2026
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Özgür Özel Ve Ekibinin Yanılgısı

Barıştan yana olmak, barışa giden yolların önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak başka, barışı sağlamanın yanlış yöntemlerine karşı çıkmak başkadır.

 

Bu ikisini ayırmak ve her Türk insanının ve her siyasi partinin asla karşı çıkmayacakları ülke barışını sağlamak adına, ülke barışını ve toplumsal mutabakatı daha da bozacak yöntemlere karşı çıkmak zorunludur.

 

Yeni Parti lideri Özgür ÖZEL; çerçeve yasanın tartışıldığı mecliste yaptığı konuşmasında aslında barışı ve toplumsal mutabakatı temelinden dinamitleyen iktidarın ülkemizdeki antidemokratik uygulamalarını bir bir saydıktan ve bu nedenle bu yasaya hayır deme hakkına haiz olmalarına rağmen, barışın önünü açmak adına çerçeve yasaya evet diyeceğini milletvekillerini de yöresel hassasiyetlerine göre oy vermek üzere serbest bıraktıklarını açıklamış ve oylama buna göre yapılmış, Yeni Partinin çoğunluğu yasaya hayır demiş ve aralarında Özgür ÖZEL'in de bulunduğu azınlık evet oyu kullanmıştır.

 

Dün de yazdık, milletvekilleri sadece seçildikleri yörelerin milletvekili olmayıp 84 milyonun vekilidir. Kaldı ki, seçildikleri yörelerdeki yüreklerine şehit ve gazi ateşi düşmüş olan tüm yurttaşlarımızın yaşadıkları bu yürek ateşi ve üzüntü, yöre farkı gözetmeksizin tüm 84 milyon insanımız için de geçerlidir.

 

Bu itibarla, milletvekillerini oylarında serbest bırakırken, gerekçe olarak yöresel hassasiyet kriterinin esas alınması hiç şık olmamış, bölgeler arasında bir ayırımcılık yapılmıştır. Özgür ÖZEL Manisalıdır, Manisa hiç şehit ve gazi vermemiş midir? Kendisi yöresel hassasiyet içinde değil midir?

 

Bu karar alınırken, oy dengeleri düşünülmüş ve oy kaygısı ilkelerin önüne geçmiştir.

 

Terörün sonlanması ve ülkeye barış ve huzurun gelmesi hepimizin bir milli bir meselesi olup, bunun sağlanması toplumsal bir mutabakatı gerektirir, bu partiler için de öyledir, Yeni Partide de oylama konusunda grup olarak bir mutabakat oluşturulmalı ve bir iki istisna çıksa da evet veya hayır şeklinde çoğunluğa dayalı ortak bir karar alınmalıydı.

 

Sanırım, parti üst yönetimi, bir taşla birkaç kuş vuralım, partiyi oylamada serbest bırakalım, çerçeve yasaya tamamen evet veya tamamen hayır diyen kötü polis olmayalım, oylarımız fazla zarar görmesin ve bu arada bak gördünüz mü? Yeni Parti olarak parti içi demokrasiye uyan yepyeni bir anlayışın partisiyiz, çerçeve yasasına verilecek oylarda grubumuzu bağlayan bir karar almıyoruz ve grubumuzu oylarında özgür bırakıyoruz diye düşünmüş olabilir.

 

Ancak, kuş vurayım derken, yani ava giderken avlanmak da var bu işin içinde.

 

İnsanların içindeki, Yeni Parti'ye yönelik o umut kuşunu da vurup öldürmek gibi.

 

Parti içi demokrasi bizim de savunduğumuz bir değerdir.

 

Ancak, terörün önlenmesi ve ülkeye barışın getirilmesi hepimizin arzusu olmasına rağmen, içlerinde Kürt vatandaşların yaşadıkları Kürt oylarıyla seçilmiş illerin belediye başkanlarının da bulunduğu seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanarak hapse atıldıkları, yerlerine kayyımların atandığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen hapiste tutulan politikacı,  gazeteci ve milletvekillerinin bulunduğu, bağlayıcı Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmadığı, ihalelerin artık bir hizmet aracı değil, muhalefet belediye başkanları hakkında soruşturma açılarak yargı eliyle tutuklanmalarının aracı haline getirildiği, çoğu belediye başkanının artık ihale açarak beldesine hizmet etmekten korkutulduğu, yargının siyasetin aracı haline getirildiği, iktidarın siyasallaşan yargı kararlarıyla milli iradeyi temsil eden seçimlerle kazanamadığı belediye başkanlıklarını ele geçirdiği, yargı kararlarının adeta seçim etkisi gösterdiği, insanlara iş imkanı sağlanamadığı, bölgeler arasındaki fırsat eşitliğinin sağlanamadığı, Kürtlerin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Üniter Türkiye Cumhuriyeti devletini parçalama gibi bir niyet ve  sorunları yoksa, Kürt sorunun da aslında  çözüm bekleyen tüm Türk Milletinin sorunuyla ayniyet gösterdiği, Kürt sorununun çözümünün ilk koşulunun bölgedeki feodal ağalık düzenine son vermek ve kalkınmanın ülke geneline eşit dağıtılmasının zorunlu olduğu, oylanan çerçeve yasanın saydığımız bu olumsuzluklara asla çare getirmediği ülkemizde, milli ve toplumsal mutabakat sağlanmadan çerçeve yasaya evet denilmesi, terörün önlenmesine ve barışın sağlanmasına asla katkı sunmayacaktır.

 

Bu nedenle, Yeni Partiye büyük bir umutla bağlanan ve Kürdiyle Türküyle aynı sıkıntıları çekmekte olan  toplumsal muhalefet; parti içi demokrasiyi sağlama ve yöresel hassasiyet ve oy kaybı endişeleriyle milli bir meselede ortak bir karar alma, parti içinde mutabakatı sağlama becerisini gösteremeyen Yeni Parti için; milli bir meselede dahi mutabakata vararak ortak bir karar alma becerisini gösteremeyen oyları dağılan bir partiye oy verir ve iktidar yaparsak ileride ülke yararına alınması gereken ekonomik ve toplumsal bir kararda yine aralarında anlaşamazlarsa diye endişeye kapılmalarını,  kimse göz ardı edemez.

 

Özgür ÖZEL ve ekibi, işte bir evet oyu uğruna, grubu oylamada serbest bırakarak ne şiş yansın ne kebap diye düşünürken, birçok risk ve endişeyi de seçmenin zihnine sokma becerisini göstermişlerdir.

 

Yeni Parti olarak demokratikleşmeyi daha çok beklersiniz. İktidarın sicilinin belli olduğunu kendiniz dile getirdiniz. Sizce bu sicile sahip olan ve mevcut anayasayı dahi rafa kaldırarak uygulamayan bu iktidar,  ülkeye demokrasi ve özgürlük getirir mi?

 

11/08/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Politika Cesaret Ve Tutarlılık İster

Bu yazı hiçbir kişi veya genel başkanı ve partiyi eleştirmek amacıyla yazılmamış, tamamen objektif bir bakışla kaleme alınmıştır. Tabi bu yazının hedefinde Özgür ÖZEL ve Yeni Parti üst yönetimi vardır. En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, objektif kalmaya gayret edecek olmama rağmen, sonuç itibariyle bir Özgür ÖZEL ve Yeni Parti eleştirisi olan bu yazının yazarı olarak, her şeye rağmen, ilk seçimde oy vereceğim ve seçmenlere oy vermeleri için tavsiyede bulunacağım parti, Özgür ÖZEL'in genel başkanı olduğu Yeni Parti olacaktır.

 

Beni yazılarımdan tanıyanlar bilirler, bugüne kadar hiçbir partiye üye ve angaje olmadım, biat etmedim. Oy verirken, ülkemin yararını düşündüm ve mevcut partilerden iktidar olabilecek veya mecliste bir varlık gösterebilecek en ehveni şer, yani kötünün iyisi partiye oy verdim, o da hep CHP oldu.  

 

Çerçeve Yasaya Özgür ÖZEL ve onun temsil ettiği Yeni Parti'nin yaklaşımını; ne şiş yansın ne kebap kabilinden çok politik ve siyasi çıkar gözeten korkak bir yaklaşım olarak buldum.

 

Politikacı cesur ve içten pazarlıklı olmamalıdır.

 

 

Özgür ÖZEL; mecliste yaptığı konuşmasında haklı ve yerinde olarak sıraladığı, özellikle, özgürlük ve demokrasiye ilişkin eleştirilerine dayanarak, Yeni Partinin bu yasaya hayır deme hakkının öncelikli olduğunu, ancak barışın yolunu da tıkamamak için evet diyeceklerini, bağlayıcı bir grup kararı almadıklarını, vekillerin kendi bölgelerindeki hassasiyetleri düşünerek oy vereceklerini, yani bazı vekillerin seçildikleri kendi bölgelerindeki şehit ve gazi yakınlarının veya bir başka seçmenlerin bu konudaki  hassasiyetlerini düşünerek ve göz önünde bulundurarak hayır oyu verebileceklerini söyledi. Yeni Partinin, yasaya hayır deme hakkı varsa, onu sonuna kadar kullanmalıdır. Yasaya hayır deme hakkı, hassasiyetler gözetilerek, bölgesel ve il bazında paylara bölünerek kullanılamaz.

 

Çok yanlış bir düşünce ve karar.

 

Ne demek vekillerin kendi bölgelerindeki hassasiyet?

 

Bir milletvekili, hangi il veya bölgeden seçilirse seçilsin, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun vekili olarak T. C. nin tüm il ve bölgelerinin vekilidir ve görev ve hizmetlerini seçildikleri bölge ve il seçmeninin hassasiyetine göre yapamazlar. Doğru olan ne ise onu yaparlar.

 

Yasalarımız da, vekillerin, sadece seçildikleri illerin değil tüm ülkenin vekili olduklarını, tüm T. C. vatandaşlarını temsil ettiklerini söylemektedir.

 

PKK terörünün başladığı 1984 senesinden bu yana geçen 42 sene boyunca PKK terörüne kurban ve gazi vermeyen ve bu konuya hassas yaklaşmayan bölge ve il kalmış mıdır?

 

Özgür ÖZEL ve partisinin; bu çerçeve yasasının, evet oyu vermeseler de meclisten geçecek olmasına rağmen, kararlı ve dik duramaması, bir bütünlük içinde politik cesaretini ortaya koyup, grup olarak yasaya topluca evet veya hayır diyememesi, düşündürücüdür.

 

İnanın, Yeni Partiye, bu orta yolcu tutumundan dolayı, yasaya topluca evet veya hayır denmesinin vereceği zarardan daha büyüğü verilmiş ve ERDOĞAN; butlan kararından daha fazla bundan yarar sağlamıştır.

 

Buna rağmen, ben dahil, benim gibi düşünerek bu iktidardan kurtulmak isteyenlerin yine de kötünün iyisi olarak Özgür ÖZEL ve partisine oy vermeleri, bir yurttaşlık görevi olarak önümüzde durmaktadır.

 

10/08/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Özgür Özel'e Atılmak İstenen Rüşvet Suçlaması

Evrensel bir ceza hukuk kuralıdır.

 

Kanunsuz suç ve ceza olmaz kuralı.

 

Herkesin anlayabileceği bir dille kısaca anlatmak gerekirse;

 

Ceza kanunlarında tüm unsurlarıyla açık ve net bir şekilde tanımlanarak suç sayılmayan bir eylemden dolayı, benim canım öyle istiyor diyerek,  kimse suçlu ilan edilemez ve cezalandırılamaz.

 

Aynı şekilde,  ceza kanunlarında tanımlanan ve suç sayılan bir fiili işleyen kişi, suç sayılan o fiil için kanunda belirtilen cezadan başka bir cezayla, örneğin daha ağır veya daha hafif bir cezaya çarptırılamaz.

 

CHP'nin eski ve Yeni Partinin yeni genel başkanı Özgür ÖZEL'e milletvekili ve belediye başkanı adayı yapılmaları karşılığında bir milletvekili ve bir büyükşehir belediye başkanından para alarak rüşvet suçu işlediği iddia edilerek ve belki de bu nedenle dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklanacağı ve Yeni Parti'nin önünün kesileceği şayiaları,  kamuoyunda dillendirilmektedir.

 

Bir siyasi partinin genel başkanı olan ve bu sıfatıyla adaylık karşılığı rüşvet aldığı iddia edilen Özgür ÖZEL, aynı zamanda bir milletvekili olsa da, aday belirleme işi, milletvekilliğinin görev alanına giren bir iş olmadığı ve aday belirleme işinin görev alanına girdiği parti genel başkanlığı sıfat ve görevinin de rüşvet suçunun faili olabilen ve ceza kanununda aranan bir memur veya kamu görevlisi değildir. Cinayet, gasp, hırsızlık, yaralama gibi çoğu suçu işleyebilmek için failin sıfatı ve görevi önemli değildir, her sıfattan ve görevden kişi bu tür suçları işleyebilir, bazı sıfat ve görevler suçun şiddet sebebi sayılabilir. Bu nedenle; devleti, devletin idaresini temsil eden ve rüşvet eylemiyle devlet idaresine olan güveni sarsan bir memur ve kamu görevlisinin işleyebileceği bir suç olan rüşvet suçu, bir memur veya herhangi bir kamu görevlisi olmayan siyasi parti genel başkanı olan Özgür ÖZEL tarafından işlenemez.

 

TCK. rüşvet suçunu tanımlayan 252. maddesinde memur veya kamu görevlisi olmadıkları halde memur ve kamu görevlileri gibi rüşvet suçunun faili olabilecek kişiler açıkça sayılmıştır. Siyasi Partilerin genel başkanlarının rüşvet suçunun failleri olabileceği ilgili ceza maddesinde yer almamaktadır. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereğince bir siyasi partinin genel başkanı olan Özgür ÖZEL, rüşvet almakla suçlanamaz.

 

Velev ki; eskiden CHP'nin şu anda da Yeni Partinin genel başkanı olan Özgür ÖZEL'in bir kamu görevlisi olduğunu ve rüşvet suçunun faili ve sanığı olabileceğini kabul edelim. Özgür ÖZEL'in bu kabule rağmen rüşvet suçunu işlediğinin iddia edilebilmesi için, kanunda rüşvet suçu için aranan  suçun diğer unsurlarının da oluşması zorunludur.

 

TCK 252 de tanımlanan rüşvet suçunun unsurlarına bakıyoruz;

 

Rüşvet almakla suçlanan kamu görevlisinin; görevinin ifasıyla ilgili, yani görev alanına giren ve görevinin ifasıyla ilgili olarak aslında yapmak zorunda olduğu bir işi yapması için,  kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlaması zorunludur.

 

Biraz daha açık yazalım, Özgür ÖZEL'in; tekrar aday yapılması karşılığında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin BÖCEK'den para alarak kendisine veya CHP'ye menfaat sağladığını varsayalım. Genel başkan sıfatıyla aday belirleme işinin de,  partinin yetkili organlarını dışlayarak tek başına kendi görev alanına giren görevinin ifasıyla ilgili bir iş olduğunu kabul edelim, Muhittin BÖCEK'in aday olup belediye başkanı seçilebilmesi için tüm yasal koşulları üzerinde taşıyor olması,  ona mutlaka aday yapılması hakkını vermemektedir, yani genel başkan,  Muhittin BÖCEK'i aday yapmak zorunda değildir, bu bir tercih meselesidir. Aday olmak da,  Muhittin BÖCEK için yaşamsal bir zorunluluk değildir. Muhittin BÖCEK, yasal koşulları üzerimde taşıyorum,  adaylığım için yasal hiçbir engel olmadığı halde, adaylığımın kabulü için benden para aldılar deme hakkına sahip değildir. Adama, anandan belediye başkanı olarak mı doğdun, seni aday yapmak mecburiyetleri yok, tercih parti üst yönetimine ait, partiye bağış yapanı tercih etmek partinin ilgili üst yönetiminin hakkıdır, paranı kaptırmasaydın derler ancak. Kardeşim; partilerden aday adayı olmak için başvuran kişilerden bugüne kadar yüklü miktarda para yatırmaları istenmiyor muydu, ne çabuk unuttunuz her partinin yıllardan beri yaptığı bu uygulamaları?

 

Rüşvet suçunun ikinci işleniş haline gelince; bir memur veya kamu görevlisinin, görev alanına giren ve görevinin ifasıyla ilgili olarak yasalara göre aslında yapmaması gereken, yapmamak zorunda olduğu bir işi,  kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlama karşılığında,  yasalara aykırı  olarak yapması halidir, yani yasal olmayan mevzuata aykırı bir talebi menfaat karşılığında yaparak bu talebi reddetmemesidir.

 

Rüşvet suçunun bu ikinci halini de Muhittin BÖCEK misaliyle açacak olursak, Muhittin BÖCEK, adaylık için yasal koşulları üzerinde taşımadığı, adaylığında yasal engeller olduğu ve bu nedenle aday yapılmaması gerektiği halde, yasal engellere rağmen para ve menfaat karşılığında aday yapılmamıştır ki, zaten böyle bir kişi aday yapılsa dahi, ilgili seçim kurulları tarafından adaylığı geçersiz sayılacaktı.  

 

TCK'nun rüşveti tanımlayan 252. maddesinde yer alan bu suça ilişkin unsurlar;  Özgür ÖZEL'e yüklenmeye çalışılan eylemde yer almamaktadır, Özgür ÖZEL'e yüklenmeye çalışılan eylem, rüşvet suçunun yasal tanımına uymamaktadır.

 

Bu suç nasıl olur? Onu da bir örnekle anlatalım.

 

Bir müteahhit imara açık bir alanda konut inşa edecektir, inşaat ruhsatı almak için tüm yasal koşulları yerine getirerek gerekli belgeleri de sunarak ilgili resmi makama ruhsat talebinde bulunmuş olmasına ve bu talebin kabulünde hiçbir yasal engel bulunmamasına rağmen,  bugün git yarın gel denilerek talebinin yerine getirilmemesinin savsaklanması üzerine müteahhidin ruhsat vermeye görevli kamu görevlilerine menfaat sağlaması halinde rüşvet alma ve verme suçu gerçekleşecektir. Veya, inşaat ruhsatı almak için yasal koşullar bulunmadığı bu nedenle ruhsat verilmemesi ve talebinin reddedilmesi gerektiği halde,  menfaat karşılığında imar mevzuatına aykırı olarak inşaat ruhsatı verilmesi halinde de  rüşvet suçu gerçekleşmiş olacaktır.

 

Buna rağmen, yasal koşulları olmadığı halde, Özgür ÖZEL'in rüşvet almakla suçlanması ve bu iddianın dillendirilmesiyle, evrensel bir ceza hukuku kuralı olan kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi yok sayılarak ayaklar altına alınmaktadır.

 

08/08/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Şimdi size başıma gelen ve ay ay biriktirdiğim 8250 dolarımı +200 bin lira paralarımı dolandırıcılara nasıl kaptırdığımın, içimi yakan bu olayın öyküsünü anlatacağım. İşte bu aşağıda anlatacağım başıma gelen dolandırıcılık olayı yüzenden yazılarıma ara vermek zorunda kaldım, bu aldatılma dolandırılma olayı beni o denli sarstı ki üzüntümden 86 kg’dan 69 kg ama düştüm. 

2026’nin şubat ayında sanırım bir sosyal paylaşım sitesinde idi, orada Koç Grubunun Onursal Başkanı Sayın Rahmi Koç’un bir konuşmasına rastladım. Rahmi Koç konuşmasında “birikimlerinizi yatırıma yönlendirin….”özünü sözleriyle  anlatıyordu. İlgimi çektiği için “adınız ve telefonunuzla buradan başvurun” yazısını da görünce, oraya adımı telefonumu yazıp” beklemeye başladım.

Bir gün geçmedi, bayan erkek peş peşe telefonda “yüzde yüz getirisi olacak” diyerek defalarca aramaya başladılar, “bu çok güvenli” diyerek yatırmamı önerdiler ve “arkamızda Koç Finans ve Yapı Kredi Bankası var” dediler. Ben tereddüt içindeydim, ortalıkta dolandırıcılık olayları dolaştığı için korkuyordum. 2026 Mart ayı başlarında Koç Finans elemanlarının Barış Aksu, Mert Yıldırım, Furkan, Murat Öztürk ve Asya Hanım olduklarını söyleyenlerin önermeleriyle, yayınlanan formu doldurarak dolar yatırımında bulunmak için başvurdum. Benim çekingenliğimi gören bayan ararken, “şimdi Koç Finans’tan müdür yardımız sizinle konuşacak” diyerek bir beyle konuşturdular, telefondaki kişi beni cesaretlendiren ve oldukça kar vaat eden sözler ve yönlendirilen finansçıların bildik ve dürüst insanlar olduklarını da vurgulayıp söyleyince ben de dedikleri şekilde yazıldım.

Biriktirdiğim Dolarları Nasıl Dolandırıcılara Kaptırdım

              İsviçre’de yaşadığını ve finansçı olduğunu söyleyen, kendisinden Koç Grubundan övgüyle bahsedilen Kaan Ateş’e yönlendirdiler. Yönlendirirken de “şansın varmış iyi bir finansçıya düştün” dediler. Koç Finans adına bu işi yaptıklarını söyleyen bu kişiler Koç Finans gibi güzide bir kuruluşun adını kullanarak müşterilere güven vermeye çalışıyorlarmış, sonradan öğrendim.

               İlk etapta bana güven verdikleri için 5000 doları söyledikleri hesaba İş Bankasından parayı çekip yatırdım. O an dikkat etmemiştim, parayı gönderen benim, alıcı finansçım Kaan Ateş değil başka bir ad ve başka bir İBAN numarası vardı. Kaan Ateş çok az bir süre sonra “parayı aldık merak etme hemen yatırım işlemlerine başlıyoruz” dedi.

            Oysa bu isim farkını ileride herhangi bir adli soruşturma olursa “benim adıma böyle bir para gelmedi” demek için farklı bir alıcıyı paravan olarak kullanmışlar bunu polisçe soruşturma yapılırken öğrendim. Yani tuzak dolandırıcılık daha ilk gün başlamış oluyor. İlerlemiş 81 yaşımın yorgun hafızası ile bu ayrıntılara dikkat etmiyordum, meğer adamlar daha ilk adımda tuzağa kılıf ayarlamışlar.   

            Beni İsviçre’de yaşayan Türk kökenli Türkiye ve İsviçre vatandaşı olduğunu söyleyen “finans uzmanı” diye anılan, tespit edebildiğim beş altı tane telefon numarası olan Kaan Ateş’le sık sık görüşüyorduk. O arıyor birlikte telefon ekranımdan paranın alım satım işini izliyordum. Bazen petrol bazen altın alıp satıyor ve ne kadar kar edildiğini gösteriyordu; bir buçuk ay içinde paranın 240 bin lira getirisi olduğunu söylüyordu.  Bana oldukça nazik davranıyordu. Ayrıca Kaan Ateş’in asistanı olduğunu söylediği ve orada yaşayan Finansçı Cankut Öztürk’le de müştereken para yönlendirmeleri önerileri için telefonla görüşüyorduk. Bu finansçılıktan epey kazandıkların Türkiye’de Bodrum ve başka yerlerde villalarının olduğunu, dünyada yüz kadar ülkeyi gezdiklerini söylüyorlardı.

              Bu böyle devam ederken Kaan Ateş bana evli olup olmadığımı sordu, ben de eşimi beş yıl önce kaybettim yakında bir bayanla evleneceğim dedim. Kaan Ateş, bana “oo iyi o zaman nikahta bulunmak isteriz, evlenince salon takımı almak istediklerini de söyleyince bende bir rahatlama oldu, yatırdığım 5000 doların maaşımdan daha fazla getirisi olduğunu ve onların yakınlık gösterdiğini görünce, ben de ona, bankada kalan 2250 dolarımın daha olduğunu buraya yatıralım daha çok gerisi olsun diyerek bu 2250 doları da onlara banka kanalı ile gönderdim.

              Kaan Ateş hemen her gün İsviçre’den Ankara’ya bana telefon ediyor “şu paranın getirisine bakalım” diyerek para akışını izliyorduk, ekranda 8250 doların 240 bin lirayı aşan getirisi olduğunu gösteriyordu. İran’la ABD körfez savaşı yapılıyor, petrol bir artıyor bir azalıyor, duruma göre Kaan Ateş petrol alıyor satıyor böylece paranın getirisi de artıyordu. Yani para benimdi, onlar ortaklaşa hesabı açıp gözlüyorduk. Sadece onlara piyasanın durumuna göre paramı işletiyorlardı.

Biz Kaan Ateşle şöyle bir anlaşma yapmıştık, paranın sadece getirisinin yüzde 20’sini finansçı Kaan Ateş alacak, yüzde 80’nini de ben alacaktım. (Oradaki tüm finansçılar bu koşulda al sat karının yüzde 20 sini alıyorlarmış, öyle dediler),

          Böylece maaşımdan fazla getirisi olduğunu görünce, ben hayaller kuruyordum her ay iki torunuma çeyrek altın almayı düşlüyordum...

Paranın getirisi şöyle dursun, ayrıca 200 bin lira da borçlandırdılar.

              Bu arada “yatırımdaki paranın sigortası yatırmak gerek sigorta yatmazsa para çekilemez” dediler. Sigortası yatması için 200 bin lira (yüz bin İş bankasından yüz bin de Yapı kredi bankasından olmak üzere) mal alıp sattırarak kredi çektirdiler. Ben ilerlemiş 81 yaşımla olayı pek anlayamadım, para benim adıma borç olacağını bilmiyordum, olayı kavrayamadım. Şimdiye değin böylesine büyük bir borç işlemi yapmamıştım.  

              Bu paranın getirisini Kaan Ateş’le anlaşma oranlarımıza göre almak paylaşmak istedim, ayrıca her ihtimale karşı 2000 dolarımı da geri almak istediğim sırada, 9 Mart 2026 günü İsviçre’de sigortacı olduğunu söyleyen Erhan Aykut telefonda konuşmaya katılarak 5000 dolarla sigorta yapılacağını bildirdi.

Biriktirdiğim Dolarları Nasıl Dolandırıcılara Kaptırdım

            Bu arada Cankut Öztürk’le (Kaan Ateş buna “asistanım” diyordu) zaman zaman telefonla kredi kartla bana Türkiye’de tanımadığım ve onların bildiği adreslerinden altın aldırıp altın satarak para elde ediliyordu, böylece İş Bankası’ndan 30 Mart’ta 100 bin, Yapı Kredi Bankasından 100 bin liralık altın, elektronik araç alıp satarak para elde edildiğini bunun parasının da sigorta için dediklerini anımsıyorum. Peş peşe sigorta nasıl olur. Bu ikisi telefonla soruşturan satışın tarafımdan yapıldığını alım satımın doğru olduğunu anında arayan banka görevlisine söylettiriyorlardı. Sonunda bu paranın kredi kartıma yansıtılacağını bilmiyordum, yani benim adıma alım satım yapılarak kredi kartıma yansıtılan bu borcun bana ait olduğunu 81 yaşını geçmekte olan yaşlı bir zihinle olayı kavrayamadım. Ben sadece paranın yüzde yüz getirisinin hayalinde idim, ilkin kavrayamadım, çünkü böyle bir işlemi hiç yapmamıştım.

 

“Sigorta” diyerek yine dolandırıldım, ana paraya yakın sigorta olur mu?

Biriktirdiğim Dolarları Nasıl Dolandırıcılara Kaptırdım

Sonradan telefonla katılan Avrupa’da sigortacı olduğunu söyleyen…… numaralı telefonuyla görüşmemize katılan Erhan Aykut bu işlemin sigortası olması gerektiğini, sigortası ödenmeden para hareketi olamayacağını ve sigorta için 250 bin lira yatırmamızı bundan 500 dolar sigorta bedeli alınıp paranın gerisinin iade edileceğini söyledi. Benden gönderilen bu yüz bin lirayı finansçılar tarafından sigortaya yatırıldığını, öteki yüz bin liranın da bilgim dışında sermaye artışı adı altında   veya ayrı durduğunu, sigortaya da 150 bin lira yatırmam gerektiğini söylediler. Sigorta ödenmedikçe parama ve getirisine dokunamayacağımı şaşkınlıkla öğrendim.

            Paramı güvenilir bir finansçıya yatırdım, yüzde yüz getirisi var diyerek rehavete kapılarak seviniyor ve öteki işlerime odaklanıyordum.  Bu sigorta dolandırıcılığını hiçbir sigortacıya danışma gereğini bile duymamıştım. Oysa bir sigortacıya danışsa idim, yüzde yüz sigorta olmaz bir dolandırıcılıkla karşı karşıya olduğumu söylerlerdi.

Şimdi 150 bin lirayı sigorta için yatırmam isteniyor oysa ben dar gelirli bir emekli memur olarak bu parayı ödemem mümkün değil. Ayrıca öte yandan İş Bankası ve Yapı kredi bankası benim adıma yatırılan ve kredi kartıma yansıtılan 100 er bin lirayı istemekte. Yatırdığım paradan ve getirisinden yatırmak istedim, 150 bin yatırılmadıkça bu paralardan alamayacağım söylendi. Gerçek rakam 500 dolar sigorta bedeli için 250 bin lira istenmesi yasal mıdır, bilmiyorum, bu yüzden ne ana paramı ne getirisini alamıyorum, 250 bin lirayı da ödeme olanağım yoktu.

Bu para yatırım işinde iç içe üç dolandırıcılığa maruz kaldım. 

Burada içi içe ilginç bir dolandırıcılıkla karşı karşıya olduğumu sonunda dehşetle öğrendim. 8250 dolarımı adeta gasp eden bu dolandırıcılar paramı dolarlarımı gasp ederken 250 bin lira (anaparanın 5000 doların iki katı sigorta parası isteyerek ikinci dolandırıcılık, sigortaya yatıracağız diyerek İş bankası ve Yapı Kredi Bankalarına yüzer bin lira çektirip oralara da borçlandırılarak üçüncü dolandırıcılıkla karşı karşıya olduğumu dehşetle üzüntü ile öğrenince sağlığımı yitirmeye başladım. 86 kg’dan 69 kg ya düştüm.

Olanca tasarrufum olan 8250 doları yatırdım hiç dokunamıyorum 250 bin lirayı ödeyemediğimi bütçemin buna elvermediğini söyledim. Bu sigorta sorunu nedeni ile işlerimi yapamıyorum. Sigorta bedeli olan 500 doları içeride bulunan paramızdan kesilmesini, 250 bin lirayı ödeme gücümün olmadığı nedeni ile sürecin böylece devam ettirilmesini istemde bulunduk. Bu üç dolandırıcım “AB ülkelerinde bütün para hareketleri sigortalıdır, sigortaya tabidir, sigortayı ödemedikçe ne ana parayı ne de getirisini alamazsınız” diye doğruyu söylüyorlardı ama, sigorta için neden 250 bin lira istediklerini söylemiyorlar ve “250 bin lira yatırmam gerektiğini, bunun 25 bini sigorta olarak kesildikten sonra 225 bin liranın iade edileceğini” söylüyorlardı. Oysa sigorta için 250 bin lira istemeleri tam bir dolandırıcılık olduğunu bilmiyordum. Eğer 250 bin lirayı -aman şu sigorta derdinden kurtulayım nasıl olsa param geri gelecek düşüncesi ile bu parayı borç harç bulup yatırsa idim- onlar da gidecekmiş.

Bu yatırdığım önce 5000 dolar, sonra 2250 dolar 8250 doların her türlü belge, kanıt, telefon mesajlaşmalarımızı belgelendirerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, MASAK’a bildirdim, soruşturma devam ediyor, sonunda dava açılacak karar İsviçre ve Almanya’ya bildirilerek paranın iadesi sağlanacak deniliyor. Bilmem ne çıkacak.

Türkiye’den şikâyetim üzerine Ankara Başsavcılığı ve MASAK tarafından soruşturma başlatıldığını öğrenen, halen telefonu açık olan Kaan Ateş’e paranın akıbetini telefon mesajı ile sordum. Yasal süreçten çekindiği için yatırdığım parayı getirisi birlikte  Almanya’da Frankfurt Borsasına 23790 dolar olarak yatırdığını mesajla bildirdi. Umarım bu rakam doğru olur ve yargılama sonunda param iade edilecek diye umuyorum.

Benim finansçılar zenginmiş.

Ben bu yatırımdan maaşımın iki katı getiri alacağımın hayali ile havalanıyordum; iki torunuma her ay iki altın almayı düşünüyordum. Ama Türkiye’dekilerin teşvik ve önermeleri ile bir dolandırıcılık tuzağına düştüğümün bilincinde değildim. Bu yukarıda adları yazılı sözde iki finansçı Ankara’da ODTÜ mezunları imiş, ama finansçılığın in ince dalaveresini iyi biliyorlarmış önceden iyi kurguluyorlarmış böyle planları. Hem İsviçre hem Türk vatandaşı olan bu iki finansçı, telefondaki konuşmalarında özel finans büroları, şoförleri, avukatları olduklarını ve Türkiye’de Bodrum gibi nice yerlerde villaları olduklarını övünürken dünyada 100 ülke gezdiklerini ballandıra ballandıra anlatıyorlardı. Kendi kendime demek ki benim gibi tecrübesiz saf insanların güya yatırımlarını dolandırarak servet yapıyorlarmış demek ki diye düşündüm. 


Halen telefonu açık olan ve telefon numarasından resmini kaldıran Kaan Ateş’e sordum

Çocuklarımdan habersiz böyle bir finans yatırımına para kaptırdığımı üstelik iki bankaya 200 bin lira borçlandığımı öğrenen çocuklarım beni eleştiri bombardımana tuttular. Üzüntümden de zayıfladığımı görünce sağlığımdan endişe etmeye başladılar, beni teselli etmeye başladılar. Ve elimize geçmeyen almadığım dolandırıcılara giden 200 bin lirayı önce İş bankasını yapılaştırarak 24 ayda 350 bin lira olarak çocuklarımla zorlukla ödemeye başladık. Finansçım Kaan Ateş’e de “Allah’ın laneti üzerinize olsun” diye beddua ederken, yatırım derken batırıma battığımızı söylendim durdum.

Cumhuriyet Başsavcılığının ve MASAK’ın bu dolandırıcılık konusunda soruşturmaları devam ederken, bazı yetkililer “bu batık parayı alırsın ama yargılama bir yıla uzanır” dediler.  Ben de tövbe ettim bundan sonra yatırım yapmaya.  

Bu dolandırıcılık olayından sonra garip mesajlar gelmeye başladı

Bu dolandırıcılık olayı ile ilgili olarak daha önceleri garip mesajlar geliyor önemsemiyordum. Son olarak telefonuma şöyle bir sözlü mesaj geldi:

30 Temmuz 2026 günü saat 11.52 de Aleyna adındaki Rus kökenli olduğunu söyleyen bir bayan aradı, telefonda şunları söyledi: “Hangi banka ile çalışıyorsunuz dedi, ben o bankadan alıyorum dedim. Kayıp 23.790 lira bir kaybınız varmış, yarın hangi saatte uygunsunuz, parayı iade edeceğiz, Ateş Bey biraz sonra sisinle görüşecek” dedi. Ben bu gerçekmiş gibi sözlere kandım telefon numarasının başında artı dört (4) vardı. Ertesi gün de paranın iadesi olacak mı diye bekledim durdum.

*

Bir ay kadar önce telefonla başka birisi telefonla arayarak şöyle diyordu:

Ben tayin edilen bir kayyumum, öğleden sonra 470 bin lira olan paranı iade edeceğiz, telefonumu bekle” diyen bu garip adamı sahiden yetkili kayyum zannederek bu dolandırıcıya dua ettim…

Başıma gelen bu dolandırıcılık olayını duyan bazı hukuk büroları da “4600 lira dosya masrafı, ayrıca paranın yüzde onunu almak koşulu ile paranızı bir ayda getiririz” diyorlardı.

Yani başıma gelen bu dolandırıcılık olayı ile başka dolandırıcılar benimle dalga geçiyor olmalı diye düşündüm.

Cevat Kulaksız   kulcevat599@gmail.com

Fotoğraflar: Oturarak viski içen Kaan Ateş, ayaktaki Cankut Öztürk, kravatlı olan sigortacı olduğunu söyleyen Erhan Aykut.

Not: Bu resimleri telefon numaralarından almıştım.

Artık Asla Arkanıza Bakmayacaksınız

Sodom ve Gomore olayını bilirsiniz.

 

Sodom ve Gomore; Tevrat, İncil ve Kuran gibi kutsal kitaplarda, halkının ahlaki çöküntü, şiddet ve cinsel sapkınlıklar sebebiyle Tanrı tarafından gökten ateş ve kükürt yağdırılarak yok edildiği rivayet edilen iki antik günahkar şehirdir.

 

Lut, bu bölgeye peygamber olarak gönderilmiş, Lut'a insan kılığında melekler misafir olarak gelmiş ve şehir halkı insan kılığındaki bu meleklere dahi zarar vermek istemişler, Tanrı da, bu şehirleri ve günahkar halkını gökten ateş ve kükürt yağdırarak yerle bir ve yok etmeye karar vermiş. Bunun üzerine, melekler;  Lut'a ve ailesine, şehri terk etmelerini söylemişler, ancak şehri terk ederken asla arkalarına bakmamalarını şart koşmuşlar. Tanrının gazabına uğrayan Sodom ve Gomore halkı yok olmuş, ancak LUT'un karısı, meleklerin uyarılarına rağmen, şehri terk ederken arkasına bakmış ve tuz sütununa dönüşmüştür.

 

Bu olayı niçin burada hatırlatmak lüzumunu hissettim?

 

Bugünkü bir gazete haberine göre, Yeni Parti lideri Özgül ÖZER; ”Cumhuriyet Halk Partisi AKP yargısıyla iş tutanların değil bunu istemeyenlerin elinde kalsın. Biz o CHP ile bir de oluruz, kol kola oluruz, her şey olur, her şey konuşulur” demiş.  

 

İktidar ve KILIÇDAROĞLU ve avenesi tarafından etik dışı bir şekilde yok edilmek istenen ve yok edilen CHP'den ayrılarak Yeni Parti adında bir parti kurmak ve siyasal yaşamlarına burada devam etmek zorunda bırakılan ve bu nedenle CHP'den ayrılan Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının, artık arkalarına bakmadan Cumhuriyetin kuruluş ve CHP'nin altı oktan ibaret ilkelerinden taviz vermeden, butlan kararından önceki gerçek CHP'de siyaset yapıyorlarmış gibi, aynı ilkelerle yollarına Yeni Partide devam etmeleri ve asla arkalarına bakmamaları zorunludur.

 

Sodom ve Gomore olayını işte bunun için hatırlatma gereğini duydum, bozulan CHP'yi terk yolunda arkanıza bakarak, bozulan CHP'yi muhatap alma yoluna asla gitmeyiniz. Ahlaki çöküntüye uğrayan Sodom ve Gomore'yi terk yolunda, meleklerin uyarılarına rağmen arkasına bakarak tuz sütununa dönüşen Lut'un karısının durumuna düşmeyin asla.

 

İyi siyasetçi kararlı olur, karar vermeden önce çok düşünür ve karar verdikten sonra ikircikli davranamaz, aksi halde başarısız olur.

 

Yeni Partiyi kuran Özgür ÖZEL ve arkadaşlarına yönelik arkalarındaki halk desteği artarak devam etmekte, meydanlar dolmakta, açılan bağış kampanyalarında kısa sürede milyon liralar toplanmaktadır.

 

Yeni Partiyi kuran Özgür ÖZEL ve arkadaşları arkalarına bakmadan, arkalarına aldıkları halk desteğiyle yollarına devam etmeli ve yapılacak olan önümüzdeki seçimlere Yeni Parti olarak girmeli ve arkalarındaki, adeta Türkiye ittifakına dönüşen, demokratik toplumsal muhalif halk desteğini boşa çıkarmamalıdırlar.

 

İleride, iktidar değişikliğiyle siyaset tüm kurallarıyla işlemeye başlar, yargı bağımsızlaşır, demokrasi tüm kurum ve ilkeleriyle yerli yerine oturur, yargı kararıyla bozulan ve kimyası değişen CHP ve kadroları eski halini alırsa, o zaman baba evi CHP muhatap alınır ve birleşmeye kadar gidilebilir. Ama, şimdi bu ortamda ve koşullarda asla.

 

İktidar; Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının kurdukları ve iktidar yolunda emin ve kararlı adımlarla ilerleyen Yeni Parti'yi sabote etmek için, strateji değiştirerek, adli tatil sonrası CHP hakkında alınan butlan ve tedbir kararının Özgür ÖZEL lehine Yargıtay'da bozulmasını sağlayarak, Özgür ÖZEL ve lideri Yeni Parti'nin aklını ve içini karıştırmayı düşünebilir. Özgür ÖZEL ve arkadaşları buna da hazırlıklı olmalı ve karar bozulsa dahi, arkalarına bakmadan  Yeni Partide yollarına devam etmelidirler.

 

03/08/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yeni Parti Kurulması Bir Bölünme Değildir

Özgür ÖZEL; bugün son kez çıktığı grup kürsüsünden açıklayarak son noktayı koydu.

 

Özgür Özel ve arkadaşları, tüm gayretlerine ve hukuk mücadelelerine rağmen CHP'yi bir ittifakın işgal ve esaretinden kurtaramadıkları ve kurtarma konusunda da umutlarını tamamen kaybettikleri için,  uzun bir bekleyişten sonra,  Özgür ÖZEL'in yanında olan tüm CHP Milletvekillerinin katılımlarıyla yeni bir yol açmak üzere, CHP'nin ideolojisine, altı okuna ve cumhuriyetin kuruluş ilkelerine bağlı kalarak, CHP ruhunu bedenlerinde, kafalarında ve yüreklerinde aynen muhafaza ederek, CHP ideolojisi ve ruhunu beraberlerinde taşıyarak götürecekleri yeni bir parti kurmaya karar verdiklerini, kamuoyu ile resmen paylaşmışlardır.

 

Demokrasi tarihimizde bugüne kadar birçok partide bölünmeler ve yeni partiler kurularak ayrılmalar olmuştur.

 

Ancak,  bugün geldiğimiz noktada, Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının tüm çabalarına rağmen işgal altındaki CHP de kalmalarının ülkenin geleceği ve olası bir iktidar değişikliği adına büyük riskler taşıdığını anlamaları üzerine almış oldukları yeni parti kurma kararı, daha önceleri yaşanan partilerin bölünerek yeni partiler kurulmasıyla uzaktan yakından asla bir benzerliği bulunmamaktadır.

 

Adını koyalım, Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının CHP'den ayrılarak yeni bir parti kurma kararı almaları, CHP'nin ve ATATÜRK'ün ilkelerinde, Cumhuriyetin kurucu değerlerinde, Demokrasinin evrensel ilkelerinde, ülkenin önceliklerinde düşülen bir ayrışmanın ve en önemlisi de, kişisel siyasal menfaat ve çıkar çatışmalarının sonucu değildir. Bu anlamıyla, yeni parti kurma kararı bir bölünme değil, bilakis CHP'nin işgaline son vermek, CHP'nin birinci parti olarak iktidar yürüyüşüne çelme takmak, engellemek ve kapatmak için uygulamaya konulan tüm engelleri yıkmak ve kapatılan iktidara yürüyüşü yoluna alternatif yeni bir yol açma girişimidir.

 

Her şey kamuoyunun gözleri önünde oynanmaktadır.

 

CHP'nin ve onun seçilmiş genel başkanı Özgür ÖZEL'in; başarıları, iş başındaki iktidardan memnun olmayan ve iktidarı, yapılacak olan ilk seçimlerde sandığa gömmek isteyen canı burnuna gelmiş tüm demokrat toplumsal muhalefeti bir araya getirerek iktidarın en kuvvetli adayı haline geldiği, iktidar yürüyüşüne geçtiği, inkar edilemez bir gerçektir.  

 

Bu iktidar yürüyüşünü gören ve iktidar koltuğundan inmek istemeyen iş başındaki iktidar, CHP liderliğini kaybetmiş olan KILIÇDAROĞLU'nun kin ve ihtirasını görerek, hukuksuz bir yargı kararıyla, seçilmiş CHP yönetimini etkisiz hale getirmek suretiyle, CHP yönetimini;  başarısız,  kin, öfke ve ihtiras dolu KILIÇDAROĞLU'na teslim etmiş ve bu yolla CHP'yi bölerek yürümekte olduğu iktidar yolunu tıkamak istemiştir.

 

Demem o ki; CHP'yi asıl bölmek ve zayıflatmak, iktidara yürüyüş yolunu kapatmak isteyenler,  iktidar ve onunla işbirliği yapan KILIÇDAROĞLU ve etrafına topladığı bir azınlık partilidir. Bu saptama çok önemlidir. Zira, bugüne kadar yeni partiler kurularak mevcut partilerde oluşan bölünmeleri, Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının yeni bir yol açmak için yeni bir parti kurmalarından ayıran önemli bir saptamadır.

 

Evet, İktidar ve işbirlikçisi KILIÇDAROĞLU'nun yaptıkları,  tipik bir CHP'yi bölme girişimidir.

 

Ancak, tüm çabalarına rağmen CHP'de kalarak bu bölünmeyi engelleyemeyecekleri sonucuna vararak partiden ayrılıp yeni bir parti kurma kararı alan Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının yaptıkları ise, partiyi bölmek değil, bilakis hem de ülkenin tüm demokrat muhaliflerini ve CHP seçmenlerini, aynı ruhla, yeni partide bütünleştirmek ve daha da güçlendirmektir. Özgür ÖZEL; bugün son kez yaptığı grup konuşmasında da, yeni parti kurma kararını gömlek değiştirme olarak değil, CHP ilkelerini ve ruhunu üzerlerinde taşımaya devam ederek, CHP gömleği üzerine ateşten yeni bir gömlek giymek olarak tanımlamıştır.

 

Özgür ÖZEL ve arkadaşları ilaç ve pansuman tedavisiyle CHP'yi ve ülkenin aydınlık geleceğini kurtaramayacakları sonucuna vararak, kurtuluşu CHP'ye neşter vurup cerrahi ve kesin çıkış yolu yaratarak yeni bir parti kurma kararı almışlardır.

 

Aslında, ülkeyi bu iktidardan kurtarmak, tıkanan demokrasi ve kalkınma yolunu yeniden açmak için hiç kimsenin kendisinden bu kadarını beklemediği,  herkesi hayrete düşürecek derecede tükenip bitmeyen enerjisiyle büyük bir performans gösteren, ülkenin bu iktidardan kurtulması için gün sayan her görüşten demokratlarının, parti farkı gözetmeksizin toplumsal ve demokratik muhalefet çizgisinde birleşmelerini sağlayan, tüm demokrat ve toplumsal muhalefetin adeta lideri ve sözcüsü konumuna gelen Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının, bu misyonları gereği, haksız bir şekilde sırtına birçok olumsuz bagajların yüklendiği, bazı kesimlerin tüm değişimlere rağmen hala ön yargılı yaklaştıkları CHP'den ayrılarak, yeni bir partide iktidar arayışlarına devam edecek olmaları, ÖZGÜR ÖZEL ve arkadaşlarının iktidar yürüyüşlerine ve kendilerini demokrat gören ve iş başındaki iktidardan memnun olmayan tüm muhaliflerin Özgür ÖZEL cephesinde yer alarak, oyların sandıkta Özgür ÖZEL demokratik ve toplumsal muhalefet cephesinde birleşmesinin de önünü açmış olacaktır. Yani, bu iktidardan asla memnun olmayan, gitmesini isteyen tüm demokrat ve toplumsal muhalefet; eskiden olduğu gibi, oylarının çöpe gideceğini bile bile sempati duydukları parti yerine, duygularına hakim olarak, önümüzdeki ilk seçime mahsus olmak üzere, oylarını iktidara en yakın görecekleri Özgür ÖZEL'in yeni partisinde birleştirmeyi, daha kolay kabulleneceklerdir.

 

Bu nedenle, yeni parti kurulması, çok iyi olacaktır. Bu bir bölünme değil, bilakis seçim kazanmak için sandıkta birleşmeyi kolaylaştıracaktır.

 

Yeni kurulacak olan parti, ülkemiz için hayırlı, uğurlu ve yeni bir iktidarın habercisi ve müjdecisi olsun.

 

21/07/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Trump Anıtkabir'e Gitmemekte Kendince Çok Haklı
Trump; Nato zirvesi için geldiği Ankara’da devletimizin kurucusu büyük ATATÜRK'ün kabri Anıtkabir’i ziyaret etmedi.

 

Ben hiç yadırgamadım ve bir Türk olarak hiç de üzerime alınıp üzülmedim, bilakis sevindim.

 

Trump; paradan başka hiçbir şeye değer vermeyen kapitalist bir iş adamı, tek bildiği şey ticaret ve bol para kazanmak. Manevi değerleri hiç yok. ATATÜRK'ün benimsediği T.C.'nin kurucu değerlerine çok yabancı, ATATÜRK'ün Kurtuluş Savaşı ile yerle bir ettiği işgalci, emperyal ve sömürgeci, saldırgan bir zihniyetin günümüzdeki en iyi temsilcisi. ATATÜRK ile uyuşur tek ortak yanı yok. Hayatı boyunca kamuda bir görev yapmamış, devlet idaresi, devletin örf ve adetleri, gelenekleri, diplomasi, bunların hepsine çok uzak.

 

Tek olumlu yanı; sözlerine ve samimiyetine güven olmasa da, görünürde açık sözlü, sözünü sakınmayan birisi, içten pazarlıklı, menfaatçi, çok pragmatik, o nedenle; ne zaman, kimi seveceği, öveceği, sırtını sıvazlayacağı hiç belli olmayan, menfaati için yalan söyleyebilen ve aslında  hiç hoşlanmadığı bir kişiyi dahi seviyor gözükebilen ve göklere çıkarabilen, hiç güvenilmemesi gereken sorunlu bir kişi.

 

Trump ulus ve üniter devlet yanlısı ve savunucusu değil. Şu anda başkanlığını yaptığı Amerika Birleşik Devletleri; birçok ulusa mensup insanların gelip yerleştiği ve vatandaşı olduğu, birçok eyaletten oluşan üniter yapıya sahip olmayan birleşik bir devlet.

 

TRUMP'un Ankara Büyük elçisi vasıtasıyla bize önerdiği de, ulus ve üniter devlet anlayışını terk etmemiz. İş başındaki iktidar da bu anlayışa çok yakın. O nedenle, TRUMP ile ERDOĞAN'ın kanları birbirine çok uyuştu ve ayrılmaz bir ikili ve dost oldular. Tabi şimdilik, karşılıklı çıkara dayalı, gerçek samimiyetten uzak olan bu dostluğun ileriye dönük hiçbir garantisi yok tabi. 

 

ATATÜRK,TRUMP'ın kafasına ve anlayışına uygun bir kişi mi?

 

Tabii ki; değil.

 

İnanın, ATATÜRK'ü bu nedenle ziyaret etmedi TRUMP.  Açık yürekliliğini burada da gösterdi.

 

Bir de ERDOĞAN'dan istediği, nadir toprak elementleri, gerekirse İran savaşında yanında olması ve sair bazı imkansız  tavizleri koparabilmek için, ERDOĞAN'a bir jest de yapmış olabilir. Yani, ANITKABİR'e gitmeyerek, ATATÜRK de kim oluyormuş? bana göre, T.C. Devletinin muhatap alacağım gelmiş geçmiş tek lideri, benim de dostum ERDOĞAN'dır mesajını da vermek istemiş olabilir.

 

Şu gerçek var. ATATÜRK tarafından kurulan Diyanet İşlerinin Başkanları, ANITKABİR'e gidip ATATÜRK'ü ziyaret etmiyorlar, bir dua okumuyorlar, elin yabancısı TRUMP bu gerçeğe vakıf. ATATÜRK'ü kabrinde ziyaret etmeyen Diyanet İşleri Başkanları koltuklarında oturmaya devam ediyor ve ERDOĞAN tarafından görevden alınmıyorlar, atanmalarda da bu kişiler tercih ediliyor, bu gerçeği gören TRUMP, ATATÜRK'ün huzuruna çıkmamanın ülkemizde doğal olduğunu ve bu kişilerin el üstünde tutulduklarını, adeta teşvik edildiklerini görüyor tabi. Bu gerçekleri gören Trump; demek ki, Anıtkabir'e gitmemek, iktidarın hoşuna gidiyor ve bir meziyet kabul ediliyor ben de gitmesem, iş başındaki Türk yöneticiler daha memnun olurlar diye düşünmüş de olabilir, haklı olarak.

 

Türk Milletinin; yüreğindeki ATATÜRK sevgisi hiç sönmeyecek bir ferdi olarak, ANITKABİR'e ATATÜRK'ün huzuruna çıkma cesaretini ve yetkisini kendinde göremeyerek haddini bilen, ATATÜRK'ün huzuruna çıkamayan, ATATÜRK'ün keyfini kaçırmayan TRUMP'a, buradan alenen teşekkür ediyorum.

 

13/07/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

 

“Hurafeye karşı çıkarsanız hemen din düşmanı ilan ediliyorsunuz. PKK terörünü eleştirirseniz hemen Kürt düşmanı diye etiketleniyorsunuz”.   Soner Yalçın

 

“Pkk Yı Kim Büyüttü”

Bu yazının başlığı ve metni Gazeteci Yazar Sayın adlı kitabından alıntılanmıştır. Güzide yazar ve gazetecimizin affına sığınarak topluma bir güzel sinyal vermek dileğimizle onun kitabından bu başlık ve metinleri aldık.

Biz de toplumun dikkatini çekmek için T.C. tine 40 yıldır nice şehitlere ve milyarlarca lira paraya mal olmuş, devlet bütçesini ve vicdanını sızlatan kanlı PKK terör örgütünün [1]niçin nasıl büyütüldüğünü yukarıdaki kitaptan alıntılar yaparak işin bam teline dokunarak [2]kısa kısa açıklamak istedik.

 15 Ocak 1989'da Şırnak'ın Cizre ilçesine bağlı Yeşilyurt köyünde yaşanmıştır. Dönemin Jandarma Komutanı olan Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan yönetimindeki askerler tarafından köylülere insan dışkısı yedirildiği iddia edilmiş ve olay Türkiye tarihine "Yeşilyurt köyü dışkı yedirme davası" olarak geçmiştir. Olayın geçmişi ve hukuki süreci şu şekildedir:

Olayın Gelişimi: 1989 yılının ocak ayında Yeşilyurt köyüne düzenlenen operasyonda, Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan komutasındaki güvenlik güçleri köy sakinlerini darp etmiş ve zorla insan dışkısı yedirmiştir. Tek başına bu olay bile PKK nın tırmanışına büyümesine neden olmuştur.  1

Yine aynı kitabın 92. Sayfasından alıntılarsak PKK’nın büyütülmesine neden olan etkenlere kısaca yer verelim.

-PKK’yı Diyarbakır cezaevi büyüttü; ağır işkenceler olmasaydı PKK kitleselleşemezdi.”.

-Özellikle PKK’ya katılanların neredeyse ortak söylemidir:

“-Asker köyün meydanında erkek-kedin herkesi çırılçıplak soydu; bunu kendime yediremedim, dağa çıktım.

“-Dilimizi konuşmamız yazmamız-okumamız yasaktı.”

Ben bugüne kadar…

-Ağa baskısından bahsedeni görmedim.

“-Şeyh zulmünü dile getireni görmedim.

-Şıh yobazlığının hayatını kararttığı söyleyeni görmedim.

-Toprağımız yoktu diyeni görmedim.

-İşsizdim diyeni görmedim.

Varsa yoksa “T.C.” nin siyasal ve kültürel baskısı!

PKK olgusunu analiz etmek isteyenlere bu olgular yeterli geliyor mu? Bana hiç yetmedi.

Ben diyorum ki PKK yı Turgut Özal büyüttü!.. Yani neoliberalizm… Yani, vahşi kapitalizm, PKK yı büyüttü…

“Hakkâri, Yüksekova’da aynı okula giden dört kardeşin aynı anda birlikte okula gitmediği ortaya çıktı. Çünkü, evde bir tek bot ve bir tek kaban vardı; bunu ancak biri giyebiliyordu ve bu sebeple okula dönüşümlü gidiyorlardı.!

Diyorum ki…

“-Halka ucuz kıyafet veren Sümerbank Hakkâri mağazasını kim kapattıysa PKK yı o büyüttü!

Diyorum ki…

-Köyteks’in Erzincan, Siirt, Diyarbakır hazır giyim tesislerini ve Sümerbank’ın Malatya, Erzincan, Şanlıurfa, Diyarbakır, Sarıkamış, Adıyaman, Erhaz, Sihaz, Sarıkamış işletmelerini kapatanlar PKK’yı büyüttü.

Sadece bunlar mı?

-Elâzığ, Van, Kars, Kurtalan, Gaziantep, Şanlıurfa Aşkale, Adıyaman, Ergani çimento fabrikalarını kim sattı ise PKK’ yı o büyüttü.

-Adıyaman, Bitlis, Malatya, Diyarbakır, Muş, Siirt gibi “şark tipi tütün” üretimini kimler bitirdi ise PKK’yı o büyüttü…

Bitlis ve Malatya sigara fabrikaları, Adıyaman, Besni, Kahta, Malatya, Batman, Bakırhan, Beşiri, Kozluk, Kurtalan, Sason, Bitlis, Buldan Kale, Diyarbakır, Silvan, Bismil, Elâzığ, Erzurum, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas, Van Tütün Pazarlama ve Dağıtım Başmüdürlükleri, Muş, Yaprak Tütün İşletmeleri ve Diyarbakır Müdürlüğü’nü kim kapattı ise PKK’yı o büyüttü…

-Van, Diyarbakır, Tunceli, Sivas, Kars, Adıyaman, Elâzığ, Göksun, Kızıltepe, Erzurum, Siirt, Tatvan, Hilvan ve Muş Yem Fabrikalarını kim sattı ise PKK’yı o büyüttü.

Erzincan, Erzurum, Siverek, Sivas, Elâzığ, Diyarbakır, Adıyaman, Malatya, Yüksekova, Muş, Adilcevaz SEK işletmelerini kim kapatıp sattı ise PKK’yı o büyüttü…

-Kars, Şanlıurfa, Elâzığ, Gaziantep, Tatvan ve Ağrı et kombinalarını kimler yok etti ise PKK’yı o büyüttü…(1980’de nüfusumuz 45 milyondu ve büyükbaş-küçükbaş hayvan sayımız 84 milyondu. Bugün nüfusumuz 75 milyonuz, hayvan sayımız 30 milyon!)

-Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da arıcılığı kim bitirdi ise PKK’yı o büyüttü…

-GAP’ı engelleyenler, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nü kapatanlar, Etibank’ı yok edenler kim ise PKK yı o büyüttü.

-Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun Muş, Diyarbakır, Erzurum, Kahramanmaraş, Şanlıurfa işletmelerini kim elden çıkarmışsa PKK’yı o büyüttü.

-Tohum Islah Enstitüleri, Toprak Mahsulleri Ofisi’ni kapatanlar kim ise PKK’yı o büyüttü.

-Pancar, tütün, pamuk ekimine kim kota koyduysa PKK’yı o büyüttü.

-İl Özel İdarelerinin, Köy Hizmetlerinin ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 103 şubesindeki işçileri kim sokağa attı ise PKK’yı o büyüttü.

-Girlevik, Otluca, Kiti, Telek, Besni, Adilcevaz, Ahlat, Derme, Erkenek, Kemek, Mardin-Çağ, Malazgirt, Uludere, Çemizgezek, Sönmez, Koyulhisar, Endil, Hoşap,Ercis ve Koçköprü HES leri satanlar kim ise PKK’yı o büyüttü.

Günümüzde, Güneydoğu’da, kendi mülkiyetinde hiç toprak olmadığını belirten aile oranı yüzde 59. Aşiretlere, ağalara bölgeyi kim terk etti ise PKK’yı o büyüttü.

PKK’yı büyüten 1980’de 12 Eylül Askeri Darbesi ve Özal eliyle hayata geçirilen neoliberalizmdir.

Diyarbakır Cezaevi, yapılan çeşitli işkence, kanunsuz hukuksuz uygulamalarıyla tarihimizin yüzkarasıdır. 2

PKK nın kuruluşu

Ankara'da ''Apocu'' olarak tanınan, Marksist-Leninist düşüncedeki solcu ve Kürt öğrencilerin temelini attığı PKK (Kürdistan İşçi Partisi) hareketi, 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice İlçesinin Fis Köyü'nde kuruluş kongresini gerçekleştirdi.

Kongreye, Cemil Bayık, Mehmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan'ın da aralarında olduğu 21 kişi katıldı.

Aralarında iki kadın vardı.

Biri, o tarihlerde Abdullah Öcalan ile evli olan Kesire Öcalan, diğeri ise 2013'te Paris'te suikasta uğrayan Sakine Cansız.

PKK bu ilk kongrede, sosyalist bir Kürt devleti kurmayı hedeflediğini, Türkiye'ye karşı ''Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi'' adıyla silahlı mücadele amaçladığını duyurdu.

Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yaşanan Kürt isyanlarının devamı olarak da kabul edilen PKK, Doğu ve Güneydoğuda saldırılar düzenledi.

Kuruluş kongresine katılanların birçoğu 1979 yılında tutuklandı.

İşkence ve kötü muamele uygulamalarıyla kötü bir şöhrete erişen Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde yaşananlar örgüt için önemli kilometre taşı oldu.

Örgütün kurucularından Mazlum Doğan, işkenceyi protesto etmek için hayatına son verdi.

Hayri Durmuş da cezaevinde başlattığı ölüm orucunda altı arkadaşıyla birlikte hayatını kaybetti.

6 Mar 2026 — Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı" olarak tescil edilen cezaevi müze oldu. [3]

            PKK terör örgütünün Türkiye'ye yönelik 40 yılı aşan saldırıları ve bu örgütle mücadele süreci sonucunda binlerce sivil, asker ve polis şehit olmuştur. İnsan hayatına maddi bir değer biçilememekle birlikte, uzmanlar ve devlet yetkilileri ekonomik faturanın 700 milyar dolar ile 3 trilyon dolar arasında olduğunu tahmin etmektedir.  [4-5]

Derleyen Cevat Kulaksız

SONNOTLAR



1.lL8eeNs96g7dojfGPEf4gwsDw%3A1782150924177&q=k%C3%B6YL%C3%9CLERE+DI%C5%9EKI+YED%C4%B0RME+KOMUTAN&sa=X&ved=2ahUKEwjz2ZXGtZuVAxWA_7sIHZ5-LN4Q7xYoAHoECAwQAQ

2. Kaynak: Galat-ı Meşhur Doğru Bildiğimiz yanlışlar Kırmızıkedi Yayınları

3. ...https://www.bbc.com/turkce/articles/c8xgl1vqwdro

4.https://www.google.com/search?q=PKK+n%C4%B1n+T%C3%BCrkiyeye+verdi%C4%9Fi+can+mal+para+kay%C4%B1b%C4%B1+ne+kadard%C4%B1r.&num=10&sc

5.Kaynak Galat-ı Meşhur Soner Yalçın Kırmızıkedi yayınları

Gerçekten Yazık Bu Ülkeye Ve Ülke İnsanına

İktidarın, CHP'yi parçalayarak küçültüp siyaseten yenir lokma haline getirmek için kurguladığı planın gereği olarak,  hukuka aykırı ve yapay bir şekilde CHP'nin ve dolayısıyla ülkemizin başına musallat ettiği mutlak butlan kararından sonra, ülkenin acil çözüm bekleyen problemlerini bir kenara atarak her gün ve sürekli olarak, CHP mutlak butlan kararının sonuçlarının ve CHP kurultayının yapılıp yapılmayacağının tartışmaya açılması ve ülkenin tam kadro bu meseleyi konuşmaya devam etmesi,  gerçekten çok üzücü ve can sıkıcı bir hal almıştır.

 

Bakıyoruz, bu mutlak butlan kararının senarist ve uygulayıcılarına, hepsi yetmiş yaşını devirmiş, artık aktif siyasetten çekilerek kendilerini dinlenmeye alıp, bu fani Dünyada kalan ömürlerini aileleriyle birlikte ve mutluluk içinde geçirmeleri gereken insanlar.

 

Bu satırların yazarı olan ben de, yetmiş yaşını devirenlerdenim. Allaha şükür elim ayağım tutuyor,  aklım da yerinde ama, eriştiğim ileri yaşı asla yabana atamam ve haddimi bilirim, bu nedenle hala çalışabilecek durumda olmama rağmen aktif hukukçuluğu bıraktım, hakim ve savcılıkta, sonrasında da avukatlıkta geçen toplam 56 yıllık hukukçuyum. Bu süre zarfında hukukçu olarak yaptığım iyi şeyler sanırım yeterli, karışanım ve görüşenim yok, hala itibar edilen bir hukukçuyum,  avukat olarak çalışmaya devam etmek için seçimlere girip sandıktan çıkmam da gerekmiyor, ama haddimi bilerek namusumla ve şerefimle aktif hukukçuluğu sonlandırdım ve avukatlık cüppemi askıya astım, yeni iş almadan elimdeki davaları sonlandırmak üzere ara da bir cüppemi askıdan indiriyor ve duruşmalara katılıyorum, işte o kadar.

 

Bu ülkede 65 yaşını aşan ve noterde alım satım işlemi yapacak olan insanlardan, doktora sevk edilerek akli melekeleri yerinde mi raporu istendiğine göre, siyasette memleketi yönetecek olan 65 yaş üzerindeki  kişilerden niçin doktor raporu istenmez? onu da anlamış değilim. Bu gerçeği dile getirdiğim için 65 yaşını aştıkları halde aktif siyaset sahnesinden çekilmeyen ve hala iktidar hırsıyla çırpınan siyasilerimiz asla alınmasınlar ve kendilerine hakaret edildiği yaygarasına tevessül etmesinler lütfen.

 

Aynı şekilde sanırım yetmişli insanlardan otomobil kullanabilmeleri için kısa aralıklarla sağlık raporu istenecekmiş, çok doğru bir uygulama, sağlıklı olduklarını kanıtlayanların araba kullanmalarından doğal bir şey olamaz. Ancak, bu gerçekçi ve akla dayanan uygulamayı yaygınlaştırmak ve ülkenin yönetiminin dümenine geçecek olan siyasilerden de aynı sağlık raporlarının alınması zorunlu olmalıdır. Büyük bir gemiye benzeyen ülkenin yönetimi ve sorumluluğu, sanırım küçücük bir otomobilin yönetiminden daha zor ve sorumluluk isteyen bir husustur.

 

CHP'nin başına mahkemenin verdiği butlan kararıyla tedbiren getirilen KK, sanırım 78 yaşında ve hala büyük bir siyasi hırs içinde ve en başarılı olduğu ve tartışmasız yönetimde kaldığı 13 sene içinde asla seçim kazanamamış ve iktidar olamamış olan bir KK'nın bu hırsını tarafsız bir gözle değerlendirmek istiyorum ancak mantıklı ve ülke yararına makul bir sonuca ulaşamıyorum.  Önümüzdeki ilk seçim iki yıl sonra, yani KK, 2028 de 80 yaşında seçimlere girecek ve halktan oy isteyecek, halkın nefretini kazandığı bu koşullarda seçim kazanması ve iktidar olması, hatta seçim barajını aşması imkansız. Bir kez daha seçim kaybettikten sonra, beş yıl sonrası 2033 de yapılacak yeni seçimlerde yaşı 85 olacak, enerjisi tamamen tükenecek, Allah uzun ömür versin belki de seçimlere ömrü vefa etmeyecek.

 

Tüm bu gerçekler karşısında, KK'nın;  hala,  siyasetten çekilmeyerek, büyük bir öfke ve hırsla, CHP'yi bölüp parçalamak, tüketmek ve yok etmek adına siyasete sarılmasının ne anlamı ve değeri var?

 

İşte, aklı başında insanların mantıklı ve makul bir cevabını bir türlü veremedikleri yukarıdaki sorumuzun cevabını, sanırım, ancak ve ancak,  konusunda uzman doktorlar heyetinin düzenleyecekleri tıbbi raporlar verebilir.

 

19/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Gelinen Noktada Yapılması Gereken

CHP; Özgür ÖZEL'in dediği gibi, ATATÜRK'ün emaneti baba ocağı, baba evi ama, maalesef bu ev İktidar ve onun işbirlikçisi KK ve ekibi tarafından kundaklanmış durumda, bu evde büyük bir yangın var şu anda, kısa sürede zararsız bir şekilde söndürülebilecek bir yangın da değil, bu yangın.

 

Şimdilik bu baba evi CHP'den geri çekilmek ve evi yangını çıkaranlara bırakıp gitmek zamanı.

 

Zira, çıkan yangını söndürmek için gerekli bulunan itfaiye ve sair araç ve gereçlerin hepsi,  KK ve onun iplerini elinde tutan ve iktidardan düşme korkusu içindeki saray yönetiminin elinde. Özgür ÖZEL ve ekibi ne yaparsa yapsınlar, onlar istemediği sürece bu yangın asla söndürülemez.

 

ATATÜRK'ün inşa ettiği baba evi CHP'den daha da değerli olan, Büyük ATATÜRK'ün emperyal devletlerden söküp alarak kurtardığı Anadolu toprakları üzerinde kurmuş olduğu demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceği de büyük tehlike altında şimdi.

 

 ATATÜRK'ün emaneti olan baba evi CHP kurtarılmaya çalışılırken, bütün zaman ve enerji bunun için harcanırken, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım. ATATÜRK'ün kurduğu ve bizlere emanet ettiği Türk Milletinin tamamının evi olan demokratik ve laik T. C. Devletinin geleceğini ateşe atmayalım.

 

Özgür ÖZEL ve ekibinin karşısında, devletin tüm parasal ve yasal güçlerini, kurumlarını en önemlisi de yargısını elinde tutan ve istediği her kararı alıp uygulayabilen iktidar ile onun desteğini arkasına almış ve etrafına kin ve öfke saçan iş birlikçisi KK ve ekibi var. Bu güce, Özgür ÖZEL'in tek başına karşı çıkarak, direnerek, bir yere varamayacağı kesin.

 

Tek çözüm; ATATÜRK'ün yadigarı ve emaneti baba evi CHP'yi, zarureten ve geçici bir süreliğine işgalcilere bırakarak,  yine ATATÜRK'ün eseri ve emaneti olan CHP'den çok daha değerli olan CHP'yi de içinde barındıran demokratik ve laik T. C. Devletinin geleceğine sahip çıkmak ve iş başındaki iktidarı demokratik yollarla sandıkta yenmek ve iktidardan uzaklaştırmak amacıyla, mevcut ve seçimlere girme ehliyeti ve belli bir tabanı olan, kendini kanıtlamış demokrat ve laik başka bir muhalefet partisi listelerinden seçimlere  girmektir. Bu muhalefet partisi, öncelikle Erkan BAŞ liderliğindeki TİP olabileceği gibi, armudun sapı, üzümün çöpü demeden İYİ Parti de olabilir.

 

Özgür ÖZEL ve ekibi; böyle bir seçim ortaklığının ve ortak Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinin yollarını aramaya başlamalı, bunun için gerekli çalışmalara başlamalıdır.

 

Bu yola girildiğinde, işgalci KK dan memnun olmayan CHP'ye yapılan operasyonu asla kabullenmeyen çekirdek CHP seçmeni de Özgür ÖZEL ve ekibini oylarıyla destekleyecekler ve KK yanlısı çok cüzi, marjinal kesimin oyları dışında  bir oy kaybı da söz konusu olmayacaktır.

 

Özgür ÖZEL ve ekibinin; işgalci KK yönetimindeki CHP içinde kalmayı başararak CHP içinde seçime girme şansı yakalamaları halinde ise, çalkantılı ve iki başlı bir CHP; Özgür ÖZEL'e rağmen, toplumsal muhalefet içinde yer alan geniş bir seçmen  kesimi tarafından asla tercih edilmeyecek, demokratik toplumsal muhalefet cephesi yara alacak ve oy kaybı yaşanacaktır.

 

Özgür ÖZEL ve ekibi; mevcut iktidardan memnun olmayan,  bu nedenle iktidarı iş başından uzaklaştırmaya ant içen Türkiye’nin demokratik toplumsal  muhalefetinin lider kadrosu olarak öne çıkmış, bugüne kadar CHP'nin ön plana çıkarılmadığı, her görüşten ve partiden demokratik  muhalefetin bir araya geldiği iki yüze yaklaşan meydan mitingleriyle, Türkiye’nin her parti ve görüşten toplumsal muhalefetini bir araya getirmeyi ve Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefet cephesinin lokomotifi olmayı başarmışlardır.

 

En başta söylediğimiz gibi, Özgür ÖZEL ve ekibi imkansızla uğraşmaya ara vermeli,  işi normal seyrine bırakmalı ve Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefetinin lideri olarak, meydan mitinglerine devam etmeli, KK'nın da dahil olduğu Cumhur İttifakı cephesine demokratik salvo atışlarını sürdürmeli, Türkiye'yi sandıkta birleştirecek olan demokratik toplumsal muhalefete umut olmaya ve onları diri tutmaya devam etmelidir.

 

13/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Tedavi İçin Zamanında Ve Doğru Teşhis Şarttır

Bazı şeyler vardır, zamana sıkı sıkı bağlı olmayan, geçen zaman içinde deneme ve yanılma metodu ile kazasız ve belasız bir şekilde doğrulara ulaşabileceğimiz.

 

Ama,  zamanın ve her geçen günün çok önemli olduğu,  erken ve zamanında teşhislerin hayat kurtardığı sağlığımızı olumsuz etkileyen hastalıklar öyle mi?

 

Değil tabi, sağlığımızı ilgilendiren hastalıların zamanında ve doğru bir şekilde teşhisi ve zaman kaybetmeden gerekli tedavinin uygulanması şarttır.

 

İşte,  ülkemizde koltuğunu kaybetmemek için siyaset mühendisliğine soyunan,  yasama, yürütme ve yargıyı kayıtsız ve şartsız elinde tutan AKP iktidarının siyaset mühendisliğini bozabilmek ve ülkenin siyasetine musallat edilen hastalığı etkisiz hale getirebilmek için, iktidar ve yargı eşliğinde yürürlüğe konulan kumpası ve sonuçlarını doğru okumak ve gerekli teşhisleri zamanında ve doğru bir şekilde yapmak zorunludur.

 

Şimdi yapmamız gereken doğru teşhisleri alt alta sıralayalım.

 

İlk teşhis; bugünkü anket ve kamuoyu yoklamalarına göre, AKP ve MHP ortaklığıyla oluşturulan Cumhur İttifakı, seçimleri kaybedecek ve iktidardan düşecek. İktidara en akın parti de, Özgür ÖZEL ve ekibinin başa geçtikleri CHP.

 

İkinci teşhis; Cumhur İttifakı iktidarını kaybetmemek için ne yapmalı? İktidara en yakın parti olan CHP'nin içini karıştırmalı, nifak sokmalı, ikiye bölüp parçalamalı, seçmen nezdinde güçsüz ve itibarsız kılmalıdır.

 

Üçüncü teşhis; bunun için ne yapmalı? CHP içinden yeni yönetime ateş püsküren parti içi iktidarı seçimle kaybetmeyi hazmedemeyen  işbirlikçiler ayarlayarak onlarla gizli bir ittifak yapmalı, CHP yönetimini KK dan alarak Özgür ÖZEL ve ekibine emanet eden 38. Olağan Kurultay üzerinde şaibe yatacak iddialar ile CHP yargı kaosuna sürüklenmeli ve yargı araç olarak kullanılarak,  mutlak butlan gerekçesiyle kurultay iptal edilip, eski KK yönetimi tedbiren iş başına getirilmelidir.

 

Dördüncü teşhis; Yargı öyle bir karar vermelidir ki; bu karar, lastik gibi her yöne çekilmeye müsait ve müphem bir karar olmalı, yerel Asliye Hukuk Mahkemesinin, 38. Olağan Kurultaydan sonra YSK'nın olur vermesiyle yapılan geçerli Kurultayları esas alarak, daha önce açılmış bulunan mutlak butlan davasının konusuz kalması nedeniyle verdiği hukuken doğru olan davanın reddi kararı, İstinaf Mahkemesi tarafından kaldırılarak,  38. Olağan Kurultay ile birlikte, sonradan yapılan kurultayların da yok hükmünde sayılarak mutlak butlan sebebiyle 38. Kurultay iptal edilmeli, bu iptal kararıyla CHP adeta bir adım dahi atamayacak şekilde 38. Kurultay anına kilitlenmeli ve zincire vurulmalı, İstinafın kararı kesinleşene kadar,  eski KK ve ekibi tedbiren CHP'nin başına geçirilmeli, karar kesinleşene kadar 38. Kurultayda kilit altına alınan CHP  kilidi asla açılamamalı, tedbiren iş başına getirilen KK yönetiminin eli genişletilmeli, kendisini deviren yeni yönetimden intikamını almalı, hırsını gidermeli, intikam ve hırs içindeki KK yönetimi CHP'yi darmadağın yapmalı, CHP İktidar ile uğraşacak zaman bulamamalı, aksi halde dokunulmazlığı olmayan KK hakkındaki onlarca fezlekenin devreye sokulacağı korkusu KK'ya yaşatılmalıdır.

 

Beşinci teşhis; ülkemizde hukukun ve yasaların askıya alındığı gerçeği artık kesinlikle kabul edilmeli ve bu nedenle de, bundan böyle, CHP kurultayı en başta olmak üzere, ülkemizde hiçbir konuyu, hak, hukuk, adalet,  anayasa ve yasa hükümleriyle çözüme ulaştırmaya kalkışılmamalı, bilmem kaç tane anayasa profesöründen görüş aldık, İstinaf Mahkemesinin kararı kesinleşmeden de iptal edilen 38. Olağan Kurultay yapılabilir, yenilenebilir sevdasından vaz geçilmelidir.

 

Altıncı teşhis; Yukarıda sıraladığımız teşhis ve gerçekler kabullenilmeli, erken veya zamanında yapılacak olan seçimlerin yaklaşmakta olması nedeniyle,  yeni bir parti kurma riskine girilmemeli, seçmen dengeleri de gözetilerek, işgal altındaki CHP'yi işgalcilerden geri alarak yeniden CHP'ye dönmek üzere, tedbiren ve geçici olarak, CHP ilkelerine en yakın olan seçimlere girme ehliyetine sahip kurulu saygın bir muhalefet partisi çatısı altında seçime girmenin hazırlık ve anlaşmaları yapılmalıdır.

 

Yedinci teşhis; CHP, bugünkü birinci parti olma başarısına, oy potansiyeline,  saygınlığına ve halk desteğine,  değişim adı altında harekete geçen ve köhnemiş 13 senelik KK iktidarına son verme başarısını göstermiş olan Özgür ÖZEL, Ekrem İMAMOĞLU, Mansur YAVAŞ ve diğer yakın ekip ve çalışma arkadaşlarının çabalarıyla ulaşmış ve CHP'nin o klasik %25 oy potansiyeli cam tavanını delmiştir. Başarının mimarları;  CHP'nin kurumsal kimliğinin yanı sıra, yukarıda zikrettiğimiz değişimi savunan yeni ekip olup; Özgür ÖZEL başkanlığındaki bu yeni ekip, CHP'nin kurumsal kimliğinin de ötesinde ve onu da aşan ülkenin ana muhalefeti konumuna kavuşmuş olup, bu ekip nereye giderlerse gitsinler, CHP'nin kurumsal oylarının yanı sıra,  kendilerine duyulan güvenle oluşan ve cam tavanı delen ilave oylar da Özgür ÖZEL ve ekibine akacaktır. Bu nedenle mutlak butlan kararıyla ortaya çıkan parti içi kaostan ve KK yönetiminin asla yapmayacağı kurultay beklentilerinden vaz geçilerek, hiçbir şey değişmemiş gibi,  halk ve seçmen buluşmalarına acilen dönülmeli ve ülke gerçekleri sorunları ve çözüm yolları halkımıza anlatılmaya devam edilmelidir. Bırakın CHP binasını ve koltuğunu KK'ya,  on on beş milletvekiliyle grup toplantıları yapsın,  duvarlara konuşsun, kin ve öfkesini boşaltarak rahatlasın, konuşsun ki; konuştukça batsın ve gerçek yüzünü halkımıza iyice göstersin.

KK; şunu yapacağım,  bunu yapacağım, yapmazsam namerdim diye üfürmeye devam edebilecek mi bakalım? iktidara geldiğinde, beşli çete diye suçladığı şirketler hakkında hesap sorabilecek mi, yap işlet devret yoluyla yapılan tesisleri millileştirebilecek mi, iktidardan hesap sorabilecek mi? Bunları yapmak şöyle dursun dile getirebilecek mi bakalım?

 

Sekizinci teşhis; KK, kendisine oy veren ben dahil tüm CHP'lileri kandırmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Bugüne kadar ona verdiğim oylar haram olsun. Ne şekilde anılırsa anılsın, KK;  kendi şahsi hırs, ihtiras ve öfkesini, öç alma duygusunu tatmin edebilmek için, ATATÜRK'ün kurduğu CHP'yi ve en önemlisi de T. C. Devletinin geleceğini ateşe atmış bir adam olarak tarihe geçecektir.  

 

10/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget