Nisan 2016
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

Şanslı ve Güzel Şehir Eskişehir - Güner Yiğitbaşı Hep duyardık, Eskişehir ilimizi görmeden bu dünyadan göçüp gitmeyin derlerdi de, gözümüzle görmeden pek inanmak istemezdik. Acaba abartılıyor mu diye düşünürdük.

Hemen belirtelim ki;bunu diyenler, az bile söylemişler. Eskişehir'e gittik, üç gün kalıp gördük ve döndük, bayıldık Eskişehir'e.

Bu mucizeyi gerçekleştiren Eskişehir'in Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz BÜYÜKERŞEN'i gönülden kutluyor ve en başta yaşamakta olduğumuz İzmir ilimiz olmak üzere, Tanrımızdan; her ilimize böyle çalışkan ve vizyon sahibi belediye başkanı nasip etmesini diliyoruz.

Bu arada, Yılmaz BÜYÜKERŞEN'e güvenerek ve inanarak, böyle çalışkan, iş bitiren, şehirlerine eserler kazandıran, yapıcı, üretici ve vizyon sahibi bir kişiyi belediye başkanı olarak seçme becerisini ve öngörüsünü gösterdikleri için, Eskişehir halkını kutluyoruz.

Kuran Tercümesi Üzerine Eski Defterler Ve Hesaplaşma - Özdemir İnce
Değerli okurlar 15 Nisan 2015 günü sitede yayınlanan “Bok Bok Olduğunu Bilmez” adlı yazıma o gün 14 bin 638  kişi girmiş ve site çökmüştü. Bu izdiham giderek azalarak bir hafta sürmüştü. Yıl içinde okunmayı normal ölçüde sürdürdü.Ne oldu bilinmez, 19 Nisan 2016 günü 1.396 ziyaretçi geldi ve bugüne kadar ziyaretçi sayısı 2 bin ile 3 bin arasında oldu. Devam edecek gibi. Neden, hiç de önemli olmayan, düşünsel düzeyi çok düşük bir yazı. Bilenler, bu işte “sosyal medya”nın parmağı olduğunu söylüyorlar. Sosyal medyanın merak ve düşünsel düzeyi bu ise, yandık ki ne yandık! Türkiye için hiçbir gelecek yok! Dünyayı ve hayatı değiştirmeyi amaçlayan okurlarım sayısı abone (660 kişi) hariç günlük  bin bile değil. Ülker İnce, “Üzülme, oltaya takılanlar olur!” diye beni teselli ediyor. Benim kendi adıma üzüleceğim her hangi bir şey yok. Beni üzen: Halkımızın düşünsel düzey ve kalitesi ile merak alanı ve öğrenme kapsamı.


Bugün (24 Nisan 2016),  22 Ocak 2008 günü Hürriyet gazetesinde yayımlanan “Muhammed Bin Hamza’nın Kuran Tercümesi” adlı yazımı 11 (on bir) kişi okumuş. Sevindim, çünkü benim aynı bağlamda  Hürriyet gazetesinde yayımladığım ve bir bölümünü bugün siteye koyduğum yazılar

sadece benim yazıp yayınladığım değil, Cunhuriyet tarihinde yayımlanan en önemli yazılar dizisinden biridir. Ülkemizin yurtsever insanlarının bu yazılarda yazılanları öğrenmeye ve bilmeye hakkı var. Önemli bir görev!

Özdemir İnce/ozdemirince.com

25 NİSAN 2016

 Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (4) - Cevat Kulaksız

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinden olarak, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) destek ve yönetiminde 24 Nisan 2016 günü Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Anayasa Tuzağı, Terör ve Türkiye” konulu panel düzenlendi.
Panelden önce, etkinliklere katılmak için yurdun her yanından otobüslerle gelen binlerce kişiler ile Ankara’daki çeşitli sivil dernek mensupları Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) toplanarak Tandoğan (Anadolu) Meydanından Anıtkabire yürüdüler. Sonra da binlerce Atatürkçü Nazım Hikmet Merkezine geldiler.
Binlerce kişinin doldurduğu Ankara’nın en büyük salonundaki panele, çok değerli siyasetçi, sendikacı, hukukçular konuşmacı olarak katıldılar.(Giden sayımızda adlarını ve görevlerini vermiştik).
AKP-RTE iktidarının planlı bir şekilde “yeni anayasa” adı altında anayasayı laik özünden ayrı olarak dinsel düşünceye dayanan bir anayasa yapma hazırlığı sırasında, bu konuşmaların yararlı olacağını düşünerek, tüm konuşmacıların konuşmalarının metinlerini çözerek okuyucuya sunmayı düşündük.
Metnin uzun olacağı ve okunmasının zor olacağını düşünerek her konuşmacının metnini bölümler halinde vereceğiz. Bu bölümde iki konuşmacıya yer verdik,

Gerici anayasaya karşı direnmeliyiz
Ülkemizi laik TC ni güya yöneten gerici iktidar, devletin her kademesinde ulusal bayramlarımızı yasaklayarak, ulusal değerlerimizi dinsel devlet yapılanmasına doğru sürükleyerek gerici bir anayasa yapma çabasında olan AKP-RTE iktidarına karşı okuyucumuzu, yurttaşlarımızı daha duyarlı olmasını sağlamak ve gerçekleri görmelerine yardımcı olmak için bu değerli hatiplerin uyarıcı konuşmalarına yer veriyoruz. Konuşmaları yazıya dökmek ne kadar zor olduğunu sanırım bilirsiniz, ama biz üşenmeden, yılmadan bu değerli konuşmaları size sunmayı görev bildik. Çünkü ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemeçlerini yaşamakta. Hepimiz, ülkemizin yararı için iktidarın yapmaya çalıştığı kumpasla dolu gerici anayasaya karşı “hayır” diyerek direnmeliyiz.
“Dindar Anayasa”  isteyen 14 yıldır AKP-RTE iktidarında hiç siyaset yapmamış Meclis Başkanı İsmail Kahraman neden “seçmece”  Meclise başkan seçildiğini düşünebiliyor musunuz?  Gençliği demokratik parti ve kuruluşlarla mücadele etmiş, 1967 de Milli Türk Talebe Birliği Başkanı olmuş, türbana geçit vermeyen üniversite yönetimini protesto için 68 günlük işgal ve boykot eylemi yapmış, TİP’in “diriliş” mitinglerine karşı “şahlanış” mitingleri düzenlemiş (bu olaylarda iki devrimci ölmüştü) daha nice gerici eylemlerin başını çekmiş, elinde “devrimci kanı” oluşmuş kişi özellikle seçilerek Meclis Başkanı yapılmıştır. Devlet Bahçeli ve MHP de bu seçilişe çanak tutmuştu. Laiklik, devrimcilik karşıtı nice eylemlere katılmış, Merhum İmran Öktem’in cenaze namazını bile engellemeye çalışmış, mazisi karışık Kahraman, çizgisini koruyarak, “yeni anayasa dindar bir anayasa olmalı;  laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır” diyerek, aslına mayasına dönmüştür. Laikliği koruyacağına dair ant içerek başkan olan İsmail Kahraman, yürürlükteki anayasaya karşı suç oluşturan çıkışıyla pek çok kişi tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur. Sahiden Yargıtay Başsavcısı acaba bu duruma ne der? Görevini yapmalıdır.
Yoksa bu gerici anayasa kabul edilirse, ülkemiz dinci, gerici bir Ortadoğu ülkesi olacaktır. O nedenle ülkemizin geleceği için bu konularda daha duyarlı olmalıyız.
Bu bölümde İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan ile ÇYDD nin Genel Başkan Yardımcısı Nihal Kızıl’ın konuşmasına yer vereceğiz. Her iki konuşmacı da büyük alkış aldılar.

 Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (4) - Cevat Kulaksız

İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan şu konuşmayı yaptı:
“-Öncelikle Konya Karaman ve Selanik’ten hemşerisi olduğum Mustafa Kemal Atatürk’ü bu vesile ile yâd ediyorum. 23 Nisan 1920 de Türk Milletinin iradesini temsil eden birinci Büyük Millet Meclisinin açıldığı ve Türk milletinin Türk halkının egemenliğini ilan ettiği tarihtir. Mustafa Kemal Atatürk ,”bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında başka kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır o da milli egemenliktir, yalnız bir makam vardır o da milletin kalbi vicdanı ve mevcudiyetidir” demiştir.
İşte 23 Nisan Ulusal tarihimizde büyük bir dönüm noktası olmuş ve halka dayalı, halkın temel hak ve özgürlüklerinin savunulduğu bir Cumhuriyet şekli meydana gelmiş ve halkımızın ümmet olmaktan kurtularak demokratik haklarına sahip birer birey olarak yaşama şansı bulmuşlardır. Ülkemizde endüstri devrimi olmamıştır; diğer demokrasilerde olduğu gibi büyük bir mücadele sonucu emperyalist ülkelere karşı verilen büyük mücadele sonucunda yeni kurulan TC sayesinde halkımız ümmet olmaktan kurtulmuş, temel hak ve özgürlüklerine kavuşmuştur. Kadınlarımız ilk kez dünyada 1930 larda seçme ve seçilme hakkını kazanmıştır. İşte bu bilinçle yeni kurulan TC hukukun üstünlüğüne dayalı temel hak özgürlükleri savunan bir cumhuriyettir.
Ama günümüze geldiğimizde maalesef ki ülkemizde hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına, demokrasiye, basın özgürlüğüne, temel hak ve özgürlüklere inanç kalmamıştır. İşte bunun için mücadele etmek zorundayız. Hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri evrensel boyutlarda hayata geçirmemiz gerekir. Bunu yapmamız lazım, bunu yapmak için de siyasilere büyük görevler düşmektedir. Ancak günümüze kadar son iktidar dâhil bunların önceki siyasi iktidarlar da her zaman hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı demişlerdir, ama gereğini yapmamışlardır. Yargı bağımsızlığı olabilmesi için öncelikle siyasi iktidarların hep söyledikleri lafları lafta değil, icraata dökmeleri gerekir. Yargı bağımsızlığı olabilmesi için HSYK nun gerisindeki adalet bakanının ve adalet bakanlığı müsteşarının oradan derhal ayrılması gerekir. HSYK bağımsız olmalıdır. HSYK hem idari yönden özerk, hem de bir bütçesi olmalıdır, bunlar neden yapılmıyor. İşte son dönemde Yargı bağımsızlığı altında birçok yasalar çıkarıldı. Ne yapıldı? HSYK luna siyasi iktidarın oyunu artıracak şekilde, yeni yasalar da eklendi. Hâkimler savcılar bağımsız mı oldu? Aksine daha bağımlı haline getirildiler. İşte HSYK una seçilen üyelerin büyük bir çoğunluğunu siyasi iktidar seçiyor. Böyle bir durumda Anayasanın 139. Maddesi ile 138. Maddesinde, 140. Maddesiyle hâkimlik ve savcılık teminatı sadece anayasada kalmıyor mu? İzmir’deki İstanbul’daki bir hâkimimiz görevini yaparken bağımsız mı? Bağımsız bir şekilde karar veriyor mu? Siyasi iktidarın istemediği bir karar verildiği takdirde hemen Kars’a başka bir yere yargıcın tayini çıkarılıyor. İşte bunu engellememiz lazım.
Eğer biz bu ülkede yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü tam layıkıyla uygulamaya başladığımız an iddia ediyorum, hem temel hak ve özgürlükler anlamında, hem demokrasi anlamında, hem de ekonomik anlamda çağ atlayacağız. İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün göstermiş olduğu hedefe o zaman ulaşacağız. (Alkışlar)
Türkiye işte bu karmaşık düzende siyasi iktidarlar değişmesine rağmen bu evrensel boyutlarda hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını, basın özgürlüğünü sağlamadığı için kangren halinde yaşamaya devam ediyor.
İzmir Barosu olarak göreve geldiğimizde dedik ki İzmir Barosu İzmir gibi düşünmelidir, İzmir Barosu sivil toplum örgütleriyle kol kola olmalıdır ve bunu ilk kez İzmir’deki kültür adetleriyle gerçekleştirdik ve İzmir Barosu’nda Atatürk ve Cumhuriyet devrimleri komisyonu kurduk. Atatürk’e Cumhuriyet devrimlerine kim hakaret ediyorsa, karşısında İzmir Barosu’nun Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri Komisyonu mücadele veriyor, her türlü davayı takip ediyor, müdahil oluyor. Yakın zamanda da hukuk komisyonumuzu merkez hale getirerek daha köklü hale getireceğiz. İşte İzmir Barosu ve barolar.
Bakınız, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı anlamında ülkemizde yaşanan o dönemdeki gelişmeler çerçevesinde, hatırlayınız. Herhangi bir kanun çıkarılmaya çalışıldığı zaman, torba yasalar devreye giriyor ve meslekleri ilgilendiren avukatlık mesleğini, eczacılık, tıp ve başka konuları ilgilendiren konular da o yasaların içine torba yasa usulü eklenmek suretiyle ve bir oldubittiyle karşı karşıya kalıyoruz. İşte bunun İç Güvenlik Yasa tasarısı gündemde iken, siyasi partiler TBMM inde mücadele ederken sahada sadece barolar vardı. 5 Nisan günü Bursa’da, 11 Nisan günü İzmir’de idik. Yaklaşık 20 bin kişiden 79 baro, Türkiye Barolar Birliği ile birlikte dedik ki, Türkiye adaletine ağlıyor ve İzmir’den bütün Türkiye’ye hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını, demokrasiyi, basın özgürlüğünü savunduğumuzu ve İçgüveylik Yasa Tasarısıyla ülkemizdeki hukuksuzlukların artacağını, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanacağını ifade ettik.  Burada baroları tebrik ediyorum, 79 baro tek vücut halinde bu dillendirildi. İşte üniversiteler nerdeydi. Hâkim ve savcılar nerdeydi soruyorum. Ülkemizde iyi bir gelecek bırakabilmek için konuklarımızla çok çalışmamız lazım. Ülkemiz maalesef son dönemde terör eylemleriyle sık sık büyük üzüntü yaşamaktadır. Terör bütün yurttaşlarımızı acıya bürümüştür, ateş düştüğü yeri yakar, ama bunun için de terörü de bitirebilmemiz için 78 milyon olarak birlik beraberlik içerisinde ülkenin üniter yapısına sahip çıkarak, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkarak mücadele edersek, bu terör eylemlerine karşı da büyük başarı kazanırız ve sonunda hep birlikte kazanırız. Ülkemizdeki geleceğimiz olan gençlerimize güzel bir gelecek bırakırız.

 Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (4) - Cevat Kulaksız

ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Nihal Kızıl’ın gündemle ilgili konuşması
“-Dün 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramını kutladık, halk kutladı, alanlarda, caddelerde, mahallelerde. Bu gün aslında Türkiye’yi, anayasayı ve terörü konuşacaktık. Ama hepsi de birbiriyle bağlantılı, bayramı da konuşmak istiyoruz. 23 Nisan Ulusal ve Egemenlik Çocuk Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramlarını, bu günlerin bayram olarak kutlanma nedenlerini yok sayan unutturmaya çalışan, böylece ulus devlet yerine cemaat, ümmet anlayışını getirmek isteyenlere karşı yanıtı halk verdi. Bayramına sahip çıktı, çocuklar insanlar, yörelerde alanları doldurdular, çok kuşkuyla kutladılar. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin  (ÇYDD) birçok şubesinde gençlerimiz, çocuklarımız, büyüklerimiz coşkuyla kutladılar. Bazı medya organları yine yok saydı, görmedi, göstermedi bu coşkuyu veya sadece çocuk bayramı olarak kutladı, ulusal egemenliğini yok saydı. Aslında Cumhuriyetimizin ilanını, TBMM inin açılışını resmi kurumlarla birlikte büyük caddelerde, statlarda yoğun kalabalıklarla görkemli bir şekilde kutlardık.
“Militarizmi çağrıştırıyor” diye, “modası geçti” diye işlendi yıllarca, yasaklandı, kaldırılmak istendi, çeşitli bahanelerle kutlamalar engellenmeye çalışılıyor hala. Halk kendisi kutlamak isteyince de izin verilmiyor, otobüsler İstanbul yolarında durdurulmuştu, Cumhuriyet Bayramına gelirken. Çıkamadan engellenmişti birkaç yıl önce. Bu gün de değişik bahanelerle resepsiyonlar yapılmıyor. Oysa “12 Eylül’ün baskıcı ortamıyla hesaplaşacağız” diye yola çıkmışlardı, sözde. Bu yolda aymaz aydınlarımız, numaralı cumhuriyetçilerimiz de katıldı onlara. Bu koronun söylemlerine göre, TC Devletinin sembolü olan Türk Bayrağını da taşımak, ulusal bütünlükten söz etmek neredeyse ırkçılık sayılır oldu. Ulusalcıyım demek ırkçılıkla eşdeğer sayılır oldu. Nasıl bir akıl tutulmasıydı bu. 80 darbesinin günlerinde ortaya çıkan 12 Eylülle nasıl hesaplaşacaklardı ki. Sivas Madımak katliamı gibi birçok toplu kıyımın Hrant Dink cinayeti gibi cinayetlerin çözülmesi “derin devletin” deniyordu. Meşhurlar aydınlatacaktı oysa bütün bunları AKP hükümetinden beklemek nasıl bir safdillikti, ya da nasıl bir hesaptı.
Ergenekon, Poyrazköy, Balyoz derken mahkemelere sonra da hapishanelere dolduruldu. Laik, demokrat, çağdaş, ilerici, Atatürkçü, muhalif, asker, sivil tüm insanlar, arada az da olsa gerçek suçlular. Aymazlar, işbirlikçiler yine attılar, vurdular düşündüler ve sonunda “elbette bu Ergenekoncuların suçları vardır” buyurdular. Taa ki onlardan bazılarına sıra gelinceye kadar.
Şimdi Yargıtay kararı sonucunda devlet, “pardon” mu diyecek. Neye, kime; yıllarca özgürlüğünün, yaşamanın bir parçasını, sağlığını sevdiklerini, hatta canını kaybeden insanlara ne diyecek. Ne diyecek Kuddisi Okkır’ın eşine? Yarbay Ali Tatar’ın ablasına, İlhan Selçuk’un Cumhuriyetçi okurlarına, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin eğitimine destek verdiği binlerce öğrenciye ne diyecek? Türkan Saylan’ın izinden giden binlerce insana ne anlatacaklar. “İleri demokrasi” diye diye, “askeri vesayete karşıyız, hesap soracağız” diye diye söylenilen noktada totaliter klasik bir rejimden sivil vesatten, faşizmden başka bir şey yok. Diktatörce bir uygulama var. Öyle ki, askeri darbelerin mağdurları bile 12 Eylül’ü arar olduk diyorlar. Ne acı. Şimdi “kimin hangi davanın savcısı, kimin hangi çetenin hâkimi olduğunu, kimin hangi soyguncunun bakanı olduğunu çözmekten yorulduk diyor insanlar. “Akı kara, karayı ak gösteren bir medya ordusu var. Geçekler, doğrular o kadar gizleniyor ki, kimin hırsız kimin polis, kimin paralel, kimin dikey olmakta zorlanıyoruz” diyorlar. Fareli köyün kavalcısının peşinden uçuruma doğru giden çocukları anımsıyorlar. 12 Mart 12 Eylül darbelerinin baskısını acısını yine yaşamış çok insan var aramızda, biliyorum.
Ama yeni anayasayı önerenlerin şimdiye kadar yaptıklarını hatırlayıp akıl süzgecinden geçirince önerilecek anayasanın ne getirip ne götüreceğinin muhasebesini yapmak hiç zor değil. Ne yaşadık 14 yıldır? Anti laik anti demokratik uygulamalar, baskı zulüm, cinayetler, haksızlık hukuksuzluk, dış siyasette tutarsızlık, komşu ülkelerle savaşa varan düşmanlık, toplumda kutuplaşmaya varan ayrıştırma, kendi anlayışlarını İslam’ın gereği diye yutturmaya çalışma ne yaşadık? Hırsızlık, doğal zenginliklerin talanı, yabancılara peşkeş çekilmesi, çevrenin yok edilmesi, yandaş grupların aniden zenginleşmeleri, sermayenin adeta gasp edilerek el değiştirmesi Ne yaşadık daha?
Geleceğimizi oluşturacak çocuklarımızın, gençlerimizin yazboz tahtası olup sonunda bilimsellikten tamamen uzaklaşan, çağ dışı bir eğitimin çarkları arasında ezilip yok olmalarını, sanattan koparılıp şiddete yönelmelerini çocuk gelin, çocuk işçi olmalarını.
Ne gördüm terörden başka? Göz göre göre geldik bu günlere; yıllar önce yoksulluk, baskı ve eğitimsizlik ortamında doğan gelişen terör, bir yanda yurt içindeki destekçileri, bir yandan da yurt içi egemenlerce de beslenen Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme doğrultusunda Türkiye’yi de bölme görevi biçilen ırkçı terör.
Bir yanda, içeride el altından beslenilen ihraç edilen, sonra silahını bize doğrultan dinci mezhepçi bir terör var başımızda. Feodal yapıların boyunduruğu altında kalan Kürt yurttaşlarımıza aş, iş, eğitim vererek eşit yurttaş olmalarını hissetmelerini sağlamak yerine terör örgütüne paye verip bütün yurttaşların yetkilisi ile pazarlıklar yapılarak gelinmedi mi bu günlere. Geçmişteki darbeci subayların yaptıklarını kurum olarak tüm orduya mal ederek orduya da kumpas kurulup savunma gücümüzü zayıflatılarak gelinmedi mi bu günlere. Şimdi sözde mücadele ediliyor. PKK ve ağındaki gencecik çocuklar barikatları kurarken, silah yığınağı yaparken nasıl görülmedi yetkililerce, nasıl görmezden gelindi. Gün olmuyor ki beş on şehit haberleri gelmesin. Gün olmuyor ki feryat edene ailelerin çığlıkları kaplamasın TV ekranlarını, kim çizdi bu tabloyu? Kimler mimarı bu çürük yapının.
Ne gördük? Emek kişinin yoksullaşmasından hak arayanların demokratik kitle örgütlerinin ezilmesinden başka.
Ne gördük? Kadınların şiddete maruz kalıp nihayet emeklerin heder olmasından başka.
Ne gördük; önlem alınarak en aza indirilebilecek iş kazalarının, cinayet gibi ölümlerin tuzak kabul edilmesinden başka.
Ne gördük? Okullarda kızların başını örtüp din dersi zorunlu kılarken, neredeyse tüm ortaöğretim kurumlarını dini eğitim verecek kadar şekillendirmeden sözde dini vakıflara hayır işi yasal olmayan evlerine teslim edilen çocukların istismar ve tecavüze uğramasından başka ne gördük. (Salondan müthiş bir alkış).  Daha da acısı, bu istismarların kişi üzerine yıkılarak oluştuğu ortamların geçmişini araştırılmadan soruşturulmadan örtbas edilmesine çocuk karşıtı bir anlayıştan başka ne gördük. Ne yaşadık ne gördük ki ne bekleyeceğiz, aynı kadronun yapacağını anayasadan.
Biz 12 Eylüle darbe anayasası diyenler, bu güne kadar kaç defa kaç maddesi değişerek geldi ve ne yapacaklarını, bu deminden beri konuştuğumuz yaptıklarından tahmin etmek zor değil. Yeni anayasadan ne umut edeceğiz. Başkanlık sistemi denilen, dünyada iyi uygulamaları var gibi gösterilen, ancak örneklerinden de farklı padişahlık ve halifelik özentisiyle gücün tek elde toplanmasına öykülenilen bir yapıdan nasıl bir anayasa bekleyeceğiz. Bizim söyleyecek çok sözümüz var aslında, çok sözümüz. “Yetmez ama evet”çilere sözümüz var;  gericilere Orta Çağ özlemcilerine sözümüz var” .(Alkışlar).”Aymaz ama aydınlara sözümüz var;  numaracı cumhuriyetçilere, insanları diri diri yakanlardan hala demokrasi, hala açılım bekleyenlere sözümüz var (alkışlar); bir de sitemimiz var, sitemimiz toz duman arasında gerçeği görmeye çalışan eğriyi doğruyu ayırmaya samimi dindar olup da, dinin ticaretini, siyasetini yapanlara karşı çıkıp hesap sormayanlara, çocuklarımıza tecavüzü zeval görüp de “bir kerecik” diyenlerin yakasına yapışmayanlara sitemimiz var”. (Müthiş bir alkış) “Bütün bunları seyredip “artık yeter” diyemeyenlere, en azından sitemimiz var; yıllardır ilkeli davranan laik, demokratik yollarından sapmayanlar, dönmeyenler, çağdaş, ilerici, namuslu dürüst insanlar, yaşadıklarından ders çıkaranlar yollarını çizdi. Başkanlık  Anayasasına  “hayır” diyoruz.
Bizler, barışı özgürlüğü eşitlikte kurup hakça paylaşıp insana yaraşıp çağdaş bir yaşamı sürdürebilir. Ufak akılla buluşacağını, demokratik bir çizgide kol kola yürüye biliriz. Biz ne dinci, ne ırkçı oyunlara gelmeden teröre karşı mücadele edebiliriz. Yurdumuz toprakları üzerinde yaşayan her bir ırk ve inançtan insanın eşit ve eksiz yurttaşlık haklarıyla birbirine bağlandığı bir ulus olarak emperyalizme ve dayatmalara karşı durabiliriz. Bırakın bizler üstünden hesap kitap yapanlarla yan yana durmayı, bırakın yurdumuz üzerinde emelleri olanlara maşalık etmeyi, işte o zaman biz emperyalizme karşı durabiliriz. Atatürk’ün kurduğu ve sınırları Misak-ı Milli ile çizilmiş TC hepimizin devleti, Türkiye hepimizin yurdu, yurdumuza ulusumuza sahip çıkmak geriye götürecek iç ve dış barıştan uzaklaştıracak, laiklikten uzaklaştıracak,  demokrasiden uzaklaştıracak her girişime karşı durmak kararlılığındayız. Biz halkız, biz atılız, bizim dilediğimiz olacak, Türkan Hoca bir atılım dediği zaman bunu başka yerlere çekmişlerdi. Biz halk olarak atılım diyoruz, hiç kimse başka yere çekmesin, ancak o zaman tüm ezilen uluslara örnek olan o destansı savaşın sonunda bağımsız TC bize armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’e kurtuluş ve kuruluşta sonraki eğitim ve aydınlanma ileri gitme mücadelesinde emeğini, canını verenlere borcumuzu ödeyebiliriz. Yeni anayasaya hayır, her türlü teröre hayır, gericiliğe hayır bu irademiz var”. (Alkışlar).

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesindeki günleri yaşamaktayız - Tünay Süer
Cumhuriyet rejimi kâğıt üzerinde kaldı ve şimdi son hamle hazırlıkları içindeler.
Nedir o?
Gayrimeşruyu meşrulaştırmak.
Bunun için de yeni anayasa, daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi ve de askeri vesayetten, darbe anayasasından kurtulmak masalları pek güzel işleniyor.
 “Benim referansım İslam’dır” diyen ve taraflı olduğunu her zaman söyleyen,
Cumhuriyet rejiminin fiilen bittiğini ilan eden bir kişi öylesine rahat hareket ediyor ki
Padişahlık provası yapıyor.
Eh haksız da değil.
Yargı, yasama, yürütme elinde.
STK’ların büyük bir kitlesini eline geçirmiş, televizyonlar, gazeteler ona mahkûm olmuşlar.
YSK desen o da emrine girmiş.
Mecliste çoğunluk elde etmiş.
Askeri bağlamış,
Polis ordusu kurmuş.

İşte böyle gümmm diye gelir, ‘laikliği özgürleştirme operasyonu!’
Takke düştü kel göründü denir ya, görünen kelin tamı Meclis Başkanı’na ait. Yarısı da Saray’a ve iktidara!
Küçüklüğünden beri ülkeyi, giysisi, kafası, eli - ayağı her şeyiyle İslamileştirmek için çalışan birisi. Beyni sadece o noktaya çalıştı, yaşamı, faaliyeti buna adanmış. Siyasal İslamın “büyük ağabeyi”. Erbakan’ın üstelik Kültür Bakanı eskisi... Taa o zamanlar faaliyetlerini Odatv sayıp dökmüş.
Erbakan ile birlikte tabii ki o dönemler “laik cumhuriyet”te, tam bir dam üstünde saksağanlar. Güya “zulüm” görmüşler. Ne zulmü? Ülkeyi İslamileştirmelerine engel çıkartılmış! Kahrolsun Kemalist yasalar, laikler ve uygulamaları!
Tabii en büyük engel, “Kemalist laikçilerin” anayasası... (*)

 Anayasa Tuzağı, Terör Ve Türkiye Paneli  (3) - Cevat Kulaksız

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinden olarak, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) destek ve yönetiminde 24 Nisan 2016 günü Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Anayasa Tuzağı, Terör ve Türkiye” konulu panel düzenlendi.
Panelden önce, etkinliklere katılmak için yurdun her yanından otobüslerle gelen binlerce kişiler ile Ankara’daki çeşitli sivil dernek mensupları Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) toplanarak Tandoğan (Anadolu) Meydanından Anıtkabire yürüdüler. Sonra da binlerce Atatürkçü Nazım Hikmet Merkezine geldiler.
Binlerce kişinin doldurduğu Ankara’nın en büyük salonundaki panele, çok değerli siyasetçi, sendikacı, hukukçular konuşmacı olarak katıldılar.(Giden sayımızda adlarını ve görevlerini vermiştik).
AKP-RTE iktidarının planlı bir şekilde “yeni anayasa” adı altında anayasayı laik özünden ayrı olarak dinsel düşünceye dayanan bir anayasa yapma hazırlığı sırasında, bu konuşmaların yararlı olacağını düşünerek, tüm konuşmacıların konuşmalarının metinlerini çözerek okuyucuya sunmayı düşündük.
Metnin uzun olacağı ve okunmasının zor olacağını düşünerek her konuşmacının metnini bölümler halinde vereceğiz. Bu bölümde iki konuşmacıya yer verdik.

Gerici anayasaya karşı direnmeliyiz
Ülkemizi laik TC ni güya yöneten gerici iktidar, devletin her kademesinde ulusal bayramlarımızı yasaklayarak, ulusal değerlerimizi dinsel devlet yapılanmasına doğru sürükleyerek gerici bir anayasa yapma çabasında olan AKP-RTE iktidarına karşı okuyucumuzu, yurttaşlarımızı daha duyarlı olmasını sağlamak ve gerçekleri görmelerine yardımcı olmak için bu değerli hatiplerin uyarıcı konuşmalarına yer veriyoruz. Konuşmaları yazıya dökmek ne kadar zor olduğunu sanırım bilirsiniz, ama biz üşenmeden, yılmadan bu değerli konuşmaları size sunmayı görev bildik. Çünkü ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemeçlerini yaşamakta. Hepimiz, ülkemizin yararı için iktidarın yapmaya çalıştığı kumpasla dolu gerici anayasaya karşı “hayır” diyerek direnmeliyiz.
“Dindar Anayasa”  isteyen 14 yıldır AKP-RTE iktidarında hiç siyaset yapmamış Meclis Başkanı İsmail Kahraman neden “seçmece”  Meclise başkan seçildiğini düşünebiliyor musunuz?  Gençliği demokratik parti ve kuruluşlarla mücadele etmiş, 1967 de Milli Türk Talebe Birliği Başkanı olmuş, türbana geçit vermeyen Üniversite yönetimini protesto için 68 günlük işgal ve boykot eylemi yapmış, TİP’in “diriliş” mitinglerine karşı “şahlanış” mitingleri düzenlemiş (bu olaylarda iki devrimci ölmüştü) daha nice gerici eylemler başını çekmiş, elinde “devrimci kanı” oluşmuş kişi özellikle seçilerek Meclis Başkanı yapılmış, bu seçilmede Devlet Bahçeli ve MHP de buna çanak tutmuştu. Laiklik, devrimcilik karşıtı nice eylemlere katılmış, Merhum İmran ÖKtem’in cenaze namazını bile engellemeye çalışmış, mazisi karışık Kahraman, elbette çizgisini koruyarak, “yeni anayasa dindar bir anayasa olmalı;  laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır” diyerek, aslına, mayasına dönmüştür. Laikliği koruyacağına dair and içerek başkan olan İsmail Kahraman, yürürlükteki anayasaya karşı suç oluşturan çıkışıyla pek çok kişi tarafından suç duyurusunda bulunmaktadır. Sahiden Yargıtay Başsavcısı acaba bu duruma karşı görevini hatırlayacak mı? Görevini yapacak mı. 
Yoksa bu gerici anayasa kabul edilirse, ülkemiz dinci, gerici bir Ortadoğu ülkesi olacaktır. O nedenle ülkemizin geleceği için bu konularda daha duyarlı olmalıyız.
 Anayasa Tuzağı, Terör Ve Türkiye Paneli  (3) - Cevat Kulaksız

CHP Başkan yardımcısı Bülent Tezcan şunları söyledi:
“-Dün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı. 96 yıl sonra Türkiye’de “egemenliğin kaynağı gökte değil yerdedir” diyen, “egemenliğin gerçek sahibi ve temsilcisi milletin kendisidir” diyen ve Türkiye’de ilk defa bir Ulusal Kurtuluş Savaşını “Meclisle birlikte bir kişinin iradesiyle değil, milletin iradesiyle birlikte vereceğim” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün geleceğin kuşakları olan çocuklara emanet ettiği büyük bayramın yıldönümüydü. Ne hazindir ki, ne acıdır ki o gün kurulan TBMM şehitlerimizi bahane ederek, terörü bahane ederek 23 Nisan resepsiyonunu(kabul töreni) iptal etti. Her gün her an beş-on şehidin verildiği acı günlerin içerisinden geçiyoruz ve 23 Nisan günü terör gerekçesiyle “şehitlerimiz var” bahanesiyle resepsiyonu iptal edenler bir önce Antalya’da EXPO nun açılışında üç tane şehidimiz varken 22 Nisan günü eğlenceli açılış yapmaya utanmadılar. (Yuh sesleri). Böyle bir tablodayız. Meselenin ne olduğunu biliyoruz. Mesele şehitlere yanan yürekler değil onlar açısından, mesele Cumhuriyetin bütün değerleri üstüne ilk fırsatta hesaplaşmak ve ilk fırsatta Cumhuriyetin bütün değerlerini yok etmek. Hani başka bahanelerle deprem oldu, başka olaylar oldu diye Van Depremini bahane edip Cumhuriyet Bayramını kutlamayanlar, kutlamaları erteleyenler arkasından düğünlerde göbek atıyorlardı.  Bu anlayış aynı anlayışın devamıdır.
Evet, Türkiye önemli bir süreçten geçiyor ve bu sürecin içerisinde en önemli sorun terör sorunu; terör sorunu Türkiye’nin basit bir sorunu değildir. Terörü sorunu 21. Yüzyılda küresel terörün uluslar arası yeni bölüşüm planlarında bir araç olarak kullanılmasını Türkiye sahnesidir. Ortadoğu’da enerji koridorlarını yeniden paylaşmanın Ortadoğu’da yeni güç dengelerini yeniden yaratmanın ve halkların alınteri sömürmenin yeni bir aracı olarak kullanılan terör Türkiye’de tam bir anlayışla yeniden, yeni bölüşüm sürecinde uluslar arası aktörlerin bölgede yeni bir dansı, yeni bir tiyatro oyundur. Bütün mesele teröre karşı mücadelede bu tiyatro oyununu boşa çıkaracağız mı? Çıkaramayacağız mı? Bütün mesele buna karşı doğru bir hatta duracağız mı? Duramayacağız mı? Sorusudur, bu sunun da bir tane cevabı vardır. Tıpkı yüz yıl 96 yıl önce hangi cevapsa, bu gün de cevap odur. Bu programın adı altı ok programıdır. Teröre karşı bunu boşa çıkarılmalıdır. Bu Ulusal Kurtuluş Savaşımızın programıdır; tam bağımsızlık anlayışımsın programıdır; mili egemenlik inancının programıdır; ekonomik bağımsızlık, siyasal bağımsızlık, kültürel bağımsızlık anlayışının programıdır. Yani Türkiye’nin en devrimci programıdır. Bu program eğitimde, eğitimi vakıf, cemaat, tarikat anlayışına sıkıştırmaya, laik Cumhuriyet milli eğitim programıdır. Milli eğitimdeki o büyük adımın programıdır.
İşte bütün bu tabloda ekonomide kendi kaynaklarını kendisi üreten kendi gençlerine, çocuklarına yeni bir anlayışla gelecek yaratan evrensel ölçülerde üniversitelerde dünya ile rekabet eden bir ülke yaratma programıdır. Bu programın patentini biliyoruz, bu programın patenti Mustafa Kemal Atatürk’teki “bir millet yok olur dedikleri zaman nasıl ayağa kalktığının” göstermenin programıdır.
Böyle bir tabloda Anayasa Türkiye’nin bu sorunlarını çözmenin bir modeli olarak Türk siyasetinin gündemine gelmiyor. Anayasa tartışmaları konjektürel olarak bir beklentinin, bir hedefin planı biçiminde Türk siyasetinin gündemine oturuyor. Bu oyunun bozmak hepimizin görevidir. Siyaset kurumunun, milletin görevi. Anayasa tartışmalarında duruşumuzu net olarak koyduk, iki şey söyledik, evet özgürlük ve demokrasi istiyoruz.  Türkiye’nin özgürlükçü demokrasiyi geliştirmeye ve yeni bir adım atmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin mevcut şekliyle demokrasiyi daraltan, örgütlenme özgürlüğünü, düşümce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran bir yapıya tahammülü yok. Bunu değiştirmek zorundayız. Ama bunu özgürlükçü bir anlayışla değiştirmek zorundayız. Bir yenilikle tarihte sol her zaman yeniliğin, aydınlanmanın, özgürlüğün temsilcisi olmuştur. Bu düşünceyi ifade etmiştir. Bu gün özgürlüğü, demokrasiyi, yeniliği hiç kimsenin keyfine teslim etmeyeceğiz, kimsenin elinde heder etmeyeceğiz bu konuyu.
Ancak bir şeyi göz ardı etmeyeceğiz; burada anayasa tartışmaları sürecinde dedik ki, iki temel mesele vardır. Bir, Türkiye anayasayı tartışırken parlamenter demokrasiyi güçlendiren bir hatta olmak zorundadır. Biz o hattayız, biz anayasada yetkilerin bir elde toplanacağı bir yapıyı değil, biz anayasada gerçekten kuvvetler ayrılığını temsil eden, gerçekten denge ve denetleme mekanizmasını oluşturacak bir yapı istiyoruz. Parlamentonun kukla olmadığı, parlamentonun meclisin, o gazi meclisin tarihi kimliğinde gazi meclis olan meclisin gerçekten bunu hak edecek yetkilerle ile donatılan bir anayasal düzen istiyoruz.
Meclisin yetkilerinin artacağı, yürütmenin denetlenebileceği gerçekten bağımsız yargının olacağı siyasetçinin iki dudağı arasındaki talimata göre hareketle görev yapmayan, yanlı hareket etmeyen bağımsız bir anlayışla hareket eden, yargının gerçekten bağımsız olacağı ve Cumhurbaşkanının yetkilerinin parlamenter sisteme uygun bir şekilde daraltılacağı bir anayasa süreci istiyoruz. Doğru olan budur. Türkiye’nin ihtiyacı olan da budur. 82 Anayasasının en temel problemlerinden birisi bireyi arka plana atıp devleti ön plana çıkaran bir anlayışında iken bir ikinci temel problem deyince, şuydu, parlamenterler sistemlerde olmadığı ölçüde Cumhurbaşkanlığı yetkilerini artıran bir anayasa idi. Niye öyleydi? Çünkü darbeci cuntacılar vardı, Kenan Evren kendine göre bir anayasa dizayn etmişti. O dönemin beşli çetesi kendine göre bir anayasa arzu ediyordu, bunu dizayn ediyordu. Aradan geçen süre içerisinde iki büyük 16 yılında Kenan Evren’in kendisi için yeterli bulduklarıyla yetkileriyle yetinmeyen bir cumhurbaşkanı ile karşı karşıyayız. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Onun için şunu kimseye bırakmayacağız, anayasa tartışmalarında cumhurbaşkanın yetkilerini daraltacak bir adıma Türkiye’nin ihtiyacı vardır. Yok öyle yağma. Bu yetkilerin dahi kendisine yetmediğini söyleyen bir cumhurbaşkanına karşı yapılacak bir hak anlayışa karşı durulacak hat muhafazakâr bir hat olamaz. Hangi anlamda kullanıyorum muhafazakâr hattı, mevcudu koruma hattı olamaz. Aksine mevcudu dahi askıya almak isteyen bir anlayışa karşı gerçek anlamda devrimci bir duruş bu yetkileri de senin elinden alacağız diyen mücadeleci bir duruş olacaktır. Asıl hattımızı orada inşa etmek zorundayız.
Bunun için birinci temel yaklaşımız Türkiye’nin 200 yılık geleneğine uygun olarak parlamenter demokrasi anlayışıyla bir anayasa düzenlemesine ihtiyacımız var.
Ancak ikinci temel nokta şudur: Bunu yaparken, hani “anayasa tuzağı ve terör” diyoruz ya, işte bunu yaparken o tuzak denilen noktaya düşmemenin en önemli en temel güvencesi kurucu iradeden ayrılmamaktır.
İkinci duracağımız temel nokta kurucu iradeyi sonuna kadar savunacağız. Neyi ifade ediyor bu, Anayasanın ilk dört maddesinde ifadesini bulan değişmez ilk üç maddesinde ifade edilen dördüncü maddeyle de güvence altına alan kurucu iradenin değişmezliği anayasanın ilk dört maddesi değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek. Bu hattan bir adım dahi geri duramayız. Bunu o görüşmelerde çok net ifade ettik.
Bir şeyi çok açıkça ve cesaretle ifade edelim. Anayasanın ilk üç maddesi ne diyor? “Türkiye Devletinin şekli cumhuriyettir. Cumhuriyetin nitelikleri, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Başkenti Ankara’dır, milli marşı İstiklal Marşıdır, bayrağı ayyıldızlı bayraktır. Dili Türkçe’dir” değişmez bu temel ilkelerin değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Şimdi diyorlar ki, “darbe anayasası” neymiş, kurucu ilkelerin değiştirilemeyeceği sözü “darbe anayasasını mı koruyacağız” diye karşımıza argüman olarak çıkarılmaya çalışıyorlar. Şunu net ve açık yüreklilikle söyleyeceğiz, bu ilkelerin hiç birisi 12 Eylül cuntacılarının ve generallerinin kurduğu getirdiği irade değildir. Orada ifadesini bulan kurucu irade 1919 yılında Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu kurucu iradedir. İşte bu kurucu irade o iradedir ki bunun için bunlar rahatsız oluyorlar; yoksa darbecilerin iradesi olsa rahatsız olmazlar. Nerden biliyoruz bunu, darbecilerin diğer iradesinden rahatsılar mı? Cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılmasından rahatsılar mı? Hayır. Tam tersine yetmiyor, “daha da artıralım” diyorlar. Ama bu iradeden rahatsızlar çünkü o irade Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini ifade eden Ulusal Kurtuluş Savaşıyla temeli atılan ve taşları tuğlaları örülen iradedir.
Bu çerçeve içerisinde son olarak şunu söylüyorum. Türkiye halkla, milletle el ele vererek bu oyunu bozacaktır. Bu oyunu bozmanın yolu, tekrar son olarak şunu söylüyorum, bu oyunu bozmanın yolu muhafazakâr bir hatta durmak değildir, koruma noktasında durmak değildir. Türkiye’de özgürlüğü ve demokrasiyi ok edenlere karşı gerçek anlamda özgürlükçü bir programla karşı çıkmaktır. Bunun için de hep beraber el ele yürüyeceğiz ve bu anlayışı Türkiye’nin başına bela olan bu anlayışı en kısa zamanda yeneceğiz, Cumhuriyetçiler yeniden hâkim olacak güçlü olacak ve kazanacaktır”.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli  (2) - Cevat Kulaksız
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinden olarak, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) destek ve yönetiminde 24 Nisan 2016 günü Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Anayasa Tuzağı, Terör ve Türkiye” konulu panel düzenlendi.
Panelden önce, etkinliklere katılmak için yurdun her yanından otobüslerle gelen binlerce kişiler ile Ankara’daki çeşitli sivil dernek mensupları Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) toplanarak Tandoğan (Anadolu) Meydanından Anıtkabire yürüdüler.
Binlerce kişinin doldurduğu Ankara’nın en büyük salonundaki panele konuşmacı olarak Tansel Çölaşan (ADD Genel Başkanı), Nihal Kızıl (ÇYDD Gnl Başk. Yard), Ergün Atalay (Türk-İş Genel Başkanı), Bülent Tezcan (CHP Genel Başkan Yard.), Sabih Kanadoğlu (Türk Hukuk Kurumu Bşk), Hasan Kütük (Birleşik Kamu-İş Knfd. Gnl. Bşk.) Hüseyin Özbek (İstanbul Barosu Gnl. Sekrtr.), Aydın Özcan (İzmir Barosu Başkanı), Ramiz Erinç  Sağkan (Ankara Barosu Genel Sekreteri), Faruk Bal (MHP Önceki Genel Bşk. Yard.), Uluç Gürkan
(Eski TBMM Başkan Vekl.), Utku Reyhan (VP Genel Başk. Yard), Barış Terkoğlu (Gazeteci), Ömer Tanık (Oturum Yöneticisi, ADD Genel Sekreteri) katıldılar.
AKP-RTE iktidarının planlı bir şekilde “yeni anayasa” adı altında anayasayı laik özünden ayrı olarak dinsel düşünceye dayanan bir anayasa yapma hazırlığı sırasında, bu konuşmaların yararlı olacağını düşünerek, tüm konuşmacıların konuşmalarının metinlerini çözerek okuyucuya sunmayı düşündük.
Metnin uzun olacağı ve okunmasının zor olacağını düşünerek her konuşmacının metnini bölümler halinde vereceğiz. Bu bölümde iki konuşmacıya yer verdik.

Bundan çeyrek asır önce... Uğur Mumcu’nun öldürülmesine daha üç, AKP’nin kurulmasına on bir, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesine yirmi dört yıl varken...
Hukukun üstünlüğünden ve demokrasinin gerekliliğinden ve devletle din işlerinin birbirinden ayrılmasının erdeminden, bu ülkede iyi kötü daha hâlâ bahsediliyorken...
Laikliğin küfre dönüşeceği, neredeyse tüm devlet okullarının ardı ardına “imam hatip”e dönüştürüleceği, devletin en başına şeyh eli öpenlerin geçeceği tahayyül bile edilemezken...
Eski bir televizyon programında Nazlı Ilıcak’ın yumuşacık bir sesle soruyu soruşuna ve Uğur Mumcu’nun kaygılı bir tonla onu cevaplayışına tekrar tekrar bakın.
“Laiklik tehlikeye giriyor deniliyor; nedir endişeye sebep şu anda Türkiye’de?” diye sorsun Ilıcak.
Laiklik  tehlikeye  giriyor deniliyor  nedir  endişeye sebep  şu  anda  Türkiye’de?
Uğur Mumcu sorunun cevabını somut örnekler vere vere, tane tane anlatsın.
“Tarikat  ticaret ve siyaset üçgeni” desin.
Tarikat  ticaret  ve  siyaset üçgeni.
Anlamayın.

Çarşamba, Nisan 27, 2016
İsmail Dayının Yobazlık Yapma Özgürlüğü Engellenemez
İsmail Dayı, laikliği kafaya takmış. Bana diyor ki, “Yeğenim, laiklik, dinsizliktir. Bize gitmez.”

“Ya Dayı bırak bu işleri, ben seni de, peşinden tık nefes koştuklarını da bilirim” diye sert çıkınca, bizimki, “Öyle söylemek istememiştim yeğenim” diyerek anında çark etti.
Aslında laiklik, İsmail Dayı gibilerinin en temel korkusudur.
Nezle olsalar laiklikten bilirler.
Laiklik Siyasal İslam’ın gündeminde çok uzun yıllardır var.
İktidar, “Bu defteri kapattık” dese de, laiklik konusunu Anayasa üzerinden halletmek istediğinin işaretleri görülüyor.
Anayasa’nın “değiştirilmesi dahi teklif edilemez” ilk 4 maddesi üzerinden laiklikte düzenleme planlanıyor.
Diyorlar ki, “Anayasanın değişmez maddeleri diye bir şey olamaz. Nerede görülmüş böyle bir uygulama?”
Anayasada değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddeler olmaz diyenlere, bazı ülkelerin anayasalarını örnek verelim.

Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner
"Kim ki gerekli gereksiz Allah, din, kitap, vatan, millet, tüyü bitmemiş yetim hakkı diye başlıyorsa söze, bil ki ya çalmaya başlamıştır ya da açıklamayacağı bir işin içine girmiştir."

Bu sözler, hep onun gibi olmaya çalıştığım ama hala başaramadığımı bildiğim babam Yunus Yalçın Talipoğlu'nun bizi yaşama hazırlarken sık sık söylediği sözlerden sadece biri. Adım adım dolaşırken ülkemi bu sözün, bir şablon gibi cuk oturduğunu gördüm insanımızın üstüne.

Tüm yediği kazıklara rağmen anlaşılmaz şekilde CHP'li olan babam, benim "kurtarıcılığa" soyunduğum yetmişli yıllarda beni karşısına alıp "bak oğlum" diye başlamış söze ve şöyle devam etmişti: "1960 İhtilali öncesi Vatan Cephesi’nin cepheleşmeyi körüklediği yıllardı. Ben Erzurum Şeker Fabrikasında çalışıyordum. Benim CHP'li olduğumu bilen adam, gelip karşıma oturuyor  ve konu olmadığı halde 'Üç oğlum var üçünü de Menderes’e kurban ederim' diye başlıyordu söze. Aynı adam 27 Mayıs'tan birkaç gün sonra yine gelip benim duyacağım şekilde 'Yahu, bunlar bizi nasıl kandırmışlar?' diye kendince günah çıkarıyordu. Oysa ona soran bile yoktu. Onun için neye, kime güveneceğini bilerek yola çık!" demişti.

Peşin yargılarımdan mümkün olduğunca arınarak çıktığım bu yollarda, bu yüzden hiç hayal kırıklığına uğramadım. Hani, umutsuzluğa kapılan arkadaşlar için anlattım bu öyküleri, bu ülkede keser ve sap çok çabuk döner.

Fıkra mı gerçek mi bilinmez  ama bir örnekle bitireyim sözümü: Bizimkilerden biri hacca gitmiş, şeytan taşlama faslında hep mercimek gibi taşlar arayıp buluyor ve şeytana atıyormuş. Diğer hacıların dikkatini çekmiş ve onca taş varken niye en küçüğünü seçtiğini sormuşlar. Bizimkinin yanıtı Türkiye özeti gibi gelmiş “Nereye gideceğimiz belli olmaz, şimdiden düşman sahibi olmayalım” demiş.

İşte bu davranış biçimi genel karakterimiz oldu neredeyse. Bir gün vatansever olarak ödüller alabilir; ertesi gün vatan haini ilan edilebilirsiniz. Bir gün demokrasi kahramanısındır, ertesi gün "darbeci".

Yani, bizi bu ülkede olanlar artık hiç şaşırtmıyor. Bu yüzden de tepkilerimizi yitirdik ve kolaylıkla alışabiliyoruz her şeye.

 Tayfun Talipoğlu/abcgazetesi

Anayasa Tuzağı, Terör Ve Türkiye Paneli - Cevat Kulaksız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinden olarak, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) destek ve yönetiminde 24 Nisan 2016 günü Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Anayasa Tuzağı, Terör ve Türkiye” konulu panel düzenlendi.
Panelden önce, etkinliklere katılmak için yurdun her yanından otobüslerle gelen binlerce kişiler ile TGB, Ankara’daki çeşitli sivil dernek mensupları Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) toplanarak Tandoğan (Anadolu) Meydanından Anıtkabire yürüdüler.
Binlerce kişinin doldurduğu Ankara’nın en büyük salonundaki panele konuşmacı olarak Tansel Çölaşan (ADD Genel Başkanı), Nihal Kızıl (ÇYDD Gnel Başk. Yard), Ergün Atalay (Türk-İş Genel Başkanı), Bülent Tezcan (CHP Genel Başkan Yard.), Sabih Kanadoğlu (Türk Hukuk Kurumu Bşk), Hasan Kütük (Birleşik Kamu-İş Konf. Genl. Bşk.) Hüseyin Özbek (İstanbul Barosu Gnl. Sekrtr.), Aydın Özcan (İzmir Barosu Başkanı), Ramiz Erinç Sağkan (Ankara Barosu Genel Sekreteri), Faruk Bal (MHP Önceki Genel Bşk. Yard.), Uluç Gürkan (Eski TBMM Başkan Vekl.), Utku Reyhan (VP Genel Başk. Yard), Barış Terkoğlu (Gazeteci), Ömer Tanık (Oturum Yöneticisi, ADD Genel Sekreteri) katıldılar.
AKP-RTE iktidarının planlı bir şekilde “yeni anayasa” adı altında anayasayı laik özünden ayırarak dinsel düşünceye dayanan bir anayasa yapma hazırlık yaptığı şu günlerde, bu konuşmaların yararlı olacağını düşünerek, tüm konuşmacıların konuşmalarının metinlerini çözerek okuyucuya sunmayı düşündük.  Konuşma sırasına göre, bu değerli konuşmacıların çok önemli açıklamaları ve uyarıların dört duvar arasında kalmaması için okuyucuya sunmayı yararlı gördük.
Konuşma Metinleri uzun olduğundan ve okunmasının zor olacağını düşünerek her konuşmacının metnini bölümler halinde vereceğiz; bu bölümde ADD Genel Başkanı Tensel Çölaşan’ın konuşmasını veriyoruz.

Meclis Başkanına Göre Yeni Anayasada Laiklik Olmamalı

İstanbuldaki bir konferansta konuşan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail KAHRAMAN; “Mevcut Anayasada Allah lafı geçmiyor.Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır.Yeni anayasa dindar olmalı..” demiş.

Bize göre, Meclis Başkanına,laiklik karşıtı bu sözleri, kendisini bu makama ısmarlama olarak oturtan birileri söyletmiştir.

O birileri de; daha mürekkebi kurumayan 18.04.2016 tarihinde, yani daha on gün önce kaleme alıp yayınladığımız,”Bu Zihniyetle Ancak İslam Dinine Dayalı Bir Anayasa Yapılır” başlıklı makalemizde açıkladığımız gibi, yapmış olduğu bir konuşmada; “Bizim tek dinimiz var, İslam, bizi birleştiren İslam. Biz İslam'ın bütünleştirici çatısı altında toplanacağız.” şeklinde beyan ve açıklamada bulunan ve bu beyanıyla, Cumhuriyetimizin laik, demokratik ve özgürlükçü yapısına ve ilkelerine aykırı ve çok sakıncalı projesi olan bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zattır.

Gerçekler Acıdır - Gündüz Akgül
Hayal dünyasında yaşayanlar, gerçekle karşılaşınca acı duyarlar…
Acı duymalarının nedeni de, o güne kadar gerçekleri görmeyip hayal dünyasında yaşamalarına hayıflanmalarıdır…
1971 yılında Nizam Partisi ile siyasi arenada görülen dindar ve muhafazakâr düşünce, o günden bu güne kadar hiçbir zaman laik cumhuriyeti içine sindiremedi…
Bunun canlı kanıtı da “Laikliğe aykırı eylemlerin odakları oldukları” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan (Milli Nizam, Refah, Fazilet ve ayni gerekçe ile kapatılmayıp devlet yardımının kesildiği AKP) siyasal partileridir…
Gerçek durum bu iken, sözde kendilerine demokrat, liberal, yetmez ama evetçi diyen insanların bu partilere sürekli omuz verdiği gerçeği de yadsınamaz…
Bu gerçeği görüp bu güne kadar yurttaşlara anlatmakta başarısız olanlarla, görmeyenler, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın bir açıklamasıyla kıyameti koparmaya başladılar…
Tepki vermekte haklı mıdırlar?
Elbette haklılar…

Uyanın artık, ne olur uyanın - Tünay Süer
Sözcü Gazetesinden Saygı Öztürk çok önemli bir haber yapmıştı.( 24 Nisan 2016)
Yunanistan Genelkurmay Başkanı Oramiral Evangelos Apostolakis Türk hava sahasını göstere,  göstere 2 mil ihlal etmişti.
Larissa kentindeki 110. Hava Filo Komutanlığı’nı teftişinden sonra F-16 uçağına binerek Ege’de iki Yunan adasından sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne ait Eşek ve Bulamaç Adaları’nın üzerinde adeta bize nanik yaparak dolaşmış.
Türk Hava Kuvvetleri olaya hemen müdahale etmek istemiş ve derhal Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ilgili bakanlıklara bildirilmiş.
Ancak hükümet, Rus uçağının düşürülmesinden sonra başlayan gerilimi dikkate alıp önlemede bulunulmamasını istemiş!
Apostolakis uçuşu gösteren boy, boy resim çektirmiş ve Yunan Genelkurmay sitesinde yayınlanmış.
Ülkesinde adeta kahraman olmuş…
Bizde ise ne dışişleri ne de genelkurmay başkanlığımızın sitelerinde yayınlanmamış.

Hesaba Kitaba Vurunca Bir Türlü Akla Yatmayan İşlerimiz
Aslında “öbür türlü" düşünmenin ne kadar rahat ve makbul olduğunu mutlaka biliyorsunuzdur.
Ama Türkiye’de “memleket meselelerine meraklı” bir kuşaktan geliyorsanız ve aklınız bazı “hesap”lara takılıyorsa durumunuz ne kadar zordur biliyor musunuz?
Hesapsızlık sizi rahatsız eder.
Ve tabii sizin bu rahatsızlığınız da çevrenizdeki “Boşver”cileri, “böyle gelmiş böyle gider”cileri”… “siyaset bu”cuları…
Ama ne yapalım; yine de boş veremiyoruz...
*
Biliyorsunuz, bizde “faiz” konusu bir süredir milli mesele halini almıştı.
Geçenlerde Merkez Bankası başkanımız değişti ya; yeni başkanın ayağının tozuyla aldığı ilk karar bankalar arası faizin indirilmesi oldu.
Hadi buraya kadar kendi takdiridir diyelim ama, o esnada çok enteresan bir şey daha oldu:
Bizim neslin bankacıları, faizler düşünce döviz fırlar derler…
Öyle olmadı.

Kilis ilimizde neler oluyor? - Güner Yiğitbaşı
Kilis'de neler oluyor?

Kilis, sürekli olarak IŞİD roketlerinin hedefi oluyor.

Kilis'de yaşayan vatandaşlarımız; tedirgin, IŞİD roketlerinin, ne zaman, hangi ev ve iş yerini vuracağının korkusu ve tedirginliği içindeler.

Kilisliler sokağa çıkamıyorlar, İş sahipleri iş yerlerini açamıyorlar, öğrenciler okullarına gidemiyorlar, gidenler de tedirginler.

Bugüne kadar Kilis'e atılan roketlerle, yirmiye yakın yurttaşımız hayatını kaybetti  ve onlarcası da yaralandı.

Şimdi bu makaleyi yazıyoruz ya, Kilis de korku ve endişe içinde ve can güvenliklerinden yoksun olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışan, sokağa çıkamayan vatandaşlarımızın dertlerine belki sahip çıkılır ve  çare bulunur düşüncesiyle bu makaleyi yazmamızın altında da, kötü niyet aranacak ve belki de, Kilis halkını iktidara karşı kışkırtıcılık yapmakla suçlanacağız.

Kut’ül Ammare - Tünay Süer
Ne yapacaklarını şaşırdılar artık.
Türkiye’nin kurtuluşunu değil Osmanlının zaferini kutluyorlar.
Onlar Atatürk ve kurmuş olduğu laik cumhuriyeti asla kabullenememişlerdi.
Onlar Allah yerine padişaha kul olmayı yeğliyorlardı.
Cumhuriyetin kurulduğu tarihi, ulusal bayramları asla hazmedemediler.
Yıllardır sinsice örgütlendiler.
Adnan Menderes, Darbeci Kenan Evren ve Turgut Özal ile dincilik adeta katmerlendi.
                                               ***
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Resepsiyonunu AKP yapmadı.
Gerekçe şehitlerimiz var…

Siz hep böyle misiniz? - Gündüz Akgül
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, dün ziyaret ettiği Parlamento Muhabirleri Derneği’nde (PMD) gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Yargıtay’ın Ergenekon davasıyla ilgili kararını, “İyi bir bozma kararı. Bir insanı 5 sene içeride yatırdıktan sonra pardon diyorsunuz ama bunun bir karşılığı yok. Ben pardon diyecek değilim” demiş.
Yargıtay 16 Ceza Dairesinin verdiği bozma kararıyla Ergenekon davası tamamen çöktükten sonra, zamanında bu davaya sahip çıkanlar ağız değiştirmeye başladılar…
Bunlardan biride Bülent arınç’tır…
Sayın Arınç, bozma kararını överken, geçmişte neler söylediğini anımsayanlar küçük dilleri yutuyorlar…
Bakalım dava surecinde ne demiş Sayın Bülent Arınç?
-Meclis eski Başkanı ve AKP Manisa Milletvekili Bülent Arınç, önceki akşam Ülke TV’ye çıkarak operasyon konusunda çarpıcı ifadeler kullandı. “Türkiye iyi bir noktaya gidiyor. Çünkü bu sıkıntılar, bu sancılar bir taraftan doğum sancısıdır, bir taraftan bağırsaklarını temizlemesidir.” (04.08.2008 Vatan)

Akp İktidarı Bunu Hep Yapıyor - Güner Yiğitbaşı
Bugün 23.Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,ulusal egemenlik deyince, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu akla gelir.

Millete ait olan bu egemenlik hakkının yasama bölümünü, Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi kullanır.

Bu itibarla,Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının, ulusal egemenliğin mabedi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde kutlanması gerekmez mi?

Millet kavramı yerine ümmet, milliyetçilik kavramı yerine de ümmetçiliği benimsemiş olan AKP iktidarının; bu nedenle,milli bayramlarımıza karşı sürekli soğuk yaklaştığını, milli bayramlarımızı büyük bir coşkuyla ve heyecanla her ortamda sıcak bir şekilde kutlamaya yanaşmadığını, milli bayramlarımızda her nasılsa bir bahane bulup bu bayramlarımızı adet yerini bulsun diyerek sönük bir şekilde kutlamayı adet haline getirdiğini, artık bilmeyen kalmamıştır.

Bu yıl da terör ve şehitlerimiz bahane yapılarak, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki kutlamalar iptal edilmiş, 23 Nisan Bayramında Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerine, Ankara'daki Kaçak Saray ve Külliyesi ön plana çıkarılmış ve onun reklamı yapılmıştır.

AKP iktidarı, Van depremini bahane ederek, 2011 yılının 29.Ekim.Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını da iptal etmişti ve biz bu nedenle, “ŞİMDİ GERÇEKTEN ÖLDÜM İŞTE!” başlığıyla duygusal bir makale kaleme alıp yayınlamıştık. Hepinizin Ulusal Egemenlk ve Çocuk Bayramınızı tekrar kutluyor ve bu makalemizi aşağıda aynen yayınlıyoruz.

23.Nisan.2016 
Güner YİĞİTBAŞI 

CHP’ye Yanaşan Sahtekârlar Midemi Bulandırıyor - Gürbüz Evren
Yargıtay, adına Ergenekon denilen davayı esastan bozdu.
Bu karar, davanın baştan sona yalan olduğunun kabulü anlamına geliyor.
Yargıtay’ın kararını açıklanmasının ardından adı büyüğe çıkmış, zamana ve duruma göre kılık değiştiren ‘Omurgasız’ bazı televizyon kanalları ile gazeteler, Ergenekon’un ne büyük bir iftira olduğunu anlatmaya soyundular.
Ergenekon iftirasına direndiğimiz 9 yıl boyunca bizden kaçanlar, ofis telefonlarına bile çıkmayıp, ‘Yok’ dedirtenler, şimdi bu kumpasta hayatını kaybedenlerin geniş haberlerini yapıyorlar.
Herkesin gözü önünde katledilen Kuddusi Okkır’ın görüntülerini Bekleme Odası programında yayınlayıp, konuyu konuştuğumuzda, bize ‘Darbeci’ diyen gazeteciler, şimdi ‘tüketilen hayatlar’ ‘mağdur edilenler’ içerikli haberlere imza atıyorlar.

Yarın 23 Nisan, öfke doluyor insan - Mine Söğüt
Sen, şimdi 23 Nisan bahanesiyle çocukların başlarını okşuyorsun ya...
Okşama.
Her bir çocuğu, torunlarını sever gibi sevdiğini söylüyorsun ya... Sevme.
Herkesin çocuğunu, kendi çocuklarını, kendi torunlarını yetiştirdiğin gibi yetiştirmenin peşine düşmüşsün ya. Düşme.
İmam hatiplerle donattığın, dini vakıflarla doldurduğun ülkenin bugününü berbat ettin; eğer önüne hiçbir engel çıkmazsa belli ki geleceğini beter edeceksin.
2023 yılı için hedeflediğin hayallerin odağına çocukları koyuyorsun.
Devlet okullarını ahtapot gibi saran kadrolarınla, dogmatik değerleri empoze eden müfredatınla, beyinlerini tek tek yıkamaya çalıştığın o çocukların;
Yedi yıl sonra seni Tanrı sanan ve avuçları patlayıncaya kadar alkışlayan kulların olmasını düşlüyorsun. Düşleme.
Daha yeni kayda geçti.

Aldatıldık! - Gündüz Akgül
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Harp Akademileri Komutanlığı'nı ziyaret ederek Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin konuşurken,  "Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı. Kurumlarımızın içinde örgütlenmiş, güçlü medya desteğiyle teçhiz edilmiş bir yapının, Türkiye'yi ele geçirmek için yürüttüğü bir kumpasa, bir darbe teşebbüsüne hep birlikte maruz kaldık" demiş...
Sayın Cumhurbaşakanı, staj dahil yargıda 30 yıl hizmet eden biri olarak bu savınıza katılmıyorum...
Neden mi?
-Yargılamalar sırasında görsel metyada yapılan tartışmalara katılan hukukçular ve yazılı medyada yazanlar diyorlardı ki;
-2006 tarihinde kurulmuş bir dernek adından, 2003 yılındaki dijital veride bahsedilmiştir...
-Microsoft tarafından 2007 tarihinde kullanılan bir yazılımın, 2003 tarihli dijital belgelerde kullanılmıştır...

Hak Edenlerin Bayramı 23 Nisan - Güner Yiğitbaşı
AKP iktidarının, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının düşük profille kutlanması, tüm yurtta yapılacak olan kutlama törenlerinin asgari düzeye indirmesi, ulusal egemenliğin mabedi olan Türkiye Büyük Millet Meclisindeki kutlamaların iptal edilmesi yönünde almış olduğu karar nedeniyle, milletimizin asla üzülmemelerini, kötümserliğe kapılmamalarını, bilakis sevinmelerini istiyoruz.

AKP iktidarının başında bulunanlar tarafından temsil edilen zihniyete baktığımızda, onlar için ulusal egemenlik diye bir kavram yok ki. Bakmayın siz, onların sürekli milli irade demelerine, milletimiz ne derse o olur demelerine, iki de bir de, anayasa değişikliklerini millete soralım, halkın oylarına başvuralım demelerine.

Alnına silah dayamışlar - Tünay Süer
Oda TV’de 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmini ve üzerinde alnıma silah dayadılar yazısını görünce bir an şaşırdım.
Oda TV her zaman böyle dikkat çekici enteresan başlıklar atıyor ama yine de bir an şaşırır gibi oldum.
 Dervişin fikri neyse, zikri de odur derler ya, aklıma hemen Colin Powell ile 2003 de dışişleri bakanı iken yapmış olduğu 9 maddelik anlaşma geliverdi.
Acaba adama silah dayadılarda vatanı satan o anlaşmayı ondan mı yaptı diye aptalca bir düşünce yıldırım hızıyla beynimden geçti.
Sonra bu düşünceme kendi kendime güldüm.
Yazıyı bir nefeste okudum.
Meğerse bir belgesel hazırlanıyormuş…
Gül, 1960 yıllarında üniversitelerde çok yoğun bir sol propaganda başladığını, kendileri gibi düşünmeyenlere (!) karşı fiili güç kullanıldığını anlatmış.

Yan çizen ve kaçan kazanıyor Nahit Duru
Duyarsız bir iktidar, çoğunluğu duyarsız bir toplum.
Terör her gün can alıyor, iktidar meydan okuyor, şehit haberleri düştüğü evleri yakıyor...
AKP iktidarı gelen şehitler karşısında tek şey söylüyor:
"son terörist yok olana kadar mücadele edilecek"
Halkımız alkışlıyor, ellerine kan oturuncaya kadar.
Dokuz ay öncesine kadar , "müzakere süreci sürüyor. Terörü bu yöntemle bitireceğiz" diyen iktidarı yine aynı kişiler alkışlıyordu.

Birlikte yürürlükleri fetocularla menfaat çatışması çıkana kadar, hakimlerine, savcılarına arka çıkan, tüm kumpas davalarda "savcı" olduklarını ilan eden iktidar yine alkışlanıyordu.

Şimdi, eski yol arkadaşlarını tutuklatan, iktidar yine alkışlanıyor.

Özdemir İnce-Yaşar Nuri Öztürk Röportajı
Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk yakın dostumdur. Sadece büyük ve derin bir din bilgini (teoloğ) değil aynı zamanda bir filozoftur. Ülkede Arap dilini gerçekten bilen çok ender insanlarımızdan biridir.
Kendisiyle 2004 dört yılının mart ayında, evinde  Hürriyet gazetesi için bir söyleşi-sohbet yapmıştık. Ceren Hanım (eşeklik edip soyadını not etmemişim) bana eşlık etmiş ve söyleşinin çözümünü yapmıştı. Çözüm tarihi olarak 1.4.2004 olarak görünüyor. Sütunumda değil başka sayfada yayınlandığı  için yazıyı Hürriyet arşivinde bulamadım. Yazının bir bölümü 2004 yılının nisan ayında yayımlanmış olmalı. Yazı uzun, 24 sayfa! Uzun diye okumazlık etmeyin. Yayınlandığı zaman 14.638 görüntüleme rekoru kıran, şu suyuna tirit, berbat  “Bok Bok Olduğunu Bilmez” başlıklı yazının  tekrar moda olduğunu görerek “Yaşar Nuri Öztürk Söyleşi”sini, kusura bakmayın, siteye inadına koydum. Demek ki “Aynı yerde otlarlar ota para vermezler, birbirlerini traş ederler berbere para vermezler” deyu başlayan bir yazı yazsam dünya yıkılacak. Ama yazmam! Lütfen söylesinler: O, benim hiçbir kitabımda yer almayacak  berbat yazıyı okuyanlar ne öğrendiler acaba? Kahrolsun “Bok Bok Olduğunu Bilmez”  gibi yazılar!
İyi ve verimli okumalar!
Özdemir İnce/ozdemirince.com
19 Nisan 2016

Geciken Adalaet, Adalet Değildir Gündüz Akgül

Birleşik Krallık Başbakanı William Ewart Gladstone’nin söylediği ve gerçeği yansıtan başlıktaki özdeyiş dilimizde de sıkça kullanılmaktadır…
Bir yargı mensubu olarak itiraf etmeliyim ki ülkemizde yargı ağır işlemektedir…
Bunun çeşitli nedenler vardır…
-Personel eksikliği…
-Özellikle doğuda görevlendirilen deneyimsiz Yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının tam davayı kavrayacak aşamada atamalarının çıkması ve yeni gelenin işi baştan alması…
-İş çokluğu ve yer yetersizliği…
Gibi nedenler sayılabilir…

Bir Ülkede Demokrasi Yoksa Adalet deYoktur - Güner Yiğitbaşı

Evet, bir ülkede tüm kurallarıyla işleyen şeffaf ve gerçek bir demokrasi yoksa, bu nedenle o ülkede yaşayan insanlar, bir takım gerçek dışı ve antidemokratik algı operasyonlarına açıksa, bu algı operasyonunun alt yapısını hazırlayan antidemokratik  söylem ve eylemler zirve yapmışsa, kağıt üzerinde yargının bağımsız ve tarafsız olduğu yazıyor olsa da, o ülkedenin yargısı asla bağımsız ve tarafsız olamaz.
Bir ülkede yargının tarafsız ve bağımsız olabilmesi için, o ülkede yaşayan insanların büyük çoğunluğunun vicdanlarında, başka bir ifadeyle kamu vicdanında, yargı bağımsızlığının da içinde bulunduğu tüm ilkeleriyle demokrasi şuurunun oluşup yer etmesi gerekir.

Milli bayramlar düşmanı iktidar - Tünay Süer
Ulusal bayramlarımızı yasaklayan veya kısıtlayan bir iktidarla yönetiliyoruz.
1– 30 Ağustos 2011: Şehit haberlerini gerekçe göstererek 30 Ağustos Zafer Bayramı için kutlamalar iptal edildi.
2– 29 Ekim 2011: 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Van depremi nedeniyle
 iptal edildi.
3– 30 Ağustos 2012: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kulağı aniden
rahatsızlandı ve tören iptal edildi.
4– 19 Mayıs 2013: Reyhanlı’daki bombalı saldırılar nedeniyle 19 Mayıs
Atatürk’ü anma, Gençlik ve Spor Bayramı konserleri, kutlamaları ve
diğer organizasyonlar iptal edildi.
5– 19 Mayıs 2014: Soma’daki maden kazası dolayısıyla tüm
kutlamalar iptal edildi.
6– 29 Ekim 2014: Çankaya, Ermenek’teki maden faciası nedeniyle 29 Ekim
kabullerini iptal etti.
7– 30 Ağustos 2015:  Terör olayları gerekçe gösterilerek Zafer Bayramı kutlamalarının yapılması yasaklandı.
Bahaneler çoook!

Bir Kerecik! - Mehmet Halil Arık

Ne deve tellal, ne de pire berber…
Ne farkeder!...
Sen ibretini al yeter!...
Birinci bölümde gülümse;
İkinci bölümde,
Düşün üstünde biraz…
mümkünse
*
Konumuz bir dede…
Ben deyim ellibeşinde;
Siz deyin yetmişinde…. İhtiyar.
Gençliğini hatırlamış…
Keyfi yerinde…bahtiyar.
Bahtiyarsa bir adam ne yapar?..
Oturur, para sayar…
Para yoksa, uçkuruyla oynar.
Öykümüzdeki dede; yanında nine,
Parası yok ki saysın… oyalansın,
Uçkuru almış eline, dolamış diline;
Girmiş söze… ama ne giriş!... Israrlı!..
Bir kerecik demiş; no’lur bir kerecik!...
Ooolmaz demiş nine…

CHP kendi mezarını kazmasın, RTE’nin de önünü açmasın
Kendi kendini zora soktu CHP liderliği.. Yani Kılıçdaroğlu... AKP liderliğinin tamamen üçkâğıda dayalı “dokunulmazlıkları kaldırmak için anayasa değişikliğini” destekleyeceğiz dedi. Nedenine bakıyorum, “Hayır dersek vay HDP’lileri destekliyorlar diyecekler” diyor. Bu uyduruk saldırıya karşı koyacak gücü yok mu CHP’lilerin?! 
Yapmayın! Deseler ne olacak? 
Siz de PKK’li kitle katilamcısının çadırına taziye ziyaretine giden HDP’linin dokunulmazlığının kaldırılması ve hemen yargılanması için basın toplantısı ile önerge verin, AKP reddetsin, bunu çıkıp açıklayın! 
14 yıldır dokunulmazlıkların anayasada yeniden düzenlenmesi için ve kürsü dokunulmazlığı dışında suç işleyen milletvekillerinin yargılanmasına kapı açan değişiklik öneriyorsunuz. 

23 Nisan Nedir? - Özgen Acar

Çocukluğumuzda, “Bugün 23 Nisan / Neşe doluyor insan / Kamutay Doğdu / Saltanatı boğdu...” şarkısıyla coşardık!
***
23 Nisan 2012’de küçük Enes Karabulut, birkaç dakikalığına “Başbakanlıkkoltuğuna” oturduğunda “Koltuğa oturdum bırakmam!” şakasının Türkiye Cumhuriyeti’nin başına ne işler açacağını bilemezdi! 
“Koltuğu” geçici olarak çocuğa bırakan dönemin Vezir-i azamı, şakayı ciddiye alıp“Olmaz öyle şey… Bu ülke kalkmamak üzere koltuğa oturanlardan çok çekti. O nedenle 3 dönem kuralını koyduk…” sözleri ile tepkisini göstermişti! 
Sonrasında bir yönetmelikle çocukların, 23 Nisan’da cumhurbaşkanının, başbakanın, valilerin koltuklarına oturmaları geleneğine son verildi. Ayrıca çocukların sahalarda “gösteri yapamayacakları” da açıklandı... 

Bu Zihniyetle Ancak İslam Dinine Dayalı Bir Anayasa Yapılır
Türkiye Cumhuriyeti Devleti; etnik kökenleri itibariyle Türk'lerin çoğunlukta olduğu, daha sonra Kürt'lerin ve daha asonra da diğer etnik kökenden gelen ve ancak, etnik kökenleri ne olursa olsun hepsinin Anayasa ve yasalar önünde eşit oldukları, tasada ve kıvançta ortak yurttaşlardan oluşan milli bir devlettir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin; Türk, Kürt ve sair etnik kökenden de gelmiş olsalar, yurttaşlarının çok büyük çoğunluğu Müslümandır, fakat, Türkiye Cumhuriyeti demokratik ve laik bir devlet olup, devletimizin Anayasasında yazılı olan resmi bir dini yoktur.

Din ve vicdan özgürlüğünün cari olduğu ve Anayasasında, herkesin din ve vicdan özgürlüğüne sahip olduğu açıkça yazılı bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasasına göre, bütün dinlere eşt mesafede olup, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti; İslam dinine dayalı bir din devleti, başka bir ifadeyle, İslam Cumhuriyeti değildir.

 YCHP Amerikancı mı Atatürkçü mü? Yoksa - Tünay Süer
Halk konuşuyor ve soruyor… 
CHP Kürtçü ve Alevi partisine mi dönüştü?
Neden Atatürkçüler çıkarıldılar?
CHP nereye gidiyor?
Ne yapmak istiyor?
Bu soruları sormakta haksız da değiller…           
İçerideki bazı vekillere bir bakalım kimlermiş?
Sezgin Tanrıkulu
21 Kasım 1997 de Robert Kennedy anısına düzenlenen İnsan Hakları Ödülüne Türkiye’den layık görülen iki kişiden birisi olarak ödül almıştı.
DEP lileri savunduğundan hapis yatmış olması Kürtçüler arasında neredeyse efsane haline getirilmişti.

Bahane Aramak - Gündüz Akgül
AKP, 14 yıllık iktidarının son dönemlerinde tüm devlet kurumlarını ele geçirdikten ve taraf olmayanı bertaraf ettikten sonra, kurtarıcı ve cumhuriyetin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili ne varsa silmek ve yok etmek için elinden geleni yapmakta ve her seferinde kendisini haklı göstermek için bir bahane bulmaktadır…
Kurtuluş Savaşının başarıya kavuşmasında ulus iradesini arkasına almak amacıyla kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) kuruluş tarihi olan 23 Nisan’ın, büyük önder tarafından çocuklara bayram olarak armağan edilmesini içine sindiremeyen AKP iktidarı, son yıllarda bir bahane ile kutlanmasını yapmamaya çalışmaktadır…

Kapatılan Aydınlık Penceresi - Gündüz Akgül

17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılan ve ülkeye ışık saçan Köy Enstitüleri, Demokrat Partinin iktidarı döneminde 27.01.1954 yılında kapatılarak, bu aydınlık penceresi karartılmıştır…
Bu okullara devam eden köy çocuklarının ülkeye yaydığı aydınlık ve bilinçlendirme, toprak ağalarını, feodaliteyi ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk devrimlerini içine sindirmeyen karşıdevrimcileri rahtasız etmiş, uykularını kaçırmış ve bu ışık yuvalarını kapatmaktan başka çare bulamamışlardır…
Bu günlere gelişimizde bu okulların kapatılmasının büyük payı vardır…
Köy Enstitülerinin açılışının 76. Yıl dönümünü kutlar, açılışta büyük emekleri olanları minnet ve şükranla anarım…

CHP tahriklere kanmasın - Tünay Süer
Kimdir bu uzun entarili adam?
Bir kralmış.
Diyelim ki kıyafeti kendi milletini temsil ediyormuş.
Eyvallah.
Dünyada yeri, neymiş.
Nasıl tanınıyormuş?
Altı üstü bir Arap kralı…
İngilizlerle birlik olup Osmanlıyı sırtından vuran bir ecdadın kırıntısı…
                                                           ***
Erdoğan neden bu adama bu kadar itibar eder anlamam…
Acaba Atatürk’e düşmanlığından ötürümüdür?
Öyle ya dünyanın en güçlü adamı Obama, Anıtkabir’e gider, bu adam gitmez.
Zaten gitse ne olur, gitmese ne olur da…

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget