Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Dinbazlar  Camileri Oy İçin Kullanıyorlar

İslam tarihi boyunca çoğunluğu politikacılar olmak üzere birçok din bazlar camileri kendi çıkarları (oy için de) için kullanırken, Müslümanların mabedi olan yapılar camiler bazen muhaliflerin aleyhine rüzgâr estirmek onları kötülemek için iftira aracı olarak da kullanabiliyor.

Düz vatandaş yanında devletin başındakiler de muhalifleri halk nazarında kötü göstermek, oy için itibar kazanmak uğruna karşıt parti ve gruplara “camileri yaktılar, camilerde içki içtiler” gibi yalan yanlış iftiralar atabiliyorlar. Devletin başındaki Recep Tayyip Erdoğan bile Gezi olaylarında “camide içki içtiler” diyerek halkı tahrik edebiliyordu. Oysa cami içinde görülen bira şişeleri resmi, Sırplarla Bosnalı Müslümanların iç çatışmasında Bosna Hersek’teki cami içinde Sırpların içki içme fotoğrafını sanki İstanbul’daki camide olmuş gibi göstererek yani dini sembolü iftira için kullanabiliyordu. Ayrıca “gezide camiler yakıldı” iftirasını da anımsayınız. [i]

İşte bu yalan ve asılsız iftiralar vatandaşlar arsında kin ve düşmanlık yaratabilecek durumdadır.  İktidarının ilk yıllarında dinciliği dinsel söylem ve eylemlerini ön plana çıkaran RTE “dindar kindar vatandaş yetiştireceğiz” dediğini anımsayınız. Laik T.C. inde devletin başındaki yönetici, “dindar vatandaş yetiştireceğiz” diyemez dememesi gerekir. Demokrasileri laiklikle yoğurulmuş (o nedenle de çağdaşlaşmış) Batı ülkelerinin bir yöneticisi bu sözü söylediği zaman o kişiyi adeta eleştirerek defe koyarlar, iktidarda tutmazlar. Hele yine devletin başındaki kimse “kindar vatandaş yetiştireceğiz” derken vatandaşlar arsına kin ve düşmanlık yaratacağını, vatandaşları birbirine düşüreceğinin bilincine varmalıdır.

Her devirde dini simgelerle iftira atanlar ülkelerinde kanlı saldırlar yaratılacağını bilmelidirler. 1980 de “Kızılbaşlar camiye bomba attı” yalanı üzerine Çorum’da pek çok vatandaşımız (50 kadar) katledilmişti.

Maraş Katliamı veya Maraş Olayları, 19-26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta Alevilere ve solculara yönelik meydana gelen katliamdır. Yedi gün süren olaylar sırasında iddianameye göre 111 kişi öldürüldü. Alevilere ait 559 ev yakıldı, 290'a yakın iş yeri tahrip edildi. 23 yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam., 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapis cezası aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı. 12 Eylül Darbesi'ne sebep olan olaylardan biri olarak kabul edilmektedir.[ii]

Ötesine gitmeyelim Ehlibeyt ve Kerbela katliamından günümüze kadar nice binlerce isyanlarda din ve mezhep saldırı ve katliamlarla doludur.

Camilere dokunduk ama konu dinsel tahrik, saldırı ve katliama yöneldi. Kuranı Kerimin hiçbir yerinde cami sözcüğü yoktur, Kuran’a göre namaz kılınan yer mabet geçer. Cami Arapça “cem” toplanma yeri toplayan bir araya getiren anlamındadır. İslam’ın ilk yıllarında Cuma namazı kılınan büyük mescitler için kullanılan “el-mescidü’l-cami” adı 10. Yüzyıldan sonra kısaltılarak “cami” şeklinde kullanıldı. Amaç itibarıyla cami ibadet dışında dini eğitim, kütüphane, askeri, devlet yönetimi için idari amaçlarla da kullanıla gelmiştir. Ayrıca inanamayacaksınız Osmanlı yönetimindeki nice camilerde Hacivat-Karagöz gölge oyunu oynatıldığını çoğumuz bilmez. II. Abdülhamid döneminde yine bazı camilerde tiyatro oyunları oynatılırdı. II. Abdülhamid’in 1896 da çıkarttığı nizamnamesi camide tiyatro-ortaoyunu vb. oynanması değil, bazı oyunların sansürlenmesine yönelikti. Yine II. Abdülhamid döneminde Diyarbakır Ulu Cami’de 1902 yılında tiyatro oynanırken, birileri tarafından duvara “tiyatro münafıkların işi” yazan yakalanan kişinin tepkisi tiyatroya değil, tiyatronun “Frenk işi” olduğunu bunun için tepki verdiğini söylüyordu. Matbaa da 1450 yılında bulunuşundan Osmanlıya girişini 300 yıl geciktiren zihniyet de “Frenk işi Kuran basılmaz” zihniyeti değil miydi?

Bu örneklerde gördüğümüz gibi dini simge, dini hurafeler, ne ki camiler bile bilimin Osmanlı yurduna gecikmeyle geldiğinin acı örnekleri ile doludur.

Osmanlıda cami duvarlarına manzara resimler tablolar asıldığını görüyoruz. Soner Yalçın’ın Tağut kitabından algıladığımız 50. Sayfada şöyle yazıyor: “…Camide imam nikahı kıydırmayı Cumhuriyet’e karşı rövanş alma gibi görenler bilmiyorlar ki imamların nikah kıymasını II. Mahmut son verdi”.  Bir ara Osmanlıdan önce bazı kiliselerde çan çalma yasağı, yabancıların camilere girme yasağı vardı, Osmanlılar bu yasakları kaldırdı.

Devrimler ve Atatürk düşmanları camilerin “işgal edildiği” şeklinde yıkıcı propaganda yapılıyordu, oysa camiler birçok zamanlarda askeri amaçlarla da kullanılabiliyordu. Osmanlının özellikle yıkılış yıllarında Balkanlardan ve öteki terk edilen Osmanlının topraklarından göç edip İstanbul’a gelen binlerce göçmen camilere sığınırlardı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında şimdiki asker sayısından fazla iki milyon asker besleyen Cumhuriyet hükümeti askerini doyurmak savaşa hazır olmak için halktan aldığı buğdayı az kullanılan camilere doldurmuştur.  Bunu fırsat bilen Cumhuriyet değerlerinin, Atatürk’ün düşmanı olan gerici evreler, “İnönü Camileri ahır yaptı” diyerek ülkede kin ve düşmanlık yaratıyorlardı.

Günümüzde öylesine cami yarışı oluşmuş ki, gereğinden fazla birbirinden 100 uzakta cami yapılır olmuş. Elinde makbuz “cami yapıyoruz camiye hayır topluyoruz” diye halk arasında

 köy köy dolaşan ondan nemalanan kişiler olduğu dedikodusu yayıldığı da söylenir.  Osmanlı döneminde 200 yıl önce Osmanlı topraklarında 1600 kişiye bir cami düşerken, günümüzde Türkiye’de nerede ise 500 kişiye bir cami düşmekte. Almanya topraklarında 200 yıldır kilise yapmadıkları söylenir. Türkiye’de öylesine cami yapımı artmış ki adeta boş gezen imama iş bulmak için cami yapıldığı söylenmekte. [iii]

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com.tr

SONNOTLAR

Din baz, dini inançları ve değerleri kişisel çıkarları, siyasi hedefleri veya maddi kazançları uğruna araçsallaştıran, istismar eden veya dine uygun davranıyormuş gibi görünerek iki yüzlü tutum sergileyen kişiler için kullanılan bir kavram

[i] Çağdaş devlet adamı vatandaşlarına “dindar kindar vatandaş yetiştireceğiz” diyemez.

[ii] https://tr.wikipedia.org/wiki/Mara%C5%9F_Katliam%C4%B1

[iii] Kaynak: Tağut Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yayınları 2024


Sayın Özgür Özel'in Dikkatine

Sayın Özgür ÖZEL,  hiç canını sıkma lütfen.

 

Öncelikle ve derhal mutlak butlan davasını bu haliyle kesinleştirerek bu dava sürecini sonlandır. Yani,  kararı asla temyiz etme,  ettiysen geri çek.

 

Müsaade et, 38. Olağan kurultayı yapan eski genel başkan KILIÇDAROĞLU,  mutlan butlan kararıyla iptal edilen  38. kurultay tarihi itibariyle kaybettiği genel başkanlık koltuğuna otursun.

 

İptal edilen 38. Olağan kurultay ne zaman yapılmıştı?

 

4-5 Kasım 2023 tarihinde.

 

Şimdi,  mutlak butlan kararıyla,  zamanı geriye, yani  4-5 Kasım 2023 tarihine alalım.

 

Peki, geçerli olan en sonuncu, yani, 37. Olağan Kurultay ne zaman yapılmıştı?

 

25-26 Temmuz 2020 tarihinde.

 

Geçerli olan 37. Olağan Kurultay ile iptal edilen 38. Olağan Kurultay arasında geçen süre ne kadar?

 

Üç sene dört ay.

 

CHP Tüzüğünün Olağan Kurultay süresini belirleyen ilgili maddesi ne diyor?

 

Olağan Kurultay 2 yılda bir toplanır, 1 yıldan fazla ertelenemez.

 

Demem o ki; iptal edilen 38. Olağan Kurultay, geçerli olan en yapılan 37. Olağan Kurultay'dan tam üç sene dört ay sonra yapılmıştır.

 

Yani iptal edilen 38. Olağan Kurultayın tüzük gereği yapılması gereken uzatmalar dahil azami süresi olan üç sene dolmuştur.

 

Sayın ÖZEL siz mutlan butlan kararını temyiz etmez ve hemen kesinleşmesini sağlarsanız, mutlak butlan kararı uyarınca geriye dönen ve koltuğa oturan KILIÇDAROĞLU yönetim, tüzük gereği ve derhal,  iptal edilen 38. Olağan Kurultayı yeniden toplamak zorundadır. Ben yeniden azami üç sene kazandım, en uygun tarihi kafama göre belirlerim, partide tasfiyelere gitmek için zaman kazanmam gerekiyor diyemez, daha fazla yönetimde kalamaz,  kurultayda yeniden seçilmeden.

 

2019 Yerel seçimleri İstanbul için iptal edilince, eski yönetimin süresi dolduğu için seçimler derhal yenilenmedi mi? Yenilendi.

 

Mahkeme kararıyla geriye dönen KILIÇDAROĞLU; o tarihteki delegelerin katılımıyla ve CHP Tüzüğü gereği,  37. Olağan Kurultaydan bu yana üç seneyi aşan süre dolduğu için,  derhal Olağan Kurultay kararı alarak,  iptal edilen 38. Olağan Kurultayı toplamak ve yenilemek zorundadır.

 

En kısa ve garantili yol budur, Sayın ÖZEL.

 

23/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bundan Sonra Yapılması Gerekenler

İstinaf Mahkemesinden beklenen mutlak butlan kararı dün itibariyle çıktı maalesef.

 

Ülkemizde anayasa ve yasaların askıya alındığı, yargının iktidarın emir ve komutasıyla kararlar alabildiği, uyulması gereken Anayasa Mahkemesi kararlarına dahi uyulmadığı gerçeği karşısında; mutlak butlan kararına yönelik,  olmayan hukuk ve anayasa kuralları ışığında bir çözüm getirilemeyeceği kabul edilmelidir.

 

Bu itibarla, mutlak butlan kararının partiye vereceği zararlı sonuçlarından ve belirsizliklerinden kurtulmak ve bir an önce düze çıkmak için,  Yargıtay ve Yüksek Seçim Kurulundan medet ummak ve hukuka uygun kararlar beklemek abesle iştigaldir.

 

Mutlak butlan kararının CHP'ye ve CHP'den iktidar bekleyen milletimize zarar vermemesi için bütün görev KILIÇDAROĞLU ile Özgür ÖZEL ve ekibine düşmektedir.

 

KILIÇDAROĞLU ile Özgür ÖZEL ve ekibi sakinliklerini, sükunetlerini ve aklıselimlerini muhafaza etmek zorundadırlar. Ne kadar haklı olunursa olunsun,  keskin sirkenin kabına zarar vereceği gerçeği asla unutulmamalıdır.

 

Şu veya bu nedenle, iktidarın istediği gibi yargı güvencesi ve desteğiyle mutlak butlan kararının verildiği bir vakıadır. Bu aşamadan sonra,  bu kararı normal hukuk ve anayasa düzeninde geçerli olan hukuk kuralları ile eleştirmek ve bu kararın yok hükmünde olduğunu iddia etmek zaman kaybıdır.

 

Mutlak butlan kararından memnun olan, yarar uman ve bu kararın çıkması için uğraş veren iktidardır.

 

CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyum atanmasından sonra iktidarın emrindeki emniyet güçlerini devreye sokarak kayyumu polis zoru ve desteğiyle il başkanlığı binasına sokmayı başardığı bilinen bir gerçektir.

 

Aynı iktidar yine polis gücüyle CHP Genel Merkez binasını da boşaltarak KILIÇDAROĞLU ve ekibine teslim etme cüretini göstermekten geri kalmayacaktır. Bu nedenle,  Özgür ÖZEL ve ekibi, genel merkez binasını terk etmeyeceğiz, savunacağız ve direneceğiz görüşünden, tüm zıtlaşmalardan vaz geçmelidir. Özgür ÖZEL ve ekibinin,  inatlaşarak polis gücüyle CHP Genel Merkezinden yaka paça zorla çıkarılmaları, Özgür ÖZEL ve CHP adına daha onur ve itibar kırıcı olacak ve iktidarı memnun edecektir.

 

Bu nedenle,  Özgür ÖZEL ve ekibi, CHP'nin ve milletimizin yararı için,  KILIÇDAROĞLU ile sulh içinde diyalog kurarak,  sarayın iktidar adayı CHP'ye kurduğu tezgahı birlikte bozmalı ve boşa çıkarmalıdır.

 

Burada ilk adım bizce yaşı gereği ve ev sahibi olması nedeniyle Özgür ÖZEL'e düşmektedir,  Özgür ÖZEL;  tüm kamuoyu önünde KILIÇDAROĞLU'dan alenen  randevu istemeli ve ilk görüşme KILIÇDAROĞLU'nun çalışma ofisinde gerçekleşmelidir. Bu görüşmede,  öncelikle KILIÇDAROĞLU'nun olayın sıcaklığı geçene kadar parti genel merkezine gelmemesi,  çalışmalarına bir süre kendi ofisinde devam etmesi karar altına alınmalıdır.

 

Zaman içinde ve en kısa sürede kurultaya gidilmesi ortak kararı alınarak,  beğensek de beğenmesek de alınan mutlak butlan kararının gereği yerine getirilmek suretiyle,  CHP bu yargı destekli iktidar tacizinden kurtarılmalıdır.

 

22/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

CHP 38. Kurultayının İptaline İlişkin Mutlak Butlan Kararından Çok Önce Bakınız Ne Yazmışız
Bugün açıklanan mutlak butlan kararı nedeniyle, konuyla ilgili olarak 05. 09. 2025 tarihinde yazmış olduğumuz hukuki görüşümüzü içeren yazımızı güncelliğine istinaden aşağıda aynen yineliyoruz. 

21/05/2026 

Güner YİĞİTBAŞI

 

CHP İSTANBUL İL VE BÜYÜK KONGRELERİNİN İPTALLERİYLE İLGİLİ AÇILAN DAVALAR

 

Askıdaki Anayasamıza ve ilgili yasalarımıza göre;  siyasi partilerle ilgili tüm seçim işleri yargı denetiminde yapılır. Buna da seçim yargısı denir.

Seçim yargısının görev ve yetkileri;  kapsamı ve süreleri itibariyle sınırlı ve çok hızlı olup,  seçimlerin yasal usul ve nizamıyla ilgili hukuksuzlukları inceler ve karara bağlar.  Bunlar, ilçe, il ve Yüksek Seçim Kurullarıdır. Siyasi Partiler Yasasının 21. maddesinde de; ”Hakim seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde . . . seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir” hükmüne göre, seçim kurullarının bir kongre sonuçlarını iptal edebilmesi için,  ilgili seçim yasalarına ve Siyasi Partiler Yasasına aykırı olarak bir usulsüzlük yapılması ve bu usulsüzlüğün seçim sonuçlarını etkileyecek çap ve ölçüde olması zorunlu ve yeterlidir.  

Seçim yargısı dışında,  Siyasi Partiler Yasasının 121 maddesindeki genel atıf nedeniyle, seçim yargısının görev ve yetkileri dışında kalan, seçim sonuçlarının ilanından çok sonra ortaya çıkan, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde ve usulsüzlük sınırlarını aşarak, hakikate ulaşmak için daha derinlemesine soruşturma ve kovuşturma yapılmasını, tanık, bilirkişi dinleme ve sair yargısal soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yapılmasını zorunlu kılan sahtecilik, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının yer aldığı ceza yasalarımıza göre suç oluşturan seçim yolsuzlukları söz konusuysa,  Adli Ceza Yargısının devreye girmesi zorunludur.

Özgür ÇELİK'in İstanbul İl Başkanı ve Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanı seçildiği,  son İstanbul İl ve Büyük Kongrelerinin,  tüm sonuçlarıyla iptali için açılan davaları irdelediğimizde; bu davaların temel dayanağını, kurultayda oy kullanan, oy ve iradeleriyle seçimin sonucunu belirleyen bazı delegelere maddi menfaat sağlandığı,  yani, kendilerine rüşvet verildiği ve karşılığında oy desteklerinin sağlandığı iddiaları oluşturmaktadır.

Bize göre; kendilerine, oylarını alabilmek için maddi menfaat sağlandığı iddia edilen seçilmiş İstanbul ve İstanbul delegesi sıfatıyla Büyük Kongreye katılarak oy kullanan delegeler, Türk Ceza Kanununun 6.  maddesinde tanımlanan seçilmiş kamu görevlileridir. Zira, siyasi partiler; seçim kazandıkları takdirde ülkeyi yönetecek olan,  anayasamıza göre demokrasinin ve demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olup, siyasi partilerin en üst karar organı olan büyük kongre delegeleri de bu anlamda, yani Türk Ceza Kanununun 6. maddesi kapsamına giren seçilmiş birer kamu görevlileridir. Bu nedenle,  büyük kongre üyesi olan İstanbul delegelerine oyları karşılığında bir maddi menfaat sağlanmışsa, ortada Türk Ceza Kanununun 252 maddesinde tanımlanan rüşvet alma ve verme suçu söz konusudur.

Tabi bunun bir iddia halinde kalması,  kesinleşmiş bir yargı kararıyla bu iddianın kesinleşmemiş olması, Siyasi Partiler Yasasının 121. maddesinde yapılan atıf sebebiyle, kongrelerin iptali için Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmasına ve bu davanın yürütülmesine asla gerekçe yapılamaz.

Öncelikle,  bu rüşvet iddiasının,  yetkili ve görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından şüphelileri hakkında soruşturularak,  gerekli delillere ulaşılabilirse rüşvet alma ve verme suçundan görevli ve yetkili adliye ceza mahkemesinde TCK 252. maddesine göre kamu davası açılarak,  rüşvet iddiasının kovuşturulması ve bu iddiaya taraf olan rüşvet verenlerle alan delegelerin hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesin ve inandırıcı delillerle mahkum edilmeleri ve bu mahkumiyet kararının da denetim yollarından geçerek kesinlik kazanması zorunludur.

Örneğin, hakkında sadece bir tanık anlatımıyla ceza mahkumiyetine uğrayan bir kişinin, dinlenen tanık ve/veya tanıkların yalancı tanıklık yaptıklarını iddia ederek hakkındaki yargılamanın yenilenmesini talep edemeyeceği, tanıklık eden kişilerin gerçekten yalan tanıklık ettikleri, o kişiler hakkında yalan tanıklıktan dava açılarak suçlarının sabit görülüp yalan tanıklıktan mahkum edilerek bu kararın kesinleşmesinin beklenmesinin zorunlu olduğu gibi, CHP kongresinin iptalinin dava konusu yapılabilmesi için de, kongrede oy kullanan CHP delegelerinden kaçına, kimlere ve kimler tarafından rüşvet verildiğinin somut bir şekilde kesinleşen mahkumiyet kararıyla ortaya konulması,  ön mesele teşkil eden ceza davası kesin hükme bağlanana kadar hiçbir işlem yapılmaması hukuken zorunludur.

Böyle bir soruşturma ve kovuşturmanın asılsız çıkması veya 190 İstanbul delegesinden sadece bir veya iki kişinin rüşvet aldığının kesin hükümle belirlenmesi halinde,  bir iki delegenin rüşvet karşılığı sakatlanan oylarının seçim sonuçlarına etkisinin olmadığı, bu rüşvet eylemiyle seçim sonuçları arasında bir illiyet rabıtasının bulunmadığının anlaşılması halinde,  o kongre niçin iptal edilecek miş? Bu saçmalığı hukuken anlamak mümkün değil. Seçim sonuçlarına etkisi olmayan birkaç sakat oy ile verilecek bir iptal veya mutlak butlan kararının yaratacağı kaosu düşünebiliyor musunuz?

Bana göre CHP'ye yapılmakta olanlar hukuken çok yanlış ve tamamen siyasi ve düzmece bir kumpastır.

Bu yazı, ülkemizde şu anda fiilen uygulamadan kaldırılmış olan eski Türkiye'nin fiilen olmayan ancak hukuken varlığını koruyan Anayasa ve ilgili yasalarına göre, tarihe not düşmek için yazılmıştır.

 

 05/09/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

“İnönü Camileri kapattı”mı dediniz. Çok yazık, o bir tedbirdi…
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların İstanbul’u bombalama ihtimalini düşünen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, İstanbul’un müzelerinde bulunan tarihi değerdeki arkeolojik eserler, kutsal emanetler tahrip olacağını düşünerek bu eserlerin İstanbul’daki müzelerden alınıp Anadolu’nu içlerine doğru uygun yerlere taşınmasına karar vermişti.

Hırka-Saadet, Hz. Muhammed’in ayak izi, Hz. Muhammed’in sakalı, Hz. Muhammed’in dişinin bir parası (Dendan-ı Saadet), Hz. Muhammad’ın kabir toprağı, Hz. Muhammed’in mührü (Mühr-ü Saadet) Hz. Muhammed’in kılıçları ve kılıcının kabzası, oku ve yayı, yalancı peygambere gönderdiği mektup (Name-i Saadet), Kabe’nin anahtarlarından biri ve anahtarı gibi emanetleri 391 sandığa koyup trenle Niğde’ye gönderildi. Emanetler 1947 yılında kadar Ak Medrese ve Sarı Han’da saklandı.[i]  

İkinci Dünya Savaşı (1938-1945) öylesine yıkıcı ölümcül devam ediyordu ki, babalarımızın “Alaman Harbi” dedikleri bu savaşta Almanya çok etkili olduğu için Avrupa’yı baştan başa Yunanistan’a kadar ezmiş, Türkiye sınırına dayanmıştı. Savaşa girme olasılığı karşısında Türkiye İsmet Paşa, Edirne-Meriç boylarında sınırda binlerce tahkimatlar yaptırmıştı. Yine Alman Savaş uçaklarının İstanbul’u bombalama olasılığı karşısında, tarihi eserler Niğde’ye taşınması yanında geceleri bütün İstanbul’da karartma yapılıyordu. (Ben 1945 doğumluyum, babalarımıza ben ne zaman doğdum diye sorduğumda bana, “sen Alaman harbinin bittiğinde doğdun” derlerdi.

Cumhuriyet Tarihinin en büyük iftirası

Böylece tarihi ve ulusal değerlerimizi savaşın yıkıcı etkisinden korumak adına yapılan bu fedakarlığı, ne yazık ki ülkenin ucuz bağnaz politikacıları, Devrim ve Atatürk düşmanları tarafından CHP ve İsmet İnönü aleyhine Cumhuriyet tarihinin en zalim ve en gaddar ifadesi ile “camileri kapattılar” iftirasına dönüşmesine neden olmuş. Cahil halka karşı köylerde kasabalarda, şehirlerde yapılan bu çirkin iftira dalga dalga yayılmış, böylece CHP’nin iktidara gelmesini yıllarca engellemiştir.

Ayrıca İkinci Dünya Savaşı yılları Türkiye’de kıtlık yıllarıdır, ülkede halkın üzerine yoksulluk çökmüş, ekmek karne ile veriliyor, sınırlar ateş çemberi ile çevrilmiş. Devletimiz belki bir kaza sonucu savaşa katılırsa diye iki milyondan fazla askeri silah altın almış. Bu kadar askeri beslemek için, yönetim halktan aldığı buğdayı koyacak yer bulamamış. Ülkede buğday stokunun yoğun olduğu yerlerde buğdayı çürümesin diye az kullanılan camilere buğday koymuşlar.

İşte böylece camiler üzerindeki bu zorunlu kullanmayı gören, Atatürk’ten beri pusuya yatan tutucular, Atatürk ve devrim düşmanları öylesine bir fırsat yakalıyorlar ki “mal bulmuş magribi gibi[ii] “bu CHP var ya bu CHP camileri kapattı” iftirasını bayraklaştırıyorlar, günümüze kadar başta Menderes (DP) olmak üzere günümüzün en tutucu iktidarı AKP-RTE ile günümüzde bile halkı CHP ye karşı öylesine kışkırtıyorlar ki 1950’den sonra CHP doğru düzgün bir türlü iktidara gelemiyordu. Din cahil bağnaz insanların en zayıf yanlarıdır, çünkü dinsel kökenli kışkırtma halk üzerinde çok büyük etki yapar. Bunun en acılı dinsel kışkırtma olaylarını Maraş, Sivas, Çorum gibi illerde kanlı katliamlara tanık olarak yüzlerce vatandaşlarımızın katledilişini yaşadık. Cumhuriyet Tarihimizin hemen her safhasında, pusuya yatan Atatürk, devrimler, demokrasi düşmanları yanında, ne yazık ki demokrasiyi iyice özümsememiş oy çıkarcısı siyasal kişilerin dinsel kökenli kışkırtmaları halen devam etmekte. Ne ki İslam Tarihi, Kerbela olayından beri nice dinsel kökenli tahriklerle, nice katliamlarla doludur ki Kerbela katliamı Ehli Beyte yapılan saldırılar, dökülen kanların acıları yüzyıllardan beri halen yaşanmakta.

Almanlar da Ruslar da 2. Dünya Savaşına katılmamızı istiyorlardı

İnsanlık tarihinde en çok insan kaybının olduğu (65 milyon insan öldü) 1939 da başlayıp 1945 de biten İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün direnmesi ile bu savaşa girmemiştir. O kıtlık yıllarında Türkiye Enver Paşa şımarıklığı istemi gibi davranıp bu savaşa girse idi çok şey kaybederdi. Savaş süresince Almanlar (Hitler) Türkiye’ye baskı yaparak “size silah, para, altın verelim Ruslara karşı savaşa girin”, yukarıda Rusya (Stalin) ayni baskıyı yaparak, “size silah, para, altın verelim Almanlara karşı savaşa girin” demelerine karşın, ömrü Birinci Dünya Savaşının nice birbirinden binlerce km uzaktaki cephelerde savaşan cephelerinde yıkımı gören İsmet Paşa savaşın nasıl yıkıcı bir şey olduğunu bildiği için ülkeyi bu savaşa sokmamış tarafsız kalmayı başarmıştır.           

 “İsmet İnönü ile ona sitem eden bir genç arasında geçen tarihi bir anekdot geçer. Ancak aktarılan diyalog genellikle "erkeklik" üzerinden değil, savaş döneminde çekilen yokluklar (kıtlık) üzerinden hafızalarda yer etmiştir. Tarihsel kayıtlara ve anlatılara göre diyalog şu şekildedir: Savaş yıllarında (veya sonrasındaki mitinglerde) bir vatandaş İnönü'ye yaklaşarak, Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'na sokmadığı için ülkenin o dönemde ciddi anlamda kıtlık ve yokluk çekmesine sitem eder ve "bizi aç bıraktın" der. İsmet Paşa’nın bu eleştiriye verdiği, siyasi dehasını ve savaşın yıkımından uzak durma politikasını özetleyen efsanevi cevabı ise şudur: "Ben sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım”. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye, tarafsızlık ve denge siyaseti izleyerek milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bu büyük yıkımın dışında kalmayı başarmış, ancak seferberlik ekonomisi ve kıtlık nedeniyle halk büyük bir ekonomik zorluk yaşamıştır. İnönü de bu sözüyle, alınan kararın ülkeyi ve ocakları korumak adına zorunlu bir fedakârlık olduğunu vurgulamıştır”. [iii]                                                      

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SONNOTLAR



[i]  Tağut Soner Yalçın sf. 51

[ii] Ummadığı veya beklemediği büyük bir fırsata kavuşarak aşırı sevinç, coşku yaşayan kimselere karşı kullanılan bir deyim. 

[iii]s://www.google.com/search?q=bir+genç+İsmet+Paşaya+2...dünya+savaşına+bizi+sokmadın+erkekliğimizi+öldürdün+dedi+&num=10&sca_esv=d0dc8852595


19 Mayıs 1919'un Anlam Ve Önemi
Ülkelerin tarihlerinde;  hiç unutamadıkları ve asla unutmamaları gereken, ülkenin kaderini değiştiren, yeni bir sayfa ve çağ açan, o ülke için yeni bir milat olan,  çok özel günleri vardır.

 

İşte,  19 Mayıs 1919 tarihi de,  mavi gözlü, sarışın o Osmanlı subayının,  kuruluşunu kafasında planladığı günümüzün  modern ve laik Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş temellerinin atıldığı ve bu temele ilk harcın konulduğu çok önemli ve özel bir gündür.

 

Mavi gözlü sarışın kahraman ve cesur o genç Osmanlı subayı,  19 Mayıs 1919 günü Samsuna ayak basmış,  üzerindeki Osmanlı kimliğini ve üniformasını çıkararak,  düşman işgali altındaki, onurunu, gücünü ve topraklarını kaybetmiş,  çökme aşamasına gelmiş, Sevr ile ölüm fermanı imzalanmış Osmanlının enkazından,  saltanatın ve hilafetin kaldırılacağı,  halkın,  seçtiği temsilcileriyle kendi kendini yöneteceği,  laik ve demokratik, üniter yapıya sahip, ümmet değil millet temelli yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti ulus Devletini kurmaya yönelik direniş planını uygulamak üzere, düğmeye basmış ve zafere giden ilk adımını atmıştır.

 

19 Mayıs 1919 tarihi itibariyle artık Osmanlı ile arasındaki gemileri yakarak,  ayak bastığı Samsundan,   Anadolu'nun derinliklerine, zorluklarla dolu yeni ve aydınlık bir hedefe, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna doğru yelken açan eskinin o Osmanlı subayı Mustafa KEMAL,  halkımızı da arkasına alarak,  adeta devleşmiş ve ülkemizi işgal eden emperyalist devletlerle giriştiği kurtuluş savaşından muzaffer çıkarak,  bugünkü bağımsız, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmuştur.

 

19 Mayıs 1919 tarihi ile Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı olarak kutlanan her yılın 19 Mayısları;  Türkiye Cumhuriyetinin,  demokratik ve laik, vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütün olan,  ulus ve üniter devlet niteliğine aşık evlatları için,  bu nedenle çok önemli ve çok özel bir gündür.    

 

19 Mayıs 1919 tarihi ve Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı olarak kutladığımız her yılın 19 Mayısları,  demokratik ve laik, etnik kimliklere dayanmayan ve önem vermeyen ulusal ve üniter bir yapıya sahip Türkiye Cumhuriyeti devletini bir türlü kabullenemeyen,  içlerine sindiremeyen karşı devrimci,  ümmetçi,  anti laik, siyasal İslamcı,  etnik milliyetçi, Osmanlı hayranı ve Osmanlının özlemi içinde yanıp tutuşan Atatürk düşmanı  kesimler tarafından,  bu nedenle sevilmemekte,  onlar için karabasan olmakta,  milli bayram olarak coşkuyla kutlanmak istenmemekte,  ATATÜRK'ün Samsuna çıktığı 19 Mayıs 1919 ve onun yıldönümü olan her yılın 19 Mayısları,  halkımıza unutturulmak istenmektedir.

 

Ama,  ne yaparlarsa yapsınlar,  19 Mayısları ve diğer özel günlerimizi ve milli bayramlarımızı,  laik Türkiye Cumhuriyetini kuran,  önemli devrimleri gerçekleştiren,  saltanatı ve hilafeti kaldıran ATATÜRK'ü,  Türk Milletine asla unutturamayacaklar ve Türk Milletinin gönlünde yer eden ATATÜRK sevgisini asla yok edemeyeceklerdir.

 

Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin,  Cumhuriyetin bu değerlerine aşık tüm evlatlarının,  19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramlarını gönülden kutluyor ve milli bayramlarımızı;  bugün tüm elde ettiklerini kendisine borçlu oldukları ATATÜRK'e besledikleri kinlerini kusma ve hayranı oldukları Osmanlı'ya karşı yapıldığına inandıkları kötülüklerin  yıl dönümü  olarak gören karşı devrimcileri,  bu kin ve nefretleriyle baş başa bırakıyoruz.

 

Tam bağımsız ve ulusal egemenliğe dayanan yeni Türkiye Cumhuriyetinin temellerini oluşturan ilk belge olması nedeniyle,  Türkiye Cumhuriyeti açısından önemi büyük olan Amasya Tamiminde yer alan en önemli kararlardan biri de; ”Milletin bağımsızlığını,  yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ”kararıdır.  Bunu çok önemsediğimiz ve bugün dahi geçerliliğini koruduğu için, son söz olarak burada yer vermeyi uygun buluyoruz.

 

Bu vesileyle, Türk Milletinin bu büyük bayramını kutluyor ve en başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, er’inden generaline kadar,  ülkemizi emperyal düşman işgalinden kurtararak,  bugünkü modern demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında emeği ve kanı bulunan tüm silah arkadaşlarını ve diğer sivil asker tüm isimsiz kahramanları;  saygıyla, rahmetle,  minnet ve şükranla anıyorum. Ruhları şad ve mekanları cennet olsun.  

 

18/Mayıs/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget