Makaleler "Kemal Kılıçdaroğlu"
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Ah Kılıçdaroğlu ah!...
Ah KILIÇDAROĞLU ah, çok yazık, sana da ülkemize de!

Bir seçim kazanıp iktidara gelemediğin gibi, muhalefet görevini de yapamadın şu ülkeye!

KILIÇDAROĞLU; On yedi yıldan bu yana, bu ülkeye olumlu ne yaptın ki!

Ülkenin dış borçlarını, üçe beşe katladın.

Yol arkadaşın, aynı menzile kol kola yürüdüğün Gülen Cemaatinin; devletin ordusunu, emniyetini, yargısını ve tüm kurumlarını ele geçirmesine göz yumdun, göz yummak bir yana, kendi ellerinle devletin kurumlarını Gülen Cemaatine teslim ettin ve bir cemaatin silahlı terör örgütü haline gelebileceğinin en canlı örneğine imza attın.

Kendi ellerinle koruyup kolladığın ve yetiştirdiğin Gülen örgütünün, ele geçirdiği Türk Yargısını kullanarak, Türk Silahlı Kuvvetlerine kumpaslar kurarak, kumpas davalarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin içini boşalttın, bu da yetmiyormuş gibi, senin eserin olan Gülen Silahlı Terör Örgütünün, sana savaş açarak, seni devirmek amacıyla giriştiği 15.Temmuz darbesini dahi fırsata çevirerek, ilan ettiğin olağanüstü hal den yararlanarak çıkardığın amaç dışı KHK'larla, ülkenin yerleşik tüm kurumlarını yerle bir ettin.

Şu anda savaş açtığın bölücü PKK Terör Örgütü ile müzakere masalarına oturdun mutabakatlar imzaladın, PKK ile barış ve açılım süreçlerine girdin, PKK'nın; Güneydoğuda adeta fiili bir yönetim kurmasına, vergi toplamasına, gençleri askere alarak dağa çıkarmasına, trafik ve asayiş kontrolleri yapmasına izin verdin, göz yumdun, İl Valilerine, barış sürecine ve açılımlarına zarar verir gerekçesiyle, PKK'ya yönelik operasyon yasakları getirdin, seçimde tek başına iktidarı kaybedince, o panikle yüz deksen derece dönüş yaparak PKK silahlı terör örgütüne gecikmiş bir savaş açtın.

Korkulu rüyan olan Atatürkçü Türk Silahlı Kuvvetlerinin vesayetinden kurtularak, kendi gizli ajandanı rahatlıkla uygulamaya sokabilmek için, Avrupa Birliğine yanaştın ve girmek istiyormuş gibi yaptın, müzakereleri başlattın ama, Avrupa Birliği üzerinden elde etmek istediklerine kavuşunca, Avrupa Birliğine sırtını döndün.

Ülkenin tüm ekonomik kazanımlarını özelleştirme adı altında, değerlerinin çok altında sattın ve buradan elde ettiğin milyar dolarları; yollara, köprülere, tünellere, inşaatlara yatırdın, ithalat patlama yaptı, lüks ve israfla devletin artan cari harcamalarıyla sıfırı tükettin, şu anda zam üstüne zam yapıyorsun.

Ülkenin sanayisini, tarımını ve hayvancılığını yok ettin, üretmeden tükettin, ihracat ve ithalat dengesini bozarak, cari açığı büyüttün, dışarıdan et ve tarım ürünleri ithal etmek zorunda bıraktın ülkeyi.

Sayın KILIÇDAROĞLU; ülkede işsizliği ve pahalılığı patlattın, Türk Lirasının değeri düştü pula döndü. Enflasyon tavan yaptı. Enflasyonu, ekonomik tedbirlerle değil, ancak İstatistik Kurumunun enflasyon rakamlarında tahrifatlar yaparak halkımızı kandırmak suretiyle tek haneli çakma rakama  indirebildin.

Getirdiğin, partili cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adlı bir örneği Dünyada olmayan sistemle, kuvvetler ayrılığını, yargı bağımsızlığını, özgürlükleri yok ettin, meclisi işlevsiz kıldın, yasama, yürütme ve yargıyı tamamen kendine bağladın ve tek adamlığını ilan ettin, tüm bunlara rağmen, hala halinden memnun değilsin.

Dış politikaya gelince, hiç sorma Sayın KILIÇDAROĞLU;

Ülkemizi, tüm yakın ve komşu devletlerle düşman ettin. İktidarın, ERDOĞAN'ın; aklı selime ve büyük devlet adamlığına dayalı olarak yaptığı tüm uyarılarına (!) kulağını tıkadın, Amerika'nın dolduruşuna gelip, Suriye'nin içişlerine burnunu sokarak, partinin kurucusu ATATÜRK'e ihanet edercesine, Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesini çiğneyerek Suriye'ye savaş açtın, Ortadoğu bataklığına girdin!

Sen Şam'daki Emevi Camisine girip cuma namazı kılacağını söylemene rağmen, Şam'a giremedin ama, Suriye'nin dört milyon vatandaşı, sığınmacı olarak senin ülkene girdi, onlara şimdi milyar dolarlar harcamak zorunda kaldın.

Suriye'nin toprak bütünlüğünü kaybetmesinde rol üstlendin, Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve ülkemizin güvenliğini sağlama adı altında, nafile harekatlar yaptın ve şimdi de Fırat'ın Doğusunu PYD yapılanmasından temizleme iddiasıyla, Fırat'ın Doğusuna harekat başlatmak zorunda kaldın, asıl yapılması gerekeni yapmıyorsun, Suriye'nin yasal ve meşru lideri Esad ile doğrudan görüşme yapmamakta direniyorsun, yanlışlarına bir yanlış daha eklemek üzere olduğunun farkında değilsin.

Evet KILIÇDAROĞLU; özetle, ülkenin on yedi yılda getirmiş olduğun  kötü manzarası bu!

KILIÇDAROĞLU; bir Türk vatandaşı ve aydını olarak sizden rica ediyorum, ülkeye ve partine daha fazla zarar vermeden bırak şu koltuğu ve  politikayı, inan ki; sen gidince, ülke rahatlayacak ve kendine gelecek, tekrar eski huzuruna kavuşacaktır!

Çekileceğin köşende, sen de bu huzurdan bir pay alsan kötü mü olur Sayın KILIÇDAROĞLU!

Güner Yiğitbaşı

09/10/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Benim genel müdürlüğümde açık 2 milyar 750 milyon liraydı, şimdi açık 80 milyar 629 milyon lira. Üstelik benim dönemimde emeklilik yaşı kadınlarda 38, erkeklerde 43'dü. Şimdi emeklilik yaşını 65’e çıkardın ve 80 milyar 629 milyon liralık bir açık kapatmaya çalışıyorsun. Şimdi söyle bakalım; Sosyal Güvenlik Kurumunu kim batırdı?


 CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Can Dündar ve Erdem Gül'le Silivri'de yaptığı ziyaret ile ilgili konuşan Kılıçdaroğlu, "Bunun hesabının verecekler" diyor bir diktatör bozuntusu. Bunun hesabını sen vereceksin sen" dedi.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Basın özgürlüğüne vurgu yapan Kılıçdaroğlu, "Basının özgür olamadığı bir ülkede toplum da özgür değildir. Gazeteci yazdığı haberden dolayı hapise atılıyorsa, neden bu haberi yaptın diye baskı kuruluyor işinden atılıyorsa hep beraber düşünmemiz lazım. bu işin sağı solu, ilerisi gerisi yok. Şucusu bucusu yok. Medyanın her koşulda özgür olması gerekir. bunun olmadı yerde demokrasi yara almış demektir. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Türkiye'nin uluslararası saygınlığına kim gölge düşürüyor?" diye sorudu.

"BUNUN HESABINI VERECEKLER DİYOR BİR DİKTATÖR BOZUNTUSU BUNUN HESABINI SEN VERECEKSİN SEN"
Kılıçdaroğlu, "İki gazetecimiz hapiste. Gittik ziyaret ettik  uzun uzun konuştuk. Eğer demokrasi diyorsak bunun mihenk taşı medyadır. Bunun sağcısı solcusu yok. Bunun ilericisi gericisi yok!
"Bunun hesabını verecekler' diyor bir diktatör bozuntusu. Bunun hesabını sen vereceksin sen. Hiç kimsenin Türkiye'nin onuru ile oynamaya hakkı yoktur. 32 gazetecimiz hapiste. Bir ülkenin başbakanı veya cumhurbaşkanı herhangi bir ülkeye gittiğinde en zor soru sinin ülkenizde gazeteciler niye hapiste bu sorularla muhatap olunması Türkiye açısından en büyük ayıptır bunun farkında bile değiller. Biz yargılanmasınlar demiyoruz. Efendim kaçacaklar olur mu telefon açıyorsunuz geliyorlar. Niye kaçsınlar haberleri karartacaklar zaten yazmış ne yazacaksa" dedi.

"BİRİLERİ YARGIÇ CÜPPESİ GİYEREK BİRİLERİNİN TALİMATINI YERİNE GETİRİYOR"
Kılıçdaroğlu, "Birileri yargıç cüppesi giyerek birilerinin talimatını yerine getiriyorsa o ülke yargı bağımsızlığı konusunda sorun var demektir. Bir yargıç mahkum ederken bir başka yargıç mektup yazıp haksızlığa dikkat çekiyorsa o ülkede en azından umut da vardır. Türkiye bu nokta. Ayıp olan bir başka şey daha var" dedi.

"GAZETECİLERDEN BİRİ TUTUKLU GAZETECİLERİ SORMUYOR KORKUYORSANIZ O UÇAĞA NİYE BİNİYORSUNUZ?"
Kılıçdaroğlu, "Sayın cumhurbaşkanı gazetecilerle geliyor. Uçakta çok sayıda gazeteci var. Ağırlıklı olan havuz medyası her şey soruluyor. Birinin aklına şu tutuklu gazetecileri sorayım gelmiyor. Niçin gelmiyor? Korkuyorsanız o uçağa niye biniyorsunuz? Dünyanın sorduğu soruyu sormaktan korkuyorlar. Osmanlı görkemli bir geçmişimizdir. Ama Osmanlı da medya özgürlüğüne önem vermiştir. Ali Paşa; 'basın hürriyeti ancak hatalarını düzeltmek istemeyen hükümetler için bir tehlikedir' diyor. Bari Ali Paşa'ya saygı duy. 100 yıl önceden bunu söylemiş. Gazeteci kamu adına görev yapar. O nedenle bütün dünyada korunurlar. Anayasal güvence altına alınmışlardır. Ama siz darbe dönemlerini aratmayacak bir yargılama süreci içerisinde gazetecileri hapise atıyorsunuz" ifadelerini kullandı.

Başika kampındaki askerlerin durumuna ilişkin Kılıçdaroğlu, "Irak merkezi yönetiminden izin alırsınız askerinizi gönderirsiniz. Evrensel hukuku bilmeniz gerekiyor. NOTO, BM …var. Bütün bu hukuka uyacaksınız. Bunu yapmıyorlar tankeri, askeri gönderdik. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti bölgesinde saygınlığı, ağırlığı olan bir cumhuriyeti nasıl bu hale getirirsiniz. Bunun hesabı sorulmayacak mı? Arap kardeşlerimizle dostluğumuz var. neden bozuyoruz? Açıkca Türk halkına yalan söylediler. 'Biz oraya davetli olarak gidiyoruz' dediler. Irak'ın Başbakanı, Dışişleri Bakanı biz davet etmedik diyor. Merak ediyorum sizi kim davet etti? Efelendiler kahramanlık edebiyatı yaptılar şimdi geri çekiliyorlar. Bunlar birike birike Türkiye'nin itibar kaybına yol açıyor. Türkiye'nin uluslararası saygınlığına kim gölge düşürüyor?" dedi.

"GELİRİM MAAŞIMI DA ALIRIM DURUMUM DA İYİ MİLLETVEKİLİ OYUNUNU OYNARIM"
Sorunların çözüm merkezi olarak TBMM'yi adres gösteren Kılıdaroğlu, "Ne olursa olsun herhangi bir çocuğumuzun burnu kanamasın istiyoruz. Bizim gösterdiğimiz duyarlılığı siz de gösterin. Parlamentoyu daha güzel çalıştıralım. Eğer bunları yapamayacaksak bu parlamentoda ne işimiz var. Nasıl olsa gelirim maaşımı da alırım durumum da iyi milletvekili oyununu oynarım. Bu parlamento, kurucu gazi parlamento. O zaman gereğini yapalım" dedi.

"O BİZİM ONURUMUZ, GURURUMUZ SEVGİLİ AZİZ SANCAR SENİ ÇOK SEVİYORUZ BİZE MUTLULUK YAŞATTIĞIN İÇİN"
Aziz Sancar'ı tebrik eden Kılıçdaroğlu, "Bizi sevince boğan başka bir olay var. Aziz Sancar, Nobel Kimya ödülünü aldı. Hepimizi gururlandıran bir olay. İlk duyduğumda olağanüstü sevindim. Üstelik kimya gibi bir dalda alıyorsunuz çığır açacak bir ödül. Yeni ödüllerle umarım başarısını perçinleştirir. O bir cumhuriyet çocuğu. Zor koşullarda okudu. Dünyanın en prestijli ödüllerinden birini aldı. O bizim onurumuz, gururumuz sevgili Aziz Sancar seni çok seviyoruz bize mutluluk yaşattığın için. Aziz Sancar'ın bir başka özelliği Mustafa Kemal'e olan hayranlığı. Bir kez daha Mustafa Kemal'i haklı çıkardılar. 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir' diyor. Sevgili Aziz Sancar bu ödül 'Atamız sayesinde alınmıştır' diyor. Cumhuriyete ve Mustafa Kemal Atatürk'e saygının gereği olarak söylüyor" diye konuştu.
"EFELENDİLER, KAHRAMANLIK EDEBİYATI YAPTILAR ŞİMDİ GERİ ÇEKİLİYORLAR"
Başika kampındaki askerlerin durumuna ilişkin Kılıçdaroğlu, "Suriye sorunumuz azmış gibi bir de üstüne Irak'ı ekledik. Irak merkezi yönetiminden izin alırsınız askerinizi gönderirsiniz. Ne için Türkiye'nin güvenliği için peşmergeleri eğitmek, IŞİD ile mücadele için olabilir. Kimsenin itiraz ettiği yok. Evrensel hukuku bilmeniz gerekiyor. NOTO, BM …var. Bütün bu hukuka uyacaksınız. Bunu yapmıyorlar tankeri, askeri gönderdik. Arkasından bir de kahramanlık edebiyatı yaptık. Efendim kimse geri gönderemez. Onlardan mı izin alacağız. Benzeri daha önce yaşamıştık. Eski Enerji ve Tabi Kaynaklar bakanımız Taner Yıldız vardı. 4 Aralık 2012'de o da biniyor GAP uçağına Erbil'e gideceğiz diyor pilota. Konferansa gideceğiz diyorlar. Uçak bir süre sonra Kayseri'ye iniyor. Niye Kayseri? O merkezi hükümet izin vermiyor. Kardeşim niye daha önce izin almıyorsunuz Türkiye'yi rezil ediyorsun. Şimdi aynı şey gönderdik. Efelendiler, kahramanlık edebiyatı yaptılar. Şimdi geri çekiliyorlar. Hani sen geri çekilmeyecektin Türkiye'nin saygınlığını ayaklar altına almak için sana bu yetkiyi kim verdi? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti bölgesinde saygınlığı, ağırlığı olan bir cumhuriyeti nasıl bu hale getirirsiniz" diye konuştu.

"BUNLAR BİRİKE BİRİKE TÜRKİYE'NİN İTİBAR KAYBINA YOL AÇIYOR"
Kılıçdaroğlu, "Bunun hesabı sorulmayacak mı? Arap kardeşlerimizle dostluğumuz var. neden bozuyoruz? Açıkca Türk halkına yalan söylediler. 'Biz oraya davetli olarak gidiyoruz' dediler. Irak'ın Başbakanı, Dışişleri Bakanı biz davet etmedik diyor. Merak ediyorum sizi kim davet etti? Diyecekler ki yine bizi kandırdılar. E sen çocuk musun? Türkiye'nin onuru ile oynamaya bu yetkiyi hakkı size kim verdi? Devlet yönetmek bu kadar ucuz kolay mı? sanki Trabzon'a, Rize'ye…gönderiyoruz. Orası başka bir ülke. Irak'8ın toprak bütünlüğüne saygılıyız diyorsun. Peki bu geri çekilme nedir o zaman? Niye gittin niye geri çekildin? Heyetin önceden gitmesi gerekirken sonradan gitti. Mutabakat sağlandıysa niye geri çekiliyorsun. Kim seni kandırdı niye geri çekiliyorsun. Bunlar birike birike Türkiye'nin itibar kaybına yol açıyor" açıklamasında bulundu.

 CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında Başbakan Erdoğan'a ilişkin görüntüler yayınladı. Görüntülerde Erdoğan, 1980 öncesinde kızı Esra ile ilgili bir anısını anlatıyor. Kılıçdaroğlu da Erdoğan'ın kızı Esra Albayrak'ın 1983 doğumlu olduğunu söyleyerek Erdoğan'ı eleştirdi.

 
Kaynak: Cumhuriyet

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son dönemlerde yoğun bir şekilde tartışılan T.C ibaresinin kaldırılması konusuna ilişkin olarak "Türkiye Cumhuriyetini tabelalardan sildiler. Bu iktidar neyin ve kimin iktidarı? O Cumhuriyet seni başbakan, milletvekili yaptı, senin o cumhuriyetten alıp veremediğin nedir?" diye sordu.
Karaman beldesinde partililerce karşılanan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çay içtiği kahvehanede gazetecilerin sorularını yanıtladı. Başkanlık sistemi tartışmalarına ilişkin soru üzerine Kılıçdaroğlu, "AKP'nin son seçim beyannamesine bakın, son seçim beyannamesinde 'anayasa kısa ve öz olmalı, erkler ayrılığı dikkate alınmalı, parlamenter sistem güçlendirilmelidir' diyor. Bunu söyleyerek halktan oy aldı. Halka gidip 'ben başkanlık sistemini getireceğim' diye söyledi mi? Söylemedi. Şimdi getiriyor, ne demiştim? Yalan söyleyenden başbakan olmaz" şeklinde konuştu.
"Halka gidip 'ben başkanlık sistemini getireceğim' diye oy aldıysanız, o zaman gereğini yapın" diyen Kılıçdaroğlu, "Parlamenter sistem' diyorsunuz, halka öyle gidiyorsunuz, sonra getiriyorsunuz başkanlık sistemini, tepki geliyor, yarı başkanlık sistemi... Bu parlamento, rejim değişikliğinin altına imza atacak parlamento değildir. Başkanlık sistemi Recep Bey içindir, bu parlamentoda bu sistem geçmez. Recep Tayyip Erdoğan değil, kim gelirse gelsin geçmez" ifadesini kullandı.

4. Yargı Paketi
Kılıçdaroğlu, 4. Yargı Paketi'yle ilgili soru üzerine paketi yeterli bulmadığını söyledi.
Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle'nin kendisini ziyarete geldiğini, yargı paketiyle demokrasi ve özgürlük alanının genişleyeceğini söyleyerek, destek istediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Ben de kendisine şunu söylemiştim, her yargı reform paketinden sonra hapisteki gazeteci sayısı arttı. Bu yargı paketiyle hapisteki gazeteci sayısı düşüyor mu? Hayır, düşünce suçlularının önündeki engeller kaldırıldı mı? Hayır. Gazetecileri, avukatları ve düşünürleri hapiste olan bir ülkede hangi yargı paketinden bahsediyorsunuz, hangisi reform olarak kabul edilebilir ki? Hiçbirisi."
Kılıçdaroğlu, "Murat Karayılan'ın siyasete girme ve İmralı'ya gidecek heyette bulunma isteğine yönelik" soruya ise "PKK'nın muhatabı Recep Tayyip Erdoğan'dır, bu soruları ona sormanız gerekir'' yanıtını verdi.

'Sağlıklı çalışan bir demokrasi değil'
Zonguldak'taki programı kapsamında partisinin il başkanlığını ziyaret eden Kılıçdaroğlu, 100. Yıl Şehirlerarası Otobüs Terminali'nin çevre düzenlemesi ve belediyenin satın aldığı araçların hizmete alınması töreninin ardından Kozlu beldesi sahil yolundaki Atıksu Arıtma Tesisi'nin açılışına katıldı.
Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, Mehmet Haberal'ın 4 yıldır hapishanede olduğunu, kendisine milletvekili adayıyken cumhuriyet savcılığından "temiz kağıdı" verildiğini söyledi. Yüksek Seçim Kurulu'nun da Haberal'ın milletvekili olmasında engel görmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Sizler teveccüh ettiniz, Haberal milletvekili oldu. Biz isterdik ki parlamentoya gelip görev yapsın ama 4 yıldır hapiste. Demokrasi istiyorsak önce milli iradeye, halkın iradesine saygı duymasını bileceğiz. Bir ülkede iktidar partisi, milli iradeye saygı göstermiyorsa halkın oylarıyla seçilen milletvekilini hapishanelerde tutuyorsa o ülkede demokrasi sağlıklı işlemiyor demektir. O nedenle bizdeki demokrasiye batılılar 'hibrit demokrasi' diyorlar. Sağlıklı çalışan bir demokrasi değil. Biz demiyoruz ki onlara dokunulmazlık verin, onlar yargılanmasınlar, böyle arayışımız yok. Dokunulmazlıklara önce biz karşıyız, millet seçti, meclise gelirler, işini yaparlar. İşini yapmayacaksın, mahkum da olmayacaksın ama hapishanede seni tutacağız, bunu kabul etmiyoruz. Sadece milletvekilleri değil, eğer bir ülkede gazeteciler, yazarlar, askerler, avukatlar, üniversite öğrencileri hapishanelere dolduruluyorsa o ülkede demokrasi ve özgürlük sorunu var demektir."
Kılıçdaroğlu, bir siyasal iktidar, milletin değerlerine, milli değerlere önem vermiyorsa halkın onu yargılama hakkının bulunduğunu savunarak, "Vicdanında yargılama hakkı vardır. Bir ülkenin başbakanı kalkıp da bütün milletin önünde 'ben bütün milliyetçilik anlayışını ayaklarımın altına alıyorum' derse, 74 milyon insan olarak 'Bir dakika Sayın Başbakan, orada bekle, sen hiçbir milliyetçiliği ayaklar altına alıp çiğneyemezsin' diyeceğiz" ifadesini kullandı.
Türk siyasetinin en temel sorununun, liderlerin halka doğruları söylememesi olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, kendisinin her zaman doğruları söyleyeceğini belirtti.

Başkanlık tartışmaları
Kılıçdaroğlu, Anayasa Uzlaşmanı Komisyonu'na çağdaş, özgürlükçü bir anayasa yapmak için oturdukları sırada görüşmelerin ortasında başkanlık sistemin getirildiğini ifade ederek, şöyle devam etti: "AKP'nin son seçim beyannamesinde 'Hazırlanacak anayasa kısa, öz ve açık olmalı, güçler arasındaki ilişkiler parlamenter sistem eses alınarak, açık ve net ele alınarak belirlenmelidir' deniyor. 'Parlamenter sistem, güçlendirilmelidir' diyor. Tam görüşmelerin ortasında ise 'başkanlık sistemini getireceğim' diyor. Sen halka 'başkanlık sistemini getireceğim' diye söz verdin mi? Hayır, 'parlamenter sistemi güçlendireceğim' diye söz verdin. Şimdi tam tersini yapıyorsun. Ne söyledim, 'yalan söyleyenden başbakan olmaz', yalan söyleyen kişi Türkiye Cumhuriyetine başbakanlık yapmaz."

'Cumhuriyetten alıp veremediğin nedir?'
Milli değerlere sahip çıkmanın herkesin görevi olduğuna vurgu yapan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "Hangi ülkeye giderseniz gidin o ülkenin milli değerlerini o ülkenin bütün yurttaşları korurlar. Biz önce milliyetçiliği ayaklar altına aldık sonra Türkiye Cumhuriyetini tabelalardan sildik. Allah aşkına söyler misiniz bana, bu iktidar neyin ve kimin iktidarı? O cumhuriyet seni başbakan, milletvekili yaptı, senin o cumhuriyetten alıp veremediğin nedir?"
Kılıçdaroğlu, "Bunların kültürü, takiye kültürüdür, yani yalan üzerine inşa edilmiş bir kültürdür" diyerek, "Amaçlarına ulaşmak için kullanamayacakları hiçbir şey yoktur. En kutsal değerleri istismar etmekte kimse bunların eline su dökemez. 'Cumhuriyet, cumhuriyet' dediler, geldiler önce Türkiye Cumhuriyetini silmeye kalktılar. Düşünün rahmetli Erbakan vardı, arkadan ilk hançerleyenler yine bunlar oldu" ifadesini kullandı.

Çözüm süreci
Kılıçdaroğlu, halkın huzur ve barış isteğini dile getirerek, kimsenin hiçbir zaman "bu ülkede çatışma olsun" demediğini kaydetti. Önemli olan "Barışı nasıl sağlayacağız?" sorusunun cevabını bulmak olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Recep Tayyip Erdoğan konuşmuyor, 'barış' diyor, aksini söyleyen mi var, 'huzur' diyor, aksini söyleyen mi var, 'analar ağlamasın' diyor, aksini söyleyen mi var? Sorum şu sana Recep Tayyip Erdoğan, neyin karşılığında barış, neyin karşılığında huzur, neyin karşılığında analar ağlamasın, çık millete söyle. Bana söylemiyorsan millete söyle.''
Kılıçdaroğlu, kapalı kapılar ardında Türkiye'nin çıkarlarını kimsenin pazarlamasına izin vermeyeceklerini ifade ederek, "Recep Tayyip Erdoğan'a söylüyorum senin milletvekillerin, sen, bakanların konuşmuyor, neyin karşılığında bu pazarlıkları yapıyorsunuz siz. 'Pazarlık yapmıyoruz' diyor yalan söylüyorsun sen, Recep Tayyip Erdoğan, millete yalan söylüyorsun'' dedi.

Akil İnsanlar Heyeti
Konuşmasında Akil İnsanlar Heyeti'ne de değinen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Siz hiç siyasi otoritenin emrinde, onun söylediğini Türkiye'de seslendirmek için görevlendirilen kişilere 'akil adam' dendiğini duydunuz mu, başka bir ülkede böyle bir saçmalık olabilir mi? Akil adam, 'aklını kiraya vermeyen, siyasi otoritenin emrine girmeyen, vatandaşın dertlerini özgürce dile getiren adam' demektir. Akil adam papağanın yaptığını yapmaz, birisinin söylediğini aynı tekrar etmek için Türkiye'yi gezmez. Akil adammış, sevsinler sizin akil adamlığınızı."
Kılıçdaroğlu, son günlerde sistemli olarak CHP'ye karşı bir kampanya açıldığını savunarak, ''Çünkü, biliyorlar ki cumhuriyetin önünde, demokrasinin önünde, özgürlüklerin önünde, hukukun üstünlüğüne inanan bir anlayışın önünde, en kararlı duruşu sergileyen CHP'dir. Bunu her yurttaşımın bilmesini isterim. Bir başbakan çıkıp halkına yalan söylüyorsa onu başbakanlık koltuğundan indirmek halkın görevidir'' diye konuştu.

'Hangi mahkeme, hangi adalet'
"Mahkemelere bakın, hangi mahkeme, hangi adalet" diyen Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Onlar da akil adamların bir başka versiyonu. Recep Tayyip Erdoğan söylüyor, ertesi gün fezleke düzenleniyor, söylüyor ertesi gün hapis cezaları veriliyor, böyle yargı mı olur? Türkiye iyi yönetilmiyor, ne olduğu belli değil. Suriye'ye, İran'a, Irak'a bakın. Hiçbir komşumuzla kavga etmek, savaşmak istemiyoruz, biz Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediği gibi 'Yurtta da dünyada da barış' istiyoruz. Bunu hayata geçirmek için, bu idealin arkasında duruyoruz."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap'ın da katıldığı törende, Kılıçdaroğlu, Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, projeyi hayata geçiren DMP İş Ortaklığı Temsilcisi Pasch Alonso ile butona basarak tesisin açılışını yaptı.
Kılıçdaroğlu'na çeşitli hediyelerin verildiği törende, ''Ergenekon'' davasından tutuklu yargılanan CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal'ın da mesajı okundu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu Dünya Romanlar Günü nedeniyle bir mesaj yayımladı ve görüşlerini şöyle açıkladı;

“8 Nisan Dünya Romanlar günüdür. Bugün 2. Dünya savaşında yaklaşık bir buçuk milyon romanın Naziler tarafından katledildiği gün diye kayıtlara geçmiştir.

Romanların ‘toplu imhası’ 1941 Sonbaharı’nda başladı. Bu dönemde Romanları bulmak, öldürmek ya da toplama kamplarına göndermek için özel Einsatzgruppe timleri kuruldu. Almanya’dan kadın, yaşlı, çocuk ve bebek dahil on binlerce Roman Polonya’ya ve oradan Belzec, Treblinka, Sobibor ve Majdanek toplama kamplarına gönderildi Hollanda, Fransa ve Belçika’dan yola çıkarılan binlerce Roman’da Auschwitz’e gönderildi. Bu insanların çok büyük bir bölümü Naziler tarafından öldürüldü.

Nazilerin geçtikleri her yerde Romanlar tutuklanmış, sürülmüş ve öldürülmüştür. Yugoslavya’da Yahudilerin ve Çingenelerin idamları 1941 Ekimi’nde ormanlık alanlarda yürütülmüştür. Köylüler, idam yerlerine götürülmek için kamyonlara yüklenen çocukların ağlayışlarını ve çığlıklarını hala hatırlamaktadırlar..

Bu gerçek dünyanın neresinde olursa olsun nazizmin, faşizmin özünün değişmediğini, Nazi vahşetinin Yahudilerle sınırlı kalmayıp, farklı ırk ve dinlerden milyonlarca insanı da içerdiğini gözler önüne sermektedir.

Bu nedenle, Romanları da ”yok edilmesi gereken aşağı ırklar” kategorisine dahil eden faşizmi, nazizmi Dünya Romanlar gününde lanetliyor, dünya tarihinde her tür faşizmin ve nazizmin hedefi, kurbanı olmuş insanları saygıyla, sevgiyle anıyor, dini, dili, ırkı, mezhebi, inancı, cinsiyeti ne olursa tüm insanlık için barış ve kardeşlik diliyorum”


Kılıçdaroğlu: ”Soner Yalçın’ın, Silivri hapishanesinden çıkıp, İstanbul’da evine dönmesi bir anlamda onun kapalı cezaevinden çıkıp, yarı açık cezaevine dönmesi gibi bir duygu”

”Türkiye’de baskı var, baskı hemen hemen toplumun her kesimi tarafından hissediliyor” -”Türkiye çağdaş bir ülke olacaksa, hapishanelerinde bilim adamı olmamalı”

Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Odatv” davasından iki gün önce tahliye olan gazeteci-yazar Soner Yalçın’ı evinde ziyaret etti.
Kemal Kılıçdaroğlu, Soner Yalçın’ın Levent’teki evine CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı ile birlikte geldi.

Basına kapalı yaklaşık 20 dakika süren ziyaretin ardından Soner Yalçın, Kılıçdaroğlu ve beraberindekileri evinin kapısından uğurladı.
CHP lideri Kılıçdaroğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Soner Yalçın’a ”geçmiş olsun” dileklerini ilettiğini söyledi.

Yalçın’ın bir şikayetini ”Ben neden her çarşamba günü gidip imza atacağım. Ülkemi seviyorum, ülkem ve halkım için çalıştım. Onların sağlıklı bilgi edinmesi için çalıştım. Her çarşamba günü gidip imza atmayı içime sindiremiyorum” sözleriyle aktardığını belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
”Soner Yalçın’ın, Silivri hapishanesinden çıkıp, İstanbul’da evine dönmesi bir anlamda onun kapalı cezaevinden çıkıp, yarı açık cezaevine dönmesi gibi bir duygu. Ben şahsen hissediyorum. Nedeni de şu; Türkiye’de baskı var, baskı hemen hemen toplumun her kesimi tarafından hissediliyor. İşçisi, iş vereni, sanayicisi, sanatçısı, sade yurttaşı, herkes telefonla konuşmaktan ve düşüncelerini açıklamaktan korkuyor. Dolayısıyla Türkiye’de demokrasiye, özgürlüğe ihtiyacımız var. Soner Yalçın, mücadele edeceğini söyledi. Mücadele adamı zaten o. Samizdat, büyük bir olasılıkla yabancı dillere çevrilecek ve okutulacak.”

Kılıçdaroğlu, bugüne kadar espiri olarak Silivri’yi hep ”toplama kampı” olarak adlandırdığını, bundan sonra ”Silivri akademisi” diyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Çünkü orada akademisyenler, son derece değerli hocalar, eski rektörler var. Bilim insanından yararlanmak gerekirken, onları hapislerde çürütmenin akılla mantıkla demokrasiyle özgürlükle bağdaşır hiç bir tarafı yoktur. Türkiye çağdaş bir ülke olacaksa, hapishanelerinde bilim adamı olmamalı. Onlar, çocuklarımızı yetiştirmeli. Onlar, ülkenin geleceği için önemli bir teminattır” diye konuştu.

Bu yıl 10 Kasım’da Atatürk’ü Ankara’daki kabrinin başında anmak isteyen milyonların arasında ben de vardım.
Bir gün önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu makamında ziyaret ettim ve “Talihsiz Bedevi” polemiğinden yerel seçimlere, ABD’deki Başkanlık seçimlerinden yeni anayasaya ve hatta kendisine yönelik “Soros’un adamı” suçlamalarına kadar birçok konuda görüşlerini alma olanağı buldum.

İşte sorularım ve Kemal Bey’in verdiği yanıtlar:
Bedevi polemiği

- Salı günkü son grup toplantılarında “çöldeki kutup ayısını ve bedevinin başına gelenleri” anımsadık. Başbakan sizi o bedeviye benzetti, siz de benzer ağırlıkta bir yanıt verdiniz. Siyasetteki bu üslup hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ne yazık ki Başbakan’a, onun kullandığı dille yanıt vermek zorunda kaldım. Bunun için gerçekten üzgünüm. Entelektüel bir dille de yanıt verebilirdim. Ama emin olun, o bundan anlamaz. Benim de siyasetteki düzey düşüklüğüne tahammülüm yok. Ama yanıt vermediğim takdirde, kendi tabanımın haklı tepkisine karşı duramam. 12 Eylül’den önce Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit arasında da sert polemikler yaşanırdı. Ama polemiklerin belli bir düzeyi vardı. İkisinin de yüreğinde kin yoktu. Zaten siyaset yapan insanın yüreğinde kesinlikle kin ve intikam duyguları olmamalı. Kinle yola çıkanlar ülkelerini felakete sürükler. Bugün bizim en önemli sorunumuz maalesef bu: Başbakan, kinle ve intikam duygusuyla siyaset yapıyor. Bu Tavır ülkeyi bölünmeye götürüyor... Şu anda birden fazla bölünme senaryosu var... Türk-Kürt diye bölünüyoruz... Alevi-Sünni diye bölünüyoruz... Laiklik yanlıları ve karşıtları diye bölünüyoruz... Toplumun fay hatları üzerinde tahrik yaratmayı ve ortaya çıkan enerjiyi, kendi iktidarı için kullanmayı düşünen bir Başbakanımız var. Kinden ve nefretten besleniyor. Eğer Türkiye’de herkes. ‘Ne olacak memleketin hâli?’ sorusunu soruyorsa, bu parlak bir noktada olmadığımızı gösterir. Toplumda gelecek beklentisi yok, gelecek kaygısı var ve hızla büyüyor. Bu kaygıyı daha da pekiştirmeye çalışıyorlar.

Yeni anayasadan umudumu kesmedim!

- Toplum yeni anayasa çalışmaları konusunda da sizin deyiminizle bölünmüş durumda... Başbakan bir yıl önce yeni anayasayı dokuz ayda yapmaktan söz ederken, bugün umudunu kesmişe benziyor. Siz de yeni anayasadan umudunuzu kestiniz mi?
Dokuz ayda anayasa yazıp, bunu parlamentodan geçiren demokratik bir ülke var mı? Demokraside böyle bir süre mümkün mü? Anayasanın yenilenmesi için toplumda bir uzlaşma sağlanması gerekir. Bu dokuz ay gibi kısa bir sürede olabilir mi? Oldubittiyle anayasa yapılmaz. Bu yüzden ben Meclis’teki anayasa çalışmalarından umudumu kesmiş falan değilim. Tam tersine olumlu gittiğini düşünüyorum. Evet; birçok madde üzerinde uzlaşma sağlanamıyor ama bunlar geçiliyor, anlaşılan maddeler belirleniyor önce... Anlaşılamayan maddeler sonradan görüşülecek ve eminim ki uzlaşma sağlanacak. Bizim başlangıçtaki kırmızı çizgilerimiz aynen sürüyor ve asla vazgeçmeyeceğiz. Bu da; Anayasa’nın asla değiştirilemez olan ilk dört maddesi!

Başbakan, başkanlık sistemini bilmiyor!

- Bir de başkanlık sistemi gibi bir gündem maddemiz oldu...

Merak ediyorum; Recep Tayyip Erdoğan başkanlık sisteminin ne olduğunu biliyor mu acaba? Bilgiyi Burhan Kuzu’dan alıyorsa, o bilgilerin doğru olmadığı kesin... Bizim parlamenter rejimimiz, aksaklıklarına rağmen çalışan bir rejimdir. Aksaklıklar düzeltilebilir. Başbakan, başkanlık sistemiyle vekilleri bizzat seçeceğini, yargıçları atayabileceğini, herkesin kendisine bağlı olacağını zannediyor. Böyle bir başkanlık sistemi olmaz. Bu nedenle Başbakan’ın önce ‘başkanlık sistemi’nden ne anladığını anlatması lazım...

ABD’deki başkanlık seçimi

- Söz başkanlık sisteminden açıldığına göre devam edelim: ABD’deki seçimi yine Obama kazandı... Ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle dünyaya hayırlı olmasını dilerim. Çünkü ABD, dünyayı yönlendiren bir ülke... Bu yüzden bu ülkenin başkanının, ABD’nin etkinliğinin ve gücünün farkında olması, dünyada barışı egemen kılmak için çalışması gerekir. Yeni dönemde ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinin de daha saydam ve tutarlı olmasını bekliyoruz. Rahmetli İsmet İnönü, ‘büyük devletlerle ilişki kurmanın, aslanla yatağa girmek’ olduğunu söylerdi. Bunun için büyük devletin mutlaka dürüst olması, ilişkiye girdiği ülkeyi aldatmaması aldatırsa saygınlıklarına gölge düşeceğini bilmesi gerekir...

ABD’deki demokratik üslubu övüyor ama...

- Başbakan Erdoğan ABD seçimlerinin hemen arkasından bir açıklama yaptı ve adaylar arasındaki ilişkilere damgasını vuran demokratik üslubu övdü. Kaybedenin, kazanana başarı dilemesini bize örnek gösterdi.

ABD’de seçim yarışlarındaki çok önemli virajlardan biri de adayların televizyon programlarında yaptığı “düello”lardır. Son seçimlerden önce başkan adayları tam üç kez düelloya çıktı. Bu düellolar, seçim sonuçları üzerinde büyük etki yarattı. Eğer Başbakan, ABD’deki demokratik üslubu övüyorsa, defalarca davet ettiğimiz hâlde neden aynı şeyi kendi ülkesinde yapmıyor? Neden benimle halkın karşısına birlikte çıkıp tartışmıyor? Nedeni belli: Çünkü buna cesareti yok! O, prompter’dan okuduğu metnin bile ne anlama geldiğini bilmiyor. Kürsüden indiği anda, ne söylediğini hatırlamıyor. Çünkü entelektüel bir birikimi yok. Roman okuduğunu, tiyatroya, konsere, sergiye gittiğini gördünüz mü? O yüzden Başbakan sadece yandaş gazetecilerin karşısına çıkmayı tercih ediyor. Yandaş olmayan gazeteciler ile asla bir araya gelemiyor. Doğal olarak ana muhalefet lideriyle bu tür düellolara katılmayı kabul etmiyor. Eğer ABD’deki demokrasi standardını özlüyorsa, buyursun çıksın karşımıza... Yüzde 10 barajının yürürlükte olduğu, 12 Eylül darbesini yapanların çıkardığı yasaların uygulanmaya devam ettiği bir ülke ne kadar demokratik olabilir. Başbakan eğer gerçek demokrasiyi istiyorsa, gelsin önce bu yasaları değiştirelim.

- Yerel seçimlerin erkene alınmasından vazgeçildi. CHP olarak yerel seçimlerdeki hedefiniz ne? Adaylarınızı nasıl belirleyeceksiniz? Hazırlıklar başladı mı?

Adaylarımızın bir bölümü belli. Halkın, hizmetlerinden hoşnut olduğu başkanlarımızın yollarına devam etmesini istiyoruz. Bunun için kamuoyu araştırmaları yapıyoruz ve seçmenlerin başkanlarımızdan memnun olup olmadıklarını öğreniyoruz. Büyük illerde halkımızın tanıdığı, güvendiği, deneyimine ve becerisine güvendiğimiz isimleri aday göstereceğiz. Ancak adaylarımızın çok önemli bir bölümünü belirlemek için ülke genelinde bütün üyelerimizin katılacağı ‘eğilim yoklamaları’ yapacağız. Üyelerimizin istediği adayları vitrinimize koyacağız. AKP yerel seçimlerde gücünü artırmak için Büyükşehir Yasası’nda düzenlemeler yaparak il ve ilçe sınırlarını değiştiriyor. Geçmişte rahmetli Turgut Özal da bunu denedi ama başaramadı. Gücünüzü halktan değil de parlamentodaki sayısal çoğunluğunuzdan alırsanız, diktatörleşirsiniz. Bu tür girişimlerin ahlaki yönü yoktur. Sınırı değiştirilen il ve ilçelerimizde yaşayan vatandaşlarımıza yapılan saygısızlıktır bu... Bir örnek vereyim: İskenderun Belediyesi’ne 50 metre mesafedeki mahalleyi, 25 kilometre uzaklıkta yeni kurulan bir belediyeye bağlıyorlar. Bütün hesap, belediye seçimlerini kazanmak! Ama AKP ne yaparsa yapsın, yerel seçimlerde kazanmak için çok ciddi bir mücadele vereceğiz. Yönetiminde olduğumuz belediyelerin sayısını mutlaka artıracağız. Ve... İstanbul’u kesinlikle alacağız! AKP’yi ayakta tutan, İstanbul’un rantıdır... İstanbul’da mezarlıklar dışında yeşil alan bırakmadılar. Yeşil alana düşman bir yerel yönetim anlayışı, doğa ile insanı buluşturamaz. Sultanahmet Camii’nin minarelerinin arkasına devasa gökdelenleri dikerseniz; bu, tarihe de saygısızlıktır! Gözünü rant bürümüş bir siyasal iktidar, halkın sorunlarını çözemeyen ama kendisinin ve yandaşlarının kasasını dolduran bir iktidardır.

TESEV’in kurucusuyum ama kimsenin adamı değilim!

- Sosyal medyada fırtınalar koparan ama yaygın medyada pek fazla üzerinde durulmayan bir iddiayı sormak istiyorum. Sizin Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın kurucusu olduğunuz, bu Vakfın da ünlü spekülatör George Soros tarafından finanse edildiği söyleniyor. Sizin için de “Soros’un adamı” suçlaması yapılıyor. Duydunuz mu?
Elbette duydum. Evet, TESEV’in kurucuları arasındayım. Benim kurucu olduğum yıllarda Soros’un adı bile bilinmiyordu Türkiye’de... Çok saygın isimler, bu vakfın kurucuları arasında. Ben bu vakfın yönetiminde hiçbir zaman görev almadım. Çalışmaları meydanda, yayınladığı raporlar kamuoyun sunuluyor. Ben hayatım boyunca hiç kimsenin adamı olmadım. Sadece halkımın adamıyım! Ayrıca yalnızca TESEV’in değil sekiz vakfın kurucusuyum. Çok sayıda derneğin üyesiyim. Örneğin Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği’nin başkanlığını yaptım. Suçlamaların iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum. Suçlayanlar acaba TESEV’in kaç yayınını okumuş, merak ediyorum.
*****
GÜNÜN SORUSU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a:
Madem ABD seçimlerindeki demokratik üslubu beğeniyorsun, o zaman onların liderleri gibi seçimlerden önce televizyon düellolarına katılacağına, karşıma çıkmaktan neden kaçıyorsun?

” Tayyip Esad Erdoğan, ‘Barikatların açılmasına karşıydım. Polis görev yapmamıştır’ diyor. Onun anladığı ne biliyor musunuz? Polis görev yapacak yüzlerce kişi yaralanacak, onlarca insan hayatını kaybedecek. Böylece terörden beslenen Başbakan sözde görevini yerine getirmiş olacak. İnsanın hayatını hiçe sayan bir Başbakan olur mu?”
-“Barikatları aşamayacağımızı düşündüler. Sen hala CHP’yi anlayamamışsın. Bu CHP,  yedi düvele savaş açmış partidir”
-“İstediğiniz kadar baskı yapın. Sizden korkmuyoruz. Size teslim olmayacağız. Bütün barikatlarınızı yıkıp geçeriz”
-”80 yaşında kadın, 8, 9 yaşında çocuklar, gençler, kadınlar, yaşlılar, engelliler ellerinde Türk Bayrakları. Başka bir şey yok. Bunlar illegal örgüt mensuplarıymış. Kendisine göre her şey legal, bağımsızlık, özgürlük, cumhuriyet, demokrasi isteyenler illegal. Bu kafa Türkiye’yi yönetiyor.”
-”İstedikleri kadar gelsinler, coplarıyla, panzerleriyle, tanklarıyla, toplarıyla, askerleriyle gelsinler. Zalimin  zulmüne ortak olmayacağız. Zalimin yanında durmayacağız. CHP demek mazlumun yanında duran parti demektir”
-”Ayrılığa gayrılığa izin vermeyeceğiz. Cumhuriyet, demokrasi budur. Cumhuriyet demokrasiyle taçlandırıldığı zaman anlam ifade eder. Baskıyla değil, şiddetle değil”
-“Korku, aklın katilidir. İstediğiniz kadar baskı yapın, sizden kimse korkmayacaktır.
-“Adaletli bir yönetimin olmadığı yerde barış ve huzur sağlanamaz. Adalet demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır. Başbakan adalet mülkün temelidir sözünden kendi mülkünü anlıyor”
-“Polis, halkın polisidir. Senin polisin, özel koruman değil. Güneş gözlüğünü bile polise taşıtıyor. O polis Türkiye Cumhuriyeti’nin polisidir, senin babanın polisi değildir”
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu TBMM’de Grup Genel Kurulu’nda başta dün kutlanan Cumhuriyet Bayramı olmak üzere güncel olayları şöyle değerlendirdi…
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN;
30.10.2012 TARİHİNDE GRUP GENEL KURUL TOPLANTISINDA
YAPTIĞI KONUŞMA

CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU – Güzel bir hafta sonu geçirdik. Hepinizin geçmiş Kurban Bayramını ve Cumhuriyet Bayramını yürekten kutluyorum.(Alkışlar) Bayramlar bizi bir arada tutar. Bayramlarda gönül birlikteliğimiz olur, birbirimizle kucaklaşırız; küçükler gelir büyüklerin ellerinden öper, kızgınlıkları, kırgınlıkları bir tarafa atarız, millî bayramlarımız da böyledir. Bayramlar bizim ortak paydamızdır. O paydayı derinleştirmek, güzelleştirmek hepimizin görevidir. Babalarımızdan, dedelerimizden bunu gördük, “Bayramda kin tutmayın, bayramda hoşgörülü olun, bayramda birbirinize merhaba demeyi öğrenin.” dediler. Bayramlar bizim ortak paydamızdır. Bayramları böyle bir heyecan ve böyle bir anlayışla kutluyoruz.
Değerli arkadaşlarım, her bayramın bir anlamı vardır. Dini bayramlarımız önemlidir, millî bayramlarımız da önemlidir. Her millî bayramın arkasında gözyaşı vardır, şehitlerimizin kanları vardır, gazilerimiz vardır, bağımsızlığımızın meşalesi, ateşi vardır. O bayramlar kolay kazanılmadı. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce Dolmabahçe’de düşman donanmasını gördüğü zaman şunu söylemişti: “Geldikleri gibi gidecekler.” demişti. (Alkışlar) Daha yolun başındaydı ama kararlıydı. Bu ülkenin insanları özgürlüklerine ve bağımsızlıklarını düşkün insanlardır, mandacılığı kabul etmezler. Onun için, en son söyleyeceğini daha yolun başında söyledi “Geldikleri gibi gidecekler.” dedi. (Alkışlar) Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919 Amasya’da Amasya Tamimi, çok önemli bir belgedir. İlk kez halka, halkın egemenliğine vurgu yapan bir belgedir. Daha yolun başında söylenmiştir. Şöyle diyor: “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.” Ve devam ediyor: “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” İlk kez milletten söz ediyor. (Alkışlar) Daha ortada cumhuriyet yok, daha yolun başında ama milletin egemenliğinden söz ediyor Mustafa Kemal Atatürk, o açıdan çok önemlidir. Sonra Erzurum Kongresi, sonra Sivas Kongresi, 4 Eylül Sivas Kongresi de çok önemlidir. Açıkça mandacılığı savunanlar olmuştur ama Mustafa Kemal mandacılığı elinin tersiyle itmiştir. Sivas Kongresi kararlarından birisi mandacılığa açıkça karşı çıkıldığının belgesini ortaya koymuştur.
Değerli arkadaşlarım, o belgede bir cümle var, çok önemlidir arkadaşlar: Mondros Ateşkes Anlaşmasının imzalandığı gün “henüz işgale uğramamış vatan toprakları bir bütündür, birbirinden ayrılamaz.” der. Önemli cümle şu değerli arkadaşlar: “Bu topraklarda yaşayanlar öz kardeştirler.” Hiç ayrım yapmıyor. (Alkışlar) Daha cumhuriyetin başında etnik, kimlik ayrımı, inanç ayrımının, mezhep ayrımının hiçbirisi yok, 1919’un ruhu bu. “Bu topraklarda yaşayanlar öz kardeştirler.” diyor. Şimdi ayırmaya çalışıyor Recep Tayyip Erdoğan.  (Alkışlar) Bu ülkede yaşayan her yurttaş, bu ülkenin onurlu ve eşit bir bireyidir. Bu ülkenin külfetlerini paylaştık, bu ülkenin nimetlerini de hakça bölüşmek durumundayız, Ayrı gayrılığa izin vermeyeceğiz; cumhuriyet budur, demokrasi budur. Cumhuriyet demokrasiyle taçlandırıldığı zaman bir anlam ifade eder, baskıyla değil, şiddetle değil. O nedenledir ki cumhuriyeti kuranlar daha sonra demokrasiyi getirmişlerdir bu ülkeye.
Değerli arkadaşlarım, karnı tok, sırtı pek yurttaşlar adaletle yönetilen bir ülkede huzur içinde yaşayabilirler. Adaletin olmadığı yerde barışı sağlayamazsınız. Adaletin olmadığı yerde siz huzuru sağlayamazsınız. Vatandaş sokakta devletin güvencesi altında rahat gezebilecek, rahat seyahat edebilecek, rahat konuşabilecek, düşüncesini açıklayabilecek, adalet budur. Adalet, demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır. “Adalet mülkün temelidir” derken “Adalet devletin temelidir” anlamındadır bu. Recep Tayyip Erdoğan “Adalet mülkün temeli” derken kendi mülkünün temeli olarak algılıyor. (Alkışlar) Bağımsız bir ülkede özgürce yaşamak birilerinin bize lütfettiği bir şey değildir. Birinin lütfuyla biz bunları almadık; mücadelemiz oldu, yedi düvele karşı mücadele ettik, onun için millî bayram diyoruz biz buna. Çalıştık, çabaladık, gözyaşı döktük, binlerce yetim çocuk kaldı. Bakınınız 1921, savaş meydanlarında şehitlerimiz çok olduğu için yetim kalan çocuklar için Çocuk Esirgeme Kurumu kurulmuştur. Devletin koruması altına, şefkati altına alınmışlardır o çocuklar, cumhuriyet budur, kendi insanına sahip çıkmaktır, kendi insanını korumaktır; onun değerlerini korumak, onun değerlerine saygı duymaktır.
Değerli arkadaşlar, bedel ödenmemiş toprak vatan sayılmaz, bedel ödeyeceksiniz önce. (Alkışlar) Ne diyor büyük Şair? “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa o da vatandır.” (Alkışlar)  Cumhuriyet Bayramı bizim en güzel bayramımız, ortak paydamız doğu, batı, güney, kuzey fark etmiyor. “Öz kardeştirler bu ülkede yaşayanlar” demiş daha 4 Eylül 1919’da Sivas’ta. Bir araya gelmişler, ülkelerinin bağımsızlığı için mücadele etmişler, mandayı atmışlar bir tarafa. Amasya Tamimiyle halkın egemenliğinden söz etmişler ilk kez ve biz, 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramını kutlayacağız. Önce yasak getirdiler, “yasak getirirseniz elime bir Türk Bayrağı alacağım yasağın olduğu meydana gideceğim.” dedim ve oraya gittim. (Alkışlar) Efendim, “orada olanlar illegal örgütlerdenmiş.” kafaya bakın, kafa yapısına bakın. 80 yaşında kadın, 8-9 yaşında çocuklar, gençler, kadınlar, yaşlılar, engelliler ellerinde Türk bayrakları, başka bir şey yok, bayramlarını kutluyorlar, en güzel bayramlarını kutluyorlar, Cumhuriyet bayramlarını kutluyorlar, kafaya bakın, “bunlar illegal örgüt mensuplarıymış.” Kendisine göre her şey legal, bağımsızlık, özgürlük isteyenler, cumhuriyet, demokrasi isteyenler illegal, kafaya bakın siz! Bu kafa bu ülkeyi yönetiyor! (Alkışlar) Birileri de buna “Efendim, alternatif kutlama olmazmış.” Ya, bu kutlamanın alternatifi yok zaten, sen hâlâ öğrenemedin mi cumhuriyeti? (Alkışlar) Öyle bir hâle geldi ki, Başbakan vatandaşın arasına çıkamaz, vatandaşa merhaba diyemez, vatandaşın elini sıkamaz, kahvede oturup çay içemez çünkü bu vatandaş bu Başbakanı artık istemiyor “Yeter artık.” diyor. (Alkışlar) Efendim, ben oraya gittim ya, “Kemal Kılıçdaroğlu birinci Meclisin bahçesine cebren ve hileyle girmiştir.” Kafaya bakın siz. Anlayışa bakın siz. Ya, Meclisin bahçesine gitmek ne zaman cebir ve şiddeti gerektiriyor? Senin giremediğin yere ben gidiyorum zaten. (Alkışlar) “Efendim, barikatların aşılmasına karşıydım. Polis görev yapmamıştır.” diyor. Onun anladığı ne, biliyor musunuz? Polis görev yapacak, yüzlerce insan yaralanacak, onlarca insan hayatını kaybedecek, böylece terörden beslenen Başbakan sözde görevini yerine getirmiş olacak. İnsanın hayatını hiçe sayan bir Başbakan olabilir mi? İstedikleri kadar gelsinler, coplarıyla gelsinler, panzerleriyle gelsinler, tanklarıyla, toplarıyla gelsinler, askerleriyle gelsinler…(Alkışlar) …Zalimin zulmüne ortak olmayacağız, zalimin yanında durmayacağız, Cumhuriyet Halk Partisi demek mazlumun yanında duran parti demektir. (Alkışlar) Bakınız on binlerce yurttaş vardı orada, yüz binlerce yurttaş vardı. Bakın şimdi, bütün o yurttaşların tek ortak paydası Cumhuriyet Bayramını kutlamaktı. Taşkınlık yapmadılar, kimsenin üzerine baskı kurmadılar, cam kırmadılar, çerçeve indirmediler, sadece polislere “Yolumuzu açın” “Biz bayram kutlamak istiyoruz.” dediler. Bayram kutlamak ne zamandan beri yasaklanıyor? Bayram kutlamak için birisinden izin almaya gerek yok, zaten bayramı kutlamak için yasa var bu ülkede. (Alkışlar) “Hayır, bayramı kutlamayacaksın sen.” diyorlar. Orası yasakmış! Oranın anlamını bilmiyorsun sen beyefendi. Oranın anlamını bilsen o yasağın ne anlama geldiğini de sen kavrayacaksın. Orası Türkiye Büyük Millet Meclisinin bulunduğu alandır, Cumhuriyetin ilan edildiği alandır o alan. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, o alanda çocuklar vardı, yaşlılar vardı, gençler vardı, göğsümü kabartan çok sayıda kadın vardı, göğsümü kabartıyor. (Alkışlar) Sağduyu vardı. Bütün baskıya rağmen bir şey yapmadılar. Engellediler, halkın buluşmasını engellediler, barikatları aşamayacağımızı düşündüler. Sen hâlâ Cumhuriyet Halk Partisini anlayamamışsın, bu Cumhuriyet Halk Partisi yedi düvele savaş açmış bir partidir. (Alkışlar) Diyor ki “Polis görevini yapmadı.” Polis görevini yaptı. Oradaki polisler bizim çocuklarımızdır. Gençler slogan atıyorlardı “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye, polisler de oradan “Biz de Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” diye. (Alkışlar) O polisler, senin baskına rağmen vicdanlarını dinlediler. O barikatları yırtıp attık. Senin barikatların bize vız gelir. Sen gelseydin oraya. Gelseydin bakalım, dursaydın barikatların önünde. (Alkışlar) Herkesin elinde bir Türk bayrağı var, bayrağına sahip çıkıyor, cumhuriyetine sahip çıkıyor, demokrasisine sahip çıkıyor, özgürlüğüne sahip çıkıyor, kadın erkek eşitliğine sahip çıkıyor, sen niye yasak getiriyorsun? Hangi akılla mantıkla yasak getiriyorsun?
Değerli arkadaşlarım, yeni bir unvan bulmamız lazım. Tayyip Esad Erdoğan. (Alkışlar) Yaptığının ne farkı var? İnsanlar ölmedi ya hâlâ diyor ki “Polis görevini yapmadı.” Birkaç kişinin ölmesi lazım ki polis görevini yapsın. O polis halkın polisidir, senin, affedersiniz babanın polisi diyeceğim ama yine, polisin, özel koruman değil. (Alkışlar) Biliyorsunuz, Tayyip Erdoğan güneş gözlüğünü de polise taşıtır. Unutmayın, vatandaşlarım bilsin diye söylüyorum. Ağır geliyor beyefendiye güneş gözlüğü taşımak, polise taşıtıyor. Polisin görevi o mu? Senin güneş gözlüğünü mü taşıyacak polis? O polisler bizim çocuklarımızdır. Onların sorunlarına da sahip çıkacağız biz. Ne yaparsa yapsın polisle halkı karşı karşıya getirmeyeceğiz, o polis Türkiye Cumhuriyetinin polisidir, senin babanın polisi değil onlar. (Alkışlar) Onun görevi bizim teslim almak, öyle düşünüyor. Sen bizi teslim alamazsın, senin gücün yetmez buna; yedi düvel teslim alamadı zaten senin gücün mü yetecek?
Değerli arkadaşlar, hiçbir Cumhuriyet Halk Partili, hiçbir yurtsever, hangi partiden olursa olsun ister AKP’den, ister MHP’den, ister başka partilerden olsun hiçbir yurtsever bağımsızlığını ve özgürlüğünü copa, bombaya feda edemez, her şeyin üzerine yürür. (Alkışlar) Ne diyordu? “İleri demokrasi.”  Gerçeği ne, çeviriyorsunuz, ileri polis devleti, geldikleri nokta bu. Baskı kuruyorlar, halkın üzerine baskı kuruyorlar.
Değerli arkadaşlarım, bunlar bir şey daha söylüyorlardı. “Bu bayramlar Demirperde ülkelerindeki gibi kutlanıyor statlarda, böyle bayram mı olur? Halkla bayram kopuk, halk bayramını kutlayamıyor, böyle şey olur mu?” diyorlardı. İyi, halk da bayramını kutlamaya başladı. Nerede kutlayacak? Meydanlarda kutlayacak. Sayın Başbakan, meydanların bir kent için önemini biliyor mu acaba? Meydanların kentin enerjisini boşaltacak alanlar olduğunu biliyor mu acaba? Meydansız bir kentin olamayacağını Sayın Başbakan biliyor mu acaba? Bilemez çünkü meydan onun için gökdelenlerin dikileceği yerdir, meydan öyledir onun için. (Alkışlar) Halk “Hadi, ben meydanlarda kutlayacağım.” dedi. Halk meydanlara çıktı, Recep Tayyip Erdoğan stada kaçtı, şu işe bakın. (Alkışlar) Şu Allah’ın takdirine bakın. (Alkışlar) “Meydanlarda halk kutlayacak, statlar doğru değil” diyordu, halk meydanlara çıktı, beyefendi stada kaçtı. Ve bir şey daha, bu vesileyle söyleyeyim, 81 ilden otobüsler kalkacaktı. Herkes cumhuriyet coşkusu içinde Ankara’ya gelmek istiyordu. Yasak var ya, yasağa karşı direnecek. 81 ilin valisine “otobüsleri durdurun” talimatı verildi. Bunlar demokrat geçiniyordu değil mi? İleri polis devleti dedim, seyahat özgürlüğünü neye göre kısıtlıyorsunuz siz? Bu ülkede yasalar yok mu? Efendim, Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açmış cumhuriyet Bayramı kutlaması dolayısıyla. O Cumhuriyet savcısı önce açsın cumhuriyet savcısı nedir önce onu bir okusun bakalım, önce onu bir okusun bakalım. Sen cumhuriyetin savcısı mısın, Recep Tayyip Erdoğan’ın savcısı mısın? (Alkışlar) AKP korkakların rejimidir, unutmayın, AKP rejimi korkakların rejimidir. Korkak olanlar halktan korkarlar, halkın bir araya gelmesinden çekinirler, acaba ne konuşuyorlar diye aralarına hafiyeler falan sokmaya çalışırlar. İstihbarattan beslenirler, acaba ne oldu, birileri bir şey mi yapıyor, ne yapıyor? Aydınlıktan korkarlar, düşünce özgürlüğünden korkarlar, insanların bir araya gelip türkü söylemelerinden bile korkarlar. Bayramlarda sokağa çıkmalarından korkarlar, ne oluyor acaba diye. Demokrasi farklı bir şeydir. Demokrasi özgürlükle birleşecek. Demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesidir. Demokrasi halkın gücünün parlamentoya yansımasıdır, kurumlara yansımasıdır, demokrasi budur. Demokrasi bir kültür işidir. Demokrasi bir bilim işidir. Demokrasi tarih işidir; tarihini bilmezsin, bilimi bilmezsin, kültürden yoksunsun demokrasiden söz edeceksin, olmaz, olmaz arkadaşlar. Korkunun bir özelliği var. Korku aklın katilidir arkadaşlar, korkunun olduğu yerde akıl olmaz, baskı olur çünkü korkuyor. Korkusunu ne ile yenecek? Baskıyla yenecek. Buradan söylüyorum: İstediğiniz kadar baskı yapın sizden kimse korkmayacaktır, bütün barikatlarınızı yıkıp geçeceğiz. (Alkışlar) Efendim “Biz o bayramı niye yasakladık? İstihbarat aldık” diyorlar. İstihbarat aldık, o nedenle yasakladılar.” diyor. Ne istihbarat almışsın açıkla bakalım. Uludere’yi açıkladılar mı bunlar? Oradan da istihbarat almışlardı değil mi? (Alkışlar) Oradan istihbarat aldılar, 34 yurttaşımızı gidip öldürdüler. O emri veren Recep Tayyip Erdoğan’dır, 34 yurttaşın kanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakasındadır. (Alkışlar) Beyefendiler istihbarat almışlar! Neymiş? Toplantı yapılacak, istihbarat herhâlde bu, orada toplantı yapılacak diye. Ne istihbaratı? Bekledim… Diyor ya “Polis görevini yapmadı.” İstihbarat sonrasında 34 kişinin daha hayatını kaybetmesi lazımdı ki polis görevini yapmış olsun; orada da istihbarat aldılar, burada da istihbarat alıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, bu arada bir şeyler söylemiş. Efendim, Hakkâri’ye biz gitmişiz, neden Türk bayrağı yokmuş Hakkâri’de? Eğer bir ülkede, bir ilde Türk bayrağı dalgalanmıyorsa Recep Tayyip Erdoğan sen hangi ülkede Başbakanlık yapıyorsun? (Alkışlar) Bir dönem ne diyordu? “Siz Sivas’ın ötesine geçemiyorsunuz.” Kendisine dedim ki Sayın Başbakan gel beraber Uludere’ye gidelim, elimize Türk bayraklarını da alalım gidelim, oradaki insanlarla kucaklaşalım dedim. Geldi mi? Gelemez, cesaret edemez. Ben oraya bütün engellemelere rağmen gittim, sen oraya gidemiyorsun bile.
Değerli arkadaşlarım, kendi beceriksizliğinin faturasını bize çıkaracak. Çocuklar okula gidemiyormuş, şikâyet ediyor. Sen Başbakan değil misin? Sen hangi ülkenin Başbakanısın? Sen cumhuriyetin ne olduğunu bilmiyorsun, erdemlerini bilmiyorsun, demokrasiyi bilmiyorsun; senin bildiğin baskı, senin bildiğin tehdit, senin bildiğin şantaj. Kusara bakma, o da CHP’ye sökmez ne yaparsan yap. (Alkışlar) Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir millî bayram yasaklandı arkadaşlar. Bunu unutmayacağız, bunu tarihin bir defterine not olarak düşeceğiz. Demokrasinin bir kara lekesidir bu. Halkına güven duymayan bir iktidarın kara lekesidir bu. Ne demek ya, cumhuriyet bayramını kutlamayı yasakladım demek?
Değerli arkadaşlar, ilk Meclise niye gidiyormuşum? Ben Meclise giderken senden izin mi alacağım? Sen kimsin? Sen kimsin ben senden izin alacağım? (Alkışlar) Ben değil, bu ülkede hiçbir yurttaş Türkiye Büyük Millet Meclisine, ister eski ister yeni, gelmek için senden izin almak gibi amacı da yoktur, lüksü de yoktur, istediği zaman buralara gelecektir. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, Türk bayrağı üzerinden edebiyat yapıyor, vatandaşı kandırmaya çalışıyor. 29 Ekimde Türk bayrağı açmak isteyen gencecik çocuklar tekmelendi, bunlar televizyon ekranlarında gösterildi, kalkmışsın Hakkâri’den bahsediyorsun. Ya, Ankara’nın göbeğinde, Ulus Meydanında Türk bayrağı açmak isteyeni senin polislerin tekmeledi, sen neden bahsediyorsun. Milliyetçilikten söz ediyor. Senin gibi konjonktür milliyetçilerini biz çok iyi biliriz.
Değerli arkadaşlarım, bir şey üzerinde hepimizin düşünmesi lazım. Hepimizin sorumlulukları var, ortak sorumluluklarımız var. Ülkemizin sorunları dağ gibi yığılıyor. Sorunları çözen değil, sorunlara sorun ekleyen bir iktidar var. Kendi cebini düşünen bir iktidar var. Bugün yine söylemiş, “Sizin kilonuz kaç?” demiş. Vallahi bizim kilomuz hep aynı değişmedi, çünkü cüzdanımız da aynı ama senin kefeninde cep var zaten. (Alkışlar) Cüzdanın her geçen gün şişiyor senin, elbette senin kilon farklı, bizimki farklı olacak, bundan daha doğal ne olabilir. (Alkışlar)
İçime sindiremediğim bir şey daha var. Erciş’e gittim, Atatürk İlköğretim Okulunun adını değiştirdiler, beyefendinin annesinin ismini koydular. Annelere saygılıyım, Allah rahmet eylesin diyorum. O anne de hayatta olsaydı elini öpmekten de onur duyardım. (Alkışlar) Ama senin paran var, pulun var, dünyanın en zengin başbakanlarından birisin, adam gibi adamsan bir okul yaparsın, annenin adını koyarsın, biz de ona saygı duyarız. (Alkışlar) Daha düne kadar yırtık pabuçla siyasete girdiğini söylüyordun, yetmiyor mu bu kadar para? Yetmiyor mu bu servet? Annenin adına bir okul yaparsın, ismini koyarsın, bu ülkede herkes saygı duyar. Kusura bakma ama bu davranışın saygısızlıktır, kabul etmiyoruz biz bunu. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlar, ülkeyi yönetenlerin bir görevi vardır, halkı kaynaştırmak, halkı bölmek değil, inançlarına göre, mezheplerine göre, kimliklerine göre bölmek değil, insanları kaynaştırmak gibi görevleri vardır. Ama bunların görevi ülkeyi bölmektir, bunların görevi halkı bölmektir, bunu âdeta üstlenmiş durumdalar. Her ağızlarını açtıklarında ülkeyi biraz daha bölmeye çalışıyorlar, bunu içimize sindiremiyoruz. Cumhuriyete sahip çıkmamızın, demokrasiye sahip çıkmamızın, özgürlüğe sahip çıkmamızın temelinde bu ülkede birliği, beraberliği sağlamaktır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında asla ve asla hapishanelerde ölüm orucu olmayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında asla ve asla terör olmayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında asla ve asla hiçbir komşumuzla savaş noktasına gelmeyeceğiz, barışı egemen kılacağız, kardeşliği egemen kılacağız biz. (Alkışlar) Demokrasi ve özgürlüklerden niye vazgeçiyoruz? Adaletten niye vazgeçiyoruz?
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin geldiği noktaya bakın, hâlâ her şeyin sorumlusu CHP gibi gösteriyorlar. İnsanda biraz sıkılma olur, biraz utanma olur. Cumhuriyet Halk Partisi sana doğru yolu gösteriyor, yapma, yanlış yapıyorsun diyor. “Hayır, ben bildiğimi okurum” diyor. Bildiğini okursan, önündeki duvarı göreceksin o zaman, çıkmaz sokağı göreceksin o zaman.
Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet demek demokrasi demektir. Demokrasiyle taçlandırılan bir cumhuriyet anlam taşır, özgürlüklerle taçlandırılan bir cumhuriyet anlam taşır. Cumhuriyet demek halkın kendi kendisini yönetmesi demektir. Cumhuriyet demek Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi kimsesizlerin kimsesi olmak demektir. (Alkışlar) Cumhuriyet demek halk demektir ve cumhuriyet demek bütün darbelere karşı çıkmak demektir. (Alkışlar) Hiç kimse ama hiç kimse darbelerin arkasında duramaz, darbeleri savunamaz. Cumhuriyet Halk Partisi darbelerden en büyük zararı gören partidir. Mal varlığımıza el kondu, genel başkanlarımız hapse atıldı, özgürlüklerimiz sınırlandırıldı, mal varlıklarımıza el konuldu, darbeyi şiddetle ama şiddetle reddediyoruz. Darbeden medet uman Cumhuriyet Halk Partili olamaz, bunu herkes çok iyi bilsin. (Alkışlar) Eğer bu ülkeye demokrasiyi biz getirdiysek -ki onun için övünüyoruz- o zaman övündüğümüz ilkelerin arkasında duracağız, demokrasi ve özgürlüklerin arkasında duracağız. En büyük gücümüzün halk olduğunu, halkın değerlerine saygı olduğunu her Cumhuriyet Halk Partilinin bilmesini isterim. Gücümüz halktır, halka gideceğiz, halkla beraber yürüyeceğiz. Aydınların korktuğu bir Türkiye’de biz korkmayacağız, cesur olacağız, halkın öncüsü olacağız, elimizde meşale halkın önünde yürüyeceğiz, bizim görevimiz budur.
Değerli arkadaşlarım, buradan bir çağrı daha yapmak istiyorum. Türkiye’nin yaşadığı tablo herkesin gözünün önünde, Türkiye’nin girdiği çıkmaz sokak bütün dünyanın önünde. Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarının Türkiye’yi getirdiği nokta hem içeride hem dışarıda kaygıyla izleniyor. Her vatandaş kendisine soruyor: “Ne olacak bu memleketin hâli?” diye. Buradan sesleniyorum: Türkiye’nin yeni bir iklime ihtiyacı var, Türkiye’nin barışa ihtiyacı var, Türkiye’nin demokrasiye ihtiyacı var, Türkiye’nin özgürlüklere ihtiyacı var, Türkiye’nin yeni bir iktidara, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına ihtiyacı var. (Alkışlar) Bölünmeyen, beraber yaşamayı bilen, saygı duyan, birbirini kucaklayan, hiç kimsenin ötekileştirilmediği, herkesin bir arada düşüncelerini özgürce dile getirdiği bir Türkiye’ye ihtiyaç var. Onun için söylüyorum, AKP’ye oy veren yurtsever vatandaşlarıma, iş adamlarına, sanayiciye, esnafa, çiftçiye hepsine söylüyorum, Türkiye’yi getirdikleri nokta bu. Türkiye’yi bu noktadan çıkarmamız gerekiyor. Hedefimiz belli, çağdaş uygarlık, çağdaş uygarlık için mücadele edeceğiz, demokrasimizi geliştireceğiz. (Alkışlar)  Bir kişinin arzusu üzerine anayasa değişmez, bir kişinin beklentileri üzerine siyaset oluşturulmaz. Bu ülkede açlık var, yoksulluk var, çiftçi perişan, beyefendi tutturmuş ben nasıl ve ne zaman Cumhurbaşkanı olacağım? Böyle bir anlayış olabilir mi? Yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Onun için söylüyorum, geçmişte hangi partiye oy vermişse vermiş bütün yurttaşlarımın cumhuriyet bayramlarını özgürce kutlamaları için, inançlarını özgürce yerine getirebilmeleri için, düşüncelerini özgürce açıklayabilmeleri için, basın özgürlüğünü sağlamak için mücadele edeceğiz, onun taahhüdünü de veriyoruz, medyanın özgürlüğü için, komşularımızla güven ilişkisi içinde beraber yaşamayı Türkiye’ye kazandırmak için yeni bir iklime, yeni bir anlayışa, yeni bir partiye ihtiyacı var, o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisidir, herkesin bilmesini isterim. (Alkışlar)
Bu Cumhuriyet Bayramı bütün engellemelere rağmen her yerde coşkuyla kutlandı. Dün İstanbul’daydım, on binler Sarıyer’de, on binler Kadıköy’de, on binler Bakırköy’de, Ataköy’de, Maltepe’de, Kartal’da, Avcılar’da yürüdü; Mersin’de, Adana’da, İzmir’de her yerde yürüdü. Cumhuriyetimize sahip çıkıyoruz, demokrasimize sahip çıkıyoruz, özgürlüğümüze sahip çıkıyoruz çünkü şunu söyledim annelere: Umudum sizsiniz kadınlar, çocuklarınıza sahip çıktığınız gibi vatanınıza da sahip çıkın.
Hepinize saygılar sunuyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalar yapıyor.Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin içinde bulunduğu durum gereği Meclis'in tatil yapmaması gerektiğini belirterek hükümete, "İstanbul hükümeti psikolojisinden kurtulun, en son tatil yapacak yer TBMM'dir" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları:
-Normal demokratik düzenlerde bizim yaptımız çağrı iktidar partisi tarafindan yapilir
-Kendilerini bir batakliğa sürükledirler. Onları o bataklıktan ancak TBMM kurtarır.
-Ülkemizin iç ve dış güvenliği tehdit altındayken en son tatil yapması gereken yer TBMM'dir
-Olağanüstü günler yaşandığı bugünlerde TBMM’yi kapalı tutmak halkın iradesine saygısızlıktır.
-TBMM, yan gelip yatanların oturduğu bir yer değildir.
-İktidar partisinin TBMM'yi bilgilendirmesi esastır
-Korkmayın, cesur olun ve sorunların çözüm adresinin TBMM olduğunu unutmamalırdlar.
-Savaş koşullarında bile meclisimiz acik kalmistir. Ama kimse TBMM'yi toplantiya cagirma cesaretini gostermedi. Biz tarihi sorumluluk aldik.
-TBMM'yi toplamayı terör örgütü propagandası olarak görenleri milletin vicdanına havale ediyorum
--Biz hiçbir zaman muhalefete muhalefet etmedik ve hep özenli davrandık. Hep nazik bir dil kullandım.
-Benim hedefim bu ulkede barış ve kardeşliği yeniden tesis etmektir.
-İktidar hedefi olmayanlar muhalefete muhalefet eder. İktidar yanaşmalığı yapilarak iktidar olunmaz.
-Biz Mustafa Kemal'in Gençliğe Hitabesi'ni şiir gibi ezberlemişiz
-Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak bu ülke üzerinde emelleri olanlara sesleniyorum; durdugumuz yerden bir milim geri adim atmayiz.
-Bizim, sizlerin Oslo benzeri planlarınıza asla alet olmayacağız. Çünkü bizim adımız Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Başkentimiz Ankara’dır.
Hüseyin Aygün'ün kaçırılması
-Hüseyin Aygün insan hak ve özgürlükleri konusunda çalışma yapan bir arkadaşımızdı. Kaçırılma eylemini şiddetle kınıyoruz.
-Bu Hüseyin Aygün'e yöneltilmiş bir saldırı değil, CHP'nin kurumsal kimliğine, parlamenter sisteme, TBMM'ye, demokrasi ve insan haklarına yönelik bir saldırıdır. Huseyin Aygün'ün kaçirilmasi partimize ve savundugumuz değerlere bir saldiridir.
-Halkın oylarıyla seçildi, silahsızdı, korumasızdı. 7 bolge ve dört iklimden insanlarimizin bu olayi kinamasindan buyuk bir mutluluk duydum.
-Tasada artık beraberiz. Hal böyleyken arkadaşımızın kaçırılışına 'oh olsun' diye gülüyorlar. Bunlar insan bile olamazlar.
-Karayolunda sen güvenliği sağlamak zorunda değil misin? Hani her metrekareden sen sorumluydun?
-Akıl alacak iş değildir. Arkadaşlarımız Şemdinli, Hakkari'ye gittiler.
-Biz koruma istemiyoruz, gittiğimiz her yer Türkiye Cumhuriyeti topraklarıdır. Eşkıya varsa şu soruyu soracağız: Devlet nerede, hükümet nerede? "
-Hic kimse kaygiya kapilmasin; bu olay bizim terore bakisimizi degistirmez.
-Biz terore inat; demokrasiyi, barisin dilini ve toplumsal uzlasmayi savunacagiz.
-Teroru ancak ve ancak CHP cozer. Turkiyeyi catisma ve ayristirma ortamindan ancak CHP kurtarir.
-Hicbir yurttasim kendisini caresiz hisetmesin cunku CHP var.
-Hal böyleyken bu arkadaşımıznı kaçırılışına bazıları “oh olsun” diyebiliyorlar. Bunlara ahlak fukarası bile demiyorum. Bunlar insan bile olamazlar.
-İnsan olanlar zaten böyle konuşamaz. Arkadaşımız korunmamıştır. “Efendim bizden koruma istemedi” sen görevini yapmak zorunda değil misin?
-Hani her metrekareden sen sorumluydun? Yolu kesilecek, alınıp götürülecek. Akıl alacak iş değildir.
-Sayın Başbakan'a bir çağrım olacak. Şehitlerimizi küçümseyen o ucubeleri susturmasını istiyorum. Sorunların dağ yıkıldığını biliyoruz.
-İç ve dış güvenliğimizin ciddi tehdit olduğunu biliyoruz. Ülkede bir siyasi yönetim boşluğu var.
Basına kapalı toplantı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis'te il başkanları ve milletvekilleriyle Genel Kurul'un ardından grup toplantı salonunda bir araya geldi. Toplantı basına kapalı gerçekleşecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hükümetten talimat alıp onun görüşleri doğrultusunda karar veren kişilerin yargıçların "yüzkarası" olduğunu ifade etti.
CHP 34. Olağan Kurultayı'nın ardından CHP Parti Meclisi'nin (PM) ilk toplantısı Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında parti genel merkezinde başladı. Kılıçdaroğlu toplantının açılışında yaptığı konuşmada, TBMM'nin siyasetçiler açısından diyalog için en meşru zemin olduğunu ifade ederken, illegal bir biçimde milletin iradesinin tecrit edildiği yaralanmış bir meclisin olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, "Milli iradeye en büyük darbeyi mahkeme kılıklı hükümet sopası vurmuştur. Nasıl oluyor da halkın oylarıyla seçilen milletvekilleri bir iki yargıcın iradesiyle parlamentoda yasama görevini yapamıyorlar. Demokrasilerde bunu kabul etmek mümkün değildir. Yargıç, yargıç cübbesini giydiği zaman yargıç olunmaz, yargıç karar verdiği zaman yargıç olunmaz, yargıç eğer hükümetin sopası görevini üstleniyorsa o kişiye yargıç denmez. Yargıç elinde hükümetin sopası olan kişi değil, elinde adalet terazisi olan kişi demektir" diye konuştu.

Yargıcın kararının toplumun vicdanında kabul edilmesi gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Hükümetten talimat alıp onun görüşleri doğrultusunda karar veren kişi yargıç değildir, yargıçların yüzkarasıdır o kişiler. Silivri toplama kampında insanları toplayacaksınız, neyle yargılandıkları belli olmayacak, bir kaosun içine sürükleyeceksiniz, bütün dünyanın gözü önünde Türkiye'nin itibarını sıfırlayacaksınız. Türkiye'nin itibarını sıfırlayan adaleti yok eden, adalet terazisinin bozan kişilere yargıç denmez. İktidarın sopasını eline alıp yargıçlık taslayan kişilere biz yargıç demeyiz. Onlar çocuklarına çok ağır bir miras bıraktılar. Çocukları ilerde babalarının yargıç olduğunu söylemekten utanacaklardır. Böyle bir mirası bir baba çocuklarına bırakamaz. Böyle bir mirası bırakıyorsa o kişi yargıç değildir. Çocuklar babalarının yargıç olmadığını söylesinler, 'onlar hükümetin görevlisidir' desinler, 'Sayın Başbakan talimat verdi, onlar da talimatı yerine getirdi' desinler" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de gelinen noktanın bu açıdan kabul edilemeyeceğini söyleyen CHP Lideri, "Milli irade diyeceksiniz, milletvekillerini hapse atacaksınız. İnsanları telle boğanları serbest bırakacaksınız, halkın iradesiyle seçilen mahkum olmamış kişileri hapiste tutacaksınız. Bir Allah'ın kulu çıkıp bana bunun mantıklı gerekçesini açıklasın" diye konuştu. Anayasa'nın 90. maddesi ile uluslararası sözleşmelerinin ortada durduğunu belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye'yi çağ dışı bir devlet göstermeye yetkisinin hiçbir yargıçta olmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Hem demokrasi, özgürlük diyeceğiz hem de bazı yargıçların keyfi üzerine demokrasiyi, özgürlüğü rafa kaldıracağız. Bunu kabul etmiyoruz" dedi.

Kılıçdaroğlu, iktidar partisinden bir milletvekilinin oğlunun polisleri sıraya dizip sorgulaması olayının da kabul edilebilir olmadığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, "Bizim milletvekillerine biber gazı sıkacaksınız hiçbir şey olmayacak, beyefendinin oğluna bir şey oldu bütün polisleri sıraya dizeceksiniz. Böyle iktidar olmaz, böyle yönetim olmaz, böyle adalet dağıtılmaz" dedi.
CHP'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin sağ duyulu sesi, Türkiye'nin güvencesi olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, yurttaşlara 'karamsarlığa kapılmayın' diye seslendi. Partisinin 34. Olağan Kurultayının tüm yurttaşlara güven verdiğini bildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Yeni CHP'yi göreceksiniz. İçinde kavgası olmayan halkı düşünen halkın sorunlarını düşünen, çözüm üreten, bütün komşularımızla barış içinde yaşamayı ilke edinen, yurtta barışı, dünyada barışı hedef edinen bir CHP var. Hiçbir vatandaşı ötekileştirmeyeceğiz, hiç vatandaşı bana niye oy vermedin diye suçlamayacağız. Bizim bir milletvekilimizin çocuğuna bir polis şunu yaptı diye, bütün polisleri sıraya dizmeyeceğiz. Adaleti, hukuku bütün vatandaşlarımıza götüreceğiz. Yargıç kimliğinde olup, iktidarın sopasını taşıyan kişileri yargıçlık mesleğinde tutmayacağız. Yargıç halka güven verecek, halkın vicdanı olacak, adalet dağıtacak. Bütün faili meçhullerin üzerine gideceğiz. Yeni CHP özgürlük ve demokrasi demektir bütün yurttaşlarımın bunu bilmesini isterim."
"Nereden nereye  geldik"

Konuşmasında Türkiye'nin zor bir süreçten geçtiğini belirterek Türkiye'nin iyi yönetilemediğini belirten Kılıçdaroğlu, Suriye konusuna değindi. 16 Haziran 2005 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, dönemin ABD Başkanı George W. Bush ile yaptığı görüşmeye ilişkin gazetelerde yer alan haberi okuyan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın "Beşşar Esad'ın Suriye'de liderlik yapabilme kapasitesine sahip en iyi isim. Ancak Suriye'de sorun adamda değil sistemde. Beşşar Esad'a yardımcı olup sistemi geliştirmek ve değiştirmek, hem bölge hem de dünya için çok doğru bir yol. Suriye'yi karıştırarak çözemezsiniz. Suriye'yi Esad'a yardımcı olarak demokratik ve barışçı bir ülke haline getirebiliriz. Başka her türlü yol bölgede sıkıntıyı ve tansiyonu artırır" dediğini kaydetti. Erdoğan'ın bu sözlerinin altına sadece kendisinin değil, bu ülkedeki bütün yurttaşların imza atacağını düşündüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bir yıl sonra bu tabloda kısmen bir değişim oluyor. 6 Temmuz 2006. ABD'nin o dönem Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Başbakan Erdoğan'ın, başdanışmanı Ahmet Davutoğlu'nu Şam'a, İsrail ve ABD'nin isteği üzerine gönderdiğini açıklayarak, 'Türkiye'nin bu girişimine teşekkür ederiz' diyor. Buradan nereye geldik?" diye konuştu. Bir muhalefet partisinin en temel görevinin hükümetin uyguladığı politikaların yanlışlığını ortaya koymak ve gerektiğinde alternatif politikalar üretmek olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Özellikle dış politikada CHP, uyarı görevini yapmazsa tarihe karşı sorumlu olur. O vebalin altından kendisini kurtaramaz" dedi.

"Yapıyan yanlışların bedeli ağır olur"

Kılıçdaroğlu, iç politikada hataların giderilebileceğini, halkın gönlünün alınabileceği ancak dış politikada yapılan yanlışların bedelini doğrudan halkın ödeyeceğini ve sorumluluğunun çok daha ağır olacağını söyledi. Dış politikada ulusal çıkarların çok önemli olduğunu, dış politikanın duygusallıkla, bağnazlıkla, inatla yapılamayacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, "Dış politikada başka bir ülkenin taşeronluğunu yapmak yoktur. Dış politikada tepki dürtüsüyle yola çıkmak yoktur, blöfle dış politika yapılmaz, ideolojik körlükle dış politika yapılmaz" dedi. Dış politikanın partiler üstü ve milli olmak zorunda odluğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "Dış politika sağlam ve mantıklı bütünlükle yapılmak zorundadır. Gerçekçilikle yapılmalıdır. Aklıselim, sağduyu, serinkanlılık ve ulusal görüşlülükle dış politika yapılmak zorundadır ve çok daha önemlisi dış politika, sözün yerinde ve zamanında kullanılmasıyla yapılması gereken bir politikadır" dedi.
Dış politikada bu temel kurallara uyulmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, "Bu politikalardan vazgeçtiğimiz içindir ki bugün Türkiye, dış politikada tarihin en büyük kırılganlıklarından birini yaşıyor. Dış politikada, ana muhalefet partisi lideri olarak, 'hep doğruları söyledik ve hep haklı çıktık' demek benim ağırıma gidiyor. Çünkü ana muhalefet partisinin eleştirilerine karşın, 'haklı çıktık' diye bir tablo ortaya çıkıyorsa ve gerçekten haklı çıkılıyorsa o zaman dış politikada Türkiye ağır bedeller ödeyen bir sürecin içine girmiştir demektir. Geldiğimiz nokta budur. Dış politikada ülkemizin çıkarları ağır darbe almıştır" diye konuştu.

"Kim karlı çıkar"

Kılıçdaroğlu, "Bu çapsız kadronun bırakınız derin, asgari bir stratejik plana bile sahip olmadığını görüyoruz. Türkiye basiretsiz, beceriksiz, liyakatsiz bir kadro tarafından stratejik derinlik masallarıyla uyutularak, derin bir çukura itildi. Yüzlerce defadır söylediğim bir gerçeği bir kez daha aktarmak isterim; Suriye'nin etnik ve mezhep çatışmasına doğru sürüklenmesi bütün bölgede yeni bölünmelerin, yeni yapılanmaların ve sonu gelmez bir kaosun yolunu açacaktır, dedik. Bu sürecin sonunda en çok zarar gören ülkelerin başında yer alacak ülkenin adının da Türkiye'nin olduğunu defalarca dile getirdik. Şu soruyu sormamız gerekiyor kendimize, dış politikada da aynı soru sorulur; bugün geldiğimiz noktada kim karlı çıktı? Türkiye mi karlı çıktı, dönüp bakalım. Bir uçağımız Akdeniz'in derin sularında, iki pilotumuzu şehit verdik. Tırlarımız yakıldı, yağmalandı, sınırlarımız kapatıldı, ekonomik olarak en azından bölge insanı zor duruma düştü ve Suriye dostumuzdu, düşmanımız oldu. Peki dönüp Suriye'ye bakalım. Suriye bu olaydan karlı çıktı mı? Kan gölüne döndü. Her gün onlarca kişi yaşamını yitiriyor, adeta bir savaş var. Ciddi ve yakın bir bölünme tehlikesiyle karşı karşıya. Suriye mi karlı çıktı? Hayır. O zaman her yurttaşımın kendi kendine şu soruyu sormasını isterim; bu süreçte hangi ülke ya da ülkeler karlı çıktı? Türkiye ile Suriye'nin kaybettiği bu süreçte kimler karlı çıktı? Dış politikayı başka ülkelerin karlı çıkacağı bir sürecin üzerine oturtursanız, batağa saplanırsınız" diye konuştu.

"Sözde oyun kurucusuydu, oyuncak oldu"

Kılıçdaroğlu Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu'na bir başka soru daha sormak istediğini ifade ederken, "Suriye politikalarınızın sonucunda Suriye'nin parçalanabileceğini öngörmüş müydünüz? Eğer bütün dünyanın tahmin edebildiği bu gelişmeyi öngörmediyseniz siz bir stratejik körlük içindesiniz. Bunun bir diğer anlamı da Suriye haritasını yeniden dizayn etmek için egemen güçlerin size tapu kadastro memurluğu görevini vermesidir. Çünkü siz dereyi görmeden paçaları sıvadınız. Savaş olmasın diye icat edilen bir sanat olan, diplomasiyi rafa kaldırarak yerine talimatlı, taşeron dış politikayı ikame etmek ülkeyi savaşın eşiğine getirmek kabul edilemez. Sözde oyun kurucuyduk bu bölgede oyuncak olduk" dedi.
AKP iktidarının Türkiye'nin sağ duysuna entelektüel birikimine hiçbir zaman önem vermediğini belirten Kılıçdaroğlu, "Yalnızca ulusal çıkarlar perspektifinden eleştiri yapan, dikkati çekmek isteyen bizlere en ağır suçlamalar, en ağır hakaretler yapıldı. Suriye'de bir mezhep çatışmasının bölgede yaratabileceği sorunlara dikkat çekildi, yine biz suçlandık. Suriye'ye yapılacak dışarıdan bir müdahalenin Türkiye'ye sıçrayabileceğini Türkiye'nin başına bela açabileceğini söyledik, yine bizler sürüklendik. Geldiğimiz noktada AKP iktidarı beline kadar değil, boynuna kadar bataklığa saplanmış durumda. Elin taşıyla elin kuşunu vurmaya çalıştık. Bunların bizi elinde güçlerin elinde farklı bir rüzgara kapılmamıza yol açtı. Türkiye tam anlamıyla başı belaya giren bir ülke konumuna düştü. Ben gerçekten şunu öğrenmek isterim, hala bütün bu gelişmelerden sonra hükümet acaba aklını başına almayı düşünüyor mu?"

"Muhalefete kulak ver"

Bugün halkta derin bir endişe ve kaygının olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "Eğer bu endişe ve kaygı dış politikadan kaynaklanıyorsa ki gerçek budur, o zaman bunun sorumlusunun bulunması ve sorgulanması gerekiyor" dedi. Türkiye'nin hem irfanına hem sağduyusuna seslenmek istediği söyleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin taşeron ülke olmayı hak etmeyecek kadar büyük bir ülke olduğunu belirtti. Yapılması gerekenin toplumsal sağduyuyu, kolektif aklı harekete geçirerek mobilize etmek olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, bunun için konuşan, tartışan Türkiye ve bir barış toplumu yaratmanın gerektiğini belirterek, "Eğer bunu yapabilirsek bu bölgede sırtımız yere gelmez" dedi. İktidarın mutlaka muhalefetin söylemlerine kulak kabartması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, "CHP Türkiye'de sağduyuyu temsil eden bir partidir. Ülkesinin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan bir partidir. Tarihiyle, birikimiyle, geçmişiyle, CHP her zaman, her ortamda milli duruşunu sergilemiştir ve sergilemeye devam edecektir. Biz bu görüşümüzü ne kadar eleştiri gelirse gelsin yılmadan yerine getireceğiz. Biz batının çıkarları doğrultusunda halkımızın bedel ödemesini istemiyoruz. Biz Türkiye'nin Ortadoğu bataklığına sürüklemesini istenmiyoruz. Özetle biz savaş istemiyoruz" dedi.
En temel sorunların bir araya gelip konuşulmamasının izahı olamayacağını ifade eden CHP Lideri, "Bir araya gelip konuşmalıyız. En meşru zemini, en sağlıklı zemini hedef gösterdik; TBMM'de bir araya gelelim ülkemizin temel sorunlarını en meşru zeminlerde çözelim, orada tartışalım. Ama biz bunları söyledik beklediğimiz yankı henüz alınmış değil. Kendi sorunlarımızı çözemezsek, birileri bizim sorunlarımızı dış mahfillere taşır. Bizim, bu bölgenin sorunları hiçbir zaman uluslar arası alana taşınmamalıdır" diye konuştu.

Liste savaşlarının yaşandığı CHP Kurultayı’nın ardından Parti Meclisi üyelikleri de kesinleşince partide sular duruldu. Kurultay stresini atan Genel Başkan Kılıçdaroğlu, sol ve Cumhuriyetçi kesimlerin geniş bir güçbirliğinin gerekli olduğunu belirterek, CHP’nin siyasal eylem planını Yurt’a anlattı.
CHP'nin 34. Olağan Kongresi'nden güçlenerek çıkar ve oluşturacağı Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ile de partiye damgasını vuracak olan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile iç ve dış siyaseti konuştuk. Kılıçdaroğlu, Yurt Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Ankara Temsilci Nahit Duru, muhabir yazar Necdet Saraç, siyaset muhabirleri Ömer Ödemiş ve İsmail Dükel’in bulunduğu görüşmede önemli açıklamalar yaptı. İşte Yurt’un soruları ve Kılıçdaroğlu’nun yanıtları:

Kongre geride kaldı, ancak özellikle PM seçiminde liste savaşları olduğu yolunda bir de algı oluştu. Sonuçta listeye dışarıdan giren isimler de oldu. Sonuçtan memnun musunuz, MYK'yı şekillendirdiniz mi?Henüz değil ama kafamda var bir şeyler. Sonuçtan memnunum. 500'e yakın delegenin PM’ye aday olması güzel bir şey. İl başkanlarının, milletvekillerinin nabzını tutarak, 98 kişilik bir liste önerdim. 2 kişi hariç herkes seçildi.

SARI LİSTE BENİM DEĞİL

Kongrede dağıtılan sarı listenin de sizin olduğu söyleniyor?


Sarı liste haberi gelir gelmez açıklama yaptım. ‘98 kişilik bir listem var. Onun haricinde başka listem yok’ dedim. Daha önceden alternatif listelerin çıkacağı söylenmişti. Engellemek mümkün değil. 98 kişilik listeye baktığınız zaman sarı listenin dışından da pek çok kişi seçildi.

CHP İKTİDARINA İHTİYAÇ VAR

CHP, Türkiye solunda tek  iktidar alternatifi. Kurultaydaki konuşmanızda sola, yurtsever cepheye bir çağrınız olmadı?Ben o hamleyi yaptım. İlk kez bir CHP Genel Başkanı TMMOB Genel Kurulu’na katıldı. Aydınlara çağrı yaptım. ‘Ayrıntılarda kavga etme lüksümüz yok. Biraraya gelip, mücadele etmeliyiz. Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Güç birliği yapmalıyız’ dedim. Aynı şeyi TTB'nin Genel Kurulu'nda da söyledim. Ne TBB ne de TMMOB ağırlıklı olarak CHP'lidir. Cumhuiyetçi kadroların tamamını da çekmek zorundayız. Artık bizim ayrışmaya, küsmeye hakkımız yok. Ne olursa olsun Türkiye'nin çağdaş uygarlık değerlerini yakalayabilmesi için CHP 'nin iktidarına ihtiyacı var. CHP iktidarı aslında kan gölüne dönen Ortadoğu’da AB için de bir güvencedir. AB'de hiç bir yol alamadık. ABD için de bir güvencedir.

HERKES KATKI VERMELİ



Bu konuda Şükrü Elekdağ bir ön rapor hazırladı. Fakat ara seçimler oldu öyle kaldı. Elekdağ’ın hazırladığı taslak rapor, dar bir grupla tartışıldı, şimdi daha ayrıntılı bir rapor hazırlayacağız. İstanbul'da dar bir grupla tartışacağız. Daha sonra bu aydınların tartışmasına açılacak, sonra da kamuoyu ile paylaşacağız. Çözüm için olumlu iklimin yaratılması siyasetçilerin suçlayıcı üslubundan kurtulmasıyla gerçekleşir. Başbakanın daha yumuşak bir uslup kullanması lazım. Bu atmosferin yaratılması için de medyanın katkı vermesi lazım. ‘Siyasetçiler niye bir araya gelip bu sorunu çözmüyorsunuz?’ diye sormaları gerek. Üç, sivil toplum ve meslek kuruluşlarının, üniversitelerin bu ilkimin yaratılmasına katkı vermesi lazım. Bir araya gelinirse bu sorun çözülebilir…

İKİ YILDA ÇOK ŞEYİ DEĞİŞTİRDİK

AKP, Numan Kurtulmuş ile yeni bir ittifak geliştirdi. Şimdi sizden çok daha cesur adımlar bekleniyor… Eğitim ve Kürt sorunuyla ile yaptığınız çıkış önemliydi, arkası gelmedi. Sizin bu noktada daha cesur davranmanıza engel nedir?Engel yok. Eğitimi, programımıza koyduk. Buradan geri adım atmak söz konusu değil. Anadili herkes öğrenmeli. Gerekirse katkı da yapmalı. n Tamam geri adım yok, CHP'nin söylemleri derli toplu. Reformist ama devrimci söylemler. Ancak bunu sokağa taşımıyorsunuz? CHP’yi biz değiştirdik. Yüzde 10 seçim barajının kalkmasını telaffuz etmek kimsenin aklına gelmezdi, biz söyledik. Eskiden bizi ordu ile özdeş tutarlardı. Tamamen farklıyız. Hiç o konulara girmedik. Ordu saygı duyduğumuz bir kurumdur. Biz ordu siyasete girmeyecek, siyaset orduya girmeyecek diyoruz. Tutuklamalara bakınız, bunlar demokrasi, özgürlük değil. Siyasi otoritenin ermine uygun olarak yargılama baskıya dönüştüğü  aman demokrasiyi yok edersiniz. Geldiğimiz süreç de o. Başbakan açıkca yargıya talimat veriyor. Tutuklu  milletvekilleri ile ilgili çok net konuştu. ‘Onların tahliye olması için gerekli düzenleme yapılmadı’dedi. Nedemek bu? ‘Onları serbest bırakmayın’  emek. Hâkimler, ‘Olur’ dedi. Olay bu. Güzel bir şey söylediniz. Seçimlere hazırlıksız yakalandık. Genel Merkez olarak hazırlandık, her soruna proje ürettik, ama örgütlerimizi eğitecek zamanımız yoktu. Gerçekçi olmamız lazım. Önce projelerimizi örgütümüze anlatacağız ki ilçe başkanı gidip kahvede anlatsın. Zamanımız yoktu. Parti okulumuz yoktu, onu açtık. Şimdi eğitmenlerin eğitimini yapıyoruz. En geç 2 yılda 81 ilde bizim eğitmenimiz olacak. Gençlik lik kolları, kadın kolları yoktu ki. İl başkanlarıyla yaptığım toplantıda söyledim. Hepiniz CHP’li olun. Yani ideolojiniz, hedefiniz olacak.

LAİKİK GÜVENCEMİZDİR

İmam hatip okullarıyla ilgili olarak aileler kampanyalar başlattı. Eylülde kimin nereye gideceği belli değil. Ayrıca, Genel Başkan seçildiğiniz günlerde irticanın tehlike olmaktan çıktığını söylemiştiniz. Hala aynı noktada mısınız? Çünkü sokak aynı düşüncede değil…

Sokağa çıkmıyorsunuz diyorsunuz. Seçimlerden sonra İzmir’de, Niğde’de, Zonguldak’ta, Tandoğan’da miting yaptık. Bizim dışımızda yapan yok. Tandoğan Meydanı’nda miting yaparken arkadaşlara ‘CHP bayrağı ile gelmeyin’ dedik. Cumhuriyetçileri çağıralım, bütün sivil toplum örgütleri gelsin diye düşündük. Yani bu ülkede ‘Ben geleceğe güvenle bakamıyorum, bu iktidar geleceğime balta vuruyor, geleceğimiz köreltiyor diyen herkesi oraya çağırıyoruz’ dedik. Davet ettik, karşılığını buldu. CHP olmasaydı, 4+4+4 sisteminin parlamentodan geçmesinden kimsenin haberi olmazdı. Mücadele eden, dayak yiyen, kavga eden biziz.  Herkes öğrensin bilsin diye bu adımları attic. Tayyip Erdoğan, kamuoyuna yansımasın diye Milli Eğitim Komisyonu’nu önceden doldurttu ve milletvekillerimiz içeri giremedi.  Oyladılar, kabul ettiler. Anayasa Mahkemeside kabul etti. Olayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Mahkeme inceliyor, bakalım ne olacak? Laiklik bizi bir arada tutan, toplumsal barış ve huzuru sağlayan, inançların güvencesi olan temel bir kurum. Laiklik, aynı zamanda zamanda inançlara saygının da bir güvencesi. Yani insanlar istediği şeye inanacak, ibadetini yerine getirecek. Bunun güvencesi de Anayasa’da yer alan “laik devlet” ibaresidir. Devletin tanımlı inancı olmaz. Allah ile kul arasındaki manevi ilişkinin güvencesi laikliktir.

Türkiye, Suriye üzerinden savaş  çığlıkları atıyor. Hükümet tam bir savaş ortamı yaratıyor. CHP’nin pozisyonunu nasıl tarif ediyorsunuz? CHP, daha geniş kapsamlı bir barış konferansı düzenleyebilir mi?

Bölge ülkeleriyle, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le, İran Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinejat’la  atta Latin Amerika’dan Hugo Chavez’le barış için ortak fotoğraf verilebilir mi? CHP’nin yani muhalefet partisinin böyle bir şey düzenlemesi çok zor  Arap Baharı’nın sonuçlarını tartışmak üzere Arap Konferansı yaptık. Beklentileri ne ölçüde karşıladı. Onlar Türkiye’ye gelsinler, laik, demokratik, tartışma özgürlünün olduğu bir devlet görsünler istedik. Oraya sosyal demokratları da dinci partileri de çağırdık. Özgür bir tartışma ortamı yarattık. Bu konuda miting yapılabilir. Ama uluslararası bir konferans zor gözüküyor.

GÖRÜŞMEDEN NOTLAR

Kılıçdaroğlu kendine güvenli
Yurt Gazetesi olarak CHP Genel Merkezi’nin Genel Başkanlık katı olan 12. katına çıktığımızda klimaların üflediği serin hava Ankara’nın kavurucu sıcağından bizi kurtarmıştı. Makam odasına girdiğimiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekibimize gösterdiği sıcak ilgi bizi daha da “serinletmişti.”
Kurultay’da delegelerin ezici bir bölümünün oylarını alarak yeniden Genel Başkan seçilen Kılıçdaroğlu’nun kendine güveni ve rahatlığı dikkat çekiciydi.
Doğrudan bir söyleşiden daha çok, Kurultay sonrası bir kutlama ziyareti olarak düşündüğümüz sohbet, kısa bir “Suriye brifingi” ile başladı. Gazetemizin Suriye uzmanı Ömer Ödemiş’in “Mini brifingi”ni ilgiyle dinleyen Kılıçdaroğlu’nun, yorumlarından gazetemizi neredeyse satır satır denilecek ölçüde takip ettiğini gördük.
Sohbeti sorularla şekillendirmeye başladığımızda, Kılıçdaroğlu’nun PM sonuçlarından memnun olduğu, kafasında da MYK’yı önemli ölçüde şekillendirdiği anlaşıldı. Kurultayda ciddi tartışma yaratan ve “anahtar” işlevi gören ünlü “sarı liste” konusunda Kılıçdaroğlu, “ben hazırlamadım” diye net bir açıklama yaptı ve bu konuda ısrar etti.
“Niçin sokakta değilsiniz, niye daha cesur davranmıyorsunuz, söylemleriniz giderek kucaklayıcı olurken, sokakta yoksunuz” biçimindeki değerlendirmemize ve bu konudaki sorularımıza, Kılıçdaroğlu daha çok “kolay değil, iki yılda yeni bir yapı yaratmaya çalışıyoruz, hazırlanıyoruz” diye yanıt verdi.
Yanıtlar daha çok, bir durum tespiti ve savunma eksenli olunca, “köşeli ve çarpıcı” olmaktan doğal olarak uzaklaşıyordu.
 “Sola birlikte hareket etme çağrınız olacak mı? Büyük örgüt olmanın sorumluluğunu yerine getirip, bu konudaki beklentilere yanıt verecek misiniz?” şeklindeki sorumuza yanıt verirken, Kılıçdaroğlu’nun beklentimizin aksine olumlu bir yaklaşım göstermesi bizi şaşırttı.
Dahası, Kılıçdaroğlu’nun Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği (TBB) genel kurullarına katıldığını hatırlatıp yaptığı konuşmaları örnek göstererek, parti dışı solu ve bütün cumhuriyetçileri içerecek bir güç birliğinden yana olduklarını söylemesi, hem CHP için hem de Türkiye için çok önemli ve yeni bir siyasal duruma işaret ediyordu.
Parti içi eğitime ve kurumsallaşmaya önem veren Kılıçdaroğlu’nun vurgulamalarından ortaya çıkanları ise şöyle özetlemek mümkün: MYK’yı oluşturduktan sonra, eğitim ve Kürt sorunu gibi konular başta olmak üzere CHP daha fazla kamuoyunun önünde olacak. Belki o zaman daha “köşeli” konuşmaya başlayacak…
CHP’nin Ortadoğu’da barışın sağlanması, ABD ve Batılı ortaklarının çıkarları için Suriye ile bir savaşa girilmesini önleme konusunda daha fazla inisiyatif alacağının işaretlerini de veren Kılıçdaroğlu “Hem Türkiye’nin hem de bölgenin CHP iktidarına ihtiyacı var” diyor.
Kürt sorunu konusunda da çok ilginç bir çıkış yaptınız. Kafanızda ne var?

>CNN Türk televizyonunun yayınına katılan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın Rusya temaslarıyla ilgili olarak "Sayın Başbakan Rusya'ya ikna etmeye gitti, ikna oldu ikna olup geldi" diye konuştu.
CNN Türk televizyonundaki bir programa katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu soruları yanıtladı.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satırbaşları şöyle:
- Alevisi, Sünnisi, Hanefisi, Süryanisi... Çok görkemli, zengin inanç kültürümüz var. Bu kadar zengin etnik kültüre sahip tek ülke var. O da Türkiye. Kimin sayesinde bu, Mustafa Kemal ve arkadaşları sayesinde. Bu ülkenin temelleri kurulurken sağlıklı kurulmuş ve bizi bugünlere taşımış.
"Biz CHP'yiz. Bizim tarihimiz biraz da Türkiye'nin tarihidir"

- Kürt sorunu Türkiye'nin gündeminde olan bir sorun mudur? Bu sorunun çözümüyle olarak ilk raporu düzenleyen parti CHP'dir. Bana bir tane AKP, MHP, BDP raporu gösterin. CHP'yi CHP yapan kadrolar ulusal kurtuluş savaşı yapan kadrolardır. Biz BDP'lileşecekmişiz, SHP'lişicekmişiz... Biz CHP'yiz. Bizim tarihimiz biraz da Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihidir.
Tutuklu milletvekilleri konusu: Protokolü imzalayacaklarını söylediler, yemin ettik

SORU: Siz iki kişiyi, Balbay ve Haberalı aday gösterdiniz. Tutukluluk kararları kalkmadı. Parti olarak Meclis'e girmeyiz dediniz ve bir anda parlamentoya dönüldü. Acaba siz vekilleri içeride mi unuttunuz?

- Biz hiçbir zaman Meclis'e girmeyiz demedik. Meclis'e girdik ama yemin etmedik. Eğer parlamentoda halkın seçtiği milletvekili olmazsa siz halka saygı mı gösterirsiniz saygısızlık mı etmiş olursunuz. Halkın oylarıyla seçilen kişilerin parlamentoya gelmesi gerekiyor. Daha önce tutuklu olan bir vekili yargı serbest bıraktı. Peki burada uygulandı mı? Hayır uygulanmadı. AKP ile masaya oturduk. "Bu milletvekillerinin yemin etmeleri yönünde siyasi irade gösterilirse biz de yemin ederiz" dedik. Burada temel ilke ne söylendi, "seçilmiş milletvekillerinin yemin etmesi esastır" denildi. Bir şeyin altına imza attınızmı gereğini yapacaksınız. AKP dediki, o bir basın açıklamasıydı dedi. Protokolü imzalayacaklarını söylediler, yemin ettik.
"Başbakan makumla tutuklu kavramının ne olduğunu bilmiyor"

- Sayın Başbakan mahkumla tutuklu kavramının ne olduğunu bilmiyor. Bunlar mahkum olmuş değiller. Başbakan diyor ki 'niçin bunları aday gösterdiniz.' YSK kabul etti mi? Evet. Savcılık kabul etti mi? Evet.
Yeni CHP ve Atatürkçülük
Atatürkçülüğü, çağdaş uygarlığı yakalama ve aşma olarak görüyoruz.
- Biz Atatürkçülüğün hangi ilkesine karşı çıkmışız? Kendisini yenileyen CHP, Atatürkçülüğün hangi ilkesine aykırı bir duruş sergiledi soruyorum.
- Biz Kenan Evren'i Atatürkçü saymıyoruz. Atatürk'ün vasiyetini de çiğneyen Kenan Evren'dir. Onun getirdiği anayasayı da Atatürkçü bir anayasa olarak görmüyoruz.
- Rahmetli Atatürk hep inançlara saygılı olmuştur. Kendi cebinden parasını ödeyerek cami onartmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı kurmuştur.  Bizim bugün geldiğimiz noktada dini siyasete alet etmiyoruz. Çünkü inanç siyasetin konusu değildir. Ona birisinin müdahale etmesi mümkün değildir. Dinimize göre de mümkün değildir. Kişler bir araya gelirler kendi ibadetlerini yerine getirebilirler. Bunun adı cemaat olabilir. O inançlara saygı duyarız. Bu ülkede laiklik olduğu için inançlar arasında çatışma yok.
"Cemaatler siyasete karışmamalı"
- Cami avlusunda miting düzenlenmez, günahtır. Bu terbiyeyi Mustafa Kemal Atatürk'ten aldık biz. Biz eğer bu ülkede gerçek anlamda bütünlüğü sağlamak istiyorsak, inançları siyasete alet etmememiz lazım. Cemaatler siyasete karışmamalı. Gülen cemaatinin siyasete karıştığına dair elimizde veri yok.
SORU: Geldiğimiz noktada Diyanet İşleri Başkanlığı'nın fetva kurumu olduğunu düşünür müsünüz?
- Çok değişik inançlardan gruplar var. Herkes bu ülkede vergi veriyor. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın toplumu aydınlatması gerekir. Eğer siyasete girer ya da siyasetin söylemlerini dillendirirse saygınlığını kaybeder.
"Diyaneti sıcak tartışmalara çekmek doğru değil"
- Diyaneti günlük sıcak tartışmalara çekmek doğru değil. Ama bizim eleştirilerimize Diyanet'in biraz daha kulak kabartması lazım.
Zorunlu din dersi ve cemevleri konusu
- Devletlerin inancı olmaz. Kişiyle Allah arasındaki ilişkiyi başka kimse tanımlayamaz. Kişi Türkiye'de nerede ne zaman ibadet yapmak istiyorsa, ona bütün olanaklar sağlanmalı. Dediğim gibi çok değişik inançta vatandaşımız var. Bunların tamamına devlet saygı göstermeli.
- Diyanet İşleri Başkanlığı'na ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Farklı bir yapılanma içinde olabilir. Yeniden yapılanma çerçevesinde Alevi bir arkadaşımız oraya gelebilir. Onunla ilgili bir bölüm ayrılabilir.
- Din olayını toplumda tartışırken siyasetçilerin dikkatli olması lazım. İnançlar hassas alanlardır. Bunların tartışılmasını doğru bulmuyorum. Siyaset din üzerine kurgulanmaz. Devlet inançlar konusunda kördür.
Kemal Derviş davet edildi mi?
- Kemal Derviş saygınlığı olan, ekonomiyi bilen, iyi yetişmiş bir yurttaşımız. Kendisiyle ekonomi konusunu konuştuk. Bunları konuşmamda doğal. Ben kendisini aradım, yurtdışında olduğunu söyledi. Kendisin partiye davet etmem söz konusu değil, kendisi CHP üyesi zaten.
"Piyasa ekonomisini reddetmiyoruz"
- Zenginleşmemiz lazım. Üretmemiz lazım. Üretmemiz için yeni anlayışları egemen kılmamız lazım. Dünya yeni bir çağın eşiğinde. İnsanoğlunun beyni dünyanın en güzel maddelerinden birisidir. Biz insanın doğasında varolan sorgulamayı eğitimle yok etmeye çalışıyoruz. Tam tersini yapmamız gerekirken farklı şeyler yapıyoruz. Yeniden yola çıkmamız lazım. Piyasa ekonomisini reddetmiyoruz. Özel sektörü de reddetmedik biz.
"Siyaseten insanlar yargılanabilirler ama idam edilemezler"
- Deniz Gezmiş ve arkadaşları ne yaptılar? "Emperyalizme karşıyız" dediler. Bağımsızlık dediler. Biz bunları ne yaptık? İdam ettik. Aynı şeyi Menderes için de yapıldı. Siyaseten insanlar yargılanabilirler ama idam edilemezler.
"Bu ülkeye bir kadın cumhurbaşkanı neden olmasın"
- Cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi bir niyetim yok.

- Sayın Abdullah Gül'e saygı duyuyorum ama AKP'ye bağlılığı nedeniyle başarılı bulmuyorum. Gül yüzde yüz AKP'nin cumhurbaşkanı oldu dersem doğru olmaz. Belli konuları dile getirdi. Duyarlılıkları var. Tümüyle AKP'nin cumhurbaşkanı Adayı olduğu doğru değildir.

- Bir kadın başbakanın olması güzel. Bu ülkeye bir kadın cumhurbaşkanı neden olmasın. Benim düşüncem parti kimliği çok öne çıkmamış bir adayla yola  çıkılırsa daha çağdaş bir yapıyı ortaya koymuş oluruz. Kafamda samimi söylüyorum böyle bir isim yok. Ben herkesin kucaklayabileceği bir aday düşünüyorum.
"Baas rejimini desteklemedik"

- Biz hiçbir zaman ne Baas rejimini ne destekledik, ne Esad çok iyi yapıyor dedik. Orada bir katliam olursa nasıl çözülmeli bu olay. Türkiye bir ağabeylik sorunu üstlensin dedik. Biz teklif ettik, Rusya yaptı.

- Neymiş ordan uçak gelecekmiş, biz düşürecekmişiz. Ordan ne zaman uçak geldi ki?

- Ben sayın Erdoğan ve Davutoğlu'na şu çağrıyı yaptım. Amerika ve Rusya ve Tabiki İngiltere ellerindeki kayıtları açıklasınlar. Bu çağrıyı yapmadlar.
"Rusya'ya ikna etmeye gitti, ne oldu ikna olup geldi"

- Suriye ile savaş, Suriye ile kavga Türkiye'nin yararına değildir. Egemen güçlerin yararınadır. Neden kavga ediyoruz. Git sen kavga et. BM Güvenlik Konseyi'nin bir karar almaması yani uluslararası bir karar olmadan Suriye'ye müdahale yanlıştır. Sayın Başbakan Rusya'ya ikna etmeye gitti, ne oldu ikna olup geldi.
CHP'de ikinci adam kim olacak?
CHP'de ikinci adam Genel Başkan yardımcılarının tamamı. Bugün anlayış değişti, ikinci adam yok, ikinci adamlar var.
İBB adayı kim olacak?
- Kamuoyu yoklamaları yapacağız, kim çıkarsa o aday olacak. İstanbullu kimi ister onu göreceğiz. Mustafa Sarıgül partimizin üyesi değil, önce partimizin üyesi olması lazım. Kendisi partimize başvuru yapar mı yapmaz mı bilemem. Karar kendisine ait. Biz CHP şemsiyesi altında herkesi görmek isteriz. Biz iktidar olmak istiyoruz.
Aziz Yıldırım haberleri
- Aziz Yıldırım'ı sadece gazetelerden okudum.

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget