Mayıs 2016
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

İstanbulun Fethi Yıldönümünde Bazı Ayrıntılar (2)

Alınmadan Önce Şirin İstanbul:
İstanbul’un Türkler tarafından 1453 yılında fethi bir çağı kapatıp yeni bir çağ açmıştı. Bu mucize olay, Hıristiyanlar olduğu kadar Araplar arasında bile öylesine bir şaşkınlık yaratmıştır ki, özellikle Hıristiyanlar arasında müthiş bir üzüntü, kıskançlığa neden olmuş, bu durum yüzyıllar süren kine dönüşmüştür. Ne ki, birinci bölüm yazımızda belirttiğimiz gibi, bu fetih “kıyamet alametlerinden” sayılmış.
Bizans halkına göre İstanbul ilahi koruma altındaydı ve buna layık olan dünyanın tek şehri idi. Ancak yine de kentin ele geçirilebileceği gerçeği Rumların korkulu rüyasıydı. Bu inanç ve korkunun karşılığı olarak kentte yeni bir kehanet dolaşmaya başlayacaktır: Bu Kehanete göre, Müslümanlar günün birinde surları aşmayı başararak kente gireceklerdir. Türkler Boğa Meydanı’na (bugünkü Tavuk Pazarı) kadar şehir halkını kovalayacaklar. Ancak Konstantin Sütununa gelindiğinde gökten bir melek elinde bir kılıç ile “esafil-i nas” tan (halkın içinden) birini seçerek elindeki kılıcı verecek “ümmet-i ilahhiyye”nin (kutsal milletinin) öcünü almasını emredecek; o kişi komutanlığında Bizanslılar Türkleri sadece İstanbul’dan değil tüm Anadolu’dan söküp atarak İran sınırına kadar kovalayacaklardır”. İşte Bizanslılar o dönemlerde kendilerini böylesi bir ilahi himaye altında güvencede hissediyorlardı. [i]

BİZANS ÖYLE TARTIŞMIŞ AMA BİZ NEYİ TARTIŞIYORUZ.
Anlatıldığına göre, fetih sırasında, Bizans din adamları kendi aralarında melekler “dişi midir, erkek midir” gibi boş inanç ve tartışmalar içindedir.
Bizanslılar öyleyken, o gün den 563 yıl sonraya, günümüze gelelim. Çağdaş dünyada acaba biz neleri tartışıyoruz. Günümüzün Müslümanlarına bir bakalım, birbirinin Müslümanlık derecesini, mezhebini tartışıyor, birbirinin boğazını Allah adına kesiyorlar. “Hangi elle yemek yemek lazım, sol elle yemek yiyen cehennemde yanar mı? Ayakta mı işemeli, oturarak mı işemeli; pisuvarda işemek dinen caiz mi? Tanrı demek günah mı, sadece Allah mı demeli; Peygamberin karikatürünü çizmenin katli vacip mi, değil mi? Cıma” (cinsel birleşme) “ile oruç açılabilir mi? “Uzaya nasıl gideriz” diye tartışacağımız yerde “uzayda kıble nasıl bulunur” diye tartışıyoruz. “O Sunnidir, bu Şiidir, diye Müslümanlar birbirlerini boğazlamıyor mu?” Gibi pek çok hurafelerle donatılmış tartışmalarımız, konuşmalarımız yok mu? Bizanslıları o tartışmaları ile bu günkü İslam dünyasının tartışmaları arasında ne fark var. [ii]
İşte bu hurafeli tartışmalarla boğuşan,  Laik TC nin yetiştirdiği, kimya dalında 2015 Nobel ödülü almış bilim adamımız Prof. Dr. Aziz Sancar, bakınız neler söylüyor:
“…Biz ülke olarak, 500 yıllık Osmanlı ve Türk tarihinde bilime önemli katkılar yapmış değiliz. Sadece Türkiye değil, tüm İslam dünyasında son 500 yılda doğru dürüst bilime katkı yok. Yahudi kardeşlerimiz dünya nüfusunun yüzde 2’sini teşkil ediyor ve yüzde 20 bilim Nobellerini almışlardır. Onlar diğer insanlardan daha üstün zekâlı mı? Değiller. Onların kültüründe bilime, eğitime önem veriliyor. “Atatürk ve Cumhuriyet’in yaptığı bilimsel evrimlere teşekkür borcumuz var”. Avrupalısı, Amerikalısı diyor ki, “Sizin tek övündüğünüz şey Fatih Sultan Mehmet, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü.”  [iii]

BİZANSLA AYNI GİBİYİZ SANKİ!
Fethin 563. yıldönümünde, dünya kadar masraf ederek, tahtadan yapma çakma surlar önünde, zabıtaya palabıyık yapıştırılmış çakma yeniçeriler önünde yağcı-yandaş çığırtkan şöyle bağırıyor: “İslam coğrafyasının umudu, Balkanlarda Evlad-ı Fatihan işte Recep Tayyip Erdoğan” , yani “padişahım çok yaşa” der gibi adeta. Günümüzün Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan dini talkın, telkinleri yanında Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Müslümanları geri bırakan nice hurafelerle savaşacağı, insanları aydınlatacağı yerde, “kadın eli sıkmak günah”, “heykele put” diyordu. Bu düşüncedeki toplumda onların paralelinde “baleye müstehcen” diyen zihniyetle güzel sanatlarda gelişme olur mu?  O zaman Bizanslılarla ne farkımız var?
Fatih’in Topkapı Sarayı kapı girişinde Bâb-ı Hümâyûn” ve “Saltanat Kapısı” adlarıyla bilinir ve kapının hemen üstünde o kitabede Fatih, kendisi için “Allahın yeryüzündeki gölgesi” ifadelerini kullanıyordu. (Bu kitabe halen orada durur). Bu zihniyetle, günümüzde (fetihten 563 yıl sonra) R.T. Erdoğan’ı peygambere benzeten, Tayyip’in eli değdi diye el yalayan (ayrıntı bu yazımızın 1. bölümünde)  zihniyet arasında ne fark vardır? Biz bu zihniyetle çağı yakalamak şöyle dursun, çağın gerisine doğru sürüklenmekteyiz.

İstanbulun Fethi Yıldönümünde Bazı Ayrıntılar (2)

DEFALARCA FETHETMEK İÇİN GİRİŞİMDE BULUNULDU
İstanbul, fethedildiği 1453 yılına kadar, 1125 yıl içerisinde birçok kereler değişik uluslar tarafından işgal edilmek istenilmişse de, kente yönelik bir girişimler hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İstanbul zaman zaman Grekler, Romalılar, Bulgar ve Latinler, Türkler, Araplar tarafından kuşatılmış; bu kuşatmalara Araplar yedi ve Türkler altı yeni sefer eklemişlerse de kentin mükemmel yerleşimi, surların kenti savunması ve Bizans askerleri ve halkının gerçekten takdire değer mücadelesi sayesinde kuşatmacılar emellerine ulaşamamışlardır. Özellikle Müslümanların ve Türklerin kuşatmaları sırasında kale surlarında beliren Meryem Ana figürünün kaleyi savunan Rum askerlerine moral verdiği ve başarılarını arttırdığına inanılmaktadır. Birçok Bizans tarihçisi kuşatmalar sırasında Tanrının kendilerine mucizeler göstererek yardımcı olduğunu ve Meryem Ana’nın ruhu kentte dolaştığını yazmaktadırlar. Hatta kuşatmalardan birinde göklerin açılarak kendilerine refakat eden azizlerle birlikte Meryem Ananın görüldüğü son kuşatma sırasında kentte yaşayan Rumlar arasında anlatıla gelmiştir.
Bu fethin değişik zamanlarında çok ilginç anlatım ve olaylara rastlıyoruz.

500 yıl önceki bir Osmanlı tarihçisinin notu:
İstanbul’un Türk’ler tarafından alınmasından önceki halini ve olayları, o devrin tanınmış tarihçilerinden Hoca Sadeddin Efendi,  Tacu’t Tevarih (başlara taçtır bu kitap) adlı tarih kitabında o tatlı üslûbu ile aynen şöyle anlatıyor:
 “Şirin İstanbul Şehri ki adı da Kostantiniye olup üstün güzelliklere ve akla durgunluk veren nimetleri ile tanınmıştır. Seçkin sahabeler devrinden beri fethi padişahların dileği, sultanların başlıca isteği idi. Ama bu güzel gelin (İstanbul), teslim olmama perdesi arkasında saklanmakta direniyor, bakışları güzel bir padişahla cilveleşmekten, değerli bekâretini bir güçlü yiğide vermekten kaçıyor idi. Bu güne kadar kimse onu kucaklayamamıştı. Bu dilekle Yıldırım Bayezid Han’ın gayreti de o yöne yönelmeye ve bu değerli düşünce ile kafası iyice dolmaya başlamıştı. Gerçi İstanbul İslâm toprakları ortasında kalmıştı.
Padişah Yıldırım Bayezıd 797 - M 1395 de Rumeli’ne fetihlere Engürüs’e (Macar’a)  doğru yönelince, İstanbul Tekfuru durumu Engürüs Kralına bildiren mektupla casusları yakaladı. Padişah İstanbul’a yöneldi, İstanbul’a saldırdı. Dinin gölgesi olan Padişah Tanrı katından görevlendirildiği için, sanki ol şaşkının aldığı bütün tedbirlerden bilgi sahibiydi; İstanbul’u altı ay kadar kuşattı, ama Engürüs Kralının saldırısı ile bu kuşatmadan vazgeçti, onu sindirdi.
Yıldırım Bayezıd İstanbul’un alınmasına yöneldi. Anadolu yakasına Anadolu Hisarını yaptı. İstanbul Tekfurunu da haber salıyordu. İstanbul Tekfuru çöküntü, yıkıntı, korku içinde idi. Padişah’a haber salarak boyun eğdiğini bildirdi. Çeşitli hediyelerle on iki bin flöri (altın para) gönderdi. Çeşitli hediyeler yanında on kadar iri balığın karın boşluklarını altın ve gümüşle doldurarak gönderdi. Elçi Ali Paşa’ya, sultan katında cizye ödemek suretiyle kabulünü sağlamasını rica etti. Anlaşmaya göre İstanbul’un bir semtine Müslüman Mahallesi kuruldu. Kadı ve din adamını padişah tayin etti. Her yıl İstanbul Tekfurunca belli bir cizye ödenmesi, padişah adına o mahallede hutbe okunması kabul edildi. [iv]

İstanbulun Fethi Yıldönümünde Bazı Ayrıntılar (2)
İSTANBUL İÇİN SÖYLENEN İSİMLER
“Dünyü tek hükümet olsa merkezi İstanbul olmalıdır”  Napolyon
Tarih boyunca İstanbul için çeşitli milletler değişik adlar vermişler. Solakzade Tarihinde İstanbul için, Yavuz Sultan Selim zamanının tarihini anlatırken, “Dârü’l hilâfe” bazen de Asi tane-i saadet veya “Asitâne-i saadet medar” demekte  (Cilt: II Sf: 49–50) Yine aynı tarih kitabının 86. Sayfasında İstanbul için Mahmiyye-i Kostantiniyye, Osmanlı mülkü için Diyar-ı Rum denilmekte. Yine aynı kitabın 97. sayfasında, İstanbul için Dârü’l mülk Kostantiniyye denilmekte. 212. sayfada Daru’l- devlet-i Seniyye, yani Mahmiyye-i Konstantiniyye diye yazılmakta.
Yakın zamanımıza (2000 yılına) kadar, ulusal ulaştırma reklâmlarına fanatik düşünen Yunanlılar, İstanbul adını ”Konstantinopolis” diye yazıyorlardı. Türkiye’nin yoğun şikâyet ve ısrarları ile bu isim zorlukla değiştirilmişti.
Tarih ve doğal güzellikleri ile Avrupa’nın, belki de dünyanın sayılı güzel şehirlerinden biri olan İstanbul için, Fransa Kralı Napolyon Bonapart şöyle demişti: “Dünyü tek hükümet olsa merkezi İstanbul olmalıdır”.
İstanbul 1453 de fethedilince devlet merkezi İstanbul’a taşınmıştı. Son olarak 1917 de bastırdığı paralarda bile Konstantiniyye: Kostantin’in beldesi tabirini kullanacak kadar kendi milliyetinden benliğinden, hatta haysiyetinden yoksun olduğunu adeta göstermişti. [v]
Sayıları 29 Olan Kuşatmalar Sirayla Şunlardir:
M.Ö 340 Makedonya Kralı Phillippe
M.Ö 194 Roma İmparatoru Septim Severus (Başarılı olmuştur.Şehir artık Romalılara bağlanmıştır.)
M.S 616 İran Hükümdarı Keyhüsrev
M.S 626 İranlılar ve Avar Türkleri ortak
M.S 665 Emevi Halifesi Muaviye
M.S 667 Emevi Halifesi Muaviye
M.S 672 Emevi Halifesi Muaviye
M.S 712 Emevi Halifesi I.Velid
M.S 722 Emevi Halifesi I.Velid (Yalnızca Galata Limanı alınmış,Arap Camii inşa edilmiştir.)
M.S 782 Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)
M.S 854 Abbasi Halifesi Mütevekkil
M.S 864 Ruslar
M.S 869 Abbasi Halifesi Mütevekkil
M.S 936 Ruslar
M.S 959 Macarlar
M.S 970 Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)
M.S 1203 Latinler (Latinler İstanbul'u 1261'e kadar ellerinde tuttular.)
M.S 1302 Venedikliler
M.S 1348 Cenovalılar
M.S 1391-1396 Osmanlı Padişahı I.Bayazid (Şehir İstanbul'da bir Türk Mahallesi kurulması isteğine karşı çıkılması üzerine ablukaya alınmıştır.)
M.S 1412 Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi
M.S 1422 Osmanlı Padişahı II.Murat
M.S 1437 Cenovalılar
M.S 1453 Osmanlı Padişahı II.Mehmed (Başarılı olmuştur.Sonrasında şehir Türklerin hakimiyeti haline girmiştir.)
Bunun yanında Atilla'nın, Vikinglerin, Bulgarın ve Gotların da kuşatma yaptığı bazı kaynaklarda geçer ama tarihleri bilinmemektedir. [vi]

KEŞİŞİN RÜYASI FATİH’İN BEDDUASI
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alıp da alayla Ayasofya önüne geldiği zaman derinden derine bir inilti işitildi. Sesin geldiği tarafa bir adam gönderdiler. Sakalları uzamış, hali perişan bir keşiş bulup getirdiler. Padişahın huzuruna çıkardılar. Korktu, teskin ettiler.
Niçin hapsedildin diye sordular. Keşiş de fala baktığını ve kuşatma hazırlıkları sırasında Konstantin’in kendisini çağırıp “İstanbul’u Türklerin alıp alamayacağını bildirmek için remil atmasını söylediğini, remilde İstanbul’un Türklerin eline geçeceğini söylemesi üzerine de, Konstantin’in kızarak onu zindana attırdığını hikâye etti. “Şimdi karşınızda bulunuyorum, demek ki falım doğru çıkmış” dedi.
Bunun üzerine Fatih’te İstanbul’un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil atmasını ve doğruyu söylerse ödüllendireceğini bildirdi.
Keşiş remil attı ve şöyle dedi:
“İstanbul Türklerin elinden harp ve darp ile çıkmayacak, lâkin öyle bir zaman gelecek ki emlak ve arazileriniz satılacak, bu suretle İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak”.
Bu falın bildirdiği sonuçtan büyük üzüntü duyan Fatih, ellerini kaldırarak, “İstanbul’da edindiğim yerleri ecnebilere satanlar, Allah’ın gazabına uğrasınlar”!.  Diye beddua etti. Ama şimdilerde, İstanbul’da emlak, arazilerin Araplara, Güneydoğu’da, Fırat boylarında İsraillilere satıldığını ve böylece çeşitli Batılı zenginlere satılan emlak miktarının da İstanbul kadar olduğunu, tapu kadastro uzmanları söylemekteler. [vii]
Cevat Kulaksız
 ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR

[i] http://www.kadinlarkulubu.com/archive/index.php/t-63338.html
[ii] http://blog.milliyet.com.tr/melekler-erkek-midir-yoksa-disi-mi-/Blog/?BlogNo=28212
[iii] http://www.hurriyet.com.tr/prof-dr-aziz-sancar-500-yildir-islam-dunyasinda-bilime-neden-dogru-durust-katki-yok-40109103
[iv] Tacu’t Tevarih Hoca Sadedin Efendi Cilt:1 Sf:  216–218- 227–229  
[v] Cevdet Paşa Tarihinden Seçmeler Cilt: I Sf:17–6.bölüm                                                                     [vi] http://www.turkcebilgi.com/istanbul'un_fethi
[vii] İstanbul Risaleleri İstanbul Kitap Süheyl Ünver’den nakleden Zülfi Livaneli Vatan 28.9.2005 Sf: 5                                          

Hukuksuzluk Diz Boyu - Gündüz Akgül
Anayasamızın 2. Maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” denmesine ve bunun bağlayıcı bir hüküm olmasına karşın, son zamanlarda herkes Anayasaya uymamayı, hukuk kurallarını ihlal etmeyi kendisi için hak görmeye başlamıştır…
İktidar partisinin hukuk dışı davranışları her gün gündemden düşmezken, şimdi muhalefet partileri de bu kervana katılmaya başlamışlardır…
Ana muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme gelince, “anayasaya aykırıdır, ama evet diyeceğiz” diyerek hukukun üstünlüğünü göz ardı etmekte sakınca görmedi…

Sayın Yargıtay Başkanı Hodri Meydan! - Güner Yiğitbaşı
Resmi sıfatı Cumhurbaşkanı olmasına rağmen, asıl yaptığı iş; AKP'nin fiili Genel Başkanlığı ve fiili Başbakanlık olan, siyasi kişiliğini aynen muhafaza eden, taraflı, devletin ve miletin birliğini değil, sadece AKP ve yandaşlarını temsil eden Tayyip Bey'in bu konumunu bildikleri halde, büyük bir vurdum duymazlık içine girerek, Anayasamızın öngördüğü, partisi ile ilişkisini kesen, partilerüstü ve tarafsız, anayasaya bağlılık ve tarafsızlık yeminine riayet eden, her haliyle meşruiyetini anayasadan alan saf ve temiz bir Cumhurbaşkanıymış gibi, Cumhurbaşkanının siyasi gezilerine katılan ve bunu protokol'ün bir gereği olarak savunmaya çalışan Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanlarına yönelik eleştiriler, tüm hızıyla gündemdeki yerini muhafaza etmektedir.

Yargının bağımsızlığına gölge düşüren, halkımızın; yargının tarafsızlığına ve güvenilirliğine olan inancını yok eden yüksek yargı organlarmızın başkanlarının taraflı ve partili Cumhurbaşkanının siyasi gezilerine katılarak yanında görüntü vermelerine ve onu alkışlamalarına yönelik eleştiriler karşısında, Danıştay ve Sayıştay Başkanlarının sessiz kalmalarına rağmen,Yargıtay Başkanının ise, bu hatalı tutumunu kabul etmediği gibi, bir de kendisini savunmaya kalkışması ve kendilerine yönelik eleştiri ve yorumların devam etmesi halinde yargıya başvuracağını beyanla, bir de zeytinyağı gibi suyun üstüne ve güçlü çıkmaya çalışması, büyük bir aymazlıktır.

Yargıtay Başkanını eleştirenlerden birsi de biziz, bizi izleyen sayın okurlarımızın da bildikleri gibi, bu konuda iki makale yazıp yayınladık ve Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanlarını en ağır şekilde eleştirdik.

Biz, bu ülkeye hakim ve savcı olarak yirmi beş sene hizmet etmiş ve emekli olduktan sonra da, yirmi yılı aşkın bir süredir İzmir Barosuna kayıtlı Avukat olarak Türk halkına ve yargısına hizmet etmeye devam eden yaklaşık elli yıllık hukukçu ve bir köşe yazarı olarak, kimden gelirse gelsin, sıfatı ve makamı ne olursa olsun, anayasa, yasa ve hukuk dışı her davranışı eleştiririz, bu eleştiriyi yapmak; demokatik bir hakkımız olduğu gibi, aynı zamanda aydın ve hukukçu sorumluluğumuzdan kaynaklı en önemli görevlerimizden en önde gelenidir.

Sayın Yargıtay Başkanı; keşke, yapılan bu çok haklı eleştiri ve yorumlardan ders çıkararak, adına yargı yetkisi kullandığı milletimizden özür dileseydi, haydi özür dilemedi, bari suskun kalsaydı ve zaman içinde sessizce hatasından dönme olgunluğunu gösterebilseydi.

Maalesef bunları yapamadığı gibi, bir de göz dağı vermeye çalıştı ve kendisini eleştirenler hakkında yargıya başvuracağını açıkladı.

Demokrasilerin en büyük özelliği, güzelliği ve erdemi;kişilik haklarına tecavüz etmemek koşuluyla, sıfatı, görevi ve makamı ne olursa olsun, herkesin eleştiriye açık olması ve eleştirilebilmesidir. Hele, hele, eleştirilen o kişi; çok göz önüne çıkmışsa, davranışlarında gerçekten kusurluysa, davranışlarıyla halka örnek ve  görevinde tarafsız ve bağımsız olması gereken, yaptığı görev itibariyle halkın hak ve özgürlükleriyle yakından ilgili, yargının en tepe noktasını işgal eden bir kişi ise, kendisine yönelik en ağır eleştirilere dahi tahammül etmek ve özeleştiri yaparak, hatasını kabullenmek zorundadır.

Tayyip Bey; anayasayı rafa kaldırarak sivil bir darbe yaptığını ve bunun üzerine yatacağını sanıyor ve bu sanı ile ülkeyi, anayasayı yok sayarak,keyfine göre ve tek başına fiilen yönetmeye çalışıyorsa da; Yargıtay Başkanı, bir hukukçu olarak çok iyi   bilmelidir ki; bu fiili duruma rağmen,Türkiye Cumhuriyeti hukuken, insan hak ve özgürlüklerine ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik bir hukuk devletidir.

Bu nedenle, hem suçlu olan  ve hem de güçlü olmaya çalışan  Yargıtay Başkanı'na, biz buradan diyoruz ki; Sayın Başkan, hodri meydan.

31.05.2016
Güner YİĞİTBAŞI 

İstanbul’un Alınışını Hıristiyanlar da Araplar da Kıyamet Alâmeti Saydılar (1)
Gerçekten, İstanbul’un 1453 yılında Türkler tarafından alınmasını, gerek Hıristiyanlar, gerekse Araplar inanmıyorlar, inanmak istemiyorlar, her iki din mensupları da, bu fethi “kıyamet alameti” sayıyorlardı.
Bu yıl AKP-RTE iktidarı, 1919 dan bu yana kabul etmedikleri tarihimizle ilgili Kurutuluş Savaşı ve onun sonunda oluşan onurlu ve hayati kurtuluş günlerimizin anısı olan 19 Mayıs Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor,  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi  Ulusal Bayramlarımızı kutlamayıp, 563 yıl önceki Fatih’in İstanbul’u almasının  fetih yılını görkemli kutlamaları gerçekten dikkat çekici. Çünkü her ikisi de Türk’ün onurlu günleri, birini dışlayıp birini kutlamak uygun olmasa gerek.

Yapmayin Sayın Profesör! - Gündüz Akgül
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, basın mensuplarına yaptığı açıklamada;
“Yargı kurum ve kuruluşları son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına bağlıdır” demiş...
Bu açıklamayı köylü Mehmeyt Ağa yapsaydı, ne yapsın garibim bilmiyor, der geçer ve ilgilenmezdim...
Prof. unvanlı Başbakan yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü yapınca, Herkesi bağlayan Anayasayı gözardı ettiğini görünce, hukuk devletini savunan ve bu konudaki ihlalleri kabul etmeyen biri olarak yanıt vermeyi görev bildim...
Aslında haksızlık yapmayayım, Sayın Kurtulmuş biliyor ama, bu günlerde gündemde olan Başkanlık sistemi kabul edilmiş ve bu sistemde her kurumun Başkana ait olacağı algısını yaratarak bilmeyen Mehmet ağaların kafasını karıştırıyor...

Çiğnemek - Tünay Süer
CHP  Lideri Kılıçdaroğlu Almanya’da Gençlik Örgütünün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma
Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarında Erdoğan’a rest çekmiş.
“Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.
Bizim bedenimizi çiğnemeden amacına ulaşamayacak ”demiş.
Bence yanlış söylemiş.
Aç tavuğu bilemem ama (tabi bu bir mecaz deyimdir) söz söylediği kişi gırtlağına kadar doymuştur bir kere…
Ha, siyaseten geldiği yer kendisine yetmemiş daha çok yetki ile Tayyipbistanı kurmayı hayal ediyor olabilir.
Hepimizin hayalleri vardır ve bu normaldir.
Hayal etmek, ileride mutlu bir yaşam istemek, düşlemek her insanın doğasında vardır.

Beden ve akıl sağlığımızı koru yüce rabbim! - Güner Yiğitbaşı
Tayyip Bey;inan artık çok fazla olmaya başladın.

İnsanları adeta suç işlemeye, hakaret etmeye tahrik ediyosun, insanların da bir dayanma gücü var, insanlar artık patlamak üzereler.

Hakaret ederek başımızı belaya sokmaya değer bir şey olsa, anayasa ve yasa tanımayan, her an ağırlaştırılmış müebbet hapislik suç işleyen zatınız, ders alıp doğru yolu bulacak olsa, belki onu da göze alırız ama, bu konuda bir umut ışığı görmediğimiz için, terbiyemizi bozmak istemiyoruz.Terbiyemiz, korkumuzdan değil yani.

Hediye Ev - Cevat Kulaksız
Yaşlı bir marangoz, bir mütehaidin (yüklenici) yanında uzun yıllar çalıştı; ama kendisi emeği ile çalışıp mütehaidi zengin ederken, başını sokacağı kendine ait bir evi bile yoktu. Çocuklarının ve ailevi sorunlar, hastalık yüzünden bir ev sahibi olamamıştı.
Artık yaşlanmıştı, bu nedenle çalıştığı konut yapı işinden emekli olarak ayrılmak, çoluk çocuğu, büyüyen ailesi ile özgür bir yaşam sürmek istediğini, çalıştığı işverene bildirdi.
İşinde çalıştığı mütehait, kendisine yıllarca sadakatle çalışan, binlerce, milyonlarca lira para kazanmasına emeği ile katkıda bulunan çalışkan elemanının emekli de olsa firmasından ayrılmasına üzülüyordu.
Mütehait, emekli olacak bu elemanından kendisine son bir defa iyilik olarak özel bir ev yapmasını istedi.

Vay budala vay! - Tünay Süer
PKK’nın Suriye kolu YPG Rakka’nın IŞİD'den geri alınması için ABD askerleriyle ortak taarruz başlatmış.
ABD askerlerinin YPG logolu görüntülerinin ortaya çıkması ABD ile Türkiye arasında krize neden olmuş.
Güler misin, ağlarmısın?
Amerika ile ne zaman gerçek bir dostluğumuz oldu ki?
YPG logosu varmış Amerikalı askerde…
Olsa ne olur?
Olmasa ne olur arkadaş?
Obama resmen açıklamadı mı PYD, YPG bizim kara gücümüzdür diye!
Senin can düşmanını beslemiyorlar mı?
Silah, uçaksavar, bomba ve her türlü teçhizatı kim veriyor?
Ceplerine dolarları kim dolduruyor?

Sizler Tayyip bey'in vokalistleri misiniz? - Güner Yiğitbaşı
Gerekli ama tek başına yeterli olmayan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmış olmak dışında, Cumhurbaşkanının anayasal hiçbir niteliğine sahip olmayan partili Tayyip Bey'in siyaset içeren Rize ziyaretine katılan ve Tayyip Bey ile birlikte çay toplayarak şov yapan Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanlarının, dün de 29. Ahilik Haftası kutlamaları için Kırşehir'e giden Tayyip Bey'in peşine takılarak, birlikte Kırşehir'e gittiklerini ve Tayyip Bey'e konu mankeni olmaya devam ettiklerini üzülerek gördük.

Yüksek Yargı Organlarının Başkanlarının, Tayyip Bey'in Rize gezisine katılarak onun yanında yer almaları nedeniyle, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına duyduğumuz üzüntü ve eleştirileri ifade eden bir makale yazmış olmamıza rağmen, yine de iyi niyetimizi muhafaza edip, başkanların; aksi bir tesadüf ve bir olup bitti  ile karşı karşıya kalarak, anayasal niteliklerine sahip olmasa da, görünürde ülkenin cumhurbaşkanı kabul edilen Tayyip Bey'in Rize ziyaretine, arızen ve kerhen katılmak zorunda kaldıklarını düşünerek, kendi kendimize, başkanların lehine bir empati yapmaya çalışmıştık.

Beni Utandırmaya Hakkınız Yok - Gündüz Akgül
Size söylüyorum…
Yüksek Yargının (Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay) Sayın Başkanları…
Cumhurbaşkanının tütün hasadına, siyasi içerikli propaganda içeren yurt gezisine katılarak beni ve benim gibi düşünen yargı mensuplarını utandırmaya hakkınız yok…
Çünkü ben ve diğer arkadaşlarım, yıllarını yargıya vermiş, tarafsız ve adil davranmış, siyasi düşüncesini görevine sokmamış, dönemimizde yargıya güven çıtasını en yükseklere taşımış yargı mensublarıyız…
Anayasanın sağladığı güvenceden de güç alarak, vicdanınızın sesini duyarak, her türlü siyasi düşünden uzak durmak, yurttaşların yargıya olan güvenlerini sarsmamak en başta gelen kaçınılmaz görevinizdir…
Siz ne yapıyorsunuz?
Yaptığınız yüce görevinizi tartışır hale getirip bir siyasi partinin, bir siyasi düşüncenin mensubuymuş gibi hareket ederek, meslektaşlarınızı utandırıyor ve yurttaşların “Yargı nereye gidiyor?” sorusuna olumlu bir yanıt vermekten zora sokuyorsunuz…

Anası da Kızı Gibi İmiş - Cevat Kulaksız
Şu anlatılan fıkrayı ve denk düşen haliyle hiç duymamıştım. 26 Mayıs 2016 günü Batıkent’e evime gitmek üzere Sıhhiye’den metroya bindim. Metroda yanımda, yılları ve on yılları gösteren yüzündeki derin çizgilerden anladığım kadarıyla 70-80 yaşlarında olduğunu anladığım bir kadın oturuyordu.  Onunla bir sohbete başladık,  o da ben de hükümetin politikalarını, yanlış yönetimlerini ve Ankara’ da şehrin düzensizliklerini anlatıyorduk.
Daha doğrusu, Başkent Ankara’da 65 üstü vatandaşların özel halk otobüslerine ücretsiz binmeleri gerektiğini ve halk otobüslerinin de bunu engellediğini, yani yaşlıları bindirmediğinden yakınıyorduk.  Ben, binin halk otobüsüne, kartınızı gösterin, sorun çıkarma tartışmayın ama plakasını alıp mutlaka şikâyet edin tam biletin 50 katı ceza yazılıyor, dedim. O da, “aman şikâyet etsen ne yukarıdaki adam anayasayı tanımıyor, memleketin çivisi çıkmış” dedi.

Seçimler ve Demokrasi - Güner Yiğitbaşı
Bu ülkede, sıfatları ne olursa olsun; ister Cumhurbaşkanı, ister Başbakan, ister Bakan, ister Milletvekili, ister Anayasa Profesörü,ister sade bir vatandaş, her ne halt olurlarsa olsunlar, herkes; seçimlerin, demokrasinin vaz geçilemez zorunlu bir unsuru olmasına rağmen, demokrasilerin yegane unsurunun seçimler olmadığını, demokrasinin seçimler kadar zorunlu ve önemli birçok unsuru içerdiğini, açıkça kabul edip kafalarının içine kazısın lütfen.

Demokrasi ile yönetilmedikleri halde, seçim yapılan ve yönetimin usulen yapılan seçimlerle iş başına getirildiği diktatörlüklerin var olduğu, sakın unutulmasın.

Demokrasi ile yönetildikleri halde, kadınlarının seçme ve seçilme haklarına Türkiye'den çok daha sonra kavuştukları, Türkiyeden çok daha ileri demokrasiye sahip olan ülkelerin varlığı da unutulmamalıdır.

Tabulaştırılan Tayyip - Cevat Kulaksız
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, onun Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı sürecinde dinsel sömürü, dini siyasete alet etme eylemi ile onu öylesine yücelten, tabulaştırmaya varan aşağıda örneklerini verdiğimiz bazı sözler ve davranışlar izliyoruz ki, duyunca insanın inanası gelmiyor. AB ye girme çabasında olan Laik TC nin bir Cumhurbaşkanı bu kadar tabulaştırılır mı? Siz hiç, değil Batı ülkelerinde, acaba dünyanın başka ülkesinde devlet başkanlarını böylesine tabulaştıran ülke insanı var mıdır, bilmiyorum. Dikkat edilirse, din ve dinsel içerikli simgeler kullanıldıkça, ona karşı tabulaşmanın da arttığı gözlemleniyor. Üstelik sanki bundan memnun olmuş bir tavır içinde görünen, bu tabulaştırma gayreti karşısında, R.T. Erdoğan’ın uyarıcı bir mesajını da duymuyoruz.  Ayrıca, Cuma namazlarını, padişahların Cuma Selamlığı gibi gösterişli kalabalıklarla kılması, bir törenlerde bağırarak “ya Allah ya bismillah” diye söylemesi ayrı dikkat çekici bir olay.  Fabrika yerine oraya buraya cami yaptırma girişimi, bilim fen ve öteki meslek okulları yerine imam hatip okullarına önem vermesi;  her türlü çocuklara tecavüz, yolsuzluk gibi olayların yoğunlaştığı dinsel vakıfları koruması ve açıkça eleştirmemesi, hele memleketinde laik TC nin Cumhurbaşkanının Kuran okuması gibi olaylarına baktığımız zaman,  sanki bu tabulaştırmaya hoşnutmuş da bunun artmasını isteyen bir tavır taşıdığı düşüncesi uyandırmakta.

Asıl Terör Geliyor Hazırlıklı Olun - Gürbüz Evren
Suriye’de, Rakka operasyonu bittiğinde, Türkiye’ye yönelik terör tehdidi, içerik ve boyut değiştirecek.
Yeni tehdit, 911 Kilometre uzunluğundaki Suriye sınırının yaklaşık 700 kilometrelik bölümüne yerleşmek üzere.
Hem de, ABD ile Rusya’nın verdiği yeni ağır silahlar ve yaklaşık 25 bin kişilik gücüyle.
Hedefin, Suriye’nin kuzeyinde PKK devletini kurmak olduğu biliniyor.
Ama hedef bununla da sınırlı değil; çünkü ikinci aşamada sınırın kuzeye, Türk topraklarının içine itilmesi var.
Terör örgütü IŞİD’in kalesi Rakka’ya başlatılan saldırı gösterdi ki, Amerika Birleşik Devletleri artık kartlarını açık oynuyor.
Suriye’nin kuzeyinde “Suriye Demokratik Güçleri” adlı bir oluşuma gittiklerini açıklamışlardı.
Ancak herkes biliyor ki, PKK-YPG’yi gizlemenin yolu, onu, kulağa hoş gelecek ‘Suriye Demokratik Güçleri’ adının içine saklamaktır.

Dokunulmazlık oyunu - Tünay Süer
14 yıldır iktidarda olan AKP,  hiçbir iktidar döneminde olmayan talan, yalan, hırsızlık rüşvet olayları ile ve dört bakanı hakkındaki yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı zamanda dahi ısrarla dokunulmazlıkları kaldırtmamıştı.
Üstelik onları koruma altına alarak sadece istifalarını sağlamıştı.
Peki, ne oldu da birden bire dokunulmazlıkları kaldırma isteği depreşti dersiniz?
Aslında birden bire değil tabiki…
Yıllardır hazırlanan cumhuriyeti yıkma projeleri Fethullah, Amerika ve AKP işbirliği ile bir tiyatro oyunu gibi bizlere seyrettirilerek hayata geçiriliyordu zaten.
Hatırlayalım; Ergenekon ve kolları davalar ile TSK’ya darbe fiilen başlatılmıştı.

Hazırola da geçerler, ayağını da öperler - Tünay Süer
Ülkeyi kan gölüne çeviren, halkın bir bölümünü sefalet, yokluklar içinde süründüren
14 senedir bir dediği iki edilmeyen Erdoğan, bu günlere kolay gelmedi.
Attığı her adım, söylediği her söz bugün söylediğini yarın inkâr etmesi hep proje dâhilindeydi.
Hitabet gücü ile bir kitleyi çok güzel etkiliyor.
Aynı zamanda besliyor.
Kömür, gıda yardımı, iş ve yeşil kart…
Yoksul ve dindar halkı yanına aldı böylece.
Tabiki bu arada okumuş kesimden ve kendisinin zor günlerinde yanında olanları ahde vefa misali makam sahibi yaparak hem onlara, hem de iş adamlarına zenginliğin kapılarını açtı.
CHPGenel Başkanı Kılıçdaroğlunun dediği gibi “bir kayığı olmayan adamın bugün 30 gemisinin olmasını misal gösterebiliriz…
Kendisine biraz olsun karşı çıkmaya kalkanlara borcunu ödemiş olmasının rahatlığı içinde tekmeyi basıverdi.
Eski minik başbakan Davutoğlu misali…

İktidarda Olmanın Dayanılmaz Gücü - Güner Yiğitbaşı
2002 yılında yapılan seçimle iktidara gelen AKP ve onun lideri Tayyip Bey; iktidarda olmanın dayanılmaz gücünü fark etmiş ve iktidar olarak elinde tuttuğu kamu kudretini, devletin en başta mali olmak üzere, tüm  imkanlarını ve kurumlarını, kendi siyasi çıkarları için sonuna kadar kullandığında, basını susturarak,tek yanlı propaganda aracı haline getirdiğinde, başında bulunduğu parti içindeki demokrasiye tamamen  son vererek partide tek adam olduğunda, iktidardan düşürülmesinin çok zor olduğunu fark etmiş ve Cumhurbaşkanı seçildiği halde, partisi AKP ile olan bağını koparmamış, bilakis bu bağı daha da güçlendirmiş, parti içinde kendisine muhalefet edebileceklerini düşündüğü partiyi birlikte kurdukları ve iktidara taşıdıkları en yakın çalışma arkadaşlarını birer birer tasfiye etmiş,Cumhuriyet Tarihinde bir ilki gerçekleştirerek, sadece Başbakanlara tanınan örtülü ödenekten, denetimsiz, hesapsız ve kitapsız olarak yararlanma olanağının Cumhurbaşkanı olarak kendisine de sağlamasını başarmıştır.

Üzülüyorum - Gündüz Akgül
Bana neci olmadığım ve ülkemin gündemi ile sürekli ilgilendiğim için üzüldüğüm birçok olay var…
Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün aydın Türkiye Cumhuriyetinin, uçurumun karanlıklarına doğru sürüklenmesine üzülüyorum…
Parlamenter sistemin, tek adam diktasına dönüştürülmesine üzülüyorum…
Çağdaş laik eğitimin, medrese eğitimine dönüştürme çabalarına üzülüyorum…
Geleceğin kindar ve dindar gençliğini yetiştirmek için Anaokulu çocuklarının taze beyinlerinin kaldıramayacağı, “Anne ölmek istiyorum. Ölüm çok güzelmiş. Günahsız olunca cennete gidiyormuşsun” gibi düşüncelerle doldurulmasına ve toplumun bunu olağan sayacak duruma getirilmesine üzülüyorum…
Kumpaslarla, iftiralarla şanlı Türk Ordusunun çökertilerek, Atatürkçü çizgiden uzaklaştırılmasına üzülüyorum…

Ülkenin Getirildiği Bugünkü Acıklı Durumun Adını Siz Koyun
Ülkenin çivisi çıktı çiviyi yerine çakan yok.

Kime ve/veya kimlere güveneceğimizi ve sığınacağımızı şaşırmış durumdayız.

Ülkenin Cumhurbaşkanı olduğunu söyleyen zat; beni doğrudan halk seçti, bu nedenle ben anayasa babayasa falan tanımam, halk beni devirmediği sürece, ülkeyi kendi yarattığım şahsi anayasama göre istediğim şekilde yönetirim kararlılığı içinde.

Partimle ilişiğimi asla kesmem, partili cumhurbaşkanı gibi işime bakarım, yargı margı tanımam, bizzat kendi ellerimle ilga ettiğim anayasaya göre sorumsuz bir kişiyim, sadece vatana ihanet ile suçlanarak yüce divanda yargılanabilirim, ancak meclis çoğunluğu benim emrimde, anayasanın öngördüğü ezici çoğunluk oy'unu  sağlayarak, beni Yüce Divana sevk edemezler, Ergenekon, Balyoz ve benzeri kumpas davaları sonunda, Atatürkçü subayları da tasfiye ettik, bu nedenle ordu'dan yana da bir sıkıntım olamaz, kaldı ki;ordu'nun başkomutanı da benim, Genelkurmay Başkanı da nikah şahidim ve kankam, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay gibi yargının en tepe noktalarında başkanlık yapan sözüm ona yüksek hakimler de bana biat ediyorlar, onlara geliniz diyorum, geliyorlar ve birlikte çay toplamaya Rize'ye dahi gidebiliyoruz, onlar da çantada keklik, Barolar, Sendikalar,Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşları ve halkın büyük kesimi korkmuş,sinmiş ve suskun, daha ne isterim,böyle fırsat bir daha ele geçmez, bundan daha iyisi Şamda kayısı.

Yüksek Yargı'nın yüzünü kızartıp ve de karartanlar!....
Sizlere söylüyoruz, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay'ın başkanları.

Sizler; yargının, hem de yüksek yargının, yüzünü kızarttınız ve de kararttınız.

Sayın başkanlar; sakın ola ki, bizler, Devletimizin başı olan tarafsız bir Cumhurbaşkanına eşlik ettik, politik bir görüntü vermedik savunmasını yapmaya kalkışmayınız.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve yargı bağımsızlığının  fiilen yok edilmesine rağmen, hukuken halen yürürlükte bulunan Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesine göre, müstakil ve bağımsız bir erk olan Yargı'nın en yüksek yerlerinde, yargının denetim kurumlarında başkanlık yapan sizlerin; Anayasaya göre namusu ve vicdanı üzerine tarafsızlık ve Anayasaya bağlılık yemini ettiği, partisi ile bağını koparması gerektiği halde, tarafsızlık ve Anayasaya bağlılık yeminine bir saniye uymayan, partisi AKP ile bağını kesmediği gibi, her geçen gün bu bağı daha da güçlendiren, AKP'yi yeniden dizayn eden, AKP'nin Genel Başkanını bir talimatıyla görevinden eden ve yerine, parti kongresinde onaylanmak üzere, yeni bir genel başkan belirleyerek, AKP üst yönetim kadrolarını tepeden tırnağa yenileyen ve partili Cumhurbaşkanı olduğunu eylem ve söylemleriyle ilan eden, parlamenter sistemi ortadan kaldırıp, fiilen başlanlık sistemi kurduğunu ilan ederek Anayasayı açıkça ihalal eden  Tayyip Bey'in peşine takılarak, onun bir nevi siyasi propaganda mahiyetindeki gezilerinde, sizlerin  ne işiniz vardır?

Facebook'daki Anılarımız - Güner Yiğitbaşı
Bugün (23/05/2016) sosyal paylaşım sitesi Facebook'daki sayfamıza girince, ekranda; “Facebook'daki anıların” ibaresini gördük ve bu ibarenin altında, “Güner, seni ve burada paylaştığın anıları önemsiyoruz. 3 yıl önceki bu gönderiyi hatırlamak isteyeceğini düşündük” ibaresine yer verilerek, bizim 3 yıl önce bugün, yani 23/Mayıs/2013 tarihinde yazıp, Facebook'da da paylaştığımız “LAİK CUMHURİYETİ NE HALE GETİRDİNİZ...!” başlıklı yazımızın, Facebook tarafından da hatırlatılmaya değer görüldüğüne tanık olduk.

Facebook Paylaşım Sitesi tarafından bize anı olarak hatırlatılmaya çalışılan bu yazımızı baştan aşağı yeniden okuduğumuzda, bugün Cumhurbaşkanı olan Tayyip Bey'in; çok kısa sayılabilecek olan bu 3 yıllık zaman zarfında, Başbakan olduğu 3 yıl öncesine göre, laiklik karşıtlığı hariç, Gülen Cemaat'i, PKK ve HDP ile işbirliğine dayalı yakın ilişkilerinin tamamen yok olduğunu, bu konularda,strateji ve politikalar değiştirerek bambaşka bir kişiliğe büründüğünü görmekteyiz.

Türkiye Bunu Hak Etmiyor  - Gündüz Akgül
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Kurtuluş Savaşı ortamında kurdukları TBMM’nin çatısı altında halkına dayanarak adım adım gerçekleştirdiği yengide (zaferde), TBMM laik cumhuriyetin önemli köşe taşlarından olup, İsmail Kahraman’ında bu Meclisin Başkanlığına bu sayede ulaştığı gerçeği yadsınamaz…
İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği AY-BİR'in düzenlediği Yeni Türkiye Konferanslarının altıncısına katılarak "Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa" konusunda yaptığı konuşmada; “yeni anayasada laiklik olmamalı ve dindar bir anayasa olmalı" deyince büyük tepki aldı…
Tepkiler sonrasında AKP yöneticileri de, “Sayın Kahraman’ın şahsi düşüncesidir” diyerek, partilerine gelecek eleştirileri peşinen perdelemeye çalıştılar…

Soma Faciası Anısına, İş Kazaları, İş Güvenliği ve Taşaron İşçilik

Soma Maden Faciasında kaybedilen 301 işçinin ikinci yıl anısına; 

Türkiye, Maden Kazaları Ve Can Kayıplarında Birinci!

Ulusal Eğitim Derneğince Soma katliamının ikinci yıldönümü anısına düzenlenen, Türkiye’de iş kazaları, iş güvenliği ve taşeron işçilik konusunu işleyen, Gazeteci Yazar Mehmet Akkaya’nın konuşmacı olarak katıldığı konferans düzenlendi.
 Soma’daki maden kazasında kaybettiğimiz 301 maden işçinin ikinci yılı dönümü anısına 14.5.2016 günü dernek salonunda düzenlenen konferansın konuşmalarını yazıya dökerek size sunmayı görev bildik.  Soma’da maden faciasında kaybedilen301 maden emekçisi, bu konularda derin araştırmalar yapan Gazeteci Yazar Mehmet Akkaya’nın açıkladığı gibi, Bakanlığın, idarenin, işletmecinin peş peşe ihmalleri yüzünden bu facia oluşmuş ve yüzlerce maden işçisi açıkça katledilmiştir.  İşte o mazlumların anısına ve ayrıca Türkiye’deki tüm işçiler aleyhinde uygulamaları, kumpasları açıklayan bu geniş açıklamayı uzun emek harcayarak yazıya döküyor ve size sunuyoruz.

Dokunulmazlıkların kaldırılması doğrumuydu? - Tünay Süer
Anayasayı tanımayan cumhurun başı ve meclisin başı varken ve de fiili olarak Türk usulü başkanlık sisteminin yürüdüğü ortamda AKP’nin istediği oldu.
TBMM Genel Kurulu'nda dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili teklifin tümü CHP ’nin desteği ile kabul edildi.
TBMM’sinde fezlekesi olan vekillerin dokunulmazlıkları kalktı
Aklıma hemen Özel Yetkili Mahkemeler geliverdi.
Bu işte bir şeytanlığın olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bundan böyle Tayyip Yetkili Mahkemelerin olmayacağı ne malum?
                                                       ***
CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, “laiklik anayasadan çıkartılmalıdır ”diyen TBMM’si başkanı İsmail Kahraman’a oturumu yönetmesinin doğru olmadığını söyleyince
İsmail Kahraman’ın yanıtı,
“Ben yemin ederek buraya gelmiş milli hâkimiyetin temsil yeri olan Meclis’te bulunan sizler gibi hakka sahip bir insanım. Bir bardak suda fırtına koparmayın” olmuş.

Allah'tan Tek Dileğimiz - Güner Yiğitbaşı
Allah'tan hiçbir şey dilemiyoruz sağlıktan başka.

Allah'tan tek dileğimiz; bize bir süre daha sağlıklı bir yaşam vermesi ve Anayasayı alenen sürekli olarak ihlal eden, sivil bir darbe yaparak, fiili bir  başkanlık sistemi kuran, Cumhurbaşkanı seçildiği halde, Anayasanın emredici hükmüne rağmen, partisiyle ilişiğini kesmeyen, milletle adeta alay ederek, AKP'nin fiilen genel başkanlığını yapmaya devam eden, tarafsızlığını yitiren, şerefi ve namusu üzerine yaptığı tarafsızlık ve anayasaya bağlılık yeminine bir saniye dahi uymayan, ülkeyi kan gölüne çeviren. İnsanları kamplara bölen, kendisi sürekli olarak anayasayı ihlal ederek en ağır suçu işlediği halde, asıl misyonu yasaları çiğnemek ve suç işlemek olan bölücü PKK terör örgütü yandaşlarına laf söyleme hakkını kendisinde bulan kişi ve yandaşlarının,  iktidardan düşerek yargı önünde hesap verip hak ettikleri cezaları alarak bu cezalarını çekmeye başladıklarına, onların yargı önünde  hesap verirlerken, bugünkü küçük dünyaları ben yarattım şeklindeki kibirli edalarından, yargıçlar karşısında aman dileyen ve küçülen acınası durumlara düşüşlerine  tanıklık yapmadan canımızı almamasıdır.

Bir Bürokratın Ardından - Gündüz Akgül
19.05.2016 tarihli Cumhuriyet gazetesinde gözüme ilişen bir haber beni eskilere götürdü…
Haber “Devletin Valisi” öldü başlığı ile verilmişti…
Benim yaşımda olan ve kamuda görev yapan herkesin tanıdığı Devletin Valisi. Tekin Alp’tı…
Tekin Alp, Atatürkçü, demokrat ve aydın bir Valiydi…
1970’li yıllarda sağ iktidarlar döneminde merkeze alınan, CHP iktidarında tekrar Vali yapılan bir bürokrattı…
Gazetedeki haber başlığının altında şunlar yazılıydı…
“Yıl 1978 Şubat ayının ilk haftasında Başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan, Giresun’a ziyarete gider. Kendisini Vali Tekin Alp karşılar. Hal hatırdan sonra ‘Programımız önce Vilayet, ardından MSP İl Başkanlığını ziyaret, sonra da öğle namazı için cami şeklinde olacaktır Vali Bey’ diyen Necmettin Erbakan’a şu yanıtı verir Alp: ‘Benim görevim size Vilayet binasına kadar refakatten ibarettir. Vilayetten sonra nereye isterseniz gidersiniz’ Erbakan bozulmuştur ama Valiye ikinci bir sürprizi vardır. Vilayetin önünde toplanan kalabalığı selamlamak için balkona çıkan Erbakan Vali’ye dönerek ‘Hadi beni halka taktim edin.’ Tekin Alp. ‘Ben devletin Vali’siyim, sunucu değilim’ diyerek Erbakan’ı balkonda bir başına bırakır” 

Durum Saptaması - Gündüz Akgül
Türkiye Cumhuriyeti, emperyalistlerce işgal edilmiş ve bitirilmek üzere olan Osmanlı imparatorluğunun külleri üzerine, binlerce şehit kanı pahasına onurluca verilen Kurtuluş Savaşının kazanılmasıyla kurulmuştur…
Kuruluş aşamasında gerçekleştirilen devrimlerle taçlanarak süreç tamamlanmıştır…
Ne yazık ki aradan geçen 93 yıl içinde karşıdevrimciler, devrimleri büyük oranda ortadan kaldırmayı denemiş ve bunda da kısmen başarıya ulaşmışlardır…
Çuvaldızı başkasına batırırken, iğneyi de kendimize batıralım…
Bu gidişte, devrimcilerin, aydınların, demokratların büyük bir savsaklaması (ihmali) olduğu yadsınamaz (inkâr)…
Büyük önder söylevini yazarken şöyle başlar;

19 MAYIS 1919 - Güner Yiğitbaşı
Ülkelerin tarihlerinde hiç unutamadıkları,ülkenin kaderini değiştiren,yeni bir çağ açan,o ülke için yeni bir milat olan, çok özel günler vardır.

İşte, 19 Mayıs 1919 tarihi de, mavi gözlü,sarışın o Osmanlı subayının, kuruluşunu kafasında planladığı günümüzün  modern ve laik Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş temelinin atıldığı ve bu temele ilk harcın konulduğu çok önemli ve özel bir gündür.

Mavi gözlü sarışın o genç Osmanlı subayı, 19 Mayıs 1919 günü Samsuna ayak basmış, üzerindeki Osmanlı kimliğini ve ünüformasını çıkararak, düşman işgali altındaki,onurunu,gücünü ve topraklarını kaybetmiş, çökme aşamasına gelmiş Osmanlının enkazından, saltanatın ve hilafetin kaldırılacağı, halkın kendi kendini yöneteceği laik ve demokratik yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmaya yönelik direniş planını uygulamak üzere düğmeye basmıştır.

19 Mayıs 1919 tarihi itibariyle artık Osmanlı ile arasındaki gemileri yakarak, ayak bastığı Samsundan,  Anadolu'nun derinliklerine doğru yeni ve aydınlık bir yelken açan eskinin o Osmanlı subayı Mustafa KEMAL, halkımızı da arkasına alarak, adeta devleşmiş ve ülkemizi işgal eden emperyalist devletlerle giriştiği kurtuluş savaşından muzaffer çıkarak, bugünkü demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmuştur.

19 Mayıs 1919 tarihi ile Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı olarak kutlanan her yılın 19 Mayısları; bizim gibi, laik ve domokrat,Türkiye Cumhuriyetinin demokratik ve laik niteliğine aşık evlatları için, bu nedenle çok önemli ve çok özel bir gündür.

19 Mayıs 1919 tarihi ve Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı olarak kutladığımız her yılın 19 Mayısları, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti devletini bir türlü kabullenemeyen, içlerine sindiremeyen karşı devrimci ve ümmetçi, antilaik, Osmanlı hayranı ve Osmanlının özlemi içinde yanıp tutuşan Atatürk düşmanı  kesimler tarafından da, bu nedenle sevilmemekte, onlar için karabasan olmakta, milli bayram olarak coşkuyla kutlanmak istenmemekte, ATATÜRK'ün Samsuna çıktığı 19 Mayıs 1919 ve onun yıldönümü olan her yılın 19 Mayısları, halkımıza unutturulmak istenmektedir.

Ama, ne yaparlarsa yapsınlar, 19 Mayısları ve diğer özel günlerimizi ve milli bayramlarımızı, laik Türkiye Cumhuriyetini kuran, önemli devrimleri gerçekleştiren, saltanatı ve hilafeti kaldıran ATATÜRK'ü, Türk Milletine asla unutturamayacaklar ve Türk Milletinin gönlünde yer eden ATATÜRK sevgisini asla yok edemeyeceklerdir.

Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Cumhuriyetin bu değerlerine aşık tüm evlatlarının, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramlarını gönülden kutluyor ve milli bayramlarımızı, bugün tüm elde ettiklerini kendisine borçlu oldukları ATATÜRK'e besledikleri kinlerini kusma ve hayranı oldukları Osmanlı'ya karşı yapıldığına inandıkları kötülüklerin  yıl dönümü  olarak gören karşı devrimcileri, bu kin ve kaderleriyle baş başa bırakıyoruz.

Bu vesileyle, en başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, onun,erinden generaline kadar, ülkemizi düşman işgalinden kurtararak, bugünkü modern demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında emeği ve kanı bulunan tüm silah arkadaşlarını ve diğer tüm isimsiz kahramanları, rahmet,minnet ve şükranla anıyoruz.

19/Mayıs/2016
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Şehit Pilot Üsteğmen Burak ve 19 Mayıs Düşmanları
Peşinen söyleyeyim, Türk Silahlı Kuvvetleri yıpranabilir, yakinen tanıdığım saygın komutanlar ve terörle canı pahasına mücadele veren güvenlik güçlerimiz üzülebilir düşüncesiyle yazıdaki birçok bölümü sildim.
Hakkâri Çukurca’da düşen helikopterde şehit olan pilot üsteğmen Burak Bikebahşi’nin cenaze töreni için 14 Mayıs Cumartesi günü Ankara Kocatepe Camisi’ndeydim.
Birçok şehit cenazesine katılmıştım, ama şehit yakınınız, tanıdığınız olunca duygular daha da yoğunlaşıyor.
Bu duygunun, şehitleri birbirinden ayırma değil, acıyı daha derinden hissetmeyle ilgili olduğunu bilmenizi isterim.
Şehit yakınları için ayrılan bölümde bulunduğumdan, başsağlığı dilemeye gelen üst düzey yetkililerin elini sıkmak ve aynı kareye girmek zorunda kalmamak için arka sıraya geçtim.

CHP’yi suçlamayın, aynaya bakın - Tünay Süer
Başkanlıkla yatıp başkanlıkla kalkar olduk.
Vapura binersin karşındaki ekranda.
Hangi televizyon kanalını açsak karşımızda…
Bıktık illallah ya…
Dedik, başkanlıktan amacının ne olduğu belli.
Para cepte, Karun oldu.
Yarın ne yemek yapalım, nasıl ucuza çıkartalım derdi yok.
Kira derdi yok,
Çoluk çocuk desen tankerlere sığmayan dünyalıklarını yapmışlar.
Tek derdi ömrünün sonuna kadar herkes önünde eğilsin,
Saraylarda hükmünü sürsün.
Sürsün ki adaletin karşısına çıkmasın.
Acaba Allah’ın adaletinden kaçabilecek mi?
Orasını rabbimiz bilir…
                             ***
Kılıçdaroğlu çok önemli bir laf etti başkan olacağım diyen zatı muhtereme.
“Kan dökmeden bu ülkeye başkanlık getiremezsiniz” dedi.
Bu sözleri isteyen istediği şekilde anlar ve de anlatır tabi!
Kılıçdaroğlunun sözleri ona bir uyarıydı elbette.
Vay senmisin bunu söyleyen?
Çevir kaz yanmasın misali bizimki aldı sazı eline…
Başladı aynı şarkıyı söylemeye…
"Kandan beslenenler Menderes'in idamına zemin hazırlayan CHP zihniyetidir”.
Kılıçdaroğlu 'Başkanlık sistemin gelmesi için kan gerekir kan' diyormuş...
Bu CHP var ya Adnan Menderesi idam ettirenmiş.
Vay canına!
Bu CHP neymiş be…
Dinsiz, kanla beslenen, darbeci, postal yalayıcı Vs.Vs.

Gözünüz aydın! - Güner Yiğitbaşı
Aydınlanmanın simgesi..
Laik..
Demokrat..
Atatürkçü..
Doktor..
Eğitimci..
Çağdaş Türk kadını..
Darbe karşıtı..
Gerçek Vatansever..
Sözde değil, eylemleriyle ülkesinin insanlarına hayatının sonuna kadar hizmet eden, insan sevgisiyle dolu..
Ergenekon gazisi..
Hukuk mağduru..
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı, saygıdeğer insan Profesör Dr. Türkan SAYLAN' ı, geçtiğimiz gün kaybettik. Onu seven Türk Ulusunun başı sağ olsun.
Türkan SAYLAN' ı potansiyel suçlu kabul ederek, kanıttan suçluya gidecek yerde, belki kanıt elde edebiliriz düşüncesiyle, ağır hasta olmasına rağmen, hukuka aykırı olarak onun evinde arama yaptıranlar..
Laiklik karşıtları..
Demokrasi ve Atatürk düşmanları..

Bu Darbe İçinde Bir  Darbedir - Güner Yiğitbaşı
KILIÇDAROĞLU; bundan önceki konuşmalarında yaptığı ve bize göre yanlış ve hatalı olan  değerlendirmelerini sık sık tekrarlıyor ve bugün (17/05/2016) grup toplantısında yapmakta olduğu konuşmasında da, aynı hatalı değerlendirmeyi yaparak; Başbakan ve AKP Genel Başkanı DAVUTOĞLU'nun bir saray darbesi ile kovulması eyleminin, AKP'ye oy veren 23 milyon 600 bin seçmenin iradesine yapılan bir müdahale,milli iradeye aykırılık ve saygısızlık olduğunu, bu nedenle DAVUTOĞLU'nun kendisine yönelik saray darbesine karşı direnmesi gerektiğini savunuyor.

Bize göre, KILIÇDAROĞLU'nun bu değerlendirmesi yanlıştır.

DAVUTOĞLU'na yapılan görevden uzaklaştırma eylemi; evet, bir saray darbesidir, bu doğrudur. Ancak; bu saray darbesi, 23 milyon 600 bin seçmenin iradesine yapılan bir saygısızlık ve yasa dışı bir darbe değildir. Milli irade kesinlikle ihlal edilmemiştir.

Tebrikler Kenan İmirzalıoğlu Ve Sinem Kobal

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Ayvalık Cunda Adasında, kendi alın terleriyle kazandıkları helal paralarıyla, hiçbir masraftan kaçınmayarak, 300 kişinin katılımıyla yaptıkları görkemli bir düğünle evlenen genç sanatçılarımız; Sinem KOBAL ile Kenan İMİRZALIOĞLU'nu hiç tanımayız, kendilerini sanatçı olmaları nedeniyle, oynadıkları ve bazılarını izleyebildiğimiz dizi ve sinema filimlerinden tanırız.Kendilerini kutluyor ve bir ömür boyu mesut ve bahtiyar olmalarını diliyoruz.

Bugüne kadar, sanatçı olarak topluma malolmalarına rağmen, yakından tanımadığımız ve yüz yüze görüşüp tanışma imkanı bulamadığımız kişilerin evlenmeleri nedeniyle kendilerine mutluluk dileyen bir yazı kaleme almış değiliz.

Kılıfına Uyduracaklarını Tahmin Edip Aynen Yazmıştık
Sümeyye ERDOĞAN'ın nikah törenine katılan ve bu katılımın, nezaket kurallarının ve insani bir görevin yerine getirilmesi olarak değerlendirilerek hoş karşılanabilecek olmasına rağmen, nikaha katılmakla yetinmeyerek, bir de nikahta  damadın şahitliğini yapmak gibi çok çok özel bir görev üstlenen, laik demokrasinin karşısında olduklarını alenen açıklayan bazı siyasilerle aynı karede yer alarak poz veren, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun başındaki en üst düzey komutan olan Genelkurmay Başkanının bu davranışını eleştiren, GENELKURMAY BAŞKANI VE ELEŞTİRİLEN NİKAH ŞAHİTLİĞİ başlıklı makalemizi 15/05/2016 tarihinde kaleme alarak yayınlamış ve makalemizi; “Bize göre, Genelkurmay Başkanının; Sümeyye ERDOĞAN'ın nikahında, Sümeyye ERDOĞAN'ın değil de, damat Selçuk BAYRAKTAR'ın nikah şahidi yapılmasındaki incelik, milli damat beyimizin biyografisinde yer alan bilgilere göre, insansız hava aracı Bayraktarın tasarımını yapan ekibin başındaki kişi olma gibi bir misyona sahip olması ve insansız hava araçlarının da, yurt savunmasında ve askeri faaliyetlerde kullanılan bir araç olması nedeniyle, damat bey ile Genelkurmay Başkanlığı arasında, insansız hava aracı üzerinden bir yakınlık ve bağ kurularak, yapılacak olan haklı eleştirilere kılıf hazırlama arayışıdır. “ diyerek sonlandırmış idik.

Nedeni çok açık değil mi? - Güner Yiğitbaşı
Biraz önce, Halk TV.ye şöyle bir göz attık, Ayşenur ASLAN program yapıyordu, konuğu olan kişi; Cumhurbaşkanı Tayyip Bey'in, Genelkurmay Başkanının ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanının Başbakana bağlı olmasını eleştirmesini ve özellikle, kendisinin başkomutan olmasına rağmen, Genelkurmay Başkanının Cumhurbaşkanına bağlı olmadığını sorgulamasını, anlayamadığını belirtiyor ve madem öyle, Tayyip Bey niçin, daha pasif ve yetkilerini az bulduğu Cumhurbaşkanlığına talip oldu? Diye soruyor ve Tayyip Bey, yetkileri fazla olan  Başbakan olarak kalsaydı ve kendisine sadık, istediği kişiyi de, yetkileri daha az olan Cumhurbaşkanı seçtirseydi, kendisi adına  daha iyi olmaz mıydı, diyerek bir yorum yapıyor.

Bahçeliye yanıt - Tünay Süer
Bahçeli Twitter'dan yaptığı açıklamada, “Milliyetçi Hareket Partisi 8-9 Şubat 1969 tarihinden buyana, yani tam 47 yıldır birçok badire ve belayı inanç ve mücadele azmiyle eritti" ifadelerini kullanmış.
Ah! O saatte Twitter ‘da değildim ki ona yanıt vereyim.
“Vallahi de, billahi de bence MHP’nin ve Türkiye’nin başına sen ikinci belasın” derdim.
“Bugün Ankara’da yaşananlar şerefli mazimizin hiçbir döneminde görülmeyen çirkinlik, hiçbir zaman rastlanmayan rezilliktir ”demiş.
Bu rezillikse, kim yarattı bu rezilliği acaba?
800 delege ve binlerce kişi sabahın 7 sinden beri Türkiye’nin her tarafından gelmiş, aç, susuz akşam saatlerine kadar senden kurtulmak üzere oylarını kullanmak, sonucu görmek için helak oldular.
Sen ne yaptın, stepnesi olduğun iktidar sayesinde polis ordusunu diktin oraya.
Esas rezillik budur…

Genelkurmay Başkanı ve Eleştirilen Nikah Şahitliği
Yılın nikah ve düğünü olarak nitelendirebileceğimiz, Sümeyye ERDOĞAN'ın, nişanlısı Selçuk BAYRAKTAR ile  evlenmeleri töreni, tüm görkemi ve ihtişamı ile altı bin davetlinin huzurunda dün gerçekleştirilmiştir.

Bu düğünü, “YILIN NİKAHI” başlıklı makalemizle ironik olarak değerlendirmiştik.

Genelkurmay Başkanının; kamuoyunda büyük eleştiri alan nikah şahitliği yapmasını, ayrı bir  yazımızda değerlendirmek amacıyla, YILIN NİKAHI başlıklı önceki yazımızda değerlendirmemiştik.

Hemen en başta belirtelim ki; Genelkurmay Başkanı'nın, birgün öncesindeki onca şehidimize rağmen, yılın nikahına askeri merasim elbisesiyle katılarak, pek lazımmış ve gerekliymiş gibi bir de özel görev yüklenerek, laiklik ve demokrasi karşıtı bazı kişilerle birlikte nikah şahitliği yaparak, Genelkurmay Başkanları arasında bir ilki gerçekleştirmesini, yapılan bir davete nezaket ve insanlık gereği katılma sınırlarını aşmasını, laik ve demokrat her Türk Vatandaşı gibi, biz de çok yadırgadık ve ülkemizin geleceği adına tedirgin olduk.

Yılın Düğünü! - Güner Yiğitbaşı
Tayyip Bey'in kızı Sümeyye ERDOĞAN ile Selçuk ALBAYRAK'ın günlerden beri beklenen nikah törenleri, yerli ve yabancı üst düzey konukların da katılımlarıyla, Devletimizin itibarına yakışan bir görkem içinde icra edildi, genç evliler inşallah mesut ve bahtiyar olurlar.

Ölenlerle ölünmüyor ve hayat devam ediyor, bu nedenle Tayyip Bey; daha dün sekiz şehit verdik, ondan önceki beş yüze yakın şehidimiz de işin cabası, milli bayramları şehitler nedeniyle düşük profilli kutlama kararı alanlar, kendi kızlarının nikah töreni söz konusu olduğunda şehitleri hatırlamadan görkemli ve pahalı nikah ve düğün yapabiliyorlar eleştirisine takılarak sakın üzülmesin, devletimizin itibarını düşünmeyen bazı münafık ve kıskanç insanların  bu düşünce ve eleştirilerine, sakın ola ki, asla kulak asmasın, Tayyip Bey'in yaptığı şey, ülkemizin itibarı için yapılmış olan büyük ve taktir edilesi bir fedakarlıktır, Tayyip Bey, sadece devletimizin büyüklüğünü ve  itibarını düşünerek,sevgili kızlarını, sade bir nikah töreniyle değil, şehitlerimizden kaynaklı o dayanılmaz acılarını yufka yüreğine taş basıp unutmaya çalışarak, altı bin kişinin katıldığı bol akçeli ve  görkemli bir nikah töreniyle evlendirmiş bulunmaktadır!

Sınıfta Kalan Yargı - Gündüz Akgül
Parlamenter hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinde egemenliğin kayıtsız ve koşulsuz ulusa ait olduğu, Anayasamızın 6. Maddesinin emredici hükmüdür…
Ulus bu egemenliğini yetkili organlar eliyle kullanır ve bu organların Yasama, Yürütme ve Yargı olduğu yine anayasamızın 7, 8 ve 9. Maddelerinde belirtilmiştir…
Mahkemelerin bağımsızlığı belirten Anayasanın 138 maddesi şöyledir…
“Madde 138 - Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.
    Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
    Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
    Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

14 Mayıs 1950 - Ali Sirmen
66 yıl önce bugün, 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerle Türkiye’de iktidar el değiştiriyor ve Cumhuriyetin kurucusu Cumhuriyet Halk Partisi devriliyor, yerine Demokrat Parti geliyordu.
Dünya tarihinde pek sık görülmeyen bir olayla karşı karşıyaydık. Bir kurtuluş savaşının başarıyla sonuçlanmasının, Cumhuriyet ilanının üzerinden 27 yıl geçtikten sonra, bu hamlelerin başını çeken kadroların oluşturduğu tek partinin, herhangi bir toplumsal kargaşa, darbe veya darbe teşebbüsü yaşanmadan, dürüst ve serbest seçimlerle iktidardan çekilmesi, gerçekten, eşine az rastlanır bir olaydır.
Tek partinin egemeni İsmet İnönü çok partili yaşamın önünün açılmasına rıza göstermekle yetinmemiş, aynı zamanda ona öncülük de etmiştir.

Ülkemize Yaşatılmakta Olan Demokrasi Ve Yargı Ayıbı
Gerçek demokrasilerde, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Bizim gibi ileri demokrasilerde (!) ise; hiç kimse kusura bakmasın,siyasi partiler demokrasinin ayıbı ve ayakbağı olmaktadırlar.

İktidardaki AKP'yi senelerdir izliyorsunuz, anayasamıza göre demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan bu partimizin içinde, demokrasiden bir kırıntı görebiliyor musunuz? Bugün gelinen son aşamada AKP, Anayasaya göre cumhurbaşkanı seçildikten sonra parti ile ilişkisi kesilen tek adamın fiili işgali altında faaliyetini sürdürmekte, partinin başına o tek adamın belirlediği kukla bir genel başkan atanarak partinin faaliyetleri ve geleceği, o tek adamın iradesiyle belirlenmektedir.

İktidardaki AKP'nin bir demokrasi ayıbı olan bu haline artık hepimiz alıştık ve kanıksadık. Hiç değilse muhalefetteki partilerimizin, demokrasinin vazgeçilmez unsurları gibi yönetilip faaliyet göstermelerini görmek, bizlerin en tabii hakkıdır diye düşünüyoruz.

Ancak, bir nebze ana muhalefetteki CHP'nin  dışında kalan meclisteki HDP ve MHP'nin de, demokrasinin vazgeçilmez unsuru gibi hareket ettiklerini ve yönetildiklerini ne yazık ki göremiyoruz.

Hisarcıklıoğlu: Nereden nereye? - Çiğdem Toker
“Rifat Hisarcıklıoğlu kaba bir insandır.” Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başkanlık koltuğunda 15 yıldır oturan Rifat Hisarcıklıoğlu için kurulacak cümlelerin herhangi bir yerinde, düne kadar, bu sıfat yer almaz, alamazdı. Ancak, bugün dün değil. Ve burası artık “gücün bozduğu, mutlak gücün ise mutlaka bozduğu” kuralının, her saat tıkır tıkır işlediği bir Türkiye’dir.
TOBB Başkanlığı tarihi, AKP’nin kuruluş tarihinin de öncesine giden Hisarcıklıoğlu’na, kimsenin çıkıp “Aralıksız 15 yıl süren meslek örgütü başkanlığı, özel sektör dinamizmine ne kadar uygun bir durumdur” sorusunu soramadığı bir ülkede, o da davetlisi olan konuğunun, ana muhalefet partisi liderinin arkasından nezaketsiz sözler söylemekte zerrece beis görmemektedir: “Kendisi ile beni karıştırıyor. Ben anamuhalefet partisi lideri değilim. Bana muhalefet etmek istiyorsa seneye gelir, Türkiye’de beceremedi, burada Odalar Birliği’nde de boyunun ölçüsünü alır.”
Beceremedi?
Boyunun ölçüsünü alır?
1 milyon 300 bin üyesiyle iş dünyasının tamamına yakınını temsil eden Hisarcıklıoğlu’nun, 12.5 milyon seçmeni temsil eden Kılıçdaroğlu hakkında kullandığı bu ifadeler, öyle sanıyorum ki sadece bana değil, Ankara’yı, TOBB’u bilen, ekonomiyi izleyen pek çok gazeteciye “Nereden nereye” dedirtmiştir.

‘Hepinizi çiğ çiğ yiyeceğim, fıtratım böyle’ -  Mine Söğüt
Anayasayı gönlünce değiştirmeye ve ille de başkan olmaya karar ve ren ve bu uğurda önüne gelen her şeyi yıkıp geçen Cumhurbaşkanı, TOBB açılışında “Kimsenin Türkiye’yi vejetaryen diyete mahkûm edilmiş bir aslanlar ülkesi haline getirmeye hakkı yok” demiş.
Onun küçümsediği şey aslında dünyanın ideal hali.
Hani aslan tavşan gibi bir şey olmuş, öf keler dinmiş, savaşlar bitmiş, dünya barışı gelmiş....
Doğasındaki vahşetten silkinip uysallaşmayacağını kükreyen politikacı ise dünyanın kâbusu.
Hani onlar yüzünden Ortadoğu yanmış, terör almış başını gitmiş, silahsızlanmanın ‘s’sinden söz edilmez olmuş...
Bari çıkıp biri ona anlatsa, üzerinde vahşete prim vere vere yaşadığımız bu rezil dünya kuzularla, kedilerle, bebeklerle eğ leşmiş, iyi kalpli vejetaryen bir aslanın da zamanında gelip geçtiği bir dünya...

Kansız ihtilal var mıdır? - Tünay Süer
Kılıçdaroğlu sözlerinde haklı
Her şey çığırından çıkmış, kimsenin can güvenliği kalmamış.
Artık anlata anlata, yaza yaza bıktık.
Ne ülkemizin topraklarına IŞİD’in attığı bombalar,
Ne 22 vatandaşımızın ölümleri,
Ne de onlarca şehit haberleri…
Hiç biri umurunda değil, varsa yoksa başkanlık için anayasanın değiştirilmesi.
Neden istediği malum!
Birinci nedeni yargılanmamak,
İkincisi ise babadan oğula geçecek sultanlık…
Dünyada hiçbir başkan veya cumhurbaşkanının olmayan yetkileri elinde!
Mümkün olsa asacak kesecek…
Sultan olursa vay geldi başımıza…
Hatırlayın 2010 yılı 23 Nisanında çocuklarla biraraya gelmişti.

Direnme Hakk - 3 - Güner Yiğitbaşı
Direnme hakkı konusunda; ilkini 30/01/2011, ikincisini de 05/02/2015 tarihinde olmak üzere, iki kez makale kaleme almış ve yayınlamışız.

Bugünkü makale menümüzde, tazeliğini ve lezzetini bugün de korumakta olduğunu sandığımız, 05/02/2015 tarihli DİRENME HAKKI-2 başlıklı makalemiz yer almaktadır.

Hazırsanız, birlikte okuyarak hatırlayalım.Hepinize iyi haftasonu tatili diliyoruz.


13/05/2016 
Güner YİĞİTBAŞI 

DİRENME HAKKI-2

CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz salı günü grupta yaptığı konuşmasında; “Bugün geldiğimiz nokta yeni bir süreçtir. Anayasası askıya alınmış bir devlet var. Parlamentosu yürütmenin baskısı altında, yargı yürütmenin kontrolü altında, dolayısıyla bu süreç biraz daha hızlanarak giderse halkın direnme hakkı ortaya çıkacaktır” diyerek, demokrasimizin geleceği ve insan hak ve özgürlüklerimiz açısından çok önemli bir vurgu yapmıştır.
Ahmet Bey, KILIÇDAROĞLU'nun direnme hakkını gündeme getirmesinden hemen sonra bunun bir kışkırtma olduğu açıklamasını yapmış ve KILIÇDAROĞLU'nu kışkırtıcı olmakla suçlamıştır.

Bir kez daha “Yaşasın Cumhuriyet”! - Özdemir İnce

Şimdi hesaplaşma zamanı! Geçen yazımızdan bir alıntı yaparak bugünkü yazımızı takdim edelim: “Sami Selçuk’un, Adam Sanat dergisinin ekim 2004 sayısında yayımlanan “Laiklik” başlıklı yazısına birkaç itirazım var. Sami Selçuk’un Yargıtay Birinci Baş­kanı olarak laiklik konusunda yaptığı konuşmalara, yayımladığı yazılara itirazım çok daha fazlaydı. Örneğin, İkinci Cumhuriyetçilerin ve İslamcıların laik cumhu­riyeti ve savunucularını aşağılamak için kullandıkları laikçilik sözcüğünü artık kullanmıyŞimdi hesaplaşma zamanı! Geçen yazımızdan bir alıntı yaparak bugünkü yazımızı takdim edelim:

“Sami Selçuk’un, Adam Sanat dergisinin ekim 2004 sayısında yayımlanan “Laiklik” başlıklı yazısına birkaç itirazım var. Sami Selçuk’un Yargıtay Birinci Baş­kanı olarak laiklik konusunda yaptığı konuşmalara, yayımladığı yazılara itirazım çok daha fazlaydı. Örneğin, İkinci Cumhuriyetçilerin ve İslamcıların laik cumhu­riyeti ve savunucularını aşağılamak için kullandıkları laikçilik sözcüğünü artık kullanmıyor. Artık kullanmadığı bir başka sözcük de sekülarizm, anglo-sakson sekülarizmi… Eskiden anglo-sakson sekülarizmini demokrasiye daha yakın bu­lur, Türkiye’nin Fransız tarzı laikliği bırakıp ABD sekülarizmine geçmesini salık verirdi.

Yolsuzluk, Torpil, Haksızlık, Erdemlik - Cevat Kulaksız Yolsuzluğun, torpilin, adam kayırmanın ayyuka çıktığı günümüzde aklımıza, Hasan Ali Yücel’in bakanlığı, Can Yücel ve Gazi Yaşargil’in öğrenci oldukları yıllarda, torpil-adam kayırma konusunda örnek olacak, ibretlik erdemli yaşanmış bir olayı anımsadık.
Birçoğumuzun bildiği bu torpil olaya yer vermeden önce, günümüzdeki adam kayırma, torpil, yandaş yaratma olaylarına bir bakın. Düşünebiliyor musunuz, muktedirin çocuğu Amerika’da bir işadamının parası ile okuyor.  Necati Doğru Sözcü’deki köşesinde şöyle diyor: “İşadamı Remzi Gür, ustalık dönemi zengini. (Ustanın oğluna burs verdi); İşadamı Mehmet Cengiz, Ustalık dönemi ihale avcısı, (Ustanın partisine güç verdi.); İşadamı Ahmet Çalık, Ustalık dönemi havuzcusu. (Ustanın damadına iş verdi.) Yine Panama belgelerinden öğrendiğimize göre Türkiye’den 684 işadamının, 101 şirketin, 21 aracının Panama’ya kaçırılmış paraları bulunuyor”  [1]
“Ağzınızla kuş tutsan” diye bir özdeyişimiz vardır dilimizde. İşte öylesine bu AKP-RTE düzeninde kıdem ve liyakatiniz ne olursa olsun, yandaş değilseniz, “ağzınızla kuş tutsanız”  emsalleriniz arasında bir yere gelemezsiniz, getirilemezsiniz. Öylesine bir ülkede işler de öylesine dangıl dungul olur.

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget