Avukatlar Günü
Demokrasinin ve tüm
özgürlüklerin teminatı olan savunma ve hak arama özgürlüğünün hayata
geçirilmesinin mümtaz neferleri, benim
de çeyrek asırlık hakimlik ve savcılık görevimden sonra aralarına katılmakla
gurur duyduğum, hiçbir dönemde
siyasallaşmayan, bağımsızlığını ve
tarafsızlığını yitirmeyen bu nedenle de ve bize göre, yargının üç kurucu unsurundan en önemlisi olan
yargının savunma ayağının onurlu temsilcileri değerli avukatlarımızın
avukatlar gününü, en iyi dileklerimle kutluyorum.
Avukatlara verilmesi gereken
önem ve değer, onların şahıslarına değil, temsil ettikleri ve yerine getirdikleri
savunmanın ve savunma hakkının kutsallığından
ve tüm özgürlüklerin teminatı olmasından kaynaklanmaktadır.
Biz, yargının üç kurucu
unsurundan, iddia, savunma ve karar
makamlarının tümünde oturan ve bu makamlarda görev yapan 56 yıllık bir hukukçu
olarak, diyoruz ki; hakim
olsun, savcı olsun, bir hukukçunun erişebileceği en üst ve son
makam, savunma, yani avukatlık makamıdır.
Bu nedenle, sıfatı, makamı ve mevkii ne olursa olsun, herkesin, avukatlarımıza hak ettikleri değeri vermeleri,
savunma mesleğine saygı duymaları
gerekir.
Hiç dikkat ettiniz mi?
Hakkında en küçük bir iddiada bulunulan herkes ‘in, ilk önce kapısını çaldığı kişi, avukatlardır.
Hatta, suçlanan kişinin; hukuk tahsil etmiş bir avukat, hakim ve savcı
olması halinde dahi, suçlanan o avukatın,
hakimin ve savcının da, kapısını ilk
çaldığı kişi, bir avukat olmaktadır. Bu
örnek dahi, savunmanın ve avukatın
önemini ve gerekliliğini, gözler önüne
sermektedir.
Peki, ülkemizde, bu kadar önemli ve gerekli olan
savunma mesleğine ve bunu icra eden avukatlarımıza hak ettikleri gereken önem
ve değer verilmekte midir?
Maalesef, bu soruya olumlu bir cevap verebilmemiz mümkün
değildir.
Gerektiğinde Yüce Divanda
yargılanan Başbakanların ve Bakanların dahi savunmalarını üstlenen avukatlara, daha
dün diyebileceğimiz yakın tarihe kadar ülkemizde verilen değer, üçüncü dereceden bir devlet memuruna verilen
değerin dahi altındaydı.
Bu örneği niçin veriyoruz?
Niyetimiz üçüncü dereceden memura değer vermemek, onu küçük görmek değildir, yanılmıyorsak üçüncü dereceden itibaren, 3, 2 ve 1.
dereceye terfi eden devlet
memurlarına, çok eski tarihlerden bu yana
yeşil pasaport verildiği halde, avukatlarımıza; yeşil
pasaport dan yararlanma hakkı, mensubu olduğum İzmir Barosu dahil, tüm barolarımızın ve Türkiye Barolar
Birliğinin uzun yıllara dayalı uğraşıları sonunda, hem de avukatların söz sahibi olduğu Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir yasa ile çok yakın tarihlerde
tanınmıştır.
Demokrasinin ilkelerini, insan hak ve özgürlüklerini içlerine
sindirememiş olan siyasal iktidarlar ve onların emir kulu olan emniyet güçleri,
avukatlarımızı, bu ülkede potansiyel suçlu bir kitle olarak
görmekte ve en küçük bir fırsatı yakalamaları halinde avukatlarımızı yerlerde
sürükleyerek tartaklamayı kendilerine hak görmektedirler.
Yargının üç kurucu unsurundan
birisi olan ve avukatlarla birlikte görev yapan hakimlerimizin azımsanamayacak
olan bir bölümü de; maalesef, savunma makamını ve avukatlarımızı, görev yapmalarının önünde bir engel olarak
görmekte, savunma makamının hakkını
vermeye çalışan ve üstlendiği görevi hakkıyla yerine getirmek, maddi hakikate ulaşmak, adil yargılanma hakkını hayata geçirmek için
çırpınan ve yeri geldiğinde hakim ile hukuki tartışmaya girmek zorunda kalan
avukatlarımızı, duruşmanın huzurunu
bozdukları uydurma gerekçesiyle, dışarı
atmakla tehdit edebilmekte, genellikle
buna cüret edemese de, avukatlarımızın
asaplarını bozmakta, dikkatlerinin
dağılmasına neden olmaktadırlar.
Bunda, bazı avukatlarımızın, temsil ettikleri savunma makamının hakkını veremeyerek,
gerektiğinde hakim karşısında dik
duramayışlarının da büyük katkısının olduğu, inkar edilemez bir gerçektir.
Şu anda avukatlık yapan bu
satırların yazarı olarak, duruşmalarda
başımıza gelen yaşadığımız canlı olaylardan bir örnek verecek olursak; ismi
lazım değil, İzmir ilindeki bir ağır ceza mahkemesinde, avukat olarak savunma makamını temsil ederken,
ihsası rey anlamında ve hatta reddi
hakim koşullarını taşıyan, tarafsız bir
hakime yakışmayacak beyanlarda bulunan mahkeme başkanıyla haklı olarak
girdiğimiz tartışmaya tanık olan tanımadığımız ve o anda farkına dahi
varmadığımız bayan bir stajyer avukatın, duruşmanın bitiminde arkamızdan yanımıza
gelerek, bizi tebrik edişini, savunma makamının hakkını veren ve
gerektiğinde mahkeme başkanıyla sert tartışmalara girebilen avukatlara pek
tanık olmadığını beyan edişini, savunma
makamının hakkını ve itibarını koruyan ve uyarılarıyla mahkeme başkanına hak
ettiği dersi veren bizimle tanışmak istemesini, üzülerek de olsa burada açıklamak zorundayız.
Hakimlerimiz, hiç unutmamalı ve çok iyi bilmelidirler ki; ülkemizde yok olma noktasına gelen, yerlerde sürünen yargının bağımsızlığını, demokrasinin ilkelerini, insan hak ve özgürlüklerini savunan kuruluşlar
ve kişiler; barolarımız ve aydın sorumluluğunu taşıyan
avukatlarımızdır. Hakimlerimizin, emekli olduktan veya istifa ederek, oturdukları kürsünün, avukata göre daha yüksek rakımlı koltuğundan
indikten sonra ilk çalacakları kapı, avukatlık ruhsatı talep etmek üzere, Barolarımız olmaktadır. Yukarıda bahsettik, hukuk mesleğinin zirvesi ve en tepe noktası
avukatlıktır.
Şu gerçeği de zikretmeden
geçemeyeceğiz. İçinde bulunduğumuz dönem,
avukatlık mesleğinin hukuk kuralları içinde özgür bir şekilde icrasını
engelleyen çok talihsiz bir dönemdir. Bu
talihsizlik, görevlerini hukuk içinde
kalarak yapmak isteyen hukukun üstünlüğüne saygılı savcı ve hakimlerimiz için
de geçerlidir.
Yargı; bir kısmıyla bugün, çökmüş bir siyasal iktidarı ayakta tutabilmek
için hukukun üstünlüğünü ve Anayasa Mahkeme kararlarını dahi tanımayacak duruma
gelmiş, tarafsızlığını ve bağımsızlığını
yitirerek siyasallaşmıştır maalesef. Bu
koşullarda savunma mesleğini icra eden avukatlarımız büyük bir çaresizlik
içinde kıvranmaktadırlar. Tutuklama, yasal koşulları olmadığı halde ilk önce
başvurulan bir kurum haline getirilmiş, tutuksuz yargılanmanın asıl, tutuklamanın istisna olduğu kural ve anlayışı tamam
tersine döndürülmüştür. Bu durumda yasal
koşulları olmadığı halde hukuka aykırı bir şekilde tutuklanan bir müvekkilinin
tutuklanmasına itiraz edecek olan avukatın çaresizliğini, reddedileceğini adı
gibi bildiği haklı bir itirazını yazarken çektiği acı ve ızdırabı düşünebiliyor
musunuz?
Aynı şekilde, sonradan bulunan gizli tanık beyanlarıyla
haklarında ağır cezaların talep edildiği suçsuz ve masum sanıkları savunmak
zorunda kalan avukatların; olmayan ve siyasal nedenlerle, zorlanarak
yaratılan bir suçun işlenmediğinin savunulmasındaki zorluğu, düşünebiliyor
musunuz?
İddia makamı ile eşit
koşullarda görev yapması gereken avukatların;
silahlardaki eşitlik ilkesinin olmadığı bir hukuk düzeninde yapmak
zorunda bırakıldığı savunma mesleğinin ne kadar güç olduğunu düşünebiliyor
musunuz?
Yazacak ve paylaşacak daha
çok sorun var ama, tadında bırakarak, yargının savunma ayağının mümtaz temsilcileri
olan tüm avukatlarımızın; yargının tüm sorunlarının çözümlendiği, yargının
bağımsız ve tarafsız olduğu, hukukun üstünlüğünün tüm koşullarıyla sağlandığı
günleri görmek arzu ve özlemi içinde, avukatlar gününü kutluyor ve herkesi, daha ihtiyaç duymadan, savunma hakkına ve avukatlarımıza sahip
çıkmaya ve saygılı olmaya davet ediyorum.
05/04/2026
Hukukçu
İzmir Barosu Üyesi Avukat

