Makaleler "Bekir Coşkun"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Bekir Coşkun: Ve Komutan Ağladı...
Yatağın yanına diz çöktü...
89 yaşındaki annesinin elini aldı, çevirip avucunu öptü...
İki damla gözyaşı kalmıştı yaşlı avuçta...
*
Harp Okulu’nu bitirdi...
Rusça ve İngilizce anadili gibi...
Kıbrıs Barış Harekâtı’na katıldı...
Gazi oldu...
Şemdin Sakık’ı yakalayıp getirdi...
Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan alıp getiren timin başıydı...
Birçok kez sınır ötesi operasyonları yönetti...
Kurşunlandı...
38 gün Kuzey Irak dağlarında su yüzü görmeden yaşadı...
Bitlendi...
Vuruldu...
Dünyanın en iyi askeri birlikleri olan SAS ve SAT komandolarını o yetiştirdi...
*
Herkes -şimdi daha iyi tanınan- Tayyip Erdoğan’ın önünde eğilirken, o törende, komutan Engin Alan ayağa kalkmadı...
*
PKK’li teröristlerin davul zurna ile karşılandığı günlerdi...
“Terör örgütü mensubu” diye komutanı attılar içeri...
38 yıl hapis...
*
89 yaşındaki annesinin son günlerinde, onu görmek istedi...
Zar zor izin aldılar...
İşte o yatağın yanında diz çöktü...
“Anne” dedi...
Günlerdir yaşam fonksiyonları yanıt vermeyen anne ilk kez gözlerini araladı, “Oğlum” diyebildi...
Avucunu öptü annesinin...
İki damla gözyaşı kaldı annenin avuçlarında...
Hücresine döndü...
*
Acılar bitmedi...
Bitmiyor...
*
Türkiye’de sanki hukuk, yargı varmış gibi yapmayın...
Yoktur...
Karşıdevrimin elinde, infaza, intikama, parmaklığa, hücreye dönüşmüş bu zulmü hukuk sayarsanız...
Kimse çemberin dışında değildir...
En masum anneler dahi...
*
89 yıl sonra, mübarek annenin avucuna bırakılan, işte iki damla gözyaşıdır...

Bekir Coşkun: Atatürk Deyince Ödleri Patlıyor...
Ben futboldan anlamam...
Ama bu sefer anladım...
Skor:
“Yüce Atatürk...”
*
Fethiyespor oyuncuları sahaya “Yüce Atatürk” yazısı ile çıkınca...
“Gooolllll...” dedim...
Enişte itiraz etti:
“Ne golü, bir kere top iki direğin arasından geçince gol olur, hani daha ortada top yok ki?..”
Vardı...
Geçirdiler...
*
Futbol uzun yıllar özellikle Güney Amerikalı diktatörlerin toplumlarını uyutma yöntemiydi...
Bizim milletin her şeyi ters ya...
Futbol diktatörü sallıyor...
Diktatör futbol sahalarında paçavra...
Bir gün olsun herhangi bir şeref tribününe gidip oturamaz mesela...
Hodri stadyum...
*
Birinci ligi şike davaları ile bastırıp büyük takımları baskı altına almaya çalıştıklarında, ikinci, üçüncü liglerdeki yürekli futbolcuları ya da Anadolu kentlerindeki ve kasabalarındaki futbolu hiç hesaba katmamışlardı...
İşte Fethiyespor...
Türkiye ayakta alkışladı...
Hükmen şampiyondur...
*
TFF “Yüce Atatürk” yazısı yüzünden, “Futbol sahasında sadece futbol oynanır” diye, Fethiyespor’u disiplin kuruluna gönderdi...
Eğer:
“Yüce İmam...”
“Yüce Tayyip...”
“Yüce Recep...”
“Yüce Sultan...”
Yazılsaydı, hepimiz biliyoruz ki TFF onları asla disipline gönderemeyecekti...
*
“Rabia” işareti yaptılar, serbest mesela...
Portakal tutar gibi ampul işareti yap...
Namaz kıl kalenin içinde...
Mevlüt oku orta yuvarlakta...
Türbanlı çıktılar nitekim...
Ceza meza yok...
Ama yüreğinin üzerinde “Yüce Atatürk” yazanlara ceza verecekler...
*
Mesele Atatürk korkusudur...
Atatürk deyince ödleri patlıyor...

Bekir Coşkun: Bademler...
“Kömürcü vali” var mesela...
Eve döndüğünde kapıyı açtılar, yüzü gözü kapkara, sade iki göz...
Hizmetçi bayıldı...
Kamyonla kömür dağıtmış...
İnsanlar onu gördüklerinde akıllarına kömür çuvalı geliyor...
Onun için vali oldu zaten...
Kömür çuvalı taşısın diye...

*
“Möbleci vali” var...
Seçmene üçlü kanepe, televizyon altlığı, muhtara baba koltuk götürdü...
En son bulaşık makinelerini de dağıttı...
Su yok...
Ödül olarak büyük kente aldılar...

*
Vali var...
Cami yaptırma derneği fahri başkanı...
Boş zamanlarında gidip cami inşaatında oturuyor...
Minarenin merdiveninden iki kez düştü...

*
Eskişehir valisi...
Gezi olaylarında öldürülenlerin, suçu polise atmak için kendi kendilerini öldürdüklerini medyaya açıkladı...
“Öldürenler sivil” dediğinde ise doğru çıktı...
Sivil polislerdi...

*
Isparta valisi...
Sabah uyanınca “İlahi mesaj aldım, Isparta ilim şehri olacak” dedi, acele Nur sempozyumunu topladı...
Normalde valiler Ankara’dan mesaj almazlar mı?..
Bu uykusundan fırlıyor:
“Encümeni toplayın, ilahi mesaj geldi!..”

*
Adana...
Dibi gelmişti, boyattı çıktı...
Rastladığı ilk vatandaşa “Gavat” dedi...
Sembol isimler arasına girdi...
İlk seçimde milletvekilidir...

*
Urfa...
Devletin valisi öyle koyu AKP’li oldu ki, onu Urfa’ya belediye başkanı yapmaya karar verdiler...
Urfalılar “Urfa’ya paşa geldi”yi “Urfa’ya vali geldi” yaptılar...
Maraşlı...
Urfa’da adam yok (!) çünkü...
Milletvekili de zaten Artvin’den gitti...
Bu nedenle Urfalılar AKP’ye yüzde 64.8 oy verdiler...

*
Valla müstahak size hemşerim...  

Son Leopar - Bekir Coşkun
Kendisine benzemeyen ne varsa öldürmek istiyor...
Bakıyor dört ayağı var...
Öldürüyor...

*
Pars...
Kedi...
Kurt...
Köpek...
Kaplumbağa...

*
“Leopar mı değerli, insan mı?” diyor hâlâ...
Parsı okula göndermediler...
Ona yeryüzündeki canlılardan sorumlu olduğunu, her canlıyı koruması gerektiğini, yeryüzünün sadece insanlara ait olmadığını öğretmediler...
O hayvan...

*
Kaç gündür o leoparı düşünüyorum...
Muhtemelen o sonuncu leopardı... Sadece bu topraklarda yaşayan, yeryüzünün en muhteşem koca kedisi...
Sıkıştırılmadıkça, yaralanmadıkça, çaresiz kalmadıkça (bir sürü yalanla suçu örtmek isteseler de) asla insana saldırmayan, insanlardan özenle uzak duran bir tür...

*
Artık tek başına kalmıştı...
Hangi dağa yönelse, hangi vadiye inse, hangi tümseği aşsa insanlar vardı... Ve kendisini görünce ilk akıllarına gelen şeydi öldürmek...
Durmadan kaçtı...
Ayağında, eskiden kalma bir tabanca kurşunu ile oradan oraya attı kendini... Farklı olanı yok etmek tutkusu peşindeydi ve o bunu biliyordu...
Tıpkı bu topraklarda yaşamış öbür farklılıklar gibi...
Rumlar...
Ermeniler...
Aleviler...
Süryaniler...
Tüm yok edilmesi gerekenler gibi...

*
Her seste irkildi...
Gizlenerek, korkarak... Farklı olanı yok etme güdüsünün peşinde olduğunu bilerek... Fark edilmekten ürke ürke... Yokmuş gibi yapa yapa...
Bu kadar yaşayabildi leopar...

*
Sonuncusunda kaçamadı, onu bir çalılıkta köpeklerle ve silahlarla çevirip öldürdüler...
Duvarın dibine yatırdılar...
Başına toplandılar...
Fotoğraf çektirdiler üzerine basarak ve gülümseyerek...
Bu topraklardaki son leopardı...
Yok edildi...


Allah Muhafaza-kâr Parti - Bekir Coşkun
İstersen içine “demokrat”ı koy...
“Muhafazakâr demokrat parti” de...
Zırnık yakışmaz...
*
Son on günün bilançosuna bak:
- Karşı devrimin simgesi türban kamuya girdi...
- Andımızı okuyan öğrenciler gözaltında...
- Türbanlı milletvekilleri alkışlarla Meclis’e geldiler...
- Atatürk’ün ölüm günü zihniyetin en önde gelen gazetesi tam sayfa “Olmasaydı da olurduk” diye ilan yayımladı...
- Tekke ve zaviyelerin serbest bırakılması için kanun teklifi verildi...
- Başbakan öğrenci evlerini hedef gösterdi...
- Polis öğrenci evlerini basmaya başladı...
- THY uçaklarında ilk ezan okundu...
- Polis, arabasına Atatürk posteri asanı durdurup sökmek istedi, toplanan yürekli insanlar izin vermediler...
*
Sadece on günde bunlar oldu...
On yılda olanlarla çarpın...
*
Bir kara bulut gibisin...
Çöktün Türkiye’nin üzerine...
Ufuk çizgisi zifiri karanlık...
*
Muhafazakâr demokrat partiymiş!..
Neren demokrat?..
Sadece dinin emirlerini demokrasi sınırının içinde muhafaza edip... Geri kalan ne varsa tekmelemek midir “muhafazakâr demokrat” olmak?..
Çağdaş yaşam, ifade özgürlüğü, laik eğitim, evrensel hukuk...
Kadın, genç, çocuk...
Ne varsa...
Tümünü düşman sayıp, sadece yobazlığa yol vermek midir “muhafazakâr demokrat”lık?..
*
İlla isim istiyorsan...
“Allah Muhafaza-kâr parti” de...
Bak yakıştı...  

Yol - Bekir Coşkun
Bizim evin yolu Türkiye gibidir...
Günde iki kez geçerim...

*

TBMM bu yanda... Genelkurmay karşısında, daralttılar girişini...MGK, bakanlıklar...
CHP, ölü toprağı serpilmiş gibi...
Biraz geride AKP, Arap mimarisi...
Bu arkadaşlar gelince güzergâhta iki muhteşem yapı yükseldi; Diyanet İşleri Başkanlığı ile Cami...


*

Bir sabah kalktık; bizim caddenin adı “Saltoğlu Caddesi” oluvermiş...
Hani Dadaloğlu, Köroğlu gibi bir efsane kahramanlardandır diye açtım ansiklopediyi, ara tara “Saltoğlu” yok...
Sordum tabii:“Saltoğlu destanını nereden bulurum?”
“Ne destanı?..”
Meğer Melih Gökçek’in imar müdürüymüş; Seyfi Saltoğlu...
Mimar falan değil, pantolon terzisi aslında... Sahte ilkokul diploması almış, yakalanmış, onun adını vermişler bizim caddeye...
Mahalleli mahkemeye verdi, kaldırdılar, “Angora Caddesi” oldu...
Yoksa her adresimi yazdığımda pantoloncuyu yazacaktım...

*

Ve ODTÜ bizim yolun üzerindedir...
Dün 500 kamyon vardı...
Polis kuşatması altında ODTÜ’nün içinden yolu geçirmek için... Bir istila ordusu görüntüsü ki insan “Düşman ne yanda” diye sorar...
Ağaçların altına oturmuş çaresiz öğrenci kızlar ağlayarak ağaçlarının kesilmesini, ormanın bir maden ocağına dönüşmesini seyrediyorlar...

*

Bu yol üzerinde ahali yok mu derseniz...
Var...
Sebze kamyonları şehre tam girerken hızı kesemeyip daha çok bizim güzergâhta devrilir... Varoşlardan koşan gelir bedava sebze toplamaya...
Patlıcan, domates, biber, mevsimine göre...
Trafik polisi manav gibi:“Turşuluk biber geldi dediler memur bey...”
“Dün üç takla ile kırmızı MAN’da lahana geldi, ama erken bitti...”
“Sivri gelse...”
“Polatlı’dan çıktı 110 ile geliyor, kesin dönemez...”
Ahali de orada yani...

*

Olsun...
Yollar bizimdir...

Normalde Normal miyiz? - Bekir Coşkun
Akıl:
Giderken televizyonda dizi seyreden otobüs şoförü bir Türk’tü...
Devirdi tabii...

*

Fikir:
Normalde insanlar uçamaz...
Ama tarih kitaplarında “uçamadığı” yazılı olan tek kişi; bizim Hezarfen Ahmet Çelebi...

*

Algı:
Obama seçilince davul zurna halay çekip 44 kurban kesen tek yabancı ülke halkı bizdendi...

*

Bilgi:
Fransızlar o civara hiç gelmediği halde kırk sene “Şehrin Fransızlardan Kurtuluşu” kutlaması yapan il bizde... Vali “Kahraman Mardinliler, düşmanı kovaladığınız bu mübarek günde...” diye konuşma yaptı her sene...
Baktılar Fransızlar hiç gelmemiş...
Vazgeçtiler...

*

Zekâ:
Senden önce varıyor...
Evde yaptığın kakayla plajda karşılaşınca “Bunu kim yaptı?” de sen...

*

Hakkaniyet:
Kalemi, şemsiyeyi, kepçeyi, elbise asacağını, şapkayı, semaveri “suç aleti” sayan hukuku Türkler yaptılar...

*

Gayret:
Tatilde kapalıyken, açık olduğundan daha çok kanun (KHK) çıkartan yeryüzünün tek parlamentosudur TBMM...

*

Bilinç:
Bir kişiye oy verip, 327 kişiyi seçen ender demokrasi...

*

İnanç:
Devlette ilk üç sıra; imam, hacı, hoca...

*

Geldik...

*

İdrak:
İmamı seç...
‘Sonra öldük bittik, nedir, bu memleketin hali’ de...

*

Ama hiçbir işin normal değil ki canım kardeşim...
Daha pamuk tıkama var sırada...

Bekir Coşkun: Tehlike Döndü
Mesajı aldı mı?..

*

Japonlar aldı...Brezilya aldı...ABD, AB, BM; NATO aldı...Fas Kralı aldı, tüydü...Sezen Aksu aldı...
Bu alamadı...

*

On gündür kopan kıyamet karşısında Cumhurbaşkanı “Mesaj alınmıştır” derken, bu, gazetecilere sordu:“Siz bir mesaj aldınız mı?..”
Ürktü bizim çocuklar ne de olsa...“Yok valla biz bir şey almadık, alsak söylemez miyiz?..”


*

Yavuz Sultan Selim’den mesaj almıştı mesela... Yavuz “Adımı üçüncü köprüye koyandan Allah razı olsun” diyesiymiş...
Görün, Kanuni Sultan Süleyman’dan da mesaj gelir:“Bak, dördüncü köprüye benim adım ama...”


*

Suriye halkından devamlı mesaj alıyor...
Buna “Kurtarın bizi” diyor Suriye halkı...
Çinlilerden mesaj aldı geçende...“Türkiye’yi kıskanıyoruz” demişler...
Çince...

*

Tövbe tövbe, Allah’ın ilerde kendisine nasıl hitap edeceğinin mesajı dahi geldi:“Ey Türkiye’nin Başbakanı” diyecekmiş...
Ahiretten mesaj alıyor...
Gaipten mesaj alıyor...
Enbiyadan...
Evliyadan mesaj alıyor...

*

Türkiye’nin yarısı ayakta bir haftadır bağırıyor...
Mesajı alamadı...

*

300 meydanda, 600 caddede, en az 15 milyon...
Megafon, hoparlör, çığlık, tencere, tava...
Mesaj yok...

*

Beklemeyin de...
Kişiliği buna engeldir...
Anlamaz, duymaz, görmez...
Diktatörlerin ortak özelliğidir; duydukları tek ses vardır, kendi sesleri...

*

Kurban olayım aç gözünü...
Dikkat et...
Tehlike döndü...

Senin “ayyaş” dediğin insanlar, at sırtında üzerine oturduğun cumhuriyeti kurdular...
Sen ayık kafa ile otuz saniye duramadın ya atın üzerinde...

*

Sen ayran iç...
Bizim liderlerimiz rakı içerdi...“Yalan” sözcüğünü devlete sokmadılar...
Özleri, sözleri doğruydu...
Bir tek dediklerinin tersini yapmamış, bir tek gün sözlerinden dönmemişlerdi...“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir” sözünü sen söylemiş olsaydın var ya...
Zikzak, strateji ortağı, danışma, beysbol sopası derken...
Bakmışsın ordu Polatlı’dan dönmüş geliyor...

*

Söyledikleri her söz tarih kitaplarına geçti “ayyaş”ların...
Birçok ülkenin duvarlarına yazdılar vecizelerini...
Çinli çocuklar hâlâ onların sözlerini ders kitaplarından okur...
Sen ayran iç...
Ayranla bu kadar söylenir ancak:“Men dakka dukka...”


*

Müslümanlar son asırlardaki tek şanlı zaferini “kıyak kafa” ile kazandılar, her biri kurşun altında...
Kantin subayı değildi “ayyaş”lar...
Oğulları askerlikten tüymedi...

*

Rakı içtiler...
Yaşamlarında kin yoktu...
Ne nefret...
Ne intikam...
Onun için Çanakkale’de savaştıkları Anzak askerlerinin ailelerine “Müsterih olun, onlar artık bizim çocuklarımız” demişti...
Avustralya’da o sözleri anıtlarına yazdılar...
Kendi şehit çocuklarına saygın yok...
Dedin zaten:“Kelle...”


*
Bu topraklarda yaşayanlardan tek millet yarattılar onlar kıyak kafayla; Türk’ten, Kürt’ten, Lazdan, Tatardan, Abazadan, Boşnaktan, Çeçenden, Çerkezden, Süryaniden, Zazadan...
Ayranı fazla çekince demek ki...
Dağıttın...
Paramparça vatan...

*

Sen ayran iç...
Ne kadar koyun, ne kadar inek...
O kadar ayran...

-Ali Güneş-
Bu gece
Ben tam teşekküllü kederdeyim
Ay biraz yarım biraz dolun
Ah ağzımın tadı olmuş acılarım
Gözlerim ağrıyor
Gözlerimden öpmeye gel...
*
Canımı acıtıyor bunca haksızlık
Yalanın gözü yok
Deniz de su damla da
Okyanus olmadıktan sonra
Yani bir duvarda buluşur
Sessizlikte çığlıkta
İster sessizlik ol, ister çığlık
Gel...
*
Yere inat uçar serçe
Yer çekimine inat
İnadına unutmak isterken
Seni değil
İçtiğim sigaranın dumanını
İçimde unutuyorum
Gel...
*
Kış mahmuru bir yağmur
Tembel tembel yağıyor
Düşlerimde sancılar
İçim üşümüştü ağustosta da
Renklerim suda kalmıştı
Gel...
*
Benim bulutlarım yağmura hükümlüdür
Kendi nehrinde yıkanır gözlerim
Ağladığımda yazgıma
Yine göçerim
Uzaklaşırım
Kopmuş bir uçurtmanın ipinde
Ölürüm sonra
Ölümüm senden olur
Gel...

Gurk! - Bekir Coşkun
Rakı içip “hık” yapmak yerine...
Ayran içip “gurk” yap...
*
Doğrusunu isterseniz “milli içkimizdir” diye masaya oturup ayran içmek için de yeterince milli inek lazım...
Ya da milli koyun ister...
Oysa bunların milliliği, inekler Hollanda...
Koyun; Bulgar...
Ayranlık süt tozu; Amerika...
*
Ama rakı milli içkimizdir...
“Rakıcılar” kafayı çekip cumhuriyeti kurunca, ilk işlerinden birisi Osmanlı’nın 1879’da yabancı bankerlere verdiği içki tekelini millileştirmek oldu...
TEKEL’i kurdular...
*
Ayrancılar geldi...
İlk işleri; TEKEL’i satmaya karar verdiler...
17 fabrikası vardı TEKEL işletmesinin, 81 ilde on binlerce çalışanı...
Bir tek fabrikanın dahi değeri 100 milyon dolar olarak belirlendi o günlerde...
İşletme depolarında da 35 milyon dolarlık stok... 100 milyon dolarlık da hammadde bulunuyordu...
Tümünü 292 milyon dolara sattılar...
*
Alan 6 ay sonra işletmeyi satışa çıkardı...
920 milyon dolara Amerikalılar satın aldı...
Çok geçmedi...
Amerikalılar İngilizlere sattılar...
2 milyar 100 milyon dolara...
*
Rakıcıların bir yandan üzüm üreticisini desteklemek, bir yandan o yılların yoksul milletine iş alanı açmak, bir yandan her şeyin yerlisini üretmek tutkusuyla kurdukları dev işletmeyi, ayrancılar işte böyle kaşla göz arasında yağmalattılar...
Şimdi...
On binlerce kapının önüne konulmuş işçi...
Yabancı sermayenin avucunda üretici...
Ve milletin her “fırt”ında para kazanan el âlem...
*
Rakı içerek yapılanı, ayran içerek böyle yıktılar...
*
Ayran içen içsin...
İyice uyuklasınlar...
Gurk!..

Uzakta üç ağaç görsün, elini mangal kartonu gibi sallamaya başlıyor...
Ya da makam arabasıyla yeşil alanların yanından geçerken, mangal yeller gibi yapıyor elini, iki bacağının arasında başlıyor yellemeye...
Masasında otururken keza, eli havada durmuyor...
“Ne yapıyor” dedim...
“Mangal yakmayı çok seviyor” dediler...
*
Arada bir masaya eğilip dudaklarını masanın camına uzatarak üflüyor...
“Şimdi ne yaptı?..”
“Ateş söner gibi oldu demek ki, üfledi parlasın...”
İnsanlarla konuşurken, parmağını halka yapıp öbür parmağını içine sokarak “şiş kebap saplar” gibi yaptığı da oluyor...
*
Kovboy filmlerini kaçırmıyor...
Bekliyor ki kovboy kamp kurduğunda et pişirsin...
*
Ona birçok şey farklı gözüküyor aslında...
Ormana baktığında; mangalı düşünüyor...
Ağaca baktığında; kereste...
Dağa baktığında; maden ocağı...
Yeşil alan; aynalı AVM...
Dere; HES...
Deniz; yük gemisi...
Tarihi eser; otel...
Güvercin; kuş dolması...
Buğday tarlası gördü diyelim; bulgur pilavı aklına geliyor...
*
Sevimli bir kuzu gördüğünde; sol elinin parmaklarından halka yapıp, sağ elinin işaret parmağını içine sokuyor...
Şiş kebap...
İnek gördüğünde aklına sucuk geliyor ki...
Elini yelpaze yapıp sallamaya başlıyor...
*
Kim bu derseniz...
Mangalcı...
*
Çamın gölgesini, kuşun şarkısını, denizdeki dalgaların ritmini, yaylanın sisli gizemini, derenin hüzünlü sesini, dağın heybetini, ta­­­­şın vefasını, toprağın anaçlığını... Havanın nefes, suyun yaşam olduğunu bilmez o...
Bir cennet vatanı yok etti...
İstanbul’un siluetinden, Toros’ların ormanlarına... Kaz Dağları’nın fıstık çamlarından, Karadeniz’in derelerine... Ege’nin kuş cennetlerinden, Ceylanpınar’ın ceylanlarına kadar...
Sizden çalan odur...
Mangal seviyor...

Bunca rezaletten sonra, muhalefetin iktidarı indirmesi gerekmez mi?..
Ama iktidar muhalefeti indiriyor...
İyi mi?..
*
Müstahak...
*
CHP milletvekillerinin ve MHP Genel Başkanı’nın dokunulmazlığının kaldırılması için “fezleke” getirdiler Meclis’e..
Bunlar da açıklama yaptılar:
“Korkmuyoruz...”
İktidar durmadan suç işliyor, siz korksaydınız...
*
Sevin sevmeyin...
Silivri’de bir lider var; Doğu Perinçek...
Tutuklu...
Demir kapısı, hücresi, gardiyanı...
*
Ama Türkiye’nin her yerinde iktidarın karşısına dikiliyor...
Kapı kapı kitap satarak zar zor edinilmiş dergisi, gazetesi, televizyonu...
TGB gibi etkili bir gençlik kuruluşu...
Nereye gitseniz “Atatürk’ün askerleriyiz” diye oradalar...
Mutfak halısı kadar bir hücrede bunları yapabiliyor...
Beğenin, beğenmeyin...
*
Öbür muhalefet liderlerinin bir eli yağda, bir eli balda...
Sayısız araç, koca binalar, makam odaları onlarca, TBMM’de salonları, emirlerinde koca teşkilatları...
Birer koruma ordusu...
Bütçeden para...
Her gerekli gereksiz sözlerini yayımlayan kameralar peşlerinde...
Yasaların ve anayasanın güvencesinde istediğini söyleme hakkı...
Kapı gibi dokunulmazlık...
*
Ama üzerlerinde ölü toprağı...
Sanki yoklar...
Adına “demokrasi” denilen bir tiyatroda, fotoğraf tamamlayıcılığından öte...
Türkiye’nin demokrasi adı altında büyük bir “ihanetin” içinde olduğunu kendileri durmadan tekrarladıkları halde, salı günleri konuşmaktan başka bir şey akıllarına gelmiyor...
Tam tersine; o Meclis’e ve yıkım komisyonlarına gidip oturarak sözünü ettikleri “ihanete” meşruiyet vere vere...
*
Şimdi geldik...
Normalde muhalefetler iktidarları düşürmez mi?..
İktidar muhalefeti düşürecek...
Eh...
Müstahak...

Yoklaya yoklaya...
Tepkileri test ede ede ilerliyorlar...
*
Önce üç beş türbanlı gitti üniversite kapısına...
Baktılar ses yok...
Üniversiteleri türbana açtılar...
Ses yok...
Türbanlı avukat mahkemeye girdi...
Ses yok...
Türbanlılar kamu dairelerini bastı.
*
Önce okulda yazın Kuran kursu açtılar...
Ses yoktu...
4+4+4 geldi...
Ses yoktu...
İmamı okula soktular...
Ses yok...
Tüm okulları imam hatip yaptılar...
*
Önce albayı tutukladılar...
Ses çıkmadı...
Tümgeneral tutuklandı...
Ses çıkmadı...
Ordu komutanını aldılar...
Ses çıkmadı...
Genelkurmay Başkanı ile ordunun yarısını kapattılar içeri...
*
Yazarı kovdurdular...
Yönetmen sustu...
Yönetmeni sepetlediler...
Patron sustu...
Patronu paketlediler...
Medya sustu...
*
Bayramları engellediler...
Ses yoktu...
Atatürk’e çiçek koymayı yasakladılar...
Ses yoktu...
Bayrağı engellediler...
Ses yoktu...
“Ne mutlu Türk’üm diyene”yi sildiler...
Ses yoktu...
Şimdi tabelalardan T.C’yi siliyorlar...
*
Sesin çıkmıyor Türkiye...
T.C.
Türkiye Cumhuriyeti yani...
Ülkemizin adı...
Kaybedersen sorarlar sana:
“Karpuz tarlasında mı yetiştin?...”

Silivri’dekilere “gömülü silahlardan” ömür boyu hücre istenirken, Başbakan terör örgütüne “silahları gömün gidin” dedi...
Gömecekleri yeri de gösterdi:
“Mağaraya mı, toprağa mı, artık nereye olursa...”
*
(Ben teröriste silahını gömecek yeri salık veren bir devlet adamı hiç duymamıştım...)
*
Hapishanelere doldurulmuş Cumhuriyet aydınları ve komutanlar ise gömülü silahlarla bir ilgilerinin olmadığının hesabını veriyorlardı dün Silivri Mahkemesi’nde...
Belki hepsini asarlar...
*
Böyle olunca haliyle teröristlere anayasayı yapma hakkı doğdu...
“Yaz Sırrı” dedi Apo...
“Yaz, vatandaşlık maddesini söylüyorum, altına çizik koy...”
Yazdı...
*
Ne diyebiliriz ki?..
*
Yaz tarih:
Dün Silivri’de mahkeme vardı...
Karşı devrimin Cumhuriyetimizi istilasına boyun eğmeyen; aydınlarımızın, yazarlarımızın, gazetecilerimizin, komutanlarımızın, askerlerimizin, öğretmenlerimizin, yurtseverlerimizin, cumhuriyetçilerimizin yargılanmalarına devam edildi...
İmamın dahi hukuksuzluğundan ürküp “Tarih sizi affetmez” dediği, tasfiye halindeki bir mahkemede...
Adaletin olduğu yerde değil...
Bittiği yerde...
*
Vicdanı razı olmayanlar bayraklarını alıp geldiler Silivri’nin önüne...
Yüreği olanlar, kadınlar, yaşlılar, gençler...
Silivri’nin tarlalarında kırmızı başaklar gibi, gaz bombalarının rüzgârı ile dalgalanıp düşe kalka beklediler...
Adaleti...
Hukuku...
Yargıyı...
Vicdanı...
Ama hiçbirisi orada değildi...
*
Teröriste silahını gömecek yeri tarif eden... Ama şerefli Cumhuriyet sevdalılarını, yiğit komutanlarını uyduruk gömülü silahlardan asmaya kalkan büyük oyunun dramatik, hüzünlü, acı sahnesiydi dünkü...
Silivri’nin önü...

Üstgeçit köprüsünün yarısı yok...
Yani çıkışı var, çıkmasına çıkıyorsun...
Ama öte yana inemiyorsun...
Ağrı Eleşkirt...
AKP’nin seçimlerde aldığı oy yüzde 74.
*
Ekmeği 80 yerine 40 kuruş yaptılar...
İki kilometre kuyruk...
İzdiham çıktı...
Binlerce kişi 40 kuruş için 7 saat bekledi...
Baktılar olmuyor, 80 kuruşa çıktılar...
Kütahya...
Oyları yüzde 64...
*
Dünkü haberlerde vardı:
İki bin kişi otobanı kapattılar...
Ellerinde pankartlar vardı “hakkımızı istiyoruz” gibi şeyler...
Polis gaz sıktı...
2B kapsamında, bunların aslında ormandan alıp oturdukları arsalara yüksek bedel koymuşlar, kızdılar tabii...
Birkaçı, sosyalistlerin ünlü sloganının başı “Söke söke...” diye bağırmaya başladı ya, sonunu unuttular...
Öyle yarım kaldı...
Burası Ümraniye...
AKP, yüzde 59.7...
*
Başbakan’ın memleketi...
Güneysu’da derenin üzerine HES ruhsatı verildi, memnun oldular...
İtiraz için gelen iki çevreciyi köylüler asfalta kadar kovaladı...
Fesatlık yapmasınlar diye...
Havalar ısındı biraz, dere kurudu...
Susuz kaldılar...
Valiye koştular, vali tüydü...
Rize Güneysu...
AKP, yüzde 87.2...
*
Türkiye geneli:
Ezilen kadınları savunanlar, sembolik olarak erkek genelevi açılması için başvurdular...
İlk iki saatte 5 bin erkek başvurdu genelevde vesikalı çalışmak için...
İlk soruları:
“Vizite ücreti iyi mi?..”
İkinci soru:
“Evliler de olur mu?..”
*
Bugün seçim olsa AKP oylarının ne olacağını Başbakan açıkladı:
Yüzde 58...
*
Büyüksün Türkiye...


Bak akil adam...
Biraz akil varsa sende, bu görevi kabul etme...
Git “Ben akilsizim” de...
Çık...
*
Düşün:
TBMM gibi bir meclis var mı?..
Var...
Milli Güvenlik Kurulu gibi bir kurul var mı?..
Var...
Bakanlar Kurulu var mı?..
Var...
600 bin memurları var mı?..
Var...
Cemaatleri, diyanetleri, imamları var mı?..
Var...
Parti teşkilatları, MYK’leri, il ve ilçe örgütleri var mı?..
Var...
*
Onlar dururken niye senin aklin?..
On yıldır bir gün olsun sana bir şey sorup danışmadılar da...
Sıra teröre ödün vermeye; milliyetçiği, yurtseverliği, Atatürkçülüğü ayaklar altına almaya; Türk sözcüğünü silmeye gelince mi senin akil lazım oldu?..
Senin akil akıllarına niye şimdi geldi?..
Neden?
*
Her şeyi kendisi yapıyor...
Her meseleyi kendisi çözüyor...
Her konuda konuşuyor...
Bilmediği, söylemediği, anlamadığı bir tek şey yok...
Diyelim ki kendi şanlı şerefli askerlerini “kaçarlar” diye hapishanelere doldurup da, eli kanlı teröristlere “güvenli” gitme hakkı tanırken, bunu halka anlatmak niye sana kalıyor?..
Dili yok mu?..
*
Çünkü; anlatamıyor...
Terör örgütü ile ülkeyi dizayn etmeyi...
Bölücülerle ortak anayasa yapmayı...
“Türk” tanımını silmeyi...
TBMM’nin yanaşmadığı “teröriste güvence” vermeyi...
Anlatamıyor...
Anlatamaz...
Sen anlatacaksın...
*
Sonra...
Çok geçmez...
Sokağa çıkamazsın...
Akilli ol...

Şirinlik olsun diye vali, belediye başkanı, müdürü de el ele tutuşup Nevruz ateşinden atladılar...
Sanki üç bidon uçtu...

*
Ateşin bu yanına tekmeyi vurdun mu... Havada “CCC” biçiminde yol alırken ağızlarını açmaları ise Allah muhafaza...
Ateşe otursalar var ya...
Bir:
Süreç zarara uğrayacak...
İki:
Döt tutuşacak...

*

Gözlerden teki ise havada giderken kapalı...
İkisini kapatsa iniş pistini göremeyecek...

*

Elbette ateşe oturma riski ortada...

*

Türkiye’nin birkaç gündür haline bakın...
Savaş alanı...
Sağda solda patlayan bombalara, “Anaların gözyaşının durmasını istemeyenler” desen de.. Onlarca ildeki sokak çatışmaları neyin nesi?..

*

Aynı şehri, mahalleyi, çarşıyı paylaşanlar ilk kez birbirlerine saldırmaya başladılar...
Kimsenin kimseye “Türk müsün, Kürt müsün” diye sormadığı... Ortak işyerlerinin, şirketlerin kurulduğu... Düğün derneklerle kız alınıp verildiği... Delikanlıların aynı kışlayı, çocukların aynı okulu, aynı dili, aynı bayrağı, aynı marşları paylaştığı ülkede...
Kalabalıklar birbirlerine saldırıyorlar...
Niçin?..

*

“Komşularla sıfır sorun”un iç versiyonudur bu...“Şimdi barış ve kardeşlik projesine başlıyoruz” dediğinde anlamıştım...
Barış, kardeşlik gitti...

*

Çünkü cahil...
İç barışı yanlış yerde aradı...
Milli bayramlar, ordu, bayrak, dil, devrim yasaları gibi yüce değerleri ezerek... Bölücü teröristleri ise yücelterek, sinir sistemini bozdu Türkiye’nin...Kandil’de barışı sağlayayım derken...Antalya’da, Eskişehir’de, Trabzon’da, Balıkesir’de, Erzurum’da, Kocaeli’nde, Maraş’ta... Anadolu kentlerinde, kasabalarında bozdu barışı...

*

Seyredin artık olacakları...
Bence çarşafa dolandırdı...

Türkler anlamadıkları şeyleri sevdiler...
Onun için elli sene “İngiliz siyasetini” konuştular kahvehanelerde...
*
Demokrasi...
At sanıldı...
“Demir kırat geliyor” dediklerinde, saman çuvalını alıp istasyona koşanlar oldu... Anlamamışlardı ama beğenmişlerdi bir bakıma...
Başvekil indi trenden...
*
“Chorba” yazınca...
Müşteri doldu çorbacı, baktılar bizim şehriye çorbası sanki...
Anlasak ki o bildiğimiz dürüm, niçin kuyruğa girip “The dürüm”ü yiyelim?..
Anlaşılmaz isim koyacaksın tepeye; center, plaza, towers...
“Plazada” gezmek varken, kimse gidip de “çarşıda” gezmez...
*
İbadet dahi...
Oku oku anlama...
Anlamayınca, insan bakıyor ki nasıl da doğru...
Anladığın an, hoca kızıyor zaten; niye anladın?..
Onun için dinleyenler ağladığında Arap hoca sormuştu:
“Niye böyle için için ağlıyorlar, bu okuduğu ticaretle ilgili ya ebuş?..”
*
Geldim...
“Süreç”in ne olduğunu bilen var mı?..
Yok...
Beğenilmesi bundandır...
Son yoklamalara göre yüzde 47 civarında vatandaş “süreci” destekliyor...
Bu iki kişiden birisi eder ki, yoldan çevirin yüz kişiyi sorun, sürecin ne olduğunu bilen bir tek kişi çıkarsa ne olsun...
*
Bilmedikleri için beğendiler...
Bu iyi bir şey...
Demek ki ne olduğunu bilmiyorlar ama doğru buldular...
Anlamadıkları şeyi beğendikleri için de herkesin aşağı yukarı bir fikri vardır...
Sorun fikirlerini...
İki saat “ben olsam”ı dinleyin...
*
Sokak röportajında sordular:
“Devlet nedir?..”
En doğru cevaptı:
“Faydalı yani...”

O da vaziyeti anladı...
Örümcek Adam namaza durdu...
*

Bakarsınız Pekos Bill okul kitaplarında umreye gidiyor...
Hacı Tommiks, iftar topunu beklemekte olan Konyakçı’ya “Kıble ne tarafta hafız” diye sorarken... Süperman, çılgın proje olarak İstanbul’un altından iki delik açıyor “Ya Allah, bismillah” diyerek...Red Kit orucunu yiyenleri kovalıyor o sırada...
*

Ne bilelim biz...
Türkiye’yi ele geçirmiş dinci devrim altyapısını tamamladı... İstila etmediği tek kurum kalmadı memlekette...
Artık kendi neslini yetiştirerek, çocukların zihnine yerleşerek, geri dönüşün yolunu kapatmaya bakıyor...Örümcek Adam bu nedenle namaza başladı...

*

Şu sıralarda olanlardır sadece:
- Spor müsabakaları türbana açıldı...
- Tiyatroyu “erkek”, “bayan” diye ayırdılar...
- Türbanlı milletvekili, yargıç, savcı dönemi başlıyor...
- İçki yasağı uygulanan il sayısı arttı...
- Okullardan sonra yurtlarda da Kuran kursu açılıyor...
- Harem selamlık otobüsler birçok ilde seferde...
- Namaz kılan çocuklara promosyon olarak tablet veriyorlar, 180 namaza bir tablet...
- Gençlik kamplarında kız, erkek ayrıldı...
- İmam hatibe dönüştürülecek okul sayısı belli oldu; 5 bin...
- Çocuklara dağıttıkları kitaplarda Penguen başörtüsü takarken, Örümcek Adam namaza durdu...

*

Say say bitmez...Cumhuriyetin ilk yıllarındaki çağdaşlaşma çabalarının tam tersi güçte bir değişim...
Planlı...
Programlı...
Örümcek ağıdır...

*

Ama asıl dinci baskıyı ve değişimi şu seçimlerden sonra görürsünüz, kamyonetlerin arkasına doluşup kapınıza dayandıklarında...

*

Amaç dinci karşı devrimi yeni kuşağın zihnine yükleyerek, Kemalizmin muhtemel dönüş yolunu tümden kapatmak...

*

Örümcek Adam dahi anladı...
Namaza durdu...

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget