Anayasa Tuzağı Terör ve Türkiye Paneli (5) - Cevat Kulaksız

Anayasa Tuzağı Terör ve Türkiye Paneli (5) - Cevat Kulaksız Ülkemizi laik TC ni güya yöneten gerici iktidar, devletin her kademesinde ulusal bayramlarımızı

Anayasa Tuzağı Terör ve Türkiye Paneli (5) - Cevat Kulaksız
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinden olarak, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) destek ve yönetiminde 24 Nisan 2016 günü Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Anayasa Tuzağı, Terör ve Türkiye” konulu panel düzenlendi.
Panelden önce, etkinliklere katılmak için yurdun her yanından otobüslerle gelen binlerce kişiler ile Ankara’daki çeşitli sivil dernek mensupları Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) toplanarak Tandoğan (Anadolu) Meydanından Anıtkabire yürüdüler. Sonra da binlerce Atatürkçü Nazım Hikmet Merkezine geldiler.
Binlerce kişinin doldurduğu Ankara’nın en büyük salonundaki panele, çok değerli siyasetçi, sendikacı, hukukçular konuşmacı olarak katıldılar.(Giden sayımızda adlarını ve görevlerini vermiştik).
AKP-RTE iktidarının planlı bir şekilde “yeni anayasa” adı altında anayasayı laik özünden ayrı olarak dinsel düşünceye dayanan bir anayasa yapma hazırlığı sırasında, bu konuşmaların yararlı olacağını düşünerek, tüm konuşmacıların konuşmalarının metinlerini çözerek okuyucuya sunmayı düşündük.
Metnin uzun olacağı ve okunmasının zor olacağını düşünerek her konuşmacının metnini bölümler halinde vereceğiz. Bu bölümde iki konuşmacıya yer verdik,


“GERİCİ ANAYASAYA HAYIR” DİYELİM
Ülkemizi, geri kalmış bir Ortadoğu ülkesi haline getirecek olan bu “yeni anayasa” girişimine  “hayır” diyelim.
Ülkemizi laik TC ni güya yöneten gerici iktidar, devletin her kademesinde ulusal bayramlarımızı yasaklayarak, ulusal değerlerimizi dinsel devlet yapılanmasına doğru sürükleyerek gerici bir anayasa yapma çabasında olan AKP-RTE iktidarına karşı okuyucumuzu, yurttaşlarımızı daha duyarlı olmasını sağlamak ve gerçekleri görmelerine yardımcı olmak için bu değerli hatiplerin uyarıcı konuşmalarına yer veriyoruz. Konuşmaları yazıya dökmek ne kadar zor olduğunu sanırım bilirsiniz, ama biz üşenmeden, yılmadan bu değerli konuşmaları size sunmayı görev bildik. Çünkü ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemeçlerini yaşamakta. Hepimiz, ülkemizin yararı için iktidarın yapmaya çalıştığı kumpasla dolu gerici anayasaya karşı “hayır” diyerek direnmeliyiz.
“Dindar Anayasa”  isteyen 14 yıldır AKP-RTE iktidarında hiç siyaset yapmamış Meclis Başkanı İsmail Kahraman neden “seçmece”  Meclise başkan seçildiğini düşünebiliyor musunuz?  Gençliği demokratik parti ve kuruluşlarla mücadele etmiş, 1967 de Milli Türk Talebe Birliği Başkanı olmuş, türbana geçit vermeyen üniversite yönetimini protesto için 68 günlük işgal ve boykot eylemi yapmış, TİP’in “diriliş” mitinglerine karşı “şahlanış” mitingleri düzenlemiş (bu olaylarda iki devrimci ölmüştü) daha nice gerici eylemlerin başını çekmiş, elinde “devrimci kanı” oluşmuş kişi özellikle seçilerek Meclis Başkanı yapılmıştır. Devlet Bahçeli ve MHP de bu seçilişe çanak tutmuştu. Laiklik, devrimcilik karşıtı nice eylemlere katılmış, Merhum İmran Öktem’in cenaze namazını bile engellemeye çalışmış, mazisi karışık Kahraman, çizgisini koruyarak, “yeni anayasa dindar bir anayasa olmalı;  laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır” diyerek, aslına mayasına dönmüştür. Laikliği koruyacağına dair ant içerek başkan olan İsmail Kahraman, yürürlükteki anayasaya karşı suç oluşturan çıkışıyla pek çok kişi tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur. Sahiden Yargıtay Başsavcısı acaba bu duruma ne der? Görevini yapmalıdır. Yoksa AKP-RTE faşist iktidarı, tıpkı yüksek yargıyı ele geçiren 12 Eylül 2010 da Anayasa referandumunda halklı kandırdığı gibi,  hazırlamakta olduğu başkanlık içeren ve laiklik dışı anayasa ile halkı kandıracağı korkusu Atatürkçüleri endişelendirmekte. Yoksa bu gerici anayasa kabul edilirse, ülkemiz dinci, gerici bir Ortadoğu ülkesi olacaktır.  O nedenle, konuşmacıların önemli açıklamalarını içeren bu konuşmalara dikkat etmeliyiz;  ülkemizin geleceği için bu konularda daha duyarlı olmalıyız.
Bu 5. Bölümde önce Birleşik Kamu İş Bnl. Bşkanı Hasan Kütük, sonra MHP li Faruk Bal’ın konuşmalarına yer vereceğiz. 

Anayasa Tuzağı Terör ve Türkiye Paneli (5) - Cevat Kulaksız

BİRLEŞİK KAMU İŞ KOORDEİNASYON GENEL BAŞKANI HASAN KÜTÜK ŞU KONUŞMAYI YAPTI:
“-Genel başkanlarını, genel sorumlularını alçakça kaybettik, genel başkanları ve genel yöneticileri yıllarca Silivri zindanlarında yatırılmış, ama buna rağmen inatla, sabırla, kararlılıkla Cumhuriyet mücadelesini, bağımsızlık mücadelesini görebilmiş, teslim olmamış Atatürkçü düşünce derneği ile ve bu ülkenin bütün coğrafyasında bu gün Ankara’ya gelmiş bütün Atatürkçülere, devrimcilere Birleşik Kamu federasyonu adına ben de sevgiler saygılar sunuyorum.
Özellikle sevgili başkan işçi sınıfı adına bir değerlendirme yaptı, ülkemizdeki kamu emekçileri ve çalışanları adına bir iki cümle ile tespiti yapmak istiyorum. Ülkemizde 3 milyon 300 bin kamu emekçisi var. Sendikalara üye olabilenlerin sayısı 2 milyon 300 bin; şu anda kamu emekçisi sendikalı sayısı bir milyon 600 bin, bu bir milyon 600 bin kamu emekçisinin 865 bini bir tek federasyonda ve bu konfederasyonda 2002 de üye sayısı 41 bindi. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir döneminde 41 binden 865 bine bu kadar süre içerisinde çıkmış bir emek örgütü göremezsiniz. Ama bizim ülkemiz maalesef dünyada ve mücadelenin tarihinde örneği görülmeyen bir gerçeği yaşıyor.
Buradan şu sonuç çıkıyor, özellikle 2002 den bu güne bu ülkenin yasama, yürütme ve yargıda aynı bütün kurumları, bürokrasisi basını, bütün kamudaki demokratik kitle örgütleri teslim alınmaya çalışılmış ve bu teslim alınmada da, büyük oranda başarılı olmuşlar. Siz 865 insanın tamamen siyasal iktidarın adeta iş takibi yaptığı, sadece onun varlığına mahkûm olmuş kamudaki kamu emekçilerinin bu teslimiyetini gördüğünüz zaman sokaktaki işsiz, yoksul iş arayan insanların bu iktidara teslim olmasından daha doğal ne olabilir? Artı bu insanların iş güvencesi var, iş güvencesi olmasına rağmen iktidara teslim olmuştur. İktidara da teslim olmamıştır. Dünyanın her yerinde yasamanın, yürütmenin bütün kurumların bir şahsın elinde olduğu yönetim modeline ne denir sanıyorum, siz de bilirsiniz bu duruma bizim ülkemizde “ileri demokrasi” deniliyor.

BUNLAR BU ANAYASAYI YAPAMAZ YAPACAKLARI ANAYASA BİZİ İFADE EDEMEZ
Onun için buradan açık ve net, anayasa konusunda sadece bu kadar otorite ve saygın hukukçuların olduğu yerde şunu söylüyoruz, o büyük usta ne diyor, “sana düşman bana düşman, düşünen insana düşman”  Cumhuriyet ve Atatürk bizim vaz geçilmezimizdir, bunlar Cumhuriyete ve Atatürk’e düşman. Şimdi Cumhuriyete ve Atatürk’e düşman olanlar bir siyasi iradenin ya da bir parlamento yapısını siz, halkçı çağdaş devrimci sizleri ifade edecek bir anayasa yapabileceğine inanıyor musunuz? Onun için bizim çok güzel bir sözümüz var, “eğri yaydan doğru ok çıkmaz”. Onun için bunlar bu anayasayı, yeni anayasayı yapamaz. Bunların yapacağı anayasa da bizi ifade eden bir anayasa olamaz.
Ayrıca burada ülkemizin içinde bulunduğu geleceği için demokratik kitle örgütleri, kitle örgütleri bizle bu işin dereleri çayları ve ırmaklarıyız. Ama nihayetinde bir havuz, göl, okyanus ve denize ihtiyacımız var. Bu gün, dün kuruluş yıldönümünü kutladığımız bağımsızlığımızla Cumhuriyetimizin kararlarının alındığı o saygın mecliste bu günkü tabloyu değiştirmediğiniz sürece o yetkiyi ve o gücü orada demokratik yollarda elde edemediğimiz sürece bu ülkede biz bu sorunları, bu acıları yaşamaya devam edeceğiz. Onun da bir tek yolu var, Bu kadar yoksulluğun, bu kadar işsizliğin, bu kadar sefaletin eşitsizliğin olduğu bir yerde eğer bu insanlar, bu ülkeyi 14 yıl tek başına yönetiyorsa hepimiz aynanın karşısına geçeceğiz, oturacağız, şapkamızı önümüze koyacağız, bir sorgulamayı yapacağız. (Alkışla). Bu sorgulamadan çıkaracağımız sonuç, tabi ki siyasal partilerdir, o parlamentoda olmanın yolu bize siyasal partilerin bize ihtiyacı var. Çünkü onların varlığını besleyen kanallar o dereler ve çaylar o okyanusa ne kadar hızlı akarsa, ne kadar çok akarsa oradaki iktidar koşulları da o kadar kolay olur. Onların bu toplumun taleplerine sorunlarına içinden geçtiği sürede çözüm üretmeleri onların görevidir. Ama bizim de bu parlamenter sistem içerisinde bu gerçeği görüp siyasal yapıların daha saygın daha güçlü, daha etkili olması için de yurttaş olarak görevlerimizi yapmamız gerekir.
Geçmişte ülkemizde birçok çağdaş toplumlarda demokratik kitle örgütleri kitle örgütleri elbette bir baskı unsurudur. Elbette onların o toplumlardaki ifadeleri talepleri siyasal iktidarlar tarafından dikkate alınır. Ama bizim ülkemizde bunu düşünmek, görmek mümkün değildir. Onun için buradan diyoruz ki, gün ortak sorunları yaşayan ortak kaygıları ve geleceğe ilişkin ortak umutları taşıyan adı ne olursa olsun, bu ülkede kurumların çok daha fazla yan yana, omuz omuza bir araya gelmelidir.
Biz bir emek örgütü olarak birleşik kamu örgütü olarak bedeli ne olursa olsun, o büyük devrimcinin bize göstermiş olduğu ışıklı yoldan yürümeye kararlıyız, ant içtik ve bu zor ama onurlu mücadelede yola devem eden bütün yoldaşlarımıza da yolunuz açık olsun diyorum”.

Anayasa Tuzağı Terör ve Türkiye Paneli (5) - Cevat Kulaksız

MHP ESKİ DEVLET BAKANLARINDAN MİLLETVEKİLİ FARUK BAL ŞU KONUŞMAYI YAPTI:
“-Dün TBMM açılış yıldönümü olan ve kayıtsız şartsız egemenliğini Türk hâkimiyetini bir Kurtuluş Savaşıyla elde eden bayramımızı kutladık. Tekrar kutlu olsun, Türk milletine hayırlı uğurlu olsun. Ancak, sizin çok iyi bildiğiniz parantezciler İstiklal Harbinin başlangıcı olan, ilk adım olan 19 Mayıs’ın kutlanmasını, 23 Nisan’ın kutlanmasını ve Cumhuriyetin ilanı olan 29 Ekim’in kutlanmasını açılan parantezin kapatılması felsefesindekiler örselemişler, küçültmüşler, aşağılamışlardı. Oysa çöken Osmanlı İmparatorluğunun külleri üzerinden yeni bir devlet yaratan bu uğurda bir Kurtuluş Savaşı veren ve modern çağdaş devleti insanlık âlemine armağan eden Rahmetli hepimizin hürmetle, saygıyla duayla yâd ettiğimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs’ı geleceğimizin teminatı olan Türk Gençliğine armağan etmiştir.
23 Nisan’ı da geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza armağan etmiştir ve 29 Ekim’i geleceğimizin teminatı olan Türk Milletine armağan etmiştir ve bu anlayışla kutlanılması gerekir. Mesele felsefe meselesi. Bu felsefe parantez kapatma düşüncesiyle birlikte Kuvaayi Milliye ruhiyle mücadele meselesidir. Mesele kurulmuş olan TC devletinin ve onun siyasi felsefesiyle yıpratma meselesidir. Dolayısıyla da anayasa bu perspektif içerisinde bakmamız gerekmektedir.
Biz anayasa yapmada dünyanın en mahir ve en çok anayasa yapan ve hatta yaptığı anayasalarda en fazla değişiklik yapan ülkesiyiz ve milletiyiz ve yine biz Türk milleti olarak anayasa yaparken en ağır bedelleri ödemiş olan bir milletin evlatlarıyız.

1876 ANAYASASI İLE OSMANLI YIKILDI 1920 ANAYASASI İLE CUMHURİYET KURULDU
1876 Anayasası ile Türk Milleti 600 çadırla kurmuş olduğu Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın çöküşüne şahitlik etmiştir. Bir anlamda 1876 Anayasası ekalliyetlere muhtariyet adı altında Osmanlı İmparatorluğunun 1876 dan 1920 ye kadar 46 yılda çöküşünün işaretidir. Bu çöküşten “hattı müdafaa yoktur sattı Müdafaa vardır, bu satıh bütün vatandır”, düsturuyla Kuvaayyi  milliye ruhunu yaratan ve “milletin geleceğini ancak kendisi karar verir” düşüncesiyle Kurtuluş Savaşı yaparak bir başka anayasaya ulaşmışız, o anayasa da 1920 anayasasıdır. Yani 76 Anayasasıyla bir imparatorluk kaybetmişiz, bir başka anayasayı kurabilmek için ise, bir Kurtuluş Savaşı vermişiz. Dünyada başka bir millet yoktur. Böyle bir bedeli ödemiş başka bir millet yoktur.
1924 Anayasası ile yeni kurulmuş çağdaş devletin siyasi rejimini Cumhuriyet olarak ilan etmişiz VE dünyaya bunu böyle kabul ettirmişiz. Ondan sonraki iki anayasamız ise, darbe ve üç tane muhtırayı ile de 71 muhtırayı, 28 Şubat muhtırası ve 7 Nisan muhtırası ile kesintilere uğramış veya bu muhtıralardan sonra Anayasamızda önemli değişiklikler yapmışız.

YENİ ANAYASA İLE AKP NİN ORAGANİK LİDERİ YASAMA, YÜRÜTME VE YARGIYA HÂKİM OLMAK İSTEMEKTEDİR.
Şimdi geldik “parantez” adı altında, “parantez kapatma” adı altında yeni bir felsefe Kuvaayyi Milliye ruhuyla kurulan bu milletin yeni bir hesaplaşma düzeniyle, tabir yerindeyse, yeni bir tüze ile karşı karşıyayız. Burada pek çok konu konuşulabilir ben, duygularınıza ve aklınıza, pek çok yerde karşılığını bulamayabileceğiniz bilgiler ile sizlere hitap etmek istiyoruz.
Bu anayasa temel nokta yargının bağımsızlığı, temel hak ve hürriyetler, devletin çağdaş yönetim ile organlarının yetkilerinin paylaştırılması vs bunların hepsinde anlaşılabilir, ortak bir akıl temin edilebilir. Ortak akıl temin edemediğimiz üç tane nokta vardır. Bir tanesi, devletin hükümet sistemi olarak başkanlık sistemi olarak külliyen karşıyız. Başkanlık sistemi bu kitapta yazıldığı üzere AKP nin mevcut organik liderinin yargıya, yasamaya ve yürütmeye tek başına hâkim olduğu bir sistemdir. Bu 2012 yılında AKP nin Anayasa uzlaşma komisyonuna sunmuş olduğu başkanlık sisteminin özetidir. Ayrıntılarını arzu eden arkadaşlar olursa teferruatını kendileriyle paylaşırım.
Ama anlaşamayacağımız iki nokta ise, Anayasadaki Türklük kelimesidir. Türk dediğimiz anlatımın çok değişik tarifleri vardır. Bu tarihleri siyasi olarak doğrulanabileceği en doğru, en mantıklı en akli en bilimsel tanımı ise binlerce yıldan oluşmuş olan tür, kültür ve medeniyetler niyetine aidiyet duygusudur. Bu Türk, kültür ve medeniyet aidiyet duygusu nasıl ete kemiğe bürünerek tabii içerisinde Kuvaayyi Milliye ruhunu doğurarak bir TC devleti kurabilmiş ve bu devletin yaşadığı sorunlar içerinde ise nasıl insanları bağrına basabilmiş, kavrayabilmiştir. Osmanlı 1876 Anayasasıyla birlikte çöküşe geçtikten sonra Balkanlarda komitacılar Rusya’nın İngiltere’nin ve diğer küresel güçlerin tahrikiyle, teşvikiyle isyanlar yapmışlar ve oraya 300 küsur yıl fetihlerle gitmiş olan Osmanlının asli unsuru Türk milleti 44 yıl içerisinde beş buçuk milyon nüfusla birlikte Anadolu’ya göçe zorlanmıştır. Bu göçen insanlar eğer bu mensubiyet, yani Türk kültür ve medeniyetine mensup olmamış olsa idi, bulundukları yerlerde kurulacak olan devletlere biat ederdi, terk olmazdı, gayet de rahat ederlerdi. Ancak bu kültür ve medeniyet şuuru onları ait olduğu topraklara göndermiştir, Anadolu’ya sığınmışlardır.
Kafkaslarda 93 Harbiyle birlikte ortaya çıkan vahim Rus Çarı’nın vahşeti karşısında yüzlerce, binlerce, milyonlarca Kafkas kökenli insanımız bu kültür ve medeniyetin ürünü olarak Anadolu’ya sığınmışlardır. Uzatmayayım son zamana gelelim.
Saddam zulmünden Irak’ta yaşayan Kürt kardeşlerimiz zehirlenecek kimyevi maddelerle karşı karşıya kaldıklarından bombayla,  ateşle karşı karşıya kaldıklarından sığına bilecekleri yer olarak bu kültür ve medeniyetin beşiği olan Anadolu’ya geliyorlardı.
Şimdi Suriye’de olan hadiselere baktığımızda bu insanlar da sığınabilecek yer olarak Türk kültür ve medeniyetinin beşiği olarak Anadolu’ya gelmişlerdi. Şimdi Güneydoğu Anadolu Bölgemizde milli hâkimiyeti ortadan kaldırarak PKK ya pay çıkarmaya çalışan zihniyet terör örgütünün zulmü ile Yüksekova’ya, Nusaybin’e, Şırnak’a duçar olmuş terör örgütünden muzdarip olan vatandaşlarımız onlara destek vermemiş, yine devletinin yanında yer almış bu gün Batı illerimize doğru göçüp gelmekteler.
İşte Türk dediğimiz kavram anayasa hukuk açısından eğer bu kavram çıkarıldığı takdirde bu kültür ve medeniyetin bu coğrafyada yaşama şansı kalmayacaktı. Dolayısıyla bu kültür ve medeniyete hepimizin sahip çıkması ve Anayasada Türk kelimesinin mutlaka ve muhakkak bırakmamız gerekmektedir. Bunun matematiksel verilerini başka yerde bulamazsınız demiştim, sizlerle paylaşmak istiyorum.
Haçlı seferlerinden başlayarak bu coğrafyayı Türk Kültür ve medeniyetinden arındırıp Orta Asya’ya göndermek isteyen çok paye planlar olmuştur. Bu planlar çerçevesinde bura ne var ne yok diye arayan çoklar da olmuştur. Ancak aradıkları gerçek, şimdi vereceğim rakamlar ile onları hüsrana uğratmıştır. Osmanlı çökerken son 80 yıl Ruslar Osmanlı’nın beşiği olan Anadolu coğrafyasında inceleme yaparlar. Bunu 1927 yılına Albokin istatistikleri olarak yayınlarlar. Bu istatistiklere göre Anadolu insanının yüzde 85 i kendini Türk olarak beyan ediyor. Yine Amerikan ve Hıristiyanlığı mezheplerinin misyonerlerinin Anadolu coğrafyası içinde yaptıkları incelemeler ve bazı konsoloslukların, bunların, ayrıntılarını vermiyorum kısa olsun diye, aynı rakama ulaşmaktalar. Osmanlı Eşair Müdürüyeti diye Kaydını kuydunu tutan bir kurumu vardır. Oranın elde etmiş olduğu verilen aynı rakamı doğrulamaktadır. Ama son zamanlara gelelim. 1927 yılından 1965 yılına kadar Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) her beş yılda bir yaptığı adam ile gören nüfus sayımında aynı rakam ortaya çıkmaktadır.
Biraz da Batı’ya dönelim. Batıda yürüyen Yüri Bien Barometre adı altında anket düzenlenmiş; bu anketin düzenlendiği tarih 2005 yıldır. 2005 yılında bu coğrafyada yaşayan insanların yüzde 85 bulunduğu konuma göre kendini Türk olarak tanımlamakta. Yine 2001 yılında Amerikan teknolojik data kurumuna yapmış olduğu araştırmada aynı rakam ortaya çıkmaktadır. Hacettepe Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi gibi üniversitelerin Konda gibi Sesa gibi Odak gibi araştırma şirketlerinin 99 ve 2000 yıllarında yaptıkları araştırmalarda da aynı rakam ortaya çıkmaktadır. Bütün bunların hepsini toparladığımızda muhteşem Türk, Kürt ve Türk medeniyetleri dediğimiz Türk Milletinin özü olarak tanımlanan bu muhteşem varlık parantezci felsefik olarak Kuvaayyi Milliye düşmanı ve parantezi kapatma kararlılığı olanlar tarafından sıradanlaştırılmaktadır. Sayılırken, Cumhurbaşkanından, Başbakandan bakanlarına TV ekranlarında gördüğünüz analiz, stratejist gibi unvanlarla algı yaratmaya çalışanların kullandığı tabir şudur, Türk, Kürt, Çerkez, çeçen, Abaza diye saymaktadır.
Bunların hepisi bu kültür ve medeniyetin muhteşem olmasını ortaya koyan mükemmel düzlemdir. Ama asli unsur ana unsur çatı Türk Kültür ve medeniyetidir. İşte anayasadan çıkarılması istenen budur. Bu çıktığı takdirde TC devleti ne Cumhuriyetiyle, ne milletiyle gelecek onlarca yıllık tarihi süreç içerisinde bu coğrafyada barınamayacak bir noktaya gelecektir. Türkçeyle ilgili kısmı bu vesileyle uyarıldığım için atlamak istiyorum. Ama son bir cümle olarak şairin dediği gibi Türk Milleti özyurdunda öz vatanında garip ve parya haline getilmiştir. Kuvaayyi Milliye ruhunu doğuranlardan olan AKP ifadesiyle bu memleket sahipsiz kalmayacaktır çünkü biz sahip olacağız, bu vatan batmayacaktır, “ne mutlu Türküm” diyene.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget