aramanın saçmalığı ve çaresizliği içine girersiniz. 

Faiz sebep,  enflasyon sonuçtur demek de, enflasyon sebep faiz sonuçtur demek de,  faydasız hale gelir artık. 

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz ortamı;  işte,  tam da bu son aşamaya gelmiştir. 

Bundan sonra,  çok köklü yapısal ekonomik reformlara, ülkenin ihtiyaçlar ve öncelik sıralamasına uyularak,  cari açığı giderecek,  üretimi ve ihracatı artıracak, ithalatı kısacak, bir tarım ülkesi olan ve dört mevsimi yaşayan ülkemizde,  tarım ürünlerini dahi dışarıdan dövizle ithal etme mecburiyetinden kurtulacağımız tarımı ve çiftçiyi destekleyen yatırımlara öncelik verecek planlı bir kalkınmaya ve tasarrufa gidilmeden,  bu ekonomik krizden çıkılamayacağını, faiz indiriminin asla çare olmayacağını, içinde bulunduğumuz ekonomik krizin, asla ve asla,  dış güçlerden kaynaklı olmadığını, ekonomik krizin nedeninin dış güçler olmadığını, krizin asıl sebebinin,  yanlış ERDOĞAN politikalarının olduğunu, dış güçlerin ise; ERDOĞAN tarafından ülkemizde yaratılan ekonomik kriz ve çöküşten, fırsatçılık yaparak yararlanmaya çalışan akbabalar olduğunu, bunun günah ve sorumluluğunun da,  bizaat ERDOĞAN'ın tek adama dayalı kötü ve yetersiz yönetimi olduğunu, en başta ERDOĞAN'ın kendisi olmak üzere, herkes kabul etmek zorundadır. 

Ekonomik krizin, enflasyon ve hayat pahalılığının gerçek nedenini doğru teşhis edemezseniz, gerçek nedeni, işinize gelmediği için görmek istemezseniz, bu krizin üstesinden gelemezsiniz, Sayın ERDOĞAN. 

Şu gerçek de,  asla unutulmamalıdır.  Krizleri;  krizleri yaratanlar,  asla çözemezler. 

Evet,  ülkemizdeki ekonomik kriz, milli güvenlik sorunu haline gelmek üzeridir.  Ancak, ülke için bir milli güvenlik sorunu haline gelme istidadı göstermeye başlayan bu ekonomik krizden; bu krize, kötü yönetimleriyle sebep olanlar; asla ve asla, siyasal iktidarlarını sürdürmek amacıyla yararlanmaya, ülkede zaten yok olan demokrasiyi ve insan hak ve özgürlüklerini daha da kısarak ve muhalefeti susturarak ülkeyi faşizmin karanlığına  mahkum etmeye kalkışmamalıdırlar. 

Siyasal iktidarın; ekonomik krize dikkat çeken, krizi milli güvenlik sorunu haline getirme çabasıyla Milli Güvenlik Kuruluna taşıması; bu krizi,  iktidarını sürdürme amacıyla kullanacağının işaretlerini vermektedir. 

25. Kasım'da, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında,  ülkede yaşanan ekonomik kriz ele alınmış ve MGK toplantısı sonrasında yapılan açıklamada, ”Ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde karşılaşılan tehditler değerlendirildi.  Hedeflere ulaşma kararlılığı teyit edildi” denilmiştir. 

Bu değerlendirmeyi yapan ve bir açıklama yapan Milli Güvenlik Kurulu'nun değiştirilen bugünkü yapısına bakıyoruz, Anayasanın 118.  maddesine göre; Milli Güvenlik Kurulu;  partili Cumhurbaşkanının başkanlığında, partili cumhurbaşkanının seçtiği Cumhurbaşkanı yardımcıları,  Adalet,  Millî Savunma,  İçişleri,  Dışişleri Bakanları,  Genelkurmay Başkanı,  Kara,  Deniz ve Hava kuvvetleri komutanlarından oluşmaktadır. Asker ağırlıklı Eski Milli Güvenlik Kurulunun yerinde yeller esmektedir. Milli Güvenlik Kurulu toplantısında çoğunluk sivillerden, yürütme organından oluşmaktadır. Milli Güvenlik Kurulu toplantısının,  kabine toplantısından bir farkı yoktur bugün. 

Anayasaya göre, MGK'nın aldığı kararlar Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilir. 

Yine Anayasaya göre;  Millî Güvenlik Kurulunun gündemi;  Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak, sonuç itibariyle Cumhurbaşkanınca düzenlenir.  

Görülmektedir ki; Milli Güvenlik Kurulu'nun bugünkü yapısı içinde, tam bir evcilik oyunu oynanmaktadır. MGK'nın tartışacağı ve karar altına alarak Cumhurbaşkanının değerlendirmesine sunacağı gündemi; sonuç olarak,  Cumhurbaşkanı belirlemektedir. 

Kararları da,  bu gündeme göre; Cumhurbaşkanı ve atadığı bakanlar ve azınlıktaki komutanlar alıp imzalamakta ve Cumhurbaşkanının değerlendirmesine sunmaktadır. Yani,  Cumhurbaşkanının belirlediği konularda,  yine bizzat Cumhurbaşkanı ve  atadığı bakanlar ve komutanlar tarafından alınan ve imzalanan kararlar,  al değerlendir diye Cumhurbaşkanına sunulmaktadır. Al gülüm ver gülüm. 

Anayasanın 119.  maddesi uyarınca; Cumhurbaşkanı, ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde,  süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.  Milli Güvenlik Kurulu, ağır ekonomik bunalım nedeniyle olağanüstü hal ilanı için bir tavsiye kararı alabilir ve bunu cumhurbaşkanının değerlendirmesine sunabilir. 

İşte, içinde bulunduğumuz ekonomik krizin milli güvenlik sorunu haline geldiği gerekçesiyle, yürütmenin ta kendisi olan Milli Güvenlik Kurulunda tartışılarak alınması gerekli önlemler konusunda bir takım kararların alınmasının ve cumhurbaşkanının değerlendirmesine sunulmasının,  demokrasimizin geleceği açısından arz ettiği tehlikeyi,  bilmem anlatabildik mi? Değerli okurlar.  

Güner Yiğitbaşı

27/Kasım/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yüzde 50+1 niçin sıkıntı ve kaos yaratacakmış?
Seçimler yaklaştı, anketler;  gidiyorsunuz, hazırlanın,  abbas yolcu demeye başlayınca, yirmi senedir seçim kazanarak balkon konuşması yapmaya alışanları,  bir korku sardı, 50+1 den şikayet etmeye başladılar, eski Adalet Bakanlarından her iktidarın vazgeçilmez elemanı hukukçu Cemil ÇİÇEK de, kendisinden  hiç beklemediğimiz bir şekilde,  50+1 sıkıntı yaratır,  kaos yaratır diye fetvalar vermeye başladı. 

Cemil ÇİÇEK;  sanki, soyup tuzlayarak afiyetle yemek için,  pazar tezgahından  salatalık seçiyor. 

Bilmiyor ki; seçilecek olan kişi, 84 milyon nüfuslu kocaman bir ülkenin,  T. C. Devletinin,  ATATÜRK'ün koltuğuna oturacak Cumhurbaşkanı, üzerinde geniş bir kitlenin onay vermesi ve anlaşması, üzerinde büyük bir consensusun sağlanması,  kendisine güven duyulması gereken bir kişi. 

Bu nedenle, geçerli seçmen sayısının salt çoğunluğu olan,  yüzde 50+1 oy oranının aranıyor olması,  çok doğal, demokratik ve gerekli. 

Anayasanın Cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen, anayasada 2007 yılında yapılan ve cumhurbaşkanlığının seçimini meclisten alarak, doğrudan  milletin oylarıyla seçilmesini öngören değişiklikle getirilen 101. maddesinin ilgili fıkrası aynen şöyle; ”Genel oyla yapılacak seçimde,  geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday,  Cumhurbaşkanı seçilir.  İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa,  bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır.  Bu oylamaya,  ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday,  Cumhurbaşkanı seçilir.  “

101. maddenin; şimdi burada yazmaya değer görmediğimiz sonraki fıkralarında belirtilen çok istisnai bazı durumlar hariç, kural olarak;  Cumhurbaşkanlığı seçimi,  ilk turda salt çoğunluğu, yani seçime katılan geçerli oyların yüzde 50+1'ini,  ilk turda salt çoğunluk sağlanamazsa, ilk turda en fazla oyu alan iki aday arasında yapılacak olan ikinci tur seçimde geçerli oyların en fazlasını alan adayın cumhurbaşkanı seçileceği,  çok açık net ve sade, cumhurbaşkanının seçimini kilitlemeyecek, sürüncemede bırakmayacak, kısa sürede sonlandıracak,  sade ve basit bir sisteme bağlanmıştır. 

Buradan Cemil ÇİÇEK'e ve ERDOĞAN'a soruyoruz, bu seçim şeklinin ve oranının neresi size dokunuyor?

Aynı yüzde 50+1 kuralı, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacak tüm adaylar için geçerli, sadece AKP adayı için geçerli değil ki. 

Bugüne kadar yüzde 50+1'i bularak seçildiğiniz gibi, kendinize güveniyorsanız, ilk turda bulun bu oranı seçilin, elinizi tutan mı var sizin?

İlk turda seçilemediniz, ikinci tura en fazla oy alan iki aday arasında kaldıysanız, ikinci turda yüzde 50+1 oranı aranmaksızın, geçerli oyların çoğunu alın seçilin. 

Alıştınız tabi devlet olanaklarını ve sarı basını kullanarak ve halkı aldatarak ilk turda kazanmaya. İkinci tura dahi kalamayacağınızı, kalsanız da en fazla oyu alarak seçilemeyeceğinizi nihayet anladınız. 

İlk oylamayı izleyen ikinci pazar günü gibi çok kısa bir zaman zarfında, ilk turda en fazla oy alan iki aday arasında yapılacak olan ikinci tur seçimde,  en fazla oy alanın Cumhurbaşkanı seçilerek,  seçimlerin sonuçlanacağı bir sistem,  niçin sıkıntı ve kaos yaratacak,  Bay Cemil ÇİÇEK?

Şu gerçeği de kimse unutmasın. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için,  geçerli oyların salt çoğunluğu olan yüzde 50+1 oy alma koşulunu zorunlu kılan anayasanın bu 101. maddesi, 2007 yılında kabul edilmiş olup; o tarihte,  henüz parlamenter sistem geçerli olup, Cumhurbaşkanı'na padişahlık yetkileri veren, kuvvetler ayrılığını kaldıran, Cumhurbaşkanını tek adam yetkileriyle donatan 2018 anayasa değişikliği yapılmamış,  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine gidilmemiş, yürütmenin tüm yetkilerinin başbakanda olduğu, Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin çok kısıtlı ve temsili olduğu, parlamenter sistemin geçerli olduğu bir dönemdir. 

2018 değişikliği ile yürürlüğe giren bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Cumhurbaşkanının kuvvetler ayrılığı ilkesi yok edilerek tüm devlet yetkilerini üzerinde topladığı düşünüldüğünde, çok geniş yetkili,  tek adam konumundaki Cumhurbaşkanının;  bırakınız yüzde 50+1 salt çoğunluk, nitelikli çoğunluk ile seçilmesi, cumhurbaşkanı seçiminin daha da zorlaştırılması gerekirken, yüzde 50+1'i eleştirmek ve bu oranın ülkede sıkıntı ve kaos yaratacağını savunmak,  büyük bir aymazlıktır.  

Şunu açık söyleyin, ERDOĞAN;  seçim kaybet istemiyor, Saray'ında rahatı iyi, Sarayda oturmaya devam etmek istiyor desenize açıkça. 

Güner Yiğitbaşı

20/11/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget