Makaleler "Sabahattin Önkibar"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Tayyip'e, El Beşir gibi uluslararası tutuklama - Sabahattin Önkibar
Adana'daki TIR'lar olayı, AKP El Kaide ortaklığının belgesidir.
MİT'in fedailiğini üstlendiği bu TIR'larla Suriye'ye silah sevkiyatı yapıldığı artık kesinleşmiştir.
Tersi olsa yani kuru fasulye ya da mercimek gönderilse TIR'ların aranmasına izin verilirdi.
Bu tablonun okuması ise Türkiye'nin dünyanın en kanlı terör örgütü olan El Kaide'ye yardım ve yataklık yapmasıdır.
Böyle bir tercihin uluslararası hukuktaki karşılığı bellidir.
Ya uluslararası Adalet Divanına gider ya da uluslararası ceza mahkemesinde yargılanırsınız.
Bazılarına mübalağa gelebilir ama Tayyip Erdoğan için tıpkı El Beşir gibi uluslararası yargıdan tutuklama kararı çıkabilir.
Türkiye'yi hedefe oturtan sadece El Kaide ile birliktelik değil, İran ile kurulan kara para ittifakı da bir başka olumsuzluktur. Dolayısı ile Erdoğan'ın gayrı meşru ilan edilmesi ihtimal dahilindedir.
AVRUPA'DAN DAMIZLIK HAKİM!
ROK yani Rasim Ozan Kütahyalı kim?
Tayyip'in kıymetlisi.
Başka?
Ahmet Hakan'ın yazdığına göre Cemaat bankasının ipoteksiz 5 milyon dolar verdiği genç!
Dahası, mağrur Aydın Doğan'ı öğle yemeği için ayağına pardon evine getirten çocuk!
İşte bu delikanlı önceki akşam TV'de "Avrupa'dan hakim savcı ithal edelim" dedi.
Rasim'in bu teklifini duyunca aklıma "Irkımızı düzeltmek için Avrupa'dan damızlık erkek getirelim" teklifinde bulunan Ahmet Rıza geldi!
Öyle ya ha ithal hakim, ha damızlık erkek!
Ha Rasim Ozan, ha Ahmet Rıza!
Bu Rasim AKP'ye pek yakışıyor!
DEVALÜASYON YÜZDE 27
Dün itibarı ile dolar 2 bin 250 TL idi ki bunun anlamı son 9 ayda Türk Lirasının yüzde 27 değer kaybetmesidir.
Evet kamuoyu farkında değil ama son dönem yüzde 27'lik bir devalüasyonla yüz yüzeyiz.
Açın bakın rakamlara bu oran 2001 krizinin bile ötelerindedir.
Devalüasyon ise malum peşi sıra zamları getirecek ki bunun işaretleri alınmaya başlandı ve mutfak enflasyonu şahlandı.
Çok sürmez pahalılık bütün piyasayı saracaktır.
Bu tablo sıcak paraya dayalı tüketim ekonomimizin iflası demektir.
Ucuz dolarla borçlanan özel sektörümüzde önümüzdeki aylar iflaslar başlayacak ve işsizlik tavan yapacaktır.
Felaket haberciliğini yapmak istemem ama 2014'da ekonomik tablo makberi yani zifiri bir karanlığı gösteriyor.
AKP, ÇAMUR OPERASYONLARINA BAŞLIYOR!
AKP'nin kendi anketlerinde bile hem Mustafa Sarıgül hem de Mansur Yavaş önde görünüyor.
Sarıgül, bir-iki puan ile Kadir Topbaş'ı geçerken Mansur Yavaş, Melih Gökçek'e karşı bu farkı yüzde 5'in üstüne çıkarmış durumda.
Bu tablo Tayyip Erdoğan'ın canını fena halde sıkıyor zira İstanbul ile Ankara'nın kaybedilmesi, Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı hayallerinin ölmesi demek.
Dahası, AKP'nin çöküşü ve psikolojik üstünlüğün yitirilmesi anlamına gelecek.
İşte bunun içindir ki bugünden düğmeye basıldı ve itibarsızlaştırmalar yapılıyor.
Sarıgül için sahnelenen TMSF operasyonu bu çerçeve okunmalı zira hadise bütün çıplaklığı ile ortada.
Duyumlarıma göre Ankara'da Mansur Yavaş için günlerdir nasıl çamur atabiliriz çalışmaları yapılıyor.
Hülasa önümüzdeki günlerde AKP'nin çamur banyolarına dikkat diyoruz.
YOLSUZLUĞUN MİLLİSİ?
Diyorlar ki Tayyip Erdoğan milli olduğu için yolsuzluk operasyonları ile yüz yüze geldi.
Pardon ama Tayyip Erdoğan'ın milliliği ABD, AB, Apo ile kolkola girmesi mi yoksa El Kaideye silah göndermesi mi?
Yok bunlar değil de Barzanistan'ı ve Suriye Kürdistan'ını inşa etmesi mi yoksa İsrail'i korumak için Füze Kalkanını Anadolu'nun boğazına dolaması mı?
Tayyip Erdoğan'a milli demek millilik kavramına yapılabilecek en dramatik yakıştırma olur.
Hem milli olmak yolsuzluk yapmaya yeter olamaz.
Yolsuzluğun milliliği-gayri milliliği olmaz, yolsuzluk yolsuzluktur.
Ayrıca hiç kimse milliliği yolsuzluğa örtü yapmasın, milli olmak için her şeyden önce temiz ve şaibesiz olmak gerekiyor!

 Sabahattin Önkibar

Hatırlayın ne demişti Tayyip Erdoğan?
-"Reza Zarrab altın işi yapan hayırsever bir iş adamıdır."
Ne zaman demişti?
Reza Zarrab'a yolsuzluk operasyonunun yapılmasının hemen sonrasında!
Yargıya açık bir müdahale olan bu demecin akabinde yeni bir gelişme daha oldu ve Milliyet gibi gazeteler bunu sütunlarına taşıdı.
Buna göre Reza Zarrab para ile fuhuş yapan kadınları kiralamış ve bunları iş gördüreceği isimlere sunmuş!
Hayır bu iddia öyle çamur at izi kalsın türünden değil, polisin yasal dinlemelerle elde ettiği ses kayıtlarının dökümü yani telefon tapeleri.
O haberi okuyunca Türkiye'nin Başbakan'ı adına utandım zira hayırsever deyip sahiplendiği adamın durumu ortada!
El Beşir, Yasin El Kadı ve Abdullah Unakıtan gibilere arka çıktığı bilinen Tayyip Erdoğan'ın kefalet listesine Reza Zarrab gibi bir ismi ilave etmesinin yorumunu siz okurlarıma bırakıyorum.

ABDULLAH GÜL SIRAT KÖPRÜSÜNDE!

HSYK için yapılmaya çalışılan değişiklik Abdullah Gül bağlamında sadece turnusol kağıdı hüviyetinde değil aynı zamanda sırat köprüsü misalidir!
Öyle çünkü Cumhurbaşkanı Gül, Başbakanın emriyle yasalaşacak olan HSYK teklifini onaylarsa Cemaat ile Fethullah Gülen'i, yok geri çevirirse de Tayyip Erdoğan'ı karşısına almış olacak.
Göründüğü gibi manzara Gül için aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misalidir zira Abdullah Bey'in bundan sonraki siyasi hesapları alt-üst olmuştur. Gül iki kesimden birini tercih ettiği an adeta vurgun yemiş olacaktır.
Abdullah Bey bunu gördüğü için Cemaat ile Tayyip Erdoğan'ın arasını bulmaya çalışıyor ki Fehmi Koru'nun Pensilvanya'ya gönderilmesi ve dün liderleri köşke davet etmesini bu çerçevede okumak gerekiyor.
Tayyip Erdoğan'ın HSYK hamlesi biraz da Abdullah Gül'ün tasfiyesini amaçlıyor.

AKP İLE TRİLYONER OLAN GAZETECİLER LİSTESİ

Kulislere yansıyan iddialara göre AKP dönemi ile beraber eski para ile trilyoner olan yandaş gazeteciler ve tahmini mal varlıkları şöyledir:
1) Nuri Elibol: Kendisi ve oğulları adına inşaat şirketi var ve kamudan onlarca trilyonluk ihaleler alıyor. Servetinin 60 trilyonun üstünde olduğu ileri sürülüyor.
2) Avni Özgürel: İstanbul Belediyesi ve çeşitli kamu kurumlarına işler yapmış. Varlığının 10 trilyonu aştığı söyleniyor.
3) Rasim Ozan Kütahyalı-Nagehan Alçı çifti: Birkaç yıl öncesine kadar parasızlıktan akşam yemeğini sandviçle geçiştiren ikili şimdi boğazda 8 trilyonluk yalıda oturuyor.
4) Mustafa Karaalioğlu:Yeni trilyoner gazetecilerden.
5) Fehmi Koru: AKP ile beraber aldığı astronomik maaşlarla servetini bir kaç trilyona taşıdığı iddia ediliyor.
6) Mehmet Barlas: AKP yandaşlığı ile aldığı astronomik ücretlerle servetine servet katıp onlarca trilyonluk varlığa ulaşanlardan.
7) Serhat Albayrak: Başbakanın damadının kardeşi de medya sayesinde zengin olanlardan.
8) Akif Beki: Mal varlığı trilyonla ifade ediliyor.

EMİNAĞAOĞLU, ÇANKAYA BELEDİYE BAŞKANI

E-mail ve telefon sağanağı altındayım.
Talep şu:
AKP'lilerin TBMM'de tekmelediği Ömer Faruk Eminağaoğlu, Çankaya Belediye Başkan adayı yapılsın ve sembol olsun!
Olur mu?.. Çok zor zira CHP örgütü Büyükşehir adayından sonra Çankaya adaylığına da dışarıdan bir ismin getirilmesine tepki koyar. Ancak Eminağaoğlu aslında CHP dışından biri değil. Geçmişi ortada...
Ayrıca bu seçim "Ya Atatürk ya Tayyip" referandumu hüviyetinde olduğundan CHP'liler bağnazlık yapmaz...
Bu arada Can Dündar gibi ÖDP'li birinin Mansur Yavaş'ı hedefe oturtması üçüncü kol faaliyetinden başka bir şey değil zira defalarca görüldü CHP Başkent'te sol bir adayla seçim kazanamıyor... Realite bu iken Can Dündar'ın Mansur Bey'e saldırması AKP'ye dolaylı olarak hizmet sunmaktır...
Can, mağlubiyet olsa bile illa sol aday diyorsa partisi ÖDP'nin kuyruğuna takılsın!

KANUNA MEYDAN OKUMAK SİVİL DARBEDİR!

Yargı gel ifade ver diyor, Bilal mahkemeyi takmıyor ve gitmiyor!
Peki neye mi güveniyor?
Muhtemelen Başbakan olan babasına!
Bunu nereden mi çıkardım?
Pazar günü Tayyip Bey ile beraber verdiği görüntüden!
Söyleyin bu fotoğraf sadece oğul Bilal'ın değil, Baba Erdoğan'ın da kanunu hiçe sayması değil midir?
Öyle ya günler ve haftalardır aranan bir ismin Başbakan ile beraber görüntü vermesinin başka izahı olabilir mi?
Ne yani bu ülkede hukuk ve kanun eşittir Tayyip Erdoğan mıdır?
Fiili olarak durum bu ise bunun adı sivil darbedir zira kanunlar ancak darbe dönemlerinde askıya alınır.

25 yıldır tanıdığım Mehmet Nazif Günal'ın TV8'i satmasına şaşırdım zira Günal hem televizyonculuğu pek sevmiş hem de eskiye oranla özellikle yoğun olarak bulunduğu turizm sektöründe yayıncı olmanın karşılığını somut olarak almaya başlamıştı.
Derken dün Nazif'e çok yakın olan ortak tanıktan şunu dinledim:
-"Tayyip bey, 'Nazif TV8'i Acun'a ver' deyince mecbur kaldı satmaya!"
Tabi bu bir iddia ki pekala yakıştırma da olabilir ancak...
İstanbul Havalimanındaki ortakları gazete ve televizyon almaya çalışırken Nazif'in hem yararlandığı hem eğlendiği oyuncağını durup dururken satmayacağı kesin ki maddi olarak problemi de yok.
Diyeceksiniz ki hangi işadamı yararlanıp eğlendiği şirketini başkalarının telkini ile satar!
Devletle yoğun işiniz varsa ve o devletin başında Tayyip Erdoğan gibi biri bulunuyorsa tereddüt etmeksizin satar!
Bir başka ayrıntı, Tayyip, Gezegen Mehmet isimli kendine çok bağlı malum çocuğa devlet eliyle Kral Grubunu tahsis etmiştir ki Acun da Erdoğan'ın gözünde ikinci Gezegendir.
Mehmet Perinçek ve diasporanın işbirlikçileri!
Ermeni diasporası bütün dünyada soykırım yalanının 100. yıl hazırlığını sürdürürken Türkiye yargısı, üniversitesi ve topyekün devleti bırakın buna karşı mukabele etmeyi tam tersine yaptığı araştırmalar ve Rus arşivlerinden bulduğu belgelerle bu yalanı bilimsel olarak çürütüp çöpe atan Mehmet Perinçek'ten uluslararası zeminlerde yararlanacağına ona zulüm yapmakla meşgul.
Evet Newyork, Londra, Paris ve Roma benzeri merkezlerde dünya bilim çevrelerine bulduğu belgeleri paylaşmasıgereken Perinçek'e devlet tarafından bırakın böyle bir görev verilmesi, iki yıl mesnetsiz şekilde hapiste tuttukları yetmedi şimdi bir de üniversiteden kovdular.
Bu yapılan zulüm ötesidir ve gerçekte hedef alınan Mehmet Perinçek'in şahsında Türk tarihi ile vatanıdır.
Hiç kuşkum yok Mehmet Perinçek'e kesilen cezalar babası Doğu bey'in izinde olması yani Ermeni diasporasının oyununu bozma teşebbüsündendir.
Böyle bir tabloda Mehmet Perinçek'lere sahiplenmek bayrağa sahiplenmek gibidir..
Cemaatın Hakan Fidan riyakarlığı bunun içinmiş!
Cemaatın medyadaki amiral gemisi Samanyolu TV önceki gün Hakan Fidan için tabir yerinde ise destansı bir yayın yaptı ve aylarca aşağılayıp Türkiye'yi felakete götürdüğünü söylediği Fidan'ı birden kahraman ilan ediverdi.
Peki kendini inkar demek olan bu savrulma niçin mi?
Cemaatın dersane ve benzeri birkaç konuda iktidar tarafından kuşatılmasından!
Rivayet o ki Cemaat bu kuşatmayı yarmak için Tayyip Erdoğan'a art arda elçiler gönderip yakarmış ve aman dilemiş!
Tayyip Erdoğan da burnundan kıl aldırmayarak, "Önce Hakan Bey'e ettikleri hakaretleri geri alsınlar sonra bakarız" demiş ve Samanyolu da bunun üzerine kendini inkar noktasına savrulmuş.
Gördünüz mü Cemaatın tutarlılığını!
Cemaatle yoldaşlık hesapları yapan Kılıçdaroğlu ile Sarıgül gibiler umarım bu olandan ders çıkarırlar!
İhanet ve işbirlikçiler!
Önceki gün yazdığım "Bahçeli'nin MHP'ye son ihaneti" başlıklı yazım tahminlerimin ötesinde ilgi uyandırdı ve e-mail ile telefon sağanağına tutuldum. İnanın yüz küsür mesajın içinde bir tane olsun hak vermeyen yoktu zira Bahçeli'nin Ankara'da Mansur Yavaş ile Turgut Altınok'u aday yapmaması gerçekten ihanet olarak yorumlanıyor.
Dramatik olan Bahçeli'nin kendi koltuğunu muhafaza adına partisine Ankara'yı kaybettirmeyi göze alan bu tutumuna MHP'li 50 vekilin sus pus olması ve kamuoyu önünde zerre tepki verememesidir.
Kusura bakmasınlar ama MHP'li mebuslar o tavırları ile önceliklerinin ideal-fikir ve partilerinin yararı değil, MHP Müdürüne yaranmak olduğunu ortaya koymuşlardır.
Diyarbakır randevusunun perde arkası
Kuşkusuz Barzani'nin Diyarbakır'da ağırlanmasında AKP adına mahalli seçim hesapları var lakin asıl sebep bu değil.
Erdoğan, Barzani'yi Diyarbakır'da ağırlayarak Kandil ile BDP'ye şantaj yapıp Öcalan'a mesaj gönderiyor ve "Siz zoraki sürdürülen barış sürecinde patinaj yapar ve Suriye'de PYD'ye desteğinizi sürdürürseniz ABD ile beraber Barzani ile yola devam ederiz" diyor.
İlaveten Musul-Kerkük petrollerinin işletilmesinde Barzani'den yararlanılabileceğini umut ediyor.
Erdoğan bu tür hesaplardan hareketle aslında Kürdistan'ı resmen tanımış oluyor zira Barzani'nin bir dönem "Ben de oraya karışırım ha..." diye yer belirterek tehdit saldığı Diyarbakır gibi hassas bir merkeze çağrılmasının bundan başka izahı olamaz.

Başbakan ile onlarca işadamını taşıyan Airbus 330 uçağında ayağa kalkıp avazı çıktığı kadar bağırıyor:
-"Başbakanım siz ikinci Atatürk ve hatta ondan bile büyüksünüz!"
Bütün işadamları ve hatta Tayyip Erdoğan bile bu bağırtıyı yadırgıyor zira bağıran isim daha düne kadar Semra Özal ile Mesut Yılmaz'la et-kemik misalı yakın anılan ve öğrenciliğinde ODTÜ'de sol öğrenci önderi olan işadamı Mehmet Nazif Günal'dır.
Uçaktaki bu sahneyi bana aktaran isim DYP'li eski Orman Bakanı Ekinci'dir ve Mehmet Nazif Günal daha önce bunları yazmama rağmen "Hayır böyle bir şey olmadı" diyememiş ve bu konuda dava açamamıştır... Keza aynı Mehmet Nazif, Cemil Çiçek gibi AKP'lileri özel uçağına doldurup umre kıyakları yaptığı haberimi de yalanlayamamıştır.
Mehmet Nazif baktı ki can evinden vuruldu ve imajı yerle bir oldu, hışımla savcılığa koşup başka bir şey bulamadığı için "Önkibar bana Komünist diyerek hakaret etti" diye ceza davası açtı.
Yahu Nazif bir insana milliyetçi ya da komünist demek nasıl hakaret olur?
Üstelik benim yazımın başlığı "Tayyip için evinin bahçesine cami yaptıran eski Komünist (!) işadamı" şeklindedir ki orada ünlem var ve sen eski bir solcusun!
Bulut'a TRT'den ayda 40 milyar!
Titri "Başbakan Başdanışmanı" ama TRT'de program yapıyor.
Yaptığı program teknik değil, siyasi!
İyi de Yiğit Bulut siyasi değil bürokrat, dolayısıyla TRT Kanunu'na göre böyle bir şeye izin var mı?
Dün TRT içinden bir istihbarat aldım.
Buna göre, Yiğit Bulut'a her ay 40 milyar (bin) ücret ödeniyormuş!
Ben de inanmak istemedim ama bana bu bilgiyi aktaran kişi sağlam kaynak, yani önceden Tayfun Talipoğlu'nun TRT'den ayda 100 milyar aldığını fısıldamıştı ki bilahare bunun doğru olduğunu TRT'den sorumlu Bakan Bülent Arınç Meclis'te itiraf etmek zorunda kalmıştı.
Kamu kurumu olması özelliğiyle TRT Müdürü'ne soruyorum; söyle İbrahim, Yiğit Bulut'a her ay 40 milyar verdiğin doğru mu? Değilse her ay ne kadar ödüyorsunuz açıklarsanız sütunumda duyuracağım.
FB'de Talat Yılmazlı operasyon!
Daha önce de yazdık yönetim üslubu ile Fenerbahçe yönetimini AKP'lilerle doldurduğu için Aziz Yıldırım'a sıcak değiliz; ancak söz konusu Tayyip ya da Cemaat operasyonu olunca Aziz'e bile hayır demeyiz!
Bilgilerime göre, Talat Yılmaz'ın Aziz Yıldırım'ın karşısına çıkarılması, AKP zirvelerinin yeni fetih harekâtıdır.
Bu arada 30 yıldır izlediğim Talat Yılmaz, hakkında kitaplar yazılacak bir insandır ve hayali iflastan ve ANAP'taki siyaset oyunlarına kadar türlü maceralarını isteyen herkes internette google'a girerek öğrenebilir.
İlginç olan, AKP zirvelerinin böyle bir isimle bugün kol kola girebilmesidir ki aynı ismi Kızılay'a bile atamışlardı.
FB bağlamında vereceğim yeni bilgi ise Aziz Yıldırım'ın Yargıtay'daki davası bağlamında takasa gideceği ve beraate karşılık koltuğunu verebileceğidir. Dileriz bu iddia yalan olsun!
Çin füzesinden vazgeçilecek!
İnşallah yanılırım ama ben Tayyip Erdoğan'ı tanıyorum.
Onun ürktüğünde ne çabuk çark ettiğini defalarca gördük!
Benzer şey göreceksiniz, Çin füzesi bağlamında da olacak ki Savunma Sanayii Müsteşarımız ve hatta NATO Genel Sekreteri Rasmussen bunun işaretini verdi.
Diyeceksiniz ki o zaman baştan Çin tercihi niçindi?
Erdoğan, ABD ile AB'ye, "Beni deliğe süpürmeye karar verirseniz ben de Türkiye'nin yörüngesini değiştirim" mesajını kararlılıkla vermek için!
Başka bir ifade ile Çin füzesi bir bakıma şantaj argümanıydı... Mesaj verildi ve şimdi teknik bir bahane ileri sürülüp Çin'den vazgeçilecek.
Cemaat kasetlerine Erhan Tuncel şantajı
Erhan Tuncel'i biliyorsunuz; Hrant Dink'in öldürülmesi olayındaki polis muhbiridir.
Tam 38 gündür aranıyor ama Star gazetesinin stajyer muhabiri Helin Şahin onu bulmasına rağmen AKP polisi bulamıyordu.
Aslında bulamıyor değil, bulmuyordu; zira AKP, Erhan Tuncel'i kullanmak istiyor ki dünkü Star gazetesinde bunun ipuçları vardı. Tuncel, dün akşam saatlerinde nihayet yakalandı.
Tuncel'in AKP'nin bülteni olan Star gazetesine "Bağlantılarımı açıklarım" ifadesi, F Cemaate açık bir sopadır; yani iktidar, Tuncel üzerinden Cemaate şantaj yapıyor.
Malum Hrant Dink defalarca yazdığımız gibi, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarına zemin ve iklim oluşsun diye polis içindeki F tipi örgüt mensupları tarafından katlettirilmişti ki bu tertipte Erhan Tuncel de vardı. İşte AKP, şimdi Erhan Tuncel'i kullanarak cemaate sopa gösteriyor ve F Cemaatin olası kaset sızdırmalarına karşı önlem alıyor.

Siz kaçırılıp rehin alınan birinin kendinden geçercesine alem yaptığına bırakın şahit olmayı hiç işittiniz mi?
Ne yalan söyleyeyim Lübnan'da kaçırılıp Katar'ın iade ettirdiği pilotların kahkahalarla eğlenen video görüntülerini izleyene kadar ben de görememiş ve işitmemiştim.
İade olayını bile siyasi istismar malzemesi yapan ve bayram tatilini kesip havalimanına koşan Tayyip Erdoğan için ne demek gerekiyor onu size bırakıyorum.
Bu kaçırılma olayı ile beraber Türkiye'nin olmayan itibar balonu patlatılmış, bırakın ülkelerarası prestiji Türklerin artık Arap sokağında yürümesi bile tehlikelidir ki bu AKP'nin armağanıdır.

AKP sloganı ile mesaj yayınlayan Paşa!
Necdet Özel'den komutanı olduğu TSK'yı sahiplenme adına işlenen hukuk cinayetini sorgulamasını beklerken o kendini savundu.
Rüştü Erdelhun misali iktidara şirinlik hastalığına kapılmasından mıdır bilinmez bunu yaparken de AKP'nin sloganı olan "Her şey Türkiye için" ifadesini kullandı.
Öyle olunca da iktidarın gayrı resmi bülteni olan Sabah Gazetesinin manşetinden selamlandı.
Özel'in açıklamaları aslında suçüstü olan çocukların telaşını yansıtıyor.
Hele bir beyanı var ki işte o açık bir istismardır.
Ne imiş efendim TSK içine husumet sokuluyormuş!
Balyoz tertibinin ana kaynağı sayılan seminer olayı iken seminere katılmayan Deniz Kuvvetleri mensuplarının kitlesel olarak tasfiyesini kıyas yaparak sorgulamak nasıl husumet inşası olabilir?
Necdet Paşa eğer TSK'da tarihte olduğu gibi ittihatçı-ihtilafçı gibi bizim de asla onaylamayacağımız bir bölünmenin endişesindeyse AKP'ye uydu olmak yerine önce kendi kurumunun hukukunu sahiplenmelidir!
İzmir'de Kocaoğlu niye olmaz?
Aziz Kocaoğlu İzmir'de CHP için artık kamburdur ve derhal emekli edilmelidir.
Öyle çünkü Kocaoğlu özellikle yargı sürecinde iken AKP'ye cici görünme adına olmadık işgüzarlıklar yapmıştır.
Mesela Gezi direnişi gösterilerine katılan belediye çalışanlarına soruşturma açtırmıştır ki bu bilgiyi bana veren CHP'li Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan'dır.
Yanlış okumuyorsunuz CHP'li bir başkan AKP'yi protesto etti diye çalışanlarına soruşturma açtı.
Bitmedi aynı şekilde Osman Baydemir'in peşine takılarak Diyarbakır'a giden ve orada Atatürk'ün emanetini yerlere düşürün de Kocaoğlu'dur.
Böyle biri ile yola devam etmek AKP'ye İzmir'de şans tanımak olur ki CHP'de bugün Birgül Ayman Güler, Aytun Çıray, Hakan Tartan ve Canan Arıtman gibi her biri gerçekten kalite olan yıldız adaylar var.
Gökçek gece baskınını niye yaptı?
Türkiye'de icraatın yerine siyaseti öncelik alarak Belediye başkanlığında çeyrek asır kalabilen tek isim Melih Gökçek'tir ki son ODTÜ gece baskını olayını bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
Gökçek bu baskınla ruhunu ve üslubunu iyi bildiği Tayyip Erdoğan'dan destek alacağını görmüş ve harekete geçmiştir. Bu şekilde Başbakan'ı kendine angaje ederek önümüzdeki dönem için adaylığını garantilemiştir.
Öyle ya yol için camii bile yıkarım diyen Tayyip Erdoğan gibi bir Başbakan, yeşil katliamı argümanı ile kamuoyu tepki gösterdi diye Gökçek'i harcar mı?
Bir başka boyut Gökçek'in ODTÜ'deki baskını yol ve anarşi zemine taşıma isteğidir ki oy beklediği tabanda bunun karşılığı olduğuna inanıyor.
Ayakkabı ile girersen kafir, yıkarsan mücahit misin?
Birinci haber:
Devletin ajansı A.A. Başbakan'ın televizyonlardan yayınlanan konuşmasına sansür uyguladı.
Hayır bunu hasımlık adına değil koruma amaçlı yaptı zira Başbakan "Gerekirse Camii yıkarım" diye bir ifade kullandı,
Belli ki camii yıkarım ifadesi AKP'li kurmaylarca sakıncalı bulundu ve ajansa böyle bir talimat verildi.
İkinci haber Başbakan'ın camii yıkarım sözüdür.
Aslında yol yapma adına böyle bir şey olabilir ve biz bunu anormal bulmayız .
Ancak...
Yahu bu Tayyip Erdoğan değil miydi Gezi direnişi günlerinde Dolmabahce Camiine canını kurtarma adına birkaç gencin can havliyle kendini içeri atmaları sonrasında kıyameti koparan ve günlerce " Camiiye ayakkabı ile girdiler" istismarını yapan?
Bu bakıştan hareketle MHP çıksa ve Erdoğan için Camii yıkan başbakan dese söyleyin haksız olur mu?

Uçan kuşlara bile laf yetiştiren Başbakan'ın dehşet ispiyon ithamına suskunluğu devam ediyor!
Oysa Washington Post ve Wall Street Journal gibi çok önemli iki yayın organının iddiaları yenilir-yutulur değil ve Türkiye Cumhuriyeti devleti kendine teslim edilen bir sırrı sızdırmakla yani açıktan emanete hıyanetle suçlanıyor.
İranlı 10 Mossad ajanının Türkiye tarafından Tahran'a ihbar edildiği iddiaları Ankara'yı uluslararası arenada imaj ve itibar bağlamında yerle bir etti.
İlginçtir "Fidan'ı yedirmeyiz" açıklamasını yapan Ahmet Davutoğlu bile "Yazılanlar yalan" demedi ya da diyemedi!
Söyleyin eğer bu iddialar doğru ise bunun adı çöküş değil midir?
Kim bundan sonra Türkiye'yi inanır ve devlet yerine koyar?
Haşa İsrail'in avukatlığını yapıyor değilim, söylemek istediğim devlet ciddiyetinin ayağa düşürülmesidir.
Hayır bunu ideolojik tutarlılık adına yapsalar hadi mazur görelim de böyle bir şey yok. Tablo ortada Türkiye bugün İran'la kanlı-bıçaklı iken İsrail ile Suriye'de aynı cephede!
NOT: Geçen hafta kaleme aldığımız sekreteri ile ilişkileri olduğu iddia edilenler bağlamında kastedilen isim AKP Afyon Mebusu Halil Ürün değil yine AKP'li olan Konya Mebusu Halil Ürün'dür.
Sarıgül ne yapmak istiyor?
1) Mustafa Sarıgül böyle muğlak davranarak gündemde kalıyor ve PR'ını yaptırıyor. Oysa adayım dediği dakika gündemden düşer ve yandaş medya'nın boy hedefi olur.
2) CHP'yi kilitleyerek kendine mahkum ediyor. Gelinen bu noktadan sonra ne CHP'nin ne de Sarıgül'ün çark etme imkanı kalmamıştır. Kim vazgeçerse o vurgun yer.
3) Sarıgül dolaylı olarak Genel Başkanlık propagandasını yapıyor yani Nisan'da geliyorum mesajlarını veriyor.
4) Adaylık için patinaj yaparak İstanbul ilçe belediye başkan adaylarının belirlenmesinde söz sahibi olmak istiyor.
5) Talep eden değil, talep edilen bir pozisyonla CHP'ye kurtarıcı misali katılmak istiyor.
6) Katılımını kendi örgütü ile CHP'nin bütünleşmesi gibi sunmak istiyor.
Kılıçdaroğlu ile Bahçeli Nisanda gider mi?
CHP ve MHP'de liderlik hesabı yapanlar Mart 2014'de yapılacak olan mahalli genel seçimleri bekliyor. Başarısızlık halinde istifa ve olağanüstü kurultay isteyecekler.
Gelelim bunun olabilirliğine?
CHP oylarını artıramaz ve İstanbul ile Ankara'yı kaybedip bugün kendinde olan bir merkezi de yitirirse Kılıçdaroğlu o koltukta bir gün bile oturamaz. Dolayısı ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi geleceği alınacak sonuçlara bağlıdır..
Buna mukabil MHP'de seçimden hezimetle çıkılsa dahi Bahçeli kesin gider diyemiyoruz zira bu partideki demokratik refleksler malumdur. MHP'yi gemleme görevi ile bu partinin tepesine monte edilen Bahçeli seçim sonuçlarından hareketle hadi bana eyvallah demez.
Sonuç olarak kimin gitmesi daha yüksek ihtimal diye sorarsanız başarısızlık halinde Kılıdaroğlu ağır basıyor ancak AKP'ye karşı oluşan tepki seli nedeniyle CHP tahminlerin ötesinde yüksek oy alabilir ve Kılıçdaroğlu da kalabilir.
Cübbeli-cennet ve kerhane!
Yazılan iddianameye göre Cübbeli Ahmet Hoca "Cinsel saldırı ve insan ticareti " suçu ile itham ediliyor ve hakkında 45 yıl hapis isteniyor.
Mahkeme sonuçlanmamasına yani aklanma olmamasına rağmen Cübbeli Hoca medya'da kutsal inanç önderi kimliğiyle şov yapıyor. Söyleyin bu tablo Türkiye'nin ne hale geldiğini göstermiyor mu?
Diyeceksiniz ki adama komplo kuruldu!
Eyvallah öyle diyelim o zaman komplo kuranları afişe etmek gerekmiyor mu?
Bunu toplum değil Cübbeli bile yapmıyor ve düne kadar hedef aldığı F tipi örgüt ile AKP'ye asla eleştiri getirmiyor.. Söyleyin bu mudur dava adamlığı ya da islam önderliği?
Biri başka şey cenneti kerhane ile özdeşleştirmek islam adına bühtan değil midir?
Ne demek ne kadar selavat o kadar huri melek? Sahi Gılman'ı sorsalar ne cevap verecek?
Aykut'ta Alex, Ersun'da Emenike takıntısı!
Fenerbahçe'de tarih çok çabuk tekerrür etti.
Dün Aykut Kocaman Alex'den nefret ederdi bugün Ersun Yenal Emenike'den nefret ediyor.
Hadi nefret demeyelim de takıntı diyelim!
Yahu Emenike'yi onca para verip almışsın ve formda niye oynatmıyorsun?
Yobo dediğin yaşı 40'a yaklaşmış Belediye Spor artığı!
Kusura bakmasın Ersun hoca böyle giderse Milli Takım misali Fener'de de çok kalamaz zira Alper'in yerine Selçuk'u oynatır ve Cemaat korkusu ile Emre'yi yol verirse akıbet kaçınılmazdır.
Tavsiyemiz Volkan'ı da kenara çekip oturmuş bir kadro yaratmasıdır.Bunu yapamazsa FB'yi şampiyon yapsa bile kalamaz zira idare-maslahatla lider olunmaz ki Fener'de devam etmek için lider tavrı esastır.....

Olanların hiç biri tesadüf değil.
Eğer 2,5 yıl önce yaşanan Mossad ajanlarını İran'a jurnalleme hadisesini David Ignatius gibi bir kalem Washington Post'da ansızın kaleme alıyorsa bu açık bir işarettir ve hedef alınan da sonradan istihbaratçı memur Hakan Fidan değil Fidan'ın çok sadık olduğu Tayyip Erdoğan'dır.
Başbakan olmaksızın Beyaz Saray'da ağırlanan tek lider olan Tayyip Erdoğan eğer ABD ve NATO'ya rağmen Çin füzelerine olur veriyorsa biliniz ki ipler kopmuş ve şantaj günleri başlamışıtır.
Dahası ABD teşviki ile Suriye bataklığına saplanan Erdoğan eğer El Kaide ile başbaşa bırakıldı ise bunun tercümesi okyanus ötesi deyimle Tayyip artık topal ördektir.
Taksim Gezi Direnişi sürecinde ABD'nin takındığı açık tutumdan F Cemaatle Tayyip'in restleşmeleri ve de Gül'ün ansızın hacca gitmesi ile Tayyip'in yakın olduğu Suudilerle pazarlık yapmasına kadar bütün göstergeler Erdoğan'ın deliğe süpürüleceğine işaret ediyor.
Evet bütün göstergeler Batı'nın siyasal islam bilinç altılı gördüğü Tayyip'in ABD nezdinde son kullanma tarihinin dolduğunu ve yeni bir dizaynın eşikte olduğunu gösteriyor.
Diyeceksiniz ki süpürülme nasıl ve ne zaman olacak?
Tayyip bir yılı bulmaz Baykal misali bir gece ansızın büyük bir itibar suikastına uğrayacak!
Bunun için ellerinde yeterli verilerin olduğu Wikileaks'a kadar pek çok belgeye yansımıştır.
Ziya Kalkavan'ın İslamcı bakana verdiği rüşvet
"Babaların Babası" diye bilinen ünlü armatör Ziya Kalkavan'ı 1992'de Demirel'in ABD gezisi esnasında tanıdım.
Yol boyu bazı anılarını paylaşan Kalkavan'a göre, herkesin bir fiyatı vardır:
"Fiyat bazen paradır, bazen kadın; bazen korkutmaktır, bazen hatır. Bazen de mesela camii ya da Kur'an kursu yaptırmaktır. 1970'lerde Ecevit-Erbakan koalisyonunda MSP'li bir bakanlıkta önemli bir işimi yaptırmak için servet teklif ettim, sonuç alamadım, bilahare imzayı atacak olanın beldesine camii ve Kur'an kursu sözünü verip işimi hallettim."
Bu anektodumu şimdi niye mi hatırladım:
Bürokraside yaygınlaşan umre ve hac rüşveti için!
Bayramlaşma vesilesiyle beraber olduğum iki bürokrat, bakanlıkların alt düzeylerinde, hac ile umreye götürmenin yeni rüşvet biçimi olarak yaygınlaştığını anlattılar.
Sahi, rüşvet karşılığı yapılan camii ya da rüşvetle gidilen haccın gerçek İslamda yeri var mıdır?
'Silahlar konuşur' sözünü İşçi Partisi etseydi?
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, açıktan tehdit ediyor ve silahlar konuşur mesajını veriyor.
Ve heyhaat, önüne gelene posta koyan Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan suspus; zira "PKK kitlesel terör yapar ve gizli müzakerelerimizi afişe edip bana seçim kaybettirir" diye korkuyor.
Olması mümkün değil ya varsayalım ki "Silahlar konuşacak" tehdidini BDP yerine mesela İşçi Partisi yapsa ne olurdu; hiç düşündünüz mü?
Tayyip Erdoğan, bu partiye karşı cihat ilan edip yeni bir taarruz başlatır ve bütün mensuplarını lider ve önder kadroları misali zindanlara doldurur.
Dahası günler ve haftalarca dehşet suçlamalar yapar ve kontrol ettiği medya bloku ile hücuma geçip imaj katliamları yapar!
Peki, bunu neye dayanarak mı söylüyorum:
Bugüne kadar yaptıklarına!
Tayyip böyle Erbakanlaştı!
Yeni kuşak bilmez 1970'li yıllarda Erbakan'ın dilinde "Ağır Sanayii" sakız misaliydi.
Dahası, proje ve finans olmaksızın çukurlar açtırıp her here hayali temeller atardı.
Tayyip Erdoğan da bugünlerde Erbakan gibi davranıyor ve hayali projelerle ses bombaları patlatıyor.
Evet, kaynak bulunmadan sallıyor da sallıyor!
Örnek mi?
Üçüncü havalimanı ve Kanal İstanbul Projesi.
Financial Times'ı bilirsiniz; küresel finansın yayın organıdır.
İşte bu gazete dün ilginç bir haber yayımladı.
Buna göre, üçüncü hava limanı ve Kanal İstanbul için para bulunamıyor yani finansal belirsizlikler var.
Oysa hatırlayın; Tayyip bunları topluma adeta bitmiş, yani anahtar teslimi misali sunmuştu!
Eh böyle saça böyle baş ne diyelim!

Üç Aliler Divanı ve Silivri yargısı! - Sabahattin Önkibar
Siyasal İslamcıların şeytan misali taşladıkları İstiklal Mahkemeleri’nin ilk kuruluşu Mondros sonrasında asker kaçakları ile ilgilidir.
Bu mahkeme 1925’de Şeyh Sait ihanetinin hemen akabinde çıkarılan Takrir-i Sükun kanunu ile yeniden ihya edilmiştir.
Başkanının Afyon Mebusu Ali Çetinkaya, üyelerinin Gaziantep Mebusu Kılıç Ali, Rize Mebusu Ali Zırh’ın olduğu bu mahkemenin savcısı da Denizli Mebusu Necip Ali idi. Kimilerince Üç Aliler Divanı olarak sunulan bu mahkemenin en belirleyici vasfı olağanüstü mahkeme olmasıydı.
Kuşkusuz İstiklal Mahkemeleri’nde bazı hukuksal eksiklikler olmuştur lakin yukarıda değindiğimiz gibi bu mahkeme Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kurulduğu ve emperyalizmin   inanç ile etnisiteyi kullanıp mayası tutan milli-üniter devlet kimyasını bozma adına üstümüze dolu dizgin geldiği olağan dışı bir dönemde görev icra etmiştir. Dolayısı ile İstikal Mahkemeleri usul açısından eleştirilse de amaç açısından tarihsel hizmetlere vesile olmuş  yani bütünlüğümüzü sağlamıştır.
Gelelim bugünkü Silivri yargısı ile İstiklal Mahkemeleri’nin kıyasına:
Doğru yanlış bilmem ama kamuoyunda var olan kanaat, Silivri yargısının gayrı milli etkilerle kurulduğu ve milli olan İstiklal Mahkemeleri’nden adeta rövanş almaya çalıştığıdır.
Öyle çünkü tıpkı İstiklal Mahkemeleri gibi olağanüstü mahkemeler olan Silivri  mahkemelerinin hangi olağandışı sürece hizmet ettiği sorusu gündemdedir. Başka bir anlatımla İstiklal Mahkemeleri milli-üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni kaosdan arındırılıp kurumsallaşmasına katkı sunarken Silivri mahkemelerinin ne için kurulduğu yani milli-üniter  mayayı bozma ve Türkiye’yi dönüştürme adına mı ikame edildiği sorusu artık koroya dönüşmüştür.
Altını çizerek yazacağım bir başka şey de, İstiklal Mahkemeleri’nin bugünkü Silivri  mahkemelerinden çok çok daha  fazla hukuka ve ahlaka riayet etmesiydi.
Rehinelerin iadesi neyin karşılığı?
PKK dün rehin aldığı kamu görevlilerini serbest bıraktı!
Tamam hadise insani açıdan sevindirici lakin PKK bunu niye yaptı?
Cici görünüp kendini sevdirmek için mi yoksa bilmediğimiz bir takas mı var?
Amiyane tabirle bayram değil seyran değil, PKK Türkiye’yi niye öptü!
Diyeceksiniz ki barış süreç var ya!
İyi de bu süreçte Türkiye ne veriyor. Öyle ya hangi süreç ya da müzakere tek taraflı işler?
İşte cevaplanmayan soru budur yani Tayyip Erdoğan’ın Öcalan ile PKK’ya ne taahhüt ettiği sorusu askıdadır.
Aslında bu sorusunun cevabı Sayın Perinçek’in dünkü yazısında var.
Tayyip Erdoğan maraba konumunda olan Öcalan ve PKK ile değil, efendi ya da Ağa konumunda olan Paxamericana ile onun buyrukları doğrultusunda  hareket ediyor. Öcalan ile PKK Türk halkını yeni yapıya ve haritaya ikna etmek adına ambalaj malzemeleridir.
Medyadaki domuzlar!
Nazlı Ilıcak CNNTürk’te Enver Aysever’in programında aynen şu sözü ediyor:
“Başbakan hapşırsa medya domuz gribi oluyor!”
Kastı Başbakan’ın medya eleştirilerine medya dünyasının aşırı ilgi göstermesi ya da   korkmasıdır.
Bir işadamı dostuma göre korku en büyük rüşvetmiş!
Tayyip Erdoğan bunu iyi bildiğinden olsa gerek habire korku salıyor.
Sorulması gereken soru medyanın neden basit bir hapşırığa domuz gribi olduğudur.
Nazlı Ilıcak keşke çok iyi bildiği o domuzlukları bir bir sıralasaydı!
Öyle ya Aydınık gazetesi Başbakan’dan korkmuyor da  Holding Medyası niye korkuyor?
Medyanın bugünkü bu teslim olma halinde biraz da o domuzlukların yani Türkiye’deki  medya düzeni yapılanmasının payı yok mu?
Çevik Bir mi, Tayyip Erdoğan mı?
Gelin 28 Şubat’ın kudretlisi Çevik Bir ile bugünün kudretlisi Tayyip Erdoğan’ı korku salma bağlamında  kıyaslayalım.
Çevik Bir dönemi güya örtülü darbe dönemidir ama ne hikmetse anlatılanlara göre Çevik Bir Aydın Doğan medyasından talep etmesine rağmen tek bir yazarın işten çıkarılmasını bile  sağlayamamıştır. Oysa Tayyip Erdoğan iktidara geleli beri Aydın Doğan onlarca kelle vermiştir.
Aynı şekilde güya darbe döneminin hükümranı olan Çevik Bir döneminde örneğin Yenişafak gazetesine bugün Hürriyet grubuna verildiği gibi, değil milyarlarca dolar, bir kuruş bile vergi cezası verilmemiştir.
Keza bugünkü gibi olağanüstü mahkemeler kurulmamış, polisin içinde çeteler kurulup suç icat edilmemiştir.
İlaveten siyasi mühendisliklere gidilmemiş, bugün rakip görülen Murat Yalçııntaş misali isimlerin yargılınması gibi o dönem mesela Tayyip Erdoğan yüz kızartıcı bir suçtan mahkum edilmemiştir.
28 Şubat günlerinde bile Türkiye bugünkünden yüz kere daha özgür, Çevik Bir ise Tayyip Erdoğan’a kıyasla etki bakımından general çavuş misalidir.
Ama heyhat bu tabloya karşın çavuş yetkisindeki Çevik Bir darbeci, Başkomutan yetkisindeki Tayyip ise demokrasi kahramanıdır.

Yaşanan İmralı ya da APO ile müzakere süreci Ergenekon ve Balyoz tezgahlarını açıklayan son belgedir.
TSK sırf böyle bir sürece engel olmasın diye operasyonlara tabii tutulmuş ve sindirilip pasifize edilmiştir.
Tablo net, milli ve üniter devletimiz PKK ile barış argümanı ya da “Annelerin gözyaşı dinecek” kandırmacası ile tasfiyeyle karşı karşıyadır.
Böyle bir  süreçte PKK’nın kullanılması bilinçlidir ve dahası PKK, AKP iktidarı ile bunun için palazlandırılmıştır çünkü iktidar kadroları Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye edip rejimi dönüştürmeyi  ya da Atatürk’ten rövanş almayı başka türlü ambalajlayamazlardı.
Küresel egemenlerin patronajında yürütülen bu aleni projede sorulması gereken soru, Genelkurmay  Karargahı’nın nerede durduğudur?
“Onlar zaten sinip teslim olmuş, bu sorunun ne önemi var” demeyin, iki bin yıl önce Mete Han’ın kurduğu ve Mustafa Kemal gibi sayısız kahramanları sinesinden çıkardığı bir bünyenin tek bir kurşun bile atmadan ülkenin parçalanmasına razı olacağını her şeye rağmen düşünmek istemiyoruz.
Kastım elbete askeri darbe yapmaya çağırmak değil tersine barış kandırmaları ile yürütülen Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye projesine, TSK’nın açık bir tavır alıp millete cesaret vermesi ve bu süreci net duruşu ile engellemesidir.
Karargah şayet bugüne kadar olduğu gibi suskunluğunu sürdürürse bunun anlamı, AKP’ye ve onun küresel efendilerine kuyruk olması yani özerkliğe ya da federasyona yeşil ışık yakması şeklinde değerlendirilecektir.
Hangisi daha rezil?
Kim ne tepki verecek diye bir kaç gün ısrarla bekledim.
Heyhaat! Güvendiğim bütün dağlara artık karlar yağıyor.
Tayyip Erdoğan’ın, BDP’lilerden oluşan müzakere heyeti PKK bayrağı ve Öcalan posteri önünde Karayılan’la mütarekenin şartlarını görüştüğünün resmine bir Habur kadar bile tepki gösterilmedi.
Bırakın AKP’li vatanseverleri, CHP ve MHP bile rezilliği birkaç basın açıklaması ile geçiştirdi.
Oysa Başbakan’a meydan okuyup “Hangisi daha rezil Ey Tayyip” diyebilirlerdi!
Hatırlayın o Tayyip  Erdoğan, müzakere heyetine aldığı Gültan Kışanak ile Aysel Tuğluk, Hakkari yolunda üç PKK’lı ile tokalaşınca güya esip-gürlemiş ve “Dokunulmazlıklarınızı kaldıracağım” diye tehditler savurmuştu.
Manzara ortada, değil dokunulmazlıkların kaldırılması, o iki hanım Tayyip’in özel barış elçileri oldular.
Sadece bu da değil, Emine Ayna’nın önceki gün ettiği, “Türk askeri boşuna öldü” şeklindeki ifadesi de aynı şekilde kahredicidir lakin böyle bir kepazelik bile artık tepki görmüyor.
Jöleli, Nazlı ve bir yalakalık hikayesi
“Jöleli” diye bilinen Yiğit Bulut önceki gün Milat Gazetesine şunları söylüyor:
- Tayyip Erdoğan benim atamdır. Onun attığı adımları Atatürk yaşasa atamazdı.
Hatırlayın, bu delikanlı yakın zamana kadar ulusalcı diye ekranlara çıkar ve AKP’yi yerden yere vururdu. Ne zaman ki kulağına “Ergenekon’dan seni de tutuklayabilirler” diye fısıldandı, anında çark etti ki Yiğit Bulut’un 2007 seçimlerinde Abdültaif Şener’in partisinden CHP ve MHP’ya kadar aynı anda üç partinin mebus aday adayı olduğu dillerdedir.
“Jöleli”nin ettiği o sözleri okuyunca birden hatıralarım depreşti.
Yıl: 1996’nın ilk yarısı.
Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’la Ata uçağında Almanya’ya uçuyoruz.
Uçakta benden başka Sedat Ergin, Yalçın Doğan, Nazlı Ilıcak ve Mehmet Ali Birand vardı.
O günlerde ANAP’ı ve Yılmaz’ı destekleyen Nazlı’nın ağzından aynen şu ifadeler döküldü:
- Başbakanım kim ne derse desin umurumda değil. Ben sizin yalakanızım.
Heyetteki biz, diğer gazetecilerin ağzını açık bırakan bu beyanı daha sonra hepimiz yazdık.
Peki Nazlı şimdi kimin yalakası?
Hiç kuşkunuz olmasın devran döndüğü saat  Jöleli de Ilıcak misali anında çark edecek ve efendisini değiştirecektir!
İkisi de APO ile Karayılan hastası
Dün öğle saatlerinde her zamanki gibi AKP’nin gurup toplantısı yapılacaktı...
Derken toplantıya  dakikalar kala bir açıklama:
- Grup toplantısı iptal!
Meclis kulisinde bir uğultu ve niçin sorusu.
Açıklamaya göre Başbakan hastalanmışmış!
“Kalp kirizi filan mı?” diye soranlara şu açıklama yapılmış:
Başbakanımız grip oldular.
İyi de gripal enfeksiyon denilen şey birden zuhur eden bir rahatsızlık değil!
Belli ki Tayyip Erdoğan’ın hastalığı başka!
Ne midir peki?
Başbakan, “APO ile Murat Karayılan’a muhabbet” hastalığına duçar olmuş!
Öyle olmasa Erdoğan, gurup toplantısı iptal etmez ve millete verdiği sözü yerine getirip İmralı belgelerini sızdranı açıklardı.
Görüyorsunuz PKK, APO ve Kandil artık Türkiye’nin Başbakanı’na olmadığı halde “hastayım” bile dedirtebiliyor.
İlginç raslantı yine dün BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “hastayım” diyerek yatağa düşüyor ve BDP gurubu da toplanmıyor.
Ne imiş efendim, anjiyo olacakmış!
Hatırlayın, Demirtaş da “Salı günü İmralı tutanaklarını sızdıranı açıkmayacağım” demişti.
Peki bu yaşanılanlar niçin mi?
Güya çözüm adını verdikleri süreç zarar görmesin diye!
Öcalan’ın sarf ettiği sözlerin duyulması bile böylesi krizlere sebep oluyorsa söyleyin bu teşebbüs yalan rüzgarı değil midir?

Önce Abddulah Öcalan’ın kendini ziyarete gelen BDP heyetine verdiği mesajların başlıklarını hatırlayalım:
-Başkanlık sistemi düşünülebilir. Tayyip Bey’i destekler, AKP ile ittifak yaparız.
-AKP’yi iktidar yapan ve 10 yıldır iktidarda tutan biziz.
-Affa gerek kalmadan hepimiz özgür olacağız. Bu olmazsa 50 bin kişi ile halk savaşı olur.
-Başbakan’ı tutuklayacaklardı. MİT’e darbe yapılacağını sezdim ve uyardım. Baransu ile Uslu’nun arkasında büyük bir güç var.
-ABD Merkezli Kontgerilla polisle yargıyı ele geçirdi.
-Cemaatın merkezi ABD’dir. Fethullah Gülen 120 ülkede okul açtı, para nereden?
-Said Nursi Ermeni köyündendir.
Gelelim verilen bu mesaların nasıl okunması gerektiğine:
1) Tayyip Erdoğan kendini kurtarmak ve Başkanlığa erişmek için Öcalan’a teslim olmuştur. Hadise teröre çözüm arayışı deği, iktidar çatışmasıdır.
2) Tayyip Erdoğan, ABD-AB-Abdullah Gül-F tipi örgüt ve Kürtçüler ittifakına karşı Öcalan’a sarılmak zorunda kalmıştır. Erdoğan PKK’nın kendine karşı kullanımasına engel olmaya çalışıyor.
3) Hem Tayyip Erdoğan hem  Öcalan, ABD’nin bölgede BOP bağlamında kendi aktörlükleri dışında yeni  bir organizasyon da olduğunu görüp yoldaş olmuşlardır.
4) Tablo Türkiye bütünlüğü ile geleceğinin Tayyip ile F tipi arasındaki iktidar mücadelesine ipotek edilmesidir. ABD ile AB ise bu iki kesimi dövüştürerek yeni mevziler elde  ediyor.
5) Oynanan oyunun geriye dönüşü olmadığından  tahribat büyük olacak ve  75 milyonun kimyası değişik sebeplerle alt-üst olacaktır. Dahası, bu kimya değişimi bölünmeye kapı aralayacaktır.
6) Öcalan MİT ile Tayyip’in sözcülüğüne soyunarak ABD yönetiminde dediği F tipinin AKP tarafından hedef alınacağının işaretini vermiştir.
Abdullah Gül pusuda
Taha Akyol’a konuşan Abdullah Gül pusuda olduğunu ilan etti.
Nasıl mı?
Cumhurbaşkanlığına aday değilim demeyerek!
Bir başka ayrıntı Abdullah Gül’ün Başkanlık sistemine yeşil ışık yakmamasıydı!
Peki bunun anlamı ne midir?
Gül zamana ve zemine oynuyor!
Değişen şartlarla bir anda öne çıkacağını düşünüyor.
Ne gibi şartlar mı?
Mesela bir gece ansızın servis edilecek bir kaset!
Mesela üç dönem sınırlaması ile açığa çıkacak olan milletvekillerinin sürpriz organizasyonu !
Altını çizerek yazıyorum Abdullah Gül elinin güçlendiğini gördüğü an Tayyip Erdoğan’a
dikilecektir.
Türkeş’ten oğluna, defol git!
Bu aralar moda ya, herkes PKK ya da Öcalan’a bir yerden tutunuyor!
CNN-Türk’de Enver Aysever’e  konuşan Tuğrul Türkeş aynen şu sözü etti:
-”Ne  Mutlu Kürt’üm demenin sakıncası yok.”
Tuğrul bu sözü edince birden babası Alpaslan Türkeş’in, “Türkiye mozaiktir” sözüne gösterdiği şu tepkiyi hatırladım:
-”Ne mozaiği ulan!”
Ne dersiniz mozayık lafına bu kadar hiddetlenen baba Türkeş , oğlunun  ettiği bu sözü duysa “Defol git ulan” der miydi?
Ve CHP’nin ikinci adamı olan Nihat Matkap!
O da dün Öcalan’ın vatandaşlık tanımı CHP’ye uyuyor buyurdu.
Tevekkili değilmiş CHP ile MHP’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndaki figüranlıklarının altı boş değilmiş.
Mehmetçik Vakfı ile Haberal’ın ayıbı
Ergenekon tertibine karşı göğsünü siper eden kim?
Aydınlık Gazetesi!
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kurulan rezil tezgahları afişe edip  Ordumuzu sahiplenen kim?
Aydınlık Gazetesi!
Şehitlerimizi sahiplenip acılarını dert edinen kim?
Aydınlık Gazetesi!
Realite bu iken bakın neler oluyor?
Mehmetçik Vakfı gibi bir kurum Ankara’da açacağı yeni akaryakıt istasayonları için Aydınlık’ın yarısı kadar bile tırajı olmayan gazetelere ilan verirken Ayınlık’a vermiyor.
Aynı şekilde Ergenekon davasından yargılanan Mehmet Haberal kendi adına verdiği türlü ilanların hiçbiri yine Aydınlık’da yer almıyor.
Hayır hadise işin parası değil, manevi boyutudur.
Çok söyleyeceğim de kendimi tutuyorum. Yaptığınız sizin aslında ne olduğunuzun belgesidir!

Parola: İhtilal olursa komutanımı vururum!
Yer: Ardeşen.
28 Şubat süreci günleri.
Kamuoyunda çok iyi tanınan eski Milli Görüşçü isim kapalı bir mekanda yapılan toplantıda konuşur ve TSK’yı yerden yere vurur.
Konuşmanın hemen sonrasında bir delikanlı o ünlü ismin yanına gider ve şunları söyler:
- “Ben askerim, şimdi izin kullanıyorum. Eğer TSK ihtilal yaparsa yapacağım ilk iş  komutanımı vurmak olacak.”
Milli Görüş patentli o çok önemli isim genç adamı kucaklar ve şunu söyler:
- “Askerlik bittiğinde bir sıkıntın olursa mutlaka beni bul ancak seni hatırlamam için, ihtilal olursa komutanını vuracak asker diye tanıt kendini. Parolamız bu olsun.”
Aradan zaman geçer ve o genç askerliğini bitirir lakin iş bulamaz.
Derken o isim ve sözü akına gelir ve epey bir uğraştan sonra ona ulaşıp parolayı fısıldar:
- “Ben Ardeşen’den, ihtilal olursa komutanını vuracak olan askerim. İş arıyorum. Bana yardımınız olur mu?”
Kucaklanma ve hemen ardından bir telefonla Beyoğlu Belediyesi’nde işe başlama!
Bu hikayeyi birinci ağızdan yani hemşehrim olan o Ardeşenli gençten dinledim.
Peki ona sırf TSK’ya karşı öyle bir söz etti diye bağrına basan ve iş bulan ünlü isim kim midir?
Bu sütunu okuyanlar ariftir, kimin olduğu hiç zorlanmadan tahmin edeceklerdir.
Söyleyin lütfen böyle bir bilinç altı ile örülü olanlar bir gün kazara tersi şeyler söyleseler  inanılabilir mi?
Herşeyi satarken, IMF ile uyutmak!
Vay efendim IMF’ye olan borcumuzu sıfırlıyor muşuz!
Vay efendim 27 milyar borcumuzu bitirip üstüne 5 milyar borç veriyormuşuz!
Kim diyor bunu?
Recep Tayyip Erdoğan!
Peki Sayın Başbakan IMF’ye olan borcunuzu sıfırlarken Türkiye’nin dış borcunu artırdınız mı, eksilttiniz mi, onu açıklasanıza!
Hazinenin rakamları ortada, devri iktidarınızda kamunun dış borç stoku tamı tamına üçe katlanmış!
Ülke borcu ise 2002 sonunda 218 milyar Dolar iken bugün 726 milyar Dolar.
IMF’nin borcunu Mayıs’ta kapatacaksınız ama daha tehlikeli olan yerlere borçlandınız.
Üstelik bu ülkenin TÜPRAŞ’tan Telekom’a, Petkim’den Demir-Çelik’e, limanlardan otoyollarına kadar nerede ise bütün birikimilerini özelleştirme adıyla satıp o  kaynakları Suriye’de İslam’a ihanet kusan El Kaide gibi terörist unsurlara peşkeş çektiniz.
Ve böyle bir tabloda hiç sıkılmadan IMF’nin borcunu ödedik diye caka satıyor, milleti  uyutuyorsunuz!
Tamam bu millet balık hafızalı da bu kadar mı saf?
Yeni kadılarla Tayyip devleti!
Yargıtay’a  tayini çıkarılıp toplu olarak oy kullanan 150 yargıç kesmemiş olacak ki yeni bir yapılanmaya gidiliyor.
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’ya göre Yargıtay ile Danıştay’ın yerine Temyiz Mahkemeleri kurulacak ve şekilde bu iki önemli kurum lağvedilecek.
Daha önce de yazdık, Türkiye’de aslında rejim değişmiştir de ifade edebilen yoktur.
Düşünün Yargıtay ile Danıştay gibi devletin temel taşı olan iki kurum Padişah fermanı kültürü ile kamuoyunda ve ilgili çevrelerde zerre tartışılmadan gizli bir şekilde yani yangından mal kaçırır misali buyruğumdur mantığı ile ortadan kaldırılıyor.
Aha buraya yazıyorum bu umursamazlık ve teslimiyetle Türk milleti ve hukuk adına değil, Tayyip Erdoğan adına yargılama yapacak kadıların bütün yargı sistemini ele geçirilmesi kaçınılmazdır.
Türkiye geçmişte hukuk devleti değildi ama en azından kanun devletiydi. Bugün ise Tayyip devleti olma yolundadır.
Hürriyet’in ezik Ahmet’i bunları da biliyorum!
AKP sayesinde merkez medyaya kapağı atan ve AKP gittiği gün geldiği yere geri dönecek olan Hürriyet’in  ezik Ahmet’i (Hakan) gazetemiz Aydınlık ile bu sütunu marjinal diye tanımladı!
Hangi gerekçeyle mi?
Kendisinin adının geçmediği Dolar milyoneri olan gazetecileri yazmamdan ötürü!
Rüşvetin belgesini soranlar misali vay efendim belge nerede imiş!
O yazımı okuyanlar görmüştür, para sahibi olanları fikrine göre tasnife sokmaksızın hiç kimsenin yazmaya cesaret edemedikleri yazılmıştır ki yazılanların meslek gözlemlerime   dayalı olduğu ısrarla vurgulanmıştır.
İlginçtir adı çıkan ve pek çoğu sütun sahibi olan 23 kişiden çıt yok ama ezik Ahmet güya  onları savunma ambalajı ile daha önce kendisi hakkında yazdıklarımın kuyruk acısı ile bu olayı kullanarak hücuma geçiyor ve şark kurnazlığı ile bana karşı müttefik toplamaya çalışıyor.
Bak koçum ben bu medyada üniversite günlerimden beri yani 30 yıla yakındır her gün varım ve 7 ayrı gazete ile 6 ayrı TV’de yöneticilik, yazarlık, programcılık yaptım. Üstelik bunu senin yaptığın gibi siyasi desteklerle yapmadım. Kompleksim, hesaplarım ve eski deyimle  kimseye zerre mudaram da yoktur! Nitekim öyle olduğu içindir ki sen de Kanal7’de iken  Ankara’da büroma gelip bana hayranlıklarını dillendirmiştin.
Ahmet Efendi bildiğim bir başka şey ise kardeşinin TRT ile olan maddi ilişkisi ve bu ilişkiden ötürü TRT müdürünü sütununda övmendir.haberguncel.blogspot.com
İlaveten Deniz Feneri hırsızlığını bütün ayrıntıları ile bilmene rağmen olayı saptırman ve dahası, o tezgâha bizatihi dolaylı katkılar sunduğunu da biliyorum.

Tam zamanıdır Necdet Paşa!
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı 4 yıldır yürütülen aşağılık psikolojik harekatta tablo ilk defa  askerin lehindedir!
Nasıl mı?
TSK ilk defa mağdur ve mazlum bir görüntedir ki bizzat Tayyip Erdoğan bile böyle bir imaja  öyle ya da böyle katkı sunmuştur.
Düşünün savaş uçaklarımızla gemilerimizin pilotsuz, kaptansız ve komutansız kaldığı olgusu toplumda yankı bulmuş keza Balyoz ile Ergenekon’daki rezillikler düne kıyasla vicdanlara oturmuştur.
Buradan hareketle gün bugündür diyoruz ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’i TSK’ya sahiplenmek ve yerlere serilen itibarını ayağa kaldırmak adına harekete geçmeye çağırıyoruz.
Peki teklifimiz ne midir?
Genelkurmay Karargâhı’nda bütün televizyonların canlı yayınlayacağı bir basın toplantısı düzenleyip askere kimlerin komplo kurduğunu ve amaçlarının ne olduğunu açık seçik  anlatmasıdır.
Evet Genelkurmay Karargâhı artık TSK’nın göz göre göre tükenişine ve yok oluşuna suskun kalmamalı, Pentogan-CIA ve onun işbirlikçisi F Tipi örgütün faaliyet ve amaçlarını ayrıntıları ile milletle paylaşmalıdır.
Dahası, bu paylaşımın hemen akabinde Necdet Paşa bütün kuvvet komutanları ile beraber  var olan bu tezgâha tepki adına topluca istifa etmelidir.
Altını çizerek yazıyorum böyle bir çıkış TSK’nın kağıttan kaplan ya da kof olarak tescil gören imajını ters yüz edecek ve kamuoyu desteğini yeniden kazandıracaktır.
Tabi bunu yapabilmek için sadece öngörü sahibi olmak yetme, minnacık da olsa yürekli olmak gerekiyor ki biz komutanlarımızın cesur olduğu kanaatindeyiz.
Necdet Paşa bunu yapması ve yapmaması halinde TSK’nın neleri kaybedip kazanacağını ve kendisinin tarihe nasıl geçeceğini iyi düşünmelidir.
Öcalan, Tayyip misali gömlek değiştirmeye mi başladı?
Başbakan’ın demeci dün manşetlerdeydi.
Ne imiş efendim, “PKK ile kucaklaşanlar İmralı’ya gidemezmiş”!
Kastedilen Gülten Kışanak’la Aysel Tuğluk’tur.
Pardon İmralı ile kastedilen Öcalan değil mi?
Öyle ise Öcalan artık PKK’yı kucaklamıyor ya da lanetlemeye mi başladı? Kastediilen o mudur?
Yoksa Öcalan da Tayyip misali gömlek değiştirmeye mi başladı?
Tamam toplumu hazırlama adına bir psikolojik operasyon var da bu çok abartılı değil mi?
Öcalan’ı PKK’dan ayrı tutmak akıl alacak şey mi?
Cevap istiyorum Öcalan hidayete mi erdi?
Değilse 40 bin kişinin katili olan PKK kurucusu bu adamı bu şekilde sunmak neden?
Tayyip’in illüzyonu ve serap!
Tayyip Erdoğan geri vitese taktı dönüyor.
Bizi Avrupa Birliği’ne almazlarsa kıyamet kopmaz diyor.
Dahası, Şangay İşbirliği Örgütü’ne güya göz kırpıyor.
Orada dur Tayyip Efendi!
AB’yi istismar ettin Şangay’ı edemezsin!
Hani biz Avrupa Birliği’ne girmiş sayılırdık!
Defalarca ve haftalarca bunun kutlamalarını yaptırmadın mı?
Peki ya attığın o imzalar ve yerine getirilen buyruklar?
Milletin karşısına defalarca geçip Türkiye’nin makus talihini AB’ye girerek yendik mealinde sözler etmedin mi?
Etti isen nedir bu hal açıklasana!
İşte Tayyip Erdoğan ile AKP budur!
Sanal bir cennet yaratıp ona iman etmenizi isterler.
Aaa bir de bakmışsınız ortada cennet falan yok serap yani illüzyon var.
İlginçtir AB soytarıları şimdi dut yemiş bülbül misali efendilerinin ağzına bakmakla meşgul.
Onur kavramı Türkiye için geçerli değil mi?
Yok ben eskilerin deyimi ile ar damarı çatladı gibi ağır bir ifade kullanmayıp sadece utanmayı bilmemek diyeceğim!
Kimi ve neyi mi kastediyorum?
“Suriye İsrail’e niye misilleme yapmıyor, bomba yağdıran İsrail uçaklarına niçin taş bile atmıyor” diyen Stratejik Derin Ahmet Davutoğlu’nu!
Evet insanda birazcık sıkılma ve utanma olmalı!
Yedi düvelle boğuşan Suriye’ye misilleme yap diyenin kendi sicilini hatırlaması gerekmiyor mu?
Ahmet Bey, o İsrail değil midir senin bakanlığının teşviğiyle yola çıkan Gazze’ye yardım konvoyuna saldırıp 9 Türkü katleden!
Söylesene sen nasıl bir karşılık verdin?
Değil uçak ve savaş gemisini göndermeyi, çakıl taşını bile atabildin mi?
Onu da geç ticari ambargo uygulayabildin mi?
Bunların zerresini yapmadı isen daha ne konuşuyorsun!haberguncel.blogspot.com
Yoksa onur ve şeref kavramı Suriye için geçerli de Türk Devleti için geçerli değil midir?
Bu arada Birgül Ayman Güler ve Ümit Özdağ ile uğraşan Kılıçdaroğlu ile Bahçeli bu adamın hezeyanlarını niye görmüyor ve haddini bildirmiyor. Pardon onlar Davutoğlu gibilerin stepnesi mi dediniz!

Allah Amerika’dan büyük değil mi?
Soru şudur:
Tayyip Erdoğan’dan Muhammed Mursi’ye, Kardavi’den Fethullah Gülen’e, Halit Meşal’dan Abdullah Gül’e İslamcı kamuoyunda önder olarak bilinen pek çok isim nasıl olur da ABD ile  stratejik müttefiktirler?
Evet cevap arıyorum Tayyip Erdoğan Başbakan bile olmadan örneği görülmedik biçimde alelacele Beyaz Saray’da nasıl ağırlanır ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde Eşbaşkan olduğunu böbürlenerek nasıl ilan eder? Keza Fethullah Gülen’e Pensilvanya’da 100 küsür dönümlük devasa bir malikane nasıl ve niçin tahsis edilir?
O ABD ki 2001’de ikiz kuleler olayından sonra İslam’a ve Müslümanlara bizzat Başkan Bush’un ağzıyla yeni Haçlı seferlerini başlatan devlettir ve Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’yi mezbaha çevirip milyonlarca Müslümanı boğazlamıştır.
Bir başka boyut Kuran’ı Kerim’deki Maide süresinin 51.ve 57. ayetlerinde aynen şöyle buyrulur:
- “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları kendinize veli-koruyucu, dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridirler. Sizden kim onları kendine veli edinirse, şüphesiz o da onlardandır.”
Evet İslam’ın kutsal kitabı Kuran’ı Kerim zerre kuşkuya mahal bırakmaksızın hükmünü böyle verirken bu olanları nasıl okumak gerekiyor?
Bu soruya sadece ismini yukarıda zikrettiklerim değil ABD’yi Müslümanların hamisi gibi  gören sözde bütün Müslümanlar muhataptır ve onlara soruyorum:
Evet size göre Pax Americana haşa Yüce Allah’tan büyük müdür ki ona Kuran’ı Kerim’deki  kesin buyruğa rağmen tam tersi davranıyorsunuz?
Ne o yoksa Yüce yaradan Kuran’ı indirirken bugün sizin sığındığınız bahanelere yani şartlar  ile reel politiği tahmin edememiş ya da öngörememiş miydi? Böyle bir bakış Allah’a hakaret  ve hatta tanımamak değil mi?
ÖNEMLİ NOT: 14 bin takipçin var diyorlar ama bendeniz ne Twitter ne de Facebook’ta yokum.
ATO’dan Türkiye’ye hakaret!
Önceki gün APO ile özgürlük müzakeresi yapıp beni yazdığım yazı sebebiyle hapse atmak isteyen Tayyip Erdoğan’ın açtığı hakaret yani ceza davasında ifade vermek için Ankara Adliyesi’ndeydim.
Asliye Ceza kalemine girer girmez Ankara Ticaret Odası’na ait fotoğraflı bir takvim gözüme çarptı.
Büyükçe takvimde en önde Atatürk, ikinci lider olarak Tayyip Erdoğan, üçüncü isim olarak da Özal var. Bu üç isme Adnan Menderes, Alpaslan Türkeş, Deniz Baykal ve Padişah Abdülhamit ilave edilmiş.
Israrla inceledim Garp Cephesi Kumandanı ve eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü yok.haberguncel.blogspot.com
Keza bu ülkenin tarihine damga vuran Süleyman  Demirel yok.
Aynı şekilde Kıbrıs Fatihi diye bilinen Ecevit ile Erbakan da yok!
Abdülhamit’i bile almışlar ama bu üç isim afaroz edilmiş!
Bir kamu kurumu olan ATO’nun Tayyip’e yaranma adına yaptığı bu işgüzarlık Türkiye’ye hakarettir ve belli ki devletle işleri olan müteahhit Salih Bezci’nin marifetidir. Hiç kuşkunuz olmasın AKP öncesi Demirel’in önünde iki büklüm olan bu Salih devran döndüğü gün  Tayyip’e bugün Demirel’e takındığı tavrı takınacak!
Sıcak para Öcalan’a af istiyor!
Türkiye’de dışarıdan gelen sıcak paranın gardiyanı kim?
AKP kurulalı beri ekonomiyi yöneten Ali Babacan’dır.
İşte o Ali Babacan önceki gün aynen şu sözü ediyor:
- “İmralı süreci yabancı yatırımcılar tarafından yakından takip edilip, büyük bir memnuniyetle izleniyor.”
Gördünüz mü sıcak paranın iç politikamıza etkisini!
Dahası, gördünüz mü Öcalan ile yapılan müzakerinin küresel güçlerle ilgi ve alakasını!
Hep söyledik PKK dış dinamiklerin sırtlayıp Türkiye’nin başına bela ettiği bir örgüttür ki  onlarca delil bunu teyid ediyor.
Buradan hareketle kararlar aslında Ankara ile İmralı’da değil, Washington ile Brüksel’de alınıp bu iki yere onaylatılacak hadise budur.
Bir kitap, 6 cinayet!
Duydunuz mu savcılık makamı Hanefi Avcı için 49,5 sene hapis istemiş!
Türkiye’de bu kadar ceza için an az 5-6 kişiyi öldürmek gerekiyor zira malum bir katil en fazla 8-9 sene sonra hapisten çıkıyor.
Peki Hanefi Bey’in amiyane tabirle kaç cinayeti ya da cesedi mi var?
Şu ana kadar bir ceset uyduramadılar ama ömrü sol örgütlerle mücadele ile geçen, namazında niyazında olan bir polis müdürünü Devrimci Karargah davasına monte ettiler!
İlginç olan bu sol örgütün lideri olarak suçlananlar bile tahliye edilirken Hanefi Bey’e zülmün sürmesi!
Peki bütün bunlar niye mi?
F Tipi örgütün devlete sızmasını isim isim deşifre etmesi yani kitap yazmasından!
Bize göre vatanseverlik olan bu tavır kimilerine göre 5-6 kişiyi bile öldürmekten bile ağır bir suç!
İşte Türkiye’deki yargının hali pür melali!

Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner feveran ederek istifa etti.
Niçin mi?
Arkadaşlarına kurulan tezgâhlara isyan için!
Peki Deniz Kuvvetleri Komutanı Emin Murat Bilgel ne yaptı?
Donanma komutanı iken tavan arasına bırakılan sözde belge ve CD’leri sanki kendileri koymuş gibi bulan savcılara Deniz Kuvveteri armalı kravatlar hediye etti.
Soruyorum şimdi birileri çıksa ve Murat Bilgel’e işbirlikçi dese Amiral bunun altından nasıl kalkacak?
Bu fotoğraf TSK adını bühtan değil midir?
Böylesi görüntüye girmiş biri astları üzerinde etkili olabilir ve kuvvet komutanlığını layıkı ile yapabilir mi?
Yoksa F Tipi polis şeflerinin söylediği gibi Genelkurmay ile Kuvvet Komutanlıklarının Karargâhlarında TSK’ya karşı yapılan çökertme operasyonlarına gerçekten omuz verenler mi var?
Değilse bütün bu olanları nasıl açıklayacağız?
Düşünün yüzlerce general ve subay terörist ithamı ile mahkum edilirken yüzlercesi casus ilan edildi ama Genelkurmay’dan açık ve net bir tavır yok!
ABD-AKP-F Tipi ittifakının TSK’yı teslim alma operasyonun amacını tekrar hatırlayalım:
1) Türkiye Anayasal rejim bağlamında dönüşüme yani bölünmeye götürülürken askeri kıpırdayamaz hale getirmek.
2) Son dönem milli refleksler veren TSK’yı topyekün ehlileştirip bölgede NATO’nun vurucu gücü haline getirmek.
3) Atatürk ile Cumhuriyet’ten rövanş almak için engel görülen askeri pasifize etmek ve güya var olan Kemalist askeri vesayeti kırmak.
4) 28 Şubat intikamını alırken TSK’nın elini-kolunu bağlamak.
Evet bu mutlak hedeflere rağmen Genelkurmay’ın kendini yani TSK’yı korumak adına yılladır bir politika geliştirememesi yeni bir Balkan bozgunu değil midir?
Dün Sütçü İmam bugün TGB’li gençler!
İşgal ve kurtuluş günlerimizde Sütçü İmam’ın başkaldırısı ne idi ise TGB’li gençlerin bugün yaptıkları anlam itibari ile aynıdır.
Üstelik TGB’liler bugün başkaldırıyı silah kullanarak yapmıyor,
demokratik yolla yani emperyalizmin kafasına çuval geçirerek yapıyor.
Evet İskenderun’da, NATO ve ABD üslerini koruma amacı için getirilen Patriotları kullanacak askerlerin başına geçirilen çuval zerre mübalağasız bugünkü emperyalist amaçlara karşı meydan okumalıdır.
Öyle çünkü menzili sadece üsleri korumakla sınırlı olan bu Patriotların Türkiye’nin başını er ya da geç belaya sokacağı kesindir.
Tam bu noktada bir parantez açıp kamuoyunu uyarmak istiyorum.
Silahla, bomba ile molotofla yani yasadışılıkla alakası olmayan TGB’li gençlere tıpkı Balyoz ve Ergenekon misali tertip ve tezgahlar kurulabileceği güçlü ihtimaldir çünkü bu gençlerden sadece CIA değil aynı zamanda AKP ve F Tipi de zerre haz etmiyor.
Dağlara taşlara silah gömüp, CD’leri imal eden devlet içindeki malum yapı bu çocuklara benzer tezgahlar kurabilir dikkat!
***
50 MHP’li vekil siz ne iş yaparsınız?
MHP’de müdürlük yapan Bahçeli’nin misyonu belli peki ya 50 MHP’li vekil TBMM’de ne iş yapar ya da niçin var?
Siz hiç MHP’li bir milletvekilinin devlet tarafından PKK’ya hayali ihracat yolu ile para aktarılmasının üzerine gittiğini, Deniz Feneri dosyası için özel araştırmalar yaptığını,TOKİ’de dönen dolapları araştırdığını, belediyeler ve Bakanlıklardaki vurgunları soruşturduğunu ve de var olan rezaletleri basın toplantısı ile önce millete duyurup sonra Parlamento’ya getirdiğini hiç işittiniz mi?
Evet diyemezsiniz zira böyle bir şey olmadı!
O zaman soralım o MHP’li mebuslar niçin Meclis’tedirler ve nasıl her ay 10 küsur bin (milyar) lirayı cebine indiriyorlar?
Sorsanız onlara her biri kutlu bir davanın neferleridirler ama sadece laf yani soyut hamaset!
Kusura bakmasınlar ama tamamına yakını maalesef bir daha seçilmek adına misyonu belli olan Bahçeli’nin sadece teşrifatçılığını yapıyor!
En dramatiği ülke göz göre göre bölünmeye giderken MHP’den bir milletvekili çıkıp toplumu sarsacak bir şey yapmaması!
MHP’nin bu Meclis kadrosu ülkücü ve milliyetçi mi yoksa o kavramlardan geçinenler mi onu sizin takdirinize bırakıyorum.
***
Star öyle de Zaman farklı mı Önder?
Önder Aytaç’ı biliyorsunuz!
F Tipi yapının polis okulundaki kurmaylarından biriydi.
Başbakan, Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek gibileri malum Hakan Fidan operasyonu sonrasında pasifize edince kazan kaldırmış ve Erdoğan için twitter da ağır ithamlarda bulunmuş ve sonrasında görevden alınmıştı.
Mesela Star Gazetesi için devlet kurumlarında zorla abone toplandığını ve kurumların bu gazeteyi toplu olarak satın aldıklarını söylüyor.
Bunlar doğrudur ancak bir başka doğru daha var!
Ne midir?
Bu metodun Zaman Gazetesi için de geçerli olması.
Sadece o da değil, Yeni Şafak ve Akit gibilerin gerçek tirajları yani bayii satışı on binin bile altında.
Hal bu iken diğerlerini görmeyip sadece Star demek doğru ama eksik değil mi Önder Aytaç!

Türkiye bölünürken Bahçeli gaz alıyor.
Başkalarının yazdığı metinle güya ülke birliğine sahipleniyor.
Dün partisinin grup toplantısında okuduğu metinde pek çok doğru ifade var lakin metot yanlış.
Bütünlüğe sahip çıkmak artık nutuk atmak pardon okumakla olmuyor.
Peki ne mi yapılmalı?
Sokağa çıkıp uyuşturulan Türk milletini sarsıp kendine getirmek gerekiyor.
Hayır kastım elbette yasadışılık değil, demokratik başkaldırıdır.
Soruyorum 1 milyon insanla Ankara’da Milli Birlik mitingi yapılsa bunun toplumdaki akisleri farklı olmaz mı?
Olacağına göre Bahçeli bunu niye yapmıyor da hafta da bir başkalarının yazdığı metni okuyarak durumu geçiştiriyor.
Açık söyleyeyim MHP’nin örgütsel olarak böyle bir potansiyeli var.
Hatırlayın Milli Mücadele günlerinde o muhteşem ruh, İstanbul Sultanahmet’te yapılan miting gibi organizasyonlarla kitlelere sirayet ettirilmişti.
Açık yazacağım Alpaslan Türkeş bugün sağ olsa Tayyip Erdoğan Öcalan ile müzakere masasına oturamaz ve beraber Anayasa hazırlıyor olamazdı çünkü Türkeş Türkiye’yi ayağa kaldırırdı.
Evet MHP ve ülkücü teslimiyetinin yegane gerekçesi ya da aktörü Bahçeli’dir çünkü koca bir kitleyi pasifize etmiştir.
Daha da ileri gidiyorum Devlet Bahçeli ülkücüleri fikren ve ruhen hadımlaştırmıştır.
Dramatik olan ülkücülerin kendilerine yapılan bu küresel operasyona direnç göstermemesidir ki bu da ülkücü hareketin aksiyon değil reaksiyon yani konjonktürel bir hareket olduğu iddialarını güçlendiriyor.

Türkün yaptığı milliyetçilik, peki ya PKK’nın yaptığı?

Tayyip Erdoğan dün milliyetçiliği yine ırkçılık olarak sunarak şeytani değerlendirmesini yaptı.
Oysa artık bebeler bile bilir ki Atatürk milliyetçiliği yani Ne Mutlu Türküm Diyene ifadesini ırkçılık değil tam tersine ırkçılığın reddiyesidir.
Artık tescillenmiştir ki Erdoğan da millet kavramına karşı bir refleks var.
Tayyip Bey ümmet ideolojisinden geldiği için Türk denildiğinde tepki koyuyor ve onu kavmiyetçilik olarak görüyor.
Anlayamadığım şey Erdoğan’da var olan bu kavmiyetçilik karşıtlığının Kürtleri kapsamamasıdır.
Soruyorum Türk milliyetçiliğine savaş açan Başbakanımız Kürt milliyetçiliğine neden daha az tepkilidir?
Adı Türkiye olan bir ülkenin Başbakan’ı nasıl böyle davranabilir?

Bahçeli’nin dün söylediği pardon okuduğu şu cümle çok gerçekçiydi:
- AKP ve Erdoğan iktidarı boyunca Kürtçülüğe can veren doktorlar gibidir.

Kuvayı Milliyecilik Öcalan’a teslimiyet değil Kılıçdaroğlu!

Bahçeli milliyetçiliğin gazını alırken Kılıçdaroğlu da CHP’lilerin gazını almakla meşgul!
Evet Kemal Bey dün kendisinin zorla mebus yaptığı Hüseyin Aygün’e karşı oluşan parti içi tepkileri dağıtmak için CHP’nin Kuvayı Milli ruhunu dillendirdi güya!
İyi de Kılıçdaroğlu bugün Kuvayı Milliyeci olmanın temel şartı bölünmeye karşı dikilmek değil midir?
Öyle ise dünkü konuşmanda tek bir kere olsun PKK ile Öcalan’ı niye ağzına almadın?
Diyarbakır’daki ikinci Habur rezaletini neden seslendirmedin?
Başbakan’ın Öcalan ile dolaylı olarak müzakere masasında olmasına niye feveran etmedin?
Birbirini öldüren PKK’lı teröristlerin kahramanlar misali karşılanmasından hicap duyduğunu neden söylemedin?
Peki bunu söylemeyen birinin yaptığı Kuvayı Milliye hamaseti inandırıcı olabilir mi?
Atatürk yaşasa Öcalan ile müzakereye ne derdi hiç düşündün mü Kılıçdaroğlu?
Tıpkı Dersim’de olduğu gibi emperyalizm desteği ile devlete ve birliğe başkaldıran bu çetelere haddini bildirmez miydi?
Pardon siz Dersim’e katliam ve Atatürk’e katliamcı diyenlerden miydiniz?

Adaletin iğfaline CHP niye teslim?

Dün Saygı Öztürk yazdı, Balyoz davasına bakan mahkemenin yargıcı Oktay Kuban Ankara’dan gelen tutuklayın talimatlarına uymadığı için görevlerinden alınmış.
Bu dehşet haber en az Deniz Feneri’ndeki savcılar olayı kadar önemlidir.
Orada da hatırlayın görevlerini layıkı ile yapıp zekat hırsızlığını tescillemek isteyen savcıların başlarına gelmeyen kalmamıştı.
Peki CHP ve Kılıçdaroğlu bu korkunç tablo karşısında ne yaptı?
Meclis’te birkaç nutuk irat etti…
Yetmez Kılıçdaroğlu yetmez!
Yüzbinlerle sokağa çıkacaksınız ve adalet arıyoruz mitinglerini yapıp rezilliği iz bırakarak bütün Türkiye ve dünyaya duyuracaksınız.
Bunu yapmayıp bir kaç nutukla geçiştirseniz, dolaylı olarak işbirlikçi olursunuz!
Peki Kılıçdaroğlu bunu niye mi yapmıyor?
Yargıda F Tipi kadrolaşmayı kabul etmiyor da ondan olsa gerek!

Metot aynı!
Kenan Evren nasıl Cumhurbaşkanı seçildiyse genel af da öyle çıkarılacak.
Yaşı 45’in altında olanlar okumadılarsa bilmez, Evren Anayasa referandumuna konulan geçici madde ile Cumhurbaşkanı oldu yani anayasanın kabulü onun Reis-i Cumhur olmasını sağladı.
Bugün de hazırlığı yapılan yeni anayasaya geçici bir af maddesi eklenecek ve kabulü halinde genel af yürürlüğe girecek.
Bu şekilde sadece Kürtlerin tamamının değil, aynı zamanda Ergenekon ve Balyoz’dakiler serbest kalsın diyenleri de af adına anayasaya olumlu oy vermelerine zorlayacak ya da en azından yüksek sesle yeni anayasaya karşı kampanya yapmalarını önleyecek.
Dedemin tabiri ile tam bir İngiliz siyaseti!
Hiç kuşkunuz olmasın Ergenekon ile Balyoz başından beri böyle bir takas ve de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tepkisini frenlemek için terpitlendi.
Evet bu noktada anlaşma tamam olduğu için Öcalan bizzat yeni anayasanın yazımına ortak edilmiştir.
Bazılarımızın terör yeter ki bitsin de genel affı sineye çekeriz diyebilir ama böyle bir affın anlamı Güneydoğu’nun fiilen koparılmasının anayasaya girmesi olacak zira malum yeni anayasadan Türklük kavramı çıkarılıyor ve ayrışma yasallığa kavuşturuluyor.
Evet yeni anayasa ile Milli-üniter devlet bitiyor ki bunun okuması Türkiye’nin yakın bir gelecekte Sevr’de talep edildiği gibi parçacıklara bölünmesidir. Dersimli Hüseyin Aygün birden bire durduk yerde Rumlara da soykırım yapıldı lafını etmemiştir zira Kürt ayrımcılığının yanı sıra sırada Pontus tezgahı var.
***
Taraf’ın karanlık sermayesi
Oral Çalışlar Taraf gazetesine Genel Yayın Müdürü oldu.
Çalışlar malum, para olmayan yere gitmez!
Belli ki onun yönetimini devraldığı Taraf’a garantiler ve hatta sermaye verildi.
Bir gazetenin nasıl çıktığını ve ne kadara mal olduğunu iyi bilen biri olarak Taraf’ın her ay mübalağasız 200 bin (milyar) liraya açıktan desteğe ihtiyacı olduğunu biliyorum.
İşte soru budur, Taraf gazetesi her ay bu kadar parayı açıktan nereden bulacak?
Güya demokrasi ve şeffaflık adına yayın yapan Taraf ve Oral Çalışlar önce bu karanlığı aydınlatmak zorundadır.
Kamuoyundaki yaygın iddiaya göre Taraf’ı finanse eden F Tipi örgüttür. Oral Çalışlar bu iddianın doğru olup olmadığını kanıtlamak istiyorsa gazetesinin gelir-gider kalemlerini bir bir açıklamalıdır.
Yok bunu yapmayıp, özel olarak üretilmiş Balyoz belgelerini muhbir misali savcılığa taşıyan F Tipi sempatizanı sözde gazetecilerle yola devam ederse işte o zaman dün olduğu gibi bugün de operasyon mevkutesi olarak anılacaklardır.
Evet Oral Çalışlar açıkla değirmenin suyu nereden?
***
Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin diktatörü mü?
Aziz Bey’i tutukluluk sürecinde dik durdu diye alkışladık ama devamını getiremedi.
Öyle ki yakın dostu Ertuğrul Özkök’ü bile yalancı çıkararak F Tipi örgüt hakkında tek bir söz edemedi.
Dahası, cezaevi çıkışı sonrasında stadyumda hamın seyircileri tehdit etmek gibi yanlışlar yaptı.
Yetmedi, kardeşi Ali ile Aykut Kocaman’ın gazına gelip Alex’i kapıya koydu.
Ve son olarak Fenerbahçe’nin divan toplantısında yine tehdit yine ayar!
Aziz Bey kimsin sen, Ali kıran başkesen mi?
Gücün Fenerbahçe sevdalısı olan o yaşlı divan üyelerine mi yetiyor?
Yiğitsen Fenerbahçe’yi ele geçirmek adına seni hapsedenlere laf etsene!
Sen bunu yapmayıp Başbakan’ın akraba ve adamlarına FB’yi işgal ettirdin.
Duyumlarıma göre Yaşar Büyükanıt’ı Dolmabahçe’ye gönderen de senmişsin!
Hanım seyirciye, muhabire ve yaşlı divan üyesine efelik yapmak Fenerbahçe başkanını büyütmez küçültür.
Ve emin ol cezaevinden çıkalı beri her gün küçülüyorsun!
Sana o gün sahiplendik çünkü bir duruşun vardı, oysa şimdi tıpkı Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi yönettiği gibi Fenerbahçe’yi ceberrutlukla yönetiyorsun!
Bu arada bir lafına pek takıldım.
Dedin ki, Fener’e bizim gibi hamal bulamazsınız!
Hadi oradan Aziz efendi.
Fener’e yönetici olmadan önce kim takardı seni!
Gelinen noktada varlığınla Fener irtifa kaybediyor.
Bak Ünal Aysal ile Galatasaray sıçrama yaparken, senin kaprislerinle Fener düşüşe geçti.
Sırf inat uğruna yetersizliği tescilli Aykut Kocaman’ı Fener’in başında tutmak olacak şey mi?
İlaveten, artık çok yoruldun, kimyan bozuldu, dolayısı ile Aykut’unu da al git artık!
Senin ve Aykut’un yüzünden maçlara gitmiyor insanlar!
Uyarıyorum Aziz efendi sen gitmezsen seyirci gönderecek haberin ola!

AKP’lilere sorsanız Tayyip Öcalan’ı kullanıyor!
PKK’lılara sorsanız Öcalan Tayyip’i kullanıyor!
Peki gerçek hangisi mi? 
İkisi gibi görünse de avantajlı konumda olan bölücübaşıdır çünkü sıkışan ve kapıyı tıklatan Erdoğan’dır.
Önceki gün Tayyip Erdoğan’ın Öcalan’la müzakereye neden mecbur olduğunu 11 madde halinde   sıraladık.
Gelelim Öcalan’ın mecburiyetine.
İlginçtir AKP ve Erdoğan bu konuda ser verip sır vermiyor.
Tersine Başbakan, af da yok, ev hapsi de yok diyor.
İyi de o zaman Öcalan sizinle neden masaya oturdu?
Müebbete mahkum biri kesin af taahüdünü almadan tek güvencesi olan örgütünün elindeki silahı almaya kalkar mı?
Böyle bir şeyi iddia etmek bu milletin zekâsı ile alay etmektir.
Aslında Öcalan ile müzakere masasına oturmak demek onun salıverilmesini peşinen kabullenmek demektir.
Peki hedeflendiği gibi genel bir af çıkarılsa ve Öcalan salıverilse PKK tasfiye sürecine girer mi?
Böyle bir şeye değil inanmak,iddia etmek bile salaklıktır.
PKK , Öcalan’ı hapisten kurtarmak için kurulmadı!
Nitekim Murat Karayılan bir hafta önce  silahı bırakmanın söz konusu olamayacağını söyledi.
Durum bu ise o zaman çözüm ve yeni süreç palavralarını atanlara ne dememiz gerekiyor?
Farkında mısınız bilmiyorum çözüm süreci adı altında Güneydoğu yasalar rafa kaldırılarak fiili olarak PKK’ya terk edilmiş ve bölge adım adım kopuşa sürükleniyor.
Evet soyut çözüm palavraları ile psikolojik harekat sürüyor. Çok sürmez yeni Anayasa’ya girecek metinler gündeme gelecek ve süreç hızla işlemeye devam edecek!
NOT: Sayın Levent Kırca’ya Ulusal Kanal’a hoşgeldiniz diyor, başarılar diliyorum.
ABD zindan ise gelsene Türkiye’ye
Hocaefendi ABD’de hücre yani zindan hayatı yaşıyormuş.
Dahası, vatan hasretiyle tarifsiz bir hüznün içindeymiş.
Yok bunları ben uydurmadım f.gülen.com’da Hocaefendi adına yapılan açıklamalardan aldım.
Madem öyle gelsene Türkiye’ye Hocaefendi!
Bak Tayyip Erdoğan bile ısrarla gel diyor!
Sahi Türkiye’ye gelmekten niçin bu kadar ürküyorsun?
Sen ki kendi ifadenle emekli maaşı ve kitap telifleri ile geçinen Diyanet’ten emekli bir garip hizmet mensubusun!
Böyle birinin, gelirsem ülkemde huzursuzluk olur ve sevdiklerim zarar görür demesi inandırıcı mıdır?
Yoksa ABD’de küserel görevlerin var da onun için mi gelemiyorsun?
Bak Hocaefendi bir şeyin şuyuu vukukundan beterdir ve emin olunuz artık her yerde ABD ile beraber  anılıyorsunuz!
Belki ben ABD’yi, ABD beni kullanıyor diye güruhunuzu avutabilirsiniz de kimin kimi kullandığı ortada!
Kimdir bu Hırsızların İmparatoru?
Deniz Feneri davası göstermelik olarak görülmeye başlayınca daha önce yazdığım ‘Hırsızların İmparatoru’nu hatırladım.
Aslında o ifade bana ait değil, Abdulvahap Yaren’e ait!
O  kim mi?
Deniz Feneri hırsızlığını layıkı ile soruştururken bir gece ansızın görevden alınan malum savcılarından biridir.
Savcı Yaren’e göre Hırsızların İmparatoru kendisine erişilmesin diye olaya bizzatihi müdahil olmuş.
Peki kim midir o hırsızların şahı?
Kudret sahibi olandır!
İşte o kudret sahibinin müdahil olması ile aslında bir siyasi iktidarı bitirecek büyüklükteki    bir rezillik örtbas ediliyor.
Anlayamadığım şey Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’nin bir savcının böylesine alenen feveran etmesine rağmen bir kez olsun Hırsızların İmparatoru ifadesini kullanmamaları ve olayı görmezden gelmeleri.
Hele hele Bahçeli Deniz Feneri’ndeki zekât hırsızlığı soysuzluğuna hiç bir zaman eleştiri bile getirmedi. Böyle birine MHP camiası hâlâ nasıl tahammül ediyor, yazıklar olsun!
Birand güzel öldü!
Eskiler derler ya, birini iyi tanımak istiyorsan onunla seyahat edeceksin.
Mehmet Ali Birand’la 90’lı yıllarda yurtdışına bir kaç uzun seyahatım oldu ve biraz olsun tanıdım onu!
Tamam Birand’ın Kürt meselesine bakışı ie Avrupa Birliğini kutsaması benzeri bazı fikirlerine hiç katılmadım ama doğruya doğru Mehmet Ali Bey gerçekten büyük gazeteciyidi.
Hiç unutmam 1993’te TGRT’de Alternatif programıma başladığımda Çankaya Köşkü’ndeki resepsiyonda karşılaştığımızda bana, “Hemen Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ı programına çağır. Gelmezlerse bir daha bir daha çağır. Göreceksin eninde sonunda mutlaka gelecekler” diye tavfsiyede bulunup beni cesaretlendirmişti.
Evet Birand Türk medyasında eşine pek rastlanmayan biçimde kıskançlık, kibir ve kompleks nedir bilmeyen bir öğretmendi .
Güzel bir tarafı da herkesi dinlemesi ve dinletmesiydi.
Kuşkusuz her ölüm erkendir ama Birand gerçekten erken göçtü aramızdan!
Ama şunu söyliyeyim, çok az faniye nasip olacak kadar güzel öldü Mehmet Ali Bey!
Ailesi ile sevenlerine başsağlığı diliyorum...

MİT meğer kağıttan kaplan bile değilmiş!
Hayret, MİT, istihbaratçılığı hâlâ komünist ya da mürteci takip memurluğu ile uçuk ve mesnetsiz dedikoduları nakletmek şeklinde görüyor.
İşte TBMM’deki MİT’in Darbeleri Araştırma Komisyonuna gönderdiği bilgi notundan bir kaç iddia:
- “Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı Boğaz’daki köprülerle Karadeniz Sahil Yolu ve Bolu Tüneli’ni bombalayacak ve peşi sıra siyasi suikastler yapacak. Dahası, Alevi-Sünni çatışmasını körükleyip iç kargaşa çıkaracak”
Peki Türk Silahlı Kuvvetlerine atfedilen bu dehşet iddia için delil ne midir?
Sadece ve sadece imzasız bir ihbar mektubu!
Evet MİT gibi bir kurum, kim olduğu meçhul olan birinin hezeyanlarını istihbarat diye TBMM’ye servis edebiliyor ki hatırlayın, bu kurum benzer bir tutumu Ergenekon Şeması’nda sergilemiş ve Doğu Perinçek, Hüseyin Gülerce, Sadettin Tantan, Koray Aydın, Cumhur Ersümer, Hayyam Garipoğlu, Dinç Bilgin ve Ethem Sancak gibi isimleri aynı örgütün yöneticileri diye rapor etmişti.
Bu tablodan hareketle bendeniz Süheyl Batum’un “TSK meğer kağıttan kaplanmış” ifadesinin  ötesine geçip , “MİT meğer kağıttan kaplan bile değilmiş” dersem, söyleyin lütfen, haksızlık mı etmiş olurum?
Bir ülkenin en temel istihbarat kurumu somut bir veri olmaksızın ülkesinin ordusunu hedefe oturtacak şekilde nasıl bilgi notu gönderir?
Yok, bu aktarılanlar doğru ise, hani belge ve ondan önemlisi nerede soruşturma?
İstihbarat kurumları mahalle karıları gibi gerçekliği olmayan dedikodularla hareket etmez, dahası kendi ordusuna psikolojik operasayon hiç yapmaz!
Yazık, dışarıdan bakınca bir istihbarat kurumumuz var zannediyoruz!
TÜSİAD’ın yeni başkanını Tayyip atamış!
TÜSİAD’da dün tayin vardı ve yeni başkan ataması yapıldı.
Evet, demokrasi taciri ya da istismarcısı TÜSİAD’da başkan yine seçimle değil, buyrukla!
Hayır, buyruğu veren bu kez TÜSAD’ın 5 atlısı olan büyük holding patronları değil,
Tayyip Erdoğan!
Emin kaynaktan aldığım bilgiye göre, Muharrem Yılmaz ismi iktidar tarafından TÜSİAD baronlarına fısıldanmış ve onlar da hayhay demiş!
Ve TÜSİAD-AKP sınırsız dayanışmasının ilk fotoğrafı dünkü toplantıda çekildi.
Görevi biten Ümit Boyner, içinde alevlenen umut ateşinden söz etti.
Ne miydi o umut?
Öcalan’la müzakere!
Görüyorsunuz egemenlerin ayrısı gayrısı olmuyor.Efendi bir olunca Atatürk, üniter devlet ve laiklik bile bir anda çöpe atılabiliyor.
Teröriste selam duran devlet
Daha düne kadar ölen PKK’lılara cenaze arabasını tahsis eden BDP’li belediyelere savcılarımız dava açıyordu; oysa şimdi bu tahsisatı yapan bizzatihi hükümetin kendisi.
Her şey ortada: PKK’lı üç teröriste THY uçak tahsis etti.
Dahası, bütün bölgede onbinlerce güvenlik görevlisi bu terörist cenazeleri korumak için alarma geçirildi.
Bunun adı devletin terörizme selam durmasıdır !
Altını çizerek yazıyorum devlet görevlilerinin APO posterleri ile yürüyen ayrılıkçılara koruma görevini üstlenmesi bu ülkenin birliği ve bütünlüğüne yapılan suikasttır!
Mehmetçiğin cenazesinde AKP olumsuz etkilenmesin diye Camii kapısında durup geleni geri çevireceksin, ama PKK ölüsü söz konusu olunca hazırola geçeceksin...Bunun adı zillettir...
AKP Suriyeli hırsızları karakoldan serbest bıraktırıyor!
Haber kaynağım Suriye sınırında görev yapan üst düzey bir Emniyet mensubudur ve aktaracağım bilgiler Ankara’da bir ortamda tesadüfen karşılaşmamız sonucu bize nakledilmiştir.
Buna göre, Suriyeli sığınmacılar gayrı resmi olarak bilinenin iki katı imiş ve bunların önemli bölümü kamplarda değil, sınır illerinde ikamet ediyorlamış!
Emniyet görevlisinin beyanına göre Suriye’li sığınmacı olayından sonra bölgede hırsızlık patlamış ve eskiye oranyirmi misli bir artış söz konusu imiş.
Dramatik olan, yakalanan çok sayıdaki Suriyeli hırsızın kamuoyu tepkisi oluşmasın diye gizlenmesi ve hükümetin emri ile karakoldan serbest bırakılması!
Yine bu sığınmacılarla beraber türlü asayişsizliklerden, fuhuş ve uyuşturucuya kadar pek çok suçta artış var ve bunlar da kamuoyundan gizleniyormuş!
Görüyorsunuz, Suriyeli işbirlikçi çapulcuların Türkiye’de suç işleme ayrıcalıkları var!
Bir tarafta bu mültecilere resmi olarak harcanan 600 milyon dolar, diğer tarafta sınır illerimizin iflas noktasına sürüklenmesi, yani bölge ticaretinin tamamen durması ve buna ilaveten bütün bir bölgenin asayiş bağlamında alt-üst edilmesi!
Yöre insanı bir araya gelip bu tabloya demokratik olarak isyan etmeli, yani sokağa çıkıp dur demelidir.

AKP ve Tayyip Erdoğan sayesinde bu da oldu!
Paris’te muhtemelen örgüt içi hesaplaşma sebebiyle öldürülen 3 PKK militanı bugün Diyarbakır’dan kahramanlar misali uğurlanacak!
Peki bunlar neyin kahramanı mı?
Türkiye’yi ayrıştırma yada bölmek için vuruşmanın!
Ve heyhat böylelerine şimdi Türkiye’yi yönetenler kucak açıp şefkat sunuyor.
Tabloya bakar mısınız, vatan borcu adına toprağa düşen Mehmetçiklerin cenaze törenine katılmak yasak ve teröristle mücadele eden gerçek kahramanlar Silivri ile Hasdal’da esir ama katillerin yaşayanları ile müzakere edilirken ölülerine kahraman misali uğurlamalar yapılıyor.
Bu ülke mütareke döneminde bile bu kadar aşağılanmamıştı.
***
Tayyip, Öcalan’a bu korkuları sebebiyle teslim oldu!
1) İran ve Rusya’nın füze kalkanı ve Suriye politikası sebebiyle çok kızdığı Ankara’yı yola getirmek ve pazarlık yapmak için PKK’nın Kandil ya da Bahoz Erdal kanalı ile temas kurduğunun öğrenilmesi ve Erdoğan’ın bu teşebbüsü boşa çıkarmak için karşı hamle olarak Öcalan’a boyun eğmesi!
2) Kurulan Barzanistan’a ilaveten Suriye’deki PYD’nin özerklik yolunda mesafe alması ve be şekilde Büyük Kürdistan’ın ayak seslerinin Ankara’da işitilmesi ile son hamle olarak Öcalan’a mecbur kalınması.
3) Suriye’de PYD’nin Esad’ın yanına geçme ihtimalini ortadan kaldırmak için.
4) ABD’den Condoleezza Rice ve Colin Powel’ın yanı sıra Leon Panetta’ya verilen sözlerin yerine getirilmesi talebinin sonucu olarak zorunlu bir kucaklaşma.
5) MİT’in Güneydoğu’da karların erimesi ile beraber Kürt baharı ya da intifadasının başlatılacağı bilgisini edinmesi!
6) Tayyip Erdoğan’ın üç büyük seçim öncesinde bölgemizdeki kaygan zemini dikkate alarak PKK’nın türlü şekiller de kullanılacağını düşünüp yeni bir sürece zorunluluk hissetmesi.
7) Devletin Öcalan’ın sağlığı hakkında yeni bilgiler edinmesi ve bu bilgilerin ışığında bazı adımların atılması.
8) Özgürlüğe susamış Öcalan’ı kullanarak yeni anayasanın TBMM tarafından referanduma gönderilmesi ve de halk oyunda Kürt oyları ile olumlu sonuç alınması.
9) İmralı ile girilen yeni süreçle beraber Öcalan’ın imaj olarak parlatılması ve Türk kamuoyunun genel bir affa ikna edilmesi.
10) Öcalan’la kucaklaşılarak PKK otoritesini zaafa uğratmayı hedeflemek.
11) Barzani’nin Irak merkezi hükümetinden Türkiye üzerinden kaçırdığı petro-dolarlarla cari açık makasını daraltmak için Öcalan’la kucaklaşarak yeni bir iklim yaratmak ve saadet zincirini bu şekilde sürdürmek.
***
Merkez sağ öldü mü?
Hep yazdık bir daha yazalım AKP soldan değil merkezden ya da sağdan yıkılır.
Tayyip Erdoğan bunu çok iyi bildiği için büyük bir siyasi mühendislikle merkez ve milliyetçi sağda topluma güven veren bir oluşuma izin vermedi.
Hatırlayın yüzde 15 civarı oy alacağı nerede ise kesin olan Mehmet Ağar-Erkan Mumcu ittifakı 2007′de bir gecede sonlandı.
Aynı şekilde 1995′te Refah Partisi’nden aday yapıldığında kıyameti kopardığı Aydın Menderes’i vefatı öncesinde hatırlayın sık sık ziyaret etti ve birilerine destek olmasını engelledi.
Bırakın Menderes’i şunu bunu Özal’ın eşi ve oğlunu bile ne olur olmaz, birilerine babaları adına destek olurlar diye yakınında bulundurdu ki bu aralar görüyorsunuz yüzlerine bile bakmıyor.
Çiller’i ise özel ordu dosyası ve faili meçhullerle korkutarak yalısına hapsetti.
Dahası MHP merkez sağa açılmasın diye kifayetsiz Bahçeli kazansın istedi.
Sonuçta Merkez sağda ümit veren bir yapı çıkmadı ve AKP’ye kızan sağ seçmen Kılıçdaroğlu-Bahçeli ikilisine bakıp kıyas yaparak oyunu yine Erdoğan’a verdi.
Evet AKP’nin bugün yüzde 50′lerde olması, alternatifin olmaması sebebiyledir.
Üzülerek söylemeliyim ki bugün adı geçenlerde o cenahta bir oluşum mümkün görünmüyor.
Ondan dolayıdır ki biz ısrarla merkez sağ yerine bütün renklerini kucaklayan geniş bir oluşum tek çıkar yol diyoruz.
Kanaatimizce bu oluşuma start verme günü de mahalli genel seçimin hemen ertesidir.
***
Baykal’ın küskünlüğü ve Aygün’ün ihracı!
Deniz Baykal suskunluğum bilinçli derken aslında partide iki başlı görünüm vermekten ziyade küskünlüğünü dillendiriyor.
Küskünlüğü ise özellikle parti örgütü ile Meclis grubuna.
Kendi ili olan Antalya’da yaşadıkları Deniz Bey’i pek üzdü.
İlaveten bu süreçte kendini öne çıkarmayarak hem ismini dillendiriyor hem de Kılıçdaroğlu’nu rahat bırakmadılar, çalıştırmadılar dedirtmek istemiyor.
Belli ki Baykal mahalli seçim sonrası için mevzi inşa ediyor.
Gelelim Hüseyin Aygün’ün ihraç edilme ihtimaline?
Bize göre böyle bir şey sıfır olasılıktır zira Aygün bu fikirlere sahip olduğunu CHP’den aday yapılmadan önce bizzat Kılıçdaroğlu’na aktarmıştı.
Kılıçdaroğlu Aygün’e CHP’nin ana akımını tatmin için belki şeklen bir uyarı cezası verdirir ama ötesi mümkün değil zira bize göre Aygün o sözleri Kılıçdaroğlu’na rağmen etmiyor.

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget