2026
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Menderes ahlaksız bir adam mıydı?

Osmanlı Borçla Battı T.C. Neden borçtan Kurtulamıyor?

Menderes Atatürk Devrimlerine karşı mı idi?

 

Gazeteci Yazar Sabahattin Önkibarın Menderes Hakkındaki Saptamaları

Aşağıda yazıya aktardığım yazı, dostum arkadaşım Eğitimci Mehmet Ayhan tarafından gönderildi. Anlatılanları önemli bulduğum için bu gelen videodaki Gazeteci Sabahattin Önkibar’ın konuşmasını yazıya aktararak okuyucuya sunmak istedim.


Açıklamalarım önyargı ya dayalı hükümler değil, bizzat tarihi hakikatler


İslamcıları Adnan Menderes’e neden ulvi misyonlar yüklediğini anlatacağım ama önce Menderes profilini aktarayım.  Bu anlattıklarım yüzde yüz doğru, belge ve tanıklara dayanır. Tanıklardan biri, defalarca kendisi ile programlar yaptığım oğlu Aydın Menders’tir.


Menderes 1889 Aydın doğumlu Kırım kökenli Türk’tür. Millî Mücadeleye katılmış, İstiklal Madalyası almıştır. Babası toprak ağası, dolayısıyla kendisi de toprak ağasıydı. Celal Bayar’ın etkisi ile CHP ye katılmış 1931 de de Aydın Milletvekili olarak Meclise girmiş, CHP de 1945’e kadar parti müfettişliği dahil pek çok görevde bulunmuş, CHP si 1945 de Toprak Reformu ile topraksız köylüyü toprak sahibi yapmaya kalkışması beraber partisinin karşısına çıkmış, karşısına dikilmiş, çünkü toprak ağası. Menderes bu teklifi komünistlik olarak görmüş. Sadece Toprak Reformu değil, dönemin eğitim üssü olan Köy Enstitülerini büyük toprak sahipleri ile bu Demokrat Patisince komünistlik ve fuhuş merkezi olarak lanse dildi. CHP ile İsmet İnönü maalesef bu dezenformasyonu püskürtemedi Köy Enstitülerini kapattı. Türkiye’yi ayağa kaldıracak Köy Enstitüleri bizzat kurucusu olan CHP tarafından kapatıldı ki, bu adım CHP’nin karşı devrime boyun eğmesi idi.


Bu örnekten anlaşılacağı gibi Adnan Menderes hareketi aslında bir bakıma karşı devrim hamlesi idi. Peşi sıra bu olayla beraber bilinen Adnan Menderes, Celal Bayar, Refik Kocaltan Fuat Köprülü ile TBMM ne önerge vererek CHP sine başkaldırdılar. “Dörtlü Takrir” olayı çok partili hayata geçilmesinin miladı olarak kabul edilir zira ilk açık eylem, verilen önerge ile Demokrat Parti demokrasi ile çok partili sistem kabul edilir, seçimlerin açık olması istenir. Malum o güne kadar olan sistem seçim sistemine göre oylar açık tasnif gizli idi. Dörtlü Takrir CHP’yi karıştırdı ve parti yönetimine isyan olarak görüldü.


1946 seçimlerini Demokrat Parti kazandı, tasnif gizli olduğu için CHP kazandı denildi.

Adnan Menderes’le Refik Koraltan hemen anında partiden kovuldular. Celal Bayar’la Fuat Köprülü de kendiliğinden istifa ettiler. Bu şekilde Demokrat Parti’de zuhur etmiş oldu. Şunu da belirteyim, o yıllar yani 1945-946 dönemi İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği dönem Batı aleminde demokrasinin filizlendiği bir süreç. O rüzgârın etkisi ile Demokrat Parti kuruldu ve 1946 da seçime gidildi. Seçimi bir iddiaya göre Demokrat Parti kazandı fakat oylar açık tasnif gizli olduğu için kaybetmiş olarak açıklandı. Buna rağmen Demokrat Parti 61 milletvekili ile Meclise girdi dört yıl CHP’ne karşı sert muhalefet yaptı. 1950 seçiminde ise Demokrat Parti yüzde 53 oy ile tek başına iktidar oldu. Seçim Sistemi salt çoğunluk olduğu için parlamentonun yüzde 67 sini ele geçirdi.


Kurumsallaşmadıkabinde seçimin sonrasında da dönemin Genel Kurmay Başkanı ile Dönemin kuvvet komutanları CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye giderler ve şunu söylerler: “Paşam, bu tabloyu kabul edemeyiz, Atatürk ilkeleri toplumda henüz tam olarak kurumsallaşmadı Demokrat Parti bu süreci ters yüz edip seçimi tanımayacağız müdahale edeceğiz”.


İsmet İnönü bu teklife karşı çıktı, “hayır bunu asla yapmayacaksınız, yaparsanız karşınızda beni bulursunuz, böyle bir şey ülkeye zarar verir, Türkiye’de artık yeni bir dönem başlıyor, bunu hepimiz kabul edeceğiz.


Evet yapılan işler ortada 1950’deki müdahale istemini önleyen bir zat bilirim bu şekilde Anan Menderes Başbakan Celal Bayar da Cumhurbaşkanı oldu.


Atatürk’ün son Başbakanı olan Celal Bayar’la İsmet İnönü birbirlerinin zıddı birbirlerinden de nefret ederler ki bu birçok olaya yansır. 1950-1954 yılları Demokrat Parti’nin rejim bağlamında ılımlı başarılı dönemi idi. O süreçte Truman Doktrini sürecinde Amerika’dan Marşal yardımı alınmıştı, keza onlarca sene sonra ilk defa o dönem Batı ile iyi ilişkileri kuruldu ve büyük dış borçlanmalar yapıldı. Menderes o kaynaklarla alt yapı çalışmalarını başlattı.


Türkiye’nin o dönemde SSCB Birliğinin Stalin’in Kars Ardahan talebi gündeme gelmişti. Amerika ve İngiltere o süreçte Komünist Rusya’ya karşı Türkiye’nin yanında yer almıştı. Ankara oluşan sıcak iklimi geliştirmek için Amerikan kuvvetlerinin yanında savaştı, Türk askerini Kore’ye gönderdi. O şekilde de NATO’ya girmesinin önü açıldı ve 1952 senesinde Türkiye NATO’ya girdi. Demokrat Parti 1954 seçimlerini de oylarını artırarak kazandı.


Derken seçim sonrasında Menderes’in kadroları şımartıldı, Cumhuriyetten rövanş almaya kalkıştılar. Hemen önce Halkevlerini kapattılar, akabinde tarikat ve cemaatlerin önünü açtılar. Sadece Cumhurbaşkanı olarak Celal Bayar Atatürk’ten taviz vermedi, Anıtkabir’i de yaptıran o. Bilindiğinin aksine İnönü Kemalist değildi fakat adını koyan Kemalist devlet arka sıra CHP’nin mallarına el koymaya başladı. Adım adım istibdada evrildi. Bu dönem bu süreçte ekonomi de sekteye uğramaya başladı. Dış borçlanmalarda sorun çıktı, sermaye yetersizliği gündeme geldi, enflasyon yükseldi, büyük bir devalüasyon yapıldı.


İlerleyen süreçte Türkiye temerrütte düştü, moratoryum ilan edildi evet Türkiye iflas edildiğini açıkladı. “Borçlarımı ödeyemiyorum” diyerek beyaz bayrak çekti”.


Osmanlı borçla battı ama T.C. neden borçtan kurtulamıyor.

İzninize sığınarak burada bir ara verip bir parantez açmak istiyorum.  Osmanlı Devleti’nin yıkılış yıllarına doğru filmi geriye sarar gibi zamanı geri götürtürsek, Osmanlı Devleti’nin Batılılara borçları yüzünden battığını görürüz. Örneğin Osmanlının borçları yüzünden Kıbrıs adası İngilizlere rehin verilerek silahsız savaşsız elden çıktığını unutmayınız. Hem Osmanlının borçlarını 1950’lere kadar ödeyen Atatürk’ün T.C. i, hem de şimdilerin sata sata bitiremediği nice eserleri yurda kazandırmıştı. Hem borç ödeyen hem yatırım yapan (ne ki uçak üreten) Atatürk’ün özgür Türkiye’si, ülkemizde gericiliği başlatan Adnan Menderes hükümetine 1950 de geçince, daha on yıl olmadan Sabahattin Önkibar’ın deyimi ile borçtan “iflas” ettiğini ülkenin borç batağına saplandığını görmekteyiz.  Böylece dinci görünen gerici iktidarların yanlış yönetimleri yüzünden borç, pahalılık ve enflasyon içinde bocaladığına tanık oluyoruz. Hele 2026 ya geldiğimizde ülkede üretimin nerede ise durduğunu, enflasyon ve pahalılık yüzünden vatandaşın ezildiğini, ülkenin borçlarını değil, borcunun faizini bile ödemekte sıkıntı çektiğini basına yansıyan haberlerden görüyoruz. Neyse biz yine Sabahattin Önkibar’ın Menderes devrini anlatımlarına dönelim.


“Bu durum içeride bütün dengeleri alt üst ettiğini, ekonomik sorunlar büyüyünce de Demokrat Parti yönetimi baskıyı tırmandırdı, baskıyı artırdı. Muhalifleri hapse atmaya başladı. Kendine oy vermeyen Kırşehir gibi illeri ilçe yaptı, Malatya gibi illeri de ikiye böldü, bölmeye başladı ki Adıyaman gibi yeni illerin kurulması bundan. Tam o günlerde Demokrat Parti’yi destekleyen İstanbul Ekspres gazetesi proaktif bir haber yayınladı. “Yunanlılar Atatürk’ün evini bombaladı” deniliyordu haberde. Halk bu haberle galeyana geldi. Kalabalıklar İstanbul’da azınlıkların dükkanlarına saldırdı yağma başlattı. Tarihe “6-7 Eylül Olayları” olarak geçen bu yağmalamalarda binlerce mağaza soyuldu, yakıldı, yıkıldı. Bu olay sonrasında da İstanbul Rumlarının büyük bölümü Türkiye’yi terk etti, Yunanistan’a göç etti. Şunu da belirteyim bazılarına göre bu yağmalama olayından Adnan Menderes’in önceden haberi varmış. Bu ne kadar doğru meçhul, çünkü hiçbir zaman kanıtlanamadı.

Gazeteci Yazar Sabahattin Önkibarın Menderes Hakkındaki Saptamaları

Menderes tarikatlara Sait Nursi’ye yakınlık göstererek gericiliği başlattı.

Derken iktidar baskıyı artırdıkça artırdı, muhalefet eden 248 gazeteciyi, yazar aydın hapse atıldı. Bedii Faik, Hüseyin Cahit Yalçın, Metin Toker gibi ünlüler tutuklananlar arsındaydı. Adnan Menderes CHP li gördüğü gazetecileri hapse atarken, Necip Fazıl gibi İslamcılar da “Örtülü Ödenek” ten para aktardı. Örtülü ödenekten beşer onar bin lira (toplam yüz bin liradan fazla) para alan yandaş Gazeteci Necip Fazıl Kısakürek kumar oynuyordu. Tarikat ve cemaatlere de özgürlükler tanıdı; tekke ve zaviyelerin açılmasına gayri resmi olarak izin verdi. Sait Nursi Adnan Menderes’e mektup yazıp “büyük İslam Kahramanısın” demesi de bundan. Bu şekilde toplum her geçen gün ayrıştı ikiye bölündü. Millet Partisi gibi bazı muhalif partiler CHP sine katılıp birliği yaptılar. Adnan Menderes de onlara misilleme olarak onların karşısına hemen “Vatan Cephesi” kurdurdu. Toplum ayrıştı ve hatta camiler bölünmeye başlandı. Önce Kasım Gülek ardından da İsmet İnönü’ye saldırılar yapıldı. Ülke belirsizliğe, kaosa anarşiye sürüklendi.


Derken 1959’a gelindiğinde Adnan Menderes Kıbrıs konusunu görüşmek için İngiltere’ye Londra’ya gitti.  Bindiği uçak düştü, uçakta bindiği 14 kişiden Adnan Menderes kurtuldu ve kurtulanlar arasındaydı, burnu bile kanamamıştı. Yaşanan bu kaza Türkiye’ye yumuşama getirdi.  İsmet İnönü kaza geçiren Menderes’i Sirkeci Gar’ında karşıladı. Buna rağmen Celal Bayar’ın teşviki ile İnönü’ye iade i ziyaret yapmadı oluşan yumuşamayı sabote edip gerginliği tırmandırdı. Peşi sıra CHP bütün mitinglere başladı. DP bu mitinglerden rahat oldu. CHP’yi engellemek için akıl almaz bir adım attı. Tahkikat Komisyonu kurdu, 15 kişilik bir komisyon; üyelerin çoğunluğu da iktidar partisi Demokrat Parti’den. Görevi CHP sini durdurmak. CHP’nin yapacağı miting gibi bütün parti faaliyetleri bu komisyonun iznine bağlanması. Yapılan filiiği olarak iktidar partisinin kurduğunu kurmaktı. Tarihler 18 Nisan 1960’ı gösteriyordu, bütün bunlar 27 Mayıs darbesinden 39 gün önce oluyordu. İsmet İnönü de yaşananlardan sonra tarihe geçen şu uyarıyı yapar: “Böyle devam ederseniz sizi ben bile kurtaramayacağım bu şekilde şartlar tamam olur”. Bu şartlar daha sonra “İnönü’nün darbeden haber vardı” yorumları eder oldu.


Korgeneral Cemal Madanoğlu önderliğindeki cunta 27 Mayıs’ta (27 Mayıs 1960) yönetime el koydu. Darbe bildirisini yönetimin kurmay albaylarından Alpaslan Türkeş okudu. Kütahyalı olan Adnan Menderes’i de daha sonra Hava Kuvvetleri Komutanı ve Cumhurbaşkanı adayı olan Muhsin Batur gözaltına aldı. Muhsin Paşa’yla 1988 de İstanbul Göztepe’deki evinde uzun bir röportaj yapmış yayınlamıştım ve bu konuyu da sormuştum. Batur Menderes’i gözaltına aldığında ağlamaya başladığını ve kendini çok şaşırttığını söylemişti.


Aynı Menderes Yassıada’da da sinmiş çökmüş bir halde idi. Celal Bayar’ın yaptığı gibi, “siz beni yargılayamazsınız, sizi tanımıyorum” demedi diyemedi. Yargılamada Yassıada savcı ve hakimleri Sayın Başol Egesel’in ifadeleri ile darbecilerin emirlerine göre hüküm verildi. Kuşkusuz seçimle gelen birinin bu şekilde alaşağı edilmesi asla onaylanamaz, ancak Adnan Menderes kesinlikle demokrasi kahramanı şu bu değil, tam tersine özellikle 1956 sonrası tam bir despottu. İslamcıların onu ulvi diye görmeleri ile kahraman olarak görmesi ise Atatürk’e karşı rövanşça görmeleridir”.


 


Adnan Menderes ahlaksız bir adamdı

Menderes 10 yıllık iktidarında karşıdevrim denilebilecek adımlar attı ki, bunun aslı tabi ideal olarak değil, iktidar tabanını genişletmek ve iktidarını sürdürmek için yaptı. Evet Menderes kesinlikle İslamcı şu bu değildi, namaz kılmazdı oruç tutmazdı her akşam iki duble rakısını da içerdi. Dahası fena halde zampara ve ahlaksızdı. Kendisi Berin Hanımla evli olmasına rağmen evli olan Ayhan Aydan’la ilişki kurdu çocuk peydahladı. O süreçte Menderes 50 Ayhan Hanım 25 yaşında idi. Bu ilişkiden Ayhan Aydan’ın kocası Hasan Fehmi Alnar’ın da haberi vardı. Öyle ki koca evde iken bile Ayhan Hanım’la başka bir odada birlikte oluğalardı. Bunlar tevatür değil kanıtlanmış tanıklınmış kanıtlardır. Hadise aşk sevda şu bu değil, bildiğimiz cinsel sapkınlık Menderes hem Berrin hem de Aydan Hanımla sevgili iken İstanbul’da Suzan Sözen isimli mavi gözlü tok alımlı bir kadın ile de uzun dönem ilişki yaşadı ki o kanıtlı Suzan Sözen bu ilişkiyi doğrulayan açıklama yaptı. Suzan Sözen’in kocası İstanbul’da Emniyet Müdürü idi, tıpkı Ayhan Hanımda olayında olduğu gibi Emniyet Müdürü koca evde iken Menderes başka bir odada karısı Suzan’ı beceriyordu. Bütün bunlar hatta Menderes’in Ayhan Hanım’ın kocasına örtülü ödenekten para vermesi gibi Yassıada mahkemelerine konu oldu. Daha tuhafını söyleyeyim Adnan Menderes Ayhan Aydan’ın kocasını çağırdı, “karın benim sevgilim onu hemen boşa” diye söylemiş. Eski Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun bu konu bağlamında taraflarla birebir konuşarak yazdığı kitap var. Kısaca Adnan Menderes Türk siyasetindeki en utanmaz, en ahlaksız isimlerinden biri. Öyleyken İslamcılar onu evliye gibi kutsuyor, onlar çünkü önlerini açtı. İronik ayrıntı Atatürk’e içki üzerinden saldıran dincilerin Menderes’in içkisine ve cinsel sapkınlıklarına tek söz etmemeleri”.


Söylediklerini ilginç bulduğum Gazeteci Sabahattin Önkibar’ın konuşmasının olduğu bant kaydı burada bitiyor. İsteyenlere bu bandı da gönderebilirim.


Menderes Atatürk Devrimlerine karşı mı idi?

Düşünün, Atatürk’le, Celal Bayar’la birlikte Kurtuluş Savaşına katılan zamanın Başbakanı olmuş Adnan Menderes, Atatürk’ün devrim ve yeniliklerine de tanık olduğu halde ne, yazık ki, Devrim Kanunları ile yasaklanan ve yasaların günümüzde bile geçerli olmasına karşın, sadece gericilere, İslamcılara, Atatürk düşmanlarına şirin görünmek için Tekke ve Zaviyeler, tarikatlar, cemaatlere Başbakan Adnan Menderes göz yumuyor yol veriyordu.  Çok partili hayata geçerken, Laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin 1950-1960 Hükümeti Başbakanı Menderes, böylece Atatürk Devrimlerine karşı irticanın gericiliğin tırmanmasını da başlatmış oluyordu.


1950-1960 DP yönetiminin bu çağ dışı uygulamalarına bir yeşil yakan Menderes, İslamcılar, gericiler, Atatürk düşmanlara demokrasi tarihimizde yol açmış oluyor. Böylece günümüze kadar sürekli yönetimde kalan Laik T.C.nin tüm sağcı iktidarlarına, Menderes’in yaktığı bu karanlık gerici işareti bir rehber olmuştur. Böylece Türkiye Atatürk’ün arzuladığı çağdaşlaşmaya, gericilerin, İslamcıların, Atatürk düşmanlarının engellemeleri nedeni ile ulaşamamanın sancılarını çekip duruyor.


Gericilere Işık Tutan Menderes, Isparta'ya Sürgün Edilen Gerici Said-i Nursi'yi Ziyaret ediyor. Bu ziyaret tesadüf değildir, bir zihniyetin ilanıdır. Demokrat Parti iktidara geldiğinden beri Cumhuriyet devrimlerini tasfiye etmek için gericiliğe alan açmıştır. Ezanın Araplaştırılması, tarikatların yeniden hortlatılması, köy enstitülerinin kapatılması hep aynı planın parçasıdır. Menderes’in, Atatürk devrimlerine karşı mücadelesiyle bilinen ve Isparta'ya sürgün edilen Said-i Nursi'yi ziyaret etmesi, gericilikle kurulan ittifakın en açık fotoğrafıdır. Laik Cumhuriyete karşı birleşen bu iki odak, biri siyasal iktidarı, diğeri ise din kisvesi altındaki gerici örgütlenmeyi temsil etmektedir. Bu ziyaret, devrimlerin bekçisi olan Türk milletine karşı yapılmış bir meydan okumadır.


*


Ali Adnan Ertekin Menderes (1899, Aydın- 17 Eylül 1961, Bursa), Türk siyasetçi, devlet adamı ve hukukçu. 1950-60 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev aldı. Ayrıca, aynı tarihler arasında kurucuları arasında yer aldığı Demokrat Parti (DP) Genel Başkanlığını yürüttü. Menderes, Türkiye siyasi tarihinde idam edilen ilk ve tek başbakan oldu. 1990'da Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı yasayla, Menderes ve onunla idam edilen Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya itibarlarını iade edildi.


Konu ile ilgili olduğu için bu sitemizde daha önce yayınlanan Menderes ve yönetimi ile ilgili bir yazımı ekliyorum.


 

Menderes’le ilgili bir söz ve anımsattığı anılar.

19 Şubat 2022 günü Ostim metro durağına gitmek üzere, evimin yakınındaki duraktan ring otobüsüne bindim. Yanıma, Şereflikoçhisar’ın Acı Kuyu köyünden olduğunu öğrendiğim, Sanayi Bakanlığından emekli olduğunu anlatan ve adının Turgay Ekinci olduğunu söyleyen yeni emekli biri oturdu.


Benim bir huyum var, yan yana geldiği, birlikte oturmaya başladığım kimseleri elimden geldiğince onunla konuşmaya gayret eder, onu konuşturmaya çalışırım.


Ben de Kaman Yelek köyündenim, bizim köyün yamaçlarından dağından Hirfanlı Baraj gölü karşısındaki Şereflikoçhisar köyleri Acı Kuyu dahil görünürler. Ona, “benim köyümden sizin köyler dağlar apaçık görünür” dedim ve aramızda samimi bir hava oluşmaya başladı. Turgay Ekinci, Kaman ve köylerinden pek çok kimselerin adlarını saydı “tanır mısın”, dedi. Anlatmaya başladı:


“Sizin köylerden Toklümen’den [i] öteki köylerden kağnılarla, eşeklerle üzüm, armut, fasulye satmaya gelirlerdi. Sabaha pahalı sattıklarını akşamleyin azaldıkça yarı fiyatına satarlardı; çünkü o sebzeler, meyveler eşeklerde kağnılarda sallanı sallanı ezilmeye başlar, onun için akşama doğru üçe beşe bakmazlar yok pahasına satıp giderlerdi”.


(1950 li yıllarda ben de küçüklüğümde rahmetli babamla o taraftaki köylere kağnı ile armut satmaya gitmiştik, misafir olduğumuz evde gece yatarken kağnıdaki armutların yarısını çalmışlardı)


Oğlunu Menderes için kesmek isteyen baba

Ona sordum kaç yaşındasın, kaç doğumlusun? O da “1956 doğumluyum” dedi. Ona tam da Menderes zamanında doğmuşsun dedim. Menderes Köy enstitülerini kapattı, Kırşehir’imizi vilayetken kaza yaptı, dedim. Ben Menderes deyince Turgay Ekinci, Menderes’le ilgili şunları anlattı:


“Menderes Londra’da geçirdiği uçak kazasında kurtulmuştu”. [ii] “Menderes İstanbul’a geldiğinde yüzbinlerce kişi karşılamış, karşılamada benim tanıdığım bir arkadaş Menderes’in sağ kurtulduğuna sevinerek 10 yaşlarında erkek çocuğunu yanına almış Menderes’in önüne çıkmış. Ona demiş ki, “sayın başbakanım, uçak kazasından kurtulduğunuz için, şükür adağı olarak Allah için bu oğlumu sizin adınıza kurban etmek istiyorum” demiş elinde bıçak oğlunu Menderes adına kurban kesmek istemiş. Tabi bunu göreneler dehşet içinde kalmışlar, hemen adamın elinden bıçağı alıp çocuğu kesmesine mâni olmuşlar. İşin daha garibi, Menderes Yassıada’da idam edilirken, onun altındaki idam sehpasını çeken cellat, bu onun için çocuğunu kesmek isteyen adamdı. Görüyon ya nerden nereye”.


Aman Tanrım, bu dehşetli garip anıyı hiç duymamıştım, diye düşündüm. Eve gelince, tarih boyunca böylesine hazin, dehşetli olaylar, savaşlar, kişiler hakkında nice akıl dışı öyküler ve efsaneler anlatılır, anlatıldığını düşündüm.


Biz bunu tarihin sayfalarına bırakıp, 1950-1960 yılları arasında on yıl Türkiye yönetiminde iktidarda kalan Adnan Menderes’in, kaynaklara dayanarak onun Türk demokrasisine verdiği baskıcı yönetimini, hele Atatürk’ün Laik T.C. ne verdiği arızaları, irticaya nasıl yeşil ışık yatığını sayın Turan Akıncı’nın araştırma derlemesine bakarak anımsamaya çalışalım. Bilindiği gibi, 1960’tan, Menderes devrinin bir darbe ile bitiminden sonra gelen ve aynı irtica çizgisini sürdürmek isteyen iktidar mensupları, Menderes’i bu olumsuz yanlarını göz ardı edip onu kendilerine adeta rehber edinmişler, böylece Türk demokrasisine zarar vererek tek adam yönetimine kadar getirmişlerdi.


Görüyorsunuz otobüste bir sohbet bizi nerelere götürdü. 


Demokrat parti dönemi

Bugün “dinci kinci” iktidarı görünce, Adnan Menderes dönemi daha iyi anlaşılıyor. Sayın Turan Akıncı, Menderes dönemine ilişkin bir araştırma derleme yapmış, bu derlemesinin başına, ibret alınması ve unutulmaması için “bu belgeyi kütüphanenizin kapısına asın. Günde bir defa mutlaka okuyun” notunu da düşmüş. Gerçekten bu derlemede maddeler halinde sıralandığı gibi anımsanması ve unutulmaması gerekenler düşünülürse, Türkiye’de Menderes yönetiminde irticanın temellerinin atıldığı irticaya yeşil ışık yakıldığı görülür. Bu doğrultuda Menderes yönetiminin demokrasiyi, laikliği yıkan uygulamaları şöyledir:


3 Aralık 1950- Arap harfleriyle eğitim yapan dershanelere izin verildi.


8 Ağustos 1951- Hükümet, Halk Evleri’ne el koydu.


9 Ekim 1951- Devlet iç borçları 2 milyar 565 milyon liraya yükseldi.


4 Kasım 1951- İlkokulların ders programlarına din dersi konuldu.


5 Haziran 1952- Lozan Antlaşmasına göre Fener Rum Patrikhanesi’nin başındaki kişinin Türk vatandaşı olması gerekir. Bu ilke ilk kez ABD’den uçakla gönderilen Athenagoras’ın Türkiye’ye sokulması ile ihlal edildi. Başbakan Menderes Athenagoras’ı ziyaret etti.


8 Ekim 1952- Balıkesir’e giden CHP lideri İnönü’yü Vali kent dışında karşılayarak, kente girmemesini, girerse olaylar çıkabileceğini ve kendisinin sorumluluk almayacağını belirtti. İnönü gezisinden vazgeçti.


24 Aralık 1952 – Anayasada bulunan Türkçe kelimler yerine Osmanlıca kelimeler kullandı. Bakanlık yerine Vekâlet kullanılmaya başlandı. Genelkurmay Başkanlığı’nın adı “Erkan-ı Harbiye-yi Umumi Reisliği” şeklinde değiştirildi).


21 Ocak 1953- Petrollerimizin işletilmesiyle ilgili ilk anlaşma bir ABD şirketiyle yapıldı.


21 Temmuz 1953- Profesörlerin politika ile uğraşmalarını yasaklayan kanun kabul edildi.


27 Ocak 1954- Köy Enstitüleri kapatıldı.


7 Mart 1954- Petrol işletmeciliğini yabancı sermayeye açan ve Max Ball adlı bir yabancının hazırladığı Petrol Yasası Meclis’te kabul edildi.


8 Mart 1954- Basını sıkı kontrol altına alan ve basın suçlarına yönelik cezaları yükselten Basın Kanunu kabul edildi. Hakaret suçuyla yargılananlara iddialarını mahkemede ispat hakkı tanınması isteği reddedildi.


2 Mayıs 1954- GENEL SEÇİMLER YAPILDI.

Oyların %57,6’sını alan Demokrat Parti 503 sandalye kazanırken, %35,4 oy alan CHP sadece 31 milletvekili çıkarabildi.


++


30 Mayıs 1954- Osman Bölükbaşı’nı seçen Kırşehir, ceza olarak il olmaktan çıkarılıp ilçe yapıldı.


14 Haziran 1954- Seçimlerde CHP’ye oy veren Malatya ceza amacıyla bölünerek Adıyaman ili kuruldu.


21 Haziran 1954- Demokrat Parti kendi kadrolarını kurmak için devlette tasfiyeye yöneldi.


7 Ağustos 1954- Millet gazetesi sahibi Fuat Arna, Adnan Menderes’e hakaret ettiği için tutuklandı.


18 Ağustos 1954- Millet gazetesi yazarı Nurettin Ardıçoğlu ile yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu gazetede çıkan bir yazıdan dolayı 7’şer ay hapis cezasına çarptırıldılar.


23 Eylül 1954- Hüseyin Cahit Yalçın, Cemal Sağlam, İbrahim Cüceoğlu hapis cezası aldılar.


1 Aralık 1954- Hüseyin Cahit Yalçın, Hükümetin hakaret ettiği gerekçesiyle. 26 ay hapse mahkûm edildi ve 79 yaşında hapse girdi.


8 Nisan 1955 – Döviz bulunamadığı için kahve ithalatı yapılamadı. İstanbul’da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı. Kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzaladı.


20 Mayıs 1955- Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek tutuklandı.


23 Haziran 1955- Hükümete muhalif Akis Dergisi’nin yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek “Hükümetin nüfuzunu kıracak neşriyat yapması ve bu suçu işlemekte devam etmesi ihtimalinin bulunması” gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.


20 Temmuz 1955- Polis CHP Isparta İl Kongresini dağıttı. Kasım Gülek kürsüden indirildi.


5 Ağustos 1955- Karadeniz gezisine çıkmış olan CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Sinop’ta tutuklanarak İstanbul’a getirildi ve bir gün hapiste kaldı.


5 Eylül 1955- Ekspres Gazetesi’nde Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı haberi yayınlandı.


6 Eylül 1955- Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi üzerine, çok önceden planlanan gösteriler, kısa zamanda Rum vatandaşların işyeri ve evlerine yönelik yağmaya dönüştü.


7 Eylül 1955- Hükümet bu olayları muhaliflerinin üzerine yıkmak, onlardan da kurtulmak amacıyla “olayları komünistler tezgâhladı” söylemiyle idam talebiyle yargılanması öngörülen bu kişiler arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Dr. Can Boratav, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo da bulunuyordu.


16 Eylül 1955- Sabah Postası gazetesi kapatıldı yazı işleri müdürü Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.


19 Eylül 1955- Muhalif yayınlarından dolayı Ankara’da Ulus Gazetesi süresiz kapatıldı.


15 Ekim 1955 – ISPAT HAKKI KALDIRILDI. Siyasiler hakkında bir iddia ileri sürenler hakaret suçuyla yargılanıp mahkûm olmaktaydılar. Yargılanan kişinin ispat hakkı kaldırıldı.


8 Şubat 1956- Ekonomik sıkıntılar nedeniyle gazetelerin sayfaları 6’ya indirildi.


2 Mart 1956 -Cumhurbaşkanına hakaretten gazeteci Şinasi Nahit Berker 1 yıl hapse mahkûm oldu


8 Nisan 1956- Başbakan Adnan Menderes, muhalefeti, “SİYASİ SAPIKLIK, SAHTE İHTİLALCİLİK, İNKÂRCILIK, ADİ VE ALÇAK İFTİRACILIK, SAHTE HÜRRİYETÇİLİK VE TEDHİŞÇİLİK”LE SUÇLADI.


31 Mayıs 1956- CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “adım adım mutlakıyete gidiyoruz” dedi.


14 Haziran 1956- CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, TBMM’nin manevi şahsına hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl hapse ve 4 ay Bursa’da ikamete mahkûm oldu.


13 Ağustos 1956- Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.


28 Eylül 1956- PARASIZLIKTAN MALİYE, İSTANBUL’DA HAZİNEYE AİT 10 BİN ARSA VE 500 BİNAYI SATIŞA ÇIKARDI.


11 Mayıs 1957- Gazeteci Nusret Safa Coşkun ve Rıfat Ekinci birer yıl hapse mahkûm oldular.


19 Mayıs 1957- Kayseri’de halka yaptığı açıklamada Menderes, DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde 15.000 YENİ CAMİ İNŞA ETTİK dedi.


2 Temmuz 1957- CMP Genel Başkanı ve Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı tutuklandı.


6 Temmuz 1957- Hükümet, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nı bir süre için kapattı.


20 Ekim 1957 – Adnan Menderes Adana’da yaptığı seçim konuşmasında “İSTANBUL’U İKİNCİ BİR MEKKE, EYÜP SULTAN CAMİİNİ DE İKİNCİ BİR KÂBE YAPACAĞIZ” dedi.


27 Ekim 1957- GENEL SEÇİMLER YAPILDI.

Oyların %47,9’unu alan DP 424, %41,1’ini alan CHP: 178. Toplam 610 milletvekili seçildi.


27 Ekim 1957- Seçim sonuçları tartışmalara neden olmuş. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce CHP’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. Bu olayın yarattığı tepkiler üzerine kentin üstünde askeri uçaklar uçuruldu.


29 Ekim 1957- Seçim günü Mersin’de bir CHP’linin öldürülmesi olayına yayın yasağı konuldu.


1 Kasım 1957- Yeni meclisin toplanacağı bugün halkın tepkisinden çekinen iktidar başta meclisin çevresini tanklarla çevirmek dâhil kentin tüm önemli noktalarına askerî birlikler yerleştirdi.


10 Mart 1958- Demokrat Parti örgütlerinin ramazan ayı boyunca camilerde düzenlediği mevlitlerin propaganda amacıyla devlet radyosundan naklen yayını uygulaması başlatıldı.


30 Nisan 1958- Et sıkıntısını gidermek için Yeni Zelanda’dan koyun eti dışalımı yapıldı.


19 Temmuz 1958- Nükleer silah taşıyan ABD uçakları İncirlik üssüne indi.


2 Ağustos 1958- IMF önerisiyle, Cumhuriyet tarihinin en yüksek orandaki devalüasyonu yapıldı. 1 dolar 2,80 TL’den 9 TL’ye çıkarıldı. Devalüasyon oranı yüzde 221 oldu.


4 Ağustos 1958- IMF’den ilk borç alındı. IMF Türkiye’ye 250 milyon dolar kredi verdi.


6 Eylül 1958- Başbakan Adnan Menderes, “idam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…” diyerek muhalefeti tehdit etti.


7 Eylül 1958- CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez” diyerek başbakana cevap verdi.


21 Eylül 1958- Başbakan Menderes, CHP’nin parti olmadığını, İsmet İnönü’nün siyaseti bırakması gerektiğini, basının istediğini yazamayacağını söyledi


22 Eylül 1958- İnönü, “Demokrasiye paydos demeye Demokrat Parti genel başkanının gücü yetmeyecektir” şeklinde cevap verdi.


12 Ekim 1958- Başbakan Adnan Menderes yurttaşlara muhalefetin kin ve husumet cephesine karşı bir “Vatan Cephesi” kurmaları çağrısında bulundu. Vatan Cephesine katılanların ismi saatlerce radyolarda okunurdu.


19 Ekim 1958- Başbakan Menderes, Said-i Nursî’nin yaşadığı Emirdağ’da Nurcular tarafından hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı, yeşil bayrak açılarak karşılandı.  Menderes Risale-i Nurların ilk kez serbestçe basılması için talimat vermiş ve kâğıt tahsisi yaptı.


30 Kasım 1958- DP hükümeti Adalet Bakanı Esat Budakoğlu açıkladı. İlk sekiz yıllık hükümet dönemi içerisinde 811 gazeteciye toplam 57 yıl hapis cezası verilmiş olduğunu açıkladı.


20 Şubat 1959- Uçak kazasından kurtulmuş olması nedeniyle taraftarları arasında adeta EVLİYA MERTEBSİNDE kabul edilen Menderes Eyüp Sultan’a gitti, yanında büyük bir kalabalıkla türbede dua etti, dağıtılmak üzere resimler çektirdi.


2 Mart 1959- Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Eyüp Sultan Cami’sinin avlusunda büyük bir iftar yemeği verdi.


30 Nisan 1959- İsmet İnönü’nün Uşak gezisinde olaylar çıktı. İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’nda karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmesi, Uşak Valisi tarafından önlenmek istendi. Valinin bu yasadışı buyruğunu kabul etmeyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı aynı gün görevden alındılar. Polis, halkı dağıtmak için göz yaşartıcı bomba kullandı.


7 Kasım 1959- CMP lideri Osman Bölükbaşı 10 ay hapse mahkûm oldu.


23 Ekim 1960- Demokrat Parti iktidarında okuma yazma bilenler yüzde 41’den yüzde 39’a düştü.


5 Ocak 1960- Mersin’e gitmekte olan Menderes’in önüne Tarsus’ta elinde kasap bıçağı olan Ali Bayat adlı bir şahıs çıktı ve bacaklarının arasına sıkıştırmış olduğu beş yaşındaki çocuğu göstererek “uçak kazasından kurtulduğunuz için oğlumu size kurban edeceğim” dedi, son anda engellendi.


5 Ocak 1960- Said-i Nursi’nin doğu illeri valilerine yazdığı bir mektubu gazeteler yazdı. Şark bölgesinde komünistliği 60 bin Nursî sayesinde önlemekteyim. Nasıl ki Arapça ezan okutturduk ve bu sayede Müslümanları Demokrat Parti cephesinde topladığımız malumunuzdur. Şimdi de dağıttığımız bu Risale-i Nurlarla komünizmle ve masonlukla savaşacağız.


12 Nisan 1960- DP Grubu yayımladığı bildiri ile CHP’yi silahlı ve tertipli ayaklanmalar hazırlamakla, bir kısım basını da bunu yalan ve çarpıtılmış haberlerle desteklemekle suçladı.


18 Nisan 1960- CHP’nin orduyla birlikte hareket ettiği ve bir ihtilal peşinde olduğunu düşünen Demokrat Parti, bu iddiaları araştırması için “Tahkikat Komisyonu” kurdu.


27 Nisan 1960- Meclis bünyesinde kurulan 15 üyeli Tahkikat Komisyonuna ek yetkiler veren kanun, uzun ve çetin tartışmalardan sonra kabul edildi.


MENDERES NEDEN İDAM EDİLDİ?

Menderes neden idam edildi?


Adnan Menderes İmralı Adası'nda 17 Eylül 1961'de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra öğlen 13.21'de idam edildi.


Adnan Menderes neyle suçlanmıştı?


1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,


2- 6-7 Eylül Olaylarına önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek,


3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,


4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,


5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,


6- Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek


7- Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapmak


8- Yargı bağımsızlığının ihlal etmek,


9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak,


10- CHP'nin mallarına "haksız" yere el koydurmak,


Peki bunlar idam cezası için yeterli mi? Bence hiçbir suçun cezası idam olamaz, idama tamamen karşıyım. Fakat Menderes de idama karşı mıydı? Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. İdamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955'te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin'di. İnfazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı. Suçu neydi? Rusya için casusluk yapmak.


Menderes'in başka suçları yok muydu? Aslında Menderes'in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi. ABD'nin tepkisinden çekinen Gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi.


1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı'na Amerika için asker gönderdi. Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore'de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı.


2- 1952'de NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kurdu.


3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi.


4- Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapattı.


5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı destekledi.


6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm ettirdi.


7- "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı.


8- İsmet İnönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi


9- Turan Emeksiz hükümete karşı İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.


10- Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kâmil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu 'görülen lüzum üzerine emekliye sevk edildiler.


Aslında Menderes hükümeti, ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6 Haziran 1950'de, Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı resen emekliye sevk etmişti.


1950-1960 DP hükümetinin kısa bir değerlendirmesi böyle.


10 yıllık Demokrat Parti (DP) İktidarında, Başbakan Adnan Menderes yönetimi, “komünist” suçlamasıyla yüzlerce nice aydınları gazetecileri hapislere attırdı, süründürdü; ABD ne yaranmak için aydınlara bu zulmü yapıyor, adeta her taşın altında “komünist” arıyordu.


Bu arada Şair Nazım Hikmet, siyasi ideolojik görüşleri yüzünden hapse atılmıştı. Nazım Hikmet, yıllarca hapislerde çürütüldükten sonra 1950 yılında serbest bırakıldığında sağlığı iyiden iyiye kötüleşmişti. Zaten mahpusluğunun son dönemini açlık grevleri yaparak geçirmişti. On yıl hapis yattıktan sonra kamuoyunun yoğun baskısı nedeniyle Nazım Hikmet'i serbest bırakan Demokrat Parti, ondan hâlâ korkuyordu. Kaldığı evinin önünde polis hiç eksik olmuyor, Abdülhamid hafiyesi gibi DP tarafından adım adım takip ediliyordu. Nihayet bir yolunu bulup 20 Haziran 1951'de yurt dışına kaçmak zorunda kalan Nazım Hikmet, 25 Temmuz 1951 tarih 13401 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Demokrat Parti hükümeti tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı. Ama dünyanın her yerinde Nazım Hikmet “Büyük Türk Şairi” diye anılıyordu.    


Ancak kamuoyunun yoğun baskısı nedeniyle Nazım Hikmet'i serbest bırakan Demokrat Parti, ondan hâlâ korkuyordu.


Nazım Hikmet, aradan 58 yıl geçtikten sonra (1963 de ölümünde 46 yıl sonra), yine bir Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye vatandaşı oldu. Bakanlar Kurulu'nun 5 Ocak 2009 tarihli ve Nazım Hikmet'in vatandaşlığının iadesini öngören kararı, Resmî Gazete ‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi.


Nâzım Hikmet'i vatandaşlıktan çıkaran Adnan Menderes hükümeti bu kararı, şairin Resmi Sicil Kaydı'nda yer alan "Mehmet Nazım Ran" adı üzerinden değil de takma adı olan "Nazım Hikmet Ran" adıyla alınmıştı. Nazım Hikmet'e, Mernis sisteminde de "20753206252" numaralı vatandaşlık numarası verildi. Böylece İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin gasp edilen 15. Maddesi de iade edilmiş oldu. UNESCO tarafından 2002 yılı Nazım Hikmet Yılı olarak kabul edildi.


 Diyet


 Kore Savaşına (Menderes, TBMM’den danışmadan yetki almadan ABD ne ve NATO ya yaranma için Kore Savaşı’na 4500 kişilik bir tugay göndermişti) Kore Savaşı’nda şehit olan 800 şehidimiz gibi, bir yedek subayımız da savaşta gözlerini, kollarını, bacaklarını kaybetmiş ağır yaralanıp şehit olmuştu. İşte o şehit olan yedek subayımızın ağzından Nazım Hikmet Başbakan Adnan Menderes’e “Diyet” adlı şiiri ile şöyle sesleniyordu: 


 


Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,

iki gözünüzle bakarsınız,

iki kurnaz,

iki hayın,

ve zeytini yağlı iki gözünüzle

bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli

ve topraklarına çiftliklerinizin

ve çek defterinize.

Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,

iki elinizle okşarsınız,

iki tombul,

iki ak,

vıcık vıcık terli iki elinizle

okşarsınız pomadalı saçlarınızı,

dövizlerinizi,

ve memelerini metreslerinizin.

İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey,

iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,

iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in,

ve bütün kaygınız

iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri

halkın tekmesinden korumaktır.

Benim gözlerimin ikisi de yok.

Benim ellerimin ikisi de yok.

Benim bacaklarımın ikisi de yok.

Ben yokum.

Beni, Üniversiteli yedek subayı,

Kore'de harcadınız, Adnan Bey.

Elleriniz itti beni ölüme,

vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.

Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan

ve ben al kan içinde ölürken

çığlığımı duymamanız için

kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip.

Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,

ölüler otomobilden hızlı gider,

kör gözlerim,

kopuk ellerim,

kesik bacaklarımla peşinizdeyim.

Diyetimi istiyorum, Adnan Bey,

göze göz,

ele el,

bacağa bacak,

diyetimi istiyorum,

alacağım da.     25 Haziran 1959 [iii]


 Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com


Adnan Menderes'in 1958 model Buick Roadmaster 75 serisi makam aracı.


7 Aralık 1945'te, CHP'den birlikte ihraç edildikleri arkadaşları Celâl Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile parti kurma çalışmalarına başladı ve 30 günün ardından 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Partiyi kurdu. 1947'de yapılması gereken seçimler CHP tarafından bir yıl öne alındı. Bu seçimleri CHP %85 oy oranı ile kazandığını ilan etti ancak seçimlerde "açık oy - gizli tasnif" usulü uygulandığı için seçimlerin şaibeli olduğu iddia edildi.[kaynak belirtilmeli] 1946 seçimlerinde seçim sisteminin izin vermesi sayesinde Aydın iliyle birlikte Kütahya ilinden de milletvekili adayı oldu. Aydın'daki seçimlerde milletvekili seçilemeyen Menderes, Kütahya'dan seçilerek milletvekili olabildi.[9] 1946 seçimlerinden sonra muhalefet ve iktidarın arasında şiddetli kavgalar görülmeye başladı. DP ve CHP'nin arası günden güne açılıyordu. Ancak Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 12 Temmuz 1947'de yayımladığı 12 Temmuz Beyannamesi ile CHP içindeki sertlik yanlılarını durdurdu. Muhalefete karşı sert bir tutum takınan başbakan Recep Peker istifa etti. Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar da, dönemin "Millî Şef"i İsmet İnönü'nün demokratik seçimlere izin vermesini sağlamak için "Devr-i Sabık yaratmayacağız" dedi (yani iktidara geldikten sonra yapılan yanlışların ve yolsuzlukların hesabını sormayacağız). Bunun üzerine bazı DP'liler partilerinden istifa ederek 19 Temmuz 1948'de Mareşal Fevzi Çakmak önderliğinde, Osman Bölükbaşı ile birlikte Millet Partisi'ni kurdular.


1950 yılında seçimlerden önce seçim yasası da değiştirilerek seçimlerde yargı güvencesi ve "gizli oy - açık tasnif" sistemi getirildi.[10] 14 Mayıs 1950'de yapılan seçimlerde DP %52,7, CHP ise %39,4 oy aldı. DP 13 puan farkla kazanmıştı ancak seçimde kullanılan çoğunluk sistemi nedeniyle DP 420, CHP ise sadece 63 milletvekili çıkardı. TBMM başkanlığına Refik Koraltan, cumhurbaşkanlığına DP genel başkanı Celâl Bayar seçildi. Yeni cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Menderes'i başbakan olarak görevlendirdi. Aslında pek çok kişi bu görev için Fuad Köprülü'nün getirilmesini bekliyordu.[11] Yeni hükûmet 22 Mayıs'ta göreve başladı. Köprülü bu kabinede dışişleri bakanı oldu. Adnan Menderes'in 10 yıllık başbakanlık döneminde Türk iç ve dış politikasında büyük değişimler oldu. 1. Menderes Hükûmetinin ilk icraatı fazla masraf olduğu gerekçesiyle devlete ait otomobilleri satmak oldu. Menderes döneminde, paralara mevcut cumhurbaşkanının resminin basılması uygulamasını kaldırılmış, tekrar ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün resimleri basılmaya başlanmıştır.


Daha sonra, o döneme kadar Türkçe okunan ezanın Arapça okunması serbest bırakıldı. Yeni kurulan DP hükûmeti, 6 Haziran 1950'de, askerî darbe planladıkları[13] gerekçesiyle başta Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dâhil olmak üzere 15 general ve 150 albayı resen emekliye sevk etti.


1951 yılında Menderes hükûmeti Türkiye'nin Kore Savaşı'nda Birleşmiş Milletler kuvvetlerine Türk Tugayı ile katılmasına karar vererek CHP'liler tarafından çok tartışılan bir karara imza attı. Bu, aslında Türkiye'nin Soğuk Savaş'ta Batı Bloku tarafında yer aldığını göstermek için yaptığı bir siyasi manevraydı.[kaynak belirtilmeli] Bunun neticesinde, Türkiye 1952'de NATO'ya tam üye olarak kabul edildi. Aynı yıl NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayrinizami harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kuruldu.


1953 yılında CHP'nin tek parti iktidarı sırasında edindiği malları haczedildi ve hazineye aktarıldı. Halkevleri kapatıldı ve CHP döneminde çoğu kapatılan köy enstitüleri öğretmen okullarına dönüştürüldü.


1950-1954 yıllarında Türkiye ekonomide kalkınma dönemine girdi. Bu dönemde serbest piyasa ekonomisine geçişe hız verildi. Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. Yabancı sermayeyi teşvik yasası çıkarıldı. Gelen krediler özellikle tarım alanında kullanılmaya başladı. Tarımda makineleşme çalışmaları yoğunlaştırıldı. Marshall Planı'nın da katkısıyla ülkede yeni sanayi tesisleri kuruldu. 1954 yılında Türkiye Vakıflar Bankası kuruldu. Bu dönemde Türkiye'nin Gayri safi millî hasılası yılda ortalama %9 oranında büyüdü.


2 Mayıs 1954 tarihinde yapılan seçimlerde DP büyük bir zafer kazandı. Oyların %57'sini alarak iktidarını tek başına devam ettirdi. Bu oy oranı, 150 yıldan beri fasılalarla batılılaşmaya, modernleşmeye ve demokrasiyi uygulamaya çalışan Türkiye tarihinde demokratik bir seçimde bir siyasi parti tarafından ulaşılan en yüksek orandı ve bir daha da bu orana ulaşılamadı. DP 502, CHP %35,9 oy oranı ile 31, CMP %4 oy oranı ile 5, bağımsızlar 3 milletvekili çıkardı. 17 Mayıs'ta Menderes 3. kabinesini açıkladı. Bu kez kendisine daha yakın isimleri bakan olarak seçmişti çünkü önceki 4 yıl içinde İçişleri Bakanı 5, İşletmeler Bakanı 5, Çalışma Bakanı 5, Ulaştırma Bakanı 4, Gümrük ve Tekel Bakanı 4 kez değişmişti.


1955 yılında ekonomide tıkanmalar başlamıştı. Dış borçlar giderek artıyordu, ödeme dengesi bozulmuştu, döviz girişi yeterli değildi. Bu durum ülkede çeşitli sıkıntılara neden olmaya başladı. DP meclis grubunda ekonomik gelişmeler nedeniyle huzursuzluk giderek artıyordu. Yine bu dönemde Birleşik Krallık'ın, egemenliği altında bulunan Kıbrıs'tan yeni düzenlemeler yaparak çekilmek istemesi üzerine 29 Ağustos 1955'te Londra'da Yunanistan, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında üçlü görüşmeler başladı. Görüşmelerin ilk turunda hiçbir sonuç alınamadı. Yunanistan adanın kendi kaderini kendisinin belirlemesi gerektiğini, Birleşik Krallık üçlü bir askerî yönetimi, Türkiye ise statüko bozulacaksa adanın kendisine verilmesini istiyordu.


Bu arada Kıbrıs'ta 1 Nisan 1955'te faaliyete geçen ve Kıbrıslı Türklere saldırmaya başlayan, Türk köylerini yakıp yıkan, EOKA'ya karşı, Türk halkının savunmasını yapacak bir örgütlenme ihtiyacı duyan Kıbrıs Türkleri, çeşitli küçük mukavemet grupları oluşturmuştu. 27 Temmuz 1957'de Adnan Menderes'in talimatı ile Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Fatin Rüştü Zorlu ve Korgeneral Daniş Karabelen'in önderliğinde Rıza Vuruşkan, Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa'da Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu. Menderes tarafından örtülü ödenekten finanse edilen TMT,[kaynak belirtilmeli] küçük grupları birleştirerek tüm Kıbrıs adasına yaygın, her Türk köyünde varlık gösteren, Rumların EOKA örgütüne karşı çarpışan güçlü bir mukavemet teşkilatı olmuştur.


6-7 Eylül Olayları


Ana madde: 6-7 Eylül Olayları


Kıbrıs konusunda Londra'da ikinci tur görüşmeler yapılırken 6 Eylül 1955 gecesi İstanbul'da bazı gazetelerin Selanik'te Atatürk'ün evine bomba atıldığını yazması üzerine azınlıklara karşı olaylar çıktı. Ağırlıklı olarak Rumlara karşı yönelen olaylarda 73 kilise, 8 ayazma, 1 havra, 2 manastır, 4.340 dükkân, 110 otel ve lokanta, 21 fabrika ve 3.600 ev saldırıya uğradı, 1 papaz olaylar sırasında öldürüldü. Tarihe 6-7 Eylül Olayları olarak geçen bu olaylar sebebiyle TBMM olağanüstü toplandı. DP İstanbul milletvekili Aleksandros Hacopulos Olayların oluş şekli tertip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. dedi ve kolluk kuvvetlerin olaylar sırasında gösterdiği kayıtsızlığa dikkat çekti. Bunun üzerine hükûmet adına konuşan Başbakan yardımcısı Fuad Köprülü hükûmetin olaylardan haberi olduğunu ancak gün ve saatinin muayyen olmadığını açıkladı. Bugün hâlâ 6-7 Eylül Olayları'nın DP hükûmeti-Özel Harp emri ve bilgisi dâhilinde bir tertip olduğu, çeşitli çevrelerce ve Özel Harp Dairesi eski başkanlarından Em. Org. Sabri Yirmibeşoğlu tarafından da doğrulanmaktadır.


6-7 Eylül Olayları sonrasında bazı milletvekillerinin ceza yasasına ispat hakkı getirilmesini istemesi kargaşaya yol açtı. Hükûmetin karşı çıktığı yasa tasarısının kabulü için çalışan 9 milletvekili DP'den ihraç edildi. Bunun üzerine 10 milletvekili de DP'den istifa etti. 15 Ekim 1955'te DP büyük kongresi yapıldı ve Menderes tekrar genel başkan seçildi. 22 Kasım 1955'te toplanan DP Meclis Grubu izlenen ekonomi politikaları ile ilgili gensoru açılmasını kabul etti. 29 Kasım'da grup tekrar topladı. Toplantıda meclis grubunun istifa baskılarına dayanamayan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Sıtkı Yırcalı ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan istifa etti. Grup daha sonra kürsüye Fatin Rüştü Zorlu'yu çağırdı ve Döviz Komitesi üyesi de olan Başbakan Yardımcısı'nın bütün görevlerinden istifa etmesi için tempo tutmaya başladı. Bunun üzerine Fatin Rüştü Zorlu bütün görevlerinden istifa etti. Daha sonra Menderes'i alkışlarla karşılayan grup 3 bakanı indirdikten sonra güvenoyu verdi. Aralarında Hüsamettin Cindoruk'un da bulunduğu, DP'den istifa edenler 20 Aralık 1955'te siyasal alanda liberal, iktisadi anlamda devletçi Hürriyet Partisi'ni (HP) kurdu. Mecliste siyaset sertleşmeye başlamıştı. 7 Eylül 1957'de Fuad Köprülü DP'den istifa etti. Hükûmet seçimleri bir yıl erkene aldı, Seçim Yasası'nı değiştirerek seçimlerde partilerin ittifak yapmasını önleyecek maddeler ve partisinden istifa eden bir kişinin 6 ay geçmeden başka bir partiden milletvekili seçilmesini engelleyecek bir madde ekledi. Basın bu maddeye "Köprülü Maddesi" adını taktı. 27 Ekim 1957'de seçimler yapıldı. DP %48 oy alarak 424 milletvekili çıkardı. CHP %41 oy oranı ile 186, HP ve CKMP ise dörder milletvekili ile meclise girdi. Bu durumda muhalefet %52 oy oranı ile 178 sandalye, DP ise %48 oy oranı ile 424 sandalye almış oluyordu. Bu yüzden muhalefet azınlık iktidarı deyimini kullanmaya başladı.


Menderes 1957 seçimlerinden sonra İstanbul'da imar çalışmalarına ağırlık verdi ve Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi ve Eski Edirne Asfaltı (şimdiki E-5 otoyolu) yollarını açtı. Bu arada, en ileri teknolojilerin Türkiye'ye getirilmesi ve yeni nesillere öğretilmesi için Amerikan Ford Vakfı'nın yardımıyla Ankara'da Orta Doğu Teknik Üniversitesini, Trabzon'da da Karadeniz Teknik Üniversitesini kurdu.Böylece, 1773 yılında Padişah I. Abdülhamit tarafından "Mühendishane-i Bahr-i Hümayun" adıyla kurulan İstanbul Teknik Üniversitesinden 180 sene sonra Türkiye'de iki tane daha teknik üniversite kurulmuş oldu.


ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes ile Çankaya Köşkü'nde. (Aralık 1959)


Uçak kazası


Ana madde: 17 Şubat 1959 Türk Hava Yolları Londra kazası


17 Şubat 1959'da Kıbrıs konusunda Yunanistan'la imzalanan ikili antlaşmanın ardından üçlü görüşmeler için Birleşik Krallık'a giden Menderes'in, uçağının Londra Gatwick Havalimanı yakınlarında alçalırken düşüp parçalanmasına karşın kazadan yara almadan kurtulması ise muhalefetle kısa süreli bir yumuşamaya yol açtı.


1959 yılında Menderes, Kıbrıs Hükûmeti'nin ortaklık anlaşmasını imzalamasıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.


Ekonomi politikaları


Menderes iktidarlarının önceki döneminde alınan borçların geri ödenememesi ve dış ticaret açığının çok artması yüzünden 1958 yılından itibaren Türkiye ekonomisi zorluklar yaşamaya başladı. Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlı devalüasyonu yapıldı, dolar 2 liradan 9 liraya çıkarıldı. Türkiye 600 milyon dolar dış borcunu ödeyemeyeceğini açıklayarak moratoryum (borçların ödenemeyeceği ve yeni bir ödeme planına bağlanması ilanı) ilan etti ve IMF ile ilk stand-by anlaşması imzalandı. Menderes, liberal ve dışa açık bir iktisat görüşüne sahipti, özel girişime geçmiş iktidarlara göre daha fazla serbesti tanıdı. Ekonomik girişimleri önceleri toplumun yoksul kesimini mutlu etti, ancak uzun vadede ekonominin dengesi bozuldu, aşırı dış alıma sebep oldu. Sanayileşme ve ekonomik gelişmeyle birlikte kırsal kesimden İstanbul gibi büyük şehirlere göç hızlandı. Bu yüzden büyük şehirlerde ilk gecekondu mahalleleri oluşmaya başladı. Menderes, en çok eleştiriyi, dışa bağımlılık politikaları yüzünden almıştır. Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldılar.


1930'ların sonlarında başlatılan Banknot Matbaası kurma işi İkinci Dünya Savaşı nedeniyle aksadı; ancak 1951 yılında kuruluş süreci yeniden başlatıldı ve 1958 yılında Ankara'da Banknot Matbaası kurularak, ilk banknotların Birleşik Krallık'ta basılmaya başlanmasından 120 sene sonra Türkiye Cumhuriyeti banknotlarının artık Türkiye'de basılması sağlandı.


Menderes'in Başbakan olarak tek başına iktidarda bulunduğu 1950-1960 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık %7.8 oranında büyüdü ve Türkiye'nin GSMH'si Dünya toplamının binde 6,43'ünden, binde 7,52'sine yükseldi.


Menderes'in tek parti dönemine ve Kemalizm'e eleştirisi


Adnan Menderes tek parti CHP iktidarı dönemini, 1950 seçimlerinde Demokrat Parti'nin zaferi sonrasında eleştirmiştir. Menderes tek parti dönemine yaptığı eleştiriyi, Atatürk ve İnönü dönemleri arasında bir ayrım yapmadan dile getirmiştir.


Menderes, 27 yıllık tek parti dönemi için "uzun yılların beyhude israf edilmiş" olduğunu ve "memleketin tabiî inkişaf seyrinin hatalı ve sakat politikalarla engellenmiş" olduğunu söyler. Menderes bu dönemin millete yük olduğu iddiasında bulunmuştur. Tek parti döneminin ideolojisinin sonucu olarak ise "zamanla müdahaleci kapitalist, bürokratik ve inhisarcı bir devlet tipi ortaya çıkmıştır" demiştir. Adnan Menderes bu dönem için "devr-i sabık yaratmayacağız" ifadesinde bulunmuştur, bu ifadeyle tek parti devrinden hesap sorulmayacağını dile getirmiştir.


eçim bölgesi Malatya ikiye bölünüp Adıyaman vilayeti kuruldu. İktidara karşı yazılar yazan 79 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın dâhil, gazeteciler birer birer hapse atılmaya başlandı. Adalet Bakanı Esat Budakoğlu TBMM'de muhalefetin soru önergesi üzerine 1954-1958 yılları arasında 238 gazetecinin iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm olduğunu açıkladı.[kaynak belirtilmeli] CHP ve Hürriyet Partisi'nin birleşme çabası karşısında DP'liler 1957 seçimlerinden önce seçim yasasını değiştirerek partilerin ittifak yapmasının önleyen maddeler eklendi ve DP'den istifa eden Fuad Köprülü'nün başka bir partiden milletvekili seçilmesini engellemek için partisinden istifa eden bir kişinin 6 ay geçmeden bir başka partiden milletvekili olamayacağı şeklinde bir hüküm kondu.


1959 yılında ABD'ye bir gezi yaparak ilave maddi kaynaklar isteyen Menderes'e, artık Marshall Yardımı fonlarının bitmek üzere olduğu hatırlatıldı ve istekleri reddedildi. 1961 seçimleri öncesinde İskenderun Demir-Çelik, Seydişehir Alüminyum, Keban Barajı ve İstanbul Boğaziçi Köprüsü gibi tesislerin temellerini atmak isteyen Menderes, yakın arkadaşı ve bakanı Dr. Lütfi Kırdar'ı nabız yoklamak için Sovyetler Birliği'ne gönderdi. Sovyetler Birliği'nin konuya olumlu yaklaşması üzerine, Menderes de Temmuz 1960'ta Moskova'ya giderek, orada kredi anlaşmalarını imzalamaya karar verdi.


Bu arada DP Vatan Cephesi'ni[29] kurdu. Artık radyoda her gece Vatan Cephesi'ne katılanların isimleri okunuyordu. Bu olay karşısında İstanbul'da bazı vatandaşlar ajans haberlerini dinlemeyenler derneği'ni kurdular. Bu tarz olayların yaşanması ülkeyi kamplaşmaya itti. 1960 yılında ise muhalefet ve iktidar arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. CHP genel başkanı İsmet İnönü 29 Nisan'da seçim gezisine gittiği Uşak'ta DP binasından atılan çay bardağının İsmet Paşa'nın yanındaki bir gazeteciye isabet etmesiyle başlayan olaylar ve benzerinin İstanbul'da da yaşanması üzerine CHP parti grubu Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkında soruşturma önergesi verdi ancak DP'lilerin çoğunlukta olduğu meclis bu önergeyi reddetti. Bir başka gerginlik ise 9 Mayıs'ta Menderes hükûmetinin ABD ile yaptığı ikili anlaşmaları meclisin kabul ettiği oturumda yaşandı. Muhalefetin milletvekilleri ABD Ordusu'nun doğrudan veya dolaylı bir saldırı karşısında Türk topraklarına gelmesi gibi hükümlerin yer aldığı ikili anlaşmalara karşıydılar ve böyle anlaşmaların hiçbir Avrupa ülkesi ile yapılmadığının altını çiziyorlardı.


CHP'li bazı milletvekillerinin bazı cuntacı subaylarla sürekli temas hâlinde olduğu istihbaratını alan Hükûmet, bu durumu soruşturmak için "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti ve kararlarına itiraz edilemiyordu. Ayrıca uygun gördüğü toplantıları ve yayınları yasaklama hakkına sahipti. Komisyonun ilk işi Muhalefet partisi CHP aleyhine soruşturma açmak oldu. Bu durum karşısında "bu yolda devam ederseniz sizi ben de kurtaramam" dediği ve birkaç ay önce Güney Kore'de gerçekleşen askerî darbeye gönderme yaparak "Türk ordusu Kore ordusundan daha az şerefli değildir" diye konuştuğu için TBMM tarafından, "askerî darbeyi teşvik ettiği" gerekçesiyle İsmet İnönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi.[kaynak belirtilmeli] CHP Meclis Grubu'nun duruma itiraz etmesiyle olaylar iyice büyüdü ve sonunda CHP milletvekilleri polis zoruyla meclisten çıkartıldı. Meclis dışında ise üniversitelerde hükûmete karşı protestolar düzenleniyordu ve 28 Nisan 1960 tarihinde İstanbul Üniversitesi öğrencisi Turan Emeksiz hükûmete karşı İstanbul Üniversitesinde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı. Hukukun üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedrettin Köker, Yargıtay Başsavcısı Ali Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melahat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu "görülen lüzum üzerine" re'sen günde emekliye sevk edildiler. 5 Mayıs 1960'ta Ankara Kızılay Meydanı'nında 555K parolasıyla büyük bir protesto mitingi düzenlendi. 21 Mayıs'ta ise Harp Okulu öğrencileri ve subaylardan oluşan yaklaşık 1000 kişi Ankara'da hükûmet aleyhinde sessiz bir yürüyüş yaptı.


Sonunda 27 Mayıs 1960 sabaha karşı saat 4'te radyoda Kurmay Albay Alparslan Türkeş TSK olarak yönetime el koyduklarını belirtti ve askerî darbenin sebeplerini bir radyo bildirisi ile halka duyurdu. Menderes ise 27 Mayıs 1960 günü Kütahya'da Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara'ya götürüldü. Daha sonra da ve diğer tutuklu Demokrat Parti üyeleri ile birlikte Yassıada'da hapsedildi.[33] Darbeci subaylar ise Cemal Gürsel başkanlığında kurulan Millî Birlik Komitesi ve kurucu meclis ile beraber ülke yönetimini devraldı. Yeni bir anayasa oluşturulması için ülkenin önde gelen hukuk profesörlerinden bir anayasa komisyonu kuruldu. Menderes ve diğer DP üyeleri ise bulundukları Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılanmaya başladı. Yapılan oturumlar her gece radyoda Yassıada Saati programında halka duyuruluyordu. 9 Temmuz 1961 tarihinde Anayasa Komisyonu'nun hazırladığı yeni anayasa için yapılan halk oylamasında %61,7 oy oranı ile kabul edilerek yürürlüğe girdi. 1961 Anayasası'nın referandum sürecinde, hayır oyu yönünde propaganda yapmak serbest olmadığı hâlde,[36] Aydın, Bolu, Bursa, Çorum, Denizli, İzmir, Kütahya, Manisa, Sakarya, Samsun ve Zonguldak


[i] Toklümen Kızılırmak- Hirfanlı kıyısında bağcılığı ile tanınan Kırşehir merkezine bağlı köy

[ii] (Kıbrıs sorunu, Londra antlaşmaları için 17 Şubat 1959 da Londra’ya THY uçağı ile gitmekte olan DP Genel Başkanı Başkan Adnan Menderes’in delegasyonu ile birlikte içinde bulunduğu uçak, Londra Havaalanı yakınlarında düşmüş, 21 yolcudan 6sı yaralı, 14 ü ölü, 7 si kurtulmuştu. Menderes de hafif yaralı olarak kurtulmuştu).

[iii] http://huyhuyhuy.blogcu.com/idamlara-karsiyiz-ama-yinede-susluyu-aklamamaliyiz-asmayalim-a/8922293

Öğrencilere Yapılan Silahlı Saldırılar Ve Nedenleri

Bizim halkımızın silahı, silah merakı kutsaldır

Hepimizin üzüntü ile izlediğimiz okullardaki silahlı saldırıları görünce, geleceğimiz çocuklarımız için endişeye kapılıyoruz. Konuyu daha iyi kavraya bilmek için silah sevgimizden, silah edinme isteğimizden, işin temelinden aileden irdelemek gerekir. Onun için yazımın sonunda bu yıl içinde okullara yapılan silahlı saldırıları aşağıya aldık. Bu saldırı, silah merakımız konusunda bazı anımsa ve değinmelerde bulunmak istedim.

“Tüfek icad oldu mertlik bozuldu”

Çok eski yıllardan beri atalarımızın dilinde bir özdeyiş söylenegelmiştir, “at, avrat pusat” yani -at, eş ve silah- halkımızda kutsal şeylerdir, dokunulamaz. Motorlu araçların henüz bulunmadığı, ulaşımın atla yapıldığı yıllarda at her erkeğin evinde iftiharla baktığı çok değerli varlığı idi; kadın evin erkeğin baş tacı idi, Köroğlu’nun “delikli demir icad oldu mertlik bozuldu”[i] dediği yıllardan beri, silah mertliği bozsa da savunma ve saldırılarda erkeklerin evlerinde en çok koruduğu üstün tuttuğu silahı idi. Öyle ki her erkek kullanmasa bile silahını fırsat buldukça çocuklarının gözü önünde sakladığı yerde çıkararak eline alır, onu çocuğunu okşar gibi okşar yağlar yerine koymadan önce nişan alma provası yapar, özenle yerine koyardı. Elbette çocuklar da bunu özenle hayranlıkla izliyordur.

Biz kutlamaları silahla yaparız

Anadolu insanının hemen her evinde bir duvarında Kuranı Kerim varsa, öbür duvarında ya saz ya da silah asılı dururdu. Silah (tüfek-tabanca) ev halkının bir gurur aleti idi, düğünlerde, nişanlarda, bazı kutlanacak günlerde silah atılırdı. Günümüzde bile, tanık da olduğum başkent Ankara’da milli maç günlerinde galibiyet almışsak bizim halkımızın “ayranlığı kabarır” hemen silahını alıp havaya defalarca ateş eder, silahlı o mutlu anı kutlarken mutluluktan göğsü kabarırdı.

Tüm bu silah merakını çocukları bütün çocuklar da mutlaka izliyordur ve ona hayran kalıyordur ve de ister istemez ona mutlaka özeniyordu. Bütün çocuklar fiziksel ve ruhsal gelişimleri gelişirken çokça öğrenme özenme psikoloji içindedirler. Çocuklar oynadıkları oyunlarda elindeki sopayı başka bir nesneyi silah yapıp ateş etme provası yaptığını çok görmüşüzdür.

Maç kutlamalarını bile silahla yapıyoruz

Bu giden eylül ayında bir gece saat 12 civarında pencerem açık bilgisayarımın başında çalışırken birden peş peşe silah sesleri gelmeye başladı, öyle ki tek tek atış yanında peş peşe makineli tüfeği andıran konumda beş altı el (tabanca olmalı) silahlar patlıyordu. Hemen telaşla 112’yi aradım yakın sokaktan peş peşe silahlar patlıyor” diye ben ihbarda bulununca nöbetçi görevli hangi mahalle nerede diye telaşlanıp “hemen ekip gönderiyoruz” gibi telaşlı laf etti. Ben bilgisayarıma daldığım için, onu bir maç kazanma kutlaması olduğunun farkına o an varamadım”. Meğer takımımız galip geldiği için evinde silahı olan silahını çıkarıp havaya ateş ederek kutlama yapıyorlarmış, o an kavrayamamıştım.  Sonra ekip de gelmedi, yavaş yavaş ortalık sakinleşti

Herhalde yurdun değişik yerlerinde düğünlerde silah atarak kutlama yapılırken insanların yaralandığını ne ki öldürüldüklerini gazetelere yansıyan haberlerden izlemişizdir.

Köylerde ilçelerde nice babaların çocuklarının eline silah verip havaya ateş ettirdiklerini görmüşüzdür. O çocuğun ateş etme olayını babası yakınları çılgınla alkışlarlardı. Yeri değil ama, küçücük çocuğuna, “haydi oğlum pipini amcana bir göster”        dediklerini, sanki çok iyi bir şey yapıyorlarmış gibi kahkaha ilke gülerek alkışladıklarını da gördük. Çocuğu pipisini gösterdiği için heyecanla onun zamansız cinsel yönlendirmeye özendirdiklerinin; küçücük çocuk, elindeki silahla ateş etmenin, çocuğun alkışlarla övmeleri onları silaha ve silahlı saldırıya yönlendirmelerinin farkında bile değiller.

Bizim halkımızın silaha çok meraklı olduklarını yukarıda söylemiştik, o nedenle küçük çocuklara babaları oynasınlar diye öncelikle oyuncak silah alırlar. Böylece çocuklar daha o yaşlarda silah edinmeye, silahla ateş etmeye özendirilmiş oluyorlar. Son saldırıların birinden öğrendiğimize göre, saldıran çocuğu babası (hem de emniyetten emekli) atış poligonuna götürerek, daha bulluğa-ergenliğe bile ermemiş çocuğa gerçek silahla atış provası talimi yaptırdığını da izledik. O çağlardaki çocuklar ataklar atılımlarla doludurlar, bu enerjilerini silahla tatmin ederlerse çoğunlukla büyüdükçe saldırganlaşır.

Oyuncak silahların üretimi ve satışı yasaklanmalıdır

Bu nedenle Avrupa’nın en çağdaş ülkelerinden başta “Beyaz Zambaklar Ülkesi” Finlandiya, Norveç, İsveç gibi ülkelerde, çocukları şiddete yönlendirdiği için, oyuncak plastik silahların imalatı ve satışı yıllar önce yasaklanmıştı. (Dünyada oyuncak silahların yasaklandığı bazı ülkelerin listelerini aşağıya aldık)

Ama ne yazık ki böylesine çağdaş kuralları, başta matbaanın icadından bu yana her yeniliği, icatları geriden takip ediyoruz. Öyleyse çocuklarımızın, ülkemizin, toplumumuzun ve geleceğimizin güvencesi için, ülkemizde de oyuncak silahların imalatı ve satışı, yasaklanmalıdır.  Tüm bakanlık birimleri, belediyeler tüm kuruluşlar fabrikalarda ve her türlü mağaza ve satış yerlerinde oyuncak silah üretimini yasaklamak için etkin bir şekilde denetlemeliler bu konuda her türlü tedbirleri almalıdırlar.

Özellikle aileler, öğretmenler, güvenlik güçleri olabildiğince sosyal paylaşım sitelerinde, TV yayınlarında çocuklara yönelik yayınlanan çizgi film, gerçek filmlerdeki silahlı saldırı gösteri ve sahneleri kareleri mümkünse kontrol etmelidirler ve engelleyici tedbirler almalıdırlar.

Günümüzde artık nice gerçek silah satan mağazalar, satış yerleri bulunmaktadır. Bu mağazaların çocuklara yönelik silah satışları engellenmeli yasaklanmalıdır.

 

2026 yılı içinde okullara yapılan silahlı saldırı ve kayıtlara geçenler:

22 Eylül 2026- Manisa / Turgutlu- İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde. 9. sınıf öğrencisi H.O.'nun anneannesine kayıtlı pompalı tüfekle okula gelen öğrencilere ateş açması sonucu 11 öğrenci yaralandı, 3'ünün durumu kritik olarak açıklandı. Saldırgan yakalandı

15 Nisan 2026- Kahramanmaraş / On iki şubat- Aysar Çalık Ortaokulu. 14 yaşındaki bir öğrencinin babasının silahlarıyla iki sınıfa ateş açtığı saldırıda 8'i öğrenci 1'i öğretmen olmak üzere 9 kişinin hayatını kaybettiği, 13 kişinin yaralandığı açıklandı.

14 Nisan 2026- Şanlıurfa / Siverek- Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi. 19 yaşındaki eski bir öğrencinin pompalı tüfekle yaptığı saldırıda 10'u öğrenci, 4'ü öğretmen, 1 polis, 1 kantin işletmecisi olmak üzere 16 kişi yaralandı.

2 Mart 2026- İstanbul / Çekmeköy- Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi. 17 yaşındaki bir öğrencinin bıçaklı saldırısında Biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti, 2 kişi yaralandı.

[ii]

Oyuncak silahları yasaklayan ülkeler

Tam olarak "tüm oyuncak silahları" yasaklayan ülke yok, ama gerçek silah gibi görünen oyuncakları yasaklayan / çok ağır kısıtlayan ülkeler var:

1. Doğrudan yasak / satış yasağı getirenler:

Madagaskar: Gerçek soygunlarda kullanıldığı için oyuncak silah ve askeri üniforma satışını yasakladı.

 Avustralya: Victoria, Queensland, Güney Avustralya ve Tazmanya eyaletlerinde airsoft ve benzeri gerçekçi oyuncak silahların ithalatı ve bulundurulması tamamen yasak 

Singapur, Malezya, Tayland, Vietnam: Airsoft / gel blaster gibi oyuncakları kontrollü silah sayıp yasaklıyor. Tayland'da bulundurmak hapis cezasına kadar gidiyor.[iii]

2. Gerçekçi görünümlü olanları yasaklayanlar (en büyük grup):

Kanada (2022 yasası): Gerçek silahla ayırt edilemeyen replika ve airsoft oyuncakların satışını yasakladı. Gerekçe: "Polis gerçek mi oyuncak mı ayırt edemiyor, trajik sonuçlar oluyor."

İngiltere: Violent Crime Reduction Act ile gerçekçi replika oyuncak silahların satışı, üretimi, ithalatı yasak. Sadece parlak renkli olanlara izin var.

Almanya, Fransa, İtalya: Gerçekçi oyuncaklar için ruhsat istiyor veya tamamen yasak kabul ediyor. [iv]

 3. Çok düşük güç eşiği ile oyuncakları bile "ateşli silah" sayanlar:

Çin: Gazeteyi yırtacak kadar güçle atan oyuncak bile ateşli silah sayılabiliyor, bu yüzden binlerce kişi oyuncak yüzünden hapis cezası aldı. Japonya: Metal parça içeren ve gerçek mermi atabilecek şekilde modifiye edilebilen oyuncak tabancaları toplatıyor- 2024'te 1100+ oyuncağa el kondu.[v]

ABD- yerel yasaklar:

Federal ABD de yasak yok ama New York City 1955'ten beri siyah, mavi, gümüş renkli oyuncak silahları yasaklıyor. Federal olarak da turuncu namlu ucu zorunlu cullmantimes.com

Türkiye'de ise oyuncak silah satışı serbest, ama gerçekçi airsoftlarda turuncu uç zorunluluğu var.

 

“DÜĞÜNLERDE SİLAHA HAYIR!

BUGÜNE KADAR HİÇ KİMSE

HAVAYA SİLAH SIKTI DİYE KAHRAMAN OLMADI!

FAKAT KATİL OLUP HAPSE GİREN ÇOK!

DÜĞÜNLERDE MUTLULUK VE SEVİNÇLERİNİZ BİR BAŞKASININ ÜZÜNTÜSÜ OLMASIN!

SİLAH ATMAK CESARET DEĞİL, SORUMSUZLUKTUR!

DÜĞÜNLERDE SİLAHA HAYIR”!

Dünya ile silahta değil, bilimde kültürde yarışalım

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SON NOTLAR



[i] “Tüfek icad oldu mertlik bozuldu”: Tüfek silah bulundu mertlik bozuldu (Tüfekten önce insanlar kılıçla mertçe savaşırken, silahla ani patlama ile savunmasız insanların aniden öldürülmesi mertliğin bozulduğunu vurgulamakta).

[ii] ntv.com.trtakvim.com.trcdn.tbmm.gov.trcdn.tbmm.gov.tr

[iii] namibian.com.naen.wikipedia.orggeltoynation.com

[iv] asiaone.comgeltoynation.com

[v] thebostoncourier.cominshort.pk4.


Yapılmak İstenen Şey Anayasa'ya Karşı Hiledir

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet UÇUM; sanki üzerine vazifeymiş gibi, 360 milletvekilinin iradesine hükmederek, 16. Nisan. 2028 de erken seçim yapılabileceğini, haddini aşarak beyan etmiştir.

 

Seçimlerin en geç yapılması gereken olağan tarih zaten 7. Mayıs. 2028 dir.

 

Bay Mehmet UÇUMUN haddini aşarak açıkladığı ve adına erken seçim dediği seçimlerin 16. Nisan. 2028 de yapılması halinde, zamanında yapılması gereken seçimden 22 gün önceki bir tarihte yapılacak olan seçime erken bir seçim derseniz, buna kargalar bile güler.

 

Bay Mehmet UÇUM; sanırım Türk Milletini enayi sanıyor, milletle alay ediyor ve çok büyük ayıp işliyor.

 

Allaha şükürler olsun ki; Türk Milleti, zamanından 22 gün önce yapılacak olan bir seçimin erken seçim olmayacağını, bunun ERDOĞAN'ın tekrar aday olabilmesi için Anayasaya karşı hile yapılarak bir yol temizliği olacağını idrak edebilecek kadar akıl ve izan sahibidir.

 

Bay Mehmet UÇUM; bu erken seçim beyanıyla, Türk Milletinin ve seçmeninin aklıyla alay etmiştir.

 

Anayasamıza göre bir kişi peş peşe iki dönem, yani on sene Cumhurbaşkanı olabilir.

 

ERDOĞAN; Yüksek Seçim Kurulunun yardımlarıyla, sistem değişikliğini bahane ederek üçüncü kez aday olmuş ve seçilmiştir. Anayasamızın bir kişiye tanıdığı toplam on yıllık Cumhurbaşkanlığı süresini tamamlamıştır. Bu konuda hiçbir alacağı kalmamıştır.

 

Anayasada yer alan bu hüküm;  Cumhurbaşkanının son döneminde,  Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama dönemi bitmeden seçimlerin yenilenmesine, başka bir tabirle erken seçim yapılmasına karar verirse, daha on yılını tamamlamamış olan Cumhurbaşkanının mağdur edilmemesi için ona tekrar adaylık yolunu açmakta olup, bu madde; neredeyse dönemini sonlandırmakta olan Cumhurbaşkanına, anayasaya arkadan dolanarak, anayasaya karşı hile yapılarak zamanında yapılacak olan seçim tarihinden yirmi gün,  bir ay gibi çok kısa sürelerle öne alınan seçimlerde,   yeniden aday olabilme hakkını vermek amacıyla anayasaya konulmamıştır.

 

Yapılmak istenen şey anayasaya karşı hiledir.

 

Seçimlerin 22 gün gibi çok kısa bir süre için öne alınmak istenmesinde kötü niyetin olduğu, belirlenen seçim tarihinin yanı sıra, bir buçuk sene öncesinden, önümüzdeki günlerde bir erken seçim kararı alınmasının dayatılmak istenmesinden de açıkça anlaşılmaktadır.

 

Bay UÇUM; seçimlerin yenilenmesine Türk Milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin 360 milletvekili oylarıyla karar verecektir, sizin yaptığınız şey, peşinen Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesine ipotek koymaktır. Buna hakkınız ve yetkiniz yoktur.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Cumhurbaşkanının yeniden aday olabilmesi için; meclisin 360 milletvekiliyle yasama döneminin bitiminden çok önceki tarihlerde, önceden öngörülmeyen nedenlerle ve sürpriz bir şekilde erken seçim kararı almaları ve Cumhurbaşkanının anayasanın tanıdığı azami on yıllık Cumhurbaşkanlığı süresini önemli ölçüde kaybetmiş ve adeta mağdur edilmiş olması gerekir. Bu konular, anayasaya karşı hile yapılarak, hakkı olmadığı halde bir kişiye bir dönem daha Cumhurbaşkanı seçilmesi imtiyazını sağlamak amacıyla, önceden planlanarak uygulamaya konulacak basitlikte konular değildir.

 

16. Nisan. 2028 de yapılması önerilen erken seçim kararı, niçin bir buçuk sene önce ve bugünden karar altına alınmak isteniyor?

 

Bunun da sebebi, erken seçim kararının alınabilmesine olanak sağlayan 360 oyun sağlanması için en elverişli koşulların bugün için hazır olması ve ileride bu koşulun kaybedilebilecek olmasından duyulan kuşku ve korkudur.

 

Açılım süreci, APO'ya statü ve adada yapılan konforlu ve müstakil bir konuta geçme hakkının verilmesi hazırlıkları, çerçeve yasada öngörülen PKK militanlarının affedilmeleri gibi havuçlarla kıvama getirilen ve Cumhur İttifakı saflarına çekilen DEM Partinin oylarının, ileri tarihlerde çözüm sürecindeki olası bir olumsuz gelişme nedeniyle kaybedilebilecek olması ihtimali, erken seçim kararının 16. Nisan. 2028 olarak ve bugünden alınmasını, iktidar adına zorunlu kılmaktadır.

 

Son bir soru. Diyelim ki; 16. Nisan. 2028 de bir erken seçim yapılması karar altına alındı. Türk seçmeninin iradesinin, yenide adaylık yolu açılacak olan ERDOĞAN'dan yana tecelli edeceğinin garantisi var mı? bunu hiç düşünmeden ve gündeme getirmeden, ERDOĞAN'a yeniden seçilme hakkının yolunu açalım gayreti içine giren kişilerin, ERDOĞAN'ın yeniden seçilmesi garantisinin var olduğu konusunda, seçmenin bilmediği. bir bildikleri mi var acaba?

 

Tüm bu yaşananları, Türk Milletinin; beyninde ve vicdanlarında doğru bir şekilde değerlendireceklerini umuyorum.

 

18/09/2026

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Adaşlarım yüzünden üçüncü kez öldüm.

 Önce birinci ölümümle ilgili ve bu sitede daha önce de yayınlanan bir yazımdan buraya alıntı yapmak istedim.

 Benden altı yaş büyük köylüm akrabam ve çok sevdiğim değerli bir insan adaşım Cevat Kulaksız’ı Almanya’da 1997 yılında kaybettik. Kendisi uzun yıllar Almanya’da işçi olarak çalıştı.

Adaşıma gelen mektup

Üçüncü Kez Öldüm

 Adaşım Cevat Kulaksız ile o gerek Almanya’da çalışırken gerek Almanya’dan dönüp ölümünden sonra, onunla ilgili ilginç anılarımız oldu. 1970 li yıllarda kendi köyümüz olan Kaman İlçemizin Yelek köyünde öğretmen olarak çalışıyordum. O sıralarda adaşım Cevat Kulaksız Almanya'dan izinli geldi, izin bitince köyden ayrıldı, Ankara’da tanıdık ve yakınların evlerinde de birkaç gün kalırken, benim adıma daha doğrusu zarfın üzerinde “Yelek Köyünde Cevat Kulaksız” yazılı olan bir mektup geldi. Almanya’dan adaşım Cevat Kulaksız’a gelen bu mektubu bana geliyor sanarak aldım merak ve heyecanla mektubu açıp okudum.

Rahmetli adaşım, köyünde kendisini bekleyen eşi ve çocukları varken Almanya’da Beyhan (1) adında bir Türk kadınla dost hayatı yaşarmış. Adaşım Almanya’dan Türkiye’ye izine gelirken bu kadınla tartışıyorlar, kadın, “Almanya’ya gelirken sakın karını falan getirme” diye adaşıma söylüyor.  Rahmetli adaşım öteki hemşerilerine “herhalde dönüşte hanımı getirmek istiyorum” falan laf ediyor ve bu söz, adaşım Türkiye’de izinde iken dostu olan bu Beyhan’ın kulağına ulaşıyor.


Almanya’dan adaşıma Beyhan’dan gelen mektubu bana geliyor sanarak yanlışlıkla alıp okudum. Mektupta, dost hayatı yaşadığı Beyhan öylesine sinirli yazmış ki, “ulan oruspu çocuğu Cevat, beni kandırarak aylarca kullandın gönül eğlendirdin, şimdi de duyuşuma göre karını Almanya’ya getirecekmişsin, sana yapmayacağım yok” gibi tehdit içerikli, küfürlü ifadeler kullanıyor, böyle yazılar yazıyordu. Mektubu böylece okuyunca şok oldum, şaşırdım, utandım adaşım ailesi adına çok üzüldüm.

Adaşıma gönderdiğim mektup dostu Beyhan’ın eline geçiyor.

Adaşıma gelen bu mektubu görünce adaşım adına çok üzüldüm. Hemen izinden köyden ayrılan adaşıma bir mektup yazarak, anımsadığım kadarı ile sevdiğim saydığım adaşıma kardeşçe şöyle ifadelerle bir mektup yazdım: Mektubumda kısaca şunları dedim, sevgili amcaoğlu, köyde seni bekleyen, sana bağlı eşin ve çocukların var. Bak bu kadın sana böyle küfürlü mektup yazıyor, vaz geç bu oruspudan.
Adaşım ve Beyhan birbiri ile dost hayatı yaşadıkları için, birine gelen mektubu o, ona gelen mektubu da adaşım alırmış. İşte böylece istemeden ben de bu işe karışmış oldum. Almanya’da benim yazdığım mektubu alan Beyhan tabi bana kızıyor. Oysa ne ben onu tanırım ne o beni tanır, şimdi bile. Mektubumun Beyhan’ın eline geçeceğini bilemezdim.

Almanya’dan bir gün Beyhan’dan bir mektup geldi, mektupta, “Cavat Efendi, benim oruspu olduğumu neren biliyorsun, tanımadığın kişiye nasıl böyle suçlama yaparsın” diye soruyor ala küfürlü bana da esip yağıyordu yazdıklarında “al başına belayı” derler ya. Aman Tanrım, tanımadığım bir kadından böyle mektup alıyordum. Olayı öteki yakın akrabalarıma anlattım, onlar da “hakketmişsin, sen ne karışıyorsun elin özeline” diyorlardı. Oysa benim amacım akrabama kardeşçe sevdiğim adaşıma yardımcı olmaktı. Vay be kendi kendime şaşırdım kaldım, bu olayla “fazla merhamet maraz doğurur” atasözü ile adeta doğrulanıyordu.  Aradan 50 yıl geçmesine karşın, bu olay hafızamda yerleşti kaldı ve hiç unutamadım.


Aradan bir yıl mı ne geçti, adaşım yine izine geldi, bu mektup düellosunu anlattım, rahmetli adaşım, “istemeden bu işe girmişsin, özür dilerim senin tırnağın olmaz o” falan diyerek olayı kapattık, ama bu bende hüzün veren bir anı olarak kaldı.
Adaşım Cevat’ın bir kızı iki oğlu vardı. Kızı Meryem öğretmen oldu, iki oğlu Kâmil ve Musa şimdilerde Almanya’da yaşıyorlar. Adaşımın eşi Türkan Hanım, yıllarca adaşımı çocuklarını özlemle bekledi, sonra da Ankara’ya (Cebeci’ye) taşındılar. Sonraki yıllarda adaşımın eşi Türkan Hanım da rahmete kavuştu, şimdilerde mezarlıkta yan yana yatmaktalar.
Aradan yıllar geçti, 1996 da emekli oldum, adaşımla irtibatım kesildi. Tam o sıra Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan büyük oğlum C.C.  sınıfta kalıyor biraz sıkıntılı okuyordu. Ankara’da mor sümbüllü bağlarım mı kalıyor, diyerek Ankara’daki evimi kiraya verdim, Antalya’ya oğlumun yanına taşındık.

Adaşım ölünce benim öldüğümü sanmışlar

Antalya’ya taşındığımızdan bir yıl sonra adaşım Cevat Kulaksız’ın 7.6.1997 de rahmete kavuşunca hem köyümüzde hem akrabaların olduğu Kaman ilçesinde camilerde salalar veriliyor, “Yelek’li Cevat Kulaksız’ın vefat etti” şeklinde cami minarelerinden duyuruyorlar. Adaşımın vefat haberini duyanlar benim öldüğümü sanıyorlar telefonla eşime başsağlığı dileklerini iletiyorlardı. Telefona çıkan eşim, “Gülhan, Cevat Bey’in vefatını duyduk, çok üzüldük başın sağ olsun, Allah rahmet eylesin” diyorlar. Eşim Gülhan bunları duyunca kıkır kıkır gülmeye başlıyor. Telefonun karşısındaki de  eşim için “vah vah kocasının ölümüne çok üzülüp Gülhan kafayı bozmuş” diye söyleniyorlar. Telefonun yanında ben olduğum zaman da “vay garip başım” diye söyleniyor kendi kendime gülüyordum.
             Kaman’da oturan eşim Gülhan’ın kardeşleri, akrabaları, “Cevat enişte ölmüş, bir araba tutalım cenazeyi kaldıralım” diyorlar, kendi aralarında toplanıyorlarmış. Gülhan uzun süre telefon edenlere, eşinin “ölmediğini aynı köyden aynı akrabadan adaşı Cevat Kulaksız öldü” günü söylüyor, ortalığı yatıştırıyor. Bu olay bizi epey zaman meşgul etmişti.

Telekom adaşımın telefon parasını bana ödetiyor

Ev telefon faturalarımızı İzmir’de doktor olan oğlum Celil Cüneyt banka talimatı ile ödüyordu. Sanırım 2016 yılı idi.  Oğlum C. Cüneyt ile telefonla konuşurken, “yav sizin telefon paralarınızın benimkinden neden çok fazla geliyor, ne yapıyorsunuz, yurt dışı ile mi konuşuyorsunuz” diyordu. Böyle olmaması gerekir, bir yanlışlık olmalı diye düşündüm T. Telekom’dan araştırmaya başladım.

Adaşım Cevat Kulaksız ölünce, iki oğulları Almanya’da çalışıyorlar, kızı Meryem öğretmen olarak başka yerde çalışmakta, evde rahmetli adaşımın eşi Türkan Hanım tek başına kalıyor.  Uzaklarda Almanya’daki çocukları ile konuştuğu için, yerli telefona göre daha fazla fatura geliyor olmalı. Adaşıma kayıtlı olan telefon her nasılsa faturası birkaç ay ödenemiyor. T. Telekom bilemediğim bir nedenle adaşımın telefon faturasını bana ödetilmeye başlıyor. Oysa rahmetli adaşım Cebeci’de oturuyor, ben de Batıkent’te oturuyorum, bağlı oldukları merkezler farklı. Bakıyorlar ki iki Cevat Kulaksız ikisi de Kamanlı hem de aynı köylü; adaşımın faturaları ödenmeyince benim adıma yönlendiriliyor. Oraya dilekçe buraya dilekçe zorlukla düzelttim. Sanırım banka talimatlı faturalarımızı Oğlum C. Cüneyt birkaç ay ödemiş oluyor.

İkinci ölümüm

2022 yılının Nisan ayı idi. Bir sosyal paylaşım sitesinde rahmetli adaşım Cevat Kulaksız’ın mezar taşı adı yazılı olarak yayınlandı; hemen yanı başında eşi Rahmetli Türkan Hanımın mezar taşı da vardı. Yalnız eşinin mezar taşında sadece -an- kısmı görülüyordu (Türk-an ve Gülh-an şeklinde). Adaşımın çocuklarından biri tarafından mezar taşlarının fotoğrafı çekilip sosyal paylaşım sitesine konulmuştu. Sosyal paylaşım sitesinde benim adımı gören tanıdıklar öldüğümü sanarak başsağlığı için evimizi arar oldular.
Şimdilerde emekli öğretmen olarak Ankara Batıkent’te yaşamını sürdüren meslektaşım ve adaşımın kızı Meryem Şahin, aynı paylaşım sitesinde aşağıdaki buruk ifadeleri ile duygularını yansıtıyordu:

“Yıllar geçse de özlemleri hep sürüyor, Allah rahmet eylesin güzel, fedakâr annem yıllarca gurbet yolu bekledi durdu. Bizlerin peşinde hem anne hem baba oldu. Babam yıllarca ayrıydı bir Almancı klasiği. Uzakta olsa varlığını bilmek yetiyor insana. Almanya deyince hep içim burkulur, ayrılıklar gelir aklıma. Ailelerin birbirlerinden ayrılıkları gelir. Kimi gidenler parasal açıdan kazandılar, kimi eh işte. Ama yine de hep kaybettik gibi gelir bana, gurbette sevdiklerimizden uzak yıllar, bayramlar, paylaşılamayan sevinçler, üzüntüler. Kendilerini nereye koyacaklarını bilemeyen bizde Almancılar, orda işçi Türker. Söyleyecek çok şey var, yüreğimizde acılarımız, özlemlerimiz... Şimdi toprağın kucağında hasret bitti yan yana yatıyorlar. Nur içinde uyusunlar, mekanları cennet olsun”.

1965-67 lerde Ağrı-Diyadin Sürmelikoç köyünde öğrencim, daha sonra meslektaşım olan M. Sıddık Kaya da sosyal paylaşım sitesinde adım yazılı mezar taşını görünce, “ben de sizi zannettim, ama tarihleri uymuyor” diye mesaj atıyordu.
Kısaca rahmetli adaşım yüzünden, hem de iki kez, böylesine öldüğüm sanıldı. Yaşam yokuşumuzda böyle anıları da yaşamış olduk.


Üçüncü kez ölüşüm

 

Türkiye’de aynı adı taşıyan milyonlarca kişi var. Benimle aynı adı, hem de aynı mesleği taşın Cevat Kulaksız olarak adaşlarımdan dolayı başıma ilginç olaylar geldi.

Ankara Batıkent’te üçüncü ölüşüm de adaşım hem de meslektaşım başka bir Cevat Kulaksız yüzünden oldu. Cep telefonumdan bir konuyu araştırırken bir sitede benim adımın yazılı olduğu ve benim öldüğümü belirten bir yazıyı okuyunca şaşırdım. “Allah Allah nasıl öldüm ki diye şaşırıp söylenmeye başladım. İnternetten okuduğum ve benim için yazılanlar şöyle idi:

“Haber Güncel ve dunya 48 gibi İnternet gazetelerinde köşe yazarlığı yapan araştırmacı yazar ve emekli öğretmen Cevat Kulaksız 16 Ağustos 2026 tarihinde vefat etmiştir.

Konya Kadınhanı 1959 doğumlu olan ve Ankara’da yaşayan Kulaksız’ın ilgili öne çıkan detaylar: 16 Ağustos 2026 Pazar günü hayatını kaybeden ve Konya Yazır köyünde toprağa verildi”.

Yukarıda anlatılanlar benim yaşantımla ilgili olup benim öldüğüm açıkça anlatılınca çok şaşırdım, kendi kendime kendimi bir yokladım, öldüm mü sağ mıyım diye şüphelendim.

Sonradan anladım ki ölen gerçek Cevat Kulaksız Konya’lı adaşım emekli Öğretmen Cevat Kulaksız imiş. Ben ise, Kırşehir İli Kaman İlçesi Yelek köyünden ve emekli Öğretmen Cevat Kulaksız idim. Yukarıdaki anlatılan bendim, “Haber Güncel ve dunya 48 gibi İnternet gazetelerinde köşe yazarlığı yapan araştırmacı yazar ve emekli öğretmen” nitelemesi bana aitti. Kendi kendime tövbe tövbe diyerek kendi kendime sevindim.

Bilmiyorum böylesine üç kez ölen başka biri var mı ki diye kendi kendime söylenir dururum.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Son notlar

(1) Rahatsız ederim endişesi ile gerçek adını vermiyorum, Beyhan uydurma bir ad

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget