Haber Güncel

Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Trump Anıtkabir'e Gitmemekte Kendince Çok Haklı
Trump; Nato zirvesi için geldiği Ankara’da devletimizin kurucusu büyük ATATÜRK'ün kabri Anıtkabir’i ziyaret etmedi.

 

Ben hiç yadırgamadım ve bir Türk olarak hiç de üzerime alınıp üzülmedim, bilakis sevindim.

 

Trump; paradan başka hiçbir şeye değer vermeyen kapitalist bir iş adamı, tek bildiği şey ticaret ve bol para kazanmak. Manevi değerleri hiç yok. ATATÜRK'ün benimsediği T.C.'nin kurucu değerlerine çok yabancı, ATATÜRK'ün Kurtuluş Savaşı ile yerle bir ettiği işgalci, emperyal ve sömürgeci, saldırgan bir zihniyetin günümüzdeki en iyi temsilcisi. ATATÜRK ile uyuşur tek ortak yanı yok. Hayatı boyunca kamuda bir görev yapmamış, devlet idaresi, devletin örf ve adetleri, gelenekleri, diplomasi, bunların hepsine çok uzak.

 

Tek olumlu yanı; sözlerine ve samimiyetine güven olmasa da, görünürde açık sözlü, sözünü sakınmayan birisi, içten pazarlıklı, menfaatçi, çok pragmatik, o nedenle; ne zaman, kimi seveceği, öveceği, sırtını sıvazlayacağı hiç belli olmayan, menfaati için yalan söyleyebilen ve aslında  hiç hoşlanmadığı bir kişiyi dahi seviyor gözükebilen ve göklere çıkarabilen, hiç güvenilmemesi gereken sorunlu bir kişi.

 

Trump ulus ve üniter devlet yanlısı ve savunucusu değil. Şu anda başkanlığını yaptığı Amerika Birleşik Devletleri; birçok ulusa mensup insanların gelip yerleştiği ve vatandaşı olduğu, birçok eyaletten oluşan üniter yapıya sahip olmayan birleşik bir devlet.

 

TRUMP'un Ankara Büyük elçisi vasıtasıyla bize önerdiği de, ulus ve üniter devlet anlayışını terk etmemiz. İş başındaki iktidar da bu anlayışa çok yakın. O nedenle, TRUMP ile ERDOĞAN'ın kanları birbirine çok uyuştu ve ayrılmaz bir ikili ve dost oldular. Tabi şimdilik, karşılıklı çıkara dayalı, gerçek samimiyetten uzak olan bu dostluğun ileriye dönük hiçbir garantisi yok tabi. 

 

ATATÜRK,TRUMP'ın kafasına ve anlayışına uygun bir kişi mi?

 

Tabii ki; değil.

 

İnanın, ATATÜRK'ü bu nedenle ziyaret etmedi TRUMP.  Açık yürekliliğini burada da gösterdi.

 

Bir de ERDOĞAN'dan istediği, nadir toprak elementleri, gerekirse İran savaşında yanında olması ve sair bazı imkansız  tavizleri koparabilmek için, ERDOĞAN'a bir jest de yapmış olabilir. Yani, ANITKABİR'e gitmeyerek, ATATÜRK de kim oluyormuş? bana göre, T.C. Devletinin muhatap alacağım gelmiş geçmiş tek lideri, benim de dostum ERDOĞAN'dır mesajını da vermek istemiş olabilir.

 

Şu gerçek var. ATATÜRK tarafından kurulan Diyanet İşlerinin Başkanları, ANITKABİR'e gidip ATATÜRK'ü ziyaret etmiyorlar, bir dua okumuyorlar, elin yabancısı TRUMP bu gerçeğe vakıf. ATATÜRK'ü kabrinde ziyaret etmeyen Diyanet İşleri Başkanları koltuklarında oturmaya devam ediyor ve ERDOĞAN tarafından görevden alınmıyorlar, atanmalarda da bu kişiler tercih ediliyor, bu gerçeği gören TRUMP, ATATÜRK'ün huzuruna çıkmamanın ülkemizde doğal olduğunu ve bu kişilerin el üstünde tutulduklarını, adeta teşvik edildiklerini görüyor tabi. Bu gerçekleri gören Trump; demek ki, Anıtkabir'e gitmemek, iktidarın hoşuna gidiyor ve bir meziyet kabul ediliyor ben de gitmesem, iş başındaki Türk yöneticiler daha memnun olurlar diye düşünmüş de olabilir, haklı olarak.

 

Türk Milletinin; yüreğindeki ATATÜRK sevgisi hiç sönmeyecek bir ferdi olarak, ANITKABİR'e ATATÜRK'ün huzuruna çıkma cesaretini ve yetkisini kendinde göremeyerek haddini bilen, ATATÜRK'ün huzuruna çıkamayan, ATATÜRK'ün keyfini kaçırmayan TRUMP'a, buradan alenen teşekkür ediyorum.

 

13/07/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

 

“Hurafeye karşı çıkarsanız hemen din düşmanı ilan ediliyorsunuz. PKK terörünü eleştirirseniz hemen Kürt düşmanı diye etiketleniyorsunuz”.   Soner Yalçın

 

“Pkk Yı Kim Büyüttü”

Bu yazının başlığı ve metni Gazeteci Yazar Sayın adlı kitabından alıntılanmıştır. Güzide yazar ve gazetecimizin affına sığınarak topluma bir güzel sinyal vermek dileğimizle onun kitabından bu başlık ve metinleri aldık.

Biz de toplumun dikkatini çekmek için T.C. tine 40 yıldır nice şehitlere ve milyarlarca lira paraya mal olmuş, devlet bütçesini ve vicdanını sızlatan kanlı PKK terör örgütünün [1]niçin nasıl büyütüldüğünü yukarıdaki kitaptan alıntılar yaparak işin bam teline dokunarak [2]kısa kısa açıklamak istedik.

 15 Ocak 1989'da Şırnak'ın Cizre ilçesine bağlı Yeşilyurt köyünde yaşanmıştır. Dönemin Jandarma Komutanı olan Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan yönetimindeki askerler tarafından köylülere insan dışkısı yedirildiği iddia edilmiş ve olay Türkiye tarihine "Yeşilyurt köyü dışkı yedirme davası" olarak geçmiştir. Olayın geçmişi ve hukuki süreci şu şekildedir:

Olayın Gelişimi: 1989 yılının ocak ayında Yeşilyurt köyüne düzenlenen operasyonda, Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan komutasındaki güvenlik güçleri köy sakinlerini darp etmiş ve zorla insan dışkısı yedirmiştir. Tek başına bu olay bile PKK nın tırmanışına büyümesine neden olmuştur.  1

Yine aynı kitabın 92. Sayfasından alıntılarsak PKK’nın büyütülmesine neden olan etkenlere kısaca yer verelim.

-PKK’yı Diyarbakır cezaevi büyüttü; ağır işkenceler olmasaydı PKK kitleselleşemezdi.”.

-Özellikle PKK’ya katılanların neredeyse ortak söylemidir:

“-Asker köyün meydanında erkek-kedin herkesi çırılçıplak soydu; bunu kendime yediremedim, dağa çıktım.

“-Dilimizi konuşmamız yazmamız-okumamız yasaktı.”

Ben bugüne kadar…

-Ağa baskısından bahsedeni görmedim.

“-Şeyh zulmünü dile getireni görmedim.

-Şıh yobazlığının hayatını kararttığı söyleyeni görmedim.

-Toprağımız yoktu diyeni görmedim.

-İşsizdim diyeni görmedim.

Varsa yoksa “T.C.” nin siyasal ve kültürel baskısı!

PKK olgusunu analiz etmek isteyenlere bu olgular yeterli geliyor mu? Bana hiç yetmedi.

Ben diyorum ki PKK yı Turgut Özal büyüttü!.. Yani neoliberalizm… Yani, vahşi kapitalizm, PKK yı büyüttü…

“Hakkâri, Yüksekova’da aynı okula giden dört kardeşin aynı anda birlikte okula gitmediği ortaya çıktı. Çünkü, evde bir tek bot ve bir tek kaban vardı; bunu ancak biri giyebiliyordu ve bu sebeple okula dönüşümlü gidiyorlardı.!

Diyorum ki…

“-Halka ucuz kıyafet veren Sümerbank Hakkâri mağazasını kim kapattıysa PKK yı o büyüttü!

Diyorum ki…

-Köyteks’in Erzincan, Siirt, Diyarbakır hazır giyim tesislerini ve Sümerbank’ın Malatya, Erzincan, Şanlıurfa, Diyarbakır, Sarıkamış, Adıyaman, Erhaz, Sihaz, Sarıkamış işletmelerini kapatanlar PKK’yı büyüttü.

Sadece bunlar mı?

-Elâzığ, Van, Kars, Kurtalan, Gaziantep, Şanlıurfa Aşkale, Adıyaman, Ergani çimento fabrikalarını kim sattı ise PKK’ yı o büyüttü.

-Adıyaman, Bitlis, Malatya, Diyarbakır, Muş, Siirt gibi “şark tipi tütün” üretimini kimler bitirdi ise PKK’yı o büyüttü…

Bitlis ve Malatya sigara fabrikaları, Adıyaman, Besni, Kahta, Malatya, Batman, Bakırhan, Beşiri, Kozluk, Kurtalan, Sason, Bitlis, Buldan Kale, Diyarbakır, Silvan, Bismil, Elâzığ, Erzurum, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas, Van Tütün Pazarlama ve Dağıtım Başmüdürlükleri, Muş, Yaprak Tütün İşletmeleri ve Diyarbakır Müdürlüğü’nü kim kapattı ise PKK’yı o büyüttü…

-Van, Diyarbakır, Tunceli, Sivas, Kars, Adıyaman, Elâzığ, Göksun, Kızıltepe, Erzurum, Siirt, Tatvan, Hilvan ve Muş Yem Fabrikalarını kim sattı ise PKK’yı o büyüttü.

Erzincan, Erzurum, Siverek, Sivas, Elâzığ, Diyarbakır, Adıyaman, Malatya, Yüksekova, Muş, Adilcevaz SEK işletmelerini kim kapatıp sattı ise PKK’yı o büyüttü…

-Kars, Şanlıurfa, Elâzığ, Gaziantep, Tatvan ve Ağrı et kombinalarını kimler yok etti ise PKK’yı o büyüttü…(1980’de nüfusumuz 45 milyondu ve büyükbaş-küçükbaş hayvan sayımız 84 milyondu. Bugün nüfusumuz 75 milyonuz, hayvan sayımız 30 milyon!)

-Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da arıcılığı kim bitirdi ise PKK’yı o büyüttü…

-GAP’ı engelleyenler, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nü kapatanlar, Etibank’ı yok edenler kim ise PKK yı o büyüttü.

-Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun Muş, Diyarbakır, Erzurum, Kahramanmaraş, Şanlıurfa işletmelerini kim elden çıkarmışsa PKK’yı o büyüttü.

-Tohum Islah Enstitüleri, Toprak Mahsulleri Ofisi’ni kapatanlar kim ise PKK’yı o büyüttü.

-Pancar, tütün, pamuk ekimine kim kota koyduysa PKK’yı o büyüttü.

-İl Özel İdarelerinin, Köy Hizmetlerinin ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 103 şubesindeki işçileri kim sokağa attı ise PKK’yı o büyüttü.

-Girlevik, Otluca, Kiti, Telek, Besni, Adilcevaz, Ahlat, Derme, Erkenek, Kemek, Mardin-Çağ, Malazgirt, Uludere, Çemizgezek, Sönmez, Koyulhisar, Endil, Hoşap,Ercis ve Koçköprü HES leri satanlar kim ise PKK’yı o büyüttü.

Günümüzde, Güneydoğu’da, kendi mülkiyetinde hiç toprak olmadığını belirten aile oranı yüzde 59. Aşiretlere, ağalara bölgeyi kim terk etti ise PKK’yı o büyüttü.

PKK’yı büyüten 1980’de 12 Eylül Askeri Darbesi ve Özal eliyle hayata geçirilen neoliberalizmdir.

Diyarbakır Cezaevi, yapılan çeşitli işkence, kanunsuz hukuksuz uygulamalarıyla tarihimizin yüzkarasıdır. 2

PKK nın kuruluşu

Ankara'da ''Apocu'' olarak tanınan, Marksist-Leninist düşüncedeki solcu ve Kürt öğrencilerin temelini attığı PKK (Kürdistan İşçi Partisi) hareketi, 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice İlçesinin Fis Köyü'nde kuruluş kongresini gerçekleştirdi.

Kongreye, Cemil Bayık, Mehmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan'ın da aralarında olduğu 21 kişi katıldı.

Aralarında iki kadın vardı.

Biri, o tarihlerde Abdullah Öcalan ile evli olan Kesire Öcalan, diğeri ise 2013'te Paris'te suikasta uğrayan Sakine Cansız.

PKK bu ilk kongrede, sosyalist bir Kürt devleti kurmayı hedeflediğini, Türkiye'ye karşı ''Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi'' adıyla silahlı mücadele amaçladığını duyurdu.

Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yaşanan Kürt isyanlarının devamı olarak da kabul edilen PKK, Doğu ve Güneydoğuda saldırılar düzenledi.

Kuruluş kongresine katılanların birçoğu 1979 yılında tutuklandı.

İşkence ve kötü muamele uygulamalarıyla kötü bir şöhrete erişen Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde yaşananlar örgüt için önemli kilometre taşı oldu.

Örgütün kurucularından Mazlum Doğan, işkenceyi protesto etmek için hayatına son verdi.

Hayri Durmuş da cezaevinde başlattığı ölüm orucunda altı arkadaşıyla birlikte hayatını kaybetti.

6 Mar 2026 — Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı" olarak tescil edilen cezaevi müze oldu. [3]

            PKK terör örgütünün Türkiye'ye yönelik 40 yılı aşan saldırıları ve bu örgütle mücadele süreci sonucunda binlerce sivil, asker ve polis şehit olmuştur. İnsan hayatına maddi bir değer biçilememekle birlikte, uzmanlar ve devlet yetkilileri ekonomik faturanın 700 milyar dolar ile 3 trilyon dolar arasında olduğunu tahmin etmektedir.  [4-5]

Derleyen Cevat Kulaksız

SONNOTLAR



1.lL8eeNs96g7dojfGPEf4gwsDw%3A1782150924177&q=k%C3%B6YL%C3%9CLERE+DI%C5%9EKI+YED%C4%B0RME+KOMUTAN&sa=X&ved=2ahUKEwjz2ZXGtZuVAxWA_7sIHZ5-LN4Q7xYoAHoECAwQAQ

2. Kaynak: Galat-ı Meşhur Doğru Bildiğimiz yanlışlar Kırmızıkedi Yayınları

3. ...https://www.bbc.com/turkce/articles/c8xgl1vqwdro

4.https://www.google.com/search?q=PKK+n%C4%B1n+T%C3%BCrkiyeye+verdi%C4%9Fi+can+mal+para+kay%C4%B1b%C4%B1+ne+kadard%C4%B1r.&num=10&sc

5.Kaynak Galat-ı Meşhur Soner Yalçın Kırmızıkedi yayınları

Gerçekten Yazık Bu Ülkeye Ve Ülke İnsanına

İktidarın, CHP'yi parçalayarak küçültüp siyaseten yenir lokma haline getirmek için kurguladığı planın gereği olarak,  hukuka aykırı ve yapay bir şekilde CHP'nin ve dolayısıyla ülkemizin başına musallat ettiği mutlak butlan kararından sonra, ülkenin acil çözüm bekleyen problemlerini bir kenara atarak her gün ve sürekli olarak, CHP mutlak butlan kararının sonuçlarının ve CHP kurultayının yapılıp yapılmayacağının tartışmaya açılması ve ülkenin tam kadro bu meseleyi konuşmaya devam etmesi,  gerçekten çok üzücü ve can sıkıcı bir hal almıştır.

 

Bakıyoruz, bu mutlak butlan kararının senarist ve uygulayıcılarına, hepsi yetmiş yaşını devirmiş, artık aktif siyasetten çekilerek kendilerini dinlenmeye alıp, bu fani Dünyada kalan ömürlerini aileleriyle birlikte ve mutluluk içinde geçirmeleri gereken insanlar.

 

Bu satırların yazarı olan ben de, yetmiş yaşını devirenlerdenim. Allaha şükür elim ayağım tutuyor,  aklım da yerinde ama, eriştiğim ileri yaşı asla yabana atamam ve haddimi bilirim, bu nedenle hala çalışabilecek durumda olmama rağmen aktif hukukçuluğu bıraktım, hakim ve savcılıkta, sonrasında da avukatlıkta geçen toplam 56 yıllık hukukçuyum. Bu süre zarfında hukukçu olarak yaptığım iyi şeyler sanırım yeterli, karışanım ve görüşenim yok, hala itibar edilen bir hukukçuyum,  avukat olarak çalışmaya devam etmek için seçimlere girip sandıktan çıkmam da gerekmiyor, ama haddimi bilerek namusumla ve şerefimle aktif hukukçuluğu sonlandırdım ve avukatlık cüppemi askıya astım, yeni iş almadan elimdeki davaları sonlandırmak üzere ara da bir cüppemi askıdan indiriyor ve duruşmalara katılıyorum, işte o kadar.

 

Bu ülkede 65 yaşını aşan ve noterde alım satım işlemi yapacak olan insanlardan, doktora sevk edilerek akli melekeleri yerinde mi raporu istendiğine göre, siyasette memleketi yönetecek olan 65 yaş üzerindeki  kişilerden niçin doktor raporu istenmez? onu da anlamış değilim. Bu gerçeği dile getirdiğim için 65 yaşını aştıkları halde aktif siyaset sahnesinden çekilmeyen ve hala iktidar hırsıyla çırpınan siyasilerimiz asla alınmasınlar ve kendilerine hakaret edildiği yaygarasına tevessül etmesinler lütfen.

 

Aynı şekilde sanırım yetmişli insanlardan otomobil kullanabilmeleri için kısa aralıklarla sağlık raporu istenecekmiş, çok doğru bir uygulama, sağlıklı olduklarını kanıtlayanların araba kullanmalarından doğal bir şey olamaz. Ancak, bu gerçekçi ve akla dayanan uygulamayı yaygınlaştırmak ve ülkenin yönetiminin dümenine geçecek olan siyasilerden de aynı sağlık raporlarının alınması zorunlu olmalıdır. Büyük bir gemiye benzeyen ülkenin yönetimi ve sorumluluğu, sanırım küçücük bir otomobilin yönetiminden daha zor ve sorumluluk isteyen bir husustur.

 

CHP'nin başına mahkemenin verdiği butlan kararıyla tedbiren getirilen KK, sanırım 78 yaşında ve hala büyük bir siyasi hırs içinde ve en başarılı olduğu ve tartışmasız yönetimde kaldığı 13 sene içinde asla seçim kazanamamış ve iktidar olamamış olan bir KK'nın bu hırsını tarafsız bir gözle değerlendirmek istiyorum ancak mantıklı ve ülke yararına makul bir sonuca ulaşamıyorum.  Önümüzdeki ilk seçim iki yıl sonra, yani KK, 2028 de 80 yaşında seçimlere girecek ve halktan oy isteyecek, halkın nefretini kazandığı bu koşullarda seçim kazanması ve iktidar olması, hatta seçim barajını aşması imkansız. Bir kez daha seçim kaybettikten sonra, beş yıl sonrası 2033 de yapılacak yeni seçimlerde yaşı 85 olacak, enerjisi tamamen tükenecek, Allah uzun ömür versin belki de seçimlere ömrü vefa etmeyecek.

 

Tüm bu gerçekler karşısında, KK'nın;  hala,  siyasetten çekilmeyerek, büyük bir öfke ve hırsla, CHP'yi bölüp parçalamak, tüketmek ve yok etmek adına siyasete sarılmasının ne anlamı ve değeri var?

 

İşte, aklı başında insanların mantıklı ve makul bir cevabını bir türlü veremedikleri yukarıdaki sorumuzun cevabını, sanırım, ancak ve ancak,  konusunda uzman doktorlar heyetinin düzenleyecekleri tıbbi raporlar verebilir.

 

19/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Gelinen Noktada Yapılması Gereken

CHP; Özgür ÖZEL'in dediği gibi, ATATÜRK'ün emaneti baba ocağı, baba evi ama, maalesef bu ev İktidar ve onun işbirlikçisi KK ve ekibi tarafından kundaklanmış durumda, bu evde büyük bir yangın var şu anda, kısa sürede zararsız bir şekilde söndürülebilecek bir yangın da değil, bu yangın.

 

Şimdilik bu baba evi CHP'den geri çekilmek ve evi yangını çıkaranlara bırakıp gitmek zamanı.

 

Zira, çıkan yangını söndürmek için gerekli bulunan itfaiye ve sair araç ve gereçlerin hepsi,  KK ve onun iplerini elinde tutan ve iktidardan düşme korkusu içindeki saray yönetiminin elinde. Özgür ÖZEL ve ekibi ne yaparsa yapsınlar, onlar istemediği sürece bu yangın asla söndürülemez.

 

ATATÜRK'ün inşa ettiği baba evi CHP'den daha da değerli olan, Büyük ATATÜRK'ün emperyal devletlerden söküp alarak kurtardığı Anadolu toprakları üzerinde kurmuş olduğu demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceği de büyük tehlike altında şimdi.

 

 ATATÜRK'ün emaneti olan baba evi CHP kurtarılmaya çalışılırken, bütün zaman ve enerji bunun için harcanırken, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım. ATATÜRK'ün kurduğu ve bizlere emanet ettiği Türk Milletinin tamamının evi olan demokratik ve laik T. C. Devletinin geleceğini ateşe atmayalım.

 

Özgür ÖZEL ve ekibinin karşısında, devletin tüm parasal ve yasal güçlerini, kurumlarını en önemlisi de yargısını elinde tutan ve istediği her kararı alıp uygulayabilen iktidar ile onun desteğini arkasına almış ve etrafına kin ve öfke saçan iş birlikçisi KK ve ekibi var. Bu güce, Özgür ÖZEL'in tek başına karşı çıkarak, direnerek, bir yere varamayacağı kesin.

 

Tek çözüm; ATATÜRK'ün yadigarı ve emaneti baba evi CHP'yi, zarureten ve geçici bir süreliğine işgalcilere bırakarak,  yine ATATÜRK'ün eseri ve emaneti olan CHP'den çok daha değerli olan CHP'yi de içinde barındıran demokratik ve laik T. C. Devletinin geleceğine sahip çıkmak ve iş başındaki iktidarı demokratik yollarla sandıkta yenmek ve iktidardan uzaklaştırmak amacıyla, mevcut ve seçimlere girme ehliyeti ve belli bir tabanı olan, kendini kanıtlamış demokrat ve laik başka bir muhalefet partisi listelerinden seçimlere  girmektir. Bu muhalefet partisi, öncelikle Erkan BAŞ liderliğindeki TİP olabileceği gibi, armudun sapı, üzümün çöpü demeden İYİ Parti de olabilir.

 

Özgür ÖZEL ve ekibi; böyle bir seçim ortaklığının ve ortak Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinin yollarını aramaya başlamalı, bunun için gerekli çalışmalara başlamalıdır.

 

Bu yola girildiğinde, işgalci KK dan memnun olmayan CHP'ye yapılan operasyonu asla kabullenmeyen çekirdek CHP seçmeni de Özgür ÖZEL ve ekibini oylarıyla destekleyecekler ve KK yanlısı çok cüzi, marjinal kesimin oyları dışında  bir oy kaybı da söz konusu olmayacaktır.

 

Özgür ÖZEL ve ekibinin; işgalci KK yönetimindeki CHP içinde kalmayı başararak CHP içinde seçime girme şansı yakalamaları halinde ise, çalkantılı ve iki başlı bir CHP; Özgür ÖZEL'e rağmen, toplumsal muhalefet içinde yer alan geniş bir seçmen  kesimi tarafından asla tercih edilmeyecek, demokratik toplumsal muhalefet cephesi yara alacak ve oy kaybı yaşanacaktır.

 

Özgür ÖZEL ve ekibi; mevcut iktidardan memnun olmayan,  bu nedenle iktidarı iş başından uzaklaştırmaya ant içen Türkiye’nin demokratik toplumsal  muhalefetinin lider kadrosu olarak öne çıkmış, bugüne kadar CHP'nin ön plana çıkarılmadığı, her görüşten ve partiden demokratik  muhalefetin bir araya geldiği iki yüze yaklaşan meydan mitingleriyle, Türkiye’nin her parti ve görüşten toplumsal muhalefetini bir araya getirmeyi ve Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefet cephesinin lokomotifi olmayı başarmışlardır.

 

En başta söylediğimiz gibi, Özgür ÖZEL ve ekibi imkansızla uğraşmaya ara vermeli,  işi normal seyrine bırakmalı ve Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefetinin lideri olarak, meydan mitinglerine devam etmeli, KK'nın da dahil olduğu Cumhur İttifakı cephesine demokratik salvo atışlarını sürdürmeli, Türkiye'yi sandıkta birleştirecek olan demokratik toplumsal muhalefete umut olmaya ve onları diri tutmaya devam etmelidir.

 

13/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Tedavi İçin Zamanında Ve Doğru Teşhis Şarttır

Bazı şeyler vardır, zamana sıkı sıkı bağlı olmayan, geçen zaman içinde deneme ve yanılma metodu ile kazasız ve belasız bir şekilde doğrulara ulaşabileceğimiz.

 

Ama,  zamanın ve her geçen günün çok önemli olduğu,  erken ve zamanında teşhislerin hayat kurtardığı sağlığımızı olumsuz etkileyen hastalıklar öyle mi?

 

Değil tabi, sağlığımızı ilgilendiren hastalıların zamanında ve doğru bir şekilde teşhisi ve zaman kaybetmeden gerekli tedavinin uygulanması şarttır.

 

İşte,  ülkemizde koltuğunu kaybetmemek için siyaset mühendisliğine soyunan,  yasama, yürütme ve yargıyı kayıtsız ve şartsız elinde tutan AKP iktidarının siyaset mühendisliğini bozabilmek ve ülkenin siyasetine musallat edilen hastalığı etkisiz hale getirebilmek için, iktidar ve yargı eşliğinde yürürlüğe konulan kumpası ve sonuçlarını doğru okumak ve gerekli teşhisleri zamanında ve doğru bir şekilde yapmak zorunludur.

 

Şimdi yapmamız gereken doğru teşhisleri alt alta sıralayalım.

 

İlk teşhis; bugünkü anket ve kamuoyu yoklamalarına göre, AKP ve MHP ortaklığıyla oluşturulan Cumhur İttifakı, seçimleri kaybedecek ve iktidardan düşecek. İktidara en akın parti de, Özgür ÖZEL ve ekibinin başa geçtikleri CHP.

 

İkinci teşhis; Cumhur İttifakı iktidarını kaybetmemek için ne yapmalı? İktidara en yakın parti olan CHP'nin içini karıştırmalı, nifak sokmalı, ikiye bölüp parçalamalı, seçmen nezdinde güçsüz ve itibarsız kılmalıdır.

 

Üçüncü teşhis; bunun için ne yapmalı? CHP içinden yeni yönetime ateş püsküren parti içi iktidarı seçimle kaybetmeyi hazmedemeyen  işbirlikçiler ayarlayarak onlarla gizli bir ittifak yapmalı, CHP yönetimini KK dan alarak Özgür ÖZEL ve ekibine emanet eden 38. Olağan Kurultay üzerinde şaibe yatacak iddialar ile CHP yargı kaosuna sürüklenmeli ve yargı araç olarak kullanılarak,  mutlak butlan gerekçesiyle kurultay iptal edilip, eski KK yönetimi tedbiren iş başına getirilmelidir.

 

Dördüncü teşhis; Yargı öyle bir karar vermelidir ki; bu karar, lastik gibi her yöne çekilmeye müsait ve müphem bir karar olmalı, yerel Asliye Hukuk Mahkemesinin, 38. Olağan Kurultaydan sonra YSK'nın olur vermesiyle yapılan geçerli Kurultayları esas alarak, daha önce açılmış bulunan mutlak butlan davasının konusuz kalması nedeniyle verdiği hukuken doğru olan davanın reddi kararı, İstinaf Mahkemesi tarafından kaldırılarak,  38. Olağan Kurultay ile birlikte, sonradan yapılan kurultayların da yok hükmünde sayılarak mutlak butlan sebebiyle 38. Kurultay iptal edilmeli, bu iptal kararıyla CHP adeta bir adım dahi atamayacak şekilde 38. Kurultay anına kilitlenmeli ve zincire vurulmalı, İstinafın kararı kesinleşene kadar,  eski KK ve ekibi tedbiren CHP'nin başına geçirilmeli, karar kesinleşene kadar 38. Kurultayda kilit altına alınan CHP  kilidi asla açılamamalı, tedbiren iş başına getirilen KK yönetiminin eli genişletilmeli, kendisini deviren yeni yönetimden intikamını almalı, hırsını gidermeli, intikam ve hırs içindeki KK yönetimi CHP'yi darmadağın yapmalı, CHP İktidar ile uğraşacak zaman bulamamalı, aksi halde dokunulmazlığı olmayan KK hakkındaki onlarca fezlekenin devreye sokulacağı korkusu KK'ya yaşatılmalıdır.

 

Beşinci teşhis; ülkemizde hukukun ve yasaların askıya alındığı gerçeği artık kesinlikle kabul edilmeli ve bu nedenle de, bundan böyle, CHP kurultayı en başta olmak üzere, ülkemizde hiçbir konuyu, hak, hukuk, adalet,  anayasa ve yasa hükümleriyle çözüme ulaştırmaya kalkışılmamalı, bilmem kaç tane anayasa profesöründen görüş aldık, İstinaf Mahkemesinin kararı kesinleşmeden de iptal edilen 38. Olağan Kurultay yapılabilir, yenilenebilir sevdasından vaz geçilmelidir.

 

Altıncı teşhis; Yukarıda sıraladığımız teşhis ve gerçekler kabullenilmeli, erken veya zamanında yapılacak olan seçimlerin yaklaşmakta olması nedeniyle,  yeni bir parti kurma riskine girilmemeli, seçmen dengeleri de gözetilerek, işgal altındaki CHP'yi işgalcilerden geri alarak yeniden CHP'ye dönmek üzere, tedbiren ve geçici olarak, CHP ilkelerine en yakın olan seçimlere girme ehliyetine sahip kurulu saygın bir muhalefet partisi çatısı altında seçime girmenin hazırlık ve anlaşmaları yapılmalıdır.

 

Yedinci teşhis; CHP, bugünkü birinci parti olma başarısına, oy potansiyeline,  saygınlığına ve halk desteğine,  değişim adı altında harekete geçen ve köhnemiş 13 senelik KK iktidarına son verme başarısını göstermiş olan Özgür ÖZEL, Ekrem İMAMOĞLU, Mansur YAVAŞ ve diğer yakın ekip ve çalışma arkadaşlarının çabalarıyla ulaşmış ve CHP'nin o klasik %25 oy potansiyeli cam tavanını delmiştir. Başarının mimarları;  CHP'nin kurumsal kimliğinin yanı sıra, yukarıda zikrettiğimiz değişimi savunan yeni ekip olup; Özgür ÖZEL başkanlığındaki bu yeni ekip, CHP'nin kurumsal kimliğinin de ötesinde ve onu da aşan ülkenin ana muhalefeti konumuna kavuşmuş olup, bu ekip nereye giderlerse gitsinler, CHP'nin kurumsal oylarının yanı sıra,  kendilerine duyulan güvenle oluşan ve cam tavanı delen ilave oylar da Özgür ÖZEL ve ekibine akacaktır. Bu nedenle mutlak butlan kararıyla ortaya çıkan parti içi kaostan ve KK yönetiminin asla yapmayacağı kurultay beklentilerinden vaz geçilerek, hiçbir şey değişmemiş gibi,  halk ve seçmen buluşmalarına acilen dönülmeli ve ülke gerçekleri sorunları ve çözüm yolları halkımıza anlatılmaya devam edilmelidir. Bırakın CHP binasını ve koltuğunu KK'ya,  on on beş milletvekiliyle grup toplantıları yapsın,  duvarlara konuşsun, kin ve öfkesini boşaltarak rahatlasın, konuşsun ki; konuştukça batsın ve gerçek yüzünü halkımıza iyice göstersin.

KK; şunu yapacağım,  bunu yapacağım, yapmazsam namerdim diye üfürmeye devam edebilecek mi bakalım? iktidara geldiğinde, beşli çete diye suçladığı şirketler hakkında hesap sorabilecek mi, yap işlet devret yoluyla yapılan tesisleri millileştirebilecek mi, iktidardan hesap sorabilecek mi? Bunları yapmak şöyle dursun dile getirebilecek mi bakalım?

 

Sekizinci teşhis; KK, kendisine oy veren ben dahil tüm CHP'lileri kandırmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Bugüne kadar ona verdiğim oylar haram olsun. Ne şekilde anılırsa anılsın, KK;  kendi şahsi hırs, ihtiras ve öfkesini, öç alma duygusunu tatmin edebilmek için, ATATÜRK'ün kurduğu CHP'yi ve en önemlisi de T. C. Devletinin geleceğini ateşe atmış bir adam olarak tarihe geçecektir.  

 

10/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Altı Yıl (Üst Üste İki Dönem) Kuralı Chp'ye Uygulanamaz

Aslında bu sıcak yaz gününde bilgisayar başına geçerek yazı yazmak hiç aklımda değildi ama,  televizyonlarda öyle saçma sapan görüşlere yer veriliyor ki, yazmadan edemedik.

 

Hepiniz biliyorsunuz iktidar ve yargı ortaklığıyla CHP'nin başına örülen ve geçirilen mutlak butlan çorabını. Ülkenin tüm sorunları unutturularak bu konu tartıştırılıyor ülkenin aklı başında insanlarına. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. CHP'nin başına tedbiren getirilen eski KK yönetimi tarafından, parti meclisinin imza veren yeterli üye sayısının talep ettikleri olağanüstü kongre yapılacak mı,  yapılmayacak mı?

 

Tedbiren iş başına gelen KK yönetiminin;  yeter sayıdaki imzaya rağmen,  partiyi olağanüstü seçimli kongreye götürerek oluşan belirsizliği sonlandırmaya hiç niyetinin olmadığı çok açık.

 

Tedbiren görevden alınan Özgür ÖZEL ve ekibi ile onlardan yana olan partililer ve bazı Tv.  tartışmacıları; Siyasi Partiler Yasasının  ilgili 36.  maddesinde yer alan; ”Seçime katılma yeterliliği elde eden parti,  bu Kanunda öngörülen ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içinde birinci ve ikinci fıkrada belirlenen teşkilatlanma yeter sayısı esas alınarak ilçe,  il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamış ise seçime katılma yeterliliğini kaybeder. ” hükmüne dayanarak, parti geçerli olan en son Büyük Kurultayını 25-26/Temmuz/2020 tarihinde yapmıştır, azami üçer yıllık üst üste iki kurultay dönemi 25/Temmuz/2026 da sona erecektir ve bu nedenle kongremizi 25/Temmuz/2026 tarihine kadar yapmazsak,  partimiz CHP'nin seçimlere katılma yeterliliği kaybolabilir.

 

Bunu da nereden çıkarıyorsunuz ve CHP'yi seçimlere katılma yeterliliğini kaybedecek bir parti olarak iktidara ve YSK'ya hedef gösteriyorsunuz? Siz aklınızı mı kaçırdınız?

 

Siyasal iktidar,  CHP'nin başarısı nedeniyle,  iktidarını kaybetme korkuları yaşayarak her türlü hukuksuzluğu yapmayı göze almışken, iktidarda kalmak için çareler arayan iktidara ve iktidara meyli olan YSK'ya yol mu gösteriyorsunuz? bu savı ortaya atanlar, kaşınıyorlar ve CHP'ye en büyük kötülüğü yapıyorlar,  farkında olmadan.

 

Hayır efendim kimse korkmasın, bu hükme dayanarak hiç kimse ve en başta da YSK, CHP'yi üst üste iki dönem kurultay yapmamakla suçlayarak seçim dışına asla itemez. Ama, bazı kişi ve kurumların kulağına kar suyu kaçırıldı bir kere ve burası T. C. Kanunlarının değil,  iktidarın işine geldiği gibi yarattığı keyfi kuralların geçerli olduğu bir ülke haline getirildiği için,  yüzde yüz de bir garantisi yok tabi CHP'nin,  maalesef.

 

Tekrar o kurala dönecek olursak. Siyasi Partiler Yasasında yer alan üst üste iki dönem kurultay yapmayanların seçime girme yeterliliğini kaybedeceklerine dair kural; haklı ve mücbir hiçbir fiili ve hukuki engel ve nedenler olmaksızın,  keyfe keder,  kurultay yapmama halini içermektedir.

 

CHP 37. Büyük Kurultayını 25-26/Temmuz/2020 de yapmış ve sonrasında da, yargı kararıyla iptal edilen ve parti yönetiminin tedbiren eski yönetime devrine karar verilen 38. Olağan Kurultayını da 4-5/Kasım/2023 de yapmış ve seçilen Özgür ÖZEL yönetimi görev başına gelmiştir.

 

Sonrasında,  38. Olağan Kurultaya yönelik olarak açılan mutlak butlan davasının,  yerel mahkemede reddedilmesine rağmen;  İstinaf Mahkemesi,  yerel mahkemenin kararını kaldırarak, verdiği mutlak butlan kararıyla 38. Olağan Kurultayı iptal ederek partinin yönetimini tedbiren Özgür ÖZEL yeni yönetiminden alıp,  tedbiren ve geçici olarak eski KK yönetimine devretmiştir.

 

Partinin 4-5/Kasım/2023 de iş başına gelen yeni yönetimi, mutlak butlan davası devam ederken birden ziyade olağanüstü ve olağan kurultaylar yapmış,  ancak, mutlak butlan kararı vererek 38. Kurultayı iptal eden İstinaf Mahkemesi bu kurultayları geçersiz sayarak,  partiyi 38. Kurultayın yapıldığı 4-5/Kasım/2023 tarihine mıhlamıştır. İstinaf Mahkemesi;  hukuken kabul edilemez,  hukuka aykırı bu kararıyla,  CHP'yi adeta kötürüm etmiş ve adım atamaz hale getirmiştir.

 

CHP'nin başına bu yargı düğümü atılmamış olsaydı,  iptal edilen 38. Kurultayla iş başına gelen Özgür ÖZEL yönetimi, Siyasi Partiler Yasasına göre üç yıllık dönem dolmadan Büyük Kurultayını yapacaktı. Şimdi dahi görevden alınmalarına rağmen,  bir an önce olağanüstü kurultay yapılması için gösterilen çabalara karşın, tedbiren iş başına getirilen KK yönetiminin ise karşı çaba içinde olduğunu,  tüm kamuoyu ve YSK görmektedir. YSK da elini taşın altına koymamakta ve ne haliniz varsa kendi aranızda hallediniz demektedir.

 

CHP'nin ve delegelerinin kusuru olmaksızın, yapılmasını çok istemelerine rağmen,  tedbiren iş başına getirilen ve Özgür ÖZEL yönetiminden intikam alma peşinde olan KK yönetiminin;  İstinaf Mahkemesinin butlan kararının kesinleşmesi gerekir bahanesiyle,  olağan,  ya da olağanüstü kurultay yapılmasına engel olmaları nedeniyle,  yargı kararıyla iptal edilen 38. kurultaydan sonra bir kurultay yapılamamasının sorumluluğu,  CHP'ye yüklenemez ve partinin seçime girme yeterliliğini kaybettiği asla ve asla iddia ve kabul edilemez.

 

Bunun bir sorumlusu vardır ve o da haksız ve hukuksuz bir şekilde 38. Olağan Kurultayı iptal ederek partinin başına eski KK yönetimini getirmek suretiyle CHP'yi adeta hukuken felç eden İstinaf Mahkemesinin ilgili dairesidir.

 

03/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget