Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

İrtikap
Bugünkü yazımızın konusu irtikap suçu.

 

Biliyorsunuz irtikap günün moda suçlaması.

 

Yerel Yönetimlerde iktidar olan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birçok ilçelerinde ve ülke genelinde birçok belediye başkanlıklarını kazanan ana muhalefet partisinin yerel seçimle belediyelerde elde ettiği bu üstünlüğüne, yerel yönetimlerdeki performansıyla cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde başarılı sonuçlar almasının,  özellikle de CHP Cumhurbaşkanı adayı İBB Başkanı İMAMOĞLU'nun önünü kesmek için,  siyasal iktidarın,  yargı eliyle CHP belediyeleri hakkında açtırdığı soruşturmaların vazgeçilmez suç isnadı olan ihaleye fesat karıştırma,  rüşvet ve irtikap suçları,  kamuoyunun gündeminde baş köşeye oturmuş bulunmaktadır.

 

Peki,  adından sıkça bahsedilen ve belediye başkan ve çalışanlarına sıkça  ve kolaylıkla isnad edilen irtikap suçu nedir? Güncelliğine istinaden, bu yazımızda siz değerli okurlara irtikap suçu hakkında bilgi sunmaya çalışacağız.

 

İrtikap suçu;  Türk Ceza Kanununun 250. maddesinde tanımlanmış olup, devlet idaresini küçük düşüren itibarını ve güvenilirliğini sarsan bir suç olması nedeniyle,  kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı  suçlardan sayılan, kamu görevlileri tarafından işlenen görevi kötüye kullanmak suçunun özel ve vasıflı bir halidir.

 

Bu suç üç ayrı şekilde işlenebilir.

 

Ülkemizde irtikap suçunun en çok işlendiği en klasik olan birinci hali; icbar (zorlamak, zor kullanmak) isuretiyle irtikapdır. İcbar suretiyle irtikap da,  kamu görevlisi;  nüfuzunu, yani yasalardan edindiği gücünü ve üstünlüğünü kötüye kullanarak, bir kişinin haklı veya haksız bir işini görmek için o kişiyi kendisine veya bir başkasına menfaat(Yarar) sağlamaya veya menfaat sağlama vaadinde bulunmaya icbar etmesi, zorlamasıdır, manevi cebir uygulamasıdır. Bu irtikap tipinde, menfaat temin eden kamu görevlisinin icbarda bulunup bulunmadığını,  her somut olayda,  hakim bir değerlendirme yapacaktır.

 

İcbar suretiyle irtikap suçuna bir örnek vermek gerekecek olursa. Gece yarısı şiddetli apandisit ağrısı çekmeye başlayan bir hastanızı,  en yakın bir hastanenin acil servisine götürdüğünüzde,  ilk tespitlere göre apandisitinin patlama aşamasına geldiği ve derhal ameliyata alınmasının gerektiği teşhisini öğrendiğinizde, ameliyatı yapacak olan  hastanenin nöbetçi cerrahının,  nüfuz ve üstünlüğünü kötüye kullanarak,  bana örneğin yüz bin Türk Lirası vermezseniz bu ameliyata girmem veya geciktirerek girerim demek suretiyle,  kendisine veya bir başkasına menfaat veya menfaat vadi sağlaması halinde, icbar suretiyle irtikap suçu işlenmiş sayılacaktır.

 

TCK. nun 250 maddesi ile bir de icbar karinesi getirilmiş ve bir  kamu görevlisinin,  haksız tutum ve davranışlarıyla; bir kişinin haklı ve yasal bir işinin,  gereği gibi görülmeyeceği, hiç görülmeyeceği veya vaktinde ve zamanında görülmeyeceği endişesi içine sokularak, o kişinin kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat sağlama mecburiyetinde bırakılması halinde,  icbarın var olduğu kabul edilecektir. Bir örnek vermek gerekirse, bir kamu kuruluşundan ihale alarak iş yapan bir müteahhit düşünelim, yaptığı ve yapacağı işin kamudan alacağı istihkakına güvenerek bir başkasına verdiği ve vadesinin geldiği yüklü bir çekini ödemeyebilmesi için,  iş yaptığı kamu idaresinin yetkililerine, yaptığı işin tahakkuk eden istihkakının ödenmesi talebiyle yaptığı başvurunun sudan sebeplerle hasır altı edildiğini, gerekli ödemenin yapılmadığını, haklı bir sebep olmaksızın,  bugün git yarın gel denilerek geciktirildiğini düşününüz, bu zor koşullarda bırakılan, alacaklı olduğu istihkakının zamanında ödenmeyeceği ve bu nedenle de,  vadesi gelen çekini ödeyememe ve çekinin karşılıksız çıkacağı endişesine kapılan mütahitin, istihkakını zamanında alabilmek için, bırakıldığı bu mecburiyet içinde,  ilgili kamu görevlisine veya onun yönlendirdiği bir başkasına menfaat veya menfaat vaadinde bulunması halinde, ilgili kamu görevlisi icbar suretiyle irtikap suçunu işlemiş sayılacaktır.

 

İrtikap suçunun ikinci hali; ikna suretiyle irtikap suçudur. İkna suretiyle irtikap suçunda, kamu görevlisi, bir zorlamada ve icbarda, manevi cebirde  bulunmamakla birlikte, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla aldatıp ikna ederek,  bir kişiyi,  kendisine veya bir başkasına menfaat veya menfaat vaadi sağlamaktadır. Mesela bir kamu görevlisi, bir kişinin yasalara göre harca tabi olmayan bir işini, hileli davranışlarla onu aldatarak o işin belirli bir harca tabi olduğuna ikna edip para tahsil ederek kendi cebine atması halinde,  ikna suretiyle irtikap suçu işlenmiş olacaktır.

 

İrtikap suçunun üçüncü ve son hali de kişinin hatasından yararlanarak işlenen irtikap suçudur.

 

Kişinin hatasından yararlanılarak işlenin irtikap suçu,  ikna suretiyle irtikap suçunun daha hafif bir hali olup, bu suç tipinde;  kişi, kamu görevlisine haksız menfaat ve yarar sağlaması için hileli davranışlarla aldatılarak menfaat sağlamaya ikna edilmemektedir. Ancak, kişinin; kamu görevlisinden  aldığı bir hizmet veya yaptırdığı iş karşılığında kamuya bir ödeme yapması gerektiği konusunda yanlış bir bilgi sahibi olmasından kaynaklanan kendi hatası ile yaptığı veya yapmak istediği ödemenin, kişi uyarılmayarak, doğrular anlatılmayarak, kişinin hatasından yararlanarak kabul edilerek üzerine yatılması halidir.

 

Ülkemizde en çok işlenen en klasik irtikap suçu,  icbar suretiyle irtikap suçudur.

 

21/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İmamoğlu'nun Diploma Sahteciliği Davası
İMAMOĞLU'nun;  anasının ak sütü gibi helal diplomasının,  Cumhurbaşkanı adaylığının,  kestirmeden engellenmesi amacıyla ve sarayın baskısıyla,  İstanbul Üniversitesi tarafından iptal edilmesi üzerine, İMAMOĞLU, haklı olarak,  konuyu idari yargıya taşımış ve diplomasının iptali işleminin iptali istemiyle idare mahkemesinde iptal davası açmıştır.

 

Diplomanın hukuka aykırı olarak iptali işleminin yanı sıra,  diploma iptali işlemine hukuki bir dayanak ve ciddiyet kazandırmak amacıyla,  İMAMOĞLU hakkında sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla bir de ceza davası açılmıştır.

 

İMAMOĞLU tarafından idare mahkemesinde açılan diplomasının iptali işleminin iptaline yönelik davası,  İMAMOĞLU'nun iptal talebinin reddine karar verilerek sonuçlanmış ve bu iptal davası İstinafa taşınmış ve henüz kesinleşmemiştir.

 

Bu aşamada,  İMAMOĞLU hakkında açılmış bulunan sahtecilik ceza davası da finale gelip dayanmış,  ancak, aşağıda izah edeceğimiz nedenlerle,  ortada Türk Ceza Kanununda unsurları gösterilmiş sahtecilik tanımına uygun bir suç bulunmadığı için, sahtecilik suçuna bakan ceza mahkemesi davayı sonuçlandıramamış ve davayı, idari davanın kesinleşmesini ön mesele yaparak ileri bir tarihe ertelemiştir.

 

Sahtecilik davasına bakan ceza mahkemesi;  İMAMOĞLU'nun,  diplomasının iptal edilmesi  işleminin iptalini talep ettiği reddedilen davasının kesinleşmesine bel bağlamıştır. Bu idari dava kesinleşirse,  İMAMOĞLU'nun sahte olduğu iddiasıyla iptal edilen diplomasının sahteliği kesinleşecek ve sanırım,  ceza mahkemesi de, idari yargının bu kararına dayanarak,  ceza yasasındaki tanıma uygun olmasa da İMAMOĞLU'nu sahtecilikten mahkum edecektir. Ceza Mahkemesinin tavrını biz böyle değerlendiriyoruz.

 

Aslında bir eylemde, belgede sahtecilik suçunun unsurlarının var olup olmadığının,  sahtecilik suçunun işlenmiş olup olmadığının hukuken saptanması,  idare mahkemesinin değil,  ceza mahkemelerinin görev ve uzmanlık alanına girmektedir.

 

Bu nedenle,  ceza mahkemesinin topu idari davanın sonucuna atarak davayı ertelemesi, hukuken anlaşılır gibi değildir.

 

Bize göre,   İMAMOĞLU'na isnad edilecek herhangi bir sahtecilik suçu asla mevcut değildir, İMAMOĞLU'nun iptal edilen diplomasında bir sahtecilik yoktur.

 

Keza, İMAMOĞLU'nun Kıbrıs’ta okumakta olduğu üniversiteden İstanbul Üniversitesine yatay geçiş yaparken kendisinden istenen ve üniversite yönetimine sunduğu yatay geçiş belgelerinde de bir sahtecilik yoktur.

 

Sahtecilik suçu; sahte belgenin niteliğine göre,  hususi evrakta sahtecilik ve resmi evrakta sahtecilik suçu olmak üzere ikiye ayrılır.

 

Sahtecilik suçları;  sahte belgenin içeriğine, muhtevasına ve içerdiği şekil şartlarına göre de ikiye ayrılabilir.

 

Belgenin içerdiği hususlarda, muhtevasında,  gerçek dışılık, aldatıcılık varsa. bu belge yasal şekil şartlarına uyularak ve yetkili bir merci tarafından usulüne uygun olarak düzenlenmiş veya onaylanmış olsa da; bu belge,  gerçek dışı ve aldatıcı muhtevası itibariyle, gerçekte sahte bir belgedir. Örneğin; sahte olarak düzenlenmiş, hiç hak edilmemiş bir diplomayı bir notere götürerek sahih ve gerçek bir diploma gibi aslına uygundur noter tasdiki yaptırılırsa, tasdik işlemi şeklen ve maddi olarak usulüne uygun olsa da, içeriği itibariyle yine sahte bir belgedir. Daha doğrusu, noterin resmi sıfatı nedeniyle, sahteliği ispat edilene kadar geçerli sayılan bir belgedir.

 

Belgenin içerdiği hususlarda,  yani içeriğinde bir gerçek dışılık ve aldatıcılık olmasa da, şekil şartlarında, düzenleyen, onay veren kişi veya makamda, bir gerçek dışılık ve aldatma varsa,  belgeyi düzenleyen kişi veya makam o belgeyi düzelemeye yetkili değilse, şekli, başka bir ifadeyle,  maddi bir sahtecilik vardır.  

 

Bu iki tip sahtecilik,  bazen aynı belgede bir araya gelebilir. Yani, belge hem içeriği itibariyle, hem de şekil şartları ve yetki yönünden sahte ve  gerçek dışı olabilir.

 

Bazen de,  sahte olmayan,  içeriği ve düzenleyen yetkili makam ve şekil şartları itibariyle sahih ve gerçek olan bir belge üzerinde tahrifat yapılarak o belge sahte hale getirilebilir.

 

İMAMOĞLU'nun kendisinden istenen ve yatay geçiş için üniversiteye sunduğu belgelerde;  bu anlamda, içerikleri, muhtevası, yetki ve şekil koşulları yönünden bir gerçek dışılık, aldatma ve sahtecilik söz konusu değildir.

 

Mesela, İMAMOĞLU;  yatay geçiş için not ortalamasının 90 olmasının şart olmasına rağmen, kendisinin not ortalaması 90 olmadığı için, geçiş yapabilmek için  90 not ortalaması içeren gerçek dışı, aldatıcı sahte bir belge elde ederek üniversiteye sunmamıştır. Kendisinden istenen belgeler,  içeriği ve şekil şartları itibariyle sahih ve gerçek belgelerdir.

 

İMAMOĞLU geçiş için gerekli koşulları taşımakta ve kendisinden talep edilen buna ilişkin gerçek belgeleri sunmuştur, üniversiteyi aldatan ve yanıltan, onların itimatlarını sarsan bir belge sunmamış ve eylemde bulunmamış ve üniversitenin aldığı olumlu üniversiteye kabul kararı ile eğitimine İstanbul Üniversitesinde devam etmiş tüm lisans derslerinde eğitim görüp sınavlarını başararak mezun olmuş ve diplomasını almıştır.

 

Üniversite diplomalarının içerikleri ve şekil koşulları ve usulü aşağı yukarı hep aynıdır veya benzerlik arz ederler.

 

Şimdi ben bu yazıyı yazarken çalışma odama gittim ve duvarda asılı bulunan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi diplomama baktım. Diplomada aynen diyor ki;

 

“T. C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ LİSANS DİPLOMASI

  Lisans imtihanlarını başarı ile vermiş olan Güner YİĞİTBAŞI Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1969-1970 Ders Yılında Pekiyi derece ile bitirmiştir Diploma No. 1

 

   DEKAN                              Sarı yaldızlı resmi mühür             REKTÖR

    (İmza)                                                                                        (İmza) 

                                                                                                  Soğuk Damga

 

İMAMOĞLU'da hiçbir aldatıcı, yanıltıcı ve gerçek dışı bir belge sunmadan üniversiteyi aldatmadan,  itimadını sarsmadan,  üniversitenin yetkili kurulları tarafından hür iradeleriyle kabul edildiği İstanbul Üniversitesinde eğitimini ve sınavlarını fiilen ve hukuken  tamamlamış, lisans imtihanlarını kararı ile vermiş ve mezun olarak diploma almayı hak etmiş, kendisine yetkili merciler tarafından içeriği ve şekil şartları usulüne uygun gerçek bir diploma verilmiştir. Bu diploma her açıdan sahih ve gerçek yasal bir diplomadır.

 

Bu ülke insanı; üniversitede eğitim görerek mezun olabilmek için temel ve asli bir unsur ve olmazsa olmaz koşul olan lise diploması sahibi olmamasına rağmen, sahte lise diplomasıyla üniversite okuyarak üniversite diploması alan kişilere tanık olmuştur.

 

İMAMOĞLU'nun onlarla benzer hiçbir yanı yoktur,  diploması sahih ve gerçek bir diplomadır, sahtecilik suçunu işlememiştir. Ceza mahkemesinin kararını idari dava sonucuna endekslemesi hukuka aykırıdır.

 

Son bir söz. Bu davadan hiçbir şekilde İMAMOĞLU'na ceza çıkamaz. Farz edelim ki, İMAMOĞLU'nun diploması gerçekten sahte ve suçlu.

 

Resmi evrakta sahtecilik suçu kullanmakla değil, düzenlenmekle oluşur ve örgüt üyeliği gibi, yakalanana kadar devam eden mütemadi bir suç değildir, Sahte olduğu iddia edilen diploma yaklaşık 36 sene önce düzenlendiğine göre, suç tarihinden 36 sene geçtiğine ve suç tarihi itibariyle de 765 sayılı eski ceza kanunundaki sürelere tabi olduğuna, yasadaki tüm kesme nedenleri dikkate alınsa da,  dava zamanaşımı süresi çoktan dolmuştur. En kötü ihtimalle davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi zorunludur.

 

18/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ülkeyi Halkın Karar Ve Azmi Kurtaracaktır
Bütün muhalefet partileri iktidardan memnun değiller,  ama,  iktidarı sandıkta devirmek için hiçbir ortak strateji belirlemeleri de söz konusu olmuyor.

 

Altılı masanın eski ortakları Gelecek ve Deva Partilerinin liderleri, bir hiç olduklarının farkında değiller, kendilerini dev aynasında görüyorlar, bugün mecliste temsil edilmelerini ve ortak grup kurmalarını CHP'ye borçlu olduklarının farkında değiller maalesef.

 

Gelecek Partisi lideri DAVUTOĞLU,  Yeni Yol adı altında bir ittifak arayışında akıntıya kürek çekiyor.

 

Deva lideri BABACAN ise,  ne dediğinin farkında değil, 2023 seçimlerinde CHP ile altılı masa adı altında seçim ittifakı kuran sanki kendisi değil de benim.

 

Deva lideri,  önümüzdeki seçimlerde,  CHP ile ittifak yapmayacaklarını belirtmiş ve CHP'nin geçmişini konuşsak o masada kavga çıkar demiş.

 

CHP'nin geçmişini konuşsak dediniz mi,  o laf,  ta ATATÜRK'e kadar gider bay BABACAN.

 

Babacan çok haklı. Babacan ve o kafadaki kişilerle aynı masa etrafında CHP'nin geçmişini konuşmaya başlarsak,  ATATÜRK dönemini de kapsayan CHP'nin iş başında olduğu dönemde bu ülke için yapılan kalkınma hamleleri ve kurulan sanayi tesisleri olmasaydı,  AKP'nin;  BABACAN'ın ekonomiden sorumlu bakan olduğu dönemi dahil,  bugün kadar sata sata bitiremediği,  satışlarından elde ettiği paraları taşa toprağa ve şatafata harcadığı tesislerin tamamına yakınının CHP'nin geçmiş döneminde yapıldığını gözler önüne serince,  BABACAN ve onun gibiler kavga çıkararak itiraz ederler ve gerçekleri inkara kalkışırlar.

 

Bu ülkeye,  İslam esaslı sağ siyasetten bugüne kadar hiçbir hayır gelmediği gibi,  bundan sonra da asla gelmeyecektir, bu iyice gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır.

 

BABACAN CHP ile ittifak yapmayacaklarını söylemiş. CHP de ittifak yapalım diye sanki can atıyor.

 

CHP'nin ağzı 2023 seçimlerinde altılı masa ile yandı, şimdi yoğurdu üfleyerek yemek zorunda. CHP; altılı masa benzeri partiler arası ittifakın hiçbir fayda sağlamadığını deneyerek çok açık bir şekilde gördü.

 

Sanırım CHP bundan sonra sandıkta seçmen bazında yapacağı ittifakın taşlarını, bugün itibariyle sayısı doksanlara varan, her görüşten insanların ellerine Türk Bayraklarını alarak katıldıkları meydan mitingleriyle örmeye başladı bile.

 

Halk da,  aldıkları az sayıdaki oylarla hiçbir varlık gösteremeyen partilere verdikleri oylarının boşa gittiğinin ve iktidara yaradığının bilincine vararak gönüllerindeki partiye oy vermenin işe yaramadığını, bu şekilde iktidarın değiştirilmesinin imkansızlığını iyice anlamış durumda olmalılar.

 

Bu nedenle, toplumsal muhalefetin ana ve en büyük partisi olan,  seçmen sayısıyla seçim kazanma potansiyeline ve şansına sahip bulunan CHP yönetimine düşen görev ve sorumluluk çok büyüktür.

 

CHP; partilerle asla organik bir ittifaka girişmemeli ve iktidarın sandıkta değiştirilebilmesi için,  seçmenin bir defaya mahsus olmak üzere,  hiçbir parti farkı gözetmeksizin sandıkta oylarını seçim kazanmaya en yakın parti olan  ana muhalefet partisinde  birleştirmelerinin gerekliliğini seçmene izah etmeli, seçmeni bu konuda ikna etmeli ve iktidara geldiğinde yapacaklarını somut bir şekilde halka açıklamalıdır.

 

CHP;  haftada iki kez biri İstanbul ve diğeri değişik illerimizde yaptığı, parti farkı gözetmeksizin halkımızın Türk Bayraklarıyla ve coşkuyla katıldığı meydan mitinglerini yılmadan ve ısrarla sürdürmeli ve seçmeni sandıkta ittifaka hazırlamalıdır. İktidarı değiştirmenin başka yolu asla yoktur.

 

Bu sağlanamazsa , ben illaki partime oy vereceğim inadı sürdürülürse,  bu inadın Cumhur İttifakına ve ERDOĞAN'a yarayacağı, yoksulluğun devam edeceği gerçeği asla unutulmamalıdır.

 

Amasya Tamiminde büyük ATATÜRK'ün dediği gibi, ülkeyi bu iktidarın kötü yönetiminden,  halkın oylarına yansıtacağı sandıkta birleşecek ortak karar ve azmi kurtaracaktır.

 

17/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bazı Kısıtlamalara Hazırlıklı Olun
Adalet Bakanlığına atanan çiçeği burnundaki yeni Adalet Bakanımız Akın GÜRLEK'in T24 Haber Merkezince özetlenen; İstanbul'un tutuklanarak görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik olarak,  Mahkeme salonlarının siyaset arenası olmadığına, tutuklu isimlerin sosyal medyadan açıklamalarının yayılmaya devam etmesine ve mitinglerde mektuplarının okunmasının yanlışlığına, tutuklularla ilgili yasal mevzuat boşluğunun varlığına,  Avukatların cezaevlerine saat sabah sekizde gelip gece çıktıklarına, tutukluların avukatlarla görüşmesi ve not vermesi konusunda eksikliklerin var olduğuna, bu konular hakkında yasal düzenleme yapılması için talimat verdiğine yönelik açıklamalarına bakıldığında, eni Adalet Bakanı Akın GÜRLEK'in;  yeni bir misyonla Adalet Bakanlığına getirildiği, özellikle tutuklu İBB Başkanı İMAMOĞLU'nun sesinin kısılarak toplum ile bağının koparılarak etkisiz hale getirilmesinin, kısa bir süre sonra başlayacak olan İMAMOĞLU duruşmalarında, İMAMOĞLU'nun hakkında açılmış olan davaların siyasal temele dayalı asılsız suçlamaları içerdiğine yönelik siyasi içerikli savunma yapmasına sınır ve engel getirilmesinin planlandığı şüphesi akıllara takılmaktadır.

 

Herkes şunu iyi bilmelidir ki; masumluk karinesine göre, İMAMOĞLU dahil herkes,  suçlu olduğuna dair yargı tarafından hakkında verilerek kesinleşen bir yargı kararı olmadan suçlu kabul edilemez. Kesinleşen yargı kararına kadar herkes masumdur.

Tutuklanan şüpheli ve sanık da aynı şekilde hakkında verilen kesin bir hüküm olmadan masumdur.

 

Tutuklama maddi hakikate ulaşabilmek için ilgili yasada öngörülen koşullarda istisnai olarak baş vurulabilen yasal ve geçici bir emniyet tedbiridir. Amacı da hakikate ulaşmanın önündeki;  birincisi,  kaçma ve ikincisi de, delillerin karartılması engellerine mani olmaktır.

 

Bu nedenle; haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan, suçlu oldukları için değil,  tedbiren tutuklananların,  tutukevinde tabi tutulacakları sınırlandırmaların,  suçlulukları ve cezaları kesinleşen, masumiyet karinesinden istidadeleri sonlanmış bulunan hükümlü statüsündeki tutuklulara nazaran, asgari düzeyde ve tutuklamadan beklenen amaçlarla sınırlı olması şarttır.

 

Şüpheli ve/veya sanığı;  demir parmaklık arkasında ve dört duvar arasında kapalı cezaevinde tutarak,  kaçması önlenmektedir. Aynı şekilde cezaevinde tutarak delilleri karartmasının önüne geçilmektedir. Masum kabul edilmesi gereken tutukludan başka ne istiyorsunuz Allah’ınız aşkına? Hatta,  tutuklular için,  yolu ve çatısı ayrı sadece tutukluların kapatılacağı ayrı ve müstakil bir tutukevi yapılması da zorunlu olmalıdır.

 

Bu gerçeklere rağmen,  yeni Adalet Bakanı çıkmış ve masumluk karinesinden yararlanan,  haklarında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmayan tedbiren geçici olarak tutukevinde tutulan, beraat etmeleri olası insanlara ileride önüne geçilmesi imkansız mağduriyetlere neden olacak, tutuklamanın amacını aşan,  daha ağır ve ilave  kısıtlamalar getirmenin yollarını arıyor.

 

CMK 154 çok açık. şüpheli veya sanık vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.

 

Adalet Bakanının savunduğu gibi yasal bir boşluk yoktur. Yasa,  görüşmenin  zaman ve mekanını açıkça belirtmiştir.

 

Ne zaman? “her zaman”

 

Nerede? “başkalarının duyamayacağı bir ortamda”

 

Buna rağmen, yasada boşluklar var bahanesiyle,  ek bazı yasal düzenlemeler yapma  arayışına girmek; bugün uygulanmakta olan şüpheli ve sanık ile müdafiin görüşmelerine bazı yeni ek sınır ve engellemeler getirme arzu ve isteği olarak algılanmalıdır.

 

Ne demek yasal boşluklar var?

 

CMK 154 maddesi neyinize yetmiyor?

 

İngilterede yazılı bir anayasa dahi yok. Ama,  adamlar anayasal bir boşluk var diyerek bir mazeret üretmiyorlar, vatandaşlarının özgürlüklerine yazılı bir anayasa olmadığı halde azami saygı gösteriyorlar. Adamların niyetleri üzüm yemek, bağcı dövmek değil.  Üzümü de yazılı bir anayasaları olmadığı halde yiyebiliyorlar. Niyetleri,  bağcı dövmek, yani özgürlükleri kısıtlamak olsa,  onlar da sanırım yazılı bir anayasamız olsun mazeretine sığınarak özgürlükleri kısıtlayan yazılı bir anayasa yapma yolunu seçerlerdi.

 

Adalet Bakanının; mahkeme salonlarının siyaset arenası olmadığı, siyasi savunmaların yapılamayacağına ilişkin beyanı da mahkeme hakimlerine verilen gizli ve dolaylı bir talimat niteliğinde olup; bu beyan, savunma hak ve özgürlüğü adına çok sakıncalı ve  tehlikelidir. Maalesef,  yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı yok edildiği için, Adalet Bakanının memuru konumuna getirilen hakimlerimizin bu talimattan etkilenerek,  yargılama evresinde özellikle İMAMOĞLU'nun savunmalarının, siyaset yapıyorsunuz, sadede geliniz gerekçesiyle sık sık kesilmeye kalkışılması halinde ne olacak, hiç düşündünüz mü?

 

İMAMOĞLU'nun;  Cumhurbaşkanı adayı olarak ERDOĞAN'a meydan okuması nedeniyle,  siyaseten ve siyasi geleceğini sonlandırmak amacıyla suçlanarak tutuklandığını bilmeyen yok, bu nedenle,  İMAMOĞLU'nun savunmasının temeli de doğal olarak siyasi olacak ve savunmasını siyasetin gerçekleriyle bina edip güçlendirecektir.

15/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bu Kadarını Asla Beklemiyorduk
Halkının birlik ve beraberliğini sağlamakla görevli bir Cumhurbaşkanının; partili de olsa, ana muhalefete yönelik, taraflı, hukuken tartışılan önemli soruşturmalarda imzası bulunan, adı sarayın talimatıyla iş gören bir savcıya çıkmış bulunan bu nedenle çok yıpranan İstanbul Başsavcısını, gözüm parmağına zihniyetiyle, muhalefetle inatlaşarak, ben yaptım oldu diyerek T.C. Devletinin Adalet Bakanlığına ataması, hukuk ve adalet adına üzüntü verici olduğu gibi, Türk devletinin ve halkının geleceği adına çok düşündürücü ve endişe vericidir.

 

Yürürlükteki sisteme göre Adalet Bakanı; yargının en tepe noktasında, savcı ve  yargıçların atanmasında asli söz sahibi olan Hakimler Savcılar Kurulunun da başkanıdır. Bu nedenle, özellikle bizim bu hukuk ve devlet sistemimizde Adalet Bakanının bağımsız ve tarafsız olması, yargı bağımsızlığının da olmazsa olmaz koşuludur.

 

Cumhurbaşkanının partili ve taraflı olduğu, tüm yetkileri tek başına elinde tuttuğu, bakanların, Cumhurbaşkanının emir ve talimatlarını koşulsuz olarak yerine getiren, tek başlarına hiçbir yetki kullanamayan sekreter konumunda yüksek maaşlı memurlar oldukları Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, zaten bir Adalet Bakanının tarafsız ve bağımsız olması işin tabiatı gereği beklenemezken, daha önce Adalet Bakan yardımcılığı yaparak siyasallaşan, daha sonra atandığı İstanbul Başsavcılığında başlatarak yürüttüğü siyaset kokan ana muhalefet partisinin seçilmiş belediye başkanlarına yönelik soruşturmalarla tarafsızlığını yitirdiğine dair kamuoyunda ciddi endişeler oluşan Sayın GÜRLEK'den, T.C. Devletinin tarafsız bir Adalet Bakanlığı yapacağını beklemek büyük bir iyimserlik olacaktır.

 

Adalet Bakanlığına atanan İstanbul Başsavcısının; bugüne kadar İstanbul savcısı iken tarafsız görev yapmayarak Türk Milleti adına yaptığı yargı görevini iktidar lehine siyasallaştırmış olması, İstanbul çapında ve mikro düzeyde yargıya olan güvene zarar vermişse de, ERDOĞAN'ın adalet sekreteri olarak onun muhalefete yönelik yasa dışı emir ve talimatlarına göre görev yapmakla yükümlü olan T.C. Devletinin Adalet Bakanlığına atanan İstanbul Başsavcısının yeni atandığı bakanlık makamında, istese de tarafsız bir görev yapamayacağı çok açıktır.

 

Adalet Bakanlığına atanan Sayın GÜRLEK tarafından  İstanbul Başsavcısıyken başlatılarak yürütülen ve bazıları iddianameye bağlanarak davaları açılmış bulunan soruşturma ve dava dosyalarını sonuçlandırmakla görevli savcı ve hakimlerin tayin ve terfilerinde tek  yetki sahibi olan  Hakimler Ve Savcılar Kurulunun başkanlığına, bugünden itibaren, Adalet Bakanı olarak Sayın GÜRLEK gelmiş bulunmaktadır.

 

Bu ne demektir biliyor musunuz?

 

İstanbul Başsavcısı iken, Adalet Bakanı sıfatıyla Ankara'ya atanan Sayın GÜRLEK, Adalet Bakanı olarak, makro düzeyde, ülkenin tüm yargısı, savcı ve hakimleri üzerinde kazandığı üst derece yasal yetki ve nüfuzu sayesinde, Ankara’ya Adalet Bakanı olarak giderken İstanbul adliyesinde yarım bıraktığı soruşturma ve dava dosyalarının üzerindeki elini fiilen çekmiş olmakla birlikte, bu soruşturma ve dava dosyalarının üzerinde, o dosyaların  savcı ve hakimi gibi nüfuzunu kullanabilecek daha üst yetkilerle donatılmıştır.

 

Bu çok tehlikelidir. Oysa ki; hukukumuzda ve evrensel hukukta. yargının tarafsızlığının ve adil yargılanma hakkının gereği olarak; bir savcı, soruşturmasını kısmen veya tamamen yapmış, imzasını koymuş olduğu bir davanın hakimliğini yapamaz, o davaya hakim olarak atanamaz.

 

Muhalefete yönelik tartışmalı soruşturmalarıyla tarafsızlığını yitirdiğine, yargıyı siyasallaştırdığına dair hakkında Türk kamuoyunda ciddi şüpheler oluşmuş bulunan İstanbul Başsavcısının, henüz görevinin başındayken, savcılıktan istifa veya emekli olarak ayrılmadan, aradan makul bir süre geçmeden, parmağım gözüne misali, bile bile, bilinçli olarak, Adalet Bakanı yapılarak, yargıda görevli tüm  savcı ve hakimlerin amiri konumuna getirilmesinin, savcısı olduğu bir davanın hakimliğine atanan savcıdan bir farkı olamaz.

 

Kaldı ki; Adalet Bakanının yerel mahkemelerin kararlarını denetleyen üst mahkeme hakimlerinin atanmalarındaki yetkileri de ayrıca dikkate alınmalıdır.

 

Biliyorsunuz, eski Türkiye’de, seçime giderken, seçimlerin tarafsızlığı adına, partili Adalet Bakanları görevlerinden istifa etmek ve koltuklarını tarafsız bir bakana terk etmek  zorundaydılar.

 

Bu itibarla, İstanbul Başsavcısının Adalet Bakanlığına atanması, hem düşündürücü ve hem de ülkenin ve ülke siyasetinin ve demokrasinin geleceği adına çok endişe verici olup, asla demokratik ve etik değildir.

 

Son bir not; bazı insanlar, bu atamanın bir baskın seçim hazırlığı olduğunu iddia ederek beni güldürüyorlar. Baskın seçim ne demek? muhalefeti yanıltarak, hazırlıksız yakalayarak, sürpriz bir şekilde derhal seçime gitmek demek olup, oysa ki, muhalefet ayakta ve seçime hazırdır, seçime hazırlıklı olmayan iktidarın kendisidir. Bu nedenle, iktidarın bu koşullarda bir baskın seçime gitme niyeti asla yoktur. Asıl amacın, olsa olsa, muhalefeti tamamen susturmaya yönelik daha geniş, daha köklü, sonuç alıcı ve ses getirecek bir mıntıka temizliği hazırlığı olduğunu düşünüyoruz.

 

12/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

CHP Genel Merkezi CHP Seçmeninden Özür Dilemelidir
Ankara Keçiören Belediye Başkanı da CHP'den istifa ederek CHP seçmeninin verdiği oyların üzerine çökmüş bulunuyor.

 

CHP Genel Merkez yöneticilerine soruyoruz,  bu kaçıncı ihanet ve fire?

 

Bir olur iki olur,  bu kaçıncı ihanet beyler?

 

Bu istifalar bir tesadüf değildir,  aday belirlemelerindeki ahbap çavuş ilişkilerinin ve oy devşirme açgözlülüğünün bir sonucudur bu istifalar.

 

Kısa zamanda ortaya çıkan ve üst üste gelen  istifalar, kavun değil ki,  adamın kıçını  koklayalım mazeretiyle asla geçiştirilemez.

 

Yazık değil mi bu CHP seçmeninin oylarına?

 

Türk seçmeni;  zaten sorunlu, nazlı ve oyu çok kıymetli,  oy vermeden önce kılı kırk yarıyor, çektiği onca sıkıntıya rağmen ikna edilmesi zor oluyor, kolay kolay partiler arası oy geçişi olmuyor, bunu açıkça görüyoruz, AKP'nin tüm başarısızlıklarına rağmen,  seçmen çoğunluğu,  hala bir çırpıda AKP'den ayrılamıyor, ayrılsa dahi hemen başka bir partiye oy vermeyi düşünmüyor ve kararsızlar arasında yerini alıyor, yani,  yeni seçmen kazanmak, en başta CHP olmak üzere muhalefet için oldukça zor.

 

CHP;  son yerel seçimlerde bu zoru başarmış ve oyunu artırarak ülke çapında önemli belediye başkanlıkları kazanmıştır, bunlardan biri de Keçiören belediyesidir.

 

Buradan soruyoruz;  CHP yönetimi olarak, kendi belirlediğiniz adayların CHP seçmeninden aldığı oylarla belediye başkanı seçilmelerinden sonra istifa ederek iktidar partisine geçmeleri halinde,  istifalarla oyları yok olan CHP'nin nazlı seçmenlerinin oylarını, bundan sonraki seçimlerde,  nasıl CHP saflarında tutabileceksiniz?

 

CHP genel merkez yönetimi, CHP seçmeninden derhal özür dilenmelidir, bu istifaların ayıbı,  CHP Genel Merkezine aittir.

 

En başta,  zar zor ikna edebildiğiniz,  binbir nazla CHP'ye oy veren seçmenler olmak üzere,  CHP seçmenleri; belirlediği adaylara verdiğim oylarımla belediye başkanı seçtiğim insanların istifa ederek CHP'den ayrılmaları sonucunda oylarım çöpe gidecekse,  benim iradem yok sayılacaksa,  ben niçin CHP'ye oy vereyim diye kendilerini sorgulamaya başlarlarsa,  yandı gülüm keten helva, baharı dört gözle bekleyen Türk Halkı, baharı beklerken  kışı yaşamaya devam eder.

 

Bu yazıyı yazmak zorunda kaldığım için kimse kusura bakmasın ve kızmasın bana  lütfen. Benim de içim yanıyor bu gerçekleri yazdığım için.

 

08/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget