Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Sosyal Devlet işlevsizleştirildi mi?
Sevgili dostlar,
Önceden bildirdiğim gibi doktorumun önerisi üzerine, omuzumda ve sağ kolumda oluşun yoğun kireçlenme nedeniyle uzun bir süredir bilgisayar kullanamıyor, dolasıyla da yazamıyorum.
Ancak tüm yurttaşları ilgilendirdiği için karşılaştığım bir durumu sizinle paylaşmak üzere ağrıma karşın bilgisayarın başına geçtim ve bu durumu sizinle yazmak gereğini duydum.
Anayasamızın 2. maddesi “Türkiye Cumhuriyeti …. demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” amir hükmünü taşımaktadır.
Sosyal hukuk devletinin birçok işlevi olmasına karşın, olmazsa olmaz işlevi, tüm yurttaşların eğitim sisteminden ve sağlıktan eşit ve parasız bir şekilde yararlanmalıdır.
Eğitim birliği yasasının delinerek eğitimin ne hale geldiği yıllardır yazılıp çizildi ve hepinizin bilgisi dâhilindedir.
Bu gün karşılaştığım durum nedeniyle sizinle devletin sağlık konusunda ne duruma geldiğini paylaşmak istiyorum.
1-17.01.1997 yılında emekli oldum. Tüm sağlık kuruluşlarından parasız faydalanırken, ilk kez hükümetin aldığı kararla 2012 yılının Temmuz ayında aldığım emekli aylığımdan ilaç katkı payı alındığını ve o günden bu güne kadar bu uygulamanı devam ettiğini görüyorum.
2-Sonraki yıllarda Devlet Hastanelerinde muayene ücreti olarak 7 TL. Aile Hekimlerinin yazdığı 3 kutuya kadar ilaç reçetelerinden 3 TL. 3 kutudan fazla olan her kutu ilaç içinde 1 TL. Alınmaktadır.
3-Doktor raporu ile devamlı kullanılan ilaçlardan (örneğin astım ve KOAH ilaçları) katılım payı alınmıyordu.
Tüm yurttaşlar olarak bu uygulamaları kanıksamışken, son karşılaştığım olay beni şaşırttı ve devletin bu tutumunu, sosyal devlet işlevi ile bağdaştırmadığım için yazmak gereğini duydum.
Ben KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) hastasıyım. Yıllardır doktor raporu ile devamlı ilaç kullanıyor ve katkı payı ödemiyorum.
24.06.2019 günü doktorda, ilacımı yazdırdıktan sonra eczaneye gittim. Yazdırdığı 2 kutu Symbicort ilacı için eczacı benden 60 lira katılım payı istedi ve devletin artık bu ilacın tamamını ödemediğini söyledi.
Parayı ödeyip ilacımı aldım.
Şimdi soruyorum.
-Bu parayı ödemeyecek yurttaşın durumu ne olacak?
-Bu uygulama sosyal Devlet ilkesi ile bağdaşır mı?
-Yoksa haberimiz yokken sosyal Devlet işlevsizleştirildi mi?
-Yanıtını bilen ve mantıklı bulan var mı?
Bilginize.

Gündüz Akgül

25.06.2019
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Seçimin tek mağlubu kim(mi)?
Yenilenen İstanbul seçimlerinde AKP'nin aldığı ağır yenilgi ,bir sonraki Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde AKP ve onun genel başkanının uğrayacağı hezimetten önceki son çıkışın da kaçırıldığını, yolun sonunun başlangıcına girildiğini göstermiştir.
Dost, acı ama gerçekleri söyler.
Dün, seçim sonuçlarının açığa çıkmasından hemen sonra  yazdığımız makalemizde de beyan ettiğimiz gibi, kimse evelemesin ve gevelemesin, bu seçimin tek mağlubu vardır, o da AKP Genel Başkanı Sayın ERDOĞAN'dır.
Biz, Sayın Binali YILDIRIM'ı bu seçimin mağlubu olarak görmüyoruz. O kendisine biçilen rolü kabul etmek zorunda kalmış ve o rolü elinden geldiğince en iyi şekilde oynamaya çalışmıştır. Binali YILDIRIM; ülkemizin en önemli üst düzey yönetim koltuklarına oturup görev yapmıştır, kendi elleriyle son verdiği Başbakanlık koltuğunun son oturanıdır, ama oturduğu her koltuğa seçimle değil, ERDOĞAN'ın atamalarıyla gelmiş, seçim yaşamamıştır, seçim kazanmamıştır, bu konuda tecrübesi yoktur, milletvekilliğine de seçilerek gelmiş diyemeyiz, merkez yoklamasıyla ERDOĞAN tarafından adaylığa seçilerek, otomatikman garantili bir şekilde milletvekilliği koltuğuna oturmuş, hazıra konmuştur.
YILDIRIM için açtığımız bu parantezden sonra, tekrar ERDOĞAN'a dönersek,31.Mart seçimleri öncesinde, bu seçimin kazanılması için yapılması gereken her politika ve strateji ERDOĞAN'a aittir. Meydan meydan dolaşıp nutuklar atarak, iftar sofralarında oruç ve iftarın manasına aykırı siyasi nutuklar atarak, günaha girme pahasına seçim propagandası yapan, seçime damgasını vuran, kendi şahsi ve siyasi prestijini ve itibarını ortaya koyan, ERDOĞAN'ın kendisidir. Meşru İstanbul seçimini iptal ettirerek, kendisi ve partisi adına büyük bir risk alan da ERDOĞAN dır.
23 Haziranda yenilenecek olan seçimin öncesinde bir süre suskun kalan, meydanlara inmeyen ERDOĞAN, seçimden birkaç gün önce yine sahaya inerek, son hamlelerini yapmış, Kürt seçmenin oylarını alabilmek veya bu oyların Millet İttifakı adayı İMAMOĞLU'na verilmemesini sağlamak adına, PKK Terör örgütünün kurucusu ve  onursal lideri APO ve kardeşi Osman ÖCALAN'ı, AKP ve MHP ittifakı olan Cumhur İttifakına ortak ve inanılmaz siyasi hatasını yapmıştır. Allah’ın sopası yok, Allah cezalandırmak istediğinde insanın ayağını dolaştırır derler ya, işte ERDOĞAN kendi ipini çeken son hamlesini bizzat kendisi yapmıştır, bu aklı kendisine kim verdi bilemeyiz, bildiğimiz tek gerçek varsa; CHP'ye, AKP ve ERDOĞAN için bir kötülük yap deseler, bu kötülüğü CHP dahi ERDOĞAN'a yapamazdı, vicdanı sızlardı inanın. Bize göre ERDOĞAN'a bu kötülüğü, eski can dostu FETÖ dahi asla yapamazdı.
Seçimin kaybının, bardağı taşıran en önemli sürpriz nedenlerinden biri olan bu ÖCALAN ittifakı, asla unutulmayacak ve ERDOĞAN; bugünden sonra, şayet biraz utanma duygusu varsa, yalan olduğunu kendisinin de çok iyi bildiği, PKK terörü üzerinden ana muhalefet partisi CHP'yi asla suçlamaya kalkışamayacak, yalan olduğunu bildiği PKK terörüne sahip çıktığına yönelik CHP'yi karalama kozunu tamamen yitirmiş olacaktır.
Basından izliyoruz, bu mağlubiyetten sonra ERDOĞAN AKP içinde ne gibi operasyon yapacak diye herkes birbirine soruyor.
Bazıları, ERDOĞAN; kabinede ve en başta İstanbul olmak üzere, parti örgütünde bazı değişiklikler yapacak mı diye soruyorlar.
Yineliyoruz, bize göre yenilginin tek sorumlusu, bizzat ERDOĞAN dır. Burada yanlış yapılacak olan bir teşhis, tedaviyi geciktirecek ve parti iyileştirilemeden  kaybedilecektir.
AKP'nin; parti disiplini çerçevesinde, parti içi demokrasiye sahip kurumsal bir siyasi parti olmadığını, ERDOĞAN'ın mülkiyetinde bir şahıs partisi olduğunu, AKP de her zaman tek başına ERDOĞAN'ın söz sahibi olduğunu, kendisini iyi niyetli olarak eleştiren ve kendisine hafif baş kaldıran değil, eleştirme ve baş kaldırma girişiminde bulunan aklı başındaki tüm parti ileri gelenlerinin dahi, ERDOĞAN tarafından yakın çevresinden ve partiden uzaklaştırıldığı gerçeği görülmelidir artık. Parti de kurucu üye olan aklı başındaki hiç kimse, şu anda ERDOĞAN'ın yanında değildir.
Biz iddia ediyoruz, en başta ARINÇ ve GÜL olmak üzere; ERDOĞAN tarafından partiden uzak tutulan herkes, yapılan son seçimlerin hiçbirinde AKP'ye oy vermemiş olmalıdır.
Siyasette; galibiyetlerin, arkasından yeni galibiyetleri getirdiği, bir kez ağır bir mağlubiyet alındığında ise, bu mağlubiyetlerin arkasının geldiği, galibiyetin tılsımının artık bozulduğu gerçeği karşısında, bu vakitten sonra hiçbir faydası olmasa da, şapkasını önüne koyup düşünmesi, tüm sorumluluğu üzerine alması ve kendisini ve tüm politikalarını değiştirmesi gereken tek kişi ERDOĞAN olmalıdır.
ERDOĞAN, hırsına yenilmeye devam eder ve kendisini düzeltmezse, sorumluluğu başkalarında arama kolaycılığına kaçarsa, hele hele İstanbul mağlubiyetini içine sindiremez de, büyük çoğunlukla seçilen İMAMOĞLU ile uğraşmaya devam ederse, onu çalışamaz hale getirmek isterse, İMAMOĞLU'nun  İstanbullu ‘ya hizmet etmesini, belediye meclisindeki çoğunluğunu ve kendi yetkilerini zorlayarak, engellemeye çalışırsa, artık tüm gerçekleri görmüş olan seçmenlerden hayatında hiç unutamayacağı ağır mağlubiyet derslerini almaya devam eder ve AKP diye bir şahıs partisi kalmaz ortada.
Bize göre, ERDOĞAN; zararın neresinden dönülürse kardır ilkesinden hareketle, ilk iş olarak; AKP Genel Başkanlığından istifa etmeli ve parti ile ilişkisini kesmeli, İMAMOĞLU ile uğraşmamalı, bilakis ona yardımcı olarak, onun başarılarına ortak çıkmalı, Anayasaya ve ettiği yemine sadık kalarak, Cumhurbaşkanlığının kalan süresini, başarı ile tamamlamaya çalışmalıdır.
Ezici çoğunlukla, İstanbul seçimini ikinci kez kazanan İMAMOĞLU'nu tebrik ediyoruz.
Naçizane bir tavsiye de, İMAMOĞLU'na tabi.
İMAMOĞLU'na diyoruz ki; ERDOĞAN, beğenelim veya beğenmeyelim, şu anda hukuken bu ülkenin Cumhurbaşkanıdır. Bu nedenle; ERDOĞAN'a saygılı olacaksınız, onunla iş birliği yapacaksınız ve merkezi yönetimin maddi ve manevi desteğini almak için uğraş vereceksiniz. Ama, bir yere kadar tabi, İstanbul Belediye Başkanlığı da öyle küçük bir makam değil, ERDOĞAN'a saygı gösterdiğiniz kadar, ondan da makamınıza ve temsil ettiğiniz İstanbul halkına saygı göstermesini bekleyeceksiniz, ERDOĞAN'ın; iyi niyetli her yaklaşımına kucak açacaksınız, ama köstek ve engel  gördüğünüzde, saygı da ve iş birliğinde inat etmeyecek ve tabi tutulduğunuz her kösteği ve engeli, İstanbul halkıyla ve hatta Tüm Türkiye ile paylaşacaksınız.
Tebrikler; İstanbul halkı ve seçmeni, tebrikler ve başarılar Sayın İMAMOĞLU.
DEMOKRASİ; sana yaptığımız tüm kötülüklere, seni yeterince savunup koruyamamış, değerini anlayamamış olmamıza rağmen; sen, bizleri hoş gör ve Türk Halkını, kendinden asla uzak tutma ve esirgeme lütfen, selam olsun sana  DEMOKRASİ.
ÜLKEMİZ İÇİN,HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK.

Güner Yiğitbaşı

24/06/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Ah İsmail ah verdin soruları İmamoğlu'na!...
Ah İSMAİL ah, verdin soruları İMAMOĞLU'na, Cumhur ittifakının adayı YILDIRIM seçimi kaybetti, hem de %10 gibi büyük farkla, tabi ERDOĞAN da kaybetmiş oldu.
İsmail, bakalım bu vebalin altından nasıl kalkacaksın, değer miydi ülkene bu kötülüğü yapmaya, baksana PKK kurucusu bebek katili APO ve kardeşi Osman ÖCALAN bile, tövbe edip ellerini  taşın altına koydular, ülkenin yararı ve  bekası için. Yazık, çok yazık, hiç yakıştıramadık sana bu ihaneti İsmail!
Evet, yazımıza bu ironi ile başlayalım dedik, şimdi 23.Haziran seçimini değerlendirelim.
21/06/2019 tarihli “23Haziran İstanbul Seçimi Şimdi Gerçekten Beka Sorunu Haline Gelmiştir” başlıklı yazımızda aynen şunları yazmıştık;
“23.Haziran seçimleri; bize göre, yerel bir İstanbul seçimi olmaktan çıkmış, gerçek bir beka sorunu haline gelmiş olup, bu seçim birçok şeyin test edileceği bir seçim olacaktır
İlk olarak; AKP'nin ve liderinin, halk nezdindeki itibarı ve güvenilirliği test edilecektir.
İkinci olarak; bu kadar olup bitenden sonra, Türk halkının ve seçmeninin zeka düzeyi, algılama ve sorgulama, iyiyi kötüden ayırma, doğruyu ve yalanı ayırabilme kabiliyeti test edilecektir.
Üçüncü olarak; İş başındaki siyasal iktidarın, kendisinden medet umduğu İmralı’daki bebek katilinin, vatanına ve milletine bağlı Kürt Vatandaşlarımız ve Kürt seçmeni nezdindeki itibarı test edilecektir.
Dördüncü olarak; Kürt Halkının ve seçmeninin gerçek temsilcisinin HDP olup olmadığı test edilecek ve alınacak sonuca göre; HDP, PKK terör örgütüyle birlikte anılma ve onun paralelinde ve emrinde görünme  utanç ve haksızlığından kurtulacak ve yasal bir parti olduğunu, iş başındaki siyasal iktidara ve Türk Halkına göstermiş olacaktır.” demiş ve de;
“AKP ve liderine; 31.Mart İstanbul seçimlerini, baskıyla ve demokrasi dışı yöntemlerle iptal ettirdiği ve bir şerden,23.Haziran yenilenen İstanbul seçimiyle ülkemizin yararına yeni ufuklar açacağı, AKP'nin ve liderinin gerçek niyetini, hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde Türk Milletine ve Dünya'ya gösterdiği için, çok teşekkür ediyoruz.” diyerek bitirmiştik yazımızı.
23 Haziran seçimi sonuçlandı ve İMAMOĞLU,31 Mart seçimlerine göre, ezici bir farkla,13.000 yerine, yaklaşık 800.000 farkla seçimi ikinci kez kazandı.
Önceki yazımızda bu seçimle test edileceğini söylediğimiz ilk test'in ortaya çıkan sonucuna göre; AKP liderinin halk nezdindeki itibarı ve prestiji, çok önemli derecede eksilmiştir. Seçim sonucu bunu çok net bir şekilde göstermektedir. Zira, ERDOĞAN demek AKP demektir, bu nedenle AKP'nin başarısı kadar, başarısızlığı da doğrudan ERDOĞAN'a aittir, İstanbul  AKP İl Başkanı istifa naralarını atanlar biraz yürekliyseler, ERDOĞAN istifa diye nara atmalılar.
Bu seçimle test edilen halkımız ve seçmenimiz, alınan seçim sonucuna göre; zeka düzeyi, algılama ve sorgulama, iyiyi kötüden ayırma, doğruyu ve yalanı ayırabilme, kabiliyeti yönünden, sınıfı ve testi başarıyla geçmiştir.
Kürt seçmen vatandaşlarımız; bu seçim sonucuyla, yasal bir parti olan HDP'nin talimatına uyarak, vatanına ve milletine bağlılığını göstermiş, iş başındaki siyasal iktidarın, kendisinden medet umduğu ve kucak açtığı İmralı’daki bebek katili APO'ya itibar etmediklerini, APO'nun tarafsızlık talimatına kulak asmayarak açıkça ortaya koymuşlardır. Bu seçim sonuçlarıyla Kürt vatandaşlarımız da test'den başarıyla çıkmışlardır.
23Haziran seçim sonucuyla; HDP'nin,  APO'nun talimatına rağmen, PKK paralelinde hareket etmeyerek, yasal bir parti ve Kürt seçmenlerinin gerçek yasal temsilcisi olduğu açıkça ortaya çıkmış olup, siyasal iktidar ve onun küçük ortağının, APO'nun tarafsızlık talimatına uymamakla suçladığı HDP'yi hedef alacak, terör partisi olduğuna yönelik önceki ve bundan sonraki tüm suçlamaları, inandıcılığını yitirmiştir.
23.Haziran seçim sonucu; bir önceki yazımızda, seçimi iptal ettirip yenilettiği için AKP liderine yapmış olduğumuz teşekkürümüzün haklılığını ortaya koymuştur.
Teşekkürler Sayın ERDOĞAN; seçimi kaybettiniz, iktidarınızın sonunun başlangıcını görerek üzüldünüz belki ama, inanın sonunda ülkemiz için şer gözükse de, bize göre çok hayırlı bir hizmet verdiniz, İstanbul seçimlerini iptal ettirip yeniletmekle.
Bu seçimin kazananı, Türk demokrasisi, Türk Halkı ve İMAMOĞLU dur.
Tek kaybedeni ise; ülkenin olduğu gibi, partisi AKP'nin de, tek adamı olan, her konuda son kararı veren ERDOĞAN ve onun siyaset, demokrasi ve özgürlük anlayışıdır. AKP de seçim yenilgisi nedeniyle istifa etmesi gereken bir suçlu aranacaksa, bu tek suçlu AKP Genel Başkanı ERDOĞAN dır. Aksine bir arayış, beyhude olup partiyi yok edecektir.

Güner Yiğitbaşı

23/06/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Mutluluk - Güner Yiğitbaşı
Mutluluk nedir?
Mutluluğun belirli bir kalıba sokabileceğimiz, herkes için geçerli bir tarifi var mıdır?
Yoktur maalesef.
Mutluluk, anlıktır ve kişiden kişiye değişir.
Hayatın size toz pembe gözüktüğü, bütün dertlerinizi unuttuğunuz, hayattan zevk aldığınız, iyi ki doğmuşum ve yaşıyorum ve yaşadığım şu andan zevk ve keyif alıyorum, seviyorum ve seviliyorum, sağlıklıyım, iştahım yerinde yediklerimden tad alabiliyorum, yarına umutla bakabiliyorum dediğiniz an ve o anda tüm hissettiğiniz tüm güzel duygular, mutluluktur.
Demek oluyor ki, mutluluk yaşamımızın bir anında hissettiğimiz güzelliklerdir.
Bu nedenle, mutluluk tarif edilemez. Sadece hissedilir ve yaşanır.
O zaman yapılması gereken şey, mutluluğun belirli bir tanımını yapmaktan ziyade, insanları mutlu eden şeyleri tanımlayıp keşfedebilmektir.
İnsanları mutlu eden, onlara mutluluk duygusu verebilen şeyler, kişiden kişiye değişir.
Bazı insanlar doyumsuzdurlar. Kolay kolay her şeyden mutlu olamazlar.
Bazı insanlar ise, çok çabuk mutlu olurlar.
Bu itibarla, insanları mutlu eden nedenler, kişiden kişiye değişir ve görecelidir.
Bazı insanlar, gece yatıp sabahleyin sağlıklı bir şekilde uyanarak güne başlamakla mutlu olurlar.
Bazı insanlar, sağlıklı olarak yeni bir güne uyansalar da mutlu olamazlar, beklentileri büyüktür.
Bazı insanlar, sevdikleri yanındaysa sağlıkları yerindeyse mutlu olurlar.
Bazı insanlar, o kadar pozitiftirler ki, Dünyaya gelmiş olmaları onların mutlu olmaları için yeterli olur.
Bazı insanlar, bir şarkı dinlerler ve o şarkı onları alıp bir yerlere götürür ve mutluluktan adeta uçalar.
Bazı insanlar, uzun süre görmediği bir arkadaşıyla karşılaşırlar ve çok mutlu olurlar.
Bazı insanlar, gece olsa da uyusam diye gecenin olmasını beklerler ve yatağa girecekleri an çok mutlu olurlar.
Okumayı seven insanlar, yeni bir kitap alarak onu okumaya başladıkları anda çok mutlu olurlar.
Bazı insanlar, yemeyi çok sevdikleri için yemek yerlerken mutlu olurlar.
Bazı insanlar çok duygusal ve romantiktirler, sevmekten ve sevilmekten çok mutlu olurlar.
Bazı insanlar hediye kabul etmekten, bazı insanlar da sevdiklerine hediye vermekten mutlu olurlar.
Bazı insanlar, doğa ile baş başa kaldıklarında mutlu olurlar.
Bazı insanlar, başkaları tarafından methedilince mutlu olurlar.
Bazı insanlar, güzel şeyler yazdıklarında ve bu yazdıklarının büyük bir kitle tarafından beğeniyle okunmasından mutlu olurlar.
Bazı insanlar, doğarken mutlu doğmuşlardır. Tüm olumsuzluklara rağmen yüzlerindeki mutluluk hiçbir zaman yok olmaz.
Bazı insanlar ise mutlu olmamak için sanki yemin etmişlerdir, ne yaparsan yap, ne verirsen ver, onları asla mutlu edemezsiniz. Hayal edemeyeceği şeylere kavuşsa da, ruhu karadır, hırsı büyüktür, bir türlü mutlu olmaz ve muhatap olduğu insanların mutlu olmaması için de ellerinden geleni yaparlar.
Hepinize mutluluklar.

23/06/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Postallı Darbe Rugan Ayakkabılı Darbe
Aslında millet olarak darbelerden bıktık, darbenin ne postallısı güzel, ne de kadife eldivenli ve rugan ayakkabılısı güzel. Millet olarak, asla darbe istemiyoruz, özgürlük ve demokrasi istiyoruz bizler.
Buna rağmen; darbeleri, iş başındaki iktidarın lideri gündeme getiriyor sürekli olarak.
Hiç gereği ve alakası yokken, İMAMOĞLU'na vereceğiniz oylar Mısırlı darbeci SİSİ'ye verilmiş sayılır demez mi.
Bu nedenle, biz de darbenin ne olduğunu ve çeşitlerini aralarındaki benzerlikleri ve ayrılıkları makale haline getirmek zorunda kaldık.
Darbeyi, herkesin anlayabileceği şekilde ve basitçe; mevcut yasal yönetimi iş başından zora dayalı olarak uzaklaştırarak iş başına gelen bir kişi ve onun az sayıdaki etrafındakilerin veya seçimle demokratik yollarla iş başına gelen siyasal iktidarın; kurulu anayasal düzeni yok ederek, kendi demokrasi dışı düzenlerini kurup, ülkeyi istedikleri gibi, antidemokratik yollarla yönetmeleri, özgürlükleri kaldırmaları ve iktidarı bırakmayı asla düşünmemeleridir.
Askeri darbe dediğimiz Postallı darbeyi; genellikle, o ülkenin silahlı gücünün başındaki kişi veya kişiler planlar ve yaparlar, seçimle veya bir önceki askeri darbeyle gelen mevcut yönetimi zora dayalı olarak cebren iş başından uzaklaştırır ve kendi düzenini kurarak halka kabul ettirirler.
Askeri darbe, yani darbenin postallısında, kartlar açıktır, halk bilir ki, silah gücü kullanılarak askeri bir darbe yapılmış ve darbeciler iş başına gelmişlerdir. Darbeciler de şeffaftır, halkı demokrasi ve özgürlükler vardır diyerek kandırmazlar, ülkeyi özgürlükleri kısarak, ya da tamamen yok ederek, demokrasi dışı yöntemlerle idare ederler.
Kadife eldivenli rugan ayakkabılı darbeye gelince;
Bu darbenin lideri ve lider kadroları, demokrasinin nimetlerinden ve imkanlarından yararlanarak, demokrasiyi bir araç olarak kullanarak, demokrasi ve hak ve özgürlük vaat ederek, gerçek niyetlerini gizleyerek, demokrasiyi amaç edinmeden, rakipleriyle eşit koşullarda yapılmasa da, demokratik ve meşru sayabileceğimiz bir seçimi kazanarak iş başına gelirler.
Anayasanın kendilerine tanıdığı yetkileri, sonuna kadar ve zorlayarak, hatta anayasanın sınırları dışına çıkarak kullanırlar, ancak anayasal sorumluluklarını asla yerine getirmezler, göreve başlarlarken anayasaya göre yaptıkları yeminlerine asla sadık kalamazlar. Bir sonraki seçimlere kadar, milli irade teraneleriyle, ülkeyi anayasa ve yasaları ihlal ederek yönetmeye çalışırlar.
Aslında, mevcut anayasa ve yasaları uygulamak koşuluyla kendilerinin seçildiklerini ve yetkilendirildiklerini bilirler ama, bilmezlikten gelirler. Seçilmiş olmalarının, her anayasa ve yasa ihlalini meşrulaştırdığını savunurlar ve zannederler.
En küçük bir eleştiri ve muhalefet, özgür basın  istemezler, en küçük bir eleştiride dahi suç unsuru arayarak, muhaliflerin sesini kısmak isterler, halkı ve basını korkuturlar ve sindirirler. Bir yandan da, sürekli demokrasi ve özgürlüklerden bahsederler, demokrasi havarisi kesilirler.
Halk; neyin suç, neyin eleştiri olduğunu anlayamaz, anayasanın ve yasaların kendilerine tanıdığı ve halen hukuken yürürlükte olan hak ve özgürlüklerini oto kontrol, oto sansür uygulayarak kullanamazlar, aksi halde hapse boylayacaklarını bilirler.
Basın da öyledir, özgür ve bağımsız basın organı çok azalır, basının büyük bölümü iktidar tarafından şu veya bu yolla kendi saflarına çekilir, halkın doğru haber alması ve bilinçlenmesi bu yolla engellenir.
Öyle bir hal alır ki; inanın insanlar askeri, yani postallı darbe günlerini arar hale gelirler, ne yazık ki.
Mısır örneğine dönecek olursak, kırk satır mı, kırk katır mı? Diye sormak gerekiyor.
Yani, SİSİ mi, yoksa MURSİ mi?
Bize göre, her ikisi de değil, en hayırlısı, İMAMOĞLU.

Güner Yiğitbaşı

22/06/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

23 Haziran İstanbul Seçimi Şimdi Gerçekten  Beka Sorunu Haline Gelmiştir
31.Mart'da yapılan mahalli idareler seçimini, siyasal iktidar ve tastikçi başı küçük ortağı ülkenin beka sorunu olarak ilan edip, seçim propagandalarını beka sorununa endekslemişlerdi.
Aslında, ülke her yönden dar boğazda olmasına rağmen; o tarihte, bugün olduğu gibi, ülkenin gerçek bir beka, yani var olup olmama sorunu asla yoktu.
31.Mart seçimlerinde, siyasal iktidarın, iktidarda kalıp kalmama ve özellikle de en başta İstanbul ve Ankara olmak üzere, büyük illerimizin belediye başkanlıklarını, ne yapıp yaparak kaybetmeme sorunu vardı. Sorun, yerel yönetimlerdeki iktidarlarını ve çıkarlarını kaybetmeme sorunuydu. Bu nedenle, seçmeni kandırarak, ülkenin beka, bölücü terör sorunu olduğunu, Millet İttifakının, yasal bir parti olan HDP ile yakın temasa geçerek Kürt seçmenin oylarını alıp seçimde başarı göstermesinin önünü kesmek için, HDP ile yakınlaşmanın ve seçim ittifakı yapmanın, PKK terörüyle Kandil ile işbirliği yapmak olacağını haykırıp durdular ve Millet İttifakını baskı altına aldılar.
Cumhur İttifakının büyük ortağı AKP'nin Genel Başkanının; Cumhurbaşkanı şapkasını giyerek, YSK'yı baskı altına alıp, zorla İstanbul seçimlerini iptal ettirmesi üzerine, mutlak surette İstanbul seçimini kazanmak zorunda olduğunu hisseden AKP ve onun genel başkanı,23.Haziran seçimleri için beka sorunu yalanını bir kenara koymuş ve bir “U” dönüşü yaparak, 31.Martta beka sorunu dediği PKK terör örgütünün kurucusu ve onursal lideri ÖCALAN ile dirsek temasına geçmiş ve üç ay önce dediklerini, Millet İttifakına yönelik iftiralarını yok sayarak, PKK teröründen ve eli altında tutuklu olan lideri ÖCALAN'dan medet umar hale gelmiştir.
Yaşananlar; hiçbir demokratik ülkede ve hatta diktatörlükle idare edilen başka  bir ülkede görülmesi asla mümkün olmayan, hiçbir haklı mazeret kabul etmeyen, hayret, ibret ve utanç verici bir durumdur.
Biz kendi adımıza, utancımızdan, bu ülkenin vatandaşı olduğumuzdan ve bu iktidar tarafından yönetilmek zorunda kaldığımız için çok mutsuzuz, utanç ve üzüntü içindeyiz. Allahıma; ben ve Türk Milleti, sana karşı ne büyük kusur işledik de, böyle bir yönetimi bize reva gördün diyerek, kendimi sorgulamak zorunda kalıyorum.
Dün ortaya çıkan Ali Kemal ÖZCAN isimli ne olduğu belirsiz kendisine akademisyen denilen bir zat, devlet imkanlarıyla, Adalet Bakanının özel izniyle İmralı Adasında hükmen tutuklu bebek katili PKK'nın kurucusu ve  Onursal lideri ÖCALAN'ın yanına gönderilmiş ve kendisiyle üç saat görüşmesi sağlanmış, dönüşte de ÖCALAN'ın bir mektubunu getirmiş, basına açıklanan bu mektup da, ÖCALAN; Kürt seçmenin, 23.Haziran seçimlerinde tarafsız kalmasını istiyor.
Zira, AKP ve onun liderinin, PKK terör örgütüyle eş değer gördüğü HDP ve onun tutuklu  lideri Selahattin DEMİRTAŞ, seçimlerde İMAMOĞLU'nun desteklenmesi kararı alarak, Kürt seçmenine bu kararını duyurmuştu.
23.Haziran seçimlerini, Kürt seçmenin oylarını alamadığı takdirde kesinlikle kaybedeceğini anlayan AKP ve onun lideri;31 Mart seçimlerinden önce, ülkenin beka sorunu var diyerek, PKK terörünün meclisteki temsilcisi HDP ile işbirliği yapmakla suçladığı Millet İttifakını oluşturan CHP ve İYİ Partiyi, meydanlarda, terörle ve Kandille kol kola girmekle ve teröre destek vermekle suçlamış ve avazı çıktığı kadar bağırmıştı.
Üç ay içinde ne değişti de, AKP ve onun doyumsuz lideri, 23.Haziran seçimleri öncesinde, yasal bir parti olan HDP ile bile değil de, doğrudan Terör örgütünün kurucusu bebek katili ÖCALAN ile temas kuruyor, Ali Kemal ÖZCAN isimli meçhul kişiyi İmralı'ya ÖCALAN'ın ayağına gönderip desteğini almak zorunda kalıyor?
Bu sorunun cevabı gayet basit ve açık. Tarzan zor durumda. İstanbul giderse, AKP iktidardan düşecek, tutunacak en önemli dalını kaybedecek de ondan.
Dün itibariyle, artık kesin olarak takke düşmüş ve kel görülmüştür.
O kadar ki;ÖCALAN'ın Kürt seçmenden tarafsız kalmalarını istemesine rağmen, yasal bir Parti olan HDP'nin seçim stratejisini değiştirmemesi ve Millet İttifakına yönelik desteğinin devam ettiğini açıklaması üzerine; AKP ve küçük ortağının çok milliyetçi lideri BAHÇELİ, ÖCALAN'ın isteğine uymadıkları için, HDP'yi eleştiriyorlar ve ÖCALAN'ın yanında yer alıyorlar. Allahım sen Türk Milletini koru aklına mukayet ol.  Bakalım daha ne kepazelikler, dün dündür, bugün bugündür döneklikleri ve yalanları göreceğiz.
Bu ülkenin, bize göre tek sorunu; iş başındaki, yetersiz ve sadece kendi iktidarını düşünen, kendi ikbali için, ileriki günlerde ülkenin zararına daha neler yapacağı belirsiz siyasal iktidardır. Yapılacak olan ilk seçimlerde bu iktidardan kurtulduğumuz takdirde, inanın bu ülkenin bütün sorunları bir bir çözülecek, en azından çözüm aşamasına girilecektir.
23.Haziran seçimleri; bize göre, yerel bir İstanbul seçimi olmaktan çıkmış, gerçek bir beka sorunu haline gelmiş olup, bu seçim birçok şeyin test edileceği bir seçim olacaktır
İlk olarak; AKP'nin ve liderinin, halk nezdindeki itibarı ve güveninirliği test edilecektir.
İkinci olarak; bu kadar olup bitenden sonra, Türk halkının ve seçmeninin zeka düzeyi, algılama ve sorgulama, iyiyi kötüden ayırma, doğruyu ve yalanı ayırabilme kabiliyeti test edilecektir.
Üçüncü olarak; İş başındaki siyasal iktidarın, kendisinden medet umduğu İmralıdaki bebek katilinin, vatanına ve milletine bağlı Kürt Vatandaşlarımız ve Kürt seçmeni nezdindeki itibarı test edilecektir.
Dördüncü olarak; Kürt Halkının ve seçmeninin gerçek temsilcisinin HDP olup olmadığı test edilecek ve alınacak sonuca göre; HDP, PKK terör örgütüyle birlikte anılma ve onun paralelinde ve emrinde görünme  utanç ve haksızlığından kurtulacak ve yasal bir parti olduğunu, iş başındaki siyasal iktidara ve Türk Halkına göstermiş olacaktır.
AKP ve liderine; 31.Mart İstanbul seçimlerini, baskıyla ve demokrasi dışı yöntemlerle iptal ettirdiği ve bir şerden,23.Haziran yenilenen İstanbul seçimiyle ülkemizin yararına yeni ufuklar açacağı, AKP'nin ve liderinin gerçek niyetini, hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde Türk Milletine ve Dünya'ya gösterdiği için, çok teşekkür ediyoruz.

Güner Yiğitbaşı

 21/06/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget