Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

15 temmuz sizin bir başarınız değil yüz karanızdır!...
15.Temmuz günü, Demokrasi Ve Milli Birlik Günü olarak kutlandı.
Resmi tatil günümüz çok azmış gibi, o gün de resmi tatiller arasında yerini aldı.
İş başındaki siyasal iktidar ve onun sayın lideri, 15.Temmuzdan siyasi rant çıkarmaya devam ediyor.
FETÖ ile işbirliği yaparak, onun her istediğini yerine getirerek 15.Temmuz'u adım adım hazırlayan, ülkemizi 15.Temmuz hain darbe girişimi ile yüz yüze bırakan süreci hızlandıran  ve 15.Temmuz. 2016 tarih itibariyle, on dört yıldır tek başına iktidar olan AKP, 15.Temmuzu bir başarı gibi göstereceğine, ülkeyi; kendi elleriyle beslediği, devlet kadrolarını işgal ettirdiği FETÖ'nün bu hain darbe girişiminden utanmalı ve 15.Temmuz'u ağzına dahi almamalıdır.
Darbe girişiminin bastırılmış olması, AKP iktidarının bir başarısı değildir, bu darbe girişiminin bastırılmış olması; AKP iktidarının siyasi bilançosunun aktif hanesine bir artı değer olarak asla  yazılamaz. Bu darbe girişimi, AKP iktidarının yüz karasıdır.
Önemli olan darbe girişiminin bastırılması ve başarısız kılınması değil, darbe koşullarının yaratılmamasıdır.
Bir insan kendisine iyi bakmaz, ağır şekilde hastalanır ve sonra bir çok maddi ve manevi bedel ödeyerek iyileşirse, bu sonuç o insan için bir başarı değildir. Kendisine iyi baksaydı hastalanmayacak ve bir çok maddi ve manevi bedel ödemeyecek ve hiç üzülmeyecekti. İşte, bize göre 15.Temmuz'u da böyle değerlendirmek gerekir.
15.Temmuz darbe girişiminin birçok şehit ve gazi vererek, Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratarak, halkın gözünden düşürerek bastırılması, bu nedenle başarı değil, birçok hatalar zinciri sonunda kaybedilen eşeğin sonradan bulunarak sevinilmesidir.
15.Temmuz,siyasi iktidarın yüz karası bir başarısızlık olduğu için, siyasi iktidar 15.Temmuzu bir tabu haline getirme ve bu konuda eleştiri yapılmasını önleme gayreti içindedir.
Güneşin balçıkla sıvanamadığı gibi, gerçekleri de asla kamufle edemezsiniz, boşuna uğraşmayınız.
15.Temmuz kutlamalarında, AKP Genel Başkanı yine CHP liderini ağzına doladı, milli birlik günü olduğu söylenen kutlamalarda yaptığı konuşmasında CHP Genel Başkanını 15.Temmuz darbe gecesi Atatürk Hava alanından tankların arasından Bakırköy'e geçmekle suçladı.
Bu ne büyük bir çelişkidir, milletin birliğini temsil eden bir koltuğa da sahip olan ERDOĞAN, adı demokrasi ve Milli Birlik Günü olan kutlamalarda yaptığı konuşmasında, yerel yönetimlerde iktidar olan kendisine seçim yenilgisi tattıran milyonlarca seçmene sahip CHP lideri KILIÇDAROĞLU'nu darbe taraftarıymış gibi gösteren bölücü ve ayrıştırıcı bir konuşma yapabiliyor, anlamak gerçekten çok zor.
Burada bir gerçeği dile getirmek ve bir hakkı teslim etmek istiyoruz.
15.Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında; ne Hande FIRAT'ın müzelik olan cep telefonunun, ne  bu telefonla halkın sokağa çıkması çağrısı yapılmasının ve ne de sabaha kadar okunan selaların bir etkisi olmuştur.
Darbe girişimi; dini eğitim alan, sorgulamadan, pozitif ilimden yoksun, kurmay zekası bulunmayan, askerlikle uzaktan yakından ilgileri ve yeterli bilgi ve yetenekleri olmayan, hak etmedikleri rütbe ve makamlara getirilen  FETÖCÜ subay ve  astsubayların beceriksizlikleri, buna karşılık, demokrasiye bağlı Atatürkçü gerçek subay ve astsubayların, hain FETÖ darbe girişimine sıcak bakmayarak karşı eyleme geçip mevcut düzenden yana çıkmaları, darbecilerin emirlerini yerine getirmekten başka bir günahları olmayan emir kulu ve vicdan sahibi çoğu askerlerin, ellerindeki silahları, sokağa çıkan halka doğrultarak acımasızca ateşlememeleri, halkın silahsız direnişine teslim olmaları nedenleriyle önlenebilmiştir, bu böyle bilinmelidir.
Burada yapılması gereken; her 15.Temmuz günü tören yapıp, olmayan demokrasiyi ve milli birlik ve beraberliği kutlama adına nutuk atmak değil, ucu nereye varırsa varsın, kime ve kimlere dokunursa dokunsun, hain FETÖ'nün siyasi ayağına ulaşarak FETÖ'ye son yumruğu vurmaktır.
Bu, sizce mümkün mü değerli okurlar?

Güner Yiğitbaşı

18/07/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Taliban gibi anıt yıkıyorlar.
İnsanlık anıtı tekrar Kars’a dikilmelidir
“İnsanlık” anıtını R. T. Erdoğan’ın  “ucube” diyerek yıktırması olayına gelmek istiyorum. 
Heykel Sanatçımız Mustafa Aksoy tarafından yapılan “İnsanlık Heykeli” zamanın Başbakanı R.T.Erdoğan tarafından “ucube” denilerek yıktırılma kararı aldırılmıştı.
Kars Belediyesi, heykelin yıkımı işini 272 bin TL’ye ihale etmiş, anıt 2011 de yıkılmıştı. Yıkıma karşı yargı yolunun tükenmesi üzerine 2014 yılında Mustafa Aksoy, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu. AYM başvuruyu 5 yıl sonra gündemine aldı. AYM Genel Kurulu, heykelin yıkılması nedeniyle Aksoy’un ifade ve sanat özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi ve Aksoy’a tazminat ödenmesine hükmetti. Karar 6 muhalif üyeye karşılık 8 oyla alındı. Karar 6 muhalif oya karşın 8 oyla alınmış. Bu karar karşısında bazı kimseler, “demek ki AYM için altı Taliban kafalı daha var”  diye söyleniyorlardı.  Kararın gerekçesi iki ay içinde açıklanacak.
Aradan hayli bir zaman geçmiş olsa da Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), anayasada güvence altına alınan ifade ve sanat hürriyetlerinin ihlal edildiğine” ilişkin 8 yıl sonra bile karar vermesi, ülkemizin sanat özgürlüğü adına yüreğimize su serpti, sevindirdi.
Yoksa ülkemiz Talibanlaşıyor mu diye sanatseverleri endişelendiriyordu.
Bilindiği gibi, Taliban da böyle bir yıkım yapmış, Afganistan’daki 50 m ye varan taşlara oyulmuş  bu insanlık mirası Buda heykellerini, “ucube” ne ki “put” diyerek yıkmıştı. (1)
Dünyada, çoğunluğu böyle İslam ülkelerinde olmak üzere, tarihi ve sanat eseri olan eşsiz anıtları heykelleri gerici kişi ve güçler yok ediyordu.
“Ucube” diyerek sanat eserini yok etmişlerdi.
Heykel sanatçımız Mehmet Aksoy tarafından 2006 yılında, Kars’ta şehre hakim bir yerde bulunan Üçler Tepesi denilen km lerce uzaktan görülebilen yere “İnsanlık Anıtı” yapılmıştı. Hem de AKP li belediyesi zamanında yapılan bu sanat eseri ne yazık ki AKP li Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından “ucube” diyerek, kafasına uymadığı için 2011 yılında yıktırılmıştı.  Böylece bir sanat eserini yıkmakla tıpkı Taliban’la aynı zihniyeti taşımış oluyoruz adeta.
Dünyada ülkesinin sanatçısı tarafından ülkesine yapılan muhteşem bir sanat eserini yıkan başka bir devlet adamı var mı bilmiyorum.
Heykel yıkılırken, uzun zaman emek verdiği sanat esrinin yıkılışını gözyaşları içinde gören
İnsanlık anıtı tekrar Kars’a dikilmelidir

Heykeltıraş Mustafa Aksoy şöyle diyordu:
“İnsanın kalbinde bir sıkışma oluyor, artık vücudum yok gibiydi; elim, ayağım, bedenim yokmuş gibi. İnsanlar kesti, numaralandırdı; tekbir getirerek kafasını kestiler benim heykelimin, izlemek dışında yapabileceğim hiçbir şey yoktu.”
Basına yansıyan bilgilere göre ve Mehmet Aksoy’un anlattığına göre, bitirilmesi üç yıl süren heykeli, zamanın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Kars’ta kaldığı otelin dördüncü katından görüp, “ne kadar da ihtişamlı duruyor” demiş;  yanında bulunanlardan birisi, “beğendiniz mi”, diye sorunca “aman susun” diye cevap vermiş. Davutoğlu’nun bu beğenisi bile, yapılan heykelin ne kadar önemli bir sanat eseri olduğunu belirtirken,  Davavutoğlu’nun “aman susun” demesinin, sanat eserine yapılan bu yıkım eyleminin isabetsizliğini belirtmiyor mu?  Hem de bu sözünü korkarak söylüyor.
Dünyada itibar bilim ve sanatla artar
Öyleyse,  heykel, resim, müzik, yazı, karikatür gibi sanat eserlerini bir kişinin beğenip beğenmemesi gerçeği tam yansıtmaz, asıl olan sanat eserine olan hoş görünün artmasıdır. Şu şaşmaz bir gerçek ki, sanatı, sanatçıyı, bilimi, bilim adamını, yazar-çizerleri ve eserlerini ne kadar çok korur ve hoş görü ile karşılarsak sanat eserleri dolayısıyla kültür ve refah da  o denli artar. İsterseniz itibar konusunda bir parantez açalım.
{İtibar konusunda tek bir örnek vermek gerekirse, bu gün ülkemizde Atatürk’ün anıtlarına,  Atatürk’e, ilkelerine saldırılırlar yapılırken;  meydanlarına Atatürk anıtını çok zaman önce diken İsrail, etrafı düşmanlarla çevrili olmasına, ekecek doğru düzgün tarım arazisi olmamasına rağmen (22 bin km kare-8 milyon nüfus) tarım ülkesi olan Türkiye’ye milyonlarca dolar tohum gibi tarım ürünleri satmaktadır.  Ayrıca 780.000 km kare toprağı olan 80 milyonluk Türkiye’nin tank ve uçaklarını modernize ediyordu. İşte o ülke itibarlı olur. Daha 1952 de Kore Savaşı’nda yardımına koştuğumuz G. Kore Türkiye’den fakirdi;  51 milyon nüfusu ve 99.700 km2 topraklı küçük bir ülke bizi çok geçti.  Dünyanın en zengin ülkelerinden Japonya 377.973 km, Almanya 357.386 km ile ekonomilerini kıyaslamak bile insana hüzün veriyor}.
İtibar bilim ve sanatta ilerleme ile olur
Demek ki kalkınma ve refah sistemle, yönetim biçimi ile ilgili.  Yoksa cami (mabet), saray yaparak ülkelerin itibarları artmaz). Refah fert başına düşen gelirle, insani gelişmiş seviyesinin yüksek oluşu ile bilim ve sanattaki başarısı ile itibar artar.
Dünyada bilim ve sanata, bilim adamlarına ve sanatçılara verdiğimiz önem arttıkça,  bilim ve sanatta da ilerleyecek itibarımız artacaktır,  ülke daha çağdaşlaşacaktır. Yoksa Osmanlı gibi borç para alarak,  borç üstüne borç yaparak oraya buraya saray, mabet yaparak, din okulu açarak itibar artmaz, ülke geriye gider.
Bunun için en ileri görüşlü devlet adamımız Mareşal G. Mustafa Kemal Paşa, “sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir, demiştir.
Bir de ülkemize bakalım
Siyasetçiler, sanat ve sanatçılara kendi kişisel görüşlerine göre yön vermemelidir,  veremez de. Siyasetçilerin sanat ve sanatçılara yön verilen ülkelerde çağdaşlık, yenilik olamaz.  Buradan, Kars’ta Heykeltıraş Mustafa Aksoy’un yaptığı
Cumhurbaşkanı RTE, zaman zaman 80 milyonluk nüfus, 780.000km2 topraktan bahsederek havalanması ile ülke itibar kazanamaz. Bir de “ey Almanya, ey Fransa, ey…diyerek bağırıp çağırmakla da itibar artmaz.  Bizde ise, ülkede, kimi sanatın içine tükürüyor, kimi sanat eserlerine “ucube” diyor, kimi heykellere saldırıyor,  RTE yi eleştirene, muhalif olana davalar açılıyor,   nerede ise gık diyene dava açılıyor, sanatçılar hakkında davalar açılıyor, gazeteciler, yazarçizerler hapse atılıyor Metin Akpınar’dan Fazıl Say’a kadar nice sanatçılar hakkında davalar açılıyor.
Batı’da hapishaneler boşalırken, biz ise yeni modern hapishane yapmaktan, açılmaktan bahsediyoruz. 2017’de Türkiye’de Cezaevinde bulunan kişi sayısı 2016’ya göre %15,7 artarak 232.340 oldu. (2)
Yüzlerce binlerce gazeteci işinden atılmış veya ayrılmış ve 134 gazeteci ve meyde çalışanı hapiste bulunmaktadır.
Türkiye’deki ceza infaz kurumu sayısı da 2010 yılından 2014 yılına kadar azalış gösterse de, 2014 yılından 2017 yılına kadar artış göstermiştir. 2017 yılı itibariyle Türkiye’deki ceza ve infaz kurumu sayısı 386 olarak görünüyor. (3) Yani AKP döneminde suçluların da, cezaevlerinin de arttığını görüyoruz.
Biz yine “ucube” denilen ve yıkılan İnsanlık Anıtı’na dönelim.
İnsanlık anıtı tekrar Kars’a dikilmelidir

Heykeltıraş Mustafa Aksoy, parçala ayrılıp numaralandırılarak, belediyeye ait depo olarak geçen bir tarlaya bırakılan İnsanlık Anıtı’nı tekrar Üçler Tepesi’ne dikmek istiyor. Ama yeniden yaparak değil, hırpalanmış hâliyle; o baskının, yıkımın şahidi bir heykel olarak…
AYM sinin bu hak ihlali kararı karşısında Heykeltıraş Mustafa Aksoy’un, R. T. Erdoğan hakkında, zarar ziyanın karşılanması, yıpranan itibarının telafisi için tazminat davası hakkı doğmuş olmaktadır. Mehmet Aksoy, anıtına “ucube” dediği gerekçesiyle Erdoğan hakkında tazminat davası açmış, mahkeme 2015’te Erdoğan’ı 10 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkûm etmişti. 
Mustafa Aksoy Eserinin yıkılışını üzüntü içinde izlemiş
Bu konuda, Aksoy basına yaptığı açıklamada şunları anlatıyor:
“Heykelimin yıkılışı günler geceler boyu aklımdan, gözümün önünden silinmedi. Her gece aynı rüyayı görüyordum... O iki insan kafasının koparılışı, gövdeden ayrılışı... Bedenim dağılıyordu. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Yıkıcılar bu işlemi “Allahu ekber diyerek yaptılar.”  Sanki tapınan bir put yıkılıyordu, yıkarken böylece Talibanca davranıyorlardı.
“Sanki ikiz çocuklarım öldürülüyordu ve hiçbir şey yapamıyordum. Her an demir bir pençe kalbimi sıkıştırıyordu. Ölümden beterdi. Öylesine büyük bir acz içindeydim... O acizliği kimse yaşamamalı.”
“Sonra direniş dönemi geldi. Yıkım olayı yurtiçinde, yurtdışında her yere yayıldı. Kamuoyu heykeli konuştu. Ülke gündemine oturdu olmayan heykel. Ben de bol bol heykel, mekân, ışık üzerine konuşmaya başladım. Her yerde heykel sanatını, heykeli anlattım.”
“Heykelim yokluğuyla var oldu. Bugün Kars’a giden yerli ya da yabancı turistlere rehberler, işte ‘İnsanlık Anıtı’ bu tepedeydi diye anlatıyorlar.”
“Doğrusu Taliban ülkesi durumuna dönüşmeyi hak etmemiştik. Bizim kültür düzeyimiz Taliban’dan farklıydı. Onun için mücadeleye devam ettim.”

“Önce Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen’le konuşacağım. Onun fikrini alacağım. Salt anıt diye düşünmeyin, çevresi, kaleye uzanan teleferiği; amfitiyatrosu, mesire yeriyle orası bir kültür alanı olacaktı” diyor. (4)
Son duruma göre,  Mustafa Aksoy, “bu kararla, ‘ucube’ İnsanlık Anıtı’nı doğurdu” , derken,  AYM kararı sonrası, bir tazminat davası daha açmaya hazırlanıyor. M.Aksoy, AYM kararı sonrası, gerekçeli karar açıklandıktan, karar kesinleştikten sonra İnsanlık Anıtı’nı tekrar yerine koyacağım diyor. İşte bu “İnsanlık Anıtı” o yüksek yere dikilmekle Sarıkamış ve öteki cephelerde şehit olan askerlerimizi selamlayan bir simge de olacaktır.
Cevat Kulaksız
Not: Bence bu sanatsal “İnsanlık Anıtı”nı, Çankaya Belediye Başkanı Sayın Alper Taşdelen, Çankaya’nın en yüksek yerine bir kültür hizmeti olarak  “Adalet Parkı” gibi “İnsanlık Parkı” yapıp içine bu heykelin aynısını Mustafa Aksoy’a yaptırmalı ve oraya dikmelidir.

Cevat Kulaksız

SONNOTLAR
(1) (Taliban güçleri 2001’in Mart ayında, “sahte putlar” olduğunu öne sürerek Buda heykellerini havaya uçurmuştu. Buda heykelleri 1,500 yıl önce Afganistan’daki Bamiyan Vadisi’nde kayalara oyuldu. Dünya Kültürel Miras Alanı olan vadide, Buda heykellerinin Taliban tarafından patlayıcılarla yok edilmesi dünyada üzüntü yaratmış protestolarla tepki verilmişti)
(2)cezaevi-istatistikleri? gclid=CjwKCAjw67XpBRBqEiwA5RCocSSdZXpN__ohxRT8l8S4By-1_OGzMrCb7krvYpXdIq20E1uQLC7lthoCJEcQAvD_BwE
(3)https://tgs.org.tr/cezaevindeki-gazeteciler/
(4)http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1486600/Yokluguyla_var_olan_bir_heykel_oykusu..._insanlik_Aniti_yeniden....html?fbclid=IwAR3WoFd7hZX8AwGr3oGSRZuUarrZpG15pyOBiQ2Dxtt6XSHkSeqNb4PqDg0

Adalet Yürüyüşü anısına yapılan Adalet Parkı törenle açıldı
Kemal Kılıçtaroğlu ve CHP önderliğinde iki yıl önce Ankara’dan başlayıp İstanbul’da sonlandırıldığı “herkes için adalet” yürüyüşü anısını simgeleyen ve Çankaya Belediyesince yaptırılan “Adalet Parkı”, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu’nun katıldığı törenle açıldı.
Çankaya Hilal Mahallesi’ne 20 bin metre kare alana yapılan ve içinde adalet anıtının da bulunduğu park, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu, yanı sıra TBMM Başkan Vekili Levent Gök, CHP  parti meclisi üyeleri, CHP milletvekilleri, CHP Ankara İl Başkanı, partililer ve çok sayıda vatandaş katıldı. Törende anıtın kordelesi kesildikten sonra süreci anlatan film gösterisi sunuldu, Kemal Kılıçtaroğlu ve Alper Taşdelen konuşmalar yaptılar. (Bu arada törene katılanlar ellerinde “adalet” pankartı ile “hak hukuk adalet” sloganları atıyorlardı).
İlk konuşmayı yapan Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen şunları söyledi (özetle):
“-Ülkemizde, özgürlüğün, adaletsizliğin, eşitsizliğin tam ve eksiz bir biçimde yerleşmesi için yürüdünüz. Bu büyük adalet yürüyüşü, ülkemizin kalbi olan Çankaya’da başladı. Tıpkı Atatürk devrimlerinin başladığı gibi, tıpkı Cumhuriyetin temellerinin atıldığı gibi, ilk genel başkanımız Büyük Atatürk’ten size uzanan çizgi, büyük mücadelelerin, devrimlerin, değişim ve dönüşümlerin çizgisidir. Biz bu çizgilerin emeklerin ölümsüzleştirilmesi için Çankaya’da çok büyük eserleri inşa ettik, etmeye devam edeceğiz. Burada açtığımız Adalet Parkımız, sizin yürüyüşünüzde hak, hukuk, adalet mücadelenize bir armağandır. Çünkü siz yürüdükçe umut büyüdü. Maltepe’de şunu söylemiştiniz, “9 Temmuz’da Maltepe’de kimse bizim bu yürüyüşümüzün sonu olduğunu düşünmesin 9 Temmuz ilk adımımızdır, bu yeni adımdır, yeni iklimdir, yeni bir tarihtir, yeni bir doğuştur”, demiştiniz”. Yaşasın CHP si,  yaşasın, hak hukuk ve adalet”.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi:

Adalet Yürüyüşü anısına yapılan Adalet Parkı törenle açıldı
“-Siyasetçi topluma hizmet ettiği sürede toplumun gönlünde yer alır. Bu güzel coğrafyada hepimizin huzur için de yaşamamız lazım. Görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir, yaşam tarzlarımız farklı olabilir ama bu güzel ülkede bayrağımızın altında özgürce yaşamak istiyoruz, baskı olmasın istiyoruz, mahkemeler adil karar versin istiyoruz, gazeteciler hapiste olmasın istiyoruz, siyasetçiler hapiste olmasın istiyoruz, öğrenciler hapiste olmasın istiyoruz.  Sivil toplum örgütlerinin liderleri, başkanları hapiste olmasın istiyoruz. Bir barış bildirisine imza attı diye yüzlerce akademisyenin üniversiteden kovulup pasaportları alınıp sivil ölüme mahkûm edilmesin istiyoruz ve bunun için adalet diyoruz. Adalet bir yürüyüş başlattık doğrudur, iki yıl önce başladı, adalet talebimiz bitti mi, hayır. Adalet talebimiz güçlenerek devam ediyor. Bu ülkede adaletsizlikler var, eğer adaletsizlik olmasa idi, adalet reformu, diye bir şey gündeme gelmezdi. Adaletsizliğin olduğunu ülkeyi yönetenler de biliyorlar, ama bu gün adalet reformu yapacağız diye en azından hapisteki gazetecileri kurtarmak için, haksız yere hapse girmesinler, o reform paketini parlamento kapanmadan getirmek zorundaydılar. Ama getirmediler, “adaleti sağlayacağız” dediler, “adalet reformu yapacağız” dediler, en büyük adaletsizliğin altına imza attılar. İktidar sahiplerine seslenmek isteriz, siz insanların duygularıyla oynamayın, “paket getireceğiz”, dediniz, getirin paketi, parlamento yerinde parlamento çalışıyor, neden getirmediniz, hangi gerekçelerle getirmediniz. Bu da bizim, adalet talebinde bulunan herkesin öğrenme ve bilme hakkı var. Eğer bu bilgiyi siz vermiyorsanız, bir başka adaletsizliğe imza atmış oluyorsunuz.
Adalet Yürüyüşü anısına yapılan Adalet Parkı törenle açıldı

Adalet yürüyüşünü yaparken, Maltepe’ye geldik dedim, önümüzde bir duvar var dedim. Ama o duvarı yıkacağız, dedim. Birlikte yıkacağız, dedim, adaletsizliğe yol açan bütün kuralları değiştireceğiz dedim. Herkes bekledi, herkes durdu, ne zaman nasıl yıkılacak” diye. Gördünüz Ankara’da yıkıldı, İstanbul’da yıkıldı, Antalya’da yıkıldı, Mersin’de yıkıldı, Adana’da yıkıldı, 40 yıldır 50 yıldır alamadığımız çok belediye de yıkıldı. Toplumun adalete susamışlığı var, toplumun ayrışmaya değil, kavgaya değil, beraber yaşamaya ihtiyacı var.
Bakın bu günlerde seçimlerde önce bir af söylentisi başladı, sürekli dillendiriliyor, TC nin hapishanelerinde on birce kişi yatıyor. On binlerin içinde haksız hukuksuz bir şekilde hapiste yatanlar var. Eren Erdem bunlardan birisidir, hangi gerekçeyle hapis yatıyor. Sormak gerekir siyasetçiler yatıyor, Selahattin Demirtaş hangi gerekçeyle hapiste sormamız gerekiyor. Başka partiden olabilir, ama adalet sadece bizim için bir kavram değildir. Adalet insanlık için temel bir kavramdır. Bizim gibi düşünmeyenlere de adalet vermek zorundayız, onların da hakkını hukukunu savunmak zorundayız. Adalet sadece insanlar için adalet değil, şu gördüğünüz ağaçlar da adalet isterler. Haksız yere bir ağacı kesmeyeceksiniz. Haksız yere bir hayvana kıymayacaksınız. Dolayısıyla biz adaleti Tanrının yarattığı bütün varlıklar isteyeceğiz.
Mevlana boşuna söylemiyor, “adalet bir kutup yıldızı gibidir, yerinde sabit durur ve bütün kâinat onun etrafında döner”. Adalet bu kadar soylu bu kadar güzel bir kavramdır ve bütün peygamberlerin geliş nedeni adalettir. Bütün peygamberlerin bütün kutsal kitapların varlık nedeni de adalettir. Adaletle hükmetmemiz gerekiyor. Bu kime söyleniyor? Bu ülkeyi yönetenlere toplumu yönetenlere söyleniyor. Adaletle hükmedeceksiniz, adaletle yöneteceksiniz, hapishaneler adalete uymayanlar için geçerli mekânlardır. Ama haksız yere bir insanı hapishaneye atarsanız, haksız yere mahkûm ederseniz, haksız yere karar verirseniz adaletsizliği pekiştirmiş olursunuz. Bizler buna itiraz etmek zorundayız ve buna karşı çıkmak zorundayız.
Adalet Yürüyüşü anısına yapılan Adalet Parkı törenle açıldı

Parkın adı Adalet Parkı, burada gezen herkes şunu bilsin, burada gezen herkes şöyle bir düşünceye her zaman sahip olsun. BU park varsa, eğer bu parkta bizler yürüyorsak, çocuklarımız, torunlarımız, evlatlarımız, hayvanlarımız hep beraber burada birlikte yürüyorsak, eğleniyorsak, oynuyorsak eğer bunun tek bir nedeni var, adalet isteğimiz, adalet istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz.
Aykırı düşünceler, her zaman siyasal iktidarların benimsemediği düşüncelerdir. Oysa aykırı düşünceler bir toplumun gelişmesine, insanlığın gelişmesine, yeni düşünceleri öğrenmesine ve yeni ufuklar açmasına yol açar.
Bakınız Orta Çağda dünyanın yuvarlak olduğuna kimse inanmıyordu. Ama bir kişi çıktı ve dedi ki, “dünya düze değil, dünya yuvarlaktır” dedi. O kişiyi yakaladılar, zorla engizisyon mahkemelerine çıkardılar. “Sen toplumu kandırıyorsun” dediler. Ama bu gün geldiğimiz noktaya bakın, dünyanın yuvarlak olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Ama bir kişi bütün dünyayı değiştirebiliyor. Dolayısıyla düşüncelerin önüne set koymak, düşünceleri yasaklamak, yazarları çizerleri farklı düşünüyor diye hapse atmak 21. Yüzyılın Türkiye’sine yakışmıyor. Bizler 21. Yüzyıl Türkiye’sinde barış içinde yaşamak istiyoruz. Biz saraydan yönetilmek istemiyoruz, biz haksız hukuksuz yönetilmek istemiyoruz. Biz adaletle yönetilmek istiyoruz, insanlar bir araya gelmeli, konuşmalı, tartışmalı, eğer siz bunu yapabilirseniz, farklı düşüncelere saygı gösterirseniz o zaman demokrasini geliştiğini göreceksiniz, o zaman insanların, farklı düşüncedeki insanların ne kadar güzel düşüncelerini ifade ettiklerini göreceksiniz. Yeniliğe açık olmak, yeni düşüncelere açık olmak, demokrasiye açık olmak, demokrasiyi yüceltmek hepimizin ortak görevidir.
Söylüyorum, dördüncü büyük devrime hazırlıklı olmalıyız. Birinci devrimimiz Cumhuriyeti kurmaktır, Cumhuriyeti kurduk. İkinci büyük devrimimiz çok partili hayata geçtik; üçüncü büyük devrimimiz ülkeye sosyal demokrasiyi getirdik; dördüncü devrime 82 milyon olarak hazırlanmak zorundayız. Dördüncü devrim, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandıracağız.
Adalet Yürüyüşü anısına yapılan Adalet Parkı törenle açıldı

Dolayısıyla bunu söylerken siyasal parti ayırımı yapmıyorum 82 milyon yurttaşıma sesleniyorum, demokrasi benim için de geçerli bir kavram, benim için düşünmeyen insan için de bir kavram. Ama biz demokrasiyi cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırdığımızda dünyada saygınlığı olan bir ülke olarak yerimizi almış olacağız. O nedenle hepimiz demokrasiyi savunacağız. Bize umutsuzluk yakışmaz, asla ve asla, en zor koşullarda bile demokrasiyi sonuna kadar savunacağız; en zor koşullarda bile insan haklarını savunacağız; en zor koşullarda bile doğanın haklarını sonuna kadar savunacağız. En zor koşullarda bile barışı, hakkı, hukuku ve adaleti savunacağız. Bu bizim tarihsel görevimizdir. Bu tarihsel görevi yapmanın yaşı yoktur, kimliği yoktur, eğitim düzeyi yoktur sadece ve sadece insan olmak vardır. Eğer insansak ve insan olmanın erdemini yaşayacaksak her ortamda her yerde adaleti hakkı ve hukuku savunacağız”.


Adalet Yürüyüşü anısına yapılan Adalet Parkı törenle açıldı

Tören bitti ancak şunları anlatmadan geçemeyeceğim:
1-Tören başlamadan önce, yöreye ilk kez gelmiştim, tuvalet ihtiyacım olduğundan tuvalet bulamadım, “burada tuvalet yok”, dediler.  Önerdikleri yere gittim, park görevlilerin barındığı metruk bir yapının arkasında iki duvarın arasında yarım metrelik bir boşluk vardı, tuvalet ihtiyacı olan köy gibi açık havada tuvalet ihtiyacını hallediyordu.
2-Çok kalabalık olduğu için, basın kartın yok diye, Çankaya güvenlik memurları bir türlü tören alanına beni sokmadılar, internet gazetecisiyim, sizin sesinizi duyuracağım falan dememe rağmen bir türlü almadılar. Zorlukla uzaktan resim çekebildim. Buna çok üzüldüm ve Çankaya’ya yakıştıramadım. (Yanımdaki bir yaşlı bey, hemşerim belki seni Feto’cu sanmışlardır”, diye dalgasını geçiyordu.
3- Tören bitti, herkes dağılıyor, otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Önümde 78 yaşında ve benim gibi emekli öğretmen olduğunu öğrendiğim Gazi Şahin’le tanışıp konuştuk, 500-600 m uzaktaki durağa geldik. Bana, “aman arkadaş tören yerinde tuvalet yoktu, prostatım var, ben sıkıştım ne yapsak” dedi. “Yavu bu nasıl iş, o kadar adamı tuvaletsiz yere toplamışlar, insan önce tuvalet işini halleder” dedi. Durak çevresinde üçer katlı apartmanlar var, hiçbir insan yoktu ki “rica edip evinin tuvaletini kullansak” diye düşündü. Sonunda o yaşlı öğretmen benden ayrıldı, durağın yanındaki apartmanın bahçesine girdi, Allahtan kimse de yoktu, arkadaş tuvalet ihtiyacını ağacın kuytu yerinde halletmiş oldu.
İşte bir töreni böyle yaşadık.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız

15 temmuz'u demokrasi günü olarak kutlamaya hakkınız var mıdır?
İki gün sonra, 15.Temmuz.2019 Pazartesi günü, hain FETÖ Örgütü tarafından; onun Türk Silahlı Kuvvetlerine sızdırdığı astsubayından generaline kadar FETÖ'cü askerler tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin üçüncü yılını idrak edeceğiz.
Bu hain darbe girişiminde bulunulan 15.Temmuz.2016 günü iş başında bulunan ve halen de iş başındaki AKP iktidarı; başarısız kalan bu darbe girişiminin yapıldığı 15.Temmuzu,Şehitler Ve Demokrasi günü olarak ilan etti ve resmi tatil de olan her 15.Temmuz günü, Şehitler ve Demokrasi günü olarak kutlanmaktadır.
15.Temmuz hain darbe girişiminin bastırılması ve başarılı olamaması, demokrasimiz ve milletimiz adına bir başarı ve mutluluk kaynağıdır.
Demokrasiden yana olan, ülkesini ve milletini seven herkes, hiç kuşkusuz, bu darbe girişiminin başarılı olamamasından dolayı çok mutlu olmuştur.
Darbe girişiminin bastırılmasından kaynaklı mutluluğumuz gereği,15.Temmuz gününün Şehitler Ve Demokrasi günü olarak ilan edilmesine ve her yıl kutlanmasına, prensip olarak asla karşı değiliz.
Ancak; bugün ülkemizin içinde bulunduğu koşullara ve demokrasi karnemize bir baktığımızda;
Darbe girişiminde bulunan FETÖ Örgütünün, darbe girişiminde bulunacak kadar güçlenmesinde, Emniyete, yargıya ve Türk Silahlı Kuvvetlerine çöreklenmesinde etkin kadroları ele geçirmesinde ihmali, gafleti ve çok ağır kusuru bulunan,
FETÖ ile aynı menzile koşan, darbe girişiminin bastırılmasından sonra, bunu fırsat bilerek darbecilerle mücadele adı altında ilan ettiği olağanüstü hal yönetimini, anayasanın öngördüğü anayasal sınırlarını aşarak, olağanüstü halin ilanını gerekli kılan konular dışında da bir çok Kanun Hükmünde Kararname çıkararak, anayasal ve yasal kurum ve kuruluşları yok eden, kararnamelerle devleti yeniden dizayn eden,
Özgürlükleri sınırlayarak askıya alan, daha sonra da Parlamenter sistemi kaldırarak, yerine ne olduğu belirsiz, Türk usulü başkanlık sistemi  adı altında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini getiren,
Kuvvetler ayrılığı ilkesini yerle bir eden,
Hakimiyetin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğunun kanıtı parlamentoyu etkisizleştiren,
Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını yok eden,
Darbe girişiminin bastırılması için milletten destek bekleyerek onları sokağa çağırıp, aylarca sokak nöbetleri tutturmasına rağmen; demokrasinin gereği, olmazsa olmazı, anayasal hakkını kullanarak siyasal iktidarı eleştiren milletin barışçıl protesto haklarını kullanmak üzere sokağa çıkmalarını, şiddet kullanarak engelleyen, milleti sadece kendinden dolayı ve  kendi yararı için kullanan,
Demokrasiyi sadece kendisi için var sayan, nalıncı keseri gibi kendisine yontan,
Sandık ve seçim yoluyla, milli iradeyle dahi, kaybetmesine rağmen, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığını, seçimi kazanan muhalefete bırakmayarak, Yüksek Seçim Kuruluna etki yaparak, hiçbir haklı hukuki gerekçe olmaksızın İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal ettirerek yenileten,
Görsel ve yazılı basınının büyük çoğunluğunu, kendisine yandaş yapan, basın özgürlüğünü işlevsiz bırakan ve yok eden, tarafsız ve özgür kalmayı başaran çok az sayıdaki gazete ve gazeteciyi de, elindeki yargı silahını kullanarak susturmaya çalışan, birçok gazetecinin cezaevlerini mesken haline getirmesine doğrudan sebep olan,
12 Eylül darbecileri tarafından hazırlanan yürürlükteki darbe anayasasını dahi uygulamayan,
Antidemokratik %10 seçim barajını muhafaza ederek, milli iradenin tam olarak meclise yansımasına engel olan,
Ana muhalefet partisi liderinin dokunulmazlığını kaldırarak, onu hapse attırmanın yollarını arayan,
Demokrasinin yeşerip yaşayabilmesi için zorunlu olan, iradesi hür ve özgür millet kavramını ağızlarına alamayan, biat kültürüne dayalı ümmet peşinde koşan, Türk Milletini ümmet olarak gören,
İş başındaki AKP iktidarının ve onun liderinin;15.Temmuz'a dört elle sarılıp sahip çıkmaya, bu günü demokrasi günü olarak kutlamaya, haklarının ve yüzlerinin olup olmadığı, mutlaka tartışılmalı ve siyasal iktidar, bu konuda bir özeleştiri yapmalıdır.

Güner Yiğitbaşı


13/07/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Yaşım 65 yaş üstü olduğu için, belediyece verilen kartla her gün her saat toplu taşım araçlarından ücretsiz yararlandığımdan, metro ile veya artık binmeye başladığımız özel halk otobüsleri ile çeşitli yerlere her gün gidip geliyorum.  Bu gidip gelmeler sırasında bazen aşağıdaki örnekte olduğu gibi ilginç olaylara da tanık oluyorum. Bunların hepsini yazmak mümkün olmasa da, aşağıdaki gibi hem de bir günde olan ilginç olaylara rastlıyorum. Bir güne sığan bu tanık olduğum olaylara yer vermek ve okuyuculara sunmak istedim.
Metro raylarından geçen adam
Metroda bir günde gördüklerim
10.6.2019 günü Ulus’a gelmek üzere Kızılay’dan metroya bindim.  Ulus’ta metrodan indim, metro hareket etti. Yukarı çıkmaya çalışırken, resimde görülen şapkalı bir adamın bizim taraftan aşağı rayların üzerine atladığını gördüm, karşı Kızılay tarafına doğru giden hattına rayların üzerinden, sanki bir dağcı veya cambaz gibi geçmeye başladı. Biz o an şaşkınlık içinde idik. Adamın tehlikeli cesaretini görünce yüreğim ağzıma geldi. Gerçi trenler yeni geçip gitmişti ama beş dakikada bir metro katarı geliyordu, bazen de peş peşe metro gelebiliyordu.  Yıllardan beri, dengesini kaybedip metro rayına düşeni görmüştüm de böylesine metro rayları üzerinden karşıya geçeni görmemiştim. 
Tren bir yana, yeraltı treni vagonlarını götüren motorları çalıştıran 380 voltluk bir elektrik gerilimi vardı, gizli de olsa o elektrik hattına dokunma  da yeterdi, ölmek için.
Biz, o şapkalı adama “ne yapıyorsun yapma” diye bir kaç kişi, can güvenliği endişesi ile “yapma geçme elektrik var, elektriğe kapılırsın” diye bağırmaya başladık. Adam "susun ulan ne bağırıyorsunuz" diyor, sanki yaptığı olağanmış gibi bize tepki gösteriyordu.
Bu bağrışmaları duyan ve çoğunlukla yukarıda bulunan güvenlikçiler, aşağıdaki bu bağrışmaları duymuş olmalılar ki aşağı inmeye başladılar.
Ben bu arada uzaktan da olsa bir kaç kare resim çektim.  Raylar üzerinden geçen, o cesur mu desem, manyak mı desem şapkalı adam, karşı platforma vardı, ama yukarı bir türlü çıkamıyordu. Birilerini çağırdı, yolcu muydu, güvenlikçi miydi birileri elinden tutup yukarı çıkardı. Güvenlikçiler adamın başına doluşmaya, adama bağırıp çağırmaya başladılar.  Şapkalı ve rayların üzerinden geçen garip adam, sanki yaptığı iş doğru bir şeymiş gibi, güvenlikçilere “bana bağıramazsın, bana bağırma” diye bağırırcasına konuşuyordu. Birbirlerine bağıra bağıra konuşuyorlar ve yukarı doğru çıkmaya çalışıyorlardı.
Onlar o taraftan ben bu taraftan yukarı çıktık. Güvenlikçiler adamı aşağıdan beri merdivende falan çekiştiriyorlardı, bir güvenlikçi bağırarak "ulan sen canına mı susadın, bura senin babayın tarlası mı, oradan 350 voltluk gerilim var, ayağın bir değse giderdin", şapkalı ve raylardan geçen adam, sanki olağan bir şey yapmış gibi, güvenlikçilere "bağırma bağırma, bana bağıramazsın" diyordu.
Benim fotoğraf çektiğimi fark eden bir güvenlikçi bayan, "resim çektiğinizi gördüm, silim o resimleri" diye çıkışmaya ve birilerini çağırmaya başladı. Ben internet gazetecisiyim, resim çekerim, çekmedim ama çekmek istiyorum, siz halkın haber alma hürriyetini engelliyorsunuz, dedim ve o raydan geçen adam doğru yöneldim, çekmedim ama şu adamın resmini çekmek istiyorum" dedim. Güvenlikçiler 5-6 kişi oldular, ne bana geleceklerini ne ona gideceklerini bilemiyorlardı. İki de bir “burada resim çekmek yasak, çekdiyseniz silin" falan diyorlardı. O bağırış çığırış arasında ben yavaşça hızla uzaklaştım. Onlar ne yaptılar bilmem. İlk defa böyle bir acayip olayla karşılaştım.
(Resimde başı beyaz şapkalı, sırtı çantalı rayların üstünden karşıya geçen adam)

Metroda bir günde gördüklerim
Metroda Irak’lı bir Çocuk
Kızılay’da metroya binmek için beklerken yanımda bir çocuk belirdi, nerelisin dedim, "Irak"lıyım”,  dedi. Hemen ilgimi çekti. Irak Türkmenlerindenmiş. 11 yaşında olduğunu öğrendiğim bu çocukla konuşmaya başladım, orada bu üç kare resmini çektim.  Adın ne dedim,  “Eymen Yunus”  dedi. Kaç kardeşsiniz, dedim, "beş kardeşiz" dedi. Baban çalışıyor mu, mesleği ne dedim, o, "şoför çalışmıyor, iş arıyor" dedi. Peki, neyle geçiniyorsunuz, dedim, "devleti bin lira veriyor ayda" dedi. Ulus'a gelince ben indim, o da indi, yanıma sokuldu, "abi çektiğin o vidoyu sil" dedi. Niye sileyim, sana bir zarar gelmez korkma, dedim, o ısrar etti, ben bir köşeyi döndüm birbirimizi kaybettik.


Yemen’li Yusuf
Metroda bir günde gördüklerim
Bu gün Ulus’ta metrodan inip hemen yakında bulunan, flaş bellekteki bir konuşmayı yazmak için, Belediye Gençlik Merkezinin internet bölümüne gittim, bilgisayarı açıp yazmaya başladım. Biraz sonra yanıma, Arap mı desem, zenci mi desem esmerce bir genç yanımdaki bilgisayara oturdu. Ben nerelisin, dedim, o "Yemen'li" dedi. Adın ne dedim, yanımdaki küçük not defterimi uzattım, adını şöyle yazdı "Yusuf Falmoud". Yusuf sizin Yemen'de dövüş kavga çok değil mi dedim, anlamadı, elimi yumruk yapıp, vuracakmış gibi yapıp "Yemen'de savaş" var değil mi dedim, "evet, dedi. Türkçeyi öğrenmeye yeni başlamış, devlet bursuyla dil öğrenmeye gelmiş, lise mezunu, sonra da üniversiteye girecekmiş. Yan yana olduğumuz için bir Yemen'li ile selfiye fotoğraf çekip bilgisayara döndük.
Metro durağında bayılan adam
İşimi bitirip eve gitmek üzere akşamüstü Ostim Metrosuna geldim, oradan da Jandarma metro ring otobüsü ile eve gidecektim.
Bizim 291 numaralı otobüsün durağına geldim, o an çok sıcak vardı. Durakta bankta oturan iki kişinin yanına ben de oturdum ve aracın kalkış saatini beklemeye başladık.
Önümüzde 10-15 metre uzakta yaşlı bir adam belirdi. Ben 74 yaşındayım, o benden de yaşlıydı. Ayağa kalkarak bu yaşlı adama yer verdim. Yaşlı adam, banka çuval düşer gibi düşercesine oturdu.
Bir süre sonra yaşlı adamın boynu bükülmeye başladı ve cam arkalığa dayanan bu yaşlı kişi gözlerini kapatmış, ağzından salyalar geliyordu. Adamın düşmesini önlemek için oradan birileri omzundan tuttu, telefonla hemen 112 Acil servisi aradık. Yanında su olan birisi başını, elini yıkamaya başladı.
Baygın adamın başında otobüs bekleyenler artmıştı, kimi şöyle yapalım, kimi böyle yapalım, diyorlar bazı şeyler öneriyorlardı.
Orada orta yaşlı bir bayan yaklaştı, “ben ilk yardım kursunu gördüm, sağlıkçıyım” dedi, adamı sırtı üstü yatırdılar, suyla başını ellerini yıkıyorlardı.
Bir süre sonra 112 Acil servisten ambulans geldi, baygın ve yaşlı adamı sedyeye kaldırıp koydular. 
Ben ise, cep telefonumu çıkarıp görüntünün fotoğrafını çekiyordum, oradan başka bir yaşlı adam, bana “neden resmini çekiyon” diye çıkıştı. Ben de, internet gazetecisiyim çekerim, dedim. Adam homur homur ediyor. Adama, çektiğim fotoğrafın sana ve şu baygın adama ne zararı var, sana ne, dedim, adam kafasını beri salladı öte salladı. Böyle olaylarda her şeye maydanoz olmak isteyen, horozluk yapan adamlar çıkıyor.
Ambulans yaşlı ve baygın adamı alıp götürdü.
Gelen ring otobüsü ile mahallemize gitmek üzere yöneldik.
Her gün gelip gittikçe böylesine ilginç olaylara da tanık oluyorum.

Çeyiz  Sandığı
Metroda bir günde gördüklerim

Metro rink otobüsünden inip eve doğru giderken,  yakın büfeye geldiğim zaman hemen yakında bulunan çöp konteylerin yanına bırakılmış ceviz ağacından yapılmış bir çeyiz sandığına rastladım. Yani çöpe atılmıştı. Hey gidi yıllar hey, benim çocukluğum ve gençliğimde bizim yörede çeyiz sandığı gelin olacak kızın en değerli varlığı ve çeyiz eşyası idi. Ponçaklı neli anahtarı olur, gelin sürekli çeyiz sandığının anahtarını yanında taşırdı. Çeyiz sandığı gelinin onuru idi, onsuz kızlar gelin olmazdı. Çeyiz sandığı üzerine ne türküler, ne anılar anlatılırdı. Düğünün son günü kız tarafından bir bayan çeyiz sandığınaa oturur, bahşiş almadan sandığı vermezdi.
Sandığımı açamadım (lolu)
Çehizimi seçemedim (lolu)
Bir genç ile kaçamadım (lolu)
Yazık oldu gençliğime (lolu)
Eşimin de çeyiz sandığı halen durur, eşim onu kâh sehpa yapar, kâh bir şeyler doldurur, kâh koyacak yer bulamaz;  muhtemelen o da çeyiz sandığını çöpe mi atacak. Demek zaman değiştikçe, görüşler, yaşantılar da değişiyor olmalı.

Cevat Kulaksız


Cevat Kulaksız

Demokrasilerde yasa tanımayan bir Cumhurbaşkanı olur mu hiç?
AKP Genel Başkanı ERDOĞAN, Cumhurbaşkanlığı şapkasını giyerek, bankanın kuruluş kanununa, bağımsız ve özerk bir kurum olma niteliğine, henüz görev süresinin dolmamış olmasına rağmen, yasaya açıkça aykırı olarak, Merkez Bankası Başkanını görevden almıştır.
Aslında buna yetkisi yoktur. Zira, görev süresi dolmayan Merkez Bankası Başkanı, yasada belirtilen sebepler dışında; ERDOĞAN'ın dediği gibi, "Kendisine ekonomi toplantılarında defalarca faizi indirmesi gerektiğini söyledik. 'Faiz düşerse, enflasyon düşer' dedik. Gerekeni yapmadı. Aynı kulvarda değildik” gerekçesiyle asla görevden alınamaz. Bu işlem yasa dışı bir işlemdir, ben yaptım oldu, ben yasa falan tanımam zihniyetinin hakim olduğu anti demokratik rejimlerde görülen tipik bir  uygulamadır.
ERDOĞAN, görevden alma gerekçesinde ne diyor? Kendisini, faizleri indirmesi konusunda defalarca uyardık, faiz düşerse enflasyon düşer dedik, faizi indirmedi, bize itaat etmedi.
Faizin düşmesi halinde, enflasyonun, bıçakla keser gibi, birden düşeceğini ERDOĞAN nereden biliyor?
Bu iş bu kadar kolay olsa, yer yüzünde enflasyon kalmaz, her ülkenin ekonomisi güllük gülistanlık olur.
Sen, ülkenin vergileriyle, satılan varlıklarıyla, ihracat ve turizm gelirleriyle, üretimiyle oluşturulan milli hasılayı, yollara, binalara betona, devasa hava limanlarına, köprülere, saraylara, dini vakıflara, nereye harcandıkları belirsiz örtülü ödeneklere, devletin üretime dönük olmayan cari harcamalarına, lükse şatafata, araba saltanatına, mütahitlere tanıdığınız garanti karlara harca, üretim yapma, cari açığın her yıl artsın, ihracatın düşsün, ithalatın patlasın, ondan sonra ülkede enflasyon var, merkez bankası başkanı faizi düşürmediği için enflasyon düşmedi, bana itaat etmeyen merkez bankası başkanını, görev süresi dolmadan yasaya aykırı olarak ben görevden aldım de.
Nerede bu bolluk?
O zaman, madem siz daha iyi biliyorsunuz, buyurun bankayı da doğrudan kendinize bağlayın, verin emirleri düşürün faizi, bir günde enflasyon canavarından kurtulalım.
Merkez Bankası Başkanı sizin emir ve talimatınızla iş görecekse, bağımsızlığına ve özerkliğine ne gerek vardı?
Demek ki, hariçten kimse bilir bilmez gazel okumasın gerekçesiyle merkez bankası özerk ve bağımsız hale getirilmiş ve başkanına görev teminatı verilmiştir.
Siz şimdi merkez bankası başkanını, emirlerime uymadı gerekçesiyle yasaya aykırı ve keyfi olarak görevden alırsanız, para piyasasında güven kalmaz, yabancı yatırımcılar paralarını çekerler ve yeni para da yatırmazlar, yatırım yapmazlar.
ERDOĞAN; kendi doğrularının, gerçekten doğru olduğunu, faizin düşürülmesiyle anında enflasyonun düşeceğini nereden biliyor?
Kendisinin yetkisindeki işleri, hiçbir engelle karşılaşmadan, tek başına istediği gibi yapıyor, sonuç ortada, ülkenin hiçbir sorununu çözemediği gibi, sorunlar giderek çoğalıyor ve içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Merkez bankası başkanı gibi, her başarısız, hedefi tutturamayan, söz dinlemeyen kamu görevlisinin işine, hem de yasaya aykırı olarak son verilebiliyorsa, ERDOĞAN'ın iş başında bir gün dahi kalmaması gerekir. Ancak, Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan ERDOĞAN'ı başarılı olamadığı, hedefi tutturamadığı halde, bu gerekçeyle görevden alabilecek bir makam ve düzenleme yok yasalarımızda. ERDOĞAN'ın görevine ancak halkımız seçim sandığında son verebilir.
Ancak, seçimlere de daha çok zaman olduğuna göre; başarısız olan ve hiçbir hedefi tutturamayan ERDOĞAN'ın da, seçimlerden önce istifa ederek görevini bırakması gerekmez mi?

Güner Yiğitbaşı

09/07/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget