Kılıçdaroğlu’na Soner Yalçın’ın acı mektubu
“Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde savaşmayı sürdürür”
Romalı Filozof Seneca
(Kaynak: Galat_ı Meşhur Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yay)
Sevgili okuyucu, okumakta olduğum Sayın Gazeteci Yazar Soner
Yalçın’ın Galat-ı Meşhur adlı kitabının 110. sayfasına geldiğimde, Soner
Yalçın’ın şimdilerde farklı bir boyutta ve gündemde olan Kemal Kılıçdaroğlu’na
yazdığı bu mektubu görünce inanın epey heyecanlandım. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 11
yıl önceki artıları eksilerini günümüzdeki tutumu ile kıyaslayarak okuyucumuzun
bir teşhise varmalarını istedik. Onun için bu mektubu buraya aldık.
“1 Kasım 2015 Genel Seçiminden sonra Gazeteci Yazar Soner
Yalçın Kemal Kılıçdaroğlu’na, kendi anlatımı ile şu “acı mektubu” yazar. Aradan
11 yıl geçmiş, Kemal Kılıçdaroğlu 13 seçimi kaybetmiş yaşlanmış, siyasi
yaşantısı değişmiş mi değişmemiş mi buna, güncelliği nedeni ile AKP-RTE
tarafından atanmış CHP genel başkanı olarak tutum ve davranışını, Soner
Yalçın’ın teşhisi ile bir kıyaslama yapınız.
Şimdi 11 yıl önce yazılmış mektuba bir göz atalım:
“…Marks der ki: Toplumsal reformlar;
güçlünün zayıflığından ötürü değil, her zaman zayıfın gücünden ötürü
gerçekleşir.”
Yani iktidar size sunulmaz; siz iktidarı söke söke
alırsınız, demeye getiriyor. Kollarını kavuşturup nesnel koşulların oluşmasını
bekleyenler her daim yenilmeye mahkumdur, demeye getiriyor.
Ne yazık ki siz…
İflah olmaz politik toyluğunuz nedeniyle, zayıfa güç
kazandırmadınız!
ABD’nin, TÜSİAD’ın ve kimi medyanın iktidarı avucunuza
koyacağını sandınız! Ya da kumpasçı
Fetullah Gülen’in.
Niye böyle bir tavır içindesiniz, biliyor musunuz? Çünkü
siz, 1990’larda yaşıyorsunuz.
Dünya için garabet olan “duvarın yıkılma” şokundan
çıkamıyorsunuz. Neoliberalizmin zaferini taçlandırmak için ortaya atılan
“tarihin sonu” (kapitalizmden başka yol yok) safsatasına böbürlenmelerine hala inanıyorsunuz.
1990’ların etkisiyle sol politikaların bittiğini
sanıyorsunuz ve sosyal adalet gibi kavramların adını bile duymak
istemiyorsunuz.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takip eden günah çıkarma, içe
kapanma ve pişmanlık günlerinin etkisinden bir türlü kurtulamıyorsunuz.
Sol’u suçlayıp itip kalan ufuksuzlar kervanından
kopamıyorsunuz.
Yani…vahşi kapitalizm ve onun dayanağı “yeni sağ” hayaline
kapıldınız gidiyorsunuz.
Hala Soros’cu TESEV kafasındasınız! Ya da kibarca
desem…Bugün “model” değil, sadece sürekli tasarruf tedbirleri yalanıyla
işsizliği-yoksulluğu artıran “mali disipline” dönüşen AB için, 1990’larda
“insanlığın gelecek modeli” diyen Habermas kafasındasınız!
Bu nedenle…Vahşi kapitalizmin
ülkeleri ve insanları yok eden sömürü sistemine boyun eğmeyi inatla
sürdürüyorsunuz.
Bu
nedenle…Batı’dan çekinip -Ecevit’in Saddam’ın yanında durduğu
kadar-emperyalizmin hedefindeki Esad’ın Kaddafi’nin yanında duramadınız.
Avrupa’daki
örneklerini gördüğümüz ve yok olup giden aldırmaz lakayt sosyal demokrat hiç
farkınız olmadı…
Kemal Abi…
Alain Badiou
der ki:
“İnsanlar
eşit ve özgürdür. Eşitlik bir amaç veya sonuç değil, eylemin dayanağıdır Bu
basit hakikati inkâr eden her şey direnme hakkı ve görevini yaratır.”
Özgürlük
kendisini, istemek ve eylemekle gösterir, demeye getiriyor.
Eylemsiz özgür
kalınamaz, eylemsiz özgür olunama, diyor.
Gerçekten merak
ediyorum.
Siz…Hayatınız
boyunca bir eylemde yer aldınız mı?
Bunu şu nedenle
soruyorum:
Sol un sadece
teorisini değil, pratiğini de öldürdünüz.
Oysa, eylem
zerinden düşünmek sol un en güçlü silahıdır.
Siz…eylemden,
direnmekten, başkaldırmaktan hep çekindiniz.
Bürokrat
kimliğiniz nedeniyle -hayatın can merkezi- sokağı/ eylemi unutup CHP’yi genel
merkeze ve Meclis’e hapsettiniz.
AKP “devlet
partisi” yapılırken CHP’yi inzivaya çektiniz. Bir türlü harekete geçmeyen
“yaşlılar partisi hüviyetine büründürdünüz devrimler yapmış koca partiyi.
Hep uzlaşmacı
pasif politik kimliğinizle, masa başında üretilen süslü retorikle CHP’nin
tarihsel rotasını geriye yönlendirdiniz.
“Oysa
CHP put kırıcıdır”.
Statükocu parti
değildir. Tarihte CHP’yi bu noktaya
getirip itibarsızlaştıranlar iktidar yüzü görmemişlerdir.
Fakat siz de ne
yazık ki aynı yolda yürümekte kararlısınız! Oysa, ne çok umudumuz vardı. Ama…
Hiçbir siyasal
inancı olmayan bir Gorbaçov olup çıktınız karşımıza.
Bugün hala…
Bunun CHP’nin “ölüm fermanının” yazılmasına nasıl razı olursunuz?
Kemal Abi…
Sol’un uzun karanlık gecesi bitti. Suçluluk duyma devri sona erdi.
Yeni bir rüzgâr
esiyor dünyanın dört bir yanından.
2000’l yılların
başından itibaren dünya; sol hareketlerin teorik ve politik dirilişine sahne
oluyor
Dünyayı kaplayan
vahşi kapitalizme ve onun destekçilerine karşı amansız bir mücadele veriliyor.
Seçimler kazanılıyor. Bu terör ve kriz çağında etik-ahlak abidesi solcu ruh
tekrar tarih sahnesine çıkıyor.
Tutuculuk dönemi bitiyor. Sessizlik dönemi bitiyor. Artık halkçı
politikalara çamur atılamıyor. Artık sol düşüncenin üzerine gölge düşüremiyor.
Evet…Kemal Derviş “kumarhane ekonomisi “fantezilerine inanalar artık yolun
sonuna geliniyor.
Çetin ve
ısrarcı çalışma yerine salt seçime dayalı politik faaliyet yürütmenin sonuna
geliniyor.
Kemal Abi…Sizi
sevmekle beraber ben tarihsel ilerlemeye de inanıyorum.
Siz, 1990’ların
düşünsel kirliliğinden /bataklığından bir türlü çıkamıyorsunuz.
CHP’ye artık zarar
veriyorsunuz. Kongreler kazansanız da bu politik tutumlarınızla CHP’nin başında
kalmanız zor.
Kendinize yazık
etmeyiniz. Daha çok gözden düşmeyiniz; o büyük saygınlığınızı erozyona
uğratmayınız. Çok üzgünüm…Yazmak zorundayım: Atatürk’ün koltuğundan kalkınız.
CHP’nin
başkaldıran bir ruha ve halkçı politikalara ihtiyacı var.
Tüm devrimciler
gibi CHE Guevara da benzer sözler söylüyor:
“İktidarın
olgun bir meyve gibi ellerine düşmesini bekleyenlerin bekleyişi hep sürecek.”
Sizi işaret
ediyor.
Tanıyorum ki
iktidarın elimize düşmesini bekleyecek çok CHP li var. Her gün, her saat mücadele edecek çok CHP’li
var. Koca Nazım’ın dediği gibi… “Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin
kabuğunda yaşayanlar”.
Kemal Abi…Ben
hep harflerimi, kelimelerimi ve cümlelerimi tarihe emanet ederim.
Yanılmayı çok
isterim. Ama yanılmayacağımdan
eminim…İsterim ki tarihte zarif kişiliğinizle yer alırsınız
Bu satırları
bir dost olarak yazdığım günün birinde anlayacaksınız.
Goethe tarihe, “Tanrının
gizemli atölyesi” der.
Bu gizemli
atölye; ayrıntılarla uğraşmaz, sıradanlığa aldırış etmez. İnsanın yıldızının
parladığı anları bekler.
Stefan Zweig,
insanın yıldızının nasıl parlayacağını şöyle yazdı:
“Tek bir
evet, tek bir hayır; bir anlık erken davranma ya da bir anlık geç harekete geçme;
bu anı, yüzlerce kuşak da geçse asla geri getiremez ve yitirilen an bireylerin
ve ulusların yaşamını ve hatta bütün bir insanlığın yazgısını belirler”.
Alıntıdır. Cevat Kulaksız kulcevat599@gmil.com
