31 Mart günü sandıkta neler yaşandığını sizlere tek tek anlattım. Siz de eşinizle, dostunuzla, komşunuzla, haksızlığa uğramış 16 Milyon İstanbullu hemşehrimle lütfen paylaşın. Paylaşın ki bilsinler; bu kez oylarını demokrasi ve adalet için de versinler.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, "Başkanın meclisi fesih yetkisi olduğunu kanıtlayın istifa ederim" sözleri sonrasında CHP'li Özgür Özel canlı yayında mecliste oylanan meclisteki kitapçıkla Başkanlığın meclisi fesih yetkisini kanıtladı. İsmail Küçükkaya, CHP'li Özel'e "Ama lütfen bakın o kadar dikkatli net konuşun ki, çünkü bunun sonucunda Cumhurbaşkanı'mız istifa etmek zorunda kalabilir veya sizin Genel Başkanı'nız istifa etmek zorunda kalabilir" dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, sosyal medya hesabından yaptığı canlı yayında, referanduma neden hayır oyu vereceğini maddeleriyle açıkladı. Binlerce kez tıklanan videoda CHP’li Erdem, “evet” oyu verecek olan vatandaşları da gerekçelerini açıklamaya davet etti.
Sosyal medyada Anayasa değişikliğine ilişkin tartışmalar devam ediyor. Facebook hesabında yaptığı canlı yayında, bu süreçte ilginç bir durumla karşı karşıya kalındığını belirten CHP’li Erdem, “Bir tarafta neye ‘hayır’ dediğini söyleyenlerle diğer taraftan neye evet dediğini söyleyemeyenler arasında devam eden bir süreç işliyor. Bu süreç ne yazık ki bugünkü iktidar eliyle bir kutuplaşma yaratarak biçimlendirilmeye çalışılıyor.” diyerek kendi gerekçelerini anlattı.
“BU BİR PARTİ SEÇİMİ DEĞİL, REJİM DEĞİŞİKLİĞİ SEÇİMİDİR!”
Bu seçimin bir parti seçimi olmadığını belirten Erdem, “Bu seçimde biz AKP, CHP, MHP ve HDP’yi oylamayacağız. Bu bir parti seçimi değil, rejim değişikliği seçimidir.” dediği videoda, Meclis’ten geçen metinde yer alan maddeleri açıkladı:
“Birincisi, TBMM bütçe dahi yapamayacak. Meclisin bütün yetkileri elinden alınıyor ve bu yapıldığı halde vekil sayısı 550’den 600’e çıkarılıyor. Zaten yetkisi olmayan Meclis’in vekil sayısı artırılarak bütçemize ve halkımıza ekstra maliyet getiriliyor.”
“BAŞKAN İSTERSE ÖMÜR BOYU BAŞKANLIK KOLTUĞUNDA KALABİLİR”
“Diğer taraftan bu paket geçerse –ki geçmeyecek– başkan Meclis’i feshetme yetkisine sahip olacak. Şimdi başkan olacak kişi –bu kişi Erdoğan olmayabilir, biz Erdoğan özelinde konuşmuyoruz- Meclis’i feshederse kendisi de feshedilecek, deniyor. Bu başkana yarar sağlamaktadır; çünkü başkan bu metne göre iki dönem başkanlık yapabilecek. Ancak 5 yılı dolmadan 4. yılında bu meclisi feshederse o dönem başkanlık yapmamış sayılacak ve iki dönem hakkı baki olacak. Bir kişi sürekli orada kalmak istiyorsa 4 veya 4,5 yılda bir meclisi fesheder ve ölene kadar orada kalabilme hakkına sahip olur.”
“BAŞKANI DENETLEMEK FİİLİ OLARAK İMKANSIZ HALE GELECEK!”
“Bir diğer konu ise diyelim ki başkan bir suç işledi. Deniliyor ya, ‘cumhurbaşkanı vatana ihanetten yargılanıyor ama bu anayasa metnine göre başkan her şeyden yargılanabilecek’. Bu metne göre başkanın yargılanması için 400 vekil gerekecek. Bu 400 vekilin bulunması fiiliyatta mümkün müdür, değildir. Velev ki bulundu, işte o zaman da başkanın meclisi feshetme yetkisi devreye girecek. Yani 400 vekil çıkar ‘biz senin yargılanması istiyoruz’ derlerse, başkan ‘iyi ben de meclisi feshediyorum’ diyebilecek. Başkan denetlenme noktasında olağanüstü yetkilere sahip. Diyelim ki 400 vekil bulundu, başkan da meclisi feshetmedi. Başkan nerede yargılanacak: Anayasa Mahkemesi’nde. Peki, bu mahkemenin 15 üyesinin 12’sini kim seçecek? Başkan seçecek. Dolayısıyla kendi seçtiği hâkimler tarafından yargılanacak. Bu sistemde adalet hiçbir zaman tecelli etmez. Bu sistem başkanı denetlenemez olağanüstü bir yere koyuyor. Diğer taraftan, HSYK fiilen bitmiş olacak. Yargı tamamen derdest edilecek. Başkanın seçtiği kişiler tarafından yargı sistemi alabora edilecek. Başkanın ülkeyi federasyon ve eyaletlere ayırma yetkisi olacak. Bu yetkiyi istediği an kullanma imkânı olacak.” “MİLLET MECLİSİ DEĞİL, TÜRKİYE BÜYÜK BAŞKAN MECLİSİ’YLE KARŞI KARŞIYA KALACAĞIZ!”
“OHAL yetkisi bakanlar kurulundan başkana devredilecek. Başkan istediği zaman OHAL ilan edebilecek. Eğer işler kötüye gidiyorsa, eğer seçim tehlikesi varsa, eğer memlekette durum iyi değilse, OHAL ilan edecek ve seçim yapılmasını engelleme imkânlarına sahip çıkacak. Başkan yasama, yürüme ve yargının başı olacak.
Başkan ayrıca mensubu olduğu partinin milletvekillerini belirleyebilecek. Dolayısıyla vekiller başkanını gözüne girebilmek niyetiyle siyaset yapacaklar. Zaten içi boşaltılmış ve bütçe dahi yapamaz hale gelmiş Meclis başkanın fiili olarak müdahale ettiği bir yapı olacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi değil, Türkiye Büyük Başkan Meclisi gibi hareket edecek. Biz millet meclisi olarak kalmalı ve vekilleri önseçimle halk belirlemeli diyoruz.”
“İSTENİRSE BAŞKANLIK BABADAN OĞULA GEÇEBİLECEK!”
“Aynı zamanda başkan ‘başkanlık kararnameleri’ yayınlayacak ve bu kararnameler Meclis tarafından onaylanmayacak. Şöyle yanlış bir bilgi dolaştırılıyor: OHAL dönemlerinde KHK’lar çıkıyor, Meclis’ten geçerse kanunlaşıyor. Başkanlık kararnamelerinin hiçbiri Meclis’in denetimine tabi değil, Anayasa Mahkemesi denetimine tabi. Anayasa Mahkemesi üyelerini başkan seçiyor. Başkan tarafından atanmış birinin kararnamelere itiraz etme şansı var mı yok.
En önemli maddelerden biri, başkanlık babandan oğula geçiyor. Başkan diyelim yurtdışı ziyaretine gitti, ziyaret esnasında kaza oldu ve hakkın rahmetine kavuştu. Gitmeden önce yerine oğlunu atadı ki böyle bir yetkisi var. Bu durumda oğlu onun yerine fiili olarak başkanlığa devam ediyor, isterse Meclis’i feshediyor, Anayasa Mahkemesi üyelerini atayabiliyor, bütçe yapıyor, istihbaratı yönetiyor. Kim peki onun oğlu, seçilmiş biri mi, değil. O kişi isterse ömür boyu başkan olarak kalabilir. Çıkarır bir OHAL kararnamesi, Meclisi fesheder, OHAL koşullarında bütün TV’leri kapatır, medyayı kontrol eder, medya patronlarına baskı yapar, kendisini bir şekilde benimsetme yolunu seçer ve kendini başkan yapar. Kararname çıkarırsa tüm bu yetkilere sahip.”
“YÜZDE YÜZ’ÜN İRADESİ YÜZDE 51’İN İRADESİYLE YOK SAYILACAK!”
“TBMM çoğunluğu olan parti bu metne göre hükûmet kuramayacak. Diyelim ki başkan olan kişinin partisi barajı aşamadı. Halk dedi ki ‘biz seni başkan seçeriz ama partini sevmiyoruz’. Bu durumda diyelim ki parlamentoya beş tane parti girdi ki bunlar halkın %100’ünü temsil ediyor. Başkan da %51’le geldi. Şimdi halkın yüzde yüzünü temsil eden parlamento hükûmet kuramayacak ama yüzde 50’lerle seçilen kişi hükûmet kurma yetkisine sahip olacak. Esas çift başlılık böyle ortaya çıkacak. Partiler ‘biz anlaştık uzlaştık ve Türkiye’yi biz yönetmek istiyoruz’ dese de buna güçleri yetmeyecek. Yüzde yüzün iradesi %50’nin iradesiyle yok sayılacak.”
“BAŞBAKAN DÖRT SİYASİ PARTİ LİDERİYLE BİR TV KANALINDA REFERANDUMU TARTIŞSIN…”
Sosyal medyada ‘şu şöyle bu böyle dediği için evet diyorum’ deniyor. Ben biri hayır dediği için hayır demiyorum. Bu metni okudum ve bu metnin içinde gördüğüm bu tehlikeler nedeniyle hayır diyorum. Meseleleri idrak etme derdi olan herkes böyle yapmalıdır. Evet de dese hayır da dese okuyup tahlil edip tespit yapacaktır. Ben bugüne kadar hiç yapılmadığı için bir vatandaşımızın, bir siyasetçinin, sanatçının veya futbolcunun neden evet dediğini, hangi maddeye bunu dayandırdığını merak ediyorum. Şu ana kadar çıkıp kimse bir şey açıklamadı. Başbakan bile bunu açıklayamadı. Sayın Başbakan isterse, CHP, MHP ve HDP lideri çıkıp bir kanalda bunu tartışsınlar. İddia ediyorum, bu durumda başbakan bile hayır demek durumunda kalacaktır.”
CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin İstiklal Madalyası’yla onurlandırılmış bir istiklal gazisinin oğlu olarak, babamın helalliğini kazanabilmek için burada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum” dedi.
Baykal'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:
Günlük siyaset için değil Türkiye’ye sahip çıkmak için geldim. Bu sana mı düşer derseniz, hepimize düşer, evet bana da düşer. Buraya, seçilerek gelmiş siz milletvekilleri gibi ben de bütün siyasi ömrümü geçirmiş bir kişi olarak milletime karşı bu noktada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Ayrıca TBMM’nin İstiklal madalyası ile onurlandırılmış bir İstiklal gazisinin oğlu olarak, babamın helalliğini kazanmak için burada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Belki böyle bir şans bir daha nasip olmayacaktır.
Bu proje acele, telaşla hazırlanmış hukuki ve siyasi olgunlaşmaktan uzak bir sipariş projedir. Milletin egemenliğini temel alan bir asırlık siyasi geleneğini tahrip edecek, milli siyasi kültürümüzü çökertecek egemenliğin yerine şahıs hegomonyasını inşa edecek bu tasarı önümüzde devam edecek. Bu tasarıyı ele almadan önce dikkatinizi çekmek istediğim üç nokta var.
Birincisi bundan Türk halkının haberi yok. Devletimizin en temel dayanaklarıyla oynayan böyle bir tasarıdan milletin haberi olmadan komisyonlarda görüşme durumunda kalıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, 80 milyonun kaderiyle ilgili bu tasarı hakkında araştırmalar gösteriyor ki milletimiz hiç bilgilendirilmemiştir. Konunun hiçbir kesimle müzakere edilmediği ortada. Üniversitelerin, hukuk fakültelerinin, baroların, esnaf kuruluşlarının, milletin haberi yoktur. Milleti haberdar etmeden, uyarmadan işi olup bittiye getirme çabası vardır. Daha önce, iktidar, çözüm süreci diye PKK ile anlaşmanın halka izah edilip kabul edilmesi için çırpınıyordu.
Akil adamları seferber etmişti. Söyler misiniz anayasa değişikliğini millete anlatmak için en ufak çaba sergiliyor musunuz? Bizim anlatmamıza niye izin vermiyorsunuz? Meclis TV kapatılmış, böylesine önemli bir konu konuşulurken milletin haber alma hakkında müdahale anlamına gelmez mi? Milletin gözü önünde bu tartışmayı yapmaktan niye kaçınırsınız? 20 dakika içinde konuşup projenin iç yüzünü anlaşılmadan olup bittiye işi getirme çabası var. Bunu söylememek iyi niyet değil. Bu doğru değildir. Sizin tasarınıza güvenemediğinizi gösterir. Bu telaş niye?
Milletvekillerini boş kağıda imza attırıp, milletin öğrenmesine izin vermeden anayasayı değiştiremezsiniz. Bu işler böyle olmaz. Olmaması gerektiğini siz de bilirsiniz çünkü. Öyle yapmak zorunda kaldıysanız bu işte bir çapan oğlu var. Gümrükten mal mı kaçıyorsunuz? Birileri size “bitirin bu işi” dediği için yapıyorsanız, “Size saygı duyarız, millete ve Meclis’e daha çok saygı duyarız” demeniz gerekiyordu. Bunu söylemenizi beklerdik. Milletin arkasından talimatla oyun çevirmek kimseye yakışmaz.
Bu tasarıyı OHAL içinde konuşuyoruz. OHAL’i üçüncü kez yeni uzattık. OHAL anayasaya aykırı bir şekilde sürdürülüyor. KHK’larla yargı yetkileri ne zaman ve nasıl denetim altına alınacağı belirsiz. 163 general tutuklu, 150 yüksek yargıç tutuklu. 2 bin 194 hâkim ve savcı tutuklu 6296 subay tutuklu, 50 bin kamu personeli soruşturuluyor. 230 şirkete kayyum atandı. Her yeni KHK ile yüzlerce kişinin işine son veriliyor.
Ekonomi alarm veriyor. Suikast timleri onlara kol kanat geren mülteci hemşehri kolonileri ile birlikte kentlerimizde yuvalanmış. Güvenlik krizi sizi muhalefet liderlerine zırhlı araba teklif etme noktasına getirmiş. Allah aşkına bu ortamda, OHAL rejimi altında anayasa değişikliğini nasıl oluyor da aklınızdan geçiriyorsunuz? Millet can derdinde, birileri et derdinde. Millet ülkenin her yerinde acı ve matem içinde. Yasını tutmaya çalışan insanlara “Hadi koş bana oy ver” diyeceksiniz. OHAL ortamında ayıplı mal satmaya çalışan tüccara benziyor.
OHAL altında anayasayı görüşmeye başladık bile. Başbakanın saygınlığına ağır bir darbe vurmuştur bu. Hükümetin de ötesinden kaynaklanan bu acelecilik ve dayatmanın OHAL filan dinlemem diyen o anlayışın altında yatan halkın bilgilenmesinden duyulan telaş ve korkudur. Basın baskı altında. 147 gazeteci tutuklu. Televizyonlar sindirilmiş, dışarıda OHAL Meclis’te sıkıyönetim.
Milletin haberi yok, OHAL altında anayasa değiştiriyoruz ve ilk kez Türkiye’de uzlaşma olmadan hayata geçirilmek isteniyor. 18’inci anayasa değişikliği paketini görüşüyoruz. 17’si de uzlaşma ile geçmiştir. 17’si de mutabakata geçmiştir. Ama şimdi ilk kez milleti ikiye bölecek bir temelli anayasa zorlamasına davetiye çıkarıyorlar. Bugün her zamankinden çok daha fazla uzlaşmaya ihtiyacımız var. Türkiye’nin bir milli devlet olarak yönelik olarak dış kaynaklı komplolar, öte yanda iktidarın izlediği yanlış iç ve dış politikaların oluşturduğu bir tehdit ortamıyla karşı karışıyayız. Bu ortamda yeni bir rejim değişikliğini tahrik etmenin, Türkiye’yi kamplaştıracak değişikliği akıl ve sağduyu ile açıklamak mümkün olabilir mi?
Bu anayasanın temellerini egemenlik anlayışını ana kurumların konumunu ve ilişkilerini olmadığı kadar allak bullak edecek bir proje. Türkiye’de anayasanın temelinde milli egemenlik anlayışı ve Meclis’in üstünlüğü var. Bu tasarı milli egemenliği tahrip edecek. Meclis’in üstünlüğü ortadan kaldıracak. Eşit bile olmayacak. Milli egemenlik ortadan kaldırılacak. Meclis olarak çalışıyoruz burada, buranın arkasında millet var. Milli irade var. Her siyasi görüşten parti varız, her kimlikten her inançtan, her mezhepten insanlarız. Türkiye’de böyle. Onun için bütün organların üzerinde olmak durumunda. İlk kez bir seçim yapacağız, yüzde 51 ile bir cumhurbaşkanı seçeceğiz, seçeceğimiz cumhurbaşkanı bu milleti temsil eden organı elinden alacak. Bunun bir benzeri var mı?
Ne bu telaş? Bir acele var. Bir işi bağlama gayreti var, bir fırsat çıktı, derhal bitirelim var. Getirilen cumhurbaşkanı sadece bildiğimiz cumhurbaşkanı olmayacak. Hiçbir demokratik ülkede olmayan iktidar partisinin genel başkanı olacak. Herkesin pek üzerinde durmadığı en temel yanlış, cumhurbaşkanının Meclis’teki iktidar partisinin aynı zamanda genel başkanı olması. Bundan daha büyük bir hata olamaz. Yasama ile yürütmeyi iç içe geçirmek demektir. Cumhurbaşkanı, tüm Türkiye’nin temsilcisi olması gereken kişi grup toplantısına katılacak, MYK toplantısına katılacak. O partinin çıkarlarını savunacak, takip edecek. Cumhurbaşkanı AKP genel başkanı olacak, AKP genel başkanı da yargıyı belirleyecek. AYM’yi belirleyecek, HSYK’yı belirleyecek. Sağduyumuzu mu kaybettik? Bir siyasi parti genel başkanına AYM üyelerini belirleme hakkı verilebilir mi?
Bu hiçbir şekilde kabul edilebilir değil. Kimi aldatıyoruz? Parti genel başkanı tarafsız olarak yemin edecek. Aynı kişi Cumhurbaşkanı köşkünde tarafsız olacak, parti genel merkezinde AKP’li olacak, başbakanlıkta başbakanlık yapacak. Bu parti devletini oluşturmak demek. Siyaseti devletin temeline sokmak demek. Türkiye ilk başkanlarının, valililerin ilk başkanı olduğu 1930’larda bugün geldiğimiz noktaya geldik.
12 TEMMUZ BİLDİRİSİNİ HATIRLATTI
Bu sürecin en kritik aşamasında 1947 12 Temmuz bildirisi vardır. İsmet İnönü Cumhurbaşkanı konumundayken partiler üstü bir Cumhurbaşkanı olmaya gayret göstermiştir. Adil davranmaya çalışmıştır, bu hukuki durum değişmiştir. İnönü’nün çabasıyla. Şimdi biz tarafsız diye tarif edilen Cumhurbaşkanını parti genel başkanı yapmaya çalışıyoruz. Nereye gidiyorsunuz arkadaşlar?
"BU YETKİYE ESAD SAHİP DEĞİLDİR"
Cumhurbaşkanı tek başına Meclis'i feshetme yetkisine sahiptir. Bu yetkiye Esad sahip değildir. Yüzde 50 yüzde yüzü feshedemez. Biz, hiç gerekçe bile göstermeden feshedeceğiz. Kim kimi feshediyor? Yüzde 51, yüzde 100’ü feshediyor. TBMM, kendini normal bir siyasi irade sergileyerek pes etmek durumunda değil. İlla 360’ı alacak. Cumhurbaşkanı AYM’nin 15 üyesini cumhurbaşkanı şapkasıyla atayacak, 3 tanesi de iktidarın genel başkanı sıfatıyla buradaki oylamalarla belirleyecek.
AYM’yi ne hale getiriyoruz? HSYK’yı aynı şekilde Adalet Bakanı doğrudan atıyor, beş üyeyi yine kendisi atıyor. Geriye kalan azınlığı da Meclis seçiyor. Nasıl seçiyor? İktidar partisinin başkanlığı konumuna gelmiş Cumhurbaşkanın talimatlarıyla seçiyor. Yardımcıların milletvekili olması zorunlu değil.
Güven oyu yok. Cumhurbaşkanı kimseden güven oyu almadan kabine kuracak. Kabine yüzde 50 ile başkanın iradesiyle oluşacak. Yüzde 50 ile oluşan irade, yüzde 100 ile oluşan Meclis’i feshedebilecek. OHAL KHK’sı çıkarma yetkisine sahip. OHAL ilan etme hakkına sahip.
Anayasayı değiştirme yetkisini veriyoruz. Farkında mısınız Allah aşkına? En küçük bir tereddütünüz olmasın. AYM’nin kararı var. OHAL KHK’sıyla ilgili anayasaya aykırılık iddialarını ben dinlemem diyor. OHAL’i kimseye bilgi vermeden, yetki almadan, tek başına ilan eden kişi o KHK’yı da yürülüğe koyar.
Peki bu kadar büyük yetkiler kullanan birisi denetlenebilir mi? Gensoru yok, güven oyu yok, Meclis soruşturması yok. Denetleme mantığı Cumhurbaşkanı dahil, bakanlar dahil, cumhurbaşkanı yardımcıları dahil ortada bir suç varsa verirsiniz mahkemeye anlayışıdır. O var sadece, onu söylüyorum. Denetleme daha geniş bir olay. İlla bir cezai suç ihlali olması değil. Suç varsa ver mahkemeye diyor. Nasıl vereceğiz? Suçun olduğunu iddia edenlerin yapması gereken şey önce 300 üyeyi bulup teklif etmek. Daha sonra komisyona sevk kararı çıkarmak, 400 oyu bulup sevk etmek.
Bir denetleme imkanı getirmenin ülke için bir yararı yok mu? Bir suç varsa, bulursun 400’ü mahkemeye verirsiniz mantığı. Peki mahkemeye veririz bizi kim yargılar? Benim tayin ettiğim AYM üyeleri. 3’ünü de dolaylı oraya getireceğim. Bütün bunlar, bu düzenlemenin hangi anlayışla yapıldığını gösteriyor. Biz bunu, istikrarı sağlamak için yapıyoruz diyor. Allah aşkına istikrar sağlamaya gerek mi var. Tek başına hükümetsiniz, istediğinizi yapıyorsunuz. Efendim, bugün değil, gelecekte istikrarsızlık ihtimali var. Bugünden telaşla milleti bilgilendirmeden OHAL altında Meclis’in etrafını polislerle kuşatarak bir anca bunu geçirmeye çalışıyoruz diyorlar.
İstikrar diye bir problem var da, istikrar nereden kaynaklanıyor? Türkiye kan gövdeyi götürüyor. Bunun altında bir anayasal kriz yok.
İstikrar, genel olarak söyleniyor, hiçbir inandırıcı tarafı yok. İktidar, geride bıraktığımız 15 yıl içinde ülkeyi daha da karmaşık ortama sürekledi. Bunun altında hiçbir anayasal gerekçe yoktur, bu sadece iktidarın yanlış politikaları yüzündedir. Yanlış bir Suriye, terör politikalar izledeniz, Türkiye ödüyor. FETÖ konusunda ülke allak bullak. Türkiye’nin sorunu anayasa sorunu değil, ülkeyi yönetenlerin hata yapmasına imkan vermeyecek bir düzenleme yetkisi hiçbir anayasada bulunamamıştır. Hiçbir anayasada siyasetçi hatasını bertaraf edecek bir taraf yoktur.
Bu tasarı önümüzde. Ben, inanıyorum ki bu tasarı geçerse Türkiye çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacak. Milletin haklarını maalesef bir tek kişiye emanet etme konumundayız. Böyle bir tablo içinde dikkat etmemiz gereken konu, sorumluluğumuzun ne kadar yüksek olduğudur. Bu büyük yanlışı önleyebilecek TBMM’dir. Hepimiz bu sorumlulukla karşı karşıyayız.
TBMM sorumluluk duygusuna yakışır şekilde “Bu yanlıştır” diyebilmek. Bunun söylenmesi Türkiye için de yararlıdır. Bu proje muhalefete karşı değil, AKP iktidarına karşıdır. Bu Başbakanlığı ortadan kaldırıyor. E iktidar çatışması var. Dünyanın hiçbir yerinde yok, burada mı var? “Aklımdan geçen projeyi hemen yapmalıyım.” E başbakanlığı verdik, AKP genel başkanlığını niye alıyorsunuz? Milletvekillerini sen yazacaksın, senin imzanla milletvekili listesi YSK’ya teslim edilecek. Olacak şey değil. Yüzde 100’ün elindeki iktidarın bir kısmını Meclis’in içinden ve bir kısmı da doğrudan düzenlemelerle götürmektir. Buna izin vermeyelim, Türkiye büyük sıkıntılar içine girer.
TBMM’de reddedilirse, Türkiye’nin ufku açılır. Türkiye çok rahatlayacaktır. Siz rahatlayacaksınız.
"ARINÇ'IN KATKISIYLA 1 SAAT KONUŞTUM"
Böyle önemli bir konu konuşulurken sayın başkanın ya da yönetimin hassasiyeti… Yani, 1 Mart tezkeresini konuşurken o zamanki Meclis başkanımız gene 20 dakikaydı. Dedi ki bir 20 dakika daha. Ben bitiremedim 40 dakikada. Türkiye’de devletin temel sorunlarını konuşuyoruz, bir 20 dakika daha vermişti. Bülent Arınç’ın katkısıyla 1 saat konuştum. Türkiye’de devletin temellerini sarsacak olan bir tasarıyı görüşürken…
Yine peşkeş, yine talan, bunların yerli ve milli sloganı koca bir yalan..
CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu: Muhalefet on saniye daha çok konuşacak diye torba kanunu getiriyorlar. Demokrasiyi de hukuku da adaleti de torbaya koydular; bir gün de sizi torbaya koyarlar.
İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Türkiye, İran ve Rusya'nın ortaklaşa imzaladığı Moskova Deklerasyonu'nun ardından Meclis Genel Kurulu'nda AKP iktidarına sert sözlerle yüklendi. Zalim Esed'den Kardeşim Esad'a yeniden bir dönüş yapıldığını ifade eden Erdem, deklerasyonun AKP iktidarının dış politikasının çöküş patenti olduğunu belirtti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun TBMM'de görüşülmekte olan 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı hakkındaki konuşması.... Kemal Kılıçdaroğlu 2017 Yılı Bütçe Konuşması
Eren Erdem, TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada “İsviçre bankalarında milyar dolarları bulunanlar döviz bozdurun” diyen CHP’li Erdem’e AKP sıralarından tepkiler yükseldi. CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada döviz bozdurun çağrılarına sert yanıt verdi. “İsviçre bankalarında milyar dolarları bulunanlar döviz bozdurun” diyen CHP’li Erdem’e AKP sıralarından tepkiler yükseldi. ERDEM: YOKSULLUKTAN BORÇTAN BİTMİŞ HALKA ‘DÖVİZ BOZDURUN’ DİYORLAR!
Siyasi yanlışlar nedeniyle doların 3,50 TL’yi geçtiğini anımsatan Erdem, “Ekonomi adına vahim bir durumun da içerisindeyiz. Dolar az önce 3,50 bandını geçti. Burada birçok insan da bunu takip ediyor çünkü bu, çok büyük bir negatif etki yaratıyor. 1999-2000 dönemindeki kriz kadar derinlikli bir sorun yaratmıyor belki ama daha ileriye dönük olarak kalıcı birtakım hasarların oluşmasına neden oluyor. Şimdi ‘döviz bozdur’ diye bir kampanya başladı sosyal medyada. ‘Hashtag’ler açıldı. Neymiş, ‘vatandaş gitsin döviz bozdursun’muş. Dövizi 3,5 bandından 3 lira bandına indirecek kadar, bizim vatandaşımızın döviz rezervi olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine, bizim vatandaşımızın ortalama kredi kartı borcu 3.700 TL bandında. Bizim vatandaşımız zor geçiniyor. Asgari ücret kur farkı yüzünden 71 dolar azalmış. Türkiye’de yoksulluk derinleşmiş.” dedi.
"İSVİÇRE BANKALARINDA MİLYARLARI OLANLAR DÖVİZ BOZDURSUNLAR!"
“Ben şöyle bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Gelin arkadaşlar, bu dövizleri İsviçre bankalarında paraları olan arkadaşlarım bozdursunlar. Onlar bozdururlarsa biz o kuru emin olun 2,5 bandına indirebiliriz. Gerçekten de, şu anda İsviçre bankalarında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, ekseriyetle bunların kimler olduğunu da biliyorsunuzdur, onların paralarını bozdurduğumuz takdirde dolar kuru 2,60 zeminine inebiliyor. Niye sürekli vatandaş elini cebine atıyor? Biraz da bu işin başına çekenler elini cebine atsın. Gelin, şu ihale zengini edip vergi borcunu sıfırladığınız firmaların sahipleri dolarlarını bozdursunlar. Bunlar bozdurduğu zaman esas ekonomiye katkı sunacaklar. Madem millî ekonomiden yanalar, madem bu ülkenin kalkınmasından yanalar; bozdursunlar. Vallahi, benim dövizim, dolarım yok. Benim, hiçbir birikmiş mevduatım da yok ama ben çok iyi biliyorum ki siyasetle uğraşıp bu işten milyonlarca, milyarlarca dolar bir yerlerde biriktirmiş insanlar var; bunlar bozdururlarsa sorun biter.”
"KEMER SIKMA POLİTİKALARINA SARAY’IN GİDERLERİNDEN BAŞLAYALIM!"
Bütçeden Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na ayrılmış ödenekleri okuyan CHP’li Erdem, “Yahut da, gelin kemer sıkma politikaları uygulayalım. Peki, nerden başlayacağız? Klişeleri çok sevmiyorum fakat bizim Sayın Cumhurbaşkanımızın örtülü ödeneği 150 milyon TL; bunu düşürelim. Böyle zor bir dönemde 150 milyon TL çok para. Saray’ın su gideri 3 milyon TL, bunu düşürelim. Dolar almış başını gidiyor, ne gerek bu kadar israf yapmaya. Isıtma gideri 3 milyon TL, kiralık araç giderleri 8 milyon TL… Bugün Hz. Ömer yaşasaydı -muhtemelen Saray’da yaşamazdı ama velev ki yaşasaydı- orada şu anda mum yakardı. Elektrik giderleri 9 milyon 672 bin TL. Buralardan kısalım, vatandaşa ‘Gelin, döviz bozdurun.’ çağrısı yapmayalım. Yok arkadaşlar, vatandaşın yastığının altında hiçbir şey kalmadı, emin olun yok. O yüzden, benim tavsiyem, bu anlaşmalara ekonomiyi entegre etmek yerine, üretimi ve teknolojik enerji üretimini sağlayacak Türkiye’yi emperyal güçlere teslim etmeyecek bir zemin oluşturalım. Enerji Bakanımızı da buraya davet edelim, öyle konuşalım diyorum.” dedi.
CHP Sözcüsü Böke, Cumhuriyet yazarları ve yöneticilerine 'FETÖ' suçlaması yönelten savcının FETÖ üyeliğinden yargılandığını söyleyerek "Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz" dedi.
CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke, Cumhuriyet'e yapılan operasyonu "AKP-FETÖ kardeşliğinin ortak operasyonudur. Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz.
CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke, MYK toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.
CHP'li Böke özetle şöyle dedi:
AKP'nin faşizmi Cumhuriyet'e sistematik ve açıktan saldırıyı devam ettiriyor. Tek adam diktasını resmileştirerek için trajedi ortaya koyuyorlar.
Bu faşizm hayatımızda somut biçimde karşımıza çıkıyor. Bütün demokratlar, Cumhuriyet sevdalıları hep bir arada buna hayır denmesi kararlılığını ifade ediyorlar. Bu ihtiyaç her geçen gün daha kararlı biçimde ortaya çıkıyor.
"KİMSE YAPTIKLARI YANINA KALACAK SANMASIN"
AKP bu faşizmi tahkim etmek için attığı her adım irademizi güçlendiriyor.
Hiç kimse bu saldırılarla Cumhuriyet ve demokrasiyi teslim alacağını sanmasın. Biz Cumhuriyeti de demokrasiyi de teslim etmeyeceğiz. Hiç birimiz geri adım atmayacağız Kimse bu yaptıklarının yanına kalacağını sanmasın. Demokrasimize yapılan saldırıların hesabını verecekler.
"CUMHURİYET KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR"
AKP faşizmi gözünü açıkça Cumhuriyet'e dikti.
Daha önce Ergenekon şimdi de FETÖ ile suçluyorlar.
Çünkü Cumhuriyet sıradan bir gazete değildir; genç Cumhuriyetin kuruluş hikayesinin bir eseri. kurucu iradesinin hatırası, Uğur Mumcuların, Kışlalıların, Üçokların evi, İlhan Selçuk'un gazetesidir, faşizmin ve darbecilerin korktuğu bir güç, Cumhuriyetin kurumudur.
Cumhuriyet gazetesine yapılan her saldırı bizim Cumhuriyetimize yapılan açık saldırıdır.
AKP rejiminin Cumhriyet'e saldırması tesadüf değil. İlericiler, demokratlar Cumhuriyet gazetesini AKP faşizmine teslim etmeyecekler.
Cumhuriyet, kırmızı çizgimizdir. Cumhuriyet'ten bir adım dahi geri adım atmayacağız, teslim etmeyeceğiz.
Gençlerimiz nöbete devam ediyor, kadınlarımız sokaktalar. CHP Cumhuriyet'in arkasında durmaya devam ediyor, edecek. Onlara gönülden teşekkür etmek istiyorum.
"FETÖ KARDEŞLİĞİNİN OPERASYONU"
Cumhuriyet'e yapılan operasyon AKP- FETÖ kardeşliğinin yaptığı bir operasyondur. Başsavcılığın açıklaması var. FETÖ adına suç işlediler diyor. Ancak soruşturmayı yürüten savcıyla ilgili garabet bir durum var. Suçlamayı yapan savcı FETÖ üyeliğinden yargılanıyor. 28 numaralı sanık. FETÖ'ye üye olmak, casusluktan açıkça suçlanıyor. Bir de "suç uydurmak" suçlamasıyla yargılanıyor. Tutuksuz ve görevde.
FETÖ kardeşliği girişiminden 5 gün önce bir haber yapıldı. 15 Temmuz'la ilgili İstanbul'daki soruşturmayı yürüten savcının kardeşi FETÖ'den açığa alındı. Bu kişi Cemaat abisi olduğu gerekçesiyle açığa alınmıştı. Bu haberi Cumhuriyet yazmıştı. FETÖ bağlantılarını açığa çıkaran gazeteyi susturmaya yönelik en radikal adımı attı.
OPERASYONU BİRLİKTE YAPTILAR
Cumhuriyet'e yapılan bu suç ortaklığını örtme operasyonudur.
FETÖ-AKP kardeşliğinin birlikte yaptığı operasyondur. Suç ortaklığını gizlemek için bu operasyon yapılmıştır.
BU SORULARA HALA YANIT VERİLMEDİ
AKP'nin içindeki FETÖ'cüleri koruma telaşı her şey de görülüyor. Daha önce sormuştuk bir kez daha soracağız. Net ve açık olarak bu hükümetten yanıtı hemen bekliyoruz
1- Bu Hükümetin 15 Temmuz darbesine dair daha önceden haberi var mıydı?
2- FETÖ'nün haberleşme programı olduğu söylenen BYLOCK'un kullanıcı listesi soru işaretleri barındırıyor. Yazılımcı elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Nasıl hangi güçle? Bylock programını uluslar arsası bağımsız kuruluş incelemeden bu listelere inanmamızı bekleyin.
3-Darbe girişimin kilit ismi Adil Öksüz. Darbenin siyasi ayağı neden ortayA çıkarılmıyor.
4- Türkiye insan haklarıyla ilgili uluslararası maddeleri askıya aldı. Adil yargılanma vermeyeceğiz dedi. Hangi hakla adil yargılamayacağız diyebiliyorsunuz? Siz hangi hakla işkence yapacağız diyorsunuz
Hükümet bir türlü bir sorulara yanıt veremiyor. AKP kendi içindeki FETÖ'cülerle hesaplaşamıyor.
Ortaklı o kadar derin ki bunun yerine sivil darbe yaşatıyorlar.
Sivil darbenin amacı darbecileri korumaktır. Sistematik biçimde hukuku ve demokrasiyi ayaklar altına almak istiyorlar. Bu darbeyle korkutmaya çalışıyorlar.
TBMM’de görüşülen “Maarif Vakfı” kanun tasarısı Genel Kurulda gerginliklere neden oldu. CHPİstanbul Milletvekili Eren Erdem’in Meclis’te görüşülen ‘Maarif Vakfı’ kanun tasarısında ‘diplomasız cumhurbaşkanı’ sözüne AKP’li milletvekilleri sert tepki gösterdi.
İstanbul Mv. Eren Erdem, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, IŞİD militanlarına ilişkin çok önemli bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaştı. AKP hükûmetinin IŞİD teröristlerine bilerek göz yumduğunu açıklayan Erdem, "demokratik bir ülkede bu skandallar ortaya çıksa hükûmet istifa eder" dedi.
“Türkiye'de her gün birçok defa nefret suçu işleniyor. Dün de kayyumlu gazete tarafından bir nefret suçu işlendi. Bu kez bu nefret suçunun hedefi ben ve ailem olduk. Ve maalesef biz ne ilkiz, ne de tekin. Onun için Türkiye'de ayrımcılığa uğrayan, yok sayılan, kimlikleri-inançları sorgulanan, yaşam alanları her gün daraltılan bu ülkenin tüm vatandaşları adına bir defaya mahsus bu konuya açıklık getireceğim. Şunu da eklemeliyim; böyle bir konuda açıklama yapmaktan, bu konunun siyasetin konusu yapılabildiği bir siyaset anlayışına ve ortamına Türkiye'nin sokulmuş olmasından yalnızca şahsım adına değil, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, ülkem adına büyük üzüntü ve rahatsızlık duyuyorum.
Benim ailem, kökenim, soyum ortada. Bu konuda bugüne dek ne bir şey sakladım, ne de saklayacak, çekinecek bir şeyim var. Benim bundan utanacağımı düşünerek bu nefret suçun işleyenler adına ben utanıyorum. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan, herkes kadar kuralı, herkes kadar bu ülkenin yurttaşı olan ve hayatları boyunca ülkemize hizmet etmiş bir ailenin mensubuyum. Bundan hep gurur duydum. gurur duyuyorum, gurur duyacağım. Soya sopa çok meraklı olanların merakını gidereyim: Ailemin bir tarafı Hristiyan, diğer tarafı Müslüman. Her ikisi de kültürü zengin Anadolu'nun çocukları. Ben de 44 yıllık hayatı boyunca herkes kadar bu ülkenin çocuğu, herkes kadar bu toprağın insanı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşamış, farklılıklarımızı zenginlik bilmiş bir ailenin ferdi, bir mücadelenin ortağı bir insanım. Bundan sonra da elimizden bu zenginliği almak isteyenlere inat böyle yaşamaya devam edeceğim.
Bu siyaseti tam da bu zihniyetle mücadele etmek, bu ülkede hiç kimsenin hiçbir nedenle ayrımcılığa uğramadığı, gerçekten demokratik, gerçekten laik bir Türkiye’yi mümkün kılmak için yapıyorum.
Dolayısıyla bu açıklamayı Türkiye'de ayrımcılığa uğrayan. kimliklerinden dolayı kendi topraklarında yabancı hissettirilen, Türkiye'nin bu ayrımcı zihniyete teslim olmaması gerektiğine inanan, bu toprakların bir arada yaşama kültürüne sahip çıkmakta kararlı insanlarım, mücadele dostlarıma bir borç olarak da görüyorum. Hiç kimsenin şüphesi olmasın; Türkiye'nin kimsenin ayrımcılığa uğramadığı, kimsenin kendi öz vatanında ikinci sınıf hissetmediği, laik, demokratik bir ülke olması gerektiğine inanan milyonlarla birlikte bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğim. Ve emin olun; bu mücadeleyi mutlaka başarıya ulaştıracağız. Bu ülkeyi bu karanlık zihniyete asla teslim etmeyeceğiz.”
Benim genel müdürlüğümde açık 2 milyar 750 milyon liraydı, şimdi açık 80
milyar 629 milyon lira. Üstelik benim dönemimde emeklilik yaşı
kadınlarda 38, erkeklerde 43'dü. Şimdi emeklilik yaşını 65’e çıkardın ve
80 milyar 629 milyon liralık bir açık kapatmaya çalışıyorsun. Şimdi
söyle bakalım; Sosyal Güvenlik Kurumunu kim batırdı?
Meclis Genel Kurulu'nda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı 'diktatör bozuntusu' ifadesi
tartışma çıkardı.
CHP'li Yarkadaş'ın "33 gazetecinin tecrit altında yaşaması talimatı
diktatör bozuntusundan mı geldi?" sorusu AKP'lileri sinirlendi.
Türkiye'de gazetecilere yönelik siyasi baskılar bitmedi. Onlarca
meslektaşımız, halka gerçeği ulaştırma sorumluluğunu yerine getirdikleri
için hapis yatıyor.
"Tekerrür" belgeseli, Can Dündar ve Erdem Gül'ün tutuklanmasının ardından, gazeteciler tarafından hazırlandı.
İşte iftirasız ve katkısız RUS TV'sine verilen röportaj..CHP 'li
Erdem'in röportajda devleti suçlayacak hiçbir söz söylemediği ortaya
çıktı. Şimdi Cumhurbaşkanı'nın özür dileyip dilemeyeceği merak konusu.
CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, açıkladığı ihmal belgeleri
nedeniyle şahsına yönelik tehdit ve iftiralara sert yanıt verdi. "Hain
arayanlar, ülkenin itibarını 'sıfırlayan'lara ve havuz sahiplerine
baksın" diyen Erdem, havuz medyası yazarları ve Aktrolleri mahkemeye
verdiğini belirtti.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.
Can Dündar ve Erdem Gül'le Silivri'de yaptığı ziyaret ile ilgili konuşan
Kılıçdaroğlu, "Bunun hesabının verecekler" diyor bir diktatör
bozuntusu. Bunun hesabını sen vereceksin sen" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Basın özgürlüğüne vurgu yapan Kılıçdaroğlu,
"Basının özgür olamadığı bir ülkede toplum da özgür değildir. Gazeteci
yazdığı haberden dolayı hapise atılıyorsa, neden bu haberi yaptın diye
baskı kuruluyor işinden atılıyorsa hep beraber düşünmemiz lazım. bu işin
sağı solu, ilerisi gerisi yok. Şucusu bucusu yok. Medyanın her koşulda
özgür olması gerekir. bunun olmadı yerde demokrasi yara almış demektir.
Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Türkiye'nin uluslararası saygınlığına
kim gölge düşürüyor?" diye sorudu.
"BUNUN HESABINI VERECEKLER DİYOR BİR DİKTATÖR BOZUNTUSU BUNUN HESABINI SEN VERECEKSİN SEN"
Kılıçdaroğlu, "İki gazetecimiz hapiste. Gittik ziyaret ettik
uzun uzun konuştuk. Eğer demokrasi diyorsak bunun mihenk taşı medyadır.
Bunun sağcısı solcusu yok. Bunun ilericisi gericisi yok! "Bunun hesabını verecekler' diyor bir diktatör bozuntusu.
Bunun hesabını sen vereceksin sen. Hiç kimsenin Türkiye'nin onuru ile
oynamaya hakkı yoktur. 32 gazetecimiz hapiste. Bir ülkenin başbakanı
veya cumhurbaşkanı herhangi bir ülkeye gittiğinde en zor soru sinin
ülkenizde gazeteciler niye hapiste bu sorularla muhatap olunması Türkiye
açısından en büyük ayıptır bunun farkında bile değiller. Biz
yargılanmasınlar demiyoruz. Efendim kaçacaklar olur mu telefon
açıyorsunuz geliyorlar. Niye kaçsınlar haberleri karartacaklar zaten
yazmış ne yazacaksa" dedi.
"BİRİLERİ YARGIÇ CÜPPESİ GİYEREK BİRİLERİNİN TALİMATINI YERİNE GETİRİYOR"
Kılıçdaroğlu, "Birileri yargıç cüppesi giyerek birilerinin
talimatını yerine getiriyorsa o ülke yargı bağımsızlığı konusunda sorun
var demektir. Bir yargıç mahkum ederken bir başka yargıç mektup yazıp
haksızlığa dikkat çekiyorsa o ülkede en azından umut da vardır. Türkiye
bu nokta. Ayıp olan bir başka şey daha var" dedi.
"GAZETECİLERDEN BİRİ TUTUKLU GAZETECİLERİ SORMUYOR KORKUYORSANIZ O UÇAĞA NİYE BİNİYORSUNUZ?"
Kılıçdaroğlu, "Sayın cumhurbaşkanı gazetecilerle geliyor. Uçakta çok
sayıda gazeteci var. Ağırlıklı olan havuz medyası her şey soruluyor.
Birinin aklına şu tutuklu gazetecileri sorayım gelmiyor. Niçin gelmiyor?
Korkuyorsanız o uçağa niye biniyorsunuz? Dünyanın sorduğu soruyu
sormaktan korkuyorlar. Osmanlı görkemli bir geçmişimizdir. Ama Osmanlı
da medya özgürlüğüne önem vermiştir. Ali Paşa; 'basın hürriyeti ancak
hatalarını düzeltmek istemeyen hükümetler için bir tehlikedir' diyor.
Bari Ali Paşa'ya saygı duy. 100 yıl önceden bunu söylemiş. Gazeteci kamu
adına görev yapar. O nedenle bütün dünyada korunurlar. Anayasal güvence
altına alınmışlardır. Ama siz darbe dönemlerini aratmayacak bir
yargılama süreci içerisinde gazetecileri hapise atıyorsunuz" ifadelerini
kullandı.
Başika kampındaki askerlerin durumuna ilişkin Kılıçdaroğlu, "Irak
merkezi yönetiminden izin alırsınız askerinizi gönderirsiniz. Evrensel
hukuku bilmeniz gerekiyor. NOTO, BM …var. Bütün bu hukuka uyacaksınız.
Bunu yapmıyorlar tankeri, askeri gönderdik. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti
bölgesinde saygınlığı, ağırlığı olan bir cumhuriyeti nasıl bu hale
getirirsiniz. Bunun hesabı sorulmayacak mı? Arap kardeşlerimizle
dostluğumuz var. neden bozuyoruz? Açıkca Türk halkına yalan söylediler.
'Biz oraya davetli olarak gidiyoruz' dediler. Irak'ın Başbakanı,
Dışişleri Bakanı biz davet etmedik diyor. Merak ediyorum sizi kim davet
etti? Efelendiler kahramanlık edebiyatı yaptılar şimdi geri
çekiliyorlar. Bunlar birike birike Türkiye'nin itibar kaybına yol
açıyor. Türkiye'nin uluslararası saygınlığına kim gölge düşürüyor?" dedi.
"GELİRİM MAAŞIMI DA ALIRIM DURUMUM DA İYİ MİLLETVEKİLİ OYUNUNU OYNARIM"
Sorunların çözüm merkezi olarak TBMM'yi adres gösteren Kılıdaroğlu,
"Ne olursa olsun herhangi bir çocuğumuzun burnu kanamasın istiyoruz.
Bizim gösterdiğimiz duyarlılığı siz de gösterin. Parlamentoyu daha güzel
çalıştıralım. Eğer bunları yapamayacaksak bu parlamentoda ne işimiz
var. Nasıl olsa gelirim maaşımı da alırım durumum da iyi milletvekili
oyununu oynarım. Bu parlamento, kurucu gazi parlamento. O zaman gereğini
yapalım" dedi.
"O BİZİM ONURUMUZ, GURURUMUZ SEVGİLİ AZİZ SANCAR SENİ ÇOK SEVİYORUZ BİZE MUTLULUK YAŞATTIĞIN İÇİN"
Aziz Sancar'ı tebrik eden Kılıçdaroğlu, "Bizi sevince boğan başka bir
olay var. Aziz Sancar, Nobel Kimya ödülünü aldı. Hepimizi gururlandıran
bir olay. İlk duyduğumda olağanüstü sevindim. Üstelik kimya gibi bir
dalda alıyorsunuz çığır açacak bir ödül. Yeni ödüllerle umarım
başarısını perçinleştirir. O bir cumhuriyet çocuğu. Zor koşullarda
okudu. Dünyanın en prestijli ödüllerinden birini aldı. O bizim onurumuz,
gururumuz sevgili Aziz Sancar seni çok seviyoruz bize mutluluk
yaşattığın için. Aziz Sancar'ın bir başka özelliği Mustafa Kemal'e olan
hayranlığı. Bir kez daha Mustafa Kemal'i haklı çıkardılar. 'Hayatta en
hakiki mürşit ilimdir fendir' diyor. Sevgili Aziz Sancar bu ödül 'Atamız
sayesinde alınmıştır' diyor. Cumhuriyete ve Mustafa Kemal Atatürk'e
saygının gereği olarak söylüyor" diye konuştu. "EFELENDİLER, KAHRAMANLIK EDEBİYATI YAPTILAR ŞİMDİ GERİ ÇEKİLİYORLAR"
Başika kampındaki askerlerin durumuna ilişkin Kılıçdaroğlu, "Suriye
sorunumuz azmış gibi bir de üstüne Irak'ı ekledik. Irak merkezi
yönetiminden izin alırsınız askerinizi gönderirsiniz. Ne için
Türkiye'nin güvenliği için peşmergeleri eğitmek, IŞİD ile mücadele için
olabilir. Kimsenin itiraz ettiği yok. Evrensel hukuku bilmeniz
gerekiyor. NOTO, BM …var. Bütün bu hukuka uyacaksınız. Bunu yapmıyorlar
tankeri, askeri gönderdik. Arkasından bir de kahramanlık edebiyatı
yaptık. Efendim kimse geri gönderemez. Onlardan mı izin alacağız.
Benzeri daha önce yaşamıştık. Eski Enerji ve Tabi Kaynaklar bakanımız
Taner Yıldız vardı. 4 Aralık 2012'de o da biniyor GAP uçağına Erbil'e
gideceğiz diyor pilota. Konferansa gideceğiz diyorlar. Uçak bir süre
sonra Kayseri'ye iniyor. Niye Kayseri? O merkezi hükümet izin vermiyor.
Kardeşim niye daha önce izin almıyorsunuz Türkiye'yi rezil ediyorsun.
Şimdi aynı şey gönderdik. Efelendiler, kahramanlık edebiyatı yaptılar.
Şimdi geri çekiliyorlar. Hani sen geri çekilmeyecektin Türkiye'nin
saygınlığını ayaklar altına almak için sana bu yetkiyi kim verdi?
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti bölgesinde saygınlığı, ağırlığı olan bir
cumhuriyeti nasıl bu hale getirirsiniz" diye konuştu.
"BUNLAR BİRİKE BİRİKE TÜRKİYE'NİN İTİBAR KAYBINA YOL AÇIYOR"
Kılıçdaroğlu, "Bunun hesabı sorulmayacak mı? Arap kardeşlerimizle
dostluğumuz var. neden bozuyoruz? Açıkca Türk halkına yalan söylediler.
'Biz oraya davetli olarak gidiyoruz' dediler. Irak'ın Başbakanı,
Dışişleri Bakanı biz davet etmedik diyor. Merak ediyorum sizi kim davet
etti? Diyecekler ki yine bizi kandırdılar. E sen çocuk musun?
Türkiye'nin onuru ile oynamaya bu yetkiyi hakkı size kim verdi? Devlet
yönetmek bu kadar ucuz kolay mı? sanki Trabzon'a, Rize'ye…gönderiyoruz.
Orası başka bir ülke. Irak'8ın toprak bütünlüğüne saygılıyız diyorsun.
Peki bu geri çekilme nedir o zaman? Niye gittin niye geri çekildin?
Heyetin önceden gitmesi gerekirken sonradan gitti. Mutabakat sağlandıysa
niye geri çekiliyorsun. Kim seni kandırdı niye geri çekiliyorsun.
Bunlar birike birike Türkiye'nin itibar kaybına yol açıyor"
açıklamasında bulundu.
TBMM Genel kurulunda 64. Hükümet programı görüşmeleri sırasında sataşma
üzerine söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili
Veli Ağbaba, Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş'in daha önce sarf ettiği
''Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu'' sözlerini
anımsatarak ''Ben Tuğrul Türkeş'e sataşıyorum. Gelin, burada yemin edin;
bu silahlar Türkmenlere mi gidiyordu yoksa AKP'nin politikaları
sonucunda Suriye bataklığında yaratılmış, bu topraklarda gelmiş geçmiş
en barbar, katil örgüt IŞİD'e mi gidiyordu? Bunu size soruyorum. Lütfen,
gelin, burada cevaplayın.'' ifadelerini kullandı.