Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Ülkeyi Halkın Karar Ve Azmi Kurtaracaktır
Bütün muhalefet partileri iktidardan memnun değiller,  ama,  iktidarı sandıkta devirmek için hiçbir ortak strateji belirlemeleri de söz konusu olmuyor.

 

Altılı masanın eski ortakları Gelecek ve Deva Partilerinin liderleri, bir hiç olduklarının farkında değiller, kendilerini dev aynasında görüyorlar, bugün mecliste temsil edilmelerini ve ortak grup kurmalarını CHP'ye borçlu olduklarının farkında değiller maalesef.

 

Gelecek Partisi lideri DAVUTOĞLU,  Yeni Yol adı altında bir ittifak arayışında akıntıya kürek çekiyor.

 

Deva lideri BABACAN ise,  ne dediğinin farkında değil, 2023 seçimlerinde CHP ile altılı masa adı altında seçim ittifakı kuran sanki kendisi değil de benim.

 

Deva lideri,  önümüzdeki seçimlerde,  CHP ile ittifak yapmayacaklarını belirtmiş ve CHP'nin geçmişini konuşsak o masada kavga çıkar demiş.

 

CHP'nin geçmişini konuşsak dediniz mi,  o laf,  ta ATATÜRK'e kadar gider bay BABACAN.

 

Babacan çok haklı. Babacan ve o kafadaki kişilerle aynı masa etrafında CHP'nin geçmişini konuşmaya başlarsak,  ATATÜRK dönemini de kapsayan CHP'nin iş başında olduğu dönemde bu ülke için yapılan kalkınma hamleleri ve kurulan sanayi tesisleri olmasaydı,  AKP'nin;  BABACAN'ın ekonomiden sorumlu bakan olduğu dönemi dahil,  bugün kadar sata sata bitiremediği,  satışlarından elde ettiği paraları taşa toprağa ve şatafata harcadığı tesislerin tamamına yakınının CHP'nin geçmiş döneminde yapıldığını gözler önüne serince,  BABACAN ve onun gibiler kavga çıkararak itiraz ederler ve gerçekleri inkara kalkışırlar.

 

Bu ülkeye,  İslam esaslı sağ siyasetten bugüne kadar hiçbir hayır gelmediği gibi,  bundan sonra da asla gelmeyecektir, bu iyice gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır.

 

BABACAN CHP ile ittifak yapmayacaklarını söylemiş. CHP de ittifak yapalım diye sanki can atıyor.

 

CHP'nin ağzı 2023 seçimlerinde altılı masa ile yandı, şimdi yoğurdu üfleyerek yemek zorunda. CHP; altılı masa benzeri partiler arası ittifakın hiçbir fayda sağlamadığını deneyerek çok açık bir şekilde gördü.

 

Sanırım CHP bundan sonra sandıkta seçmen bazında yapacağı ittifakın taşlarını, bugün itibariyle sayısı doksanlara varan, her görüşten insanların ellerine Türk Bayraklarını alarak katıldıkları meydan mitingleriyle örmeye başladı bile.

 

Halk da,  aldıkları az sayıdaki oylarla hiçbir varlık gösteremeyen partilere verdikleri oylarının boşa gittiğinin ve iktidara yaradığının bilincine vararak gönüllerindeki partiye oy vermenin işe yaramadığını, bu şekilde iktidarın değiştirilmesinin imkansızlığını iyice anlamış durumda olmalılar.

 

Bu nedenle, toplumsal muhalefetin ana ve en büyük partisi olan,  seçmen sayısıyla seçim kazanma potansiyeline ve şansına sahip bulunan CHP yönetimine düşen görev ve sorumluluk çok büyüktür.

 

CHP; partilerle asla organik bir ittifaka girişmemeli ve iktidarın sandıkta değiştirilebilmesi için,  seçmenin bir defaya mahsus olmak üzere,  hiçbir parti farkı gözetmeksizin sandıkta oylarını seçim kazanmaya en yakın parti olan  ana muhalefet partisinde  birleştirmelerinin gerekliliğini seçmene izah etmeli, seçmeni bu konuda ikna etmeli ve iktidara geldiğinde yapacaklarını somut bir şekilde halka açıklamalıdır.

 

CHP;  haftada iki kez biri İstanbul ve diğeri değişik illerimizde yaptığı, parti farkı gözetmeksizin halkımızın Türk Bayraklarıyla ve coşkuyla katıldığı meydan mitinglerini yılmadan ve ısrarla sürdürmeli ve seçmeni sandıkta ittifaka hazırlamalıdır. İktidarı değiştirmenin başka yolu asla yoktur.

 

Bu sağlanamazsa , ben illaki partime oy vereceğim inadı sürdürülürse,  bu inadın Cumhur İttifakına ve ERDOĞAN'a yarayacağı, yoksulluğun devam edeceği gerçeği asla unutulmamalıdır.

 

Amasya Tamiminde büyük ATATÜRK'ün dediği gibi, ülkeyi bu iktidarın kötü yönetiminden,  halkın oylarına yansıtacağı sandıkta birleşecek ortak karar ve azmi kurtaracaktır.

 

17/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bazı Kısıtlamalara Hazırlıklı Olun
Adalet Bakanlığına atanan çiçeği burnundaki yeni Adalet Bakanımız Akın GÜRLEK'in T24 Haber Merkezince özetlenen; İstanbul'un tutuklanarak görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik olarak,  Mahkeme salonlarının siyaset arenası olmadığına, tutuklu isimlerin sosyal medyadan açıklamalarının yayılmaya devam etmesine ve mitinglerde mektuplarının okunmasının yanlışlığına, tutuklularla ilgili yasal mevzuat boşluğunun varlığına,  Avukatların cezaevlerine saat sabah sekizde gelip gece çıktıklarına, tutukluların avukatlarla görüşmesi ve not vermesi konusunda eksikliklerin var olduğuna, bu konular hakkında yasal düzenleme yapılması için talimat verdiğine yönelik açıklamalarına bakıldığında, eni Adalet Bakanı Akın GÜRLEK'in;  yeni bir misyonla Adalet Bakanlığına getirildiği, özellikle tutuklu İBB Başkanı İMAMOĞLU'nun sesinin kısılarak toplum ile bağının koparılarak etkisiz hale getirilmesinin, kısa bir süre sonra başlayacak olan İMAMOĞLU duruşmalarında, İMAMOĞLU'nun hakkında açılmış olan davaların siyasal temele dayalı asılsız suçlamaları içerdiğine yönelik siyasi içerikli savunma yapmasına sınır ve engel getirilmesinin planlandığı şüphesi akıllara takılmaktadır.

 

Herkes şunu iyi bilmelidir ki; masumluk karinesine göre, İMAMOĞLU dahil herkes,  suçlu olduğuna dair yargı tarafından hakkında verilerek kesinleşen bir yargı kararı olmadan suçlu kabul edilemez. Kesinleşen yargı kararına kadar herkes masumdur.

Tutuklanan şüpheli ve sanık da aynı şekilde hakkında verilen kesin bir hüküm olmadan masumdur.

 

Tutuklama maddi hakikate ulaşabilmek için ilgili yasada öngörülen koşullarda istisnai olarak baş vurulabilen yasal ve geçici bir emniyet tedbiridir. Amacı da hakikate ulaşmanın önündeki;  birincisi,  kaçma ve ikincisi de, delillerin karartılması engellerine mani olmaktır.

 

Bu nedenle; haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan, suçlu oldukları için değil,  tedbiren tutuklananların,  tutukevinde tabi tutulacakları sınırlandırmaların,  suçlulukları ve cezaları kesinleşen, masumiyet karinesinden istidadeleri sonlanmış bulunan hükümlü statüsündeki tutuklulara nazaran, asgari düzeyde ve tutuklamadan beklenen amaçlarla sınırlı olması şarttır.

 

Şüpheli ve/veya sanığı;  demir parmaklık arkasında ve dört duvar arasında kapalı cezaevinde tutarak,  kaçması önlenmektedir. Aynı şekilde cezaevinde tutarak delilleri karartmasının önüne geçilmektedir. Masum kabul edilmesi gereken tutukludan başka ne istiyorsunuz Allah’ınız aşkına? Hatta,  tutuklular için,  yolu ve çatısı ayrı sadece tutukluların kapatılacağı ayrı ve müstakil bir tutukevi yapılması da zorunlu olmalıdır.

 

Bu gerçeklere rağmen,  yeni Adalet Bakanı çıkmış ve masumluk karinesinden yararlanan,  haklarında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmayan tedbiren geçici olarak tutukevinde tutulan, beraat etmeleri olası insanlara ileride önüne geçilmesi imkansız mağduriyetlere neden olacak, tutuklamanın amacını aşan,  daha ağır ve ilave  kısıtlamalar getirmenin yollarını arıyor.

 

CMK 154 çok açık. şüpheli veya sanık vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.

 

Adalet Bakanının savunduğu gibi yasal bir boşluk yoktur. Yasa,  görüşmenin  zaman ve mekanını açıkça belirtmiştir.

 

Ne zaman? “her zaman”

 

Nerede? “başkalarının duyamayacağı bir ortamda”

 

Buna rağmen, yasada boşluklar var bahanesiyle,  ek bazı yasal düzenlemeler yapma  arayışına girmek; bugün uygulanmakta olan şüpheli ve sanık ile müdafiin görüşmelerine bazı yeni ek sınır ve engellemeler getirme arzu ve isteği olarak algılanmalıdır.

 

Ne demek yasal boşluklar var?

 

CMK 154 maddesi neyinize yetmiyor?

 

İngilterede yazılı bir anayasa dahi yok. Ama,  adamlar anayasal bir boşluk var diyerek bir mazeret üretmiyorlar, vatandaşlarının özgürlüklerine yazılı bir anayasa olmadığı halde azami saygı gösteriyorlar. Adamların niyetleri üzüm yemek, bağcı dövmek değil.  Üzümü de yazılı bir anayasaları olmadığı halde yiyebiliyorlar. Niyetleri,  bağcı dövmek, yani özgürlükleri kısıtlamak olsa,  onlar da sanırım yazılı bir anayasamız olsun mazeretine sığınarak özgürlükleri kısıtlayan yazılı bir anayasa yapma yolunu seçerlerdi.

 

Adalet Bakanının; mahkeme salonlarının siyaset arenası olmadığı, siyasi savunmaların yapılamayacağına ilişkin beyanı da mahkeme hakimlerine verilen gizli ve dolaylı bir talimat niteliğinde olup; bu beyan, savunma hak ve özgürlüğü adına çok sakıncalı ve  tehlikelidir. Maalesef,  yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı yok edildiği için, Adalet Bakanının memuru konumuna getirilen hakimlerimizin bu talimattan etkilenerek,  yargılama evresinde özellikle İMAMOĞLU'nun savunmalarının, siyaset yapıyorsunuz, sadede geliniz gerekçesiyle sık sık kesilmeye kalkışılması halinde ne olacak, hiç düşündünüz mü?

 

İMAMOĞLU'nun;  Cumhurbaşkanı adayı olarak ERDOĞAN'a meydan okuması nedeniyle,  siyaseten ve siyasi geleceğini sonlandırmak amacıyla suçlanarak tutuklandığını bilmeyen yok, bu nedenle,  İMAMOĞLU'nun savunmasının temeli de doğal olarak siyasi olacak ve savunmasını siyasetin gerçekleriyle bina edip güçlendirecektir.

15/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bu Kadarını Asla Beklemiyorduk
Halkının birlik ve beraberliğini sağlamakla görevli bir Cumhurbaşkanının; partili de olsa, ana muhalefete yönelik, taraflı, hukuken tartışılan önemli soruşturmalarda imzası bulunan, adı sarayın talimatıyla iş gören bir savcıya çıkmış bulunan bu nedenle çok yıpranan İstanbul Başsavcısını, gözüm parmağına zihniyetiyle, muhalefetle inatlaşarak, ben yaptım oldu diyerek T.C. Devletinin Adalet Bakanlığına ataması, hukuk ve adalet adına üzüntü verici olduğu gibi, Türk devletinin ve halkının geleceği adına çok düşündürücü ve endişe vericidir.

 

Yürürlükteki sisteme göre Adalet Bakanı; yargının en tepe noktasında, savcı ve  yargıçların atanmasında asli söz sahibi olan Hakimler Savcılar Kurulunun da başkanıdır. Bu nedenle, özellikle bizim bu hukuk ve devlet sistemimizde Adalet Bakanının bağımsız ve tarafsız olması, yargı bağımsızlığının da olmazsa olmaz koşuludur.

 

Cumhurbaşkanının partili ve taraflı olduğu, tüm yetkileri tek başına elinde tuttuğu, bakanların, Cumhurbaşkanının emir ve talimatlarını koşulsuz olarak yerine getiren, tek başlarına hiçbir yetki kullanamayan sekreter konumunda yüksek maaşlı memurlar oldukları Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, zaten bir Adalet Bakanının tarafsız ve bağımsız olması işin tabiatı gereği beklenemezken, daha önce Adalet Bakan yardımcılığı yaparak siyasallaşan, daha sonra atandığı İstanbul Başsavcılığında başlatarak yürüttüğü siyaset kokan ana muhalefet partisinin seçilmiş belediye başkanlarına yönelik soruşturmalarla tarafsızlığını yitirdiğine dair kamuoyunda ciddi endişeler oluşan Sayın GÜRLEK'den, T.C. Devletinin tarafsız bir Adalet Bakanlığı yapacağını beklemek büyük bir iyimserlik olacaktır.

 

Adalet Bakanlığına atanan İstanbul Başsavcısının; bugüne kadar İstanbul savcısı iken tarafsız görev yapmayarak Türk Milleti adına yaptığı yargı görevini iktidar lehine siyasallaştırmış olması, İstanbul çapında ve mikro düzeyde yargıya olan güvene zarar vermişse de, ERDOĞAN'ın adalet sekreteri olarak onun muhalefete yönelik yasa dışı emir ve talimatlarına göre görev yapmakla yükümlü olan T.C. Devletinin Adalet Bakanlığına atanan İstanbul Başsavcısının yeni atandığı bakanlık makamında, istese de tarafsız bir görev yapamayacağı çok açıktır.

 

Adalet Bakanlığına atanan Sayın GÜRLEK tarafından  İstanbul Başsavcısıyken başlatılarak yürütülen ve bazıları iddianameye bağlanarak davaları açılmış bulunan soruşturma ve dava dosyalarını sonuçlandırmakla görevli savcı ve hakimlerin tayin ve terfilerinde tek  yetki sahibi olan  Hakimler Ve Savcılar Kurulunun başkanlığına, bugünden itibaren, Adalet Bakanı olarak Sayın GÜRLEK gelmiş bulunmaktadır.

 

Bu ne demektir biliyor musunuz?

 

İstanbul Başsavcısı iken, Adalet Bakanı sıfatıyla Ankara'ya atanan Sayın GÜRLEK, Adalet Bakanı olarak, makro düzeyde, ülkenin tüm yargısı, savcı ve hakimleri üzerinde kazandığı üst derece yasal yetki ve nüfuzu sayesinde, Ankara’ya Adalet Bakanı olarak giderken İstanbul adliyesinde yarım bıraktığı soruşturma ve dava dosyalarının üzerindeki elini fiilen çekmiş olmakla birlikte, bu soruşturma ve dava dosyalarının üzerinde, o dosyaların  savcı ve hakimi gibi nüfuzunu kullanabilecek daha üst yetkilerle donatılmıştır.

 

Bu çok tehlikelidir. Oysa ki; hukukumuzda ve evrensel hukukta. yargının tarafsızlığının ve adil yargılanma hakkının gereği olarak; bir savcı, soruşturmasını kısmen veya tamamen yapmış, imzasını koymuş olduğu bir davanın hakimliğini yapamaz, o davaya hakim olarak atanamaz.

 

Muhalefete yönelik tartışmalı soruşturmalarıyla tarafsızlığını yitirdiğine, yargıyı siyasallaştırdığına dair hakkında Türk kamuoyunda ciddi şüpheler oluşmuş bulunan İstanbul Başsavcısının, henüz görevinin başındayken, savcılıktan istifa veya emekli olarak ayrılmadan, aradan makul bir süre geçmeden, parmağım gözüne misali, bile bile, bilinçli olarak, Adalet Bakanı yapılarak, yargıda görevli tüm  savcı ve hakimlerin amiri konumuna getirilmesinin, savcısı olduğu bir davanın hakimliğine atanan savcıdan bir farkı olamaz.

 

Kaldı ki; Adalet Bakanının yerel mahkemelerin kararlarını denetleyen üst mahkeme hakimlerinin atanmalarındaki yetkileri de ayrıca dikkate alınmalıdır.

 

Biliyorsunuz, eski Türkiye’de, seçime giderken, seçimlerin tarafsızlığı adına, partili Adalet Bakanları görevlerinden istifa etmek ve koltuklarını tarafsız bir bakana terk etmek  zorundaydılar.

 

Bu itibarla, İstanbul Başsavcısının Adalet Bakanlığına atanması, hem düşündürücü ve hem de ülkenin ve ülke siyasetinin ve demokrasinin geleceği adına çok endişe verici olup, asla demokratik ve etik değildir.

 

Son bir not; bazı insanlar, bu atamanın bir baskın seçim hazırlığı olduğunu iddia ederek beni güldürüyorlar. Baskın seçim ne demek? muhalefeti yanıltarak, hazırlıksız yakalayarak, sürpriz bir şekilde derhal seçime gitmek demek olup, oysa ki, muhalefet ayakta ve seçime hazırdır, seçime hazırlıklı olmayan iktidarın kendisidir. Bu nedenle, iktidarın bu koşullarda bir baskın seçime gitme niyeti asla yoktur. Asıl amacın, olsa olsa, muhalefeti tamamen susturmaya yönelik daha geniş, daha köklü, sonuç alıcı ve ses getirecek bir mıntıka temizliği hazırlığı olduğunu düşünüyoruz.

 

12/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

CHP Genel Merkezi CHP Seçmeninden Özür Dilemelidir
Ankara Keçiören Belediye Başkanı da CHP'den istifa ederek CHP seçmeninin verdiği oyların üzerine çökmüş bulunuyor.

 

CHP Genel Merkez yöneticilerine soruyoruz,  bu kaçıncı ihanet ve fire?

 

Bir olur iki olur,  bu kaçıncı ihanet beyler?

 

Bu istifalar bir tesadüf değildir,  aday belirlemelerindeki ahbap çavuş ilişkilerinin ve oy devşirme açgözlülüğünün bir sonucudur bu istifalar.

 

Kısa zamanda ortaya çıkan ve üst üste gelen  istifalar, kavun değil ki,  adamın kıçını  koklayalım mazeretiyle asla geçiştirilemez.

 

Yazık değil mi bu CHP seçmeninin oylarına?

 

Türk seçmeni;  zaten sorunlu, nazlı ve oyu çok kıymetli,  oy vermeden önce kılı kırk yarıyor, çektiği onca sıkıntıya rağmen ikna edilmesi zor oluyor, kolay kolay partiler arası oy geçişi olmuyor, bunu açıkça görüyoruz, AKP'nin tüm başarısızlıklarına rağmen,  seçmen çoğunluğu,  hala bir çırpıda AKP'den ayrılamıyor, ayrılsa dahi hemen başka bir partiye oy vermeyi düşünmüyor ve kararsızlar arasında yerini alıyor, yani,  yeni seçmen kazanmak, en başta CHP olmak üzere muhalefet için oldukça zor.

 

CHP;  son yerel seçimlerde bu zoru başarmış ve oyunu artırarak ülke çapında önemli belediye başkanlıkları kazanmıştır, bunlardan biri de Keçiören belediyesidir.

 

Buradan soruyoruz;  CHP yönetimi olarak, kendi belirlediğiniz adayların CHP seçmeninden aldığı oylarla belediye başkanı seçilmelerinden sonra istifa ederek iktidar partisine geçmeleri halinde,  istifalarla oyları yok olan CHP'nin nazlı seçmenlerinin oylarını, bundan sonraki seçimlerde,  nasıl CHP saflarında tutabileceksiniz?

 

CHP genel merkez yönetimi, CHP seçmeninden derhal özür dilenmelidir, bu istifaların ayıbı,  CHP Genel Merkezine aittir.

 

En başta,  zar zor ikna edebildiğiniz,  binbir nazla CHP'ye oy veren seçmenler olmak üzere,  CHP seçmenleri; belirlediği adaylara verdiğim oylarımla belediye başkanı seçtiğim insanların istifa ederek CHP'den ayrılmaları sonucunda oylarım çöpe gidecekse,  benim iradem yok sayılacaksa,  ben niçin CHP'ye oy vereyim diye kendilerini sorgulamaya başlarlarsa,  yandı gülüm keten helva, baharı dört gözle bekleyen Türk Halkı, baharı beklerken  kışı yaşamaya devam eder.

 

Bu yazıyı yazmak zorunda kaldığım için kimse kusura bakmasın ve kızmasın bana  lütfen. Benim de içim yanıyor bu gerçekleri yazdığım için.

 

08/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kim veya kimler sorumlu?
İş başındaki AKP ve onun liderinin sergilediği tüm olumsuzluklarına, anayasayı askıya almasına, iç ve dış politikalardaki başarısızlık ve keskin U dönüşlerine, bir gün  kara dediğine öbür gün ak diyebilmesine, ekonomik tercihlerini ve önceliklerini sermayeden ve varlıklı kesimden yana kullanmasına, seçimler öncesinde vaat ettiklerini seçimlerden sonra unutarak tamamen tersini yapmasına, itibardan tasarruf olmaz bahanesiyle devletin hazinesini israf etmesine ve sayabileceğimiz daha birçok hatalarına rağmen, eşit koşullarda yapılmasa da, sürekli seçim kazanıp 24 yıl iktidarda tutunarak ülkemizi yönetmeye devam etmesinden,  acaba kim veya kimler sorumludur?

 

Oy vererek AKP iktidarını sürekli sandıktan zaferle çıkaran halk, yani iktidar yanlısı seçmen mi sorumludur, yoksa seçim kazanamayan muhalefet partileri ve onların seçmenleri mi sorumludur?

 

Öncelikle ortaya çıkan sonuçtan asla sorumlu olmayanı açıklamak istiyorum. 

 

24 senedir sandıktan çıkarak başımıza musallat olan AKP iktidarının;  bu durumdan hiçbir şekilde sorumlu olmadığını, alanın da verenin de halinden memnun olduğunu belirtmek istiyorum. 

 

Bize göre,  muhalefet partilerinin,  bir nebze sorumlulukları varsa da, asıl sorumlu olanlar,  oylarıyla iktidarı belirleyen AKP iktidarına oy veren çoğunluk seçmen kitlesidir.   

 

Seçmen, neye göre oy tercihinde bulunmalıdır?

 

Seçime katılan siyasi partilerin anayasaya ve yasalara uygun bir şekilde devleti yönetmelerine ve iktidara geldiklerinde ülke ve halk yararına yapmayı vaat ettikleri hizmetleri yerine getirip getirmediklerine  göre oy tercihinde bulunur. 

 

Ülkesini seven kendi yararını önceleyen bilinçli seçmen;   bu kriterlere göre,  oy verdiği ve iktidara taşıdığı siyasi parti ve onun liderini,  anayasa ve yasalara saygılı olup olmadığını, halka vaat ettiklerini yerine getirip getirmediğini dikkatle izleyerek not etmek ve ertesi seçimlerde oy kullanırken buna göre oy kullanmak, futbol kulübü tutar gibi körü körüne sürekli aynı partiye oy vermek zorunda olmadığının bilincine ulaşmak zorundadır. 

 

Bizim seçmen çoğunluğu ne yapıyor?

 

Anayasa ve yasalara saygılı olmayan,  Anayasa Mahkemesi kararlarını dahi uygulamayan, seçim öncesi vaatlerini,  seçildikten sonra unutarak,  tamamen tersini yapan, kendisini açlığa mahkum eden, gayrisafi milli hasılanın 84 milyona eşit olarak bölünerek dağıtıldığını var sayarak, kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla ile övünmesine rağmen, reel olarak bu hasılanın aslan payını azınlığa dağıtan AKP iktidarına oy vermeye devam ediyor. 

 

Biz,  her zaman, seçmenin;  iktidardaki başarısının ve başarısızlıklarının objektif bir muhasebesini yaparak,  ilk önce iktidara yeniden oy verip vermeyeceğini belirlemesini, şayet iktidarı başarısız buluyorsa, bundan daha kötüsü olamaz diyorsa,  öncelikle iktidar partisini elemesini, ondan sonra da ülke ve halk için en yararlı olabilecek ve seçilebilecek yeterli tabanı olan bir partiye oy vermesini savunuyoruz. 

 

Şu anda bizi yöneten Cumhur İttifakının iki önemli partisi olan AKP ve MHP'nin liderlerinin arşivlerde yer alan yıllar öce savundukları görüşlerine, birbirlerini çok ağır bir şekilde eleştiren, örneğin, MHP lideri BAHÇELİ'nin;  ERDOĞAN'a yönelik, tekeden süt sağılmaz, ERDOĞAN'dan Cumhurbaşkanı olmaz gibi,  önceki görüş ve beyanlarına bakıyoruz,  bir de bugün savundukları ve öncekilerle 180 derece ters yeni görüş ve beyanlarına, aralarındaki sarsılmaz muhabbete bakıyoruz ve bu iktidardan kötüsü olamaz diyoruz. 

 

İşte yeni dönemde iktidarı değiştirecek olanlar;   bu iktidardan  daha kötüsü ve samimiyetsizi olamaz diyebilecek siyasi bilinç düzeyine ulaşacak seçmen çoğunluğudur. 

 

05/02/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

33. Adalet Ve Demokrasi Haftası Başladı
Tanınmış gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun evinin önünde katledilişinin 33. Yıldönümü anısına düzenlenen Adalet ve Demokrasi Haftası anma etkinlikleri Batıkent Uğur Mumcu Mahallesi’nde adını taşıyan parkta bulunan anıtına konulan çelenk ve konuşmalarla başladı. 

Her yıl Uğur Mumcu anısına 24- 31Ocak’ta düzenlenen Adalet ve Demokrasi Haftasında çeşitli salonlarda düzenlenen panel konferans, müzik dinletisi gibi etkinlikleri devam edecek.

Haftanın ilk anma etkinliği Batıkent Uğur Mumcu Mahallesi Uğur Mumcu parkında çelenk koyma ve konuşmalarla başladı.

Atatürkçü Düşünce Derneği Batıkent şubesine bağlı üyeler ile mahallelerden katılan halkla birlikte Batıkent Metrodan Uğur Mumcu anıt ve parkının bulunduğu Uğur Mumcu Mahallesindeki tören yerine kadar üç km’lik yolda yürüyerek tören alanına geldiler.

33. Adalet Ve Demokrasi Haftası Başladı
Törende ilk konuşmayı yapan Atatürk Düşünce Derneği Batıkent Başkanı Sn. Kıyasi Aybak şunları söyledi:

“Bizler Atatürkçü aydınlar olarak 24 Ocak Uğur Mumcu ve 31 Ocak Muammer Aksoy cinayetlerinin arasındaki haftayı Adalet ve Demokrasi olarak değerlendiriyoruz. Bu arada Cumhuriyete, laikliğe, demokrasiye ve tam bağımsız Türkiye’ye sahip çıkıyoruz. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı ve kurucu başkanı Muammer Aksoy derneği kurduktan sadece sekiz buçuk ay sonra katledildi. Onun cenazesinde resmini en önde taşıyan Uğur Mumcu’ydu. Uğur Mumcu kalemi ile karanlığa emperyalizme karşı mücadele eden bir devrimciydi. 24 Ocak 1993 de Ankara Karlı sokakta evinin önünde bulunan arabasına konan C4 tipi bombanın patlaması sonucu şehit oldu.

Uğur Mumcu MOSSAD Barzani ilişkisini ortaya çıkarmış ayrıca Kürt Dosyası adlı kitabının yazması ile öldürülmüştür. Kitabında PKK nın ortaya çıkışını Öcalan’ın gördüğü dış desteği Barzani İsrail ilişkilerini açıklayacağı köşe yazısından çok kısa bir süre geçtikten sonra şehit edilmiştir. Uğur Mumcu’nun katledilişinkinden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen onun mücadele ettiği yapılar ve tarikatlar. Menzil tarikatı daha birkaç gün önce Cumhuriyetin kalesi İzmir’de on b inlerin katıldığı gösteride adeta cumhuriyete meydan okumuştur. Cumhuriyete karşı çağrı yapabilmiştir. Muammer Aksoy’dan Bahriye Üçok’a Ahmet Taner Kışlalı’dan Apti İpekçi’ye kadar adını sayamadığımız nice aydınlarımız bu ülkenin bağımsızlığı uğruna şehit olmuştur. Bu cinayetlerin hiçbiri tesadüf değildir. Bizler biliyoruz ki gerçek demokraside barış Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan laik devletten ve ulusal bağımsızlıktan geçer. Biz Atatürkçüler Anadolu ve Rumeli Müdafaa Hukuk ruhuyla hareket edecek yeniden Atatürk Cumhuriyetine ulaşıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Daha adil, daha çağdaş, daha özgür bir Türkiye özlemiyle bizimle buraya kadar yürüyen ve bu etkinliğe katılan, desteklerini esirgemeyen başta Yenimahalle Belediye Başkanımız Fethi Yaşar ve CHP ilçe     Başkanımız Gökay Yıldırım olmak üzere Uğur Mumcu Mahallemiz muhtarımıza siz Atatürkçülere sevgiler saygılar sunuyorum.”

33. Adalet Ve Demokrasi Haftası Başladı
Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar’ın konuşması

“Bir 24 Ocak günü yine Türk Basınının korkusuz kalemi, Kemalizm’in yılmaz savunucusu gazeteci yazar Türk aydını Uğur Mumcu’yu saygı ve özlemle anıyoruz. 33 yıldır olduğu gibi katillerinin azmettiricilerini veya koruyanlarının Türk halkına Türk yargısına hesap vermesi talebimizi yenilemek için bir aradayız.

Uğur Mumcu yılgınlığın korkaklığın takipsizliğin iktidar çıkarcılığının yandaşlığın kalem satmanın neredeyse günümüzde ödün vermeyen Türk kişiliği ile inanç ve erdem anıtı olarak kalemiyle yolumuzu aydınlatmaya bize ışık tutmaya devam ediyor. Türk ulusunun Mumcu ve Mumcu gibi aydınlara ihtiyacı ve özlemi her geçen gün artıyor. Bıraktığı boşluk ve özlem elbette hiç dinmeyecek Mumcu’nun katilleri ortaya çıkmadan ülkemizin altındaki kara lekesi dinmeyecektir. Ülkemizi korkmadan susmadan gerçekleri haykıran aydınlarımızın bugün dünden daha çok bir aydınlarımıza bugünkünden daha çok ihtiyaç vardır. Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum. Yerine bıraktığı eserleri, fikirleri ve keskin kalemi zulme karşı direnen her türlü baskıya karşı hakikatin ve adaletin yanında olmayı terfi yürekli yiğitlere yoldaş olsun ruhu şad olsun. Bununla birlikte aynı şekilde katledilen Muammer Aksoy’la, Ahmet Taner Kışlalı ve diğerlerini rahmetle anıyorum ruhları şad olsun”.

33. Adalet Ve Demokrasi Haftası Başladı
Bundan sonraki 31 Ocak’a kadar bir hafta süren programlar çeşitli salonlarda panel, konferans, müzik dinletisi gibi etkinliklerle devam edecek.

Bu törene katılanlar Uğur Mumcu kabrini ziyaret için mezar ziyaretine gidildi.

Cevat Kulaksız kulvevar599@gmail.com

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget