2026
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

 

“Hurafeye karşı çıkarsanız hemen din düşmanı ilan ediliyorsunuz. PKK terörünü eleştirirseniz hemen Kürt düşmanı diye etiketleniyorsunuz”.   Soner Yalçın

 

“Pkk Yı Kim Büyüttü”

Bu yazının başlığı ve metni Gazeteci Yazar Sayın adlı kitabından alıntılanmıştır. Güzide yazar ve gazetecimizin affına sığınarak topluma bir güzel sinyal vermek dileğimizle onun kitabından bu başlık ve metinleri aldık.

Biz de toplumun dikkatini çekmek için T.C. tine 40 yıldır nice şehitlere ve milyarlarca lira paraya mal olmuş, devlet bütçesini ve vicdanını sızlatan kanlı PKK terör örgütünün [1]niçin nasıl büyütüldüğünü yukarıdaki kitaptan alıntılar yaparak işin bam teline dokunarak [2]kısa kısa açıklamak istedik.

 15 Ocak 1989'da Şırnak'ın Cizre ilçesine bağlı Yeşilyurt köyünde yaşanmıştır. Dönemin Jandarma Komutanı olan Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan yönetimindeki askerler tarafından köylülere insan dışkısı yedirildiği iddia edilmiş ve olay Türkiye tarihine "Yeşilyurt köyü dışkı yedirme davası" olarak geçmiştir. Olayın geçmişi ve hukuki süreci şu şekildedir:

Olayın Gelişimi: 1989 yılının ocak ayında Yeşilyurt köyüne düzenlenen operasyonda, Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan komutasındaki güvenlik güçleri köy sakinlerini darp etmiş ve zorla insan dışkısı yedirmiştir. Tek başına bu olay bile PKK nın tırmanışına büyümesine neden olmuştur.  1

Yine aynı kitabın 92. Sayfasından alıntılarsak PKK’nın büyütülmesine neden olan etkenlere kısaca yer verelim.

-PKK’yı Diyarbakır cezaevi büyüttü; ağır işkenceler olmasaydı PKK kitleselleşemezdi.”.

-Özellikle PKK’ya katılanların neredeyse ortak söylemidir:

“-Asker köyün meydanında erkek-kedin herkesi çırılçıplak soydu; bunu kendime yediremedim, dağa çıktım.

“-Dilimizi konuşmamız yazmamız-okumamız yasaktı.”

Ben bugüne kadar…

-Ağa baskısından bahsedeni görmedim.

“-Şeyh zulmünü dile getireni görmedim.

-Şıh yobazlığının hayatını kararttığı söyleyeni görmedim.

-Toprağımız yoktu diyeni görmedim.

-İşsizdim diyeni görmedim.

Varsa yoksa “T.C.” nin siyasal ve kültürel baskısı!

PKK olgusunu analiz etmek isteyenlere bu olgular yeterli geliyor mu? Bana hiç yetmedi.

Ben diyorum ki PKK yı Turgut Özal büyüttü!.. Yani neoliberalizm… Yani, vahşi kapitalizm, PKK yı büyüttü…

“Hakkâri, Yüksekova’da aynı okula giden dört kardeşin aynı anda birlikte okula gitmediği ortaya çıktı. Çünkü, evde bir tek bot ve bir tek kaban vardı; bunu ancak biri giyebiliyordu ve bu sebeple okula dönüşümlü gidiyorlardı.!

Diyorum ki…

“-Halka ucuz kıyafet veren Sümerbank Hakkâri mağazasını kim kapattıysa PKK yı o büyüttü!

Diyorum ki…

-Köyteks’in Erzincan, Siirt, Diyarbakır hazır giyim tesislerini ve Sümerbank’ın Malatya, Erzincan, Şanlıurfa, Diyarbakır, Sarıkamış, Adıyaman, Erhaz, Sihaz, Sarıkamış işletmelerini kapatanlar PKK’yı büyüttü.

Sadece bunlar mı?

-Elâzığ, Van, Kars, Kurtalan, Gaziantep, Şanlıurfa Aşkale, Adıyaman, Ergani çimento fabrikalarını kim sattı ise PKK’ yı o büyüttü.

-Adıyaman, Bitlis, Malatya, Diyarbakır, Muş, Siirt gibi “şark tipi tütün” üretimini kimler bitirdi ise PKK’yı o büyüttü…

Bitlis ve Malatya sigara fabrikaları, Adıyaman, Besni, Kahta, Malatya, Batman, Bakırhan, Beşiri, Kozluk, Kurtalan, Sason, Bitlis, Buldan Kale, Diyarbakır, Silvan, Bismil, Elâzığ, Erzurum, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas, Van Tütün Pazarlama ve Dağıtım Başmüdürlükleri, Muş, Yaprak Tütün İşletmeleri ve Diyarbakır Müdürlüğü’nü kim kapattı ise PKK’yı o büyüttü…

-Van, Diyarbakır, Tunceli, Sivas, Kars, Adıyaman, Elâzığ, Göksun, Kızıltepe, Erzurum, Siirt, Tatvan, Hilvan ve Muş Yem Fabrikalarını kim sattı ise PKK’yı o büyüttü.

Erzincan, Erzurum, Siverek, Sivas, Elâzığ, Diyarbakır, Adıyaman, Malatya, Yüksekova, Muş, Adilcevaz SEK işletmelerini kim kapatıp sattı ise PKK’yı o büyüttü…

-Kars, Şanlıurfa, Elâzığ, Gaziantep, Tatvan ve Ağrı et kombinalarını kimler yok etti ise PKK’yı o büyüttü…(1980’de nüfusumuz 45 milyondu ve büyükbaş-küçükbaş hayvan sayımız 84 milyondu. Bugün nüfusumuz 75 milyonuz, hayvan sayımız 30 milyon!)

-Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da arıcılığı kim bitirdi ise PKK’yı o büyüttü…

-GAP’ı engelleyenler, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nü kapatanlar, Etibank’ı yok edenler kim ise PKK yı o büyüttü.

-Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun Muş, Diyarbakır, Erzurum, Kahramanmaraş, Şanlıurfa işletmelerini kim elden çıkarmışsa PKK’yı o büyüttü.

-Tohum Islah Enstitüleri, Toprak Mahsulleri Ofisi’ni kapatanlar kim ise PKK’yı o büyüttü.

-Pancar, tütün, pamuk ekimine kim kota koyduysa PKK’yı o büyüttü.

-İl Özel İdarelerinin, Köy Hizmetlerinin ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 103 şubesindeki işçileri kim sokağa attı ise PKK’yı o büyüttü.

-Girlevik, Otluca, Kiti, Telek, Besni, Adilcevaz, Ahlat, Derme, Erkenek, Kemek, Mardin-Çağ, Malazgirt, Uludere, Çemizgezek, Sönmez, Koyulhisar, Endil, Hoşap,Ercis ve Koçköprü HES leri satanlar kim ise PKK’yı o büyüttü.

Günümüzde, Güneydoğu’da, kendi mülkiyetinde hiç toprak olmadığını belirten aile oranı yüzde 59. Aşiretlere, ağalara bölgeyi kim terk etti ise PKK’yı o büyüttü.

PKK’yı büyüten 1980’de 12 Eylül Askeri Darbesi ve Özal eliyle hayata geçirilen neoliberalizmdir.

Diyarbakır Cezaevi, yapılan çeşitli işkence, kanunsuz hukuksuz uygulamalarıyla tarihimizin yüzkarasıdır. 2

PKK nın kuruluşu

Ankara'da ''Apocu'' olarak tanınan, Marksist-Leninist düşüncedeki solcu ve Kürt öğrencilerin temelini attığı PKK (Kürdistan İşçi Partisi) hareketi, 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice İlçesinin Fis Köyü'nde kuruluş kongresini gerçekleştirdi.

Kongreye, Cemil Bayık, Mehmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan'ın da aralarında olduğu 21 kişi katıldı.

Aralarında iki kadın vardı.

Biri, o tarihlerde Abdullah Öcalan ile evli olan Kesire Öcalan, diğeri ise 2013'te Paris'te suikasta uğrayan Sakine Cansız.

PKK bu ilk kongrede, sosyalist bir Kürt devleti kurmayı hedeflediğini, Türkiye'ye karşı ''Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi'' adıyla silahlı mücadele amaçladığını duyurdu.

Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yaşanan Kürt isyanlarının devamı olarak da kabul edilen PKK, Doğu ve Güneydoğuda saldırılar düzenledi.

Kuruluş kongresine katılanların birçoğu 1979 yılında tutuklandı.

İşkence ve kötü muamele uygulamalarıyla kötü bir şöhrete erişen Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde yaşananlar örgüt için önemli kilometre taşı oldu.

Örgütün kurucularından Mazlum Doğan, işkenceyi protesto etmek için hayatına son verdi.

Hayri Durmuş da cezaevinde başlattığı ölüm orucunda altı arkadaşıyla birlikte hayatını kaybetti.

6 Mar 2026 — Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı" olarak tescil edilen cezaevi müze oldu. [3]

            PKK terör örgütünün Türkiye'ye yönelik 40 yılı aşan saldırıları ve bu örgütle mücadele süreci sonucunda binlerce sivil, asker ve polis şehit olmuştur. İnsan hayatına maddi bir değer biçilememekle birlikte, uzmanlar ve devlet yetkilileri ekonomik faturanın 700 milyar dolar ile 3 trilyon dolar arasında olduğunu tahmin etmektedir.  [4-5]

Derleyen Cevat Kulaksız

SONNOTLAR



1.lL8eeNs96g7dojfGPEf4gwsDw%3A1782150924177&q=k%C3%B6YL%C3%9CLERE+DI%C5%9EKI+YED%C4%B0RME+KOMUTAN&sa=X&ved=2ahUKEwjz2ZXGtZuVAxWA_7sIHZ5-LN4Q7xYoAHoECAwQAQ

2. Kaynak: Galat-ı Meşhur Doğru Bildiğimiz yanlışlar Kırmızıkedi Yayınları

3. ...https://www.bbc.com/turkce/articles/c8xgl1vqwdro

4.https://www.google.com/search?q=PKK+n%C4%B1n+T%C3%BCrkiyeye+verdi%C4%9Fi+can+mal+para+kay%C4%B1b%C4%B1+ne+kadard%C4%B1r.&num=10&sc

5.Kaynak Galat-ı Meşhur Soner Yalçın Kırmızıkedi yayınları

Gerçekten Yazık Bu Ülkeye Ve Ülke İnsanına

İktidarın, CHP'yi parçalayarak küçültüp siyaseten yenir lokma haline getirmek için kurguladığı planın gereği olarak,  hukuka aykırı ve yapay bir şekilde CHP'nin ve dolayısıyla ülkemizin başına musallat ettiği mutlak butlan kararından sonra, ülkenin acil çözüm bekleyen problemlerini bir kenara atarak her gün ve sürekli olarak, CHP mutlak butlan kararının sonuçlarının ve CHP kurultayının yapılıp yapılmayacağının tartışmaya açılması ve ülkenin tam kadro bu meseleyi konuşmaya devam etmesi,  gerçekten çok üzücü ve can sıkıcı bir hal almıştır.

 

Bakıyoruz, bu mutlak butlan kararının senarist ve uygulayıcılarına, hepsi yetmiş yaşını devirmiş, artık aktif siyasetten çekilerek kendilerini dinlenmeye alıp, bu fani Dünyada kalan ömürlerini aileleriyle birlikte ve mutluluk içinde geçirmeleri gereken insanlar.

 

Bu satırların yazarı olan ben de, yetmiş yaşını devirenlerdenim. Allaha şükür elim ayağım tutuyor,  aklım da yerinde ama, eriştiğim ileri yaşı asla yabana atamam ve haddimi bilirim, bu nedenle hala çalışabilecek durumda olmama rağmen aktif hukukçuluğu bıraktım, hakim ve savcılıkta, sonrasında da avukatlıkta geçen toplam 56 yıllık hukukçuyum. Bu süre zarfında hukukçu olarak yaptığım iyi şeyler sanırım yeterli, karışanım ve görüşenim yok, hala itibar edilen bir hukukçuyum,  avukat olarak çalışmaya devam etmek için seçimlere girip sandıktan çıkmam da gerekmiyor, ama haddimi bilerek namusumla ve şerefimle aktif hukukçuluğu sonlandırdım ve avukatlık cüppemi askıya astım, yeni iş almadan elimdeki davaları sonlandırmak üzere ara da bir cüppemi askıdan indiriyor ve duruşmalara katılıyorum, işte o kadar.

 

Bu ülkede 65 yaşını aşan ve noterde alım satım işlemi yapacak olan insanlardan, doktora sevk edilerek akli melekeleri yerinde mi raporu istendiğine göre, siyasette memleketi yönetecek olan 65 yaş üzerindeki  kişilerden niçin doktor raporu istenmez? onu da anlamış değilim. Bu gerçeği dile getirdiğim için 65 yaşını aştıkları halde aktif siyaset sahnesinden çekilmeyen ve hala iktidar hırsıyla çırpınan siyasilerimiz asla alınmasınlar ve kendilerine hakaret edildiği yaygarasına tevessül etmesinler lütfen.

 

Aynı şekilde sanırım yetmişli insanlardan otomobil kullanabilmeleri için kısa aralıklarla sağlık raporu istenecekmiş, çok doğru bir uygulama, sağlıklı olduklarını kanıtlayanların araba kullanmalarından doğal bir şey olamaz. Ancak, bu gerçekçi ve akla dayanan uygulamayı yaygınlaştırmak ve ülkenin yönetiminin dümenine geçecek olan siyasilerden de aynı sağlık raporlarının alınması zorunlu olmalıdır. Büyük bir gemiye benzeyen ülkenin yönetimi ve sorumluluğu, sanırım küçücük bir otomobilin yönetiminden daha zor ve sorumluluk isteyen bir husustur.

 

CHP'nin başına mahkemenin verdiği butlan kararıyla tedbiren getirilen KK, sanırım 78 yaşında ve hala büyük bir siyasi hırs içinde ve en başarılı olduğu ve tartışmasız yönetimde kaldığı 13 sene içinde asla seçim kazanamamış ve iktidar olamamış olan bir KK'nın bu hırsını tarafsız bir gözle değerlendirmek istiyorum ancak mantıklı ve ülke yararına makul bir sonuca ulaşamıyorum.  Önümüzdeki ilk seçim iki yıl sonra, yani KK, 2028 de 80 yaşında seçimlere girecek ve halktan oy isteyecek, halkın nefretini kazandığı bu koşullarda seçim kazanması ve iktidar olması, hatta seçim barajını aşması imkansız. Bir kez daha seçim kaybettikten sonra, beş yıl sonrası 2033 de yapılacak yeni seçimlerde yaşı 85 olacak, enerjisi tamamen tükenecek, Allah uzun ömür versin belki de seçimlere ömrü vefa etmeyecek.

 

Tüm bu gerçekler karşısında, KK'nın;  hala,  siyasetten çekilmeyerek, büyük bir öfke ve hırsla, CHP'yi bölüp parçalamak, tüketmek ve yok etmek adına siyasete sarılmasının ne anlamı ve değeri var?

 

İşte, aklı başında insanların mantıklı ve makul bir cevabını bir türlü veremedikleri yukarıdaki sorumuzun cevabını, sanırım, ancak ve ancak,  konusunda uzman doktorlar heyetinin düzenleyecekleri tıbbi raporlar verebilir.

 

19/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Gelinen Noktada Yapılması Gereken

CHP; Özgür ÖZEL'in dediği gibi, ATATÜRK'ün emaneti baba ocağı, baba evi ama, maalesef bu ev İktidar ve onun işbirlikçisi KK ve ekibi tarafından kundaklanmış durumda, bu evde büyük bir yangın var şu anda, kısa sürede zararsız bir şekilde söndürülebilecek bir yangın da değil, bu yangın.

 

Şimdilik bu baba evi CHP'den geri çekilmek ve evi yangını çıkaranlara bırakıp gitmek zamanı.

 

Zira, çıkan yangını söndürmek için gerekli bulunan itfaiye ve sair araç ve gereçlerin hepsi,  KK ve onun iplerini elinde tutan ve iktidardan düşme korkusu içindeki saray yönetiminin elinde. Özgür ÖZEL ve ekibi ne yaparsa yapsınlar, onlar istemediği sürece bu yangın asla söndürülemez.

 

ATATÜRK'ün inşa ettiği baba evi CHP'den daha da değerli olan, Büyük ATATÜRK'ün emperyal devletlerden söküp alarak kurtardığı Anadolu toprakları üzerinde kurmuş olduğu demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceği de büyük tehlike altında şimdi.

 

 ATATÜRK'ün emaneti olan baba evi CHP kurtarılmaya çalışılırken, bütün zaman ve enerji bunun için harcanırken, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım. ATATÜRK'ün kurduğu ve bizlere emanet ettiği Türk Milletinin tamamının evi olan demokratik ve laik T. C. Devletinin geleceğini ateşe atmayalım.

 

Özgür ÖZEL ve ekibinin karşısında, devletin tüm parasal ve yasal güçlerini, kurumlarını en önemlisi de yargısını elinde tutan ve istediği her kararı alıp uygulayabilen iktidar ile onun desteğini arkasına almış ve etrafına kin ve öfke saçan iş birlikçisi KK ve ekibi var. Bu güce, Özgür ÖZEL'in tek başına karşı çıkarak, direnerek, bir yere varamayacağı kesin.

 

Tek çözüm; ATATÜRK'ün yadigarı ve emaneti baba evi CHP'yi, zarureten ve geçici bir süreliğine işgalcilere bırakarak,  yine ATATÜRK'ün eseri ve emaneti olan CHP'den çok daha değerli olan CHP'yi de içinde barındıran demokratik ve laik T. C. Devletinin geleceğine sahip çıkmak ve iş başındaki iktidarı demokratik yollarla sandıkta yenmek ve iktidardan uzaklaştırmak amacıyla, mevcut ve seçimlere girme ehliyeti ve belli bir tabanı olan, kendini kanıtlamış demokrat ve laik başka bir muhalefet partisi listelerinden seçimlere  girmektir. Bu muhalefet partisi, öncelikle Erkan BAŞ liderliğindeki TİP olabileceği gibi, armudun sapı, üzümün çöpü demeden İYİ Parti de olabilir.

 

Özgür ÖZEL ve ekibi; böyle bir seçim ortaklığının ve ortak Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinin yollarını aramaya başlamalı, bunun için gerekli çalışmalara başlamalıdır.

 

Bu yola girildiğinde, işgalci KK dan memnun olmayan CHP'ye yapılan operasyonu asla kabullenmeyen çekirdek CHP seçmeni de Özgür ÖZEL ve ekibini oylarıyla destekleyecekler ve KK yanlısı çok cüzi, marjinal kesimin oyları dışında  bir oy kaybı da söz konusu olmayacaktır.

 

Özgür ÖZEL ve ekibinin; işgalci KK yönetimindeki CHP içinde kalmayı başararak CHP içinde seçime girme şansı yakalamaları halinde ise, çalkantılı ve iki başlı bir CHP; Özgür ÖZEL'e rağmen, toplumsal muhalefet içinde yer alan geniş bir seçmen  kesimi tarafından asla tercih edilmeyecek, demokratik toplumsal muhalefet cephesi yara alacak ve oy kaybı yaşanacaktır.

 

Özgür ÖZEL ve ekibi; mevcut iktidardan memnun olmayan,  bu nedenle iktidarı iş başından uzaklaştırmaya ant içen Türkiye’nin demokratik toplumsal  muhalefetinin lider kadrosu olarak öne çıkmış, bugüne kadar CHP'nin ön plana çıkarılmadığı, her görüşten ve partiden demokratik  muhalefetin bir araya geldiği iki yüze yaklaşan meydan mitingleriyle, Türkiye’nin her parti ve görüşten toplumsal muhalefetini bir araya getirmeyi ve Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefet cephesinin lokomotifi olmayı başarmışlardır.

 

En başta söylediğimiz gibi, Özgür ÖZEL ve ekibi imkansızla uğraşmaya ara vermeli,  işi normal seyrine bırakmalı ve Türkiye’nin demokratik toplumsal muhalefetinin lideri olarak, meydan mitinglerine devam etmeli, KK'nın da dahil olduğu Cumhur İttifakı cephesine demokratik salvo atışlarını sürdürmeli, Türkiye'yi sandıkta birleştirecek olan demokratik toplumsal muhalefete umut olmaya ve onları diri tutmaya devam etmelidir.

 

13/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Tedavi İçin Zamanında Ve Doğru Teşhis Şarttır

Bazı şeyler vardır, zamana sıkı sıkı bağlı olmayan, geçen zaman içinde deneme ve yanılma metodu ile kazasız ve belasız bir şekilde doğrulara ulaşabileceğimiz.

 

Ama,  zamanın ve her geçen günün çok önemli olduğu,  erken ve zamanında teşhislerin hayat kurtardığı sağlığımızı olumsuz etkileyen hastalıklar öyle mi?

 

Değil tabi, sağlığımızı ilgilendiren hastalıların zamanında ve doğru bir şekilde teşhisi ve zaman kaybetmeden gerekli tedavinin uygulanması şarttır.

 

İşte,  ülkemizde koltuğunu kaybetmemek için siyaset mühendisliğine soyunan,  yasama, yürütme ve yargıyı kayıtsız ve şartsız elinde tutan AKP iktidarının siyaset mühendisliğini bozabilmek ve ülkenin siyasetine musallat edilen hastalığı etkisiz hale getirebilmek için, iktidar ve yargı eşliğinde yürürlüğe konulan kumpası ve sonuçlarını doğru okumak ve gerekli teşhisleri zamanında ve doğru bir şekilde yapmak zorunludur.

 

Şimdi yapmamız gereken doğru teşhisleri alt alta sıralayalım.

 

İlk teşhis; bugünkü anket ve kamuoyu yoklamalarına göre, AKP ve MHP ortaklığıyla oluşturulan Cumhur İttifakı, seçimleri kaybedecek ve iktidardan düşecek. İktidara en akın parti de, Özgür ÖZEL ve ekibinin başa geçtikleri CHP.

 

İkinci teşhis; Cumhur İttifakı iktidarını kaybetmemek için ne yapmalı? İktidara en yakın parti olan CHP'nin içini karıştırmalı, nifak sokmalı, ikiye bölüp parçalamalı, seçmen nezdinde güçsüz ve itibarsız kılmalıdır.

 

Üçüncü teşhis; bunun için ne yapmalı? CHP içinden yeni yönetime ateş püsküren parti içi iktidarı seçimle kaybetmeyi hazmedemeyen  işbirlikçiler ayarlayarak onlarla gizli bir ittifak yapmalı, CHP yönetimini KK dan alarak Özgür ÖZEL ve ekibine emanet eden 38. Olağan Kurultay üzerinde şaibe yatacak iddialar ile CHP yargı kaosuna sürüklenmeli ve yargı araç olarak kullanılarak,  mutlak butlan gerekçesiyle kurultay iptal edilip, eski KK yönetimi tedbiren iş başına getirilmelidir.

 

Dördüncü teşhis; Yargı öyle bir karar vermelidir ki; bu karar, lastik gibi her yöne çekilmeye müsait ve müphem bir karar olmalı, yerel Asliye Hukuk Mahkemesinin, 38. Olağan Kurultaydan sonra YSK'nın olur vermesiyle yapılan geçerli Kurultayları esas alarak, daha önce açılmış bulunan mutlak butlan davasının konusuz kalması nedeniyle verdiği hukuken doğru olan davanın reddi kararı, İstinaf Mahkemesi tarafından kaldırılarak,  38. Olağan Kurultay ile birlikte, sonradan yapılan kurultayların da yok hükmünde sayılarak mutlak butlan sebebiyle 38. Kurultay iptal edilmeli, bu iptal kararıyla CHP adeta bir adım dahi atamayacak şekilde 38. Kurultay anına kilitlenmeli ve zincire vurulmalı, İstinafın kararı kesinleşene kadar,  eski KK ve ekibi tedbiren CHP'nin başına geçirilmeli, karar kesinleşene kadar 38. Kurultayda kilit altına alınan CHP  kilidi asla açılamamalı, tedbiren iş başına getirilen KK yönetiminin eli genişletilmeli, kendisini deviren yeni yönetimden intikamını almalı, hırsını gidermeli, intikam ve hırs içindeki KK yönetimi CHP'yi darmadağın yapmalı, CHP İktidar ile uğraşacak zaman bulamamalı, aksi halde dokunulmazlığı olmayan KK hakkındaki onlarca fezlekenin devreye sokulacağı korkusu KK'ya yaşatılmalıdır.

 

Beşinci teşhis; ülkemizde hukukun ve yasaların askıya alındığı gerçeği artık kesinlikle kabul edilmeli ve bu nedenle de, bundan böyle, CHP kurultayı en başta olmak üzere, ülkemizde hiçbir konuyu, hak, hukuk, adalet,  anayasa ve yasa hükümleriyle çözüme ulaştırmaya kalkışılmamalı, bilmem kaç tane anayasa profesöründen görüş aldık, İstinaf Mahkemesinin kararı kesinleşmeden de iptal edilen 38. Olağan Kurultay yapılabilir, yenilenebilir sevdasından vaz geçilmelidir.

 

Altıncı teşhis; Yukarıda sıraladığımız teşhis ve gerçekler kabullenilmeli, erken veya zamanında yapılacak olan seçimlerin yaklaşmakta olması nedeniyle,  yeni bir parti kurma riskine girilmemeli, seçmen dengeleri de gözetilerek, işgal altındaki CHP'yi işgalcilerden geri alarak yeniden CHP'ye dönmek üzere, tedbiren ve geçici olarak, CHP ilkelerine en yakın olan seçimlere girme ehliyetine sahip kurulu saygın bir muhalefet partisi çatısı altında seçime girmenin hazırlık ve anlaşmaları yapılmalıdır.

 

Yedinci teşhis; CHP, bugünkü birinci parti olma başarısına, oy potansiyeline,  saygınlığına ve halk desteğine,  değişim adı altında harekete geçen ve köhnemiş 13 senelik KK iktidarına son verme başarısını göstermiş olan Özgür ÖZEL, Ekrem İMAMOĞLU, Mansur YAVAŞ ve diğer yakın ekip ve çalışma arkadaşlarının çabalarıyla ulaşmış ve CHP'nin o klasik %25 oy potansiyeli cam tavanını delmiştir. Başarının mimarları;  CHP'nin kurumsal kimliğinin yanı sıra, yukarıda zikrettiğimiz değişimi savunan yeni ekip olup; Özgür ÖZEL başkanlığındaki bu yeni ekip, CHP'nin kurumsal kimliğinin de ötesinde ve onu da aşan ülkenin ana muhalefeti konumuna kavuşmuş olup, bu ekip nereye giderlerse gitsinler, CHP'nin kurumsal oylarının yanı sıra,  kendilerine duyulan güvenle oluşan ve cam tavanı delen ilave oylar da Özgür ÖZEL ve ekibine akacaktır. Bu nedenle mutlak butlan kararıyla ortaya çıkan parti içi kaostan ve KK yönetiminin asla yapmayacağı kurultay beklentilerinden vaz geçilerek, hiçbir şey değişmemiş gibi,  halk ve seçmen buluşmalarına acilen dönülmeli ve ülke gerçekleri sorunları ve çözüm yolları halkımıza anlatılmaya devam edilmelidir. Bırakın CHP binasını ve koltuğunu KK'ya,  on on beş milletvekiliyle grup toplantıları yapsın,  duvarlara konuşsun, kin ve öfkesini boşaltarak rahatlasın, konuşsun ki; konuştukça batsın ve gerçek yüzünü halkımıza iyice göstersin.

KK; şunu yapacağım,  bunu yapacağım, yapmazsam namerdim diye üfürmeye devam edebilecek mi bakalım? iktidara geldiğinde, beşli çete diye suçladığı şirketler hakkında hesap sorabilecek mi, yap işlet devret yoluyla yapılan tesisleri millileştirebilecek mi, iktidardan hesap sorabilecek mi? Bunları yapmak şöyle dursun dile getirebilecek mi bakalım?

 

Sekizinci teşhis; KK, kendisine oy veren ben dahil tüm CHP'lileri kandırmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Bugüne kadar ona verdiğim oylar haram olsun. Ne şekilde anılırsa anılsın, KK;  kendi şahsi hırs, ihtiras ve öfkesini, öç alma duygusunu tatmin edebilmek için, ATATÜRK'ün kurduğu CHP'yi ve en önemlisi de T. C. Devletinin geleceğini ateşe atmış bir adam olarak tarihe geçecektir.  

 

10/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Altı Yıl (Üst Üste İki Dönem) Kuralı Chp'ye Uygulanamaz

Aslında bu sıcak yaz gününde bilgisayar başına geçerek yazı yazmak hiç aklımda değildi ama,  televizyonlarda öyle saçma sapan görüşlere yer veriliyor ki, yazmadan edemedik.

 

Hepiniz biliyorsunuz iktidar ve yargı ortaklığıyla CHP'nin başına örülen ve geçirilen mutlak butlan çorabını. Ülkenin tüm sorunları unutturularak bu konu tartıştırılıyor ülkenin aklı başında insanlarına. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. CHP'nin başına tedbiren getirilen eski KK yönetimi tarafından, parti meclisinin imza veren yeterli üye sayısının talep ettikleri olağanüstü kongre yapılacak mı,  yapılmayacak mı?

 

Tedbiren iş başına gelen KK yönetiminin;  yeter sayıdaki imzaya rağmen,  partiyi olağanüstü seçimli kongreye götürerek oluşan belirsizliği sonlandırmaya hiç niyetinin olmadığı çok açık.

 

Tedbiren görevden alınan Özgür ÖZEL ve ekibi ile onlardan yana olan partililer ve bazı Tv.  tartışmacıları; Siyasi Partiler Yasasının  ilgili 36.  maddesinde yer alan; ”Seçime katılma yeterliliği elde eden parti,  bu Kanunda öngörülen ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içinde birinci ve ikinci fıkrada belirlenen teşkilatlanma yeter sayısı esas alınarak ilçe,  il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamış ise seçime katılma yeterliliğini kaybeder. ” hükmüne dayanarak, parti geçerli olan en son Büyük Kurultayını 25-26/Temmuz/2020 tarihinde yapmıştır, azami üçer yıllık üst üste iki kurultay dönemi 25/Temmuz/2026 da sona erecektir ve bu nedenle kongremizi 25/Temmuz/2026 tarihine kadar yapmazsak,  partimiz CHP'nin seçimlere katılma yeterliliği kaybolabilir.

 

Bunu da nereden çıkarıyorsunuz ve CHP'yi seçimlere katılma yeterliliğini kaybedecek bir parti olarak iktidara ve YSK'ya hedef gösteriyorsunuz? Siz aklınızı mı kaçırdınız?

 

Siyasal iktidar,  CHP'nin başarısı nedeniyle,  iktidarını kaybetme korkuları yaşayarak her türlü hukuksuzluğu yapmayı göze almışken, iktidarda kalmak için çareler arayan iktidara ve iktidara meyli olan YSK'ya yol mu gösteriyorsunuz? bu savı ortaya atanlar, kaşınıyorlar ve CHP'ye en büyük kötülüğü yapıyorlar,  farkında olmadan.

 

Hayır efendim kimse korkmasın, bu hükme dayanarak hiç kimse ve en başta da YSK, CHP'yi üst üste iki dönem kurultay yapmamakla suçlayarak seçim dışına asla itemez. Ama, bazı kişi ve kurumların kulağına kar suyu kaçırıldı bir kere ve burası T. C. Kanunlarının değil,  iktidarın işine geldiği gibi yarattığı keyfi kuralların geçerli olduğu bir ülke haline getirildiği için,  yüzde yüz de bir garantisi yok tabi CHP'nin,  maalesef.

 

Tekrar o kurala dönecek olursak. Siyasi Partiler Yasasında yer alan üst üste iki dönem kurultay yapmayanların seçime girme yeterliliğini kaybedeceklerine dair kural; haklı ve mücbir hiçbir fiili ve hukuki engel ve nedenler olmaksızın,  keyfe keder,  kurultay yapmama halini içermektedir.

 

CHP 37. Büyük Kurultayını 25-26/Temmuz/2020 de yapmış ve sonrasında da, yargı kararıyla iptal edilen ve parti yönetiminin tedbiren eski yönetime devrine karar verilen 38. Olağan Kurultayını da 4-5/Kasım/2023 de yapmış ve seçilen Özgür ÖZEL yönetimi görev başına gelmiştir.

 

Sonrasında,  38. Olağan Kurultaya yönelik olarak açılan mutlak butlan davasının,  yerel mahkemede reddedilmesine rağmen;  İstinaf Mahkemesi,  yerel mahkemenin kararını kaldırarak, verdiği mutlak butlan kararıyla 38. Olağan Kurultayı iptal ederek partinin yönetimini tedbiren Özgür ÖZEL yeni yönetiminden alıp,  tedbiren ve geçici olarak eski KK yönetimine devretmiştir.

 

Partinin 4-5/Kasım/2023 de iş başına gelen yeni yönetimi, mutlak butlan davası devam ederken birden ziyade olağanüstü ve olağan kurultaylar yapmış,  ancak, mutlak butlan kararı vererek 38. Kurultayı iptal eden İstinaf Mahkemesi bu kurultayları geçersiz sayarak,  partiyi 38. Kurultayın yapıldığı 4-5/Kasım/2023 tarihine mıhlamıştır. İstinaf Mahkemesi;  hukuken kabul edilemez,  hukuka aykırı bu kararıyla,  CHP'yi adeta kötürüm etmiş ve adım atamaz hale getirmiştir.

 

CHP'nin başına bu yargı düğümü atılmamış olsaydı,  iptal edilen 38. Kurultayla iş başına gelen Özgür ÖZEL yönetimi, Siyasi Partiler Yasasına göre üç yıllık dönem dolmadan Büyük Kurultayını yapacaktı. Şimdi dahi görevden alınmalarına rağmen,  bir an önce olağanüstü kurultay yapılması için gösterilen çabalara karşın, tedbiren iş başına getirilen KK yönetiminin ise karşı çaba içinde olduğunu,  tüm kamuoyu ve YSK görmektedir. YSK da elini taşın altına koymamakta ve ne haliniz varsa kendi aranızda hallediniz demektedir.

 

CHP'nin ve delegelerinin kusuru olmaksızın, yapılmasını çok istemelerine rağmen,  tedbiren iş başına getirilen ve Özgür ÖZEL yönetiminden intikam alma peşinde olan KK yönetiminin;  İstinaf Mahkemesinin butlan kararının kesinleşmesi gerekir bahanesiyle,  olağan,  ya da olağanüstü kurultay yapılmasına engel olmaları nedeniyle,  yargı kararıyla iptal edilen 38. kurultaydan sonra bir kurultay yapılamamasının sorumluluğu,  CHP'ye yüklenemez ve partinin seçime girme yeterliliğini kaybettiği asla ve asla iddia ve kabul edilemez.

 

Bunun bir sorumlusu vardır ve o da haksız ve hukuksuz bir şekilde 38. Olağan Kurultayı iptal ederek partinin başına eski KK yönetimini getirmek suretiyle CHP'yi adeta hukuken felç eden İstinaf Mahkemesinin ilgili dairesidir.

 

03/06/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kılıçdaroğlu’na Soner Yalçın’ın acı mektubu
“Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde savaşmayı sürdürür”

Romalı Filozof Seneca     (Kaynak: Galat_ı Meşhur Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yay)

Sevgili okuyucu, okumakta olduğum Sayın Gazeteci Yazar Soner Yalçın’ın Galat-ı Meşhur adlı kitabının 110. sayfasına geldiğimde, Soner Yalçın’ın şimdilerde farklı bir boyutta ve gündemde olan Kemal Kılıçdaroğlu’na yazdığı bu mektubu görünce inanın epey heyecanlandım. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 11 yıl önceki artıları eksilerini günümüzdeki tutumu ile kıyaslayarak okuyucumuzun bir teşhise varmalarını istedik. Onun için bu mektubu buraya aldık.

“1 Kasım 2015 Genel Seçiminden sonra Gazeteci Yazar Soner Yalçın Kemal Kılıçdaroğlu’na, kendi anlatımı ile şu “acı mektubu” yazar. Aradan 11 yıl geçmiş, Kemal Kılıçdaroğlu 13 seçimi kaybetmiş yaşlanmış, siyasi yaşantısı değişmiş mi değişmemiş mi buna, güncelliği nedeni ile AKP-RTE tarafından atanmış CHP genel başkanı olarak tutum ve davranışını, Soner Yalçın’ın teşhisi ile bir kıyaslama yapınız.  Şimdi 11 yıl önce yazılmış mektuba bir göz atalım:

Marks der ki: Toplumsal reformlar; güçlünün zayıflığından ötürü değil, her zaman zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.”

Yani iktidar size sunulmaz; siz iktidarı söke söke alırsınız, demeye getiriyor. Kollarını kavuşturup nesnel koşulların oluşmasını bekleyenler her daim yenilmeye mahkumdur, demeye getiriyor.

Ne yazık ki siz…

İflah olmaz politik toyluğunuz nedeniyle, zayıfa güç kazandırmadınız!

ABD’nin, TÜSİAD’ın ve kimi medyanın iktidarı avucunuza koyacağını sandınız!  Ya da kumpasçı Fetullah Gülen’in.

Niye böyle bir tavır içindesiniz, biliyor musunuz? Çünkü siz, 1990’larda yaşıyorsunuz.

Dünya için garabet olan “duvarın yıkılma” şokundan çıkamıyorsunuz. Neoliberalizmin zaferini taçlandırmak için ortaya atılan “tarihin sonu” (kapitalizmden başka yol yok) safsatasına böbürlenmelerine hala inanıyorsunuz.

1990’ların etkisiyle sol politikaların bittiğini sanıyorsunuz ve sosyal adalet gibi kavramların adını bile duymak istemiyorsunuz.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takip eden günah çıkarma, içe kapanma ve pişmanlık günlerinin etkisinden bir türlü kurtulamıyorsunuz.

Sol’u suçlayıp itip kalan ufuksuzlar kervanından kopamıyorsunuz.

Yani…vahşi kapitalizm ve onun dayanağı “yeni sağ” hayaline kapıldınız gidiyorsunuz. 

Hala Soros’cu TESEV kafasındasınız! Ya da kibarca desem…Bugün “model” değil, sadece sürekli tasarruf tedbirleri yalanıyla işsizliği-yoksulluğu artıran “mali disipline” dönüşen AB için, 1990’larda “insanlığın gelecek modeli” diyen Habermas kafasındasınız!

Bu nedenle…Vahşi kapitalizmin ülkeleri ve insanları yok eden sömürü sistemine boyun eğmeyi inatla sürdürüyorsunuz.

Bu nedenle…Batı’dan çekinip -Ecevit’in Saddam’ın yanında durduğu kadar-emperyalizmin hedefindeki Esad’ın Kaddafi’nin yanında duramadınız.

Avrupa’daki örneklerini gördüğümüz ve yok olup giden aldırmaz lakayt sosyal demokrat hiç farkınız olmadı…

Kemal Abi…

Alain Badiou der ki:

İnsanlar eşit ve özgürdür. Eşitlik bir amaç veya sonuç değil, eylemin dayanağıdır Bu basit hakikati inkâr eden her şey direnme hakkı ve görevini yaratır.”

Özgürlük kendisini, istemek ve eylemekle gösterir, demeye getiriyor.

Eylemsiz özgür kalınamaz, eylemsiz özgür olunama, diyor.

Gerçekten merak ediyorum.

Siz…Hayatınız boyunca bir eylemde yer aldınız mı?

Bunu şu nedenle soruyorum:

Sol un sadece teorisini değil, pratiğini de öldürdünüz.

Oysa, eylem zerinden düşünmek sol un en güçlü silahıdır.

Siz…eylemden, direnmekten, başkaldırmaktan hep çekindiniz.

Bürokrat kimliğiniz nedeniyle -hayatın can merkezi- sokağı/ eylemi unutup CHP’yi genel merkeze ve Meclis’e hapsettiniz.

AKP “devlet partisi” yapılırken CHP’yi inzivaya çektiniz. Bir türlü harekete geçmeyen “yaşlılar partisi hüviyetine büründürdünüz devrimler yapmış koca partiyi.

Hep uzlaşmacı pasif politik kimliğinizle, masa başında üretilen süslü retorikle CHP’nin tarihsel rotasını geriye yönlendirdiniz.

Oysa CHP put kırıcıdır”.

Statükocu parti değildir.  Tarihte CHP’yi bu noktaya getirip itibarsızlaştıranlar iktidar yüzü görmemişlerdir.

Fakat siz de ne yazık ki aynı yolda yürümekte kararlısınız! Oysa, ne çok umudumuz vardı. Ama…

Hiçbir siyasal inancı olmayan bir Gorbaçov olup çıktınız karşımıza.

Bugün hala… Bunun CHP’nin “ölüm fermanının” yazılmasına nasıl razı olursunuz?

Kemal Abi… Sol’un uzun karanlık gecesi bitti. Suçluluk duyma devri sona erdi.

Yeni bir rüzgâr esiyor dünyanın dört bir yanından.

2000’l yılların başından itibaren dünya; sol hareketlerin teorik ve politik dirilişine sahne oluyor

Dünyayı kaplayan vahşi kapitalizme ve onun destekçilerine karşı amansız bir mücadele veriliyor. Seçimler kazanılıyor. Bu terör ve kriz çağında etik-ahlak abidesi solcu ruh tekrar tarih sahnesine çıkıyor.  Tutuculuk dönemi bitiyor. Sessizlik dönemi bitiyor. Artık halkçı politikalara çamur atılamıyor. Artık sol düşüncenin üzerine gölge düşüremiyor. Evet…Kemal Derviş “kumarhane ekonomisi “fantezilerine inanalar artık yolun sonuna geliniyor.

Çetin ve ısrarcı çalışma yerine salt seçime dayalı politik faaliyet yürütmenin sonuna geliniyor.

Kemal Abi…Sizi sevmekle beraber ben tarihsel ilerlemeye de inanıyorum.

Siz, 1990’ların düşünsel kirliliğinden /bataklığından bir türlü çıkamıyorsunuz.

CHP’ye artık zarar veriyorsunuz. Kongreler kazansanız da bu politik tutumlarınızla CHP’nin başında kalmanız zor.

Kendinize yazık etmeyiniz. Daha çok gözden düşmeyiniz; o büyük saygınlığınızı erozyona uğratmayınız. Çok üzgünüm…Yazmak zorundayım: Atatürk’ün koltuğundan kalkınız.

CHP’nin başkaldıran bir ruha ve halkçı politikalara ihtiyacı var.

Tüm devrimciler gibi CHE Guevara da benzer sözler söylüyor:

“İktidarın olgun bir meyve gibi ellerine düşmesini bekleyenlerin bekleyişi hep sürecek.”

Sizi işaret ediyor.

Tanıyorum ki iktidarın elimize düşmesini bekleyecek çok CHP li var.  Her gün, her saat mücadele edecek çok CHP’li var. Koca Nazım’ın dediği gibi… “Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar”.

Kemal Abi…Ben hep harflerimi, kelimelerimi ve cümlelerimi tarihe emanet ederim.

Yanılmayı çok isterim.  Ama yanılmayacağımdan eminim…İsterim ki tarihte zarif kişiliğinizle yer alırsınız

Bu satırları bir dost olarak yazdığım günün birinde anlayacaksınız.

Goethe tarihe, “Tanrının gizemli atölyesi” der.  

Bu gizemli atölye; ayrıntılarla uğraşmaz, sıradanlığa aldırış etmez. İnsanın yıldızının parladığı anları bekler.

Stefan Zweig, insanın yıldızının nasıl parlayacağını şöyle yazdı:

Tek bir evet, tek bir hayır; bir anlık erken davranma ya da bir anlık geç harekete geçme; bu anı, yüzlerce kuşak da geçse asla geri getiremez ve yitirilen an bireylerin ve ulusların yaşamını ve hatta bütün bir insanlığın yazgısını belirler”.

 Alıntıdır. Cevat Kulaksız kulcevat599@gmil.com

Karar çok açık niçin anlamak istemiyorsunuz?

Ben bir hukukçu ve CHP seçmeni olarak Özgür ÖZEL yönetimiyle ilgili olarak istinafın vermiş bulunduğu 38. Olağan Kurultayın tüm sonuçlarıyla hükümsüz sayılmasına yönelik mutlak butlan kararı nedeniyle çok üzgün ve kızgınım. Bu kararı asla hukuka uygun bulmuyorum.

Ancak, üzülelim ve de kızalım. beğenelim veya beğenmeyelim, ortada, verilmiş ve temyiz incelemesi sonunda kesinlik kazanacak uygulamaya konulan bir yargı kararı var.

Şimdi, görevden tedbiren uzaklaştırılan seçilmiş Özgür ÖZEL yönetiminin ilk yapması gereken şey,  aslında karar çok açık ve net olmasına rağmen, bu istinaf kararını aklı başında ve tarafsız hukukçulara tahlil ettirerek bu kararın ne demek istediğini sakin bir şekilde saptamak olmalıdır. İşte bunu yaptıktan, yani istinafın kararını beğenmesek ve sonuçlarını arzu etmesek, kabul etmek istemesek de, kararın ne demek istediğini doğru bir şekilde anladıktan sonra izleyeceği yolu doğru bir şekilde çizmek olmalıdır.

Bize soracak olursanız, benim bir hukukçu olarak, aslında çok net ve açık olan istinaf mahkemesinin kararından anladıklarım şunlardır;

İstinaf Mahkemesi, davacıların davasını kabul ederek davacıları haklı bulmuş ve Özgür ÖZEL ve ekibinin seçildiği 38. Olağan Kurultayını ve buna bağlı olarak 38. kurultaydan sonra yapılan olağanüstü ve olağan kongreleri ve alınan tüm kararları mutlak butlan nedeniyle iptal ederek, 38. Olağan Kurultaydan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının, karar kesinleşinceye kadar görevlerine aynen devam etmelerine yönelik tedbir kararı vermiştir.  

Görülüyor ki; İstinaf Mahkemesi, Özgür ÖZEL ve ekibinin seçilerek iş başına getirildikleri 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan sebebiyle iptal etmekle yetinmemiş, kararının kesinleşmesini bekleme gereğini duymamış ve tedbiren KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmiştir. Bunu da kararında; ”kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak, asıl ve birleşen dosyalarda davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir” şeklinde gerçekleşmiştir.

İstinaf Mahkemesinin  karar kesinleşene kadar tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini iş başına getirmesini, hiç kimse, KILIÇDAROĞLU'na iptal edilen 38. Olağan Kurultayı derhal yenilemesi görevi verilmiş ve o nedenle görevine iade edilmiştir şeklinde yorumlamaya kalkışarak beyhuda tartışmalara girmemelidir. İstinaf, benim kararım kesin değildir, kararım kesinleşene kadar tedbiren eski yönetimi iş başına getiriyorum, 38. Olağan Kurultayı mutlak butlan nedeniyle iptal etmeme rağmen, kararın niteliği ve doğuracağı sonuçlar göz önüne alınarak,  kararım kesinleşene kadar, tedbiren, iptal ettiğim 38. Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL yönetimini işten el çektirerek, yönetimi KILIÇDAROĞLU ve ekibine iade ettim demektedir.

Bu tedbir kararını, idari yargıdaki yürütmenin durdurulması  kararına benzetebiliriz.

İdari yargıda nasıl ki; hukuka aykırı bir idari işlemin derhal uygulanması halinde idari işleme tabi kişinin  telafisi güç ve imkansız zararlara uğrayacak ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması halinde işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilebiliyorsa, İstinaf Mahkemesinin,  tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimini karar kesinleşene kadar CHP'nin başına getirmesini,  idare hukukundaki idari işlemin yürütülmesinin durdurulması gibi kabul edebiliriz.  

Mahkeme çok haklıdır!

Evet, mutlak butlan kararıyla iptal edilmesine rağmen, 38. Olağan Kurultayda seçilen Özgür ÖZEL ve ekibi görevden alınarak, karar kesinleşene kadar, CHP yönetiminin tedbiren önceki KILIÇDAROĞLU yönetimine verilmemesi, iş başındaki iktidar açısından telafisi güç ve imkansız zararlara ve sonuçlara, yani önümüzdeki seçimleri kazanamamasına ve iktidarını Özgür ÖZEL ve arkadaşlarının yönetimindeki CHP'ye kaptırarak iktidarı kaybetmesine neden olacaktı. Bu mutlak butlan kararının siyasi gerekçesi ve  özü de burada yatmaktadır.

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar ve tedbiren,  iktidarın menfaatleri için iş başına getirilen KILIÇDAROĞLU'nun sergilediği tutum ve tavırlara bakıldığında, KILIÇDAROĞLU'nun;  İstinaf kararında açıklandığı gibi,  karar kesinleşene kadar, kurultay yapmadan partiyi idare etmeye kalkışacağı anlaşılmaktadır.

Özgür ÖZEL ve ekibi;  üzülerek söylüyorum, bu yalın gerçeği göz önünde tutmalı, biraz sakin ve gerçekçi olmalıdır. KILIÇDAROĞLU'nu kurultay yapmaya zorlamakla birlikte, bunu başaramazsa izleyeceği (B) planını ve yol haritasını da derhal hazırlamaya başlamalıdır.  

Bize göre, bu (B) planında, asla yeni bir parti kurmak olmamalıdır.

Özgür ÖZEL; yönetimdeymiş, hiçbir şey olmamış gibi, CHP Milletvekili, CHP Grup Başkanı sıfatlarıyla,  CHP'nin saflarında iktidar yürüyüşüne çıkan ülkemizin tüm demokratik ve toplumsal muhalefetini meydanlara toplayan Türkiye İttifakı mitinglerine devam ederek, seçmene umut olmayı sürdürmeli, meydanları asla boş bırakmamalıdır.

30/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kurtuluş'un Ve Kumpas'ın Aşılmasının Yolu Türkiye İttifakından Geçmektedir

Bugüne kadar oy verdiğim ve bundan sonra da vermeye devam edeceğim CHP'nin başına,  iktidar ve CHP'nin içindeki Truva Atı'nın iş birliği ve organizasyonuyla  örülen çorap (kumpas) beni çok üzmüştü. Ancak, inanın bana,  şimdi çok rahatım, her şerde bir hayır vardır sözüne çok inanırım, bu şer de ülkemizin geleceği için hayırlara vesile olacaktır.

 

Ancak bir şartla, ülkenin her alanda geri gittiğine, insanların yoksullaştığına, yargı güvencesinin kalmadığına, devletin temeli olan adaletin siyaset elinde ayaklar altına alındığına,  yaşayarak tanık olan,  ruhunda ve bedeninde ve de kesesinde hisseden her kesimden insanlarımızın, oy kullanırlarken, akıllarını başlarına toplaması koşuluyla, aşacağız bu krizi.

 

CHP genel başkanlığından, ne kadar devam edeceği belirsiz bir zaman süresince geçici olarak  uzaklaştırılan Özgür ÖZEL; bugüne kadar yaptığı yüzlerce mitingde, meydanları dolduran kalabalığa ne şekilde hitap ediyordu bir hatırlayınız. CHP lafını hiç ağzına almadan,  sosyal demokratlar, muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, sosyalist demokratlar diye hitap ederek, ülkenin gidişinden, geleceğinden ve saray iktidarından ümitlerini kesen,  ülkemizin içinde bulunduğu kötü şartlardan, özellikle ülke ekonomisinden ve yargısından memnun olmayan ülkemizin her kesimden tüm toplumsal muhalefetini, Türkiye Muhalefeti adı altında sandıkta birleştirmeye çalışmıyor muydu?

 

Evet, hangi partiye sempati duyarlarsa duysunlar, her kesimden demokratları, Türkiye muhalefeti olarak meydanlarda ve sandıkta tek yürek birleştirmeye çalışıyordu.

 

Demek ki; iş başındaki son kullanma tarihi dolmuş olan antidemokratik iktidarı sandıkta oylarıyla  devirerek ülkemizin geleceği için yeni bir sayfa açacak, ülkemizin demokratik geleceğine imza atacak olan kişi, tek başına Özgür ÖZEL ve ekibi olmayacak, toplumsal muhalefet tabanının çoğunluğuna sahip olan Özgür ÖZEL ve ekibi, sadece bu birlikteliğin, Türkiye İttifakının sağlanmasına aracı olacaktır.

 

Bizce, bu birlikteliğin, yani Türkiye demokratik toplumsal muhalefet ittifakının sandıkta sağlanarak ülkenin iş başındaki iktidardan kurtarılmasının temininde asıl görev; ülkenin normal koşullarında hangi partiye sempati duyarsa duysunlar, ülkenin içinde bulunduğu günümüzün olağanüstü zor şartlarını görerek, oylarını dağılmadan ve parçalanmadan, ülkeyi saray iktidarından kurtarabilmek için, sadece bir kereliğine ve seferberlik ruhu içinde, seçim zamanı CHP'nin başında olsun veya olmasın, Özgür ÖZEL ve ekibine güvenerek, onlara destek çıkacak ve seçim zamanı oluşacak şartlara göre, mecbur kalıp hangi siyasi partinin ve oluşumun içinde olurlarsa olsunlar, Özgür Özel ve ekibinin içinde yer alacağı, adına Türkiye İttifakı diyebileceğimiz siyasi oluşumun ortak listelerine oy vermeleri gereken tüm demokrat muhaliflere düşmektedir.

 

Zaten, iş başına geldiği andan itibaren, büyük bir özveri içinde, büyük bir liderlik örneği göstererek her ideolojiden demokratik toplumsal muhalefeti bir araya getirip sandıkta birleştirmeye gayret eden ve bunun için çalışan Özgür ÖZEL ve ekibi; CHP'ye, yargı eliyle kumpas kurulmasaydı,  mutlak butlan kararı ile CHP yönetiminden uzaklaştırılarak yerine, KILIÇDAROĞLU ve etrafındaki bir avuç şakşakçısı getirilmeseydi, yani Özgür ÖZEL ve ekibinin CHP deki yönetimleri devam ediyor olsaydı bile, bu ekibin başarılı olabilmesi için, yukarıda belirttiğimiz Türkiye İttifakının spontane sandıkta oluşması zorunluydu.

 

Yani Özgür ÖZEL ve ekibinin; CHP'ye yönelik olarak, işbirlikçi KILIÇDAROĞLU'nun yardım ve katkılarıyla, saray ve yargı işbirliğiyle yapılan kumpas ile görevden uzaklaştırılmaları, bize göre aleyhe sonuç doğurmayacak, bilakis, bu kumpas geri tepecek, hayırlara vesile olacak ve Türkiye’nin tüm demokratik toplumsal muhalefeti, inadına,  Özgür ÖZEL ve ekibinin etrafında birleşerek adeta kilitlenecek ve inşallah bu ülke özgürlüğüne ve yargı bağımsızlığına kavuşacaktır.

 

Durmak yok yola devam, Özgür ÖZEL ve Türkiye’nin sorumluluk duygusu yüksek tüm demokratik  ve toplumsal muhalefeti, sorumluluğunuz daha da artmıştır. CHP'ye,  daha doğrusu ülkenin geleceğine ve demokrasisine karşı kurulan kumpası, Türkiye İttifakında birleşerek ve oylarınızı bölmeyerek sizler bozacaksınız, unutmayınız.

 

29/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Biz Gerçek Hukukçuların İşi Çok Zor

Maalesef ülkemizde iki ayrı hukuk oluştu.

 

Birincisi ve doğal olanı;  T. C. Devletinin yürürlükteki anayasa ve diğer yasalarından kaynaklı resmi hukuku, ikincisi ise; T. C. Devletinin anayasa ve yasalarının fiilen yok sayılarak veya iktidarın yararına yorumlanarak eğilip bükülerek oluşturulan fiili hukuku.

 

İşte bu nedenledir ki; ülkemizde yaşanan olayları,  T. C. Devletinin anayasa ve yasalarından hayat bulan resmi ve gerçek hukukuna göre yorumlayan bizim gibi gerçek hukukçular,  bu ikili hukuk nedeniyle, bazen zorlanıyorlar ve anayasa ve yasaların eğilip bükülerek veya yok sayılarak üretilen fiili hukukuna göre verilen bazı hukuk dışı yargı kararlarını yorumlamak ve bir görüşe varmak zorunda kalıyorlar.

 

Bunun sonucunda da, fiili hukuka göre yorum yaparak sonuca varmak zorunda kalan gerçek hukukçular zor durumda kalıyor ve kamuoyunda yanlış anlaşılıyorlar.

 

Örneğin,  Ankara adliyesine mensup bir asliye hukuk mahkemesinin,  CHP hakkında 38. Olağan Kurultayın iptaline yönelik olan açılan mutlak butlan davasında; sonradan yasal bir kurultay yapıldığı için açılan davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, resmi hukuka uygun olarak vermiş olduğu, açılan davanın reddine ilişkin kararını denetleyen üst İstinaf Mahkemesinin; yerel mahkemenin, davanın reddine yönelik kararını, hukuka aykırı olarak kaldırarak mutlan butlan kararı verip CHP yönetimini de tedbiren 37. Kurultayda seçilen eski KILIÇDAROĞLU yönetimine teslim edilmesine karar vermesi, bize göre de, yürürlükteki resmi hukuka aykırı olmasına rağmen, İstinaf Mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken izlediği hukuka aykırı mantık ve yorumu nedeniyle,  istinafın hukuka aykırı bu mutlak butlan kararından sonra CHP de izlenecek yolu bir hukukçu olarak yorumlarken,  ister istemez, istinaf mahkemesinin hukuku yorumlama ve uygulama mantığına göre hareket ediyor ve T. C. nin resmen yürürlükte olan anayasa ve yasalarına dayalı gerçek hukukundan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

 

İşte bu nedenledir ki; daha önce yazdığımız yazımızda, gerçek hukuki görüşümüze ters düşmesine rağmen, İstinafın bu mutlak butlan  kararından sonra, istinafın bu karar kesinleşmeden, yani 38. Olağan Kurultayla ilgili yargıya intikal eden mutlak butlan davası şu veya bu şekilde çözülerek kesinleşmeden, dava süreci sonlanmadan, CHP'de yeni bir kurultay yapılamayacağı görüşünü açıklamak zorunda kaldık. Bunu biz söylemiyoruz, İstinaf Mahkemesi açıkça olmasa da öyle istiyor, o nedenle 38. Kurultay üzerine yapılan kurultayları dikkate almamış ve dava konusuz kalmamıştır, davayı konusuz kaldığı gerekçesiyle reddedemezsin diyerek yerel mahkemenin kararını kaldırmıştır. İstinaf mahkemesinin kararının satır arası ve kodları bu mantık maalesef.

 

Diyelim ki; istinafın kararına rağmen dava süreci sonuçlanmadan yeni bir kurultay yapıldı ve Özgür ÖZEL ve ekibi dışında bir yönetim kurultayı kazandı. Temyiz mahkemesi de istinaf gibi, bu yeni seçimi ve yeni yönetimi dikkate almayarak, davanın konusuz kaldığı sonucuna varmayıp, 38. Kurultayı geçerli saydı ve davayı Özgür ÖZEL ve ekibinin lehine sonuçlandırdı, o zaman al sana bir kaos daha.

 

Televizyonlardaki tartışma programlarına çıkan hukukçu arkadaşlar; lütfen,  bu iki ayrı hukuku ve istinaf mahkemesinin mutlak butlan kararını verirken esas aldığı fiili hukuku ve hukuk dışı hukuk  mantığını göz ardı etmesinler.

 

Evet, İstinaf mahkemesi 38. Kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylara rağmen, bu kurultayları yok ve geçersiz saymış ve o nedenledir ki; yerel asliye hukuk mahkemesi sonradan yapılan bu kurultayları geçerli sayarak,  davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle,  mutlak butlan davasını reddetmiştir. İstinaf Mahkemesi ise;  hayır öyle değil, 38. Kurultay sonrası kurultayları geçerli sayarak dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle davayı reddedemezsin diyerek mutlak butlan kararı vermiş ve 37. Kurultay ile iş başına gelen  KILIÇDAROĞLU ve ekibini tedbiren yönetime getirmiştir.

 

Sonuç olarak şunu söylüyoruz. 38. Kurultayı bir yana bırakalım,  ondan sonra yapılan kurultaylar bize ve resmi ve gerçek hukuka göre geçerli olup, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin,  buna dayanarak,  dava konusuz kalmıştır gerekçesiyle, açılan mutlak mutlan davasının reddine yönelik olarak verdiği karar da,  hukuka uygun ve yerindedir.

 

Ancak, yerel mahkemenin kararını bozan İstinaf Mahkemesinin; kendi yarattığı fiili hukuka göre verdiği ve yok sayılması mümkün olmayan mutlak butlan kararına göre; KILIÇDAROĞLU yönetiminin, 38. kurultaya yönelik dava süreci, tüm aşamalar tamamlanarak kesin sonuca bağlanana kadar, yeni bir kurultay yapma mecburiyetinde olmadığı da bir vakıadır.

 

Anladınız mı şimdi? Biz, gerçek hukukçuların ne kadar zorlandıklarını, zor durumda kaldıklarını.

 

28/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Yüksek Seçim Kurulu Topu Tac'a Atmıştır

YSK, seçimleri denetleyen bir yargı organıdır, hem de kararları kesin olan yüksek bir yargı organıdır.

 

Yasalara göre, mahkemeler ve yargı organları, önlerine gelen bir yargısal talebi olumlu veya olumsuz sonuçlandırmak ve bu konuda bir karar vermek zorundadırlar.

 

Yargı kararları yorumu gerektirmeyecek açıklıkta olmalıdır.

 

Mutlak butlan kararıyla tedbiren görevden uzaklaştırılan 38. Olağan Kurultay ile iş başına gelen CHP Genel Başkanı Özgür ÖZEL tarafından İstinaf Mahkemesince verilen mutlak butlan kararına yönelik YSK'ya yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.

 

Reddin gerekçesi “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” şeklinde ifade edilmiştir.

 

CHP tarafından yapılan itirazın konusu; 38. Olağan Kurultayında yapılan seçimlerin,  bu kurultay delegeleriyle kurultayda seçilenlerin ve kendilerine verilen mazbataların geçerli olduğunun tespitine karar verilmesi talebidir.

 

Aslında; mutlak butlan kararını alan İstinafın ilgili dairesi tarafından, aldığı bu mutlak butlan kararının infazı için YSK'ya gönderilmesindeki amaç ile CHP 'nin itiraz talebinde dile getirdiği amaç,  aynı hedefe, yani mutlak butlan kararına rağmen,  seçimlerden sorumlu ve tek yetkili YSK tarafından 38. Kurultay ile seçilen Özgür ÖZEL'e verilen genel başkanlık mazbatasının geçerli olup olmadığının tespitine yöneliktir.

 

İstinafın ilgili dairesi, almış olduğu mutlak butlan kararının infazı için YSK'nın kapısını çalmasının amacı ve gerekçesi, bu mutlak butlan kararına rağmen, seçimlerden sorumlu ve tek yetkili nihai merci olan YSK'nın Özgür ÖZEL'e vermiş olduğu genel başkanlık mazbatasının hukuki geçerliliğini muhafaza edip etmediği konusundaki görüş ve tespitini gerekli görmüş olmasından kaynaklıdır. Başka bir anlatımla, istinaf; benim verdiğim bu mutlak butlan kararının infazı için,  YSK olarak senin mazbatayı geçersiz sayman gerekiyor, bu işlemi yap diyor YSK'ya.

 

CHP de, YSK'ya yaptığı itirazda, vermiş olduğu mazbatanın geçerli olup olmadığının tespitini talep ediyor.

 

Peki YSK ne yapıyor?

 

Kulağının üzerine yatıp topu taca atıyor, ne şiş yansın ne kebap diye düşünerek,  bir durum tespiti yapmaya yönelik bir karar vermeden,  “Hukuk mahkemesinin (istinafın ilgili hukuk dairesinin) kararlarının icrası konusunda kurulumuza anayasa  ve yasalarla verilmiş herhangi bir görev ve yetki bulunmadığından yazının işlem yapılmaksızın mahalline (İstinaf'a) iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. ” diyerek, İstinaf ve CHP tarafından kendisinden talep edilen, mazbatayı ne geçerli ne de geçersiz sayan bir kararı veremiyor, adeta kendisini inkar ediyor, mahkemelerin kendisinden talep edilen konularda bir karar vermekten kaçınamaz evrensel kuralını yok sayıyor.

 

YSK'nın; İstinafın ve CHP'nin aynı kapıya çıkan aynı şeyi amaçlayan taleplerini karşılıksız bırakması ve talepleri karşılayarak olumlu ya da olumsuz sonuçlandıran bir kararı vermemiş olması nedeniyle, halen İstinaf Mahkemesinin vermiş olduğu mutlak butlan ve eski yönetimin tedbiren göreve getirilmesi kararı, infazı kabil bir karar niteliğini kazanamamış olarak askıda durmakta ve Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanlığı görev ve yetkileri devam etmekte olup, KILIÇDAROĞLU ve ekibi fuzuli şagil (Hukuki bir dayanağı olmaksızın işgal eden) olarak genel merkez binasına girerek CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş bulunuyorlar.

 

27/05/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İbadethanelerde, cenazelerde, saraylarda alkış

Son yıllarda camilerde cenaze törenlerinde alkış olayı eleştiriliyor, buna büyük oranda tepki gösterenler var. Hele az da olsa “türkülerle gömün beni” türküsünün avazını çok seven kimseler “türkülerle gömün beni” diye vasiyet ettiklerini de duyuyoruz.

Türklerin Orta Asya’da inandıkları Şamanizm’de ölüm bir son değil, ruhun başka bir dünyaya yaptığı kutsal bir yolculuk olarak kabul edilir. Şamanlar, ruhun güvenli bir şekilde öteki aleme geçmesini sağlamak ve kötü ruhları uzaklaştırmak amacıyla cenaze törenlerinde şaman davulu eşliğinde bir ibadet gibi ritüeller gerçekleştirirler. Ayrıca o yılların yazılı birçok kaynaklarda, bir kimse bir başkası için dua etmek hoşnutluğunu bildirmek isterse ona şöyle dua ettiğini okumuştum: “Tanrı sana alkış versin”, veya “Gök Tanrı sana alkış versin”. Alkış sözcüğü genelde övme beğenme anlamına da geldiği görülmekte. [i]

Eski Orta Asya kültüründe, Türkler 8 yüzyıl öncesinde İslam ve cami ile tanışmadan önce Orta Asya’da iken inançları gereği davulu kutsal sayarlardı. Günümüzde bile şaman inancı olan Orta Asya’nın ıssız vadilerinde Şaman inancını sürdüren topluluklar bulunmakta. Şaman ayini yapan lider süslü davulu ile cenazelerde öteki şölenlerde dansa benzer ritüelinde döne döne gösteri yapar. Davulun kutsal sayılması edeni ile bir komutan önemli bir yere geldiği zaman ona obanın Şaman lideri tarafından davul ve tuğ verilirdi. Orta Asya Şaman kültüründe cenazeler, cesetten şeytanı kötü ruhları uzaklaştırmak için davul çalarak defnedilirdi. Şimdi bile Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde kuytu vadi yerleşkelerde yaşayan topluluklarda Şamanizm ve davul çalma ritüeli halen sürdürülmekte.

İbadethanelerde camilerde alkışın tarihi

Bazı camilerde cenaze törenleri yapılırken ölen kişinin kültür durumuna göre alkış olayına rastlıyoruz, buna bazı tutucular tepki gösterse de zaman zaman buna tanık oluyoruz.

Burada Sayın Soner Yalçın’ın Tağut adlı kitabından ilginç alıntılar yapalım.

II.Abdülhamid’in sarayında “alkış bölüğü vardı”

Osmanlı’nın Duraklama ve Gerileme Devirlerinde bazı padişahların saraylarında seçkin dalkavukçuları varken Osmanlı’nın yıkılış yıllarının padişahlarından II. Mahmud’un sarayında “alkış bölüğü” vardı. Yine bazı Osmanlı saraylarında padişahlar geleceği öğrenmek için falcılarından üfürükçülerden medet umuyorlardı.

Avrupa’daki ülkeler matbaanın, bilimin, sanayi devriminin, çağdaşlığın ivmesini yakalayıp hızla her sahada ilerlerken, Osmanlı saraylarında padişahların nelerle uğraştığını ibretle öğreniyoruz. Güya padişah halk nazarında itibarını artırmak için alkışçılar tutardı.

“Şeyh Tevfik Efendi, II. Abdülhamid’in “baş/ser alkışçısı” idi. Sarayda altı kişilik alkış bölüğü vardı! Padişah Cuma namazını kılmak için saraydan çıkarken ser er alkışçısının işaretiyle, alkış çavuşları bağırarak şöyle derdi: Uğrun hayır ola, yaşın uzun ola, hak teala efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” …Padişah camiye varınca bu kez şöyle alkışlanırdı: “Yardımcın Allah ola, yaşın uzun ola, hak Teâlâ efendimize ömürler vere, devletinle çok yaşa” … II. Abdülhamit sonradan son sözü “Padişahım şevketinle, devletinle bin yaşa” değiştirdi! Namazdan sonra “büyük alkış” denen “uğurun hayır ola” denirdi. Halk da söylenenlere eşlik ederdi.

Bayram namazında, Kadir gecesinde de benzer alkış merasimleri yapılırdı: Camiye giderken “uğurun hayır ola”; camiye varınca “yardımcın Allah ola”, camiden çıkarken “uğurun hayır ola”,    saraya girerken “yardımcın Allah ola”… Sarayın alkışçıları böylece padişaha alkış tutup onu çokça överlerdi.

Kültürümüzde camide “alkış” geleneği var. Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki adlı eserinde “alkış” terimini “el çırparak bülendavaz ile (yüksek sesle) bağırarak edilen takdir ve tahsin (değer verme, beğenip güzel bulma) şeklinde açıkladı. Türk tarihinde “alkış” insanların kendileri, yakınları ve sevdikleri için övgü, kutsama, iyilik dilemek amacıyla söyledikleri kalıplaşmış sözlerdi. Tanrıya seslenmeydi, sözlü kültür geleneğimizdi. Zamanla yazıya döküldü: 158 adet Türkçe Mezar ve kaya taşlarından oluşan Yenisey Yazıtları’nda “alkış” var; övgü-kutsama-iyiliklerini sayma anlamında.

Kaşkarlı Mahmut!un Divanü Lügati’t-Türk sözlüğünde de “alkış”, övgü ve dua olarak tanımlandı. Ol begg alkış berdi” …Yani o beyi övdü…

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig eserinin yedi yerinde “alkış” geçiyor.

Alkış Dede Korkut Kitabı’nda da geçiyor: “Dedem Korkut, Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü destanda, “Basat’a akış virdi” diyor.   Eski Türkçe “alka” övmek, kutsamak fiilinden “iş” son ekiyle türetildi; “övgü”, “değer verme” anlamında.

Selçuklularda “serhenk” denen çavuşlar “alkış” tan sorumluydu. 14. Yüzyılda “Işkname”de “Atadan böyle midir bana alkış/ Hasret oduna yanam yaz kış” deniyor. Eskiden “alkış” sözle, yazıyla yapılırdı.

Biçimi ne olursa olsun günümüzde alkışın taşıdığı anlam yüceltmek, onaylamak, övmek, kutsamaktır. Alkış salt iki eli birbirine vurma eylemi değil; kültürümüzde derin bir anlamı var. Alkış tezahürat değildir. Seyirciyi etkilemek, coşturmak için Romalı oyun organizatörlerinden miras, içten pazarlıklı “şakşak” ile “alkışı” birbirine karıştırmamalıyız…Eskiden camiler salt ibadet yapılan yer değildi, alkış bir duadır”.

İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bir videoda şunları söylüyordu:

Hazreti Peygamber zamanında maaşlı imam yoktu, bu günkü manada cami yoktu. Cami Peygamberin mektebidir, karargahıdır. Camide toplananlara para ile namaz kıldıran bir memur yoktur. Maaşla namaz kıldıran yoktur, maaşla bir namaz kıldıranların kıldıkları namazları fasıktır, iadeleri gerekir. [ii]  Yatıp kalkıyor camilerde verdiği vergilerle orda birilerine maaşlar vererek, namaz kıldırıyor bu namaz geçerli değildir. İslam fıkhının tarih boyunca herhangi derecedeki herhangi bir müştehiydi[iii]  para ile namaz kıldıran adamın kıldırdığı namaz geçerlidir dememiştir. Bunu yani maaşla namaz kıldırmayı 14. Yüzyılın başlarında Osmanlı icat etti, o güne kadar yok böyle bir şey. İbadetler alanında iştihat yapamazsın peygamberin yaptığının aynısını yapacaksın”. [iv]

Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SONNOTLAR



[i]https://www.google.com/search?q=%C5%9Famanlar+cenazeyi+davulla+defnederler&oq=%C5%9Famanl ar+cenazeyi+davulla+defnederler&gs_lcrp=EgZjaHJvbWUyBg

[ii] Fasik Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan, günah işlemeyi alışkanlık haline getiren veya büyük günahları açıktan işleyen kimselere verilen isimdir.  İtaatten çıkmak yoldan sapmak

[iii] İslam hukukunda ayet ve hadisleri derinlemesine inceleyerek, hakkında açık hüküm bulunmayan konularda din ve hukuki hüküm (içtihat) çıkarma yetkisine sahip en üst düzey din bilginlerine müçtehit denir

[iv] Kaynak: Tağut Soner Yalçın. Kırmızı Kedi Yayınları 2024


Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget