Makaleler "Sağlık"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Sağlıkta Şiddet ve Nedenleri
Şiddet, yetersiz kimsenin son barınağıdır.
İssak Asimov
CanavarIarIa kavga eden dikkatli oImaIıdır. Çünkü kendisi bir canavar olacaktır.
Friedrich Nietzsche
Dünyada sadece iki kuvvet vardır. Biri kıIıç, diğeri düşünce. Uzun vade de kılıç her zaman düşünce tarafından fethedilecektir.  
NapoIeon Bonaparte
Ulusal Eğitim Derneği’nin her cumartesi günleri düzenlemiş olduğu eğitim ve kültür konferanslarından bir başkası “Sağlıkta Şiddet” konusu 27 Ekim 2018 günü yapıldı.
Derneğin konferans salonundaki etkinlikte konu hakkında konuşmacı olarak A. Ü. Tıp Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık (1)açıklamalarda bulundu, etkinliği dernek üyeleri, öğretmen ve akademisyenlerden oluşan kişiler izlediler.
Biz de, doktorlara saldırıların, ölümlerin olduğu, sağlık giderlerinin kısılmaya başlandığı ve de ameliyat araç gereçlerinin bile zorlukla alındığı günümüzde, bu sorunları dile getiren uzman bir tıp adamının açıklamalarını sizlere sunmak istedik.
Prof. Ahmet Saltık, “Sağlıkta Şiddet” konusundaki sunumunda şu açıklamalarda bulundu:
Sağlıkta Şiddet ve Nedenleri
“- Şiddet ne demektir, diye değişik kaynaklara baktığımızda, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel, ruhsal, toplumsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu davranışların işlevlerin tümü, olarak tanımlayabiliriz.
Literatürde yazında hemen hemen şiddetin bütününü kapsayacak anlamlı tanımlar yok, bir bölümüyle eksik. Şiddet toplu özneler tarafından da yaşanabilir. Bakıyorsunuz, sosyal boyutu yok, bedensel boyutu bakımından zarar görülecek deniliyor. Ama insanlar sosyal bakımdan travma (vuruk) veriyorlar.
Bir başka tanım da, şiddet yakıp yok eden saldırgan davranışları içeren kaba güç ve beden gücünü kötüye kullanmayı, bireye veya topluma zarar veren eylemleri, taşlı, sopalı silahlı saldırıları ve benzeri birçok ilişki etkileşme biçimindeki aşırı duygu durumunu durumunun psikiyatrik olarak duygu durumunu mut onu tarif ediyor. Bu yaklaşımları içinde barındıran saldırgan bir davranış biçimi olarak görülüyor.
Bir başka tanım da, genel anlamda öfke, kaygı duygularının değişik boyutlarıyla dışavurumu oluyor. Fiziksel boyutta değil, sosyal şiddet var, psikolojik şiddet var, hata ve şiddetten kaynaklanan istismar var. Negatif yönleriyle bunlar, bir pozitif şiddet ve davranış göstererek başkasına zarar vermek bir de, yapmanız gerekeni yapmayarak, atıl kalarak pasif kalarak, edilgin kalarak zara vermek var. Çocuk ihmali örneğin, istismarları gibi, eşlerin birbirini ihmali gibi, dernek yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ihmali gibi, uzatılabilir.
Günümüzün önemli toplumsal sorunlarından biri durumuna geldi. Tanımın da genişlemesiyle birlikte toplumsal duyarlılık da arttı.
Günümüzün en temel kaynaklarından bir ekonomik şiddet; İnsanları yoksullaştırma “ekonomik krizle bize yaşatıldığı gibi” yüzde birinin bunalımını yüzde 99 un üstüne yıkan, toplumun ezici bir çoğunluğunu yoksullaştıran inanılmaz bir kitlesel şiddet, 80 milyon insanın üstüne yıkan politika kurumunun, siyaset kurumunun uyguladığı acımasız bir vahşeti örüyoruz. Okul şiddeti, gençlik şiddeti, kadına yönelik şiddet gibi başka türev alanları da var.
Saldırganlık ve şiddet kavramları genellikle eş anlamlı gibi kullanılıyor ama gerçekte eş anlamlı değiller. Arlarında bir fark var daha doğrusu, şiddet saldırganlığın nefret ve düşmanlık gibi duygu durumlarının daha da etkinlik kazandığı yoğunlaşmış bir biçimi olarak gibi tanımlanabilir.
Dünya Sağlık Örgütü bu bağlamda bir rapor yayınladı, “şiddet ve sağlık raporu” diye. Yaklaşık 15 yıl oluyor yayınlanalı, çok yeni değil. Buradaki tanıma göre şiddet Dünya Sağlık Örgütünün çok sayıda uzmanının değişik dallardaki daha geçerli olacak haliyle. Gücün ya da kuvvetin tehdit yoluyla ya da, gerçekte fiziksel darp, ölüm psikolojik zarar gelişme engeli ya da yoksulluğa mahrum bırakılmaya olasılıkla ya da gerçekleşen, gerçekleşmiş olması şart değil. Yoksul bırakacak şekilde bir kişiye, küme ya da topluma tek tek bireysel insanlara tekil insanlara değil.  İnsan topluluklarına, bütün Türkiye toplumuna halkın yüzde 99 una dayatılan bir yoksullaştırma diye terörü şiddetin de ötesinde belki istendik biçimde kullanılması bu araçların yöntemlerin tasarlanmış,  bilinçli kurgulu biçimde uygulanması olarak tanımlanıyor, Dünya sağlık örgütü tarafından.
Şiddet içerikli davranışlar neler olabilir?
Şiddet davranışları, itmek, vurmak, yaralamak, yaralamaya çalışmak, kavga etmek, hayvanlara yönelik acımasızca davranışlar, eşyaya dönük kamu malına dönük, yangın çıkarma girişimi, orman yangınları, eşyalara dönük davranışların tümü, öbürleri de fiziksel şiddet, duygusal şiddet, ret etme, aşağılama, yoksun bırakma, yıldırma, bobing  (yıldırı veya yıldırma), umursamama, davranış bozukluklarına göz yumma, bunlar arasında da en şiddetlisi yok sayma, bir insanı görmezden gelme tümüyle yok sayma. Halk arasındaki deyimiyle “insan yerine koymama” insan şiddetinin en ağırı olarak görülüyor. Sözel şiddet laf atma, sözlerle incitme; cinsel şiddet ne yazık ki son derece acı, hepimizi kahreden utanç veren bir boyutuyla, bırakın bir yaşı, birkaç aylık bebeklere dek inebilen cinsel saldırı örneklerini gördük.
Kızından yedi çocuk yaptı. Dünyada da var, Avustralya’da bir acı örnek yaşandı, bir baba kızıyla yaşadığı evin bodrumunda seks kölesine dönüştürerek kendi kızını 27 yıl boyunca cinsel istismar yapıyor, yedi çocukları oldu babalarından, kendi kızından yedi çocuğu oldu. Olay 20-30 yıl sonra ortaya çıktı. Avustralyalılar ne yapacaklarını bilemediler. O binayı betonlarla doldurdular gömdüler o travmayı aşmak için, toplum olarak büyük çaba gösterdiler.
Ekonomik şiddet: Günümüzün Post modern şiddet alanlarından biri bu, evsiz bırakmak, evsiz bırakmak insanları, adaletsiz vergi rejimleri uygulamak, örneğin KDV gibi, ÖTV gibi gelir dağılımını bu yolla çok bozmak, vergi oranlarını yüksek tutup enflasyon yaratmak gibi insanları bunaltma yaratmak; genel anlamda, pahalılaştırmak, yoksulluğu gidermeye dönük olarak adil toplumsal politikaların olmayışı, bunların dışlanması dahası sanki yoksullukla savaşılıyormuş gibi görülmesi herhalde başka bir şiddet alanı olsa gerek.
Şiddete karşı tek başına olamıyoruz, dolayısıyla bir dayanışma göstermek, birlikte davranmak gibi bir sorumluluğumuz var. Bu TTB nin geliştirdiği bir konsept, meslektaşlarımız öbür sağlık çalışanlarımız yalnız kalmasın diye büyük tabip odaları özellikle şiddet hattı telefonu açtılar, salt bu alana özgü. Mutlaka ulaşılabilecek şekilde örnek tutuluyor, nerede ise o telefonu, haftanın her günü bir yönetim kurulu yerine alıyor ve 24 saat açık tutarak bir başvuru olduğunda çünkü hemen yardım etmezseniz bir anlamı yok, acil bir durum hemen insanların yardım alması gerek.
Geçtiğimiz hafta, 11- 17 diydi galiba o günlerde Kuğulu Parkta hekim arkadaşlar topluca İstanbul’da Türkiye’de bakın, Mardin’de Türkiye’nin her yerinde görülen fotoğraflar bunlar. Ankara’da Kuğulu Park’ta bir hafta boyunca akşam saatlerinde şiddete son verilmesine dönük olarak hekim arkadaşlarımız etkinlikler yaptılar. Başka sağlık çalışanları da buna katkıda bulundu, sosyal emekçileri gibi, radyoloji emekçileri gibi, eczacılar, diş hekimleri gibi. Beyaz önlüklerle ellerinde beyaz önlüklerle sessiz eylemler yaptılar buna son versin diye, çünkü son sekiz on yılda kabaca sağlık çalışanlarına dönük saldırı olarak 68 bini geçti, 68 bini geçen kayda geçen olaylar bunlar. Bir bölümü de kayda girmemiş olabilir. Başvurmamış olabilir, insanlar çekinebilir, ürkebilir gibi sıkıntılarımız var.
Şimdi Dünya Sağlık Örgütü’nün bir raporuna biraz bakalım, Dünya Şiddet ve Sağlık Üzerine” diye. Dünya Sağlık Örgütü birinci sağlık ve şiddet raporunu 3 Ekim 2002 de yayınlamış, 16 yıl oluyor bu ilk raporu, o zaman bu 30 toplumsal organizasyonları toplum içi, sivil toplum kuruluşlarını, politika geliştirdiklerini ve bu rapordaki politikaları tartışmaya açtıklarını görüyoruz, dolayısıyla bir gündem oluşmuş görünüyor. Birtakım çözüm önerilerini davet ettiği uygulanmasını istediği uygulamaların yaşama geçtiğini görüyoruz. Yüksek Komisyon insan hakları ile örneğinin Afrika’da kurulduğunu görmekteyiz. Rapor böyle devam ediyor. Ve görsel durum şiddet raporunda, şiddetin önlenmesiyle ilgili yeni bir rapor var 33 ülkeden alındığı belirtilmekte. Kişiler arasındaki şiddete çocuğun kötü davranışlarla karşılaşmasına, gençlerin şiddete uğramasına, yakın arkadaşlık içinde olan insanların, diyelim eşlerin çok yakın arkadaşların cinsel partrnertlerin ortakların birbirlerine dönük seksüel dinsel şiddetleri ve bir de yaşlıların istismarı raporda söz konusu. Şöyle çağırıldığı zaman geliyor, vaylıns şiddet karşılığı Dünya Sağlık Örgütünün vebilden ya da Googulddan çağırılabilir bu da oldukça önemli bir rapor dendi.
Doktor Öldürülmeleri AKP Döneminde Başladı
Türkiye’de 2003 ten bu yana öldürülen hekimler veya ağır iş yükü uğradıkları travma, zorlanma çeşitli şiddet türleri karşısında baş edemeyip intihar edenler var. Düşününüz ki bir hekimde intihar etmek gibi durumda kalabiliyor, kurtaramıyor kendisini çıkamıyor. Çok seyrek de olsa pskiyatristlerin dahi intihar ettiğini biliyoruz.
Ben Türkiye’den bir kadın hocamızın yakın yıllarda 10-15 yıl önce intiharını acıyla anımsıyorum. Bu öyle kolay kolay baş edebilecek iş değil. Onca donanımlı bir psikiyatri profesörü dahi derdine çare bulamıyor ise, bunu çok ciddiye almak gerekir ilk adımda paylaşmak, başına gelen sıkıntıyı insanların, paylaşmaya teşvik etmek yönlendirmek. En yakın dostuna sorunu açmasını sağlamak, ideal olan profesyonel yardım istemesi tabi, en azından bir meslektaşından yardım istemesi.
Eğer profesyonel yardım istemeyip de kendine yakın eşine çok yakın arkadaşına, eşine çocuğuna aştığı takdirde de ciddiye almak arkadaşını, bunu ciddiye almak ve profesyonel yardıma yönlendirmek gerçeğe çalışmak gerekiyor. Şiddete uğrayan insanların kendine içine kapanma, yalıtma kendini ilişkilerden, üretiminin azalması, hobilerden çekilmesi, örtük ya da açık depresyon bulguları göstermesinin de ciddiye alınması gerekir. Açık depresyon bulguları herkes aşağı yukarı biliyor, yemeden içmeden kesilmeden uykusuzluğa kadar, günlük beklenen, zevk aldığı hobilerinden vaz geçmesine kadar gider. Direk ağırlaşan biçimde sorumluluklarını yerine getirmeme, geç gitme gibi ağırlaşan bir tablo, bunlara dikkat etmek lazım, yani daha yalın bir deyimle birbirimizin üstünde dikkatli sakınan özenli bir gözün olması,  bilinçli bakmak birbirimize. İyi miyiz, bir sorun yaşıyor muyuz diye, bunu takıntı haline getirerek değil de özenli bir bakışla.
Öldürülen ve intihar eden doktorlar
Sağlıkta Şiddet ve Nedenleri
Göksel Kalaycı hoca İstanbul Tıp Fakültesinde göğüs cerrahıydı, cerrahdı kendi alanında. Akciğer nakillerine öncülük yapmıştı, Türkiye’de. Benim öğrenciliğimde de, uzman bir ağabeyimizdi, bundan da bir şey öğrendik Göksel Kalaycı hocamızı fakültenin bahçesinde bir hasta yakını Çapa’da, ne yazık ki aramızdan kopardı.
Ali Menekşe’yi 2008 de yitirdik. Ersin Aslan yine bir göğüs cerrahıydı, Gazianatep’de 14-15 yaşları arasında bir genç, 80 li yaşlarda dedesinin ameliyatından sonra uzunca bir döner bıçağıyla Ali Ersin’i rahmetlinin soyunma odasına girerek arkadan o bıçakla saldırıyı yaptı. Dedesinin ölümüyle ondan kalan gelirden yoksun kaldığını düşünüyor idi o delikanlı. Bu yüzden öfkesini çaresizliğini, eğer psiko dinamiğine girersek uzun boylu girmeye zamanımız yok ama oradaki çaresizliğini isyanını bu şekilde dışa vurdu.
Devleti var eden insanlardır
Dolayısıyla sorun o kadar sık boyutlu ki, bir kere insanları köşeye kıstırmama, çaresiz bırakmamak, sosyal yardımlarla dayanışmayla devletin temel sorumluluklarını yerine getirdiği şirket gibi yönetilmediği devletin devlet olduğu kamusal sorumluluklarını hatırladığı Fransız literatüründen geldiği gibi “garson devlet” dediğimiz halka hizmet için kurulmuşsun, esprisi budur, devletin adamlar devletin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi boza pişirsen diye kurmamıştır. Devleti var eden insanlardır, dolayısıyla asıl olan birincil olan insanlardır. Kutsal devlet devletin bekası gibi kavramların faşizm ideolojilerde öne çıkartıldığını biliyoruz. Aslolan insandır, insanlar devletin gereğinde kurar da, yapar da, yıkar da, Türkiye’de bu topraklarda olduğu gibi, kaç kez yıkıldı kaç kez kuruldu. Biz kurdu sonuçta ama biz insanlar bu topraklardan yok edilmiş olsaydık yeni bir devlet kurulamayacaktı belki.
AKP Döneminde 13 Doktor Öldürüldü veya intihar etti.
Melike, intihar etti bu kız asistandı. Ağır iş yükü nöbetler, o kadar ağır ki, bir gün sabah başlıyorsunuz nöbete öbür gün sabaha kadar 24 saat nöbettesiniz, ondan sonra o günü akşamı ediyorsunuz. 32 saat 33 saat, sonra bir gün eve gidiyorsunuz, tekrar geliyorsunuz bu şekilde. Gün aşırı nöbet, ilk gün asistan klinik dallarda gün aşırı nöbet tutar. Buna can dayanmaz.
Kamil Kurtun arkadaşımızı Samsun’da aramızdan kopardılar.
Abdullah sanıyorum Diyarbakır’daydı. Ayşenur genç bir arkadaşımızdı aramızdan koparıldı, Hüseyin öyle. Sait öyle, Engin öyle, Ceyda arkadaşımız öyle bu öğrenciydi, bu kızımız da tıp eğitimi sırasında gördüğü bir takım şiddetle sanıyorum, aramızdan ayrıldı ve son olarak da İstanbul’daki psikiyatrist arkadaşımız Fikret Hacı Osman geçtiğimiz ay bunlar aramızdan koparıldı. Bunlar kimler bunlardan başkası çalışanları da var.
Türkiye’mizde yaklaşık sağlık çalışanı sayısı 900  yüz binin üstünde, hekimler bunların yaklaşık 160 bini dolayında. Biz daha çok hekimlere dönük olanı konuşuyoruz ama beşte biri (1/5) sağlık çalışanın neredeyse. Elimde net bireyler olmamakla birlikte Türkiye’nin sağlık çalışanlarının şiddete yönelik önemli bir bölümü Hekimlere yöneliyor. Sağlık çalışanlarına da var, ama şiddetin daha ziyade hekimlere yönelik olduğunu görüyoruz.
Türk Tabipleri Birliği sürekli örgütümüz olarak çaba harcıyor bu sorunun çözümü için. Tıp Dünyası diye bir dergimiz var onun Eylül-Ekim sayısında şiddete ayrıldı. Türk Tabipler Birliğinin Web sayfasından org. tr erişebilirsiniz. Şiddetle ilgili kapsamlı bir dosya görmekteyiz 2 Ekim günü en son psikiyatris arkadaşımızın öldürülmesinden sonra çok kapsamlı etkinlikler yapıldı. Son beş altı yerdi sekiz yıldır ha bire sağlığa, önlenmesine dönük bir yasal düzenleme yapılması için uğraşıyoruz. Hep gelen sağlık bakanlarıyla konuşuyoruz, yeni raporlar veriyoruz kendilerine, yasa taslakları veriyoruz. Fakat bu güne kadar gerçekleşmedi bu güne kadar, böyle bir istek.
Sadece yasal düzenleme sorun çözmez
Kuşkusuz yasal düzenleme tek başına sorunu çözecek değildir, çünkü sorun çok boyutludur, ancak bir bölümü olabilir. Ne olabilir, yasal düzenlemeye dönük. Onun şekillerini de hazırladık arkadaşlarımızla birlikte. Bir kararlılık bildirgesi yayınladık, Fikret Hacı Osman’ın ölümü son olsun, diye Türkiye’de yahut öldürülmesi demek daha doğru olur, ölmeye. Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı kabul edilmesi için beyaz nöbet tutma çağrısı da yapıldı. Ne olabilir, caydırıcı olabilir, en azından karşılaşabileceğimiz. Yaptırımı bilirse, bağırırım, çağırırım kaşını gözünü açarım, ondan sonra ilk mahkemede tutuksuz yargılanırım, serbest bırakılırım, olduğundan hukuk felsefesinin temel ilkesidir, göstereceğiniz sergileyeceğinizin karşısında ne göreceğinizi bilirseniz bir ölçüde caydırıcı olur. Onun için bir bu önerildi.
Doktorlar halkın düşmanı değildir.
Bir de, biz hekimler, sağlık çalışanları ve hastalarımız birbirimize rakip değiliz, yumuşatıcı, insancıl, kucaklayıcı mesajlar vermeye çalışıyoruz. Şiddet içermeyen nitelikli bir sağlık hizmetinin eşit iki tarafıyız. Güzel halkımız biz sizin düşmanınız değiliz. Sizin karşınızda sizi hedef alacağınız insanlar biz değiliz. Türkiye’de 2003 den beri Türkiye’nin dayatılan şiddet size dayatılan piyasacı sağlık politikalarıdır. 2003 de Türkiye’miz sağlıkta dönüşüm adlı bir politikaya bir imza koydu. Daha doğrusu, bu politikalar izlensin diye siyasal kadrolar göreve getirildiler. Göreve getirilmelerindeki beklentilerden biri de buydu, “sağlıkta dönüşüm”. Adı, kökü dışarıda ne yerli, ne milli, iktidarın söylediği gibi biz yerliyiz, milliyiz” diyorlar ya, üstelik büyük afra tafrayla bunu söylüyorlar. Yalnızca onlar “yerli ve milli”, onlar çok yerli ve milli, o kadar yerli ve milli ki, daha ötesi yok, filan. Oysa durum tam tersi, 90 küsur ülkede uygulandı bu plan denilen şey, Dünya Bankası, IMF, AB ABD nin ortak uygulaması. Somut örnekleri en son şehir hastaneleriyle görüyoruz. Şehir hastaneleri bu benim hülyam diyor Erdoğan, yankı engel oldu kaç kez onları düzeltiler. Fakat bu gerçek hata, bu şehir hastaneleri bir talan, dolayısıyla kendi halkını talan eden politikaları şiddetin doruğunda bir örnek olarak paylaşılması gerekir. Düşününüz ki, şehir hastaneleriyle o ülkenin kaynaklarını insanların primlerini, vergilerini yerli ve yabancı sermayenin kasalarına aktaracaksınız. Bundan daha büyük şiddet nasıl hayal edilebilir, talan için bilemiyorum.
Hastanelerin ödeneğini kısarak, keserek sağlıkçılara bir şiddet uygulanıyor
Dolayısıyla Ankara’da, Ordu’da ve Gazi Hastanesinde yayınlanan yazılar ortada; artık başhekimlikler ameliyatlar için, sağlık hizmetleri için gerekli araç gereci, malzemeyi alamıyorlar. Sosyal Güvenlik Kurumu son yedi sekiz yıldır fiyatlarında güncelleme yapmadı.
Doğalgaz, elektrik otomatik yüzde 10 yüzde on on geliyor, dev adımlarla geliyor üstümüze. Erdoğan nasıl açıklamıştı bir konuşmasında, “bize bağlı değil, hükümetin dışında piyasalara bağlı” demişti. Peki SGK nun geri ödemeleri veri alımlarında benim hastanede dediğim bir sünnet yapıldı. Buna SGK 50 lira geri ödüyorsa, bu parayı elli lira olarak tuttuysa ben o 50 liranın içine bir üniversite tıp fakültesi hastanesinde nasıl sığacağım. Hijyen standartlarıyla bir yandan öğrencileri alacağım, onlar da görecek öğrencilere giysiler giydireceğim, eldivenler giydireceğim en üst standartlarında yapacağım üniversite hastanelerinde, bunlar reel maliyetler, gerçek maliyetler değil SGK de yedi sekiz yıldır böyle niçin, dönmüyor çünkü Türkiye’de insanların dedikleri primlerle, artı vergilerle, dönmüyor. Bu finansal rejimle Türkiye bir deli gömleği Batı’dan giydiriliyor ödeyemiyoruz. Şu anda SGK nın açığı 30 milyar TL ilk 9 ayda 30 milyar. Bu öngörülen bütçeye yaklaşık 63 milyar, neredeyse açıktan SGK nın açıkları kurumlara dönük ödemeleri hem geç yaptığı hem gerçek karşılıklarla yapmadığı için biz sağlık hizmetleri verirken son derece ilgili sıkıntılar yaşıyoruz.
Benim fakültem de Ankara Tıp da birkaç ay sonra Gazi Tıp gibi olabilir. Yani aramızda birkaç ay fark olabilir. Hepimiz aşağı yukarı aynı durumlardayız. Bu bir şiddet, bu bizim üzerimizde bir şiddet.

Sağlıkta Şiddet ve Nedenleri
Eğer birtakım önemli ağır ameliyatları maliyeti yüksek diye yapamayacak isek tıp eğitimi de bundan zarar görür. Öğrenciler de o ameliyatları görmemiş olurlar. O teknikleri, uygulamaları görmemiş olurlar. Sistem aynı şekilde o ameliyatları, o tedavileri tanımadan, örneğin bir kalp pili takmadan olayı düşünebilir misiniz, yapmadan kardiyolog olsun, insan. Bunun gibi ortak istemimiz dolayısıyla sağlık ortamında şiddeti kaldırmak için yan yana duralım. Sizi ve bizi karşı karşıya getiren düşmanlaştıran politikalar aslında çirkin siyasetin piyasacı özelleştirmeci siyasetin ta kendisidir. Eğer bunu birlikte görürsek kol kola girersek bu sorunları aşma şansımız olanağımız çok büyüyecek. Bütün derdimiz bunu halkımıza anlatabilmek.
Ben 40 yılı geçen bir hekimim, buna karşılık fakültemde sağlık hizmeti alırken ben de önemli kısıtlarla karşılaşıyorum artık. Ben normal insandan daha çekinik tutarak istememek, talep etmemek için içerden biri olarak, durumu bilen biri olarak daha da sınırlıyorum kendimi. Dolayısıyla bu da dolaylı örtük bir şiddet, birçok ilacımızı şunu bunu daha dün eşime reçete yazdım, gitti kadın kendi parasıyla aldı. Kullanamıyoruz, kullanmamak durumunda kalıyoruz.
Bir meslektaşımız Başkent Üniversitesinden Doktor Tuğba Acar çocuk cerrahı, yenilerde doçent oldu. Haftalık düzenli yazılar yazıyor, topluma karşı sorumluluk hissediyor.
1-Acil başvurularda muayene ücreti alınmıyor, acillere kişisel katkı payı alınmıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık kişi başına sekiz buçuk dolayında muayene düşüyor. Bir kişi ortalama sekiz dokuz kez hekime başvuruyor. Türkiye’de nüfus seksek (80) çarpın dokuzla 720 milyon hekim hasta buluşması oluyor, muayene oluyor. Bu çok yüksek bir rakam, Batı ülkelerinde böyle yüksek rakamlar görünmüyoruz. Bu 720 milyon, yaklaşık muayenenin yüz yüz on milyonu, neredeyse yedide biri (1/7) acillere yapılan başvurular. Türkiye bir yılda kendi nüfusundan fazla başvuran bir ülke haline geldi. Acile başvurarak SSK nın öngördüğü katkı paylarını muayene paylarını vermemek için. İnsan biliyor, acil değil hafif bir ateşi var, boğazı kızarmış, beklemek de istemiyor, akşam işten mesaiden çıkmış, hem acil işini görecek evine gidecek veya başka yere gidecek, böyle b ir gerilim, böyle bir beklenti içinde. Ama siz bir tarafta gerçekten acil bir hastayla uğraşıyorsunuz, ağızdan ağza soluk alışverişi yapıyorsunuz, solunum desteği yapıyorsunuz, kalp masajı yapıyorsunuz, monitörden hastanın yaşamasal verilerini izliyorsunuz. Öbür tarafta da homurtular duyuyorsunuz, dışarıda gerginlik içinde, ne yapacak acildeki hekim arkadaş. Gerçek acil hastalar gerçekten hak ettikleri ilgiyi bakımı göremez duruma düşüyorlar.
2- Elimiz ayağımız bir pabuca giriyor derler, gibi, bu işin bu tarafı. Acaba hekim arkadaşların hiç hataları yok mu sağlık çalışanlar da hata yapabilir kuşkusuz. Hiçbir zaman sağlık çalışanları tümüyle masum demek mümkün değil, bizim meslektaşlarımız arasında da hatalı olanlar vardır, yanlış davranalar, sabırsız davrananlar olabiliyor. Bu nedenle de son yıllarda örneğin benim fakültemde tıp öğrenciler daha birinci sınıftan başlayarak iletişim becerileri dersleri koyduk. Öfkeli gergin bir insanla iletişimi nasıl ileteceksiniz gibi yarıyıl değil, iki yarıyıl, neredeyse bu becerileri uygulamalı olarak öğreniyoruz, çok önem veriyoruz.
Örneğin Nazım Bey hekimi çıldırtacak davranışlar için olan bir hasta rolüyle geliyor, onu oyalıyor, eğitilmiş hastalarını senaryolarını oturuyoruz, yazıyoruz, bir takım insanlar eski tiyatro sanatçıları gelip o rolü oynuyor.
Nerede idare edebilecek biçimde nereden geldiği biçiminde ince iletişim becerileri geliştirme, gerilimi düşürme, karşı tarafın öfkesini anlama gibi bu eğitimleri vermeye çalışıyoruz.
Burada Dr. Tuğba Acar’ın yazısını okudu.
Sinan Hoca şu anda Ankara Türk Tabipler Birliği başkanımız. Bir ortopedi el cerrahı uzmanı Ankara Tıp da meslektaşımız yeni geçirdi bu temmuz ayında, geçen yönetim kurulunda da vardı. Halef olmayacağız diyen Tabipler Kurulu üyelerinden on birini hapse attılar, hepsini. Sinan Hoca da birkaç gün hapiste kaldı. Sağlık çalışanlarında şiddetin artığı Türkiye’de Sinan Hoca, kayıtlara göre 30 sağlık çalışanı şiddete uğruyor” diye bir cümleyle başlıyor, her gün oturduğu yer dolayında. Şiddet olayları her toplumda rastlanıyor ama bu Türkiye’de çok fazla arttı. Örneğin 2005 ten bu yana 8 hekim görev yaptığı hastanelerde öldürüldüler, diye devam ediyor.
Hasta hekim ilişkiler, işletme müşteri ilişkilerine dönüştü. İşte vurucu yer burası, hasta talebiyle, istemleriyle kışkırtıldı. Bizzat Recep Akdağ, eski Sağlık Bakanı, anımsayacaksınız uzun yıllar bakanlık yaptı, Refik Saydam’ın rekorunu kırmaya az kaldı, on yıla yakın bakanlık yaptı. 27 Temmuz 2003 günü Sağlıkta Dönüşümü başlattıktan bir ay sonra Milliyet’te çıkan bir demecinde şunları söyledi: Şimdiki gibi aklımda, o kadar yaraladı ki beni unutamıyorum. “Bundan böyle hastalarımızı müşteri olarak görecek ve memnun edeceğiz”. Cümle böyle. Burada iki dev yanlış var, sorunların temelini atan kaynağını oluşturan; bir tanesi hasta lafıyla başlaması, oysa tıpa ve sağlık hizmetlerinin gerçek öznesi sağlam insanlardır. Tıp ve sağlık hizmetleri gerçekte hastaya değil, sağlama verilir. Bütün gücünüzle toplumun sağlığını korumaya çalışırsınız, belli aralıklarla muayenelere çağırırsınız insanları, bunu kurallaştırırsınız. Yine de hastalıklar ortaya çıkacaktır, önce önleyemezsiniz hepsini. Ama çok azaltmış olursunuz, onlara da erken tanı koymuş olursunuz, periyodik muayenelerle ve erken tanı koyduğunuz a da etkin sağlık veririsiniz.
Meme kanserler, erken tanı koyarsanız yüzde yüz kür sağlayabilirsiniz, geç kalırsanız uğraşın maddi ve manevi. Bunun gibi, bir kere onu yıktı Recep Bey. Çocuk hekimiydi bildiğiniz gibi, çocuk hekimliğinin resmi adı, “Çocuk Sağlığı ve hastalıklarıdır”. Sağlığı lafı vardır orada. İç hastalıkları, kadın hastalıkları hep hastalık odaklıdır. Halk sağlığı, ruh sağlığı içinde çok özel üç alandır, bunlar üçünde de sağlık lafı öncedir. Ruh sağlığı ve hastalıkları, çocuk sağlığı ve hastalıkları, halk sağlığı doğrudan doğruya sağlığı korumayla uğraşan bir alan, benim çalıştığım alan.
Sağlıkta dönüşüm programı sağlıkta koşullarını terk etti diye Sinan Hoca devam ediyor. Dolayısıyla sayın bakanın ikinci lafı hatası insanları müşteri olarak görmesi “memnuniyeti memnun etmek, hastayı müşteri olarak görmek. Yani kimdir müşteri, tanımını yapmak gerekirse istekli olduğu mal ve hizmetin bedelini ödemeye potansiyel olarak hazır insana müşteri denir. Değilse ancak birden bakarsınız müşteri olamazsınız. Aklınızdan bile geçirmezsiniz o da potansiyel müşteri aşamasıdır. “Alıyım şunu” diyerek gerçek müşteri olmaya adım atmışsınızdır, potansiyel müşteri olmuşsunuzdur.
Demek ki korucu sağlık hizmetlerini unutturdu. Hasta odaklı bir sağlık hizmetine hastalıklı bir yapıya dönüştürdü. Memnuniyeti bir ölçü olarak ortaya çıkardı, hasta memnuniyetini, bunda müşteri olmaya bağladı.
Sağlıkta Şiddet ve Nedenleri

Üçüncü yanlış hasta memnuniyetinde. Bir ülkede verilen sağlık hizmetlerinin ilk önemi hasta memnuniyeti ile ölçülemez. Örneğin ben bir öğrencime kızım evladım şu dizim çok ağrıyor, sen şuna bir atroskopi yap, hani boru sokup yapıyorlarmış ya atroskopi diye. Öğrencim de hatıra boğulsa yapsa onu, ben bundan memnun olacağım herhalde. Ama bu bilimsel değil, belki endoskopi, atroskopi yi yapmanın gerekliliği yoktur. Onun için bir ülkede sağlık hizmetlerinin niteliği hasta memnuniyeti ile ölçülemez. Hasta hoşnutluğu çok öznel bir şıktır. Bilimsel olarak ölçülmesi nerede ise olanaksızdır. Peki, neyle ölçülür? O ülkenin sağlık düzeyi göstergeleriyle ölçülür. Doğuştan beklenen yaşam süresi uzamış mıdır; insan ömrü engeli kalmadan ömrünün yüzde kaçını tamamladı; bebek ölümleri anne ölümleri nereye gelmiştir; ruh sağlığı hastalıkları nerededir. Belki de bunlarla ölçülür, bunlar evrensel de değil,
Sağlık kuralları hepsini tanımlamıştır, sağlık düzeyini.
Üç büyük hata bizi oraya getirdi. Bundan sonrasında eğer piyasalaştırma devam ederse, insanların sağlık haklarına erişmek için ceplerinden daha çok para harcama, daha çok araya birtakım insan koyma hatırla gönülle işleri yapma halletmeye dönük sistem devam ederse bu şiddet olaylarının Türk Ceza Yasasında değişiklik yapsanız da, sağlık görevlileri görevinin başında veya görevi başında olmasa da sağlık hizmetinden kaynaklanan dışarıda bir şekilde şiddet gördüğünüzde iki yıldır bunun hapsi deseniz de önünü alamayacaksınız. Ne yazık ki önümüzde olumlu gözükmüyor. Çünkü 2019 bütçesinde sağlık harcamalarından 10-11 milyar kısıntı öngörülüyor. Oysa bunca enflasyonlu baskı, dövizdeki bunca yükselme dolayısıyla birçok tıbbi malzemenin dışalım ithal girdi oluşturduğu ilaçlar öle nedeniyle belki de yüzde yirmi otuz enflasyon düzeyinde devolasyon düzeyinde hatta SGK nu artırmak gerekirken bunda kısıntı olabileceğini hepimiz öngörebiliriz. Yani cebimizden daha çok harcayacağız. Birçok ilacı bulamayacağız. Birçok sağlık hizmeti ötelenecek, ertelenecek şehir hastaneleri de dayatılırsa her şeye karşın dayatılabilir, dayatma niyetindeler, çünkü bilindiği gibi “şehir hastanelerinin finansmanı tümüyle dış krediye dayalı. Tümüyle dış kredi yani borç, “şu hastaneyi yap nereden buluyorsan bul, ben devletim bende para yok, sen bul ben sana kefil olacağım üstelik kur farkı dâhil kefil olacağım, doğan kur farkını da devlet kefildir, yap diye. Bu hastaneyi bitirebilirler, çünkü tepedeki adam narsis kişilikli bir adam (RTE), tıp dilinde psikiyatride DSM 5 dediğimiz psikiyatrik bozuklukları adlandıran, uluslar arası kitapta narsisik kişi bozukluğu diye geçer. Narsislik kilit bozukluğu ama bozukluk, buna çok bozulmuştu Erdoğan o yüzden bir fizik tedavisi uzmanı altı oklu arkadaşımız 11 ay yedi gün hapis cezası aldı. Onun için ben bozukluk lafını pek kullanmıyorum, anlaşılmıyorum.  Narsislik kişilik kolay kolay geri adım atmaz, inadım inat geri dönmezler dolayısıyla Ankara içindeki bunca (2)hastaneyi taşıyacaklar. Tıp fakültelerin de nitelikli iyi, sevimli hizmet vermemesi gerekiyor,  şehir hastanelerine biliyorsunuz  “müşteri” gerek. “Hastanelerin yüzde yetmişi dolacak, dolmazsa en ödeyeceğim”, düşünün halkının sağlığını koruyan, halkın sağlığını yükselten, geliştiren bunların hepsinin literatürde karşılığı var. Sağlığı geliştirme gibi, örneğin insanların ağzında ü-ç çürük varsa bunu ikiye bire indirmek, sağlığı geliştirme gibi. Bunların olmaması lazım ki
Halk bol bol “topal ördek olsun, yediği içtiği, şunu bunu sağlıklı olmasın, hastalansın bu şehir hastanelerine “müşteri” oldun şeklinde. Bizim hastanemize de el koyabilirler, böyle bir niyetleri de var, çünkü biz rekabetçi olmamalıyız hastanelerimiz ile. Oraya akmalı her şey. Zaten Erdoğan söylüyor, bir konuşmasında, “hastanecilik başka bir şey, sağlık başka bir şey” Siz bunu beceremiyorsunuz galiba dünya kadar borcunuz birikmiş, bırakın biz yönetelim, siz orada verirsiniz sağlık hizmetini” demeye getirmişti.
Toparlarsak, bu çerçeveyi kırmamız gerekiyor. Yani insanı müşterileştiren, insanı “sen müşterisin bedelini ödüyorsun, vergini ödüyorsun karşıda hekim, hemşire sanat hizmet etmek zorunda” şeklinde yozlaştıran bir yaklaşımı kırmadıkça biz sorunun içinden çıkamayacağız.
Oysa Türkiye’nin taa 1948 lerde 10 Aralık günü İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine attığı imza var. 10 Aralık da yaklaşıyor, Dünya İnsan Hakları Günü, orada tanınan dört haktan birisi sağlık hakkıdır. Aç almayacak, çıplak kalmayacak, açıkta kalmayacak, doktorsuz kalmayacak. İmza koydunuz, dolayısıyla, mesela şimdi AKP nin yaptığı, siyasal iktidarın yaptığı en çıplak biçimde söylüyorum, sağlık sektörü de dâhil ve başlıca olmak üzere yerli yabancı sermayenin kasalarına halkın sırtından ulusal kayakları aktarma misyonudur. Bu iktidar bunun için göreve getirilmiştir.
Demek ki genel sağlık sigortası açıkça söylersek sizin sağlığınızın sigortası değildir. Nedir peki, sağlık sigortası sermayenin karının sigortasıdır. “Aile hekimliği çağ dışıdır, genel sağlık sigortası bir soygundur, genel hastaneler birer talandır, insanı müşterileştiren bu vahşi kapitalizmin dayatması makro çerçeveyi oluşturuyor. İnsanı tekrar sağlık sigortasının öznesi haline getiriyor, doğuştan onu hak eden bir özne haline getiren yapıya birlikte dönmek zorundayız.
Türk ceza yasasına bir bakın tek madde önerilmişti, şöyle “sağlık kuruluşlarında çalışan personele karşı sağlık hizmeti sunum sırasında veya hizmetler nedeniyle sonradan başka mekânlarda cebir şiddet ve tehdit, şu üçü cebir, şiddet ve tehdit kullanan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır, diye bir öneri var. Bu fiiller sonucu sağlık hizmeti kesintiye uğrarsa ceza yarı oranında artırılır şeklinde söylenmişti ama bu yanlış, küçük bir parçası olacakmış gibi geliyor bana. Hep birlikte gezeceğiz, ağzımız yanımıza alarak, dilimiz kuruyana dek anlatarak. Giderek sağlık hizmetlerine erişim zorlanacak, pahalı ancak, yer yer parasını versek bile kimi ilaçları bırak tıbbi teknik donanımı bunun için ne yapıp edip sağlığımızı korumaya büyük özen gösterin. Nasıl sağlığımızı koruruz diye güncelleyin yakınlarınızın, çocuklarınızın üzerinde gözünüz olsun, sağlık sorunlarını erken fark etmek adına çok gecikmeden böyle tıbbın aldığı bu ağır travmayı iktidarı başından def etse bile ancak bu yaraları sarar. Sararız ama bu topraklarda çok şey yaptık gene yaparız. Büyük bedeller ödeyeceğiz, çok acı çekeceğiz, üstesinden geleceğiz”.
Salondan gelen karşılıklı soru açıklamalarla konuşmalar olgun bir hava içinde sone erdi.

Cevat Kulaksız 


Cevat Kulaksız 

SONNOTLAR
(1) Ahmet Saltık Kimdir:  1953 Elazığ doğumlu, İlk ve Ortaokulu Gaziantep’te okudu Van Lisesi’ni 1971 de bitirdi. NATO bursuyla İngiltere’de dil eğitimi aldı. Aynı yıl H.Ü. Tıp Fakültesine girdi. 1976 da Londra Tıp Fakültesinde staj yaptı, 1977 de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban’da bir yıl Sos. Sigor. Kur. Hekimliği ve yer altı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978 de H. Tıp Fakültesinde Halk Sağlığı dalında uzmanlı eğitimine başladı ve 1981 İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor halk sağlığı uzmanı oldu. 1981-1982 arasında Elazığ lepra (cüzam) Hastanesi başhekimliği yaptı. 1982 de Kocaeli Sağlık Müdür. Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1981-1988 arasında Elazığ’da muayenehane hekimliği, işyeri hekimlikleri yaptı. Yerel Fırat Gazetesi’nde (Elazığ) günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1986 da ABD leri Teksas Halk Sağlığı Fakültesinde okudu 1988 de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalına yardımcı doçent olarak atandı ve bu ana bilim dalını kurdu. 1990 da doçent, 1996 da profesör oldu. Dört yıl Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu üyeliği yaptı. 2004 den bu yana A. Ü. Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim dalı öğretim üyesi olarak çalışıyor. 10 aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi, Eğitim İş, ADD bir de şube başkanlığı var, sonra onursal başkanlığı var şubenin, yine ADD nin genel merkez onur kurulu üyesi, genel merkez yönetim kurulu üyeliği, genel başkan danışmanlığı, genel başkan yardımcılığı, vekilliği görevlerini üstlendi, Ulusal Eğitim Derneğinin de üyesi. Uzmanlık alanında 258 yerli, 47 yabancı bilimsel bildiri, yayın ve kitaplarda makaleleri yayınlandı, yer aldı. 11 tıp dergisinin yayın danışmanlığını yapıyor. Kıbrıs’ta, Almanya’da, Kıbrıs’ta, Avusturya’da, Türkiye’nin her yerinde konferanslarda çoğu görsel olmak üzere 1500 ü aşkın konferans verdi. Radyo TV programlarına katıldı. Ama aynı zamanda Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünü de bitirdi. Sağlık Hukuk alanında Yüksek Lisansı yaptı.
(2)Narsis nedir
Narsisik kişilik bozukluğu hastalarını betimlemek için kullanılan bir sıfattır. Ancak hatalı bir kullanım olsa da bu sıfat halk arasında kendini beğenmiş, egoist bireyler için de kullanılmaktadır.
Narsisizm kelimesinin kökeni Yunan mitolojisine dayanır. Genç Narkissos göle düşen yansımasına bakar ve kendi yansımasına aşık olur.
Narsisizm, psikanalitik teoride yeri olan bir kavramdır, bu teori ise Sigmund Freud tarafından sunularak popülerlik kazanmıştır.
Narsisik kişilik bozukluğu Akıl Hastalıkları kapsamına girmektedir ve megalomani konseptine dayanmaktadır.
Narsisizm ayrıca bir sosyal ve kültürel sorundur. Kendini sevme, kendine karşı sağlıklı ve olumlu hisler beslemenin ya da kendini beğenmişliğin aksine, narsisizm bireyin kendisiyle ve başkalarıyla olan ilişkisini etkileyen bir sorundur. Narsisizm kesinlikle egoizm ile aynı şey değildir.

Doktorlara yapılan saldırılar üstüne
Peş peşe doktorlara saldırıların olduğu şu günlerde, sizlere bu saldırıları hafife alan bir mühendisle bir doktorun, pek de nazik olmayan bir ifade ile g.. tlü mötlü atışmalarını aşağıda size sunmak istedim.
Gerçekten son yıllarda ve yurt genelinde doktorlara karşı ölümlere varan saldırılar olduğu hayretle görülmektedir. Bu saldırılar devam ettiği müddetçe bu çirkin olaylar bizi dünyada küçük düşürür, Türklük imajına zarar verir.
Sistemden gelen sorunlar nedeni ile hastalara karşı doktorlar da güç durumda kalmakta. Bu sıkıntılar hastalara kadar yansıyınca, hastaların tepkilerine yer yer de doktorlara taciz ve saldırılara neden olmakta.  
Öğretmenler Doktor eskiden el üstünde tutulurdu
İrtica, Cumhuriyet tarihi boyunca, öğretmenlere, sonra da doktorlara karşı direnmişler. Ben, bunu şuraya bağlamak istiyorum, şöyle ki. Atatürk zamanında öğretmenler el üstünde tutulurdu; öğretmenler köylere gidip halkı aydınlattıkça, dinsel bağnazlığa karşı çıktıkça, ileri gelen mütegallibe, gericiler öğretmenlere karşı önce dedikodu ile homurdanmaya, “komünist” falan diyerek suçlamaya başlarken, irtica böylece tırmandıkça öğretmenlere karşı saldırılar başladı. Bunu siyasiler, oy umudu ile halka şirin görünmek için kaşıyor, körüklüyorlardı. İşte bu ikilem içinde öğretmenlere saldırıları, öldürülen nice öğretmenleri anımsayınız.
Gelelim doktorlara, bütün doktorlar genel olarak aydın ilerici, genetik biliminden evrimci ve de cana can veren insanlar oldukları için halkımız doktorları el üstünde tutuyordu.
Ne var ki, Türk Tabipler Birliği (TTB), (Türkiye Barolar Birliği (TBB) ile birlikte) yönetimin haksızlıklarına ve hukuksuzluklarına karşı çıkınca, baskıcı bir yönetimle ülkeyi yöneten gerici iktidar, bu karşı çıkışlara, eleştirilere tepki vermeye, TTB eliyle doktorları eleştirmeye başladı. Hele MHP Genel Başkanı Bahçeli de “TTB kapısına kilit vurun gitsin” diyor. Ne ki bu iki demokratik kitle ve meslek örgütünün adından “Türk” sözcüğünü bile çıkarmak istedi. Bütün faşist yönetimler, eleştirilmeye, yönetimlerine karşı gelmeye (protestoya) hiç tahammül edemezler, bir biçimde onları susturmak, sindirmek isterler. Bir doktor kuruluşu olan TTB, siyasiler tarafından kötülenir, dışlanırsa, düşman, öcü gösterilirse saldırılara da maruz kalır kalmakta.
Yönetimin bu iki demokratik kitle örgütüne eleştirileri artan dozda devam ettikçe, bu sinyali alan saldırgan ruhlu yandaşlar da bu iki örgütün üyelerine saldırmaya başladılar.
(Son yıllarda bazı yargılamalarda avukatlara yapılan saldırıları düşünün)
Bu girişten sonra doktorlara saldırılara gelelim. 
Peş peşe doktorlara saldırıların olduğu şu günlerde, sizlere bu saldırıları hafife alan bir mühendisle bir doktorun, pek de nazik olmayan bir ifade ile g.. tlü mötlü atışmalarını aşağıda size sunmak istedim.
Gerçekten son yıllarda ve yurt genelinde doktorlara karşı ölümlere varan saldırılar olduğu hayretle görülmektedir. Bu saldırılar devam ettiği müddetçe bu çirkin olaylar bizi dünyada küçük düşürür, Türklük imajına zarar verir.
Sistemden gelen sorunlar nedeni ile hastalara karşı doktorlar da güç durumda kalmakta. Bu sıkıntılar hastalara kadar yansıyınca, hastaların tepkilerine yer yer de doktorlara taciz ve saldırılara neden olmakta.(1)
 Bu arada muayene için hastanelerde sıra bekleyen vatandaşların psikolojisini düşünün. Bunu birkaç kez duydum.  Muayene için sıra bekleyenler arasında muayene sırası geç gelenlerin, “şimdi doktorlara yapılan saldırıları anlıyor gidiyim” diye söylenenleri duydum. 
(Bazı Yargılamalarda Avukatlara Yapılan Saldırıları Düşünün)
Sağlık Bakanlığı verilerine göre son 6 yılda sağlık çalışanlarına yönelik kayda geçen şiddet vakası sayısı 68. 375... Veriler şiddetin en çok devlet hastanelerinde olduğunu gösteriyor. 2013-2017 arasında devlet hastanelerinde görev yapan 25.481 sağlık çalışanının sözlü ve fiziki saldırıya uğradığı öğrenildi. Türkiye genelindeki devlet hastanelerinde 62 bin 741 doktor, 96 bin 429 hemşire ve bin 493 acil tıp uzmanının görev yaptığı açıklandı. "Bu verilere göre Türkiye genelindeki devlet hastanelerinde görev yapan doktor başına 1.288 hasta düşerken, şiddet vakalarının en çok görüldüğü acil servislerde görev yapan acil tıp uzmanı başına 54.126 hasta düşmektedir" .
Doktora saldırı olayının olduğu, "nüfusu 1. 985.753 olan Şanlıurfa'da Sağlık Bakanlığı verilerine göre 13 devlet hastanesinde toplam 1.233 hekim, 2.130 hemşire, 3.476 yardımcı sağlık personeli ve 35 acil tıp uzmanı görev yapmaktadır. Bu rakamlar göstermektedir ki; Şanlıurda'da doktor başına 1.610, hemşire başına 932, adli tıp uzmanı başına 56.735 hasta düşmektedir."
"Bu zincir sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti yaratmakta ve körüklemekte"(2)
Tabip Odası Başkanı Konuşmak isteyince, Rektör Alanı Terk Etti           
Cumhurbaşkanı gibi Doktor ve TTB örgütünün dışlanmışına bir örnek verelim.
Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde görevli doktor, hemşire ve sağlık çalışanları, hasta yakınının parke taşıyla yaraladığı Doktor Bahaddin Ahmet Yalçın için öğle saatlerinde hastane önünde basın açıklaması için toplanırlar.
Kalabalığın bulunduğu sırada açıklama yapmak isteyen Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı Ömer Melik'in söz almak istemesi üzerine Rektör Prof. Dr Ramazan Taşaltın, "Üniversitemiz adına, sivil toplum kuruluşları adına bu görüşmeyi biz yapıyoruz. Bu arkadaşımızın görüşleri kendilerine ait bizimle ilgili herhangi bir görüşümüz değildir. Üniversitede görüş bildirmesi bizi ilgilendirmez. Bizim hiçbir şekilde alakamız yoktur" dedikten sonra alandan uzaklaştı.
Tabip Odası Başkanı Ömer Melik ise “meslektaşının uğradığı şiddetin kendilerini üzdüğünü belirterek, "Bizler bu olayın takipçisi olacağını belirtmek istiyorum. Burada güvenlik tedbirleri yetersizdir. Keşke burada yönetici arkadaşlarla aynı karede bulunmuş olsaydık" diye konuştu.(3)
Bu girişten sonra doktorlara saldırılara gelelim.  Pek çok taciz ve saldırılar varsa da bir kaç örnek verelim.
Doktora, “Eşek Gibi Bakacaksın” Deyince Para Cezasına Çarptırıldı.
Antalya'da, göz muayenesini yapmadığını öne sürdüğü doktora, "Eşek Gibi Bakacaksın" diyen hastaya, toplam 6 bin 580 TL para cezası verildi.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Göz Polikliniği'ne 2 yıl önce muayene için gelen U.S. “kendisiyle ilgilenilmediği gerekçesiyle poliklinikte görevli Dr. İbrahim Etem Ay ile tartışmaya başladı. Doktor Ay'ın sırası gelince bakacağını söylediği U.S. iddiaya göre 5-6 Kez, "Eşek gibi bakacaksın", dedi. Dr. Ay'ın Şikâyeti sonrası U.S. Hakkında, 'Hakaret' ve 'basit tehdit' suçlamasıyla kamu davası açıldı.
6 Bin 80 Lira Adli Para Cezası
Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasına Sanık U.S. şikâyetçi İbrahim Etem Ay ve tarafların avukatları katıldı. U.S. üzerine atılı suçlamayı kabul etmedi. Mahkeme heyeti U.S.'yi, toplam 6 bin 80 Lira adli para cezasına mahkûm etti.(4)
**
Kahramanmaraş Tıp Fakültesi Hastanesinde Güvenlik Görevlisi olarak görev yapan Adem Abdurahmanoğlu bir hastanın doktoru darp etmesine engel olmak isterken bıçakla yaralanmıştır. Şu an tedavisi devam etmektedir.(5)>
**
Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde pediatri asistanına kaldırım taşıyla saldıran hasta yakınları, Dr. Bahattin Ahmet Yalçın'ı ağır yaraladı. Acil BT'si çekilen doktorun yoğun bakımda tedavisi sürüyor. Çok şükür ki yoğun bakımdan çıkarak tedavisi yapıldı.
**
Görevi başında öldürülen doktorun ailesine “pardon” şoku

Doktorlara yapılan saldırılar üstüne
Gaziantep’te 3 yıl önce çalıştığı Devlet Hastanesi’nde bir hastanın küçük yaştaki torunu tarafından bıçaklanarak öldürülen Doktor Ersin Arslan, sivil şehit sayılarak, ailesine şehit maaşı bağlanmıştı. Çalıştığı hastaneye de ismi verilen Ersin Arslan’ın ailesine bağlanan şehit maaşı 2015 yılının Haziran ayında kesilerek, "Kusura bakmayın memur hata yapmış. Yanlış oldu" denilerek, 3 yıldır ödenen 11 bin 896 TL geri istendi.
Haziran ayında şehit maaşının kesilmesinin ardından, "Kusura bakmayın memur hata yapmış. Yanlış oldu" denilerek, aileden ödenen paranın iadesi istendi. Aile, avukatı kanalıyla duruma itiraz edince evlerine icra gönderildi. Takibin durması üzerine SGK, takipteki alacağı için dava açtı. SGK iş mahkemesinde konuyla ilgili dava sürüyor.(6)
Doktora küfür
Bu tür saldırılar, sosyal yapısı geri olan illerimiz ve insanlarında daha çok bulunmakta.
20 kadar önce Gaziantep’te idim. Devlet hastanesinin bir polikinliğine vardığımda, dışarıda sırada bekleyen 50-60 yaşlarında bir adam sigara içiyordu. Adama, “duyuşuma göre sigara sağlığa zararlıyıymış,  dedim, adam bana, “ kim diyor onu”  dedi. Ben de, doktor söylüyor, dedim. Adam ne dedi biliyor musunuz, “doktorun a..na koyum”  dedi. Öyle bir şaşırdım ve sarsıldım ki, onu hiç unutamadım.(Demek ki herkesin sigara içtiği ortamda, bunu öylesine kanıksamış doğal karşılamış ki bu tür uyarı ve itirazları anormal buluyor olmalı). İşte yurdum insanı kültürüyle, küfürcüsüyle, doktora saldırısıyla böyle.
Doktorlar ve g..t meselesi 
(Bu argo söz için okuyucudan özür dileyerek ilgililerin aynı ifadelerini aldık)
Urfa’da bir doktora yapılan saldırıdan sonra Facebookta doktorlara sallayan (biraz da saldırılar rüzgârında) bir Jeoloji Mühendisi şöyle yazıyor:
“ARKADAŞ NEYMİŞ BU DOKTORLARDAKİ EGO YAAA. 2 GÜNDÜR 3 SATIR YAZIYI BİLE ANLAMAYACAK KAPASİTEDEKİ TİPLER SAÇMA SAPAN YORUMLAR YAPIYORLAR. BAKIN ARKADAŞLAR KONUMUZ DOKTORA GELDİĞİ İÇİN DOKTOR YAZDIM LÜTFEN KİMSE ŞAHSİ ALMASIN BAŞTAN SÖYLEYİM.
KİMSE KUSURA BAKMASIN AMA SİZ DOKTORCULUK OYNACAKSINIZ DİYE G..TÜNÜZDEKİ DONDA BİLE 100 LERCE İNSANİN EMEĞİ VAR. KULLANDIĞINIZ STETESKOPUN ÇELİĞİNİ 2000 DERECE SICAKTAKİ DEMİR FABRIKASİNDAKİ İŞÇİ O MADENİ ERİTMESE G..TÜNLEMİ DİNLEYECEKSİN O KALP ATIŞLARINI! YERİN 1000 METRE ALTINDA YA DA OKYANUSUN 100 LERCE KM AÇIKLARNDAKİ İŞÇİ O PETROLÜ ÇIKARMASA AKŞAM DERİ KAPLI LÜKS ARABANIN KOLTUĞUNA OTURUP LÜKS RESTORANDA YEDİĞİN ETİ BEĞENMEYİP GÖNDERIRKEN O HAYVANLARIN PEŞİNDE SICAK SOĞUK DEMEDEN GEZEN ÇOBANIN HAKKI VAR. BEĞENMEDİĞİN EKMEK İÇİN BİLE YÜZLERCE İNSANIN EMEĞİ VAR. O YÜZDEN DÜNYA DOKTORLARIN ETRAFINDA DÖNMÜYOR KİMSE KUSURA BAKMASIN. HER CANLI DİĞERİNE İLİKLERİNE KADAR MUHTAÇTIR. BİRİ OLMADAN DİGERLERİ DE OLMAZ.” Demiş.

Doktorun aynı üslupla cevabı
Kendisine Aşağıdaki Cevabı Yazdım. Yazının İçindeki Argo Kelimeler İçin Affınıza Sığınıyorum. Anladığı Dilden Yazmam Gerekiyordu.
“Sevgili Uğur Kardeşim;
“o yazdığın g..tten biraz da sende olsaydı da jeoloji mühendisliği değil tıp fakültesi kazansaydın!” Demek lazım. Ama demiyorum.
Aslından senin gibi sallayanların pek çoğunda o g..t olmadığını iyi biliyorum.
Olmayınca da fırsat buldukça o g..te sahip  olanlara sallayıp içlerindeki ‘isteyip de olamamış olmanın’ kompleksini gidermeye çalışıyorlar.
Şahsen senin sallarken dikkat etmeni beklerdim. Çünkü yazdığın o satırların çoğu konuştuğun dilin kurallarından bihaber!
Üniversite mezunu bir mühendis(!) İçin böyle mi olmalı?
Kendi alanın dışında bir şey bilmediğin ortada. Ortada çünkü ‘doktor olmak’  ile ilgili de bir şey bilmiyorsun. Okuduğum bu devletin sıradan okulu babamın, dedemin verdiği vergi  ile politikacıların çaldıklarından arta kalan paralarlan (paralarıyla) açıldı. Kimsenin lütfu değil yani!
Biz de o okulu okuduk.
Bir tek farkla! Sizler karı kız peşinde ya da zevk, keyif peşinde koşarken biz g..tümüzde pişik çıkana kadar ders çalıştık. Sizler g..tünüzü koyup iki saat ders çalışamazken biz saatlerce soru çözdük. 2 milyon kişinin girdiği sınavda %1-2 lik dilime girdik. Mühendis(!) Olarak sen daha iyi hesap edersin diye yüzdelik dilimi verdim. Bak bakalım kaç g..tü geçmişiz
sen üniversitede vize  ve final döneminde sadece bir kaç saat  g..tünü sandalyeye koyup ders çalışınca (diğer zamanlarda  yine karı kız peşinde koştun) “ off abi ya, ders çalışmaktan helak oldum” dedin,   biz 6 yıl boyunca  senin o g..tün  dahil bütün organlarının her şeyini öğrendik.
Sen doğru düzgün bir dil dahi konuşup yazamazken, biz İngilizcenin yanında Latinceyi de öğrenmek zorunda kaldık.
Sen dört yıl sonunda mesleğini eline alıp para kazanırken biz üstüne iki yıl daha senin g..tünü iyi öğrenelim diye hastanelerde hocalardan, asistanlardan uygulamalı “g..t hastalıkları nasıl iyi edilir” diye teorik, ve pratik sınavlara girdik. G..te girmeyi, g..t iyileştirmeyi bilemeyenler tekrar tekrar  aynı uygulamaları öğrenmek zorunda kaldılar.
Ha bu arada bir şey ekleyeyim; bütün bunlar için senin baban devlete bir lira verirken benim babam  3 lira harç verdi! Parası olmayanlar beyaz eşya fiyatına endeksli krediye borçlandı.
Yani iddia ettiğin gibi kimse  g..tümüzdeki dona para vermedi.!
Ama okul bitince devlet de senin gibi bizim ona borçlu olduğumuzu ileri sürerek “g..tünüzdeki dona para verdim. Gönderdiğim yere gidip 550 tam gün çalışacaksın” dedi. (sahi sen kaç gün mecburi hizmet yaptın hocam? Ama pardon yoksa  devlet senin okuduğunu okumak saymıyor mu?) Senin asla g..tünün yemeyeceği yere, yol olmayan, iz geçmeyen uzak köy ve kasabalara gidip orada  tam tamına 550 kesintisiz gün hizmet ettik. Gitmeye g..tü olmayan ama buradan sallayan pek çok g..t öyle yerlere gitmemek için bizim kapımızda sahte raporlar almak için eş-dost, hısım-akraba, siyasetçi-bürokrat devreye sokarken biz rapor da alamadık. Çünkü rapor aldığında o rapordaki gün kadar fazladan orada kalma zorunluluğu vardı.
Sen yeni işinde gücünde, o flört senin, bu bar benim gezerken, biz yine g..tümüzü sandalyeye koyup uzman olmak için çalıştık.
Uzman olmak için 20.000 doktorun girdiği sınavda ilk 1000 kişi arasına girmen gerekiyor. Ona da g..t ister değil mi?
O g..te sahipsen, askeri eğitimden beter disiplin ve hiyerarşinin olduğu bölümlerde, gün aşırı nöbet, teorik, pratik eğitimler ve ameliyatlarla en az 4 yıl (yazı ile dört)  ya da 7 yıl ( plastik cerrahi ve beyin cerrahisi) eğitim alırsın. Başarılıysan “uzman”olursun. Değilsen güle güle denilir.
Bitti mi? Hayır!
Devletin sana yine “bu sefer uzman oldun. G..tündeki donda benim emeğim var. Bana borcunu ödeyeceksin” deyip yine mecburi hizmete gönderir.
Muhtemelen “virus” gibi çoğalma ve sevişmek için, birden fazla kadınla evlenen, bunların dışında kafası başka hiç bir şeye çalışmayan (“bu çocuğa iyi bakabilecek miyim? Ona iyi bir eğitim verebilecek miyim? Bir işi olacak mı? Ona iyi bir gelecek verebilir miyim?” Gibi şeyleri asla düşünmeyen) insanların  olduğu bir yere gideceksin. İyi beslenemediği, iyi bakılmadığı için vücut direnci düşük hastalanan bir çocuk sana gelecek. Sen ona gereken tedaviyi uygulayıp bir kahve içmek, sıçmak veya işemek için bir kaç dakika ayrılınca “benim çocuğum neden hemen iyi olmadı? Diye sana kaldırım taşı ile saldıracaklar! Sen haşa Allahsın, Hızırsın ya, hemen bakar bakmaz iyileşsin diye bekliyorlar çünkü.
Hadi “onlar cahil, cühela, bilmiyorlar” diyoruz da sana ne oluyor? Nedir bu kompleksin be kardeşim? Sen mühendissin (ondan da emin değilim artık) bunları sen yapma bari. Okumak, bir meslek sahibi olmak kolay değil. Bunu en iyi bilenlerden olmalısın. Senin iki kadın alıp habire çocuk yapan sonra o çocuk hasta olduğunda kendi penisinden hesap sormak yerine doktorun kafasında kaldırım taşı parçalayan adamdan bir farkın olmalı.
Evet doktorlarda “kendini biraz büyük görme” durumu, bir “sıradışı”lık var. Olmak da zorunda. Sen sıradan biri olursan bir adamın kanser sarmış organlarını saatlerce uğraşıp temizleyemezsin. “bana ne amk. Kendine baksaymış, ben mi uğraşacağım” dersin. Sen karınla, sevgilinle romantik bir gecenin sonunda öpüşürken,  gelen telefonu sessize alıp ‘iş’ini bitirirken,  biz “açmam lazım, bugün ameliyat ettiğim hasta için arıyor olabilirler” der, kadını öylece bırakır telefona gideriz.
Hasta için aranıyorsan, ‘hastaya bir şey olmasın’ diye çoğu zaman kalkar sıcak yatağımızdan sevgilimizi, eşimizi o halde bırakıp gideriz. Gitmesek de artık kafa başka yere gittiğinden o ‘iş’i yapamayız. Sen hiç öyle bir durum yaşadın mı? Yaşadıysan kaç defa yaşadın?
Sen bir şeyi yaparken bozsan sorun olmaz, yerine yenisini koyarsın, olur biter. Biz de öyle bir şansın yok. Biz bir adamın organını bozduğumuzda yerime başka bir organı koyma şansımız yok. Sen 8 saat, yemeden, içmeden, sı..madan, işemeden  bir organı yerine takmaya çalıştın mı? Parça taktığın makinenin yanında, yakınında günlerce nöbet tuttun mu?
Evet, o yüzden biz biraz farklıyız.
Biz yaptığımız işin sıradan bir iş olmadığını biliyoruz. Malzememiz “insan” ve insana bir şey olduğunda geri dönüş mümkün değil! Bunun karşılığında da senin ve politikacıların en ufak bir fırsatta “doktorlar şu kadar kazanıyor” diye söylediğiniz kadar kazanmıyoruz. Alanımda Türkiye’nin en iyilerinden biri olmama rağmen ben kazanamıyorum. Çünkü bir kuyumcudan fazla vergi ödüyorum!
Türkiye’de kazanmıyoruz en azından. Amerika’da, İngiltere’de, Almanya’da bundan çok daha fazla kazanabiliyoruz. Üstelik oralarda canının istediğinde hemen bir “uzman”a görünemezsin! Almanya’da yakının varsa sor bakalım, “bir uzman doktora muayene olmak için kaç ay bekliyor”lar?
Türkiye’de her şey kolay; uzman’a muayene olmayı istemek bir kaç dakikaya bakar; zaten bu yüzden her şey ayakaltında ya. Bu yüzden herkes  g..tünden rahatça ‘uzman’a laf sallıyor!  Beş para etmeyen, g..tümdeki kıl kadar değeri olmayan bir sürü insan bize gelip g..tlük yapabiliyor! Bir sürü g..t “bak şu kadar para kazanıyorlar, deri koltuklu arabalara biniyorlar, pahalı restoranlara gidip yemek yiyorlar” diye sallarken onlara  “eee..  o zaman kolaysa, sende de o g..t varsa sen de ol be kardeşim!” Demek lazım. Lazım ama susuyoruz.
Susuyoruz çünkü g..tün çok da kontrollü olan bir organ olmadığını, bazen her şeyi saldığını da biliyoruz.
Sağlıcakla kal ve g..tüne dikkat et. Bir şey olunca bizim gibi salladığın g..tlere göstermek zorunda kalacaksın çünkü. Dr. Deniz Arslan
Bu saldırılar ve mühendisin yazısı üstüne doktor da epey kızmış olmalı ki, cevabı yazısı yer yer küfür hakarete varan ifadeler kullanmakta.
“Gaziantep’te 3 yıl önce görevi başında hasta yakını tarafından bıçaklı saldırı sonucu öldürülen Dr. Ersin Arslan’ın yakınlarına bağlanan şehit maaşı, 3 yıl sonra geri istendi.

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız  
SONNOTLAR

(1)Https://Www.Gercekgundem.Com/Guncel/25736/Urfada-Doktora-Saldiran-Kisi-Hakkinda-Karar
(2)(CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi de son olayın ardından Sağlık Bakanlığı'ndan bilgi edinme kanunu kapsamında aldığı veriler)

(3)https://www.gercekgundem.com/guncel/25736/urfada-doktora-saldiran-kisi-hakkinda-karar
(4)https://www.anadolupress.com/asayis/kahramanmarasta-hasta-doktora-saldirdi-guvenlik-gorevlisini-bicakladi-h11616.html
(5)https://www.anadolupress.com/asayis/kahramanmarasta-hasta-doktora-saldirdi-guvenlik-gorevlisini-bicakladi-h11616.html
(6)https://www.milliyet.com.tr/gorevi-basinda-oldurulen-doktorun-ailesine-gaziantep-yerelhaber-1125731/

Alzehimer Üzerinde Bir Deneme
Amerika Birleşik Devletleri'nde, Alzheimer hastalığı ile yaklaşık 5,4 milyon insan teşhis edilmiştir. Bu rakam yaşlanan nüfus ile hızla büyüyor.

Onlardan biri Steve Newport'du. Karısı Mary Newport bir doktordu. Mary kocasının ciddi Alzheimer hastalığı olduğunu öğrendi.

Doktor kocasını hastanede muayene ettiğinde, Steve'den bir saat çizmesini istedi. Bunun yerine, birkaç daire çizdi ve daha sonra mantıksız birkaç figür çizdi. Hiç bir saat gibi değildi!

Doktor onu bir kenara çekti ve şöyle dedi: "Kocanız çoktan Alzheimer hastalığının eşiğinde!"

Bir kişinin Alzheimer hastalığı olup olmadığının bir testi olduğu ortaya çıktı. Mary o sırada çok üzgündü, ama bir doktor olarak, sadece pes etmeyecekti. Hastalığı incelemeye başladı. Alzheimer hastalığının beyine glikoz eksikliği ile ilişkili olduğunu keşfetti.

Araştırması şunları söylüyor: “Yaşlıların demansı kafasına diyabet gibi geliyor! Birisi Diyabet veya Alzheimer hastalığı semptomlarına (belirti) sahip olmadan önce, vücut zaten 10 ila 20 yıl boyunca problemleri vardı.”

Dr. Mary'nin çalışmasına göre Alzheimer hastalığı Tip 1 veya Tip 2 diyabetlere çok benzer. Nedeni aynı zamanda insülin dengesizliğidir.

İnsülinin bir sorunu olduğu için, beyin hücrelerinin glikozu emmesini önler. Glikoz beyin hücrelerinin beslenmesidir. Glikoz olmadan, beyin hücreleri ölür.
Sonuç olarak, bu yüksek kaliteli proteinler vücudumuzu besleyen hücrelerdir.

Ama beyin hücremizin beslenmesi glikozdur. Bu iki çeşit yiyeceğin kaynağına hâkim olduğumuz sürece, kendi sağlığımızın ustalarıyız!

Bir sonraki soru, nerede glikoz bulmak için? Mağazadan aldığımız hazır glikoz olamaz. Üzüm gibi meyvelerden değil. Alternatif arayışına başladı.

Beyin hücreleri için alternatif besinler, ketonlardır. Ketonlar beyin hücrelerinde gereklidir. Ketonlar vitaminlerde bulunamaz.

* Hindistan cevizi yağı * trigliserit içerir. * Hindistan cevizi yağı * içindeki trigliseritler tüketildikten sonra karaciğerde ketonlara metabolize edilir. Bu beyin hücreleri için alternatif besin!

Bu bilimsel doğrulamanın ardından Dr. Mary, kocasının yemeğine * Hindistan cevizi yağı * ekledi. Sadece iki hafta sonra, resim ve saat testleri yapmak için tekrar hastaneye gittiğinde, ilerleme inanılmazdı.

Mary şöyle dedi: “O zaman, Tanrı'nın dualarımı duyduğunu mu sandım? Hindistan cevizi yağı işe yaramaz mıydı? Ama başka yolu yok. Her neyse, * Hindistancevizi yağını almaya devam etmek daha iyi”.

Dr. Mary artık geleneksel tıp pratiğinin bir parçasıydı. Geleneksel tıbbın yeteneklerini açıkça biliyordu.

Üç hafta sonra, onu bir akıllı saat testi yapmak için üçüncü kez aldı, performans son kez daha iyi oldu. Bu ilerleme sadece entelektüel değil, aynı zamanda duygusal ve fizikseldi.

Mary şöyle dedi: “Koşmasını yapamadı ama şimdi koşabiliyor. Bir buçuk yıldır okuyamadı, ama şimdi üç ay boyunca * Hindistan cevizi yağı * aldıktan sonra tekrar okuyabiliyor.”

Kocasının hareketleri zaten değişmeye başlamıştı. Sabahları konuşmadı. Şimdi pek çok değişiklik fark etti: "Şimdi kalktıktan sonra, ruhludur, konuşuyor ve gülüyor. Suyu içiyor ve kendi başına eşyaları alıyor."

Yüzeyde, bunlar çok basit günlük görevlerdir, ancak sadece kliniğe gelen veya evde akraba olan akrabaları sevinçle karşılaşabilirler: Böyle bir ilerlemeyi görmek kolay değildir!

Hindistan cevizi yağında yeşil soğan ve soğanları kızarttıktan sonra, Hindistan cevizli kekler yaptıktan sonra, 2-3 çorba kaşığı Hindistan cevizi yağı alındıktan sonra, 2-3 ay sonra gözler de normal olarak odaklanabilir.

Çalışmaları, * Hindistancevizi yağının * yaşlılarda demans problemini gerçekten geliştirdiğini kanıtladı.

Ekmeğe * Hindistancevizi yağı * uygulayın. Hindistan cevizi kreması kullanıldığında, tat beklenmedik şekilde iyidir.

Gençler ayrıca sağlığı korumak ve önleme için kullanabilir ve bunama belirtileri varsa düzelebilirler.

Demans, besinlerin beyin hücrelerine taşınamadığı ve besinlerin insülin ile beyinden beyne geçmesi gerektiğinden kaynaklanır.

Özellikle diyabetik hastalar için insülin salgılanması kolay değildir. “Beslenme beynine ulaşamaz. Beyin hücreleri açlıktan ölünce, zekâdan mahrum kalırlar.

* Hindistan cevizi yağı *, insülin kullanmadan beyne besin sağlayabilen orta zincirli trigliserit içerir.
* Böylece Alzheimer hastalığını ve Parkinson hastalığını iyileştirebilir *.
Makaleyi okuduktan sonra paylaşmayı unutmayın. Bir de İngilizceden çevirmedir
Alıntıdır. https://tr.newsner.com/haberler/60-guen-boyunca-her-guen-Hindistan-cevizi-yagi-tueketti-bakin-beynine-ne-oldu/

“Önce Sağlık Sonra Sandık” Sma Eylemi
SMA hastalarının ilaçları Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) verilmediği gerekçesiyle, SMA hastalarının bağlı bulunduğu “SMA Benimle Yürü Derneği” yanlarında SMS hastalarının da bulunduğu halde Ankara Ulus Meydanı’ndaki heykel önünde 27 Mayıs günü eylem yaptılar.
Eylem sırasında çeşitli slogan atan ve pankart taşıyan SMS hastaları, “önce sağlık” sonra sandık” diyerek SGK unca ilaç paralarının ödenmesini istediler ve bu istemle basın açıklamasında bulundular.
Kimi ayakta, kimi engelli arabasında özellikle çocuklardan oluşan SMA hastaları, ellerinde fotoğraflarda dövizler görülen yazılı sloganlar olduğu halde hep bir ağızdan, “Türkiye susma ilacımı ver” diye slogan atıyorlardı.
Eylemciler, genel seçim yaklaşması nedeni ile meydanın ortasına sembolik bir seçim sandığı koymuşlar. Sandığın üzerinde Sağlıkta İttifak Sandığı diye yazıyordu. Altında üç tane mühür basılacak seçenek okunuyordu.  “ŞU İTTİFAK, SAĞLIKTA İTTİFAK, BU İTTİFAK”. Sandığın alt kısmında da, “SMA hastalarının zamanı kalmadı” yazıyordu. Sandığın içine de “ilacımı verin” pusulası yazıyordu.
Bilindiği gibi kalıtsal olan SMA hastalarının yakın zamana kadar ilaç ve tedavisi yapılamıyordu. Giden ABD de geliştirilen bir ilaçla bu hastaların tedavisi mümkün olmakta. ABD bulunan bu ilaç ithal olup, bir dozu 175 bin dolar olduğu söylenilen bu ilacın bedelinin SGK unca ödenmediğinden ve de hasta yakınlarının bu ilacı almaları olanaksız olduğu için, hastalar kendi başlarının çaresine bakmakta olduğunu hastalar söylemekteler.
“Önce Sağlık Sonra Sandık” Sma Eylemi
Bu arada İran’dan gelen Zehra (Zahra) isminde, bir akrabası SMA olan bir genç kız bisikleti ile Türkiye’yi dolaşarak bu hastalığa karşı ilgi ve farkındalık yaratmak amacı ile dolaştığını ve o gün de Ulus Meydanı’nda SMA hastaların eylemine katıldığını gördük. Zehra’nın kız kardeşinin oğlu Emir Ali için ABD den altıncı dozunu aldırmış ve çok olumlu gelişmeler olmuş. Sırtında SMA hastalarının resmi olan bir tişörtle Türkiye’ye gelip derneği ziyaret ediyor.
Zehra konuşmasında kız kardeşinin “oğlu Emir Ali için dolaştığını, ona ve bu hastalığa ilgiyi artırmak için dolaşıyorum” dedi. 
Kendisi ile yapılan röportajda şunları anlattı:
“-Bu gün İran’dan Türkiye’ye bu hastalığına ilgi çekmek için bisiklet sürdüm, İran’dan buraya yaklaşık 2070 km bisikletle yol aldım. Bir yeğenim var onun için Türkiye’ye
İstanbul’a geldim. Onun için dolaşıyorum, İstanbul-Ankara yollarında. Bir yeğenim var SMA hastası. Yeğenim için ABD den SMA hastalığı için ilaç aldırıyoruz. Yeğenim Emir Ali ilacı almadan önce bağımsız oturamıyordu nefes darlığı çekiyordu, bağımsız hareket edemiyordu. İlacı aldıktan sonra bağımsız olarak harekete başladı. İlacı kullandıkça yapamadıkları şeyleri yapmaya başladı. Bunun ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Sizin için de buradayım, yeğenimi anlattım, biliyorsunuz, sizler için de mücadele edeceğim. Sizin için de buradayım”.
SMA Hastalığı ve bu konuda çalışma ve etkinlikleri hakkında Süleyman Başaran basına şu açıklamalarda bulundu:
“-Bu gün burada SMA Benimle Yürü Derneği olarak SMA hastalarını temsil etmek ve sorunlarını dile getirmek için toplandık. Bilindiği gibi 2019 yılında SMA hastalarının ilgili Sağlık Bakanlığı ve SGK tarafından ödeme listesine alındı. Ancak her ne kadar birinci lip hastalarımız ilacını almaya başlasa da, dördüncü dozdan sonra ilaçlarını almaya devam edebilmek için güçlüklerle karşı karşıya kalıyorlar ve maalesef ki pek çoğu için beşinci doz için hayal oluyor. Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü tip hastalarımıza gelecek olursak, onların ilaç bekleyişi hala devam ediyor. Sayıları birkaç yüzü bulan hastalarımızın ilaçları SGK tarafından geri ödeme listesine alınmadı. SMA hastalarının ve toplumun yetkililerden tek beklentisi bir an önce tüm SMA hastaları için ilacın geri ödeme listesine alınmasını, ancak onay verilirken hiçbir kriterle(kıstas) hiçbir kısıtlı kararla karşılaşmak istemiyoruz. Kararlarınızı bilimin ışığında ve insan yaşamının göz önünde tutarak herhangi bir kriter koymadan bir an önce vermenizi bekliyoruz. Çünkü insan yaşamına kriter konmaz, konamaz. Daha önce değimiz gibi, biz hiçbir şahsın ya da kurumun tarafında değiliz. Biz kutu ilaca astronomik fiyatlar isteyen ilaç firmalarının tarafında değiliz. Biz maddi imkânı olmayanlara yaşam hakkı tanımayan küresel ilaç firmaları tarafında değiliz, biz çocuklarımıza yani geleceğimize sahip çıkıyoruz. (Burada, SMA hasta ve yakınları, eyleme katılanlar, “Türkiye susma ilacımı ver” sloganları atılıyordu). “Bugün burada farklı şehirden gelen SMA hastaları, hasta yakınları ve gönüllüler olarak toplandık. Şimdiye kadar sesimizin duyulması için he koşulda her alanda varlık göstermeye çalıştık. Mart ayında tıbbi cihaz kurumunun önünde on gün nöbet tuttuk, Nisan Bir de İstanbul Taksim’de Tüm Türkiye’den geniş bir katılımla sesimizi duyurmaya çalıştık. Bu gün de buradayız. Bundan sonra hastalarımıza yaşam haklarının teslim edilmesi için her an her yerde bulunmaya devam edeceğiz.
“Önce Sağlık Sonra Sandık” Sma Eylemi
TC olarak büyük bir ülkeyiz, güçlü bir devlete sahibiz, ekonomik açıdan dünyada ilk 20 ülkeden biriyiz. Hal böyleyken sağlık Bakanlığına soruyoruz. Bütün klinik çalışmaları tamamlanmış, bilimsel makaleleriyle faydası açıkça ortaya konmuş ve gelişmiş ülkelerde kullanılmaya başlanmış olan bir ilaca ulaşmak için neden hala bekliyoruz. Ülkemiz bir seçim sürecinin içerisinde. Bundan dört hafta sonra hepimiz sandık başına gidiceğiz. Fakat diyoruz ki, “ÖNCE SAĞLIK SONRA SANDIK”. Hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir. Hiçbir şey günden güne eriyen ve çocuklarımız ve yetişkin hastalarımızın sağlığından kıymetli değildir. Hiçbir siyasi ve ekonomik gündem halk sağlığından daha önemli değildir. Siyasi görüşü, dünya görüşü çok farklı olan ama talebi aynı olan yüzlerce aileyiz ve biz diyoruz ki, ortak derdimiz sağlıktır. Öyleyse SAĞLIKTA İTTİFAKA DESTEK VERİN. Her zaman her yerde söylediğimiz şeyi tekrar dile getiriyoruz, “her hak hakkını bekleyen SMA hastalarına teslim edilinceye kadar bu mücadeleye kararlılıkla devam edeceğiz”.
Yine aynı katılımcılar, “Türkiye susma ilacımı ver” sloganları ile Ulus meydanını çınlatıyorlardı.
 SMA HASTALIĞI NEDİR, NASIL TEDAVİ EDİLİR? Bu hastalığın belirtileri çocuklukta daha belirgin olan Spinal Müsküler Atrofi (SMA hastalığı), sık rastlanan genetik rahatsızlıklardan biri.

Peki, SMA hastalığı nedir, nasıl tedavi edilir?

SMA Türkiye'de bilinen adıyla Gevşek Bebek Sendromu, dünyada ve ülkemizde pek çok çocuğun hayatını kaybetmesine neden oluyor. Çocukluk döneminde kendini göstermeye başlayan bu hastalık, omurilikteki ön boynuz denilen bir bölgedeki hareket siniri hücreleri etkiliyor.

SMA NEDİR?

Spinal Müsküler Atrofi (SMA), hareket sinir hücrelerinden (motor nöronlardan) kaynaklı nöro-müsküler bir hastalık. 3 evrede görülen SMA hastalığının en tehlikelisi SMA Tip 1 denilen evre. SMA Tip 1 hastalığının belirtileri çocukluk yaşlarından itibaren gözle görülebiliyor. Bu belirtiler içerisinde yutkunma ve solunum zorluğu, desteksiz oturamama gibi sorunlar görülüyor.

SMA TÜRKİYE'DE DE SIK GÖRÜLMEYE BAŞLADI

Batı dünyasında çok sık rastlanılan, bebek ölümlerine neden olan genetik hastalık SMA'ya, son yıllarda ülkemizde de sık rastlanılmaya başladı. Edinburgh Üniversitesi'nde yapılan deneye göre her 6 bin doğumdan birinde görülen SMA tanısı %95 delesyon tanısı olarak DNA testi sonucuyla konuyor. Geriye kalan %5 oranındaki bozukluk diğer hasar veren mutasyonlar şeklinde gelişebiliyor. 6000 – 10000 doğumda bir görülebilen hastalıkta 40 çocuktan biri taşıyıcı olabiliyor. Her iki ebeveynden bozuk gen çocuğa geçtiğinde ancak çocuk SMA hastası olabiliyor. Sadece anneden veya sadece babadan bozuk gen aktarımı çocukta hastalık oluşturmuyor, ancak taşıyıcılık oluşturabiliyor.
“Önce Sağlık Sonra Sandık” Sma Eylemi

SMA NASIL TEDAVİ EDİLİR?


Belirli bir tedavisi olmayan SMA'da sadece bazı bakımlar yapılarak, hastanın yaşam kalitesinin artırılması amaçlanıyor. SMA hastalığında kesin tedavinin bulunması için 2 tür çalışma yapılıyor. Bunlardan biri genetik terapi. Bu terapi ile SMA rahatsızlığının nedenleri ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Diğer tedavi şekli ise hücresel değiştirme terapisi. Bu yol ile ölü hücreler veya ölmeye başlayan hücreler yenileriyle değiştirilmeye çalışılıyor.

SMA Tip 1 hastası olan gençlerde motor nöronlar yenilenmeye daha uygun. Ancak omurilik zedelenmesinden kaynaklanan SMA rahatsızlıklarında hangi hücrelerin değiştirilmesi gerektiği henüz tespit edilebilmiş değil. Ayrıca SMA Tip 1 hastası olan bebeklerde omuriliğe kök hücre enjekte edilmesi fayda sağlayabiliyor. Bunun temel nedeni, küçük çocukların hala gelişim çağında olmaları. Bebeklerde ve çocuklarda kök hücrelerin yaşam şansının çok fazla olması fırsat olarak nitelendiriliyor. Travma ve omurilik zedelenmesinden sonra ortaya çıkan rahatsızlıklar da ise, hücre nakli pek mümkün olmuyor.
BİR DOZU 175 BİN DOLAR: SMA HASTALIĞI İÇİN BEDAVA İLAÇ ADIMI 
https://www.ntv.com.tr/saglik/sma-hastaligi-nedir-nasil-tedavi-edilir,iKllgqASEEqDk6XGrgLgzg

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız

>Panik atak için 6 tedavi yöntemi

Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Psikoterapist Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, panik atağın bir anda ortaya çıkan, kişide hayati tehlike duygusu oluşturan bir durum olduğunu belirtti.

Üney: Sadece panik ataklarla devam eden hastaliga panik bozukluk denir. Panik bozuklukta; iyi hissedilen zamanlarda, tekrar panik atak gelecek korkusu yogun olarak yasanir. Yani panik ataklar hayatinin önemli bir parçasi olmustur. diyerek açikladi.

Panik atak esnasinda kisi siddetli kalp çarpintisi, nefes almada güçlük, bogulma hissi, terleme, titreme, uyusma, nefesinden kesilme hissi yasar. Bunun disinda delirme korkusu, kontrolünü yitirme duygusu meydana gelir. Bayilma hissi, etrafin yabancilasmasi ve kendine yabancilasma olabilir. Bunlar kisiyi dehsete düsürür, çaresiz birakir.

Tedavi için kisi, birçok defa acil servise basvurur. En son olarak psikiyatriste gelir. Hastalar için en zor olan, ilaçlari kullanma kismidir. Ilaçlarin da kendisinde panik atak olusturma ihtimalini düsünerek, ilaç kullanmak istemezler dedi.

Panik bozukluk tedavisinde yüzde 70 oraninda önemli basarilar saglandigini dile getiren Psikoterapist Üney, panik bozukluk tedavisi hakkinda sunlari söyledi:

Ilaç Tedavisi:

Bir kisim panik bozukluk hastasi için ilaç kullanmak zorunludur. Ilaçlarla ilgili, birçok yanlis bilgi vardir. Hepsinin bagimlilik yaratacagi düsünülür. Oysaki az bir kisim ilaçta bagimlilik riski vardir. Ilaçlarin panik ataklari artirma riski yoktur. Sadece ilaçlarin etkisi 2-3 haftadan erken baslamadigi için; bu dönemde kisi, gene panik ataklar yasayabilmektedirler.

Psikoterapi:

Panik bozukluk hastalarinda uygulanan psikoterapi (konusma tedavisi) oldukça faydali olabilmektedir. Bir kisim psikoterapilerde, psikoterapist hastaya ödevler verebilir.

Nefes egzersizleri:

Panik ataklar esnasinda nefes egzersizleri oldukça etkindir. Ancak daha önce hiçbir egzersiz yapmamis, sadece atak esnasinda yaparsa çogunlukla basarisiz olur. Bu nedenle atak disinda da egzersiz yapilmalidir. Nefes egzersizinde kisi derin nefes alip içinde 5 saniye tutup tüm nefesini bosaltir. Nefes burundan alinip agizdan verilir. En az 10 kez yapilir.

Bilgilenmek:

Kisiye panik atagin ne oldugu ögretilir. Bu ataklarin ona zarar vermeyecegi, ölmeyecegi, çildirmayacagi ya da kontrolü kaybetmeyecegi anlatilir. Bunun yaninda; tedavinin baslarinda, her seye ragmen panik ataklar gelebilecegi konusunda bilgi verilir.

Alkol uyusturucu maddelerden uzak durmak:

Bir kisim hastanin panik atagi, uyusturucu kullanirken olusmakta ya da artmaktadir. Bu nedenle uyusturucu kullanmak panik ataklari artirir. Alkol kullanimi sonrasinda; özellikle bir gün sonra, kiside panik atak olusabilir.

Fiziksel egzersiz:

Haftada 5 gün, en az 30 dakika orta siddette egzersiz (kosma, bisiklete binme, yüzme), faydali olmaktadir. Orta siddette egzersiz; nabzin 120’nin üzerine çikmasi gereken egzersizlerdir. En az 10 hafta, bu egzersiz yapilmalidir.

Parfüm sıkarken bir kez daha düşünün!

Tıp dilinde ’endokrin bozucular’ olarak adlandırılan, daha çok plastik maddeler, gazlı içecek kutuları ve parfümlerde kullanılan fitalat maddesinin kısırlığı tetiklediğini belirten Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Taşdemir, "Bu madde doğurganlığı olumsuz etkiliyor" dedi.

Fitalatların kısırlığa neden yol açtığı hakkında bilgi veren Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, bu maddelerin polivinil klorür (PVC) yapımında plastiklerin esnekleştirilmesinde kullanıldığını söyledi.

NTV'nin haberine göre; Dünyada 75 yıldır kullanılmasına rağmen, son yıllarda insan sağlığına olan olumsuz etkilerinin tartışıldığını vurgulayan Taşdemir, "Sanayide birçok alanda kullanılan fitalat maddesi oyuncaklarda, kozmetik ürünlerinde, tıbbi cihazlarda, alışveriş torbalarında, eldivenlerde, ayakkabı malzemesinde, inşaat malzemelerinde, kablo ve çatı izolasyonunda, alüminyum folyolarda, deterjanlarda ve kırtasiye ürünlerinde yaygınca kullanılmaktadır. Bu sebeple insanlara bulaşması solunum, ağız yolu ya da cilt teması ile olabilir. Fitalatlar; endokrin sistemi bozarak, kısırlığın artmasına ve doğurganlığın azalmasına sebep oluyor" dedi.

GELİŞEN BLASTOSİSTLERİN KALİTESİNİ BOZUYOR

Konuyla ilgili bir çalışmaya işaret eden Taşdemir, şunları söyledi: “Amerika’daki Massachusetts Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada gıdalarda ve hijyen ürünlerinde bulunan kimyasal maddelerden fitalatın gelecekte baba olacak kişiler üzerindeki etkisi değerlendirilmek üzere 50 çift takip edilmiş. Tüp bebek tedavisi altındaki 50 çiftin sperm ve yumurtalarında ve aynı gün idrarlarında bu maddelerin varlığı tespit edilmiş. Toplanan 761 yumurtadan 5. veya 6. günde gelişen blastosistlerin kalitesinde de belirgin bir azalma olduğu gözlenmiştir.

ERKEKLERDE ÜREME YETENEĞİ AZALIYOR


Bu çalışmada çevresel faktörlerin üreme sisteminin sağlıklı çalışmasını nasıl olumsuz etkileyebileceği ortaya konmuştur. Yapılabilecek farklı analizler ile normal hayatta maruz kaldığımız birçok masum gibi görünen kimyasalın, aslında insan üreme sağlığını nasıl olumsuz etkileyebileceği de böylelikle ortaya konulabilecektir. Endokrin bozucular, vücuda alındıklarında hormonları taklit ederek veya engelleyerek vücudun normal işleyişini bozan sentetik veya doğal kimyasal maddelerdir.

KANSERE DE NEDEN OLABİLİR


Üreme ve gelişimsel süreçlerin dengesi için gerekli hormonların sentez, salgı, taşınma ve atılımını etkileyen ajanlardır. Bu ajanlar küçük, genellikle fenol yapısında dokulardaki estrojen reseptörlerine bağlanan, immünojenik olmayan maddelerdir. Fitalatlar vücutta estrojen reseptörlerine bağlandığı için erkeklerde üreme yeteneğinin azalmasına, meme bezinin büyümesi nedeniyle fiziksel açıdan karşı cinse benzeme gibi birtakım etkilere neden olabilen bir maddedir. Ayrıca dikkat eksikliği, astım ve kanserlere yol açabilir.”

Balığın vücuda 10 faydası

Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı, balığın vücuda çok faydalı olduğunu belirterek faydaları hakkında bilgi verdi.
Uzman Diyetisyen Kandıralı, balığın vücuda olan 10 faydasını şöyle sıraladı:
"1- Kalp sağlığına faydalıdır: Balık doymamış yağ asidi içerir, beslenmede etin içerdiği gibi doymuş yağlarla değiştirildiğinde kolesterol seviyelerini azaltabilir. Balıktaki asıl yararlı besin öğesi Omega 3 yağ asididir. Omega 3 yağ asidi bir çeşit doymamış yağ asididir, vücuttaki inflamasyonu (iltihap) azaltmaya yardımcıdır. Vücuttaki inflamasyon kan damarlarına zarar verebilir ve kalp hastalığına yol açabilir. Omega 3 yağ asidi trigliseridleri, kan pıhtılaşmasını ve düzensiz kalp atışlarını azaltabilir, kan basıncını düşürebilir ve çocuklarda öğrenme yeteneğini arttırabilir. Haftada en az 1-2 porsiyon balık tüketiminin (özellikle Omega 3 yağ asidinden zengin balıklar) kardiyak ölüm başta olmak üzere kalp hastalık riskini azalttığı görülmüştür. Omega 3 yağ asidinden zengin balıklar; somon, göl alabalığı, ringa, sardalye ve ton balığı gibi yağlı balıklardır, çoğu deniz ürünü az miktarda Omega 3 içerir. Araştırmacılar çiftliklerde üretilen balıkların kullanılan antibiyotikler, pestisitler (böcek ilacı) ve diğer kimyasallardan ötürü insanlara zararlı etkileri olabileceği görüşündeler. Haftada en az 2 porsiyon Omega 3’ten zengin balık tüketimi önerilmektedir. 1 porsiyonu 99 g veya iskambil destesi büyüklüğünde olarak düşünülebilir. Hamile veya hamile olma olasılığı olanlar, emziren kadınlar, küçük çocuklar balıktaki toksinlerin potansiyel etkilerine karşı en hassas durumda olduklarından yenilen balık miktarı sınırlandırılmalıdır. Köpek balığı, kiremit balığı, kılıç balığı ve kral uskumru yüksek seviyede civa içermektedir, tüketimi önerilmez. Haftada 170 g dan fazla konserve ton balığı ve haftada 340 g dan fazla balık yenmemelidir.

2- Damarları temizler: Balık yemek dolaşımı arttırır, tromboz (damar içinde oluşan kan pıhtısı) riskini azaltır. Deniz ürünlerinde bulunan Omega 3 yağlarındaki EPA VE DHA’lar bedene yararlı eikosanoidlerin sağlıklı düzeyde kalmasına yardımcı olur. Bu eikosanoidler, bedenin kansere ve diğer hastalık süreçlerine olan tepkisinde arabuluculuk yapan, hormon benzeri maddelerdir.

3- Eklemlere faydalıdır: Dengeli bir diyet düzeninin parçası olarak balık yemenin romatoid artirit belirtilerini hafiflettiği bilinmektedir. Romatoid artirit eklemlerin şişmesine yol açan bir durumdur. Yapılan son çalışmalarda Omega 3 yağ asidi ve osteoartirit (kireçlenme) arasında bir ilişki bulunmuştur, deniz ürünü tüketiminin arttırılması hastalığı önlemede yardımcıdır.

4- Göz sağlığı için gereklidir: Düzenli yağlı balık tüketimi gözleri parlak ve sağlıklı tutmaya yardımcı olur. Omega 3 yağ asidi retinanın bozulmasına ve görüşün bulanıklaşmasına neden olan yaşa bağlı makula dejenerasyonuna maruz kalanlarda görme fonksiyonlarını koruyucu özelliğe sahiptir. Balık ve istiridye gece görüşünü arttıran bir A vitamini formu olan retinol içerir.

5- Esansiyel Besin öğeleri içerir: Deniz ürünleri vücudun sorunsuz çalışması için iyot, selenyum, çinko ve potasyum gibi birçok temel besin öğesi sağlar. İyot tiroid bezi çalışması için önemlidir, selenyum da bizi kanserden koruyacak enzimleri yapmada görevlidir. Balık ve kabuklu deniz ürünleri A ve D vitamini gibi vitaminlerin mükemmel kaynaklarıdır.

6- Nefes problemleri için etkilidir: Bir dizi çalışma balık ve kabuklu deniz ürünlerinin akciğerleri korumaya yardımcı olabileceğini göstermiştir. Çocuklarda astım belirtilerini rahatlatmanın yanı sıra önlediğine yönelik belirtiler de saptanmıştır. Balık tüketimin arttırılması balık yemeyenlere kıyasla bireylerde yaşlandıkça akciğerlerin güçlü ve sağlıklı olmasını devam ettirmede etkili olduğunu göstermiştir.

7- Depresyonla mücadelede etkilidir: Balık depresyonu önlemede büyük bir rol oynamaktadır. Düşük Omega 3 seviyeleri yüksek depresyon riski ile ilişkilidir. Deniz ürünleri mevsimsel duygulanım bozukluğu ve doğum sonrası depresyonu önlemek için yardımcı olabilmektedir.

8- Cilt sağlığı açısından önemlidir: Cildi sadece UV ışınlarının zararlı etkilerinden korumakla kalmaz aynı zamanda balık tüketiminin arttırılması egzema ve sedef hastalığı gibi cilt hastalıklarına karşı da yardımcı olmaktadır. Balık mükemmel bir protein kaynağıdır, cildi sağlam ve esnek tutan kolajen dokusu içinde esansiyel bir besin öğesidir.

9- Bağırsak Sağlığına Faydalıdır: Kanıtlar balık yağından zengin diyetlerin Chron hastalığı ve ülseratif kolit gibi ciddi bağırsak hastalıklarına karşı koruma sağladığı yönündedir. Bazı hastalarda Omega 3 yağ asidinin inflamatuvar bağırsak hastalığının ilerlemesini yavaşlattığı saptanmıştır.

10- Beyin gücünü arttırır: İnsan beyninin yaklaşık %60’ı yağdır, bunun çoğunluğunu da omega 3 yağlar oluşturur. Bu nedenle bol deniz ürünü tüketimi ilerleyen yıllarda demans ve hafıza sorunu olasılığının azaldığını göstermiştir. Deniz ürünlerinde bulunan bir omega 3 yağ asidi olan DHA sayesinde çocukların konsantrasyonlarında gelişmeler, okuma becerilerinde artış, davranış ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gibi durumlarda iyileşme kaydedilmiştir."

Düzenli çay tüketimi hastalıklara kalkan oluyor
Diyetisyen Doç. Dr. Barış Öztürk, düzenli çay tüketiminin hastalıklara karşı kalkan olduğunu söyledi. Öztürk, "Yapılan birçok araştırma çayın içeriğinde bol miktarda bulunan flavanoid olarak adlandırılan kateşinlerin vücuda etkisinin olumlu yönde olduğunu kanıtlıyor" dedi.
 Özellikle son yıllarda fiziksel aktivite azlığı, sağlıksız beslenme ve beslenme davranış bozukluğu gibi yaşam tarzının artışıyla birlikte kalp damar hastalıkları artmakta ve buna bağlı yaşam ömrü azalmaktadır. Yeni yapılan çalışmalar ise düzenli çay tüketiminin kan damarları için oldukça faydalı olduğunu gösteriyor. Özellikle kalbe giden damarlara etki edip koroner kalp hastalıkları, kardiyak ölüm ve inme riskini azaltıyor.
Diyetisyen Doç. Dr. Barış Öztürk, çayın bu olumlu etkilerini içeriğinde doğal olarak bol miktarda bulundurduğu kateşinler sayesinde gerçekleştirdiğini söyledi.
Öztürk, konuyla ilgili şunları söyledi:  
"Ayrıca kolesterol ve trigliserit gibi kanda dolaşan yağlar yükseldiğinde damarlarda plak oluşumuna sebep olmakta ve bununla birlikte damar tıkanıklığı riskini de artırmaktadır. Çay tüketimi özellikle yeşil çay kan lipidlerinin yükselmesini engellemekte ve iyi kolesterolü yükseltmektedir.
Düzenli çay tüketiminin diğer bir olumlu etkisi ise, çay flavanoidleri güçlü antioksidan özellik göstererek hücre ve dokuları serbest radikallere karşı korumaktadır. Düzenli çay tüketimi kansere dönüşme riski yüksek olan hücre aktivitesini durdurmakta ve tümör hücrelerinin büyümesini engellemektedir.
Çayın bu olumlu etkilerinden yararlanmak istiyorsak özellikle yeşil çayı düzenli tüketmeliyiz. Her besin ve bitkisel ürünler gibi çayı da kontrollü tüketmekte yarar vardır. Günde 5 bardaktan fazla tüketmemeye özen göstermeliyiz. Hamilelik ve emzirme dönemlerinde, antibiyotikler kalp ilaçları gibi düzenli ilaç tüketenler tansiyon hastaları anemi hastaları yüksek tansiyon hastaları gibi belirlenmiş hastalığı olan kişilerin bir diyetisyen kontrolünde tüketim miktarlarını ayarlamaları yararlı olacaktır."

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget