Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (6) - Cevat Kulaksız

Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (6) - Cevat Kulaksız Ülkemizi, geri kalmış bir Ortadoğu ülkesi haline getirecek olan bu “yeni anayasa” girişimine “hayır” diyelim.

Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (6) - Cevat Kulaksız [pslide] [item url=" http://haberguncel.blogspot.com.tr/2016/04/anayasa-tuzagi-teror-ve-turkiye-paneli-cevat-kulaksiz.html" src=" https://4.bp.blogspot.com/-VSkz4_eiKnM/Vx-0K7Cjx0I/AAAAAAAAFPg/7zaocCgx9XIN9WyN53W4jDpfIMS-wm3MwCLcB/s640/Anayasa-Tuzagi-Paneli.JPG " title="Anayasa Tuzağı, Terör Ve Türkiye Paneli - Cevat Kulaksız"]Konuşma Metinleri uzun olduğundan ve okunmasının zor olacağını düşünerek her konuşmacının metnini bölümler halinde vereceğiz; bu bölümde ADD Genel Başkanı Tensel Çölaşan’ın konuşmasını veriyoruz.[/item] [item url=" http://haberguncel.blogspot.com.tr/2016/04/anayasa-tuzagi-teror-ve-turkiye-paneli-2.html " src=" https://3.bp.blogspot.com/-hEGxRDYf_NY/VyEV09CkdvI/AAAAAAAAFQA/KhOOhS6Wl4kex3OK_L5XZXtMmbEnsXrmwCLcB/s640/Anayasa-Tuzagi-paneli.JPG " title="Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (2) - Cevat Kulaksız"]Bu bölümde iki konuşmacıya yer verdik.Ergün Atalay (Türk-İş Genel Başkanı)ve Türk Hukuk Kurumunun Genel Başkanı Sabih Kanadoğlu’nun konuşmaları[/item] [item url=" http://haberguncel.blogspot.com.tr/2016/04/anayasa-tuzagi-teror-ve-turkiye-paneli-3.html " src=" https://4.bp.blogspot.com/-FpuSoVd8xCw/VyJj5OSvhdI/AAAAAAAAFQc/Qg_FNKlwg8wUj5VfgfukvE1_tby85XsKACLcB/s640/Anayasa-Tuzagi-paneli.JPG " title="Anayasa Tuzağı, Terör Ve Türkiye Paneli (3) - Cevat Kulaksız"] Bu bölümde CHP Başkan yardımcısı Bülent Tezcan yer verdik.[/item] [item url=" http://haberguncel.blogspot.com.tr/2016/04/anayasa-tuzagi-teror-ve-turkiye-paneli-4.html " src=" https://3.bp.blogspot.com/-FSsuXQLk3mw/VyPAKe4u2XI/AAAAAAAAFQ0/R5nUpFbRQdgUoZTuXxkbEA8V8RoetHV3ACLcB/s640/Anayasa-Tuzagi-paneli.JPG " title="Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (4) - Cevat Kulaksız"]Bu bölümde İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan ile ÇYDD nin Genel Başkan Yardımcısı Nihal Kızıl’ın konuşmasına yer vereceğiz. [/item] [item url=" http://haberguncel.blogspot.com.tr/2016/05/anayasa-tuzagi-teror-ve-turkiye-paneli-5.html " src=" https://2.bp.blogspot.com/-DBKScmrIh_s/VyZRyNBcxmI/AAAAAAAAFRk/_oMYfHMYrgcAbCEGRvi2-YgEAqGeQOdggCLcB/s640/Anayasa-Tuzagi-Paneli-5.JPG " title="Anayasa Tuzağı Terör ve Türkiye Paneli (5) - Cevat Kulaksız"]Bu 5. Bölümde önce Birleşik Kamu İş Bnl. Bşkanı Hasan Kütük, sonra MHP li Faruk Bal’ın konuşmalarına yer vereceğiz. [/item] [/pslide]

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinden olarak, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) destek ve yönetiminde 24 Nisan 2016 günü Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Anayasa Tuzağı, Terör ve Türkiye” konulu panel düzenlendi.
Panelden önce, etkinliklere katılmak için yurdun her yanından otobüslerle gelen binlerce kişiler ile Ankara’daki çeşitli sivil dernek mensupları Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) toplanarak Tandoğan (Anadolu) Meydanından Anıtkabire yürüdüler. Sonra da binlerce Atatürkçü Nazım Hikmet Merkezine geldiler.
Binlerce kişinin doldurduğu Ankara’nın en büyük salonundaki panele, çok değerli siyasetçi, sendikacı, hukukçular konuşmacı olarak katıldılar.(Giden sayımızda adlarını ve görevlerini vermiştik).
AKP-RTE iktidarının planlı bir şekilde “yeni anayasa” adı altında anayasayı laik özünden ayrı olarak dinsel düşünceye dayanan bir anayasa yapma hazırlığı sırasında, bu konuşmaların yararlı olacağını düşünerek, tüm konuşmacıların konuşmalarının metinlerini çözerek okuyucuya sunmayı düşündük.
Metnin uzun olacağı ve okunmasının zor olacağını düşünerek her konuşmacının metnini bölümler halinde vereceğiz. Bu bölümde iki konuşmacıya yer verdik,

 DİNCİ ANAYASAYA HAYIR
Ülkemizi, geri kalmış bir Ortadoğu ülkesi haline getirecek olan bu “yeni anayasa” girişimine  “hayır” diyelim.
Ülkemizi laik TC ni güya yöneten gerici iktidar, devletin her kademesinde ulusal bayramlarımızı yasaklayarak, ulusal değerlerimizi dinsel devlet yapılanmasına doğru sürükleyerek gerici bir anayasa yapma çabasında olan AKP-RTE iktidarına karşı okuyucumuzu, yurttaşlarımızı daha duyarlı olmasını sağlamak ve gerçekleri görmelerine yardımcı olmak için bu değerli hatiplerin uyarıcı konuşmalarına yer veriyoruz. Konuşmaları yazıya dökmek ne kadar zor olduğunu sanırım bilirsiniz, ama biz üşenmeden, yılmadan bu değerli konuşmaları size sunmayı görev bildik. Çünkü ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemeçlerini yaşamakta. Hepimiz, ülkemizin yararı için iktidarın yapmaya çalıştığı kumpasla dolu gerici anayasaya karşı “hayır” diyerek direnmeliyiz.
“Dindar Anayasa”  isteyen 14 yıldır AKP-RTE iktidarında hiç siyaset yapmamış Meclis Başkanı İsmail Kahraman neden “seçmece”  Meclise başkan seçildiğini düşünebiliyor musunuz?  Gençliği demokratik parti ve kuruluşlarla mücadele etmiş, 1967 de Milli Türk Talebe Birliği Başkanı olmuş, türbana geçit vermeyen üniversite yönetimini protesto için 68 günlük işgal ve boykot eylemi yapmış, TİP’in “diriliş” mitinglerine karşı “şahlanış” mitingleri düzenlemiş (bu olaylarda iki devrimci ölmüştü) daha nice gerici eylemlerin başını çekmiş, elinde “devrimci kanı” oluşmuş kişi özellikle seçilerek Meclis Başkanı yapılmıştır. Devlet Bahçeli ve MHP de bu seçilişe çanak tutmuştu. Laiklik, devrimcilik karşıtı nice eylemlere katılmış, Merhum İmran Öktem’in cenaze namazını bile engellemeye çalışmış, mazisi karışık Kahraman, çizgisini koruyarak, “yeni anayasa dindar bir anayasa olmalı;  laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır” diyerek, aslına mayasına dönmüştür. Laikliği koruyacağına dair ant içerek başkan olan İsmail Kahraman, yürürlükteki anayasaya karşı suç oluşturan çıkışıyla pek çok kişi tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur. Sahiden Yargıtay Başsavcısı acaba bu duruma ne der? Görevini yapmalıdır.
Yoksa bu gerici anayasa kabul edilirse, ülkemiz dinci, gerici bir Ortadoğu ülkesi olacaktır. O nedenle ülkemizin geleceği için bu konularda daha duyarlı olmalıyız.
Gerici AKP-RTE  iktidarı, iktidarda kaldıkça, dincilik politikasını iyice yoğunlaştırmaya devam ederken, dinci anayasa istemek, 1919 sınraki Cumhuriyet tarihini tanımamak gibi, geri düşüncenin zirvesine tırmanmaya başladı.
Bu 6. Bölümde CHP eski milletvekili Uluç Gürkan ile İstanbul Barosu Genel Sekreteri Hüseyin Özbek’in konuşmalarını sunuyoruz.

Anayasa Tuzağı Terör Ve Türkiye Paneli (6) - Cevat Kulaksız

PANELDE ESKİ POLİTİKACI ULUÇ GÜRKAN’IN KONUŞMASI
“- Türk Ulusu bir yenilgi, çöküntü ortamında 19 Mayıs 1919, 23 Nisan 1920 ve 29 Ekim 1923 te gerçekleştirdikleriyle yeni ve çağdaş geleceğe doğmuştur. Atatürk ve arkadaşları o günlerde bir yandan kurtuluş mücadelemizi örgütlerken, bir yandan da ülkemizin 600 yıllık hukuk, siyaset ve egemenlik kavramlarıyla kurumlarını çağdaşlaştırmıştır.
Bu süreçte egemenlik gökyüzünden yeryüzüne indirilmiştir. Toplumun yönetim gücünün kaynağı kimi doğaüstü güç ve de sömürü vasfı olarak kullanılan saltanat, hilafet gibi kurumlar yerine doğrudan ulusa indirgemiştir. Böylece Türkiye Kurtuluş Savaşıyla birlikte ülke işgal altında iken demokrasiye adım atmıştır. Bu adımla Osmanlının düzeninin kulları yurttaş kimliğini kazanmış ve özgür bireylere dönüşmüştür. Bu tarihte eşi görülmedik bir başarıdır. Bu başarının ardındaki temel etken, Atatürk’ün Kurutuluş Savaşı’nı başlatırken ulusal iradeyi demokratik bir süreç içinde harekete geçirmesi ve 23 Nisan 1920 günü Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisinde bu süreci perçinlemiş olmasıdır.
Türkiye’nin kuruluş ve kurtuluşunda gerçekleşen bütün siyasi oluşumların temelinde bu ilke egemenliğin kayıtsız ve şartsız ulusa ait olması ilkesi vardır. Askeri zaferler de, Cumhuriyetin ilanı da, demokrasinin benimsenmesi de kalkınmanın gerçekleşmesi de hep bu ilkenin sonucudur.
Bu bağlamıyla TBMM bir askeri zaferin ürünü değildir. Tam tersine askeri zafer BMM inin eseridir. BMM den önce Türkiye’de ne bir devlet, ne bir cumhuriyet ne de bir ordu vardır. Devleti de Cumhuriyeti de orduyu da TBMM kurmuştur.
Bu olay özellikle önemlidir, kimi ülkelerde savaşlar ve ayaklanmalar, şiddet eylemleri veya siyasal bunalımlar, bazen demokrasiyi askıya almak, parlamentoyu kapatmak veya parlamentonun yetkilerini yürütme organına devretmek için gerekçe olarak kullanılır. Türkiye’de Türkiye’nin kuruluşunda bunun tam tersi olmuştur. Bu günde Atatürk’ten rövanşı almak, onun “en büyük eserim” dediği laik ve demokratik düzenini daha İslami bir yapısıyla değiştirmek isteyenler bir yandan yeni anayasa” bir kampanya yürütürken bir yandan da 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi ulusal bayramlarımıza, kutlamalarına engel olmaya çalışmaktadırlar. Ama hiç kimsenin kuşkusu olmasın ulusal irademizi aşamayacaklardır.
Atatürk’ün sözleriyle “ulusal egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taçlar, tahtlar batar, yok olur”. ADD öncülüğünde bu sabah gerçekleştirdiğimiz teröre karşı ulusal birlik yürüyüşümüz ve bu salondaki, iki saati aşkın süreye rağmen, sönmeyen ateşiniz Atatürk’ün bu tespitini doğrulamaktadır ve bütün Türkiye’ye de örnek olması gerekir. Bu anlayışla ulusal bayramlarımızı sadece geçmişe saygı anlayışı ile değil, aynı zamanda geleceğe dönük bir umut olarak da algılamak durumundayız. Anadolu’ya çıkış gençliğe TBMM nin kuruluş gününde çocuklara adayan Atatürk bu iki ulusal bayramın yalnız geçmişe dönük bir saygı anlayışı ile değil, geleceğe yönelik bir umut biçiminde de kutlanmasını ve yalnız anılarda değil, yeni yetişecek kuşakların bilinçlerinde de yaşamasını istemiştir. Altını çizmek istiyorum, sadece büyük bir lider geleceği küçük kalplere emanet eder. (Alkışlar). “Bu bağlamda 23 Nisan’ı kimileri gözlerini kapatmaya, gözlerini kapatsalar da hem ulusal egemenlik, hem de çocuk bayramı olarak bütün dünya çocuklarıyla birlikte kutlayabilmek olmakla, böylesi bir anlayışı da dünyada ilk kez Türkiye’de resmiyet kazandırmış olmakla haklı olarak övünüyoruz ve gurur duyuyoruz. 19 Mayıs, 23 Nisan ve 29 Ekim ruhunun bize yüklediği görev Türkiye’yi Atatürk’ün açtığı yolda güçlendirmektir. Bunun en temel koşulu ise çocuklarımızın ve gençlerimizin yetişmesinde ve eğitiminde demokrasiye ve laikliğe öncelikle yer vermektir. Onun için aydınlık bir gelecek için onlara kurabilmektir. Eğer çocuklarımızın gençlerimizin geleceği aydınlık değilese ülkemizin geleceği de aydınlık olamaz. İşte önümüzde yıkılmayan, yıkılmaz bütün kanıyla canıyla ayakta duran TC; laik ve demokratik yapısıyla geleceğe ışık tutan bir aydınlanma ve çağdaş tasarım olarak gündemimizdedir.  Sadece Türkiye’de de değil. Atatürk’ün oluşturduğu bir Türkiye modeli 21. Yüzyılda bizi barışa götürecek en gerçekçi proje olarak dünyanın da gündemindedir. İslam dünyasını kan gölüne çeviren etnik ve dini cemaat temelli uygarlıklar çatışmasını önleyecek çatışmayı barış içinde çağdaş uygarlık yarışına dönüştürebilecek dünyadaki en etkin proje Atatürk’ün gerçekleştirdiği 1923 Türk Devrimidir. 21. Yüzyılda demokratik barış Türkiye’nin bu günkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak biçimlenecektir. Eğer Türkiye kendisini laik ve demokratik bir ülke olarak tanımlar ve çağdaş uygarlığın tam parçası olabilirse hem kendi içinde barışa ulaşabilecek hem de dünya barışına öncülük edecektir.
1789 Fransız Devriminin halkları Hıristiyan olan Batı dünyasının demokratik geçme sürecindeki anlamı, önemi etkisi her ne olduysa 1923 Kemalist Devriminin Türk Devriminin İslam Coğrafyasının demokratikleşme açılımındaki etkisi de aynı ölçüde olmalıdır. Eğer bunu gerçekleştirirsek kimsenin dünya genelinde sadece Türkiye’de değil, kuşkusuz olmasın, Türkiye sadece kendi içinde cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmayacak aynı zamanda dünyayı da değiştirecektir, Atatürk’ün “ yurtta sulh, dünyada sulh” şıarı 21. Yüzyıla damgasını vuracaktır. (Alkışlar).

İSTANBUL BAROSU GENEL SEKRETERİ HÜSEYİN ÖZBEK DE ŞU KONUŞMAYI YAPTI
-Biz avukatlar müvekkillerimizin yani halkımızın adına hak arama mücadelesini veririz. Bizi vekil edenlerin adına hukuk adamlarından, hâkimlerden, savcılardan taleplerde bulunuruz. Ben şu anda sözlerime başlarken önce bir vekâlet görevimi yerine getirmek istiyorum. Bana verilen bir vekâletin, bana verilen sorumluluğu yerine getirmek istiyorum. Hepimizin yakından tanıdığı, kamuoyunun yakından tanıdığı ve yakınlık duyduğun Baro Başkanımız Ümit Kocasakal’ın sevgilerini, saygılarını sizlere iletiyorum. (Alkışlar). Bu vekâlet görevimi yaptıktan sonra asaleten konuşmama başlamak istiyorum.  Genellikle zamana dikkat ederim, şekli olarak on dakika, fiili olarak herhalde 30 dakika konuşmamı tamamlarım (Salondan gülüşmeler) .
Milli Mücadelenin kalbi Ankara’dayız. Burası, Milli Mücadele’nin sürdüğü dönemde Türk milletinin kolektif  mücadelesinin, Milli Mücadele’nin kalbi. Ama aynı zamanda Şark Milletlerinin, Doğu Milletlerinin, mazlum milletlerinin emperyalizm tarafından sürüngen, talan edilen coğrafyalarına mensup milletlerin de gözü, kulağı, kalbi buradaydı. Ankara yalnızca Türk Milletinin başkenti değildir; bu anlamda mazlum milletlerin başkentidir ve emperyalizme başkaldırışın kutsal kentidir. 27 Aralık 1919 23 Nisan 1920 Heyeti Temsiliye Reisi yaver kordonlarını çıkarmış, çok sevdiği askerlik mesleğinden istifa etmek zorunda kalmış, ordulara komuta etmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın mağlup edilmeyen muzaffer komutanı Ankara’ya 27 Aralık’ta soğuk bir kış günü geldiğinde 22 bin nüfuslu Ankara’lı mahşeri  bir kalabalıkla arkadaşlarıyla, kolordu komutanıyla ve 700 kişilik seğmen alayıyla karşılar. Artık remi üniforması olmayan paşa yaverleri, paşa nişanları çıkmış Sivas’tan Ankara’ya intikal eden bir Heyeti Temsiliye reisi. Neden millet mahşeri kalabalıkla bir sivili karşılar. Üstelik İstanbul  hükümetinin o zamanki meşru görülen ama gayrimeşru işler yapan bir İstanbul  hükümetinin, padişahın Halife Sultanın bütün talimatlarına rağmen, tutuklanma talimatlarına  derdest edilip İstanbul’a gönderilmesi  posta edilmesi talimatlarına rağmen bir kolordu komutanı bir bir vali niçin karşıladığı Heyeti Temsiliye reisini, dernek başkanını Mustafa Kemal’in şahsında Milli kurtuluş önderini buldukları için.
Mustafa Kemal’in şahsında bu milletin kurtuluş reçetesini, kurutuluş kimliğinin isyan simgesini isyan öderini buldukları için.
Ankara bu gün aynı ruhu taşımaktadır. Bu gün bu salona Türkiye’nin dört bir tarafından Milli Mücadele ruhunun temsilcileri, Müdafaai Hukuk geleneğinin temsilcileri 96 yıl sonra aynı ruhu, aynı heyecanı aynı şevki taşıyan meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin Atatürkçü Düşünce Derneklerinin yöneticileri ve mensuplarının aynı ruhu aynı amaçla Kuvaayyi Milliyeciler bir araya gelmişse karamsar olmaya hiç gerek yoktur. (Alkışlar) “  23 Nisan 1920 16 Mart 1920 İstanbul’da emperyalist İngiliz Silahlı Kuvvetleri Osmanlı parlamentosunu basar, Fındıklı’daki Osmanlı Parlamentosunu Meclisi Mebusanı basar, ordan bazı milletvekilleri dipcikle derdest edilir, gözaltına alınır ve Meclis birkaç gün sonra kapanır. Faaliyetine son verir. Dünyaya medeniyet ve demokrasi dersi veren medeni kimlikle ama emperyalist şeklindeki devletin silahlı gücü Türk Devletinin başkentini basmıştır, yetmemiştir parlamentosunu basmıştır, yetmemiştir dipncikle bazı milletvekillerini gözaltına almıştır, Bekirağa Bölüğü, ardından da Malta sömürgesi  olan.

GAZİ MECLİS, GAZİ KOMUTAN BAŞKA HİÇ BİR PARLAMENTODA YOKTUR
O meclisten kurtulabilenler kendisini fesih eden Vahdettin’in de kapattığı faaliyetine son verdiği o Meclisten kurtulabilen, kaçabilen, Milli Mücadelenin gerçek merkezini algılayan milletvekilleriyle 18 Marttan sonra, 1920 23 Nisan’ına kadar bir ay bir hafta var. Bu millet bir ay, bir haftada yeni seçimler yapmıştır. Milletvekilleri seçmiştir. Milli Mücadeleyi yaşatacak yürütecek bir milli mücadelenin meşruiyet organı olacak yasama meclisinin Ankara’da devam mucizesini göstermişti, bu millet. Biz o geleneğin temsilcileri isek, o geleneğin takipçisi isek “Gazi Meclis” adı verilen Meclisi de “Gazi” kendisi de “Gazi” adını taşıyan dünyada başka parlamento yoktur. Başka Millet Meclisi yoktur.
Böyle bir meclis geleneğinde şu anda “Gazi Meclisin kürsüsünden etnik talepler dile geliyorsa, Mustafa Kemal Paşa’nın ve Milli Mücadeledeki önder kadronun idam hükmünü veren, hüküm vermiş fetva vermiş utanmazlar İslam’ın temsilcileri meclis kürsüsünden kutsanıyorsa, iadei  itiar taleplerinde bulunuyorsa, milli mücadeleye karşı ihanet yarışı içinde öne geçmiş olan lanetli isimlerin gazi meclis çatısı altında onurlarının iade edilmesi adlarının sosyal mekanlara verilmesi talepleri dile getiriliyorsa kuşkusuz bunları düşünmek, iyice düşünmek lazım. Ama asla karamsarlığa kapılmamak lazım. Milli Mücadeleye Kuvaayyimilliye karşı Kuvaayyi  İnzibatiye’nin yanında yer almış, İngiliz Mühipleri Cemiyeti’nin yanında yer almış,  Börekçizade Rıfat Efendi gibi onurlu vatansever din adamlarının değil, İskilip’li Atıf’ın, Dürrizade Abdullahların, Mustafa Sabrilerin, şeyhulislamların  Atatürk ve silah arkadaşlarının idamına şerran hüccet eden, fetva veren kişilerin isimleriyle simgeleri  sosyal mekanlara belediye tesislerine veriliyorsa, demek ki örtülü sinsi bir şekilde 96 yıl sonra Kuvaayyi  İnzibatiye bazı mevzi başarılar kazanmış haberimiz yok ve Gazi  Meclisten  manevi temsilcileri, Anzavur’un manevi temsilcileri, Kürdistan Teali Cemiyeti yani Kürdistan Yükselme Cemiyetinin bu günkü mirasçıları taleplerde bulunuyorsa, TC Devletinin üniter yapısına, ulus devlet yapısına, Türk Milletinin bölünmez bütünlüğüne, siyasi sınırlarının değişmezliğine karşı pervasızca, şirretçe, şımarıkça taleplerde bulunuyorsa, o kimlere 1920 lerde bozguna uğrayan ardına bakmadan geri kaçan Anzavur artıklarının, Kuvaayi İnzibatiye artıklarının manevi mirasçıları bu gün şımarıkça küstahça, Atatürk’le, Cumhuriyetle alay ederek  özgüven hissediyorlarsa kendilerini iyi düşünmek gerekir, ama asla karamsar olmamak gerekir.
Mesele anayasa konusunda yeni, çağdaş, modern darbelere geçit vermeyecek artık yeter sivil bir Anayasa talep edebilir. Sivil söylemli bir sömürge hukukunun br baldıran zehirini Türk miletine, Hacıbekir lokumu gibi içirilmek istenirse Türk milleti bunu yemeyecektir.(Alkışlar)
Türkiye tek kapıdan,  tekli mülkiyetten müşterek mülkiyete zorlanıyor. Türk Milletinin kolektif ama tekli tapusu iştirak halinde müşterek halinde mülkiyete dönüşmek paylaşma çıkıyor. Deniyor ki, Türk milletini bu şekilde ifade ediyorlar, “yav tapu senin bu tapunun yüzde ellisi benim olsun. Tek tapu ½  ½ olsun siyasal Kürtçülükle son söylemle yapılan makyaj budur. Fransız, kansız Türkiye dayatmaktır. Türkiye Edirne’den Van’a kadar,  Sinop’tan Antalya’ya kadar monoblok, yekpare her bir cm karesi şehit kanlarıyla sulanmış hukuksal bir coğrafyadan asla vaz geçmeyecektir. (Alkışlar).
29 Ekim 1923 Milli yazılımdır; milli sermayesi olan, milli ordusu olan, milli iradesi olan, milli burjuvazisi  olan, milli ülküsü olan bir yazılımdır 29 Ekim 1923, Türk Devletinin kuruluşudur.    Çünkü bunun dışında başka coğrafyada yaşanamaz mümkün değildir. Şu anda Türkiye’nin bu yazılımına, bu milli yazılımına herkesin saldırısı var;   bir korsan saldırı var,  milli yazılımı gayri milli yazılıma çevirmek için milli değerleri gayri milliye dönüştürmek için, (algılanamadı) Türk Milletinin Ortadoğu’da gördüğümüz gibi bir etnik kavganın mezbahasına  dönüştürmek için bütün bunlara yol verecek bunların meşruiyet dayanağı olacak bir sömürge hukuku metni, bir ayrışma hukuku  metnini sivil antimiliterler darbelere karşıymış gibi anayasa yutturmacısıyla Türk milletinin önü kapanmak isteniyor. Korkunç bir propaganda var, korkunç bir kampanya var. Hangi kanalı açarsanız açın yönünü Moskova’ya  Pekin’e, Arnvutluğa-Tiran’a seccadeyi çevirmiş günde beş vakit namaz kıldığı oaralara secde eden kimilerinin, nasıl ki Sovyet sistemi çöktüğü anda seccadeyi Brüksel’e çevrilmişse, kim sömürgen Müslümanlığı seccadeyi  ta Pensilvanya’ya çevirmişse, Londra’ya çevirmişse, Berlin’e  çevirmişse, Paris’e çevirmişse gayri milli bir yazılım, gayri milli bir hukuk nedeni 99 lu tesbih imamesi düşmüş 99 luk tesbih gibi Türk milletini dağılıma yöneltecek ayrışma ve sömürme hukuku metni Hacıbekir lokumu gibi yutturulmak istenmetedir.
Kürdistan Teali Cemiyetini bu günkü manevi  mrasçıları, İngiliz Dostları Cemiyetinin bu günkü manevi mirasçıları  İslam Yükselme Cemiyetinin Milli Mücadele düşmanı, İslam Yükseltme Cemiyetinin bu günkü mirasçıları bilsinler ki Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm mirasçıları, Gazi Meclisin mirasçıları Müdafai hukuk ve Milli Mücadelenin mirasçıları bu oyunu bozacaktır. Türk milleti ayrışmayı kabul etmeyecektir. Türk Milleti övünülecek bir vatanda başı dik olarak yaşama iradesini 23 Nisan 1920 de ortaya koymuştu zaten, 29 Ekim 1923 te de bu perçinlemiştir.
Ben bundan sonra bu tür toplantılarda terminolojik olarak bile yeni anayasadaki “yeni” sözcük kullanılmamsını talep ediyorum ve öneriyorum. Verilmek istenen bu ayrışma metni bu sömürge hukuku olamaz, pespayenin pespaye, müsveddenin müsveddesidir”.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget