Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Kitap Dolandırıcılığına Uğradım, Şimdi De Kitapla Dolandırıyorlar
Bütün dünyada ve ülkemizde corona virüsü ile boğuştuğumuz, bu nedenle de evimize kapandığımız şu günlerde, kitap okumanın en iyi bir yol olduğunu düşünüyordum. Tam bu sırada 31.03.2020 günü sabahında cep telefonum çaldı.
İstanbul’dan 0212 706 1881 nolu numaradan bir bayan gayet nazik bir konuşma ile “Halk TV kitap yayınlarından arıyorum nasılsınız” dedikten sonra, “size yayınevimiz kitaplarından yedi kitap göndermek istiyorum”. (yedi kitap saydı) “kitap kolisinin içinde yedi kitap var takvim, anahtarlık” vb “eşantiyonlar” göndereceklerini söyledi. Ederi ne kadar, dedim, “hepsi yüz liradır, kitapları alınca ödersiniz” dedi. Telefonda bayanın söylediği kitaplar, Halk TV de zaman zaman yayınlanan ve beğendiğim kitaplardı. 
Bu telefonun o an için gerçek Halk TV yayınlarından olduğunu sanarak, Halk TV de her gün yayınlanan birbirinden güzel kitapları telefonda sayan bayana, “tamama olur, gönderin” dedim. Bayanın nazik üslubuna karşı ben de, şu coronolu günler içinde bulunduğumuzdan, “koronosuz sağlıklı günler dilerim” dedim.
Telefonda konuşurken, yanımda kulak kabartan eşim, “evde kitap koyacak yer kalmadı sen daha kitap istiyorsun, iptal ettir” diye söylenmeye başladı.
İki üç gün sonra 2 Nisan günü benim evde olmadığım sırada, eşim yüz lira vererek Yurtiçi Kargonun getirdiği kitap paketini almış, benim adıma yüz lira vermiş. Eve gelince pakete baktım, paketin ağzı açık gelmiş ve içinde yedi değil dört kitap vardı. Hiç biri de benim istediğim kitaplar değil, piyasada beşe ona zor satılan kitaplardı. Şok oldum neye uğradığımı şaşırdım, çünkü hiçbiri benim istediklerim değildi. Kendimi aptal yerine konulduğunu ve kandırıldığını anladım.
Kargonun gönderici bölümünde yazılan 05334134359 nolu telefonu aradım, “bu numara kullanılmamaktadır” anonsu düştü. Sonra, kitap gönderileceği denilen 0212 706 1881 numaralı telefonu aradım açılıyor, ama sürekli İzmir Marşı çalınıyordu; üç beş dakika dinledim marşın biteceği yoktu.
Bunun üzerine internetten gerçek Halk Kitabevi’nin telefonunu buldum. Olayı anlattım, neden böyle yapıyorsunuz, diye de sitem ettim güya. Telefondaki görevli şunları anlattı:  “Kayıtlarımıza bakıyorum, size böyle bir kitap kolisi gönderilmedi. Maalesef yayınlarımızın adını kullanarak böyle bir dolandırıcılık yapıyorlar, sizin gibi birçok vatandaşı böyle dolandırmışlar. Bizim yayınlarımız diye bizim adımız kullanarak piyasada satılmayan kitaplar gönderiyorlar. Siz elinizdekilerle en yakın karakola giderek dolandırıldığınıza dair hemen şikâyette bulunun”…
Aman Tanrım, öyle sinirlendim, öyle bozuldum ki, dolandırıcılığa maruz kaldığımı anladım. Eşim başladı, “yüz lira istesem vermezsin, böyle dolandırıcılara veririsin”  diye söylenmeye.
75 yaşındayım, sinirim tepemde, moralim bozuk, corona saldırısı devam etmekte.
Kargonun geldiği Yurtiçi Şaşmaz şubesini aradım, ulaşmak ne mümkün. Onlara ne, “zehir zemberek” de gönderseler, onlar parayı alıp götürürler, diye düşündüm, onları aramaktan vazgeçtim.
Bölgemizdeki polis karakoluna telefon edip, durumu anlattım, telefondaki nöbetçi polis, “tüketici haklarına başvurun” dedi. Nöbetçi memura, ben parasında değilim, burada bir dolandırıcılık var, adamları şikâyet etmek istiyorum, dedim. Nöbetçi memur da, “o zaman gel buradan şikâyetçi ol” dedi.
Bu ülkede ne çeşit dolandırıcılık olayları var, adamlar kitaplarla bile insanları dolandırıyorlar, kimisi corona ile can derdinde, kimisi dolandırıcılık peşinde, diye söylene söylene hemen eldiven, maskemi takarak 600-700m uzaktaki karakola gitmeye karar verdim. Eşime dedim, ben karakola gidiyorum. Eşim arkam süre, “hah şimdi çek cezanı, “oralarda niye sokağa çıktın” diye ceza ye bir de gör, çek cezanı” diyerek söyleniyordu.
Bahçe kapısından çıkıp karakola gitmek üzere yürürken, yan komşu, “hayrola komşu nereye böyle” deyince, utandığımdan doğruyu söylemedim, sadece markete deyip yürüdüm.
Karakola vardım, polislerden başka bir kimse yoktu. Oradaki polisler silahlı silahsız, girip çıkıyorlar. İlk girişteki nöbetçi polise durumu anlattım, “ha şu telefonda konuştuğumuz”, “şuraya otur bekle” dedi.
Kanepelerde üç silahlı polis oturuyorlardı, yanlarına oturdum. Birisi, “ne var ne oldu”  dedi, kısaca macerayı anlattım. Tam bir saate yakın oturdum, sıkılmaya başladım, arkadaş burada ifade alacak kimse yok mu, diye söylendim. Bu arada iki kez ayrı ayrı polisler, “ne var şikâyetin nedir” dediler, herkese olayı anlattım. Kimisi, “kargoyu almasaydın”, kimisi “tüketici haklarına başvur” gibi öğütler veriyorlardı. Bir saat kadar sonra, bir odaya aldılar, bir polis ifademi aldı, üç nüsha yazdı bana imzalattı, “hadi sokaklarda gezme”  diyerek gönderdiler.
Eve geldim, ifade tutanağını incelerken, baktım şikâyetçi olduğum 0212 706 1881 nolu telefon yerine gerçek Halk Kitabevi’nin telefonunu yazmışlar. Hayda, tekrar karakola doğru, bayıra yukarı yürüyüp gittim, karakola vardım. Yanlışlığı anlattım,  hemen yanlış yazılan tutanağı yırtıp yeniden düzeltmeli üç nüsha tutanağı yazdılar, bir nüshayı bana verirken, düzeltme yapan başka polis memuruna, “yav arkadaş şunu düzgün yazsanız da yorgunu yokuşa sürmeseniz” dedim. Polis, “amca 65 yaş üstü olduğun için sokağa çıktığından şimdi sana ceza yazarım ha” diye diklendi.
Bilmem soruşturmanın sonucu ne olur, böylesine bir olayı yaşadım.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız 

Baharda Kış'ı Yaşamak
Çin'den başlayarak,   tüm Dünya'ya ve ülkemize de sıçrayan Korona Virüs salgını nedeniyle,  hepimiz evlerimize kapanmak zorunda kaldık ve tabir yerindeyse,   gelmiş olan baharda,  kışı yaşamaya devam ediyoruz.
Bu salgın hastalık nedeniyle, bırakınız baharı ve mevsimleri, günlerimizi şaşırmaya başladık, her gün evlerimizde pazar gününü ve kışı yaşamaya devam ediyoruz.
Günler ve mevsimler, takvimlerde kaldı adeta.
Baharın ılık havasını ve açan çiçekleri fark edemiyoruz, bu salgından ne zaman kurtulacağız,  ne zaman normal hayata döneceğiz diyerek gün sayıyoruz.
Sağlığın ve hayatta kalabilmenin ne kadar önemli olduğunu fark ettiğimiz günleri yaşıyoruz.
Bir yandan da hayat devam ediyor.
Emekleriyle,  günü birlik çalışarak hayatlarını sürdüren insanlar, evlerine kapanarak sağlıklarını koruma imkanına da sahip değiller, çalışmak için dışarı çıkmak zorundalar, bu insanları görüp düşündükçe, hiç değilse çalışmadan geçinebilecek birikimleri olan insanlar olarak evde kapalı kalmaktan sıkılmamamız ve halimize şükretmemiz gerektiğini düşünüyoruz.
Bu Korona salgını nedeniyle, insanların bazı dersler çıkardıklarını ve bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını yazıp söyleyen insanlar var aramızda.
Biz aynı kanaate değiliz, insanlar bugüne kadar ilk kez afet görmüyorlar, insanlar tarihten ders almasını bilmiyorlar, bilseler tarih tekerrür etmezdi, insanı insan yapan en büyük özelliğinin aklı olmasına rağmen; bu aklı sürekli ifsat eden (bozan, karıştıran)insanın o egosu ve unutkanlığı nedeniyle, biz insanların,  zaman içinde bu salgını da unutacaklarını, egolarının esiri olmaya devam edeceklerini ve bundan sonra da,  hiçbir şeyin insanlığın yararına değişmeyeceğini, değişimin yine insanların aleyhine, insanları daha da mutsuz ve sağlıksız kılacak yönde yol almaya devam edeceğini düşünüyoruz.
Hiç düşündünüz mü?
Çoğu insan; kısa veya uzun aralıklarla, bir yakınını veya arkadaşını kaybeder ve onun üzüntüsünü en acı ve derin bir şekilde yaşar, mezarlığa gider binlerce cansız yatan insan mezarına tanık olurlar ve o an ölümü düşünmeye başlarlar, bu Dünya'da gelip geçici olduklarını anlarlar, mezarlık dışına çıktıklarında ise; onlar için artık egoları, hırsları devreye girer ve hiç ölmeyecek, bu Dünya'ya kazık çakacak gibi yaşamaya devam ederler, ta ki; ölümcül yeni bir salgın gelene veya bir yakınını kaybedene ve mezarlığa gitmek zorunda kalana kadar.
Umarız, biz yanılırız ve insanlar artık,  bu Dünya’nın fani olduğunun farkına varırlar, bu geçici Dünya yaşantılarında aşırı ego,  hırs ve arzularından arınarak insan gibi ve insanlık adına faydalı işler yaparak, barış ve huzur içinde yaşamayı öğrenirler, bahar ayında kışı yaşamaya devam etmezler.

Güner Yiğitbaşı

03/04/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Coranalı Badi’li Günlerim
Corona Virüsünün ülkemizi ve dünyayı sarstığı şu günlerde, herkes gibi benim de eve kapandığım sıkıcı süreçte, köpeğim Badi ile anılarımı yazmak, Badi’inin başına gelen bazı olayları anmak istedim.
Badi’yi 12 yıl kadar önce, İzmit’te çalışan oğlum Dr. C.Cüneyt evine almış, Badi evde yalnız kalınca, muhtemelen stresten olsa gerek, ahşap kısımları kemirirmiş. Oğlum, “bu bize sorun çıkaracak, babam nasıl olsa emekli oldu o buna bakar ona bırakalım”, demişler ve Badi’yi 12 yıl önce bana getirdiler. Çok sevimli olan bu jekrasıl-terrier köpeği önce hevesle bakıyordum. Sabah akşam mutlaka parklara çıkarmak zorunda olduğum için, benim elime ayağıma dolaşıyor, beni birçok sosyal aktivitelere gitmemi engelliyordu.  Bir yere gidemediğim için bazen eşime diyordum, biraz da sen gezdir, o da, “parklarda bir sürü sokak köpeği var, sokak köpeklerinden korkuyorum, ben gezdiremem”  diyordu. İş başa düştü, artık ben her gün sabah akşam onu gezdirmeye başladım. Gezi dönüşü eve geldiğimizde mutlaka patilerini sabah akşam yıkıyor, sırtını tarıyorum.
Gerçekten de hemen her parkta, başka yerden getirilip de oraya bırakılan, komşuların artıkları ile beslenen üç-beş sokak köpeği var. Bizim parklarda da böyle terk edilmiş köpekler var, bir yiyecek alma umuduyla gelip geçenlerden bir ona bir buna kuyruk sallayarak yaklaşıyorlar.
Birçok aile, köpeği bir oyuncak gibi sanan çocukların heves ve istemine kanıp eve köpek alıyorlar, üç beş ay sonra bakıyorlar bakımı zor, uzak parklara atıp gidiyorlar. Ya da geziye gittiklerinde sahillere bırakıyorlar.
Bu yıla kadar, hiçbir otobüs köpek almadıkları için Badi’yi alıp bir yere ziyarete gidemiyordum.
Geçmiş yılların birinde, 15 günlüğüne tatile gittiğimde,  Badi’ye bakacak bir kimse bulamadığım için gezi parası kadar para vererek bir bakıcı veterinere bırakmak zorunda kaldım. Onun için oğluma bir gün telefon ederek şu Badi’yi şu emanetinizi alın, dedim; onlar da, “bizim sitede köpek beslemek yasak, sal sokağa” dediler. Artık ben onu atamazdım, Badi benim stres topum gibi oldu, o beni mecburen sabah akşam temiz havaya gezdirmeye de çıkarmış oluyordu, zorluyordu böylece.
Badi’yi parklarda gezdirirken, otların arasında, komşuların sokak köpekleri için attıkları bir kemiğe rastladığı zaman hemen alıyor, ne yapsam ağzından alamıyorum. O kemiği dişleri ile eze eze yiyiyor.  Ama o gece, midesi hazmedemediği için epey sıkıntı çekiyor, defalarca dışarı çıkmak istiyordu.
Alıştırdık, Badi’nin ne zaman çişi gelse havluyor, çişini dışarı yapıyor, evin içine çişini yapmıyor.
*
BADİ MARKETTE
Onu her gün sabah akşam, parklara gezmeye çıkarıyorum. Yine bu gün onu gezdirirken en yakın markete de uğrayıp ekmek ve gazete alarak eve dönme telaşı içinde giderken, yakında 200-300m ileride arabaları durdurup ateşini ölçen-tarayan corona kontrolü yapan polislerin yanına gitmekte olan bir polise rastladım. Polis, “amca fazla dolaşma evine git” dedi. Ben de, hemen marketten ekmek alıp eve döneceğim, dedim.
Markete vardım, AVM nin önünde park etmiş dizi dizi arabalar vardı. Badi ile içeri giremeyeceğim için, Allah’ım bunu nereye park etsem, diye aranırken, orada bir görevliye bunu nereye park etsem, diye sorunca, “getir şu alışveriş arabalarının yanına bağla” dedi. Oraya tasmasından bağladım,  o “beni yalnız bırakıyorsun” diye başladı havlayıp alarm vermeye. Kaka çantasını yanına koyunca sakinleşti ve markete girdim. Ben markette iken, sevmek okşamak için yanına kim gelse havlıyor, bağlandığı yere sahipleniyordu.
*
BADİ’NİN KEDİLERLE KAVGASI BAŞINA İŞ AŞLTI.

Coranalı Badi’li Günlerim
Badi’yi sabah akşam mutlaka parklarda ve kaldırımlarda gezmeye çıkarıyorum. Dün parkta dolaşırken, baktım bir sokak kedisi çalıların arasından çıkmış köpeğime saldırmak için pusu kuruyor, saldırmak için fırsat arıyordu. Onu biraz izledim, kedi ben yaklaşınca uzaklaşıyor, ben uzaklaşınca Badi’ye saldırmak için sine sine yaklaşıyordu.
Badi durmadan fırsat buldukça kedileri kovalardı. Giden yıl, bir gün kovalamak istediği bir kedi geriye dönüp Badi'ye bir pençe attı. Tırmığı burnuna en hassas yerine geldiği için Badi bir feryat etti, çenileyip durdu. Ondan sonra kedileri görünce geriye geriye çekiliyordu kedi kaçarsa kovalıyordu.
BADİ’YE ARABA ÇARPIYOR
Bundan beş altı yıl kadar önceydi;  Badi’nin kedileri çok kovaladığı günlerde, tasmasından bıraktığım Badi kaldırımda yanımda yürüyordu. Karşı kaldırımda bir kedi görmüş, birden fırlayıp onu kovalamak istedi. Aman dur demeye kalmadı hızla gelen bir otomobil Badi’ye çarptı ve araç kaçıp gitti. Badi “vann” diyerek yolun ortasına yığılıp kaldı. Meğer teker kalçasından geçmiş. Ne yapayı ne yapayım derken, Badi’yi kucağıma aldım, taşıma kabı ile An. Ün. Veteriner Fakültesine götürdüm. Orada filimleri çekildi, doktorlar, “ne yapmışsınız buna bunun üç dört yerden kalça kemiği kırılmış”, dediler. Badi orada ameliyat oldu, kalçası sarıldı, platin takıldı, başına bir abajur geçirilip 1000 lira masraftan sonra bir takım ilaçlarla eve yollandık. Badi’ye baktım, öyle acı çekiyor olmalı ki, gözlerinden yaşlar geliyor iniliyordu. Ben de o kadar çok üzüldüm, Badi’nin o haline bakınca gözyaşlarımı tutamadım. Allah’a dua ettim, “Allah’ım ağzı var dili yok, çok acı çekiyor, bu cana da bir can sağlık ver” diyordum.
Durumu İzmir’de çalışkan oğluma bildirdim, o da çok üzüldü, hemen hastane masraflarını gönderdi. Ama Badi haftalarca ilaçlarla tedavi gördü, boynunda abajur, topallayı topallayı o haliyle sokaklara çıkmak istiyordu.
Şükür sağlığına kavuştu, ama arka bacakları biraz arızalı kaldı, şimdilerde yengeç gibi yan yan yürüyor. İşte Badi ile yaşantımız 12 yıldır böylece böylece devam etmekte.
Oğlum Dr. C.Cüneyt, “baba Badi ölürse, evin önüne erik ağacının dibine bir mezar kazıp oraya kuylayın” diye tembih etmişti.
Badi, beni her gün sabah yedide uyandırır, kendisi yatağına tekrar yatar, yarım saat 45 dakika süren kahvaltıdan sonra parklara çıkarız. Parklarda yaz günleri komşuların çocukları, “amca sevebilir miyiz”  diyerek başına toplanırlar, onunla oynarlar. Onun da hoşuna gitmiş olmalı ki, çocukları şakacıktan dövmeye kalksam bana havlayarak saldırmak ister, “onları dövme” der gibi. Onun için bize yaklaşan çocukların hoşuna gidiyor, çok eğlenceli buluyor olmalılar ki Badi’nin yanında, “amca beni bir dövsene” derler.
Badi yatağında derin bir uykuda iken, birilerimiz gelip okşamaya kalksak, hemen saldırıyor, “uyurken rahatsız edilmeyin, demek istiyor.
Badi, şu anda çalıştığım odada bu yazıyı yazarken arkamda yatağında yatmakta, geriye dönüp bu yazı için onun birkaç kare fotoğrafını çektim.
İzmir’de çalışan Oğlum C. Cüneyt’in yanına Badi’yi ne yazık ki götüremiyoruz. Torunum “Badi’yi de getirin” derse de götüremiyoruz, çünkü onların sitede köpek beslemek yasakmış; onun için onları ziyarete eşimle tek tek gidiyoruz.
Badi her gün akşama kadar yatar, akşam beşte evdeysem yanıma gelir  “beni gezmeye çıkar” dercesine etrafımda dolanmaya sıçramaya, sızlanmaya başlar, önemsemezsem, havlamaya başlar. Anlarız ki bir an önce dışarı çıkmak istemekte.
Şimdilik Badi ile yaşantım böyle devam etmekte.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız 

İhramlıyı Hortlak Sanmış Ve De Hacı Ziyaretimiz
Corona virüsünün yavaş yavaş yayılmaya başladığı günlerde yan komşumuz giden ay Hicaz’a umreye gitti geldi.
Umreye giden komşu, geldiğinin ertesi günü, Hicaz’da her hacının giydiği, bembeyaz boynundan ayaklarına kadar uzanan ihramı sırtına giymiş, başında beyaz takke olduğu halde dışarı çıkıyor.
O gün yan komşuya iki tane genç bayan günlük temizliğe gelmişler, temizlik yapıyorlarmış. Evde temizlik yaparken bayanlardan biri bir ara dışarı çıkıyor.
Başında takkesi, kefen gibi bembeyaz kılıklı bu hacıyı-adamı gören genç bayan, hayatında hiç ihramlı birini görmediği için, “hortlak” gördüğünü sanarak öylesine bir korkuya kapılıyor ki, korku ve telaş içinde içeri doğru koşarak öteki temizlik yapan arkadaşına titreyerek bağırıyor, “dışarıda hortlak gördüm kız vallaha hortlak gördüm”  diyor. O an aklına ihram diye bir şey getiremiyor. Korku içinde tirtir titriyor, çünkü ilk kez “hortlak” görmüştü.
Sonradan hacı kıyafeti olduğunu hatırlıyorlar, gülüşmeye başlıyorlar. Tam o sırada eşim, “şöyle bir bakayım nasıl temizlik yapıyorlar” diye içeri giriyor. Onların tuhaf bir şekilde gülüştüğünü görünce “hortlak” olayını eşime anlatıyorlar. Üçü birden gülüşmeye başlıyorlar. Ertesi günü eşim bana bunu anlattı, ben de güldüm.

HACIYI ZİYARETE GİTTİK.
Bu “hortlak” hacı, bizim hemen yan komşumuz. Eşim dedi ki “komşumuz…Hicazdan geldi, istersen bir hoş geldin diyelim ayaküstü bir varalım” dedi. Ben de olur dedim, çünkü her gün karşılaştığımız yan komşumuz.  Akşamleyin yan “hacı” komşuya  “hacıya hoş geldin’e” gittik.  Daha iyice alevlenmediği için aklımıza corona morona hiç gelmedi.
Bize zemzem suyu, hurma ikram ettiler, bir de “hacı tespihi” verdiler.
Sohbet ettik, onlar Mekke’yi, Medine’yi methettiler, Kâbe’nin çevresindeki beş yıldızlı otelleri övdüler, çok kalabalık olduğunu söylediler. Veda edip ayrıldık.
Çok geçmedi corona virüsü patlak verdi, son gelen umrecileri karantinaya aldılar, dünyaya covit 19 yayılmaya başladı. “Umrecileri ziyaret etmeyin” dediler, “umreciler misafir kabul etmesin” dediler.
Bunları duyunca bende başladı bir telaş, -biz ne cesaret ederek komşu da olsa komlu umrecileri neden ziyaret ettik- diye hayıflanmaya başladık. Kendi kendime, peki bu komşulara, “sakın misafir kabul etmeyin, misafirliğe gitmeyin”  diye tembih etmemişler mi? Diye söylenmeye başladık. Eğer sıkı tembih etmişlerse neden komşumuz bizi kabul etti, neden söz etmedi, diye kendi kendimize söylenmeye başlamıştık. Eğer bu işi organize eden Diyanet böyle bir uyarı yapmamışsa, çağdaş hiçbir usul ve düşünceye sahip değillermiş, diye düşündüm. Demek ki Diyanet umre işini para getiren bir turizm zihniyeti ile yapıyor, diye düşündüm. Oysa umreden dönenleri, ilk gelenleri (bunları umreye göndermek hata idi de) neden “karantiye almamışlar” diye düşünmeye başladık. Nitekim sonradan bu umreciler sayesinde corona virüsü köylere kadar yayılmaya başladı, diye düşündüm.
İşte bu ziyaretten sonraki 14 gün benim için korku içinde geçti. Acaba virüs aldık mı, diye kıvranmaya, endişe etmeye başladık. Tek bir kez de olsa öküsrmemiz, aksırmamız benim korkumu daha da artırıyordu.
Durumu ziyaretimizi, İzmir’de doktor olan oğluma anlattım, “baba ne cesaretle şu günlerde bir umreciyi ziyaret ediyorsunuz, çok yanlış yapmışsınız, çok dikkat edin dışarıya çıkmayın” diye bizi uyarınca bizim korkumuz gittikçe arttı. Aman Allah’ım biz ne yapmışız diye daha çok endişe etmeye başladık.  Çok şükür 15-20 gün geçti virüs falan gelmedi, diye de sevinmeye başladık.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız 

Sevgili Dostlar…- Gündüz Akgül
Bildiğiniz gibi uzun suredir rahatsızlığım nedeniyle ve Doktor önerisi üzerine bilgisayar kullanmadığım için yazamıyorum.
Ancak son birkaç gündür başımıza bela olan Korana Virüsü nedeniyle işinden geri kalan, maddi olanakları kısıtlı olan ve dışarı çıkması yasaklanan 65 ve üstü yaş guruplarına yardım amacıyla Ankara ve İstanbul Büyük Şehir Belediyeleri (BŞB) bir bağış kampanyası başlatmıştı.
Ayni zamanda Cumhurbaşkanı da bir bağış kampanyası başlattı.
İçişleri Bakanı BŞB Başkanlarının açtıkları bağış kampanyalarının yasal olmadığını belirterek Valilere bir genelge gönderdi ve BŞB bankalardaki bağış kampanyası hesapları bloke edildi.
İçişleri Bakanının bu genelgesinin yasal olup olmadığı konusunda yurttaşları bilgilendirmek görevi de hukukçulara düşmektedir.
Bu konuda birçok hukukçu görüşlerini belirtmiş bulunmaktadır.
Bu nedenle, bende yıllarını hukuka adamış biri olarak yurttaşları bilgilendirmek amacıyla ilgili mevzuatı inceleme ve vardığım sonucu sizlerle paylaşmak gereğini duydum
İLGİLİ YASAL KAYNAKLAR:
1- 5393 SAYILI BELEDİYE YASASI
      “BELEDİYENİN YETKİLERİ VE İMTİYAZLARI” başlıklı 15 maddesinin 1. Fıkrasının (i) bendi aynen şöyledir “i) Borç almak, bağış kabul etmek.”

2- BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE YASASI
“BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN GELİRLERİ” başlıklı 23 maddenin1. Fıkrasının (n) bendi aynen şöyledir. “n) Şartlı ve şartsız bağışlar.”
Yine ayni yasanın 28. maddesi “Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir ve ilçe belediyeleri hakkında da uygulanır.” demektedir. 
Görüldüğü gibi durum son derece açık ve nettir.
Bir hukukçu olarak İçişler Bakanlığının genelgesinin yasal olmadığını belirtiyorum.

Sizleri bilgilendirebildimse ne mutlu bana.
Koronasız sağlıklı günler dilerim.

01.04.2020
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Suç İşliyorsunuz Yapmayınız
CHP'li başkanların başlarında bulunduğu bazı büyük illerimizin büyükşehir belediye başkanlıkları tarafından, Korona virüsü salgınından zarar gören muhtaç hemşehrileri için, gönüllülük esasına göre, varlıklı halkımızdan topladığı nakdi yardımı engelleyen ve bu yardımların toplanmasını yasaklayan İçişleri Bakanlığının bir genelgeyle yayınlanan ve uygulamaya konulan kararı; en başta Anayasanın 127.maddesi olmak zere,2860 sayılı Yardım Toplama ve 5393 Sayılı Belediye Yasalarına açıkça aykırı ve suçtur.
İçişleri Bakanlığının, yasaklama kararına esas aldığı ve dayanak yaptığı gerekçeler;2860 sayılı Yardım Toplama Yasasına,5393 sayılı Belediye Yasası'nın, belediyelerin yetki ve imtiyazlarını düzenleyen 15.maddesinin (i) bendine ve Anayasanın; İdarenin kuruluşu başlıklı 127.maddesine  açıkça aykırıdır.
İçişleri Bakanlığı; Anayasanın merkezi idarenin yanında mahalli bir idare olarak tanımlayıp düzenlediği, tüzel kişiliğe sahip bir idari yapı olan ve organları halkın oylarıyla seçilip görev yapan, anayasa ve özel yasasından kaynaklanan  kamu gücü, yetkisi ve imtiyazı ile donatılmış belediyeleri, adeta kanarya sevenler derneği seviyesine indirgemiştir.
Belediyeler; 2860 sayılı Yardım Toplama Yasası kapsamında, ancak izinle yardım toplayabilen bir kişi, dernek, kurum, vakıf, spor kulübü, gazete ve dergi değildir.
Belediyelerin; görev, yetki ve imtiyazlarını belirleyen özel yasaları vardır.
Anayasanın İdarenin Kuruluşu başlıklı bölümünde düzenlendiği gibi, İdare;
1)Merkezi idare
2)Mahalli idarelerden oluşur.
Anayasanın mahalli idareleri düzenleyen 127. maddesine göre;
“Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.
Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.”
Belediyeler de, işte anayasanın 127. maddesine göre kurulan ve kuruluş esasları yasalarla belirtilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Anayasanın 127. maddesine göre, 2860 sayılı Yardım Toplama Yasasından ayrı ve müstakil olarak çıkarılan ve belediyelerin görev, yetki ve imtiyazlarını belirten özel bir yasa olan 5393 sayılı Belediye Yasasının 3. maddesine göre; Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır.
Belediyelerin yetkilerini ve imtiyazlarını düzenleyen özel yasası olan  Belediye Yasasının 15. maddesinin (i) bendine göre, bağış kabul etmek de, belediyelere tanının bir yetki ve imtiyazdır.
Çok açık olan anayasa ve yasa hükümlerine rağmen; İçişleri Bakanı dün ne demiş, para toplayan belediyeler; paralel devlet ve hükümet oluşturma peşindeler demiş. Adeta, belediye başkanlarını suçlu ilan etmiştir. Bu İçişleri Bakanının teşkilatında, danışacağı hukuk müşavirleri yok mudur?
Evet, belediyeler; anayasanın 127. maddesine göre, devlet içinde devlet, görev ve yetkileri anayasada ve yasalarda belirtilmiş, yerel bir hükümettir, organlarını halkın seçtiği, kamu adına yetki ve imtiyazlar kullanan yerel bir yönetim biçimidir ve kullandığı yetkilerin  kaynağını, anayasadan almaktadır.
Yasaları eğip bükerek, Belediyelerin; salgın hastalık gibi bu olağanüstü dönemde, evlerinden çıkamayan çalışamayan, ihtiyaç sahibi insanlara dağıtılmak üzere gönüllülük esasına göre bağış toplayamayacağını kabul ederek, bu konuda yasaklama kararı almanın, anayasa ve yasaları açıkça ihlal etmenin bedeli, çok ağır olmalıdır.
İş başındaki siyasal iktidarın, ileriye dönük politik hesaplarına son vermesi gereken çok kritik bir dönemi yaşıyoruz.
Yasalar eğilip bükülerek, görevler kötüye kullanılarak, nasıl olsa bana şimdilik hesap soran mı olacak, ben yaptım oldu mantığıyla, politik kıskançlıkların, muhalefet belediyelerinin önlerine yasaklar ve engeller koyup, onların ihtiyaç sahibi insanlara yardım etmelerini engellemek suretiyle, ileriye dönük politik hesapların yapılacağı zaman değildir bugün.
Suç işliyorsunuz, insanlara kötülük ediyorsunuz yapmayın ve anayasa ve yasa dışı bu yasaklama kararınızdan, acele dönün lütfen.

Güner Yiğitbaşı

01/04/2020
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget