Bir eğitimciden zirve(!)Ye bir mektup daha (3) - Mehmet Halil Arık

Zirvedeki baylar!... Sözlerim bitmedi. 3-5 mektupla da bitesi yok!... Elim kalem tuttukça, sesim çıktıkça, yüreğimle, vicdanımla haykıracağım!...

Bir eğitimciden zirve(!)Ye bir mektup daha  (3) - Mehmet Halil Arık

Bir eğitimciden zirve(!)ye mektup var! (1) - Mehmet Halil Arık 
Bir eğitimciden zirve(!)ye mektup var! (2) - Mehmet Halil Arık 

Fasıl I (bölüm III)
(GELİŞME – devam)
Zirvedeki baylar!...
Sözlerim bitmedi. 3-5 mektupla da bitesi yok!...
Elim kalem tuttukça, sesim çıktıkça, yüreğimle, vicdanımla haykıracağım!...
Özet şu: Vebal altındasınız!.. Suçluyorum.
Kör gördü, sağır duydu, aptal anladı.
Siz, anlatılanlara kayıtsız, gösterilenlere şaşı hala bakmaktasınız!...
Kendinizi es geçip, sorumlular aramaktasınız!...

Anlatanda mı, eksiklik anlamayanda mı arıza,?..
Bir elinize ar’ınızı, diğerine vicdanınızı alıp sorgulasanız, hatayı bulacaksınız!..
Toplum hasta. Duyargaları kapalı toplumun. Siz kapattınız.
Hukuksuzlukları onaylattınız, ölümleri kanıksattınız.
Kanıksanma duyarsızlaştırdı toplumu!...
Şehit cenazeleri gönüllerden çok düştüğü yeri yakar oldu çoktan!...
En sona düştü hergünkü üç-beş-sekiz-on tabut haberleri!...
Bilen-düşünen grup yetiştirmek yerine, bilmeyen düşünmeyen güruh oluşturma üzerine kurgulanmış eğitim sistemi ile başardınız bunu…
Güven duyulmayan hukuk yarattınız. Bu hukukla kimin yaşamı güvencede olur, , kimin hukuku korunur demediniz.!?.. Ama kendinize dair ne varsa, 4800 torba yasayla gereğini yaptınız!... Kaç vekil biliyor, oyladığı hangi torbada ne var!?
Teröre alışmamız gerektiğini vurgulayan köşebaşı bezirganlarını doyurdunuz, el üstünde tuttunuz. Teröre alışmak, ölümleri kanıksamak değil midir bu?.
Akıl ve izan ile yoğrulmamış böylesi sözün çıkış yeri iki erdemli dudak arası olabilir mi? Sorumlular, sorumluluktan arınsın, sen teröre, yani ki ölmeye alış!..
Ölümleri kanıksatmakla iç savaşı kanıksayın denmek istendiyse; başardınız? Günde on şehit!..., Bu savaşa bir ad bulun da iç savaş olmasın adı!.
Öleni kendinden olmayan biri için işleyen ne pis bir mantık silsilesidir bu!?..
Bu sözlerin toplumu nereye sürükleneceği belli değil mi?...
O eller de dillerde, kırdı kalemini barışın. Hem de, hem içerde hem dışarıda.
Sade barışın mı kırıldı kalemi!?.. Ahlakın da kalemi kırıldı. İki bacak arasında aranır oldu ahlak, Peygamberin çevresinde de tecavüzcüler vardı diyerek mazeret üretenler, bir yandan sizlere yandaşlık yaparak inançları da kirletmeyi sürdürmekte!. Yuh olsun edepsizliğin böylesine!...
Hırsız var çığlığına, çalınan senin malın mı karşılığı geliyor!...
Çalışmak çalmayı hak etmenin gerekçesiymiş gibi, çalıyor ama çalışıyor deniyor
Rüşvetten söz ediyorsunuz, eskiden de vardı cevabını alıyorsunuz.
Bu söylemlerin hepsi de, ileri demokrasinin yeni nesil ürünleri. Övünün.
Halkın yarısı bir diğerinin ak dediğine, kara demeye şartlandırılmış!...
İhtiras esir almış ortak aklı. Tek saplantıya tutsak toplum: Tek adamlık; başkanlık.
Öfke; öylesine sıradanlaşmış ki; öfkesiz söylev, suya tirit!...
Toplumun tüm değer yargıları, inançlarına kadar, inatlaşmaya kurban…
Çocuk istismarının en rezili, cinsel istismar yaygın toplumda. Bu açık!... Hangi edep, bir kere’lik mazeretine sığınıp, bu ayıbı sıradanlaştırmaya çalışır?..
Kaldı ki bunun “bir kere” olmuşluğu da söz konusu bile değil!..
Hırsızı koruyan hırsızdır. Var mı buna itirazı olan!?
Böylesine bir ahlaksızlığı koruyan bu işin nesidir öyleyse? Sıfatını siz bulun!...
Milletin meclisinde konu araştırılsın önerisine hangi edepli parmak hayır der!?..
Ve “hayır” dendi.
Diyoruz ki; tüm kurumlarıyla tepeden tırnağa hasta toplum!..
“Hayır” için kalkan parmaklar; Cennette vaat edilen 70 huri ve bir o kadar gılmanın dünyalık provası olarak görüp de mi hayır dediler yoksa buna!?...
“Benim hırsızım, benim rüşvetçim, benim katilim” söylemlerine “benim ahlaksızım” korumaları eklenecek kadar hasta toplum!...
Namusu iki bacak arasına indirgeyip hırsızlıkları din adına ak-lamayı mübah görecek kadar hasta toplum.
Hastalığın tedavisinden teşhis önceliklidir!...
Hasta kimdir, hastalığı nedir soruları cevap bulmadan toplumun düçar olduğu çaresizlikten kurtulma olanağı yoktur!...
Koyun mu olduk? Çobanın emrine mi uyduk!..
Niçin hakim kılınamıyor ortak akıl!?..
Kokuşmuşluğu parmaklarıyla ayıp ve günah olmaktan kurtaracak konuma getirilmişse toplumun meclisi, işimiz görünenden de zor!...
Kurtuluş Savaşı döneminden daha zor!...
Ülkeler, zoru başardıklarında ölümsüzleşirler!...
*
Ve bugün 01 Nisan 2016 Dünün 7 şehidi sonsuzluğa uğurlanırken, sabahın 10’unda 3 şehit haberi daha geldi!.. Evvelsi gün de 5’ti, 6’ydı..
Son iki aydaki kayıplarımız 500’mü, 600’mü, hesabını tutan yok!...
Ve bir kez daha soralım: Kurtuluş Savaşı’nda, 2 ayda bu kadar şehit verildi mi?
Sorumsuzluğa ek olarak rejim değişikliği ve başkanlık talebi içine monte edilen “tek komutan” bu işlerin neresinde?... (Yeni fasılda buluşmak dileğiyle)
*
 Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ
mehmethalilarik@gmail.com

Yorum Gönder

Kalemine emeğine sağlık teşekkür ederim sevgili öğretmenim

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget