Haziran 2014
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı chp Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Çiğdem Toker Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Eğitim Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Ferhan Şensoy Fırat Kozok Fikret Bila genel Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Çetinkaya Hikmet Sami Türk Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Köşe Yazıları Kurtul Altuğ Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız lozan Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur muharrem ince Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Rıza Zelyut Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Sabahattin Önkibar Sağlık Saygı Öztürk Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Sözcü yazarları Spor Süheyl Batum Şükran Soner Tarım Tarih Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Uğur Dündar Uğur Mumcu Utku Çakırözer Ümit Zileli Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yazı Dizileri Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en tehlikeli düşmanı, siyasi düşünceye dönüşen irtica, yobazlık ve şeriat bağnazlığıdır.”
“Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz. 
                                                                                              (1930) MUSTAFA KEMAL ATATÜRK…
Olacak Dedik İnandıramadık - Gündüz Akgül
Laik Türkiye Cumhuriyeti için tehlike çanları seslerinin uzaktan gelmeye başladığı tarih, İslamcı siyasal akımın Necmettin Erbakan ve arkadaşları tarafından 26 Ocak 1970 tarihinde milli görüşü temsilen kurdukları Milli Nizam Partisinin (MNP) kuruluş tarihidir.
Bu tarihten önce de, iktidarların oy uğruna verdikleri ödünlerle devlet içinde palazlanmaya çalışan karşıdevrim akımları, bu tarihte dini siyasallaştırmak amacıyla partileşmesi milat sayılır.
Sonrasında, söylem ve uygulamaları nedeniyle MNP ve ardılları Refah Partisi (RP), Fazilet Partisi (FP) “laikliğe aykırı eylemlerin odakları oldukları” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından kapatıldılar.
Birisi hakkında dava açılırken, diğerinin kuruluş aşaması tamamlanırken, ne yazık ki çoğu aydın tehlikenin ciddiyetini anlamadı. Anlayanlarda komple teorileri üretmekle suçlanarak susturulmak istendi.
Kimi darbe severlerde, “Ordu var bir şey olmaz” aymazlığına düştü.
Ordu belli aralıklarla muhtıralar, darbeler düzenledi. Her seferinde üzerinden buldozer ile geçilen aydınlar ve demokratlar olurken, tarikatlar, karşıdevrimciler güçlerine güç kattılar.
Yıllar birbirini izlerken, güçlenen milli görüş temsilcileri, “Biz milli görüş gömleğimizi çıkardık, değişerek geliştik” sloganı ile ana gövdeden ayrılarak kurdukları parti (AKP) ile iktidar oldular.
Yıllar önce ektiklerinin meyvelerini, iktidara geldikten sonra toplamaya başladılar.
Örneğin;
“Ata'ya saygı durusunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. (1994)” dediler…
Bırakın sap gibi durmamayı, büyük önder “Ayyaş” diyecek kadar ileri gittiler…
“Taksim'deki caminin temelini inşallah atacağız. (1994)” dediler…
Teşebbüse geçtiler ancak, onurlu Gezi direnişi ile karşılaşıp geri adım attılar…
“Bütün okullar İmam Hatip yapılacak. (1994)” dediler…
Tek tek gerçekleştiriyorlar. Velilerin dışında bir tepki yok…
“Cumhurbaşkanı'nın imam hatipli olacağı günler yakındır. (1996)” dediler…
Yola çıkıldı. Tehlikeyi görmeyenler yüzünden buda gerçekleşecek…
“Mayo reklâmı şehvet sömürüsüdür. (1996)” dediler…
Plajlarda saldırılar başladı…
“Elhamdülillah şeriatçıyız. (1994)” dediler…
Tüm uygulamalarla bunu kanıtlamaya çalışılıyor…
 “Ben İstanbul'un imamıyım. (1995)” dediler…
Bırakın İstanbul’u, laik Türkiye İmamı olma yolundalar…
“İçki yasaklansın. (1996 )” dediler…
İçki ruhsatlarına getirilen zorluklar ve Özel idare mallarının içkili yerleri dâhil, Diyanet İşleri Başkanlığına devri ile bunu da gerçekleştirmeye çalışıyorlar…
“Hem laik hem Müslüman olunmaz. Bu millet isterse laiklik tabii ki gidecek’’ 1994)” dediler…
Sözde laiklik söylemleri, özde laiklikten gittikçe uzaklaşmakla gerçekleştiriyorlar…
Sevgili Dostlar,
Geçmişi biraz anımsayanlar bu yazdıklarımı biliyorlar. O zaman “neden tekrarlıyorsun?” diyenleriniz olabilir…
Ne yazık ki her olay karşısında suskun bir toplum olduk. %43’ümüz hala var olan ve gelebilecek tehlikelerin farkında değildir…
Yazılı basında yayınlanan bir haber, bu bilinenleri tekrar hatırlatmama neden oldu…
Haber Şöyle;                  
Kendilerini merkezi İstanbul, Çarşamba- Fatih’te olduğunu belirttikleri İsmail Ağa Camii İlim ve Hizmet Vakfı görevlisi olarak tanıtan, sarıklı ve cübbeli kişiler, Sakarya’nın Karasu İlçesi’ndeki halk plajında tatil yapanların yanına giderek kadınlara "Kapanın" diye telkinlerde bulunarak, “Allah ve Resul’ünün istediği hanımefendi” başlıklı broşürler dağıttı…
72 maddelik broşürde, şu ifadeler yer aldı:
-Hanım tesettürlü olmalıdır…
-Kadın çalgılı düğünlere gitmemelidir…
-Yol ortasında insanların gezdiği yerlerde oturmamalıdır…
-Fal baktırmamalı, zorunlu olmadıkça alışverişi kocasına yaptırmalı, kocasından izinsiz dışarı çıkmamalıdır…
 -Kaşını aldırması, saç ektirmesi ve estetik yaptırması haramdır…
-Pantolon giymemelidir…
-Yabancı erkelerle tokalaşmamalıdır…
-Evde köpek beslemek haramdır, ince çorap giymemeli, terlikle gezmemeli, müzik dinlememeli…
Buna kim dur diyecek?
Bu mahalle baskısı, ilerde tüm Türkiye’de uygulanmayacağının garantisini kim verecek?
Tanrı aşkına söyleyin kim?, kim?, kim?
Gezi Direnişi sırasında, olmadığı sonradan saptanın bir olayı olmuş gibi gündeme getiren ve “Başörtülü bacıma saldırdılar, üstüne idrarlarını yaptılar.” Diyen Sayın Başbakan, bu olayda, “Başı açık, mayo ile plajda güneşlenen bacılarımı kapanmaları için tehdit ettiler”
Diyebilecek mi?
Hiç zannetmiyorum…
İran İslam devrimi öncesi İran’daki tüm solcular ve devrimciler, Şahı devirmek için Humeyni’ye destek vermişlerdi. Dramatik sonlarını herkes bilmektedir…
Bu gün ülkemizdeki tehlikeyi görmeyenler “Son pişmanlığın fayda etmez” olduğunu bilmeliler.
Eğer derin uykuda değilseniz, önümüzde iki seçim var. Bir daha iyice düşünün…

30.06.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet savcısı

YCHP den Yeni Osmanlıya - Tünay Süer
Kılıçdaroğlu birçok bakımdan beni hayal kırıklığına uğrattı. Bürokrasiden geldiği için henüz politikaya adapte olamadı diyerek şahsen hep iyi niyetler besledim.
Yanlış politikalarının arkasında durarak kimseye aleyhte söz söyletmemeye çalıştım.
Türkiye adım adım çağın gerisine sürüklenirken sessiz kalmasına, örgütün ve halktan büyük bir kesimin tepkisine rağmen yeni anayasa çalışmalarına katılmasına, Kürt açılımını desteklemesine yine iyi olumlu yönlerden bakmaya çalıştım.
Zaman içerisinde ne yapmak istediğini ne ben, ne de bazı arkadaşlarımız anlayamamıştık.
CHP ideolojisine aykırı beyanlar, her kesimi kucaklama adına CHP ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişileri milletvekili yapması, parti içinde önemli konumlara getirmesi meğer hepsi bir projenin parçalarıymış.
Ve ne yazık ki, davullarla, zurnalarla, halaylarla genel başkan yaptığımız, umut bağladığımız, sevdiğimiz, saydığımız kişinin bizlerden birilerini yönetimlere getirmemesinin, ulusalcı kesimi dışlamasının meğer sebepleri varmış.  (Uyandık uyanmasına da, biraz geç uyandık…)                             
                                                    ***
Cumhurbaşkanlığı seçimi için MHP ile ortak aday çıkartma kararı hepimizi sevindirdi. Bunu yerel seçimler için de çok kez dile getirdik ama dinletememiştik.
Yalova seçimlerinde gördük ki Atatürk çizgisinde olan partilerle birleşince seçim kazanılıyormuş. Bu güzel bir örnekti.
Yine öyle olacak sandık…
KIlıçdaroğlu,  STK ları, partileri dolaştı onların görüşlerini dinledi.
O dolaşırken, bizler yanlış politikaların üzerine sünger çekip, yine umutla Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyet’in başına geçecek bir aday ismi bekledik.
Adayın açıklanması ile de umutlarımızın boş hayaller olduğunu anlamış olduk.
Neden mi?
Sn.Kılıçdaroğlu başbakana diktatör derken kendisi de aynı yolu seçti.
Sadece kendisinin ve bir iki milletvekilinin bildiği adayı, gerek kamuoyundan, gerek örgütten, gerekse partinin milletvekillerinden sır gibi saklayarak emrivaki ile dayattı bizlere.
Biz neyiz?
Koyun muyuz?
Sn. Kılıçdaroğlu’nun Demokrasiden, parti içi özgürlükten söz etmeye hakkı yoktur artık.
Bu bir dayatmaca, bu Erdoğan’ı aratmayacak bir diktadır.
Bundan ötürü 26 yıldan fazla partiye emek veren bir emekçi olarak kendisini şiddetle kınıyorum.
                                            ***
Bizlerin tepkisine “‘Partiye genel başkan seçmiyoruz ki?’ diye yanıt vermesini de talihsiz bir beyan olarak görmekteyim.
 CHP Eskişehir Milletvekili Sn.Süheyl Batum’un sözlerine katılmamak mümkün mü?
“Şimdi bir partinin genel başkanını siyasal İslamcı da seçebilirsin. Farketmez. Çünkü o devleti yönetecek değil. Ama burada doğrudan doğruya o devleti yönetecek kişiyi seçiyorsun. Rektörleri atayacak,  yargıçları atayacak, kanunları imzalayacak biri oturtuyorsun başına. Ve oturturken siyasal İslam’dan başka hiçbir özelliği olmayan bir adam
getiriyorsun. Harika olabilir bu adam. Ama siyasal İslamcı. Bugüne kadar ne diyorduk; ‘Arkadaşlar bunlar dini kullanıyor, siyasal İslam’ı kullanıyor. Böyle siyaset yapılmaz’ diyorduk. Şimdi ne demiş oluyoruz biz; ‘Yok ya yalan söyledik biz. İktidarı elde etmek için rahatlıkla siyasal İslam kullanılabilirmiş.” Dolayısıyla biz buna karşı çıkıyoruz.
                                              ***
Çatı adayı Prof.Dr Ekmeleddin beyi araştırdığımızda: çağdaş, laik bir bilim adamı mıdır, yoksa Recme karşı çıkmayan, çıkamayan bir Osmanlı hayranı mıdır anlayamadık. Çünkü kendisini hiç tanımıyoruz. Tarihçi yazar Sinan Meydan tüm kitaplarını okuyarak yaptığı araştırmanın neticesinde şu özeti çıkartmış.
1.   Laikliğe aykırı görüşlere sahiptir.
2.   Ilımlı İslam Devleti’nden yanadır.
3.   Yeni Osmanlıcı’dır
4.   Hilafetçidir.
5.   Jön Türk mirasından rahatsızdır.
6.   Cumhuriyetin “mazi” ile köklerimizi kopardığına inanmaktadır.
7.   Dil devrimine karşıdır.
8.   Atatürk’ü Hilafetçi göstermiştir.
                                                      ***
Sayın Kılıçdaroğlu’na sesleniyor ve soruyorum:
1_Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin olacağı ve zamanı belli iken neden bir Atatürkçü, onun eserlerine, devrimlerine sahip çıkacak bir cumhurbaşkanı adayı hazırlamadınız Sayın Kılıçdaroğlu?
2- CHP içinde bu değerlere sahip hiç mi bir milletvekilimiz veya ülkemizde değerli bir başka kişi yoktu?
3- Erdoğan’ı ona benzer bir görüşte olan, Osmanlıyı benimsemiş, Atatürk için “o mesele”  diyen Ata’mızı Napolyon ve Washington ile aynı kefeye koymaya kalkan bir kişiyi neden önümüze getirdiniz?
Erdoğan’dan kibar ve daha tahsilli olduğu için mi?
4-  Sn. Gül’ de Erdoğan’dan daha tahsilli ve kibar ama Çankaya noteri denildi kendisine değil mi?
5- Hilafet arzusu ile yanıp tutuşan ve ülkemizi bu hale getiren başbakan seçilemediği takdirde meclisteki çoğunluğu ile bir gecede istediği yasayı çıkartıp amacına ulaşmayacağı garantisini verebiliyor musunuz?
6- Neye, kime güvenerek bu adayı öne attınız açıkça merak etmekteyiz!
7-Her türlü riski aldığınızı söylüyorsunuz. Bu risk devlet adına, geleceğimiz adınadır. Halkınıza, örgütünüze sormadan bunu yapmaya hakkınız var mıdır?
                                                  ***
Bana gelince; seçimi şimdiden kaybedeceğimizi bilerekten (İst.Mustafa Sarıgül gibi) siyasi etik olarak tüm tepkilerime karşın göstermiş olduğunuz beyefendiye istemeden oy vereceğim.
Bu seçimler için çatı adayımıza oy vermeyen AKP ye hizmet eder dediğiniz tehditleriniz için değil, seçim sonunda oy vermediler ondan kaybettik mağduriyetini yaşatmamak oy vereceğim.
Peki, Sn.Kılıçdaroğlu: bizler oy vereceğiz de yerel seçimler hezimetinden sonra, adayınızın kaybetmesi durumunda siz de istifa edecek misiniz acaba?

27 Haziran 2014 
Tünay Süer

Sayın Baykal ve Baykalcılar - Gündüz Akgül
Bence, Sayın Baykal mevcut liderler içinde en donanımlı, politikayı en iyi bilen, ulusalcı, liderliğe yakışır fiziği ve konuşmasıyla en iyisidir.
Peki, bu olumlu niteliklerine karşın, yurttaşlar neden Sayın Baykal’ı liderlikte benimsemediler ve iktidar yapmadılar.
Sayın Baykal’ın kabul görmemesinin nedeni, hizbe (klik) çok önem vermesi, parti içinde Baykalcı olmayanları sürekli dışlaması ve olanak tanımaması, partiyi büyütüp iktidara taşımak yerine küçük olsun benim olsun politikasını gütmesidir.
50 yılı aşkın CHP seçmeni ve 16 yıldır CHP üyesi ve delegesi olarak, Sayın Baykal hakkında benimde düşüncem böyledir. Çünkü yaşayarak gördüm.
Cumhurbaşkanı çatı adayı olarak CHP-MHP tarafından adlandırılan Ekmeleddin İhsanoğlu, tüm demokrat ve aydınların içine sinmemektedir.
İhsanoğlu’nun adının gündeme alındığı günden beri üç yazı yazdım. Tümünde bu adayın içime sinmediğini, ancak demokrat kesim tarafından diğer bir aday gösterilmediği, Başbakan ile İhsanoğlu iki aday olarak seçime girdikleri takdirde, Başbakanın Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde ülkeyi nerelere götüreceğini kesin olarak bildiğimiz için İhsanoğlu’nu desteklememiz gerektiğini belirtim.
Bu düşüncem nedeniyle bazı dostlarca eleştirildimse de, genelde olumlu tepkiler aldım.
Sayın Baykal şu anda milletvekilidir. TBMM’de 20 milletvekili bulup arzuladığı ve bizlerinde desteğini alacak bir aday belirlemesi yerine, gerek partisini, gerekse çatı adayını eleştirerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Cumhurbaşkanı yolunu açmayı tercih etmektedir.
Bu tavrı, Sayın Zülfü Livaneli’nin 24.07.2007 tarihli Vatan Gazetesindeki köşesinde, 19 Aralık 2002 tarihinde Mehmet Sevigen’in evinde yapılan toplantıda Baykal tarafından, Erdoğan’a milletvekilli ve Başbakan olma yolunun nasıl açıldığını anlatan makalesini anımsattı.
Ayrıca, tümü Baykalcı olmakla ün yapmış eski CHP milletvekilleri, çatı adaya karşı bildiri yayımlamayı uygun görerek, Sayın Baykal’ı yalnız bırakmamayı tercih etmişlerdir.
Bildiri yayınlayan bu milletvekillerin tümünün hala meclis içinde tanıdıkları milletvekilleri olduğu gibi diğer bir aday için imza atacak CHP içindeki ulusalcı milletvekilleri de hazır varken, bu yolu seçip 20 imza sağlamak ve oy verebileceğimiz bir aday saptamak yerine, çatı aday aleyhine bildiri yayınlamalarını eski Baykalcı hayranlıklarına yoruyor ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu yıpratma çabası olarak görüyorum.
Diğer yandan, Türkiye’nin yüz akı olan aydın, kalemini satmayan her koşulda dik durmasını bilen, bu güne kadar Erdoğan politikalarının ülkeyi nereye götüreceği konusunda yurttaşları bilinçlendirmeye çalışan birçok yazar dostun, TBMM de çokça tanıdığı milletvekili olduğu halde bunları devreye sokarak 20 imza ile içimize sineceği bir aday çıkarmaları gerekirken, adeta Erdoğan’ın seçilmesini ister! gibi Ekmeleddin İhsanoğlu’nu acımasızca eleştirmelerini gerçekten anlamış değilim.
Umarım bu tavırlar, gerek Baykalcılara, gerek dost yazarlara ileride “yetmez ama evet” diyenlerin pişmanlığını yaşatmayacak.
Son söz;
Recep Tayyip Erdoğan ve Ekmeleddin İhsanoğlu için “Ha Ali-Veli, ha Veli-Ali” diyenlere biraz insaf diyorum.

26.06.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

AKP, yaklaşık 12 yıldır iktidar…
Bu sürenin 11 yılında iktidarını bu gün suçladığı paralel ile paylaştı…
Tüm kamu kurumları birlikte yandaş hale getirildi…
Taraf olmayanlar, bertaraf edildi…
Yargı, yasalarla yürütme emrine alınmaya çalışıldı…
Yetkililerin kimi benden, kimi senden olsun diye üleşildi…
Şanlı Türk ordusunu birlikte yerle bir ettiler…
Kanıtlar, sahteliği raporlarla meydana çıkan dijital belgeler, gizli tanıklardı…
Ortak hakkında yayınlanmamış kitap yazanın kitabını bombaya benzetildi…
Ortaklık bozulunca bu kitabı yazanın tutuklanması eleştirildi…
Gel zaman, git zaman hesaplar tutmadı…
Ülkeyi sen mi? Ben mi? Yöneteceğiz sorunları çıktı…
Birde ne görelim, yolsuzluk görüntüleri kasalar, dolarlar, ses tapeleri…
Ortalığı toza, dumana buladı…
Paralel çetenin orduya kumpas yaptığı savlandı…
Ortaktan yakınmalar (şikâyet) başladı…
Açıkça, “Ne istediniz de vermedik?” diye önceki ortaklık açığa vuruldu…
Ortak haşhaşi, çete, paralel, oluverdi…
Bu nitelikleri taşıyan ortağın, ana muhalefetle işbirliği içinde olduğu ve iktidarı yıkmayı amaçladıkları, alanlarda, salonlarda, grupta bağıra, çağıra dile getirildi ve getirilmeye devam ediliyor…
Ceza Yargılaması Yasasında, işlene suç yakınmaya bağlı ise soruşturulması yakınanın başvuruşu, resen (doğrudan)  soruşturulan suçlardan ise doğrudan Cumhuriyet Savcısının harekete geçmesi ile soruşturulmaktadır.
Sayın Başbakanın, her platformda dile getirdiği, “Pensilvanya ile ana muhalefet hükümeti yıkmak için işbirliği yapmışlar” suçu ile “Orduya kumpas kuruldu” suçu, resen kovuşturulması gereken suçlardandır…
Türkiye Cumhuriyetinin bir yurttaşı olarak;
Bu konuda Cumhuriyet Savcılarını göreve çağırıyorum…
 Başbakanı, bu konudaki tüm kanıtları Cumhuriyet Savcılarına vermeye davet ediyorum…
Başbakanı, Ordu aleyhine açılan davalarda (Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk) kumpas kuran, bu kumpası uygulayan tüm yetkilileri kanıtlarıyla birlikte Cumhuriyet Savcılığına bildirmeye davet ediyorum...
Cumhuriyet Savcılarından, bu suçları işleyenler kim olursa olsun soruşturmalarını istiyorum…
Bunları yapmadığı takdirde, üyesi bulunduğum ana muhalefet partisini Pensilvanya ile ortaklık kurarak hükümeti yıkmaya çalışmakla suçlayan Başbakan, müfteri (iftira atan kişi) olarak ilan ediyorum…
Bu istekler benim yurttaşlık haklarımdır…
Haklarıma sahip çıkmaya da yasal hakkım vardır.

25.06.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Düşüncesini Korkmadan Söyleyebilmek - Gündüz Akgül
Sende mi Brütüs? Diyen dostların nitelendirmesinden korkmuyorum.
Çünkü…
-Laik Türkiye Cumhuriyetini her koşulda savunduğumdan…
-Yurtsever olduğumdan…
-Ulusalcılığımdan…
-Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerini içten benimsediğimden…
-Acı olsa bile doğruyu her zaman savunmaktan…
-Zamana göre düşünce değiştirip çark edenlerden nefret ettiğimden…
Asla şüphem yoktur.
Durup dururken bunlar nerden çıktı dediğinizi duyar gibi oluyorum…
CHP-MHP Cumhurbaşkanlığı çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adının açıklanmasından sonra, “Gözümüz Aydın” başlıklı yazımla, nedenlerini belirterek bu adayın içime sinmediğini yazmıştım…
Üç gün sonra,  adaya itiraz edenlerin, benim düşüncemde olanların içine sinebileceği bir aday çıkarmamaları ve olayın en kolay yanı olan acımasızca eleştiri silahını kullanmalarını da akıllı bir yol bulmadığım için “Tüm Ulusalcılara ve Aydınlara çağrımdır”, başlıklı yazımla, yine aday hakkındaki çekincelerimi de belirterek, adaylığı kesinleştiği ve başka aday çıkarılmadığı takdirde AKP adayı karşında desteklememiz gerektiğini belirtmiştim…
Bu yazıdan sonra beni çok yakında tanıyan dostlar, azda olsa bir kaçı kınama ve çark etme savları ile eleştirmişti…
Yazımı okuyan birçok dosttan ise olumlu yanıt ve destek almıştım…
Aradan beş gün geçti, hala benim gibi düşünenlere laiklik, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkma, ulusalcı ve dik durma dersi vermeye çalışan aydınların, eleştirilerinin dozunu arttırarak ve “aklın yolu birdir” özdeyişini göz ardı ederek yoluna devam ettiklerini görüyorum…
Ancak bunun yanında sevindirici olan, aydınların büyük çoğunluğunun olaya duygusal değil akılla yaklaşarak, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığının neden desteklenmesi gerektiğini açık bir şekilde gerekçeleriyle açıklamalarıdır…
İtiraz eden dostlara bazı sorularım olacaktır…
-Türkiye Müslüman ve laik bir ülkedir. Bence inanmış bir dindar olan Ekmeleddin İhsanoğlu, sizce köktendinci bir aday mıdır?
-Müslüman bir ülkede laikliği benimsemiş gerçek dindarlara saygı gösterilmesi her aydının görevi değil midir?
-Çatı adayın, 12 yıldır iktidarda olan ve ülkeyi nerelere götürmeye çalıştığı hepimizce bilinen, AKP’nin göstereceği adaydan her koşulda daha iyi olacağını kabul ediyor musunuz? Etmiyor musunuz?
-Eğer yanıtınız, “etmiyoruz” ise bizleri ikna edecek gerekçeniz nedir? Çünkü gerçek durum karşısında öne sürdükleriniz pek inandırıcı gelmiyor…
-Çatı adayı kabul etmediğinize göre, yeni bir aday çıkarmadan acımasız eleştirilerinizle AKP adayının ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında mısınız? Değil misiniz?
Beyler,
Tüm aydınların ve ulusalcıların ortak noktası ve rehberi olan büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, eğer aklın yolunu seçip, devrimleri gerçekleştirdiği kuruluş aşamasında, Kurtuluş Savaşının birçok kahraman komutanı (Kazım Karabekir, Rauf Orbay; Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele) dâhil kendisini terk edenlerle yola çıkmasaydı Kurtuluş Savaşı yengi (zafer) ile sonuçlanabilir miydi?
Sevgili dostlar,
Düşüncelerimi, hiç korkmadan, sağa sola bükmeden tekrarlamak gereğini duydum…
Sizleri tekrardan birlikteliğe, duygu ile değil akılla hareket etmeye davet ediyorum…
Uyarsınız, uymazsınız takdir sizin…
Gemi batarsa hepimiz içinde olacağız…

23.06.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet savcısı

Kendimi ihanete uğramış hissediyorum! - Tünay Süer
Düşünebiliyor musunuz, ömrünüzün neredeyse yarısını vererek bir nefer gibi çalıştığınız, aman iktidara taşıyayım diye maddi manevi fedakârlık yaptığınız kurumun başına birileri gelecek, hem seni dışlayacak hem de partinin rotayı değiştirecek.
Hayal kırıklığı yaşamakta ve kahrolmaktayım.
Kılıçdaroğlu’na altın tepside genel başkanlık sunulduğu o kurultaydaydım.
Baykal’ın kaset olayı ile onurlu bir şekilde istifasından sonra içimiz buruk, biraz kızgın, biraz şaşkındık. Yeni bir liderle umutlanmış, ona inanmış, gönül bağlayıp destek vermiştik.
Kurultaydaki konuşması, Ecevit kasketi takması, vaatleri ile üzgün, âdeta yıkılmış tüm örgütün gönlünde taht kurmuştu.
Bu sevincimiz fazla uzun sürmedi.
                                                                 ***
CHP’nin başına YENİ ilave edilmesi ile ve kongrelerde ulusalcı emektarların partiden uzaklaşmalarına yol açacak şekilde delege yapılmamaları ile adeta bir yumruk yemiş olduk.
O sıralarda Baykal ve döneminde olan yöneticilerin partinin ideolojisinden uzaklaştığı eleştirilerine birçok kişi gibi neredeyse kendimde inanmak üzereydim.
Baykal ve ekibi çekemiyor, Baykal geri dönmek için çabalıyor gibi.
Bu sözlerin yandaş basında ve örgüt içindeki yeni üyeler arasında yayılması ile örgütte çatırdamalar da başlamıştı.
Aklıselim her üye, CHP ye gönül vermiş gerçekleri yavaş yavaş gören halk ve de parti emektarları çileden çıkmaya başlamışlardı.
Toplum ve örgüt, Baykal’ın doğru tespitleri çarpıtarak yanlış yönlendiriliyordu aslında.
Baykal gibi kurt bir siyasetçi, devlet adamı niteliklerinin tümüne sahip ve kapanmış CHP yi yeniden var eden bir lider, olacakları önceden sezinlemiş ve örgütü uyarmıştı defalarca.
Baykal döneminde CHP’nin iktidar olamamasını çoğu kişi ona bağlamıştı. Aslı böyle miydi, elbette değil.
Baykal’ı gözden ve genel başkanlıktan düşürmek, CHP’nin iktidar olmasının önünü kesmek hep okyanus ötesi, ABD, Pentagon projesiydi.
Bunu anlayamamıştık!
BOP projesinin işlemesi için CHP ‘i etkisizleştirmek hatta yok etmek gerekliydi.
Türkiye’yi bölmek, parçalamak içinse önce Baykal sonra CHP bitirilmeliydi.
Çünkü CHP demek Atatürk ve onun tartışılmaz ilkeleriydi.( Bağımsızlık, özgürlük ve laik cumhuriyet.)
Amerika Baykallı CHP’ i iktidar yapmak için elinden geleni ardına koymuyordu. 
Baykal 1 Mart tezkeresi ile Amerika tarafından tamamen tu kaka ilan edilmiş ve sonunda kaset olayı ile indirilmiştir.
Daha sonra hepimizin bildiği gibi Kılıçdaroğlu ve ekibi CHP’ye getirilmiştir. Bu sözler basında defalarca yazıldığı halde inanmamış, inanmak istememiştim.
Milletvekili seçimlerinden başlayarak bir dolu hatalar gözlemledik.
Özeleştiri yaptık ve yeterince partimize söz getirmemeye çalıştık.
                                                        ***
Türkiye’nin bugünlere gelmesinde parti yönetimimizin gözle görülür hatalar yapması partiye gönül verenleri çileden çıkartırken, biz emektarları da inanın  kahrediyor.
Ne yazık ki başına YENİ konulan CHP, Atatürk’ün işaret ettiği aydınlık ufuklara yol alacağına istenmeyen politikaları ile adeta iktidarın önünü açmış ve açmaktadır.
CHP li milletvekillerinden bazılarının basına yansıyan sözleri bizleri yaralasa da dışa dönük olarak şahsi fikirleridir diyerek devamlı mücadele verdik. Partimize ve üst kurullarımıza söz getirmemeye çalıştık.
Oysa söylenenler yenilir yutulur cinsten değildi.
Atatürk İlke ve Devrimlerinin Bekçiliğini yapmam. [Sena Kaleli
Altı oktan ikisini kaldır at. [Binnaz Toprak]
Tekke ve zaviyeler açılmalıdır. [Bülent Kuşoğlu]
Fettullah örnek alınacak insan. Gülen cemaati Türkiye'nin büyük gelecek projesidir. Fettullah bilgedir. İlgi ile takip ediyoruz. [Muhammed Çakmak]
Kürdistan kurulmalıdır. [Şafak Pavey}
10.yıl marşı artık eskidi. Yenilenmeli. Parti içi demokrasi çok fazla! Hala ANAP'lıyım. [Faik Tünay]
Bunlar sadece birkaç örnektir.
Genel Başkanımızdan da birkaç örnek verirsek;
“Siyaset yapmayan tarikatlara ve cemaatlere saygılıyım”
“Bu ülkenin birliği, bütünlüğü konusunda hiçbir endişem yok”
Tunceli'nin adının Dersim olması yönünde söyledikleri.
Özerklik talebine destek vermesi.
Anayasa'nın 66. maddesinde yer alan "Türklük" ifadesinin yerine "Yurttaşlık" önerilmesi.
Oslo anlaşmalarını kabul etmesi gibi yüzlerce söz sayabilirim.
Bu sözler cumhuriyeti kuran bir partinin hiçbir bireyine yakışmayan, CHP ideolojisine tamamen ters düşen sözlerdir.
Kılıçdaroğlu dün(20Haziran 2014) Diyarbakır’da Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi'nin düzenlediği "TİGRİS Diyalogları" toplantısında;
“Bizi hala 1930’ların CHP’si gibi görmeyin. Dünya değişiyor, biz de değişiyoruz. Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz dedi.
Bunu başbakan da sık sık söyler…
İkisinin de unuttukları veya bilerek söylemedikleri, bu ülkeye demokrasi ve özgürlüğü Atatürk’ün getirdiğidir.
Oysa o yıllar Atatürk devrimlerinin gurur duyulacak yıllarıydı. Medeni Kanun ile kadın-erkek eşitliği, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, Eğitim ve Kültür Alanındaki İnkılaplar,
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun Kabulü vb.
Kurtuluş Savaşı vermiş yoksul bir ülkenin Ümmetçi devlet anlayışından ulusçu devlet anlayışına geçmesi, tarım, sanayi, Bayındırlık ve sağlık, Ulaşım, Çağdaş ve milli bir kültürel alanlarda yapılan reformlar, daha aklıma gelmeyen niceleri yetmiyor mu?
Kendi uçağımızı yapıyorduk, fabrikalar kuruyorduk.
Bundan ötürü o yılları küçümsemek kimsenin haddi değildir. Bugün babamızın belli olmasını da o yüce önderimize borçluyuzdur.
Ha, o yıllarda yapılan Kürt Sait isyanlarını, Menemen olaylarını da unutmamak gerekir tabi…
                                                                ***
Sözü fazla uzatmak istemeden Cumhurbaşkanlığı için CHP ve MHP ‘nin ortak açıkladıkları aday adayına değinmek istiyorum.
Ekmeleddin İhsanoğlu' Atatürk cumhuriyetine gönül verenleri, sol ve sosyal demokrat kesimleri, cumhuriyete gönül verip de merkez sağda görev yapanları kucaklayabilecek bir kişiliğe sahip midir?
Tanımadığımız, ismini zor telaffuz ettiğimiz bu zat kimdir diye incelediğimizde Recep Tayyip Erdoğan’ı sandıkta yenebilecek birisi olmadığını ve onunla aynı yolda olan bir kişi olarak görüyoruz.
Verdiği bir beyanatta “Fransa için Napolyon ne ise, Amerika için Washington ne ise Türkiye için de Atatürk o dur” demesi Atatürk ve onun devrimlerine ne kadar lakayt olduğunu göstermiştir.
Erdoğan’ı sandıkta yenecek düşüncesi ve aday yapılması bence halkı aldatmaktan başka bir şey değildir.
Çok ödül almış olması, dünyada tanınan bir kişi olması beni ilgilendirmiyor. Türkiye onu tanımıyor ve o Türk halkını tanımıyor.
Cumhurbaşkanı Gül’ün yakın tanıdığı ve yükselişinde katkısı olan bir kişi. AKP ye yakınlığı biliniyor.
 Cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini hazmedemeyip Mısır’a kaçmış bir babanın oğlu olarak orada doğmuş, Türk kültürünü küçük yaşta aile çevresinden öğrenmiş(!) Arapçayı Türkçeden iyi konuşan, Ayn Şems Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Mısır’ın en güçlü siyasi hareketi “Müslüman Kardeşler”le özdeşleşmiş filan, falan bir insanın benim cumhurbaşkanım olmasını içime sindiremem.
CHP tepki olacağını bilerekten böyle bir adayı neden çıkarttı düşünüyorum.2 sene önceden halkın sevebileceği ve güvenebileceği bir adayı neden hazırlamadı? Yumurta kapıya dayanınca mı aklı başına geldi yoksa bu bir projenin sonucu mudur?
STK lar ve haklın büyük bölümü ayakta tepki gösteriyor ve böyle bir adayı asla desteklemeyeceklerini söylüyorlar.
 Parti meclisinden, milletvekillerinden, örgütten sır gibi saklanarak ortaya çıkartılan bu adayı desteklemeyenleri vatan haini gibi göstermeye kalkmak, milletvekillerine konuşma yasağı getirme ve dayatma YCHP’ in içinde dikta rejiminin başladığını gösteriyor. AKP sayesinde bölünen Türk halkı şimdi Kılıçdaroğlu sayesinde bir kez daha bölünüyor. Yazık!

 Geç gelen adalete adalet demem ben. Sahte Balyoz davasından Özgürlüklerine kavuşan tüm kahramanlarımıza ve ailelerine geçmiş olsun diyorum, gönülden sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Bir dahaki yazım onlar için olacaktır.,

Tünay Süer

Tüm Ulusalcılara ve Aydınlara Çağrımdır…
Oy kullanma yaşına geldiğimden beri CHP seçmeniyim.
Emekli olduğum günden bu yana CHP üyesi ve delegesiyim…
Ulusalcıyım…
Her koşulda, ATATÜRK ilke ve devrimlerini savunurum…
Cumhurbaşkanı çatı adayı hakkında sesini yükselten ulusalcıları, aydınları ve Alevi önderlerini haklı görüyorum.
Çatı adayın açıklandığı İlk gün “Gözümüz Aydın” başlıklı yazımla bende tepkimi dile getirdim…
Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı içime siniyor mu?..
Hayır…
Çünkü…
-Atatürkçü…
-Her koşulda laik cumhuriyeti savunan…
-Laikliği kırmızıçizgisi gören…
-Yurttaşları, ırk ve mezheplerine göre ayrıştırmayan…
Niteliklerin hepsine sahip olduğu konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığım gibi tam emin değilim…
O zaman çağrımın nedenini açıklamak durumundayım…
CHP  içindeki ulusalcı milletvekillerinin yeni bir adayla ortaya çıkma istekleri, yıllardan beri sosyal demokratların zarar gördükleri ve seçimlerde yenilgilerine neden olan oy bölmesinden başka bir işe yaramadığını düşünüyorum...
CHP  ve MHP tarafından ayrı ayrı çıkarılacak parti adaylarının seçilme şansı olmadığını görüyorum…
Gerek çatı adayı, gerekse başka bir aday, siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının uzlaşmasıyla Cumhurbaşkanlığına seçildiğinde, her haliyle ülkeyi fiili başkanlık sistemiyle, diktatörlüğe ve felakete götürecek Recep Tayyip Erdoğan’dan daha iyi olacağı gerçeğini de görüyorum…
Çatı adayın, adaylığı kesinleştiği takdirde;
Önümüzde iki seçenek var…
Birincisi, çatı adayını desteklemeyerek, ülkeyi nerelere götüreceğini 12 yıllık uygulamalarıyla açık ve net bildiğimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığını kabul ederek, olacaklara ortak olup sorumluluğunu yüklenmek…
İkincisi, Çatı adayın adaylığı kesinleştiği takdirde, kerhen de (istemeyerek) olsa ona oy vermede birleşerek,  ülkemiz ve laik Cumhuriyet rejimimiz için Erdoğan’dan kurtulmak…
Şu bilinmelidir ki;  
-Çatı adaya oy vermeyeceğini söylemek…
-Başka bir aday arayışına girmek…
-Protesto anlamında sandığa gitmemek…
Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesine katkıda bulunmak demektir.
Çağrım şudur…
Öncelikle propaganda döneminde Çatı adayın düşüncelerini öğrenmek…
Olumsuz yanlarının yanında, olumlu yanlarını da masaya yatırarak…
Ve…
Bağrımıza taş basarak, kerhen de (istemeyerek) olsa desteklemek, Erdoğan’ın önünü kesmeye çalışmak demektir…
Özdeyişte de belirtildiği gibi “Öfke ile kalkan zararla oturur…”
Durumuna düşmeyelim…
Birlikten güç doğar…
Diyorum…

19.06.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet savcısı

İstanbul’un Kurtköy bölgesi uygarlaşmadan sanayileşen Türkiye’nin düşünsel kargaşasını fiziksel yapısında temsil eden hayal edilmesi zor bir düzensizlik, bitmemişlik ve çirkinlik, kentlileşmekte zorluk çeken kırsal kültür ortamında ithal edilen her ürünün yozlaşmasına, ya da yoz kullanılışına tanık oluyor. Fiziksel, davranışsal ve düşünsel yozlaşma Kurtköy’de Türkiye’yi özetliyor. Bu sanayi bölgesinde ortama uyan akıllı evler ve akıllı arabalardan çok akıllı koyunlardan söz edilebilir. Ama akıllı insanların üretmesi gereken bir uygar düzen söz konusu değil.

Doğan Kuban: Türkiye’nin Maketi: Kurtköy
İstanbul-Kocaeli sınırında Kurtköy adı verilen bu plansız sanayi bölgesine E5 kapalı olduğu için girmek şanssızlığına uğradık ve bu planlanmamış, yolu, kaldırımı, oto parkı belli olmayan kargaşayı görmek talihsizliğine uğradık. Eğitimde, politikada, ekonomide ve trafikte olan düzensizliğin bir paralelini, insana dilini yutturacak bu kent kargaşasında gördüm. Burasını gören Türkiye de hiçbir şeyin, hiçbir kentsel yapılaşmanın planlı, uygar olduğunu savunamaz.

Bundan olasılıkla otuz yıl önce hiçbir insan yapısı olmayan bir boş toprak parçasında bir plan olduğunu gösteren bir şey yok. Eğer varsa daha da fena. İki yapıyı bir düz çizgiye koymamış, basit bir yol planı bile yapılmamış yoğun bir yapılanma. Bu sözüm ona caddelerde, birbirinin sırtına binmiş kamyonlar, buldozerler ve arabalar arasında, bir köşe başı bile yok. Hiç bir sokak adı ve numarası görmedim. Belki bir köşede vardır..

Bir yapının herhangi bir ortak kurala uyduğunu gösteren bir uygulama yok. Hiç bir yol kenarı ya da kaldırım olmayan bu arsalar üzerinde ağaç da yok. Yan yana gelen yapılar bir çöplüğe atılmış kutulara benziyor. Devasa depo, fabrika, ofis, üniversite yapıları etrafında dolaşan kamyon ve arabaların kuralsız akıp gittiği bir curcuna var. Bir park, bir meydan hatta bir dükkan sırası bile görmedik. Kurtköy’ün İstanbul’un dolayısıyla Türkiye’nin önde gelen sanayi bölgelerinden biri olduğunu düşününce, bu ülkede kent denilen kargaşanın boyutunu anlıyor, dehşete düşüyorsunuz.

Bu plansızlığın yanında bir ikinci dehşet verici bir gözlem yapmak zorundasınız: Bölgede yaşayan insanlar bir yanda, betondan köylerde sefalet çekerken, yanlarında ülkenin en büyük ticaret tesisleri ve hatta üniversiteleri var. Bu kargaşa 19.yy. sonu İngiltere’si ve 20.yy. başı Amerikasında bile yoktu. En azından yol yapmasını biliyorlardı.

ÖLÜMCÜL HASTALIK ALARMI
Bu manzara Karaçi’de ve Lagos’ta var. Ama uygar dünyada artık kalmadı. Komünist Rusya 1945’ten sonra tek bir üretim ünitesine bağlı 4050 bin kişilik kentler yapmıştı. Kazakistan’da örneklerini görmüştüm. Bütün Rusya’ya hizmet eden (ekonomik olarak tartışılabilir) bu kentler çok iyi planlanmış geniş caddeler, meydanlar, parklar spor alanları, 3 katı geçmeyen resmi binalar, 2 katı geçmeyen bahçeli evlerden oluşuyordu. Elektrik, sıcak suyu bedava, kirası çok ucuz işçi evleriydi. Banyolarında yıkanmak için havuz vardı. 1950’lerde planlanan o kentlerle Kurtköy’ü karşılaştırınca, böyle bir yapılaşma örneği veren Türkiye’nin düşünsel kapasitesinden büyük kuşku duydum. Bu bir alarmdı.

Bu mahallede tek bir sokak adı ve yön gösteren tabela görmeden yarım saat dönüp durduk. Bu kentler için ölümcül bir hastalık alarmıdır.

Kurtköy Türkiye Kaos’unun küçük bir modelidir. Yaşıyor. Bu düzensizlikle nasıl bir ekonomik performans gösteriyor? Enerjiyi nereye sarf ediyor? Çirkinliği, kargaşası ile yaşamı nasıl etkiliyor? Yaşam kalitesini nasıl düşürüyor? Bunları saptamak olanaksız. Ama burada ortaya çıkmış düşünce ve disiplin zaafının günlük yaşamı tahrip eden etkilerini her gün izliyoruz.

Buna karşı duyarsız kalabalıklar umutsuzluk verici. Bu insanlar ülkenin entelektüel olarak dünyadan dışlanmış duygusu veriyor. Düşününce günümüz dünyasında bu soyutlanmanın olanaksız olduğunu, fakat var olduğunu sandığınız iletişim sömürü amaçlı olduğunu düşünebiliyorsunuz. Umutsuzluk varsa dünya ile vardır. Yok olacaksak dünya ile birlikte olacağız.

Kurtköy yollarında nasıl yaşadıklarını tahmin edemediğim hâlâ köylü kılıklı fakir kadınlar vardı. Eski Hisar’a gelirken vapurda gördüğümüz beyaz serpuşlu genç din adamının söylediklerini arabanın şoföründen dinledim. Güler yüzlü konuşkan vatandaş önce konuşmaya çalıştığı yolculara namazını camide kılmayanın ‘kâfir’ olduğunu söylüyormuş. Bu vaaz’dan sonra da kendisini arabalarına alıp alamayacaklarını soruyormuş. Yanlış vaazı karşılıksız vermiyor.

Büyük depolar, fabrikalar, üniversiteler, fakir köylü kadınlar, tozlu kaldırımsız yollar ve sizin neden kâfir olduğunuzu söyleyen bir din (!) adamı. Bu tabloyu binlerce kez büyütürseniz, gelişmiş Türkiye (?) oluyor! Bu şaka değil. Bilgisayarlarda uçuşan tweetler, alaylar ve karikatürler bunun yanında bir şey değildir. Bu kargaşa düzen hiç bilmeyenlerde bir tüketim isteği bile yaratıyor.

İSLAMIN GELECEK İÇİN SESİ HÂLÂ ÇIKMIYOR
Oysa bu beton yığınları kent denince akla gelen her düzenlemenin tersidir. Kontrolsüz bir insanlık dışı sömürünün ve gelişmemişliğin ifadesidir. Bu düzensizlik ekonomiye vurulmuş bir boyunduruktur. Plansızlık, kötü ulaşım, kötü işlev kötü çevre koşulları, çirkinlik ekonomik zararı umulmadık boyutlara taşıyor. Performans hesabı bilimsel bir çalışma ister.

Bunun gerçekleşmesi sağlıklı bir yerleşme planından başlar. Oysa hesabı yapılan sadece kâr hesabıdır. O da tekelleşmeye, reklama, hükümet desteğine ve tesadüfe bağlıdır. Kurtköy’de gösteriş, büyük boyut yapı tasarımını yönlendiriyor. Boş arsalara gökten taş yağmış gibi. ‘Ben de varım!’ diye bağıranlar sanki miting yapıyor.

Bu bir sürekli tüketim arzusu gösterisidir. Biz Pakistan, Nijerya ve Kuzey Kore karışımı bir sistemi seçersek kim karışacak? Dostlarımız (!) çaktırmadan şerefimize kadeh kaldırıyorlardır.

Cahil toplumun vurdumduymazlığı ülkeyi batıracak bir hastalıktır. İnsanın aklına garip çağrışımlar geliyor. Geçenlerde olağanüstü bir Güney Afrikalı soprano Kimi Scotta çok sevilen bir şarkı söylüyordu. ‘My African Dream: There is a new tomorrow’.

Afrika’nın rüyası yeni bir gelecek! İslam’ın gelecek için sesi hâlâ çıkmıyor. Benim kuşağımın utanç ve üzüntüden yok olması gerek! diye düşündüm.

 Doğan Kuban/Bilim Teknoloji/Cumhuriyet

Ofis hastalıkları
Ofis çalışanlarının karşılaşabileceği sağlık sorunları (Kas ve tendon gibi yumuşak dokularda incinme, zorlanma, karpal tünel sendromu, tenisçi dirseği, de Quervein sendromu, boyun fıtığı, bel fıtığı, kireçlenme, omurga eğriliği, vb.) elbette sadece bilgisayar başı çalışma ile kısıtlı değildir. Ofiste kısıtlı da olsa ağır yük kaldırma, dosya taşıma ve tasnifi gibi işlerde uygun olmayan postürde çalışmanın getirdiği sağlık sorunları da görülebilir.

Ofis hastalıkları nelerdir ofis çalışanları ne tür tehdit altında çalışıyor?
Günümüzde, insan makine çevre ilişkilerini inceleyerek böyle bir ortamda insanların sağlıklı ve üretken şekilde çalışabilmeleri için gerekli düzenlemeleri yapmak önem kazanmıştır. Bu alanda yapılan çalışmalar son yarım yüzyılda ergonomi bilim alanının gelişimine katkıda bulunmuştur. Ergonominin başlangıç noktası insan hayatının çeşitli dönemlerinde kişilerin kullandıkları eşya, araç-gereç ve çevrenin tasarımında çeşitli ölçü ve yeteneklerin dikkate alınmasıdır. Ofis çalışanlarının karşılaşabileceği sağlık sorunları (Kas ve tendon gibi yumuşak dokularda incinme, zorlanma, karpal tünel sendromu, tenisçi dirseği, de Quervein sendromu, boyun fıtığı, bel fıtığı, kireçlenme, omurga eğriliği, vb.) elbette sadece bilgisayar başı çalışma ile kısıtlı değildir. Ofiste kısıtlı da olsa ağır yük kaldırma, dosya taşıma ve tasnifi gibi işlerde uygun olmayan postürde çalışmanın getirdiği sağlık sorunları da görülebilir. Bunların yanında bilgisayarlı yaşam ve çalışma koşulları kas gerilme ve zedelenmelerinden öte mental streslere de neden olabilmektedir.

Yukarıda bahsettiğiniz bu hastalıklar hangi durumlarda meydana çıkar?

Bu uzun süreli kullanımlar beraberinde sağlık sorunlarını getirmiştir. Bu sağlık sorunlarının temelini tekrarlı hareketler ve uzun süre hareketsiz kalan ekstremiteler oluşturmaktadır. Bilgisayar başında yazı yazan/veri girişi/analizi yapan bir ofis çalışanı parmakları, el bileği ve dirsekleriyle tekrarlı hareketin etkilerini hissedecektir. Aynı zamanda boyun ve belde uzun süre hareketsiz kalmanın getirdiği sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilecektir.

Ofis çalışanlarını tehdit eden bu problemlerden korunmak için nelere dikkat etmeliyiz?

Potansiyel kasiskelet sistemi sorunlarını inceleyebilmek için eğitim vermek gereklidir. Bu amaçla verilen eğitimler:
*Ergonomik bilinç eğitiminin amaçları: MSDs için risk faktörü olan durumların bilinmesi ve bunların kontrol altına alınması için gerekli yöntemlerin bilinmesitanınması, MSDs’in belirti ve bulguların tanınması ve kurumun sağlık hizmeti prosedürlerine aşina olmak, risk faktörlerinin kontrolü ve belirlenmesi için gerekli prosedürün bilinmesi risk faktörlerinin bildirimi için gerekli prosedürün bilinmesidir.

• Kontrol önlemleri ve iş analizi eğitiminin amaçları: MSDs için risk faktörlerinin belirlenmesi ne yarayacak iş analizini örneklerle göstermek kontrol önlemlerini uygulama ve etkinliğini değerlendirmekdir.

•Problem çözme eğitiminin amaçları: Ekip çalışması ve problem çözme yeteneklerini geliştirmek ve tehlike kontrol yöntemlerini geliştirmektir.

Çalışma Konforunu Artıran Elemanlar 1 Klavye masaları, 2 Klavye fare destekleri,3 Ergonomik klavye ve fare tasarımı, 4 Ayarlanabilir koltuk ve masa tasarımları, 5 Koltukta sırt ve koltuk destekleri, kol destekleri,  6 Ayak destekleri, 7 Döküman tutucuları, 8 Ekran filtreleri, 9 Mikrofon ve kulaklık setleri.

Ofis hastalıklarından korunmak için gün içerisinde ne tür egzersizler yapılmalı?

BEL KORUMA PRENSİPLERİ
Oturma Pozisyonu
 • İşinizde ya da evde bel bölgenizi tam olarak destekleyen sert sandalyede oturunuz.
 • Çok derin ve çok yumuşak koltuklarda OTURMAYINIZ.
• Otururken, dizleriniz, kalçalarınızdan 57 cm yukarıda durmalıdır. Bunu sağlamak için gerekiyorsa ayağınızın altına küçük bir basamak yerleştirebilirsiniz.
 • Dik oturmalı ve bel boşluğunuzu küçük bir minderle desteklemelisiniz. Otururken kalçalar ve dizler arasındaki açı 90º olmalıdır.
• HİÇBİR ZAMAN çok uzun süre aynı pozisyonda oturmayınız. Uzun süre oturmanız gerekiyorsa her 20 30 dakikada bir kalkarak bir iki adım yürüyünüz sonra yeniden oturunuz.


Unutmayınız; bele en fazla yükün bindiği pozisyon oturma pozisyonudur.
• Oturma pozisyonundan ayağa kalkarken, belinizin eğimini koruyabilmek için sandalyenin kenarına kadar ilerleyiniz, bacaklarınızı düzelterek ayağa kalkınız. Ayağa kalkarken belinizden öne doğru eğilerek hamle yapmayınız.

İşyerinizde otururken
• Çeşitli sandalyeleri test ederek sizin için en rahat olanını saptayınız.
• Tam sırt desteği ve kol desteği olan, tekerlekli, dönebilen sandalyeleri kullanınız.
• Sandalyenin kol destekleri masanıza yeteri kadar yaklaşmanızı engelliyorsa ya da gövde ve kol hareketlerinizi kısıtlıyorsa, kol desteklerini çıkarttırınız.
• Masada çalışırken oturma sırasında sandalye masaya yeteri kadar yakın durmalı, vücudunuz dik olarak oturabilmeli, öne eğilerek çalışmak zorunda kalmamalısınız.
• Çalışma alanınızı dikkatli planlamalısınız. Çalışma masanızın üzerindeki eşyalarınızı uygun şekilde yerleştirmelisiniz.

Araba Kullanırken
• Arabanızın ön koltuğunu direksiyona doğru yaklaştırınız. Böylelikle dizleriniz kalçalarınızdan biraz daha yukarda duracaktır.
• Dik oturunuz ve belinizin çukurunu bir bel minderi ile destekleyiniz.
• Arabada çok uzun süre OTURMAYINIZ. Her saat başı arabadan ininiz ve araba etrafında birkaç kez yürüyünüz.

Ayakta Durma ve Yürüme
• Uzun süre aynı pozisyonda ayakta DURMAYINIZ.
• Ayakta dururken bir ayağınızı küçük bir basamağa yerleştiriniz.
• Ayakta durma sırasında iki bacağa eşit yük vermeye ve dik durmaya çalışınız.
• Düzgün Duruş Pozisyonu: Çene geride, omuzlar geride, karın içe çekili, popo kasları sıkılı, dizler düz, ayaklara eşit yük dağılımı. Düzgün duruş pozisyonunda vücudunuz uzatılmış gibi hissetmelisiniz.
• Düşme ya da sendelemeyi önlemek için yürüdüğünüz yüzeylere dikkat etmelisiniz.
• Bayanlar rahat ayakkabıları tercih etmelidir. Bel lordozunu (belin normal çukurluğu) etkileyebileceği için yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınılmalıdır.
• Uzun mesafe yürüyüşler için özel yürüyüş ayakkabısı giyiniz.

Yatma Pozisyonu
• Doktorunuz yatak istirahati önerirse yatın. Ağrılı dönemde vücudunuzu kaldırmak ve yatakta dönmek çok zor gelebilir. Yatakta dönmek için iki dizinizi bükerek ayaklarınızı yatağa düz bastırın, bacaklarınızı ve omuzlarınızı blok olarak hareket ettirin ve yuvarlanarak dönün.
• Yatarak istirahat sırasında belli pozisyonları almak zorunda değilsiniz. En rahat ve ağrısız olduğunuz pozisyonu bulun ve o şekilde yatın. Ağrısız pozisyon sizin için en doğru pozisyondur.
• Sırtüstü yatarken; dizlerinizin altına yastık yerleştirip, dizleri ve kalçaları düz uzatmak yardımcı olabilir.
• Yatarken kollarınızı başınızın üzerine ya da boynunuzun arkasına doğru gererek uzatmayın. Kollarınızı vücudunuzun yanına uzatın.
• Sağa ya da sola dönerek yattığınızda dizlerden birisini ya da her ikisini göğsünüze doğru çekin.  Bacaklarınızın arasına, dizden ayak bileğine doğru yerleştireceğiniz bir yastık yardımcı olabilir.
• Yüzüstü yatmaktan kaçının.
• Çok sert ya da çok yumuşak yataklar tercih edilmemelidir. Normal sertlikte yatak kullanınız. • Yataktan kalkmak için blok olarak yan dönün. Önce bacakları sarkıtın, sonra kollarınızın yardımıyla vücudu yatak kenarında dik oturur duruma getirin ve yataktan kalkın.
• Yatağa yatmak için önce yatak kenarına oturun. Bacaklarınızı yukarı çekerken aynı anda gövdenizi yatağa uzatın, vücudunuzu blok olarak döndürerek sırtüstü yatın.

Yük Kaldırma
• Herhangi bir cismi kaldırırken bu işi belinizin değil bacaklarınızın yapmasını sağlamalısınız. Yerden bir kağıt parçasını kaldırmak için bile bu kural geçerlidir.
 • Yerden bir cisim kaldırmak için; omurgayı düz tutarak, dizlerinizi bükerek yere çömeliniz. Kaldırmak istediğiniz cismi vücudunuza yakın tutunuz ve yine dizleri doğrultarak ayağa kalkınız.
• Çok hafif bile olsa; dizlerinizi bükmeden ya da belinizden öne doğru eğilerek asla eşya kaldırmayınız (Örnek; karyoladan bebek kaldırmak, bagajdan eşya boşaltmak).
• Pencere açmak ya da kapatmak için mobilyaların üzerinden uzanmayınız.
• İki kişi bir yükü kaldırmayı planladığında, takım olarak çalışmak gerekir. Kimin tam olarak ne zaman ne yapacağı iyi planlanmalı, böylece birisine beklenmedik fazla yük binmemelidir.

Spor
• Her gün biraz egzersiz yapmak, sadece hafta sonları yoğun egzersiz yapmaktan çok daha iyidir.
• Herhangi bir spor aktivitesini yapmaya başlamadan önce doktorunuzun beliniz için verdiği egzersizleri yaparak ısınmayı unutmayınız.
• Herhangi bir sporu yaparken belinizde ağrı hissederseniz o anda aktiviteyi derhal bırakınız.

Diğer Öneriler
• Belinizde ağrı hissediyorsanız öne eğilmeyi ya da ağır kaldırmayı gerektiren işleri yapmayınız (Ev işleri vb.).
• Ev işleri sırasında; mutfak tezgâhında çalışırken, ütü yaparken, yatak düzeltirken, elektrik süpürgesi kullanırken genel prensipler değişmez: Omurga düz tutulmalı, gerektiğinde dizleri bükerek eğilmelidir.
• Dişlerinizi fırçalarken ya da makyaj yaparken dizlerinizi bükerek belinizi düz tutunuz. Belinizden öne doğru eğilmeyiniz.
• Bel tutulması durumunda 20 dakika kadar sıcak duş uygulaması ya da ağrılı bölgeye direkt olarak buz uygulaması rahatlama sağlayabilir.
• Doktorunuz ve terapistiniz gövde ve bacak kaslarınızı germeye ve güçlendirmeye yönelik egzersizler önerebilir. Bu egzersizleri uygulayınız.
• Yukarıdaki cisimlere uzanmak için basamak kullanınız.• Büyük bir eşyayı hareket ettirmak istediğinizde İTİNİZ, ÇEKMEYİNİZ
• Ağır eşyaları uzun süre boyunca kaldırmayınız. Kaldırdığınız eşyayı vücudunuza yakın tutunuz.
• Ağır bir yük taşımak zorunda iseniz, yükü iki eşit parçaya bölmeye çalışınız (Bir ağır bavul yerine iki küçük çanta).

Ofiste ve hayatın diğer alanlarında boyun koruma prensipleri
Oturma Pozisyonu
 • Boyun bölgesinin düzgün duruşunun sağlanması için omurgada bel ve sırt bölgesinin düzgün pozisyonlanması gereklidir.
• Bel bölgenizi tam olarak destekleyen sert sandalyede oturunuz. Boyun ve başa destek vermesi için arkası yüksek sandalye gerekebilir. Oturarak yaptığınız aktiviteler sırasında mümkün olduğunca sandalyenizin sırt bölgesine dayanmaya çalışmalısınız.
• Günlük düzenli egzersiz yapmak gereklidir. Özellikle basit germe egzersizleri yaparak güne başlamak ve gün içerisinde fırsat buldukça 1-2 dakika kaslara germe egzersizleri yapmak ağrıları belirgin olarak azaltabilir.
• Dik oturmak gerekir. Özellikle bilgisayar kullanırken mutlaka dik oturmak gerekir, omuzlar aşağı düşmemelidir.
•Başınız sağa ya da sola eğik durmamalı, her iki omuzu ortalamalıdır. Bilgisayar sandalyesinin arka kısmı kürek kemiklerinin üst tarafına kadar gelmelidir ve sırt bel bölgeleri oturma süresince devamlı destekli olmalıdır.
• Telefon ahizesi boyun ve omuz arasına sıkıştırılarak kullanılmamalıdır. İşiniz çok fazla telefon kullanmayı gerektiriyorsa kulaklık ve mikrofon kullanabilirsiniz
• Çalışma ortamının ergonomik açıdan doğru düzenlenmesi son derece önemlidir.
• Sandalyenin yüksekliği iyi ayarlanmalıdır, ayaklarınız yere değmelidir. Sandalyenin arkası beli tam desteklemelidir. Gerekirse ayaklarınızın altına bir basamak yerleştirmek gerekebilir. Dizler 90 derecede bükülü olmalıdır.

İşyerinizde otururken
• Çeşitli sandalyeleri deneyerek sizin için en rahat olanını saptayınız.
• Tam sırt desteği ve kol desteği olan, tekerlekli, dönebilen sandalyeleri kullanınız.
• Sandalyenin kol destekleri masanıza yeteri kadar yaklaşmanızı engelliyorsa ya da gövde ve kol hareketlerinizi kısıtlıyorsa, kol destekleri çıkartılmalıdır.
• Masada çalışırken oturma sırasında sandalye masaya yeteri kadar yakın durmalıdır, vücudunuz dik olarak oturabilmeli, öne eğilerek çalışmak zorunda kalmamalısınız.
• Çalışma alanınızı dikkatli planlamalısınız. Çalışma masanızın üzerindeki eşyalarınızı uygun şekilde yerleştirmelisiniz. Eşyalarınıza çok uzanarak ulaşmaya çalışmamalısınız.
• Bilgisayar kullanırken dirsek açısı 90-100 derece olmalıdır. Klavye kullanımı sırasında dirsek 90 dereceden daha fazla bükülürse omuzlar gereksiz yere yukarı kaldırılır ve omuz kasları zorlanır.
• Klavye kullanımı sırasında el bileği düz ya da çok hafif yukarı yönelmeli, parmaklar klavyeye kullanırken hafifçe aşağı doğru uzanmalıdır.
• Vücut pozisyonunuz göz hareketlerinizi takip eder. Baş ve boyun bölgenizin düzgün duruşunun sağlanması için gözünüzün önünde baktığınız hedefin ( bilgisayar, televizyon, kitap...) göz hizanızın biraz altında ve zorlanmadan görecek kadar yakınınızda olmasına dikkat etmelisiniz.
• Bilgisayar ekranı göz hizanızın biraz altında olmalıdır. Ekrana bakarken gözleriniz çok az, yaklaşık 2030 derece kadar aşağı bakmalıdır. Eğer ekran daha aşağıda duruyorsa altına bir destek konularak yükseltilmelidir.
• Bilgisayar ekranı tam karşınızda durmalıdır. Ekrana bakabilmek için başınızı çevirmeniz gerekmemelidir. Böylelikle boyun ve sırt kaslarınız gereksiz yere zorlanmaz.
• Gözleriniz ve bilgisayar ekranınız arasındaki mesafenin 32.5 47.5 cm aralığında olması önerilmektedir. Daha uzakta duran bir ekran, başın öne eğilmesine ve gözleri odaklamaya çalışırken boyun kaslarına aşırı yüklenmeye neden olur.
• Boyun kaslarına yüklenmeyi azaltmak için okuma sırasında kollarınızı masaya ya da koltuğunuzun kol desteklerine dayayabilirsiniz. Düzgün bir sandalye, kol desteğinin kollar yanda dirsekten 90 derece bükülü dururken dirsekten biraz yukarda olması demektir.
• Rahat bir koltukta arkaya dayanarak kitap okurken ise kitabınızın altına bir yastık yerleştirerek boyun kaslarının yorulmasını engelleyebilirsiniz.
• HİÇBİR ZAMAN çok uzun süre aynı pozisyonda oturmayınız. Uzun süre oturmanız gerekiyorsa her 30 40 dakikada bir kalkarak bir iki adım yürüyünüz sonra yeniden oturunuz. Yürümek ya da ayağa kalkmak bele binen yük dağılımını değiştirir. Unutmayınız; bele en fazla yükün bindiği pozisyon oturma pozisyonudur.
• Yardımcı cihazlar kullanmak gerekebilir: Bel için oturma minderi, klavye kullanırken elbilek istirahat yastıkçığı gibi.
• Klavye önünde yumuşak klavye yastıkçığı kullanmak bilgisayar kullanıcılarında daha sık rastlanan karpal tünel sendromu diye bilinen bilekte sinir sıkışmasının semptomlarını azaltabilir.
•Ofiste sadece düzgün duruş kurallarına uyarak oturmak bile boyun sırt ve bel ağrılarını belirgin olarak iyileştirir.

Araba kullanırken
• Arabada yüksek oturun. Koltuğunuz (tercihen sert) direksiyonun üzerinden bakmak için gerilme ve eğilmenizi gerektirmeyecek şekilde ne çok alçak ne de çok geride olmalıdır. Destek için poliüretan bir sırt yastığı faydalı olabilir; yastık 12cm kalınlığında, sırtınız genişliğinde ve omuzlarınızın hizasına kadar olmalıdır. Aynaları iyi ayarlayın. Boyun ağrısı olanlar geri giderken boyunlarıyla değil belleriyle dönmelidir. Gereksiz yere camları açmayın, alacağınız rüzgar boyun tutulmasına yol açabilir.
• Boyun kaslarına binen yükü azaltmak için koltuğu direksiyona doğru yaklaştırınız, dirsekleri gövdeye yakın tutarak araba kullanınız.
• Var ise kol desteklerine kollarınızı dayayınız.
• Uzun yolculuklarda ellerinizin direksiyonu tutuş pozisyonlarını saat 10.00-2.00 hizası tutuştan saat 8.00-4.00 hizası tutuşa dönüşümlü olarak değiştiriniz.
• Başınızı arka desteğe dayamak boyun kaslarındaki gerginliği azaltır. Koltuğun baş desteği BOYUN DEĞİL başınızın arkasında olmalıdır.
• Araba kullanırken geriye bakma sırasında boynunuzu son noktalara kadar çevirmeyiniz, bel ve kalça bölgenizden dönmeye çalışınız.

Yatakta
• Yataktan yanlış kalkmak boyun bölgesine binen yükü arttırabilir. Yataktan kalkarken bacaklarınızı ve omuzlarınızı blok olarak hareket ettirin ve yuvarlanarak önce tam yan dönün. Kollarınızdan destek alarak oturur pozisyona geçin. Böylece boynunuzu çok fazla hareket ettirmeden kalkabilirsiniz.
• Yüzüstü yatmayın. Yan yatarak uyumanız daha iyidir. Baş ve boynunuza yastığın yardımıyla normal bir duruş sağlayın, ve kollarınızı aşağıda tutun. Eğer sırt üstü yatmak istiyorsanız yastığınızı baş ve boynunuzun altına gelecek şekilde koyun. Yastık baş ve boynunuzu nötral pozisyonda desteklemelidir. Boynunuzun gergin durmasından kaçının.
• Farklı yastıkları deneyerek vücut tipinize ve omurganıza en uygun olanı bulabilirsiniz.
• Yatarken kullandığınız yastık boyun bölgenizin altını tam desteklemelidir. Özellikle boyun ve omuz arasındaki boşluğu dolduran çok yüksek ya da çok alçak olmayan boyun şeklinizi alan yastıklar tercih edilmelidir.
• Seyahat sırasındada boynunuzu küçük bir boyun yastığı ile desteklemelisiniz.
• Yatarak televizyon seyretmemeli ve kitap okunmamalıdır. Yatarken kollarınızı başınızın altına koymak ya da kollarınızı baş hizasında tutmak zararlıdır. Kollarınızı eşinizin başı altına koymayın.
• Koltuk kenarlarında, boynunuzun altı desteksiz olarak boşlukta kalacak şekilde yatmamalısınız.

Ağırlık kaldırırken
• Herhangi bir cismi kaldırırken bu işi belinizin değil bacaklarınızın yapmasını sağlamalısınız. • Kaldırmak istediğiniz cismi vücudunuza yakın tutunuz.

Diğer Öneriler
• Uygun olmayan sutyenler özellikle iri göğüslü hanımlarda boyun, sırt ve omuz ağrılarına sebep olabilir.
• Dişleri sıkarak yatmak ( diş gıcırdatması) boyun kaslarında spazma yol açar, sonuçta boyun ağrıları ve çiğneme kaslarında ağrı olur.
• Bel ağrıları ve boyun ağrıları birbirlerini oldukça etkileyen hastalıklardır. Bu nedenle boynu ağrıyanlar aynı zamanda bellerine, beli ağrıyanlar da boyunlarına dikkat etmelidirler.
• Çalışırken çalışma masasına dayanmayın.
• Işıklandırması iyi ayarlanmamış ortamlarda çalışmak boyun ve sırt kaslarınızı zorlayabilir.
• Çok uzak ya da yakın mesafeden televizyon seyretmeyin.
• Özellikle saçları uzun olanlar iyice kurutmadan dışarı çıkarlarsa boyun kaslarında spazm olur. Bu nedenle saçlar yıkandıktan sonra mutlaka kurutulmalıdır.
• Görme bozuklukları, objelerin görülmesi için çok daha fazla dikkat göstermenizi gerektirir. Bu durum boyun kaslarını yorarak boyun ve omuz ağrılarına zemin hazırlar. Bu nedenle görme bozuklukları zamanında tedavi edilmelidir.
• Ellerinizi omuz hizasından yüksek ya da çok alçak seviyelerde kullanmanız boyun bölgesini zorlar. Bu nedenle öğretmenlerde, duvar ve tavan işçilerinde boyun ağrısı sık görülür.
• Eğer öğretmenseniz tahtaya yazı yazarken omuz hizasından üst seviyeye ve çok aşağı seviyelere yazı yazmayın.
• Perde takmak gibi çok nadir yapılan uygun olmayan aktivitelerde bile boyun fıtığına ve diğer boyun ağrılarına yakalanabilirsiniz. Üzerine çıktığınız platformu yükselterek bu riski en aza indirin ya da boyun probleminiz varsa en iyisi hiç yapmayın, daha uygun birilerinden yardım isteyin.
 • Uykusuzluk, çok çalışma, sinirsel gerginlik, işinden memnun olmama, takdir edilmeme gibi durumlar boyun kaslarında gerginlik yaparak disklerin beslenmesini bozabilir.

 Önder Çerezci – VKV Amerikan Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü

Cumhuriyet /Bilim Teknoloji dergisinden alıntıdır.

Gündüz Akgül: Gözümüz aydın!...
Biz sosyal demokratlar, liderimiz Kemal Kılıçdaroğlu’na ne kadar teşekkür etsek azdır.
Günlerce çalıştı, çabaladı, siyasi partilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, sanatçılarla görüşmeler yaparak tamda içimize sinecek! Bir Cumhurbaşkanı adayını buldu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin görüşüne sundu.
Türk-İslam sentezinin temsilcisi MHP ve Genel Başkanı Bahçeli’nin arayıp bulamadığı, ancak CHP Genel Başkanı sayesinde bulabildiği bu adaya itiraz edeceğini düşünmek abesle iştigal (boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek)  etmektir.
“İslam Konferansı Teşkilatı'nın Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, "Bilim tarihindeki bu 600 yıllık ihmal edilen dönemi ortaya çıkardığı için" bilim tarihi alanının en prestijli madalyası ile ödüllendirildi. 'Bilim tarihi disiplininin Nobel’i' olarak nitelendirilen Koyre ödülüne layık görülen İhsanoğlu, madalyasını önceki akşam Paris'te düzenlenen bir törenle aldı.
Akinalı Thomas'ın da hocası olan 13. asrın büyük filozofu ve bilim adamı Büyük Albert, bilginliğini göstermek için Paris'e Arap kıyafetleri giyerek gelirmiş. İslam dünyası bugün bu alanda çok geride. Aldığınız bilim madalyası, tarihi hatırlattı. Ödülünüzü bu çizgide nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tam bir kontrast. O gün İslamiyet en ileri kültür, bilim ve medeniyet seviyesini temsil ediyordu. Onun için devrin en büyük bilim adamı Müslümanların kıyafetleriyle dolaşıyordu.
Maalesef geleneklerimizi kaybeden, kaideleri reddeden bir millet haline dönüştük. Bir ara, devrimler adına geleneklerimizi, demokrasi adına kanunları inkâr ettik. Kerameti kendinden menkul, bir Jöntürk kafasıyla hakikat sırf bazı insanların kafasında olan görüştür ve o görüşü herkes kabul etmek durumundadır, bunu kabul edenler iyilerdir reddedenler kötülerdir şeklinde çok sübjektif, basit, temelsiz ve yoz bir anlayış hâkimdi. 30 yıldan beri yapmakta olduğum çalışmalar bunlara meydan okuyan çalışmalardır.
İslam dünyasının, ilim ve bilimde tarihte olduğu gibi büyük oynayabileceğine inanıyor musunuz? Nasıl olacak?
Elbette. Ama bunu kısa zamanda yapmak mümkün değil, çünkü bunu yapmak için birkaç neslin değişmesi lazım ve birkaç İslam ülkesinin aralarında büyük işbirliği yapması gerekiyor”
Tırnak içinde aldığım bölümler benim düşüncem değildir.
Ali İhsan Aydın’ın 14 Aralık 2008 tarihli Zaman Gazetesinde Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğu ile yaptığı röportajdan alınan soru ve yanıtlardır.
İyi mi?
12 Milyon civarında seçmeni bulunan CHP, merkez sağa da benimsetebileceği bir aday bulamaması yürekler acısıdır.
Sayın adayın, röportajda sorulan sorulara verdiği yanıtlardan da anlaşılacağı gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün laik Cumhuriyetinin aydınlanması ile değil, 600 yıl şeriatla yönetilen ve bilim alanında hiçbir buluşu bulunmayan Osmanlı İmparatorluğunun yaptıklarıyla övünmektedir.
Anlaşılan, bu gidişle yine kaybetmeye mahkûmuz.
Bilgilerinize sunulur.

Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Zihniyete bak! - Gündüz Akgül
Yazılı medyada, Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğunda rehin alınan Türklerden sorumlu olduğu belirtilen IŞİD komutanı, "Güvenliklerini sağlıyoruz, onları ülkelerine iade edeceğiz. Korkulacak bir şeyleri yok çünkü onlar Sünni ve Hanefi inancından" şeklinde konuştuğu haberi yayınlandı.
Bu zihniyette olanları çok yakından tanıdığımız için pek şaşırmadım.
Ta Muaviye’den beri bu zihniyet, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in torunlarını katlederken ayni düşüncedeydi.
Sünni İlamın dışındaki Şii ve Alevi inancına sahip Müslümanların katli vacipti.
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail taraftarı binlerce Kızılbaş’ı (Alevi’yi) katlederken, Şeyhülislamı Müftü El Hamza’nın, “Kızılbaşların katli vaciptir” fetvasına dayanıyordu.
Kanuni döneminin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi’nin, "Kızılbaşların canları, malları helâldir, onlarla savaşırken ölmek şehitliğin en yücesidir." ve "Kızılbaşların kestiği hayvanın eti mundardır, yenmez" fetvalarıyla binlerce Kızılbaş (Alevi) katledilmiş ve bu fetvanın etkileri hala Anadolu’da devam etmektedir.
Suriye’de Esat’a karşı savaşan muhalifler, sırf kendi mezheplerinden olmadığı için bir Suriye yurttaşının gırtlağını keserken, bir taraftan da Allahuekber narasını atıp karnını yarması, kalbini ve ciğerini çiğ çiğ yemesi de bu zihniyetin eseridir.
Kahramanmaraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi mahallesinde Alevi yurttaşlara ve onları bağrına basan Sünni aydınlara karşı işlenen eylemlerle, yüzlerce kişiyi katleden yine bu zihniyetin ta kendisidir.
Domuz bağı ile insanları öldürüp beton mezarlara toplu gömen bu zihniyettir.
Bu zihniyet mensupları;
-Çağdışıdır.
-Zalimdir.
-İnsanlıktan nasibini almamıştır.
-İlim ve bilime inanmamaktadır.
-Kadını ikinci sınıf yurttaş saymaktadır.
-Yurttaşları dindar, dinsiz diye ayrıştırmaktadır.
-Laiklik ve cumhuriyetin kazanımlarıyla kan uyuşmazlığı vardır.
-Şeriat düzeni istemektedirler.
-Birey olamamış, kul olarak kalmışlardır.
Hem Allahuekber (Allah büyüktür) diyerek Allah’ı anacaksın, peşinden de adam boğazlayacaksın.
İslam dininde böyle bir ilahi emir yoktur. Bunu yapanlar yüce dinimize çok büyük bir kötülük yaptıklarının farkında değiller.
Bu hareketleri ile dünya arenasında İslami terör diye bir algının kökleşmesine neden oldular.
Bunlar dindar değil, kökten (radikal) dincidir.
Aklı başında olan ve başımızın üstünde yeri bulunan gerçek dindarların, bu zihniyete karşı çıkmaları dine yapılacak en büyük hizmettir.
Böyle biline…

16.06.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget