Cuma günü bu köşede Amerika’nın üçüncü büyük kenti Şikago caddelerinde dolaşan otobüslerdeki ilanlara yer vermiştik.
Anımsarsınız, bir ilanda El Kaide terör örgütünün başı Usame Bin Ladin’in, bir başka otobüste bir Arap teröristin ve bir ötekisinde de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resimleri vardı.
Erdoğan şu sözleriyle o teröristlerle aynı kefeye konulmuştu:
“Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz
Camiler kışlamız, müminler askerlerimiz
Bu ilahi ordu dinimi bekler...”
İlanları “American Freedom Defense Initiative (Amerika Özgürlükleri Savunma Girişimi)” adlı örgüt vermişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Amerikan halkına “terörist” gibi tanıtılıyordu. Gerçekten bu ilanı anlamakta güçlük çektim!
Bu arada bir başka otobüs ve ilan resmi saygıdeğer bir okurumdan geldi. Kasım 2012’de Düsseldorf’ta kendisi çekmişti. İlanda Abdullah Öcalan’a “özgürlük” isteniyordu. İlanı “Öcalan’a Özürlük Örgütü”
vermişti. Demek ki binlerce insanın ölümüne neden olan, ölüm cezasından
kurtulan Öcal’ın serbest bırakılması amacıyla örgüt bile kurulmuştu.
Ben Öcalan’ı “baş terörist” sanıyordum!
Bu
ilanları görünce aklıma bir resim daha geldi. Hani sınırda teröre karşı
kum torbalarından oluşan siper gerisinde dönemin Genelkurmay Başkanı
Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Erdoğan’a harekât hakkında bilgi veriyordu.
İşte şimdi o Başbuğ bugün içeride “baş terörist” olarak yargılanıyor. Bu durumda “Amerikan Girişimini” dikkate alacak olursak iki terörist “yan yana haydayabilir misin” olmuyor mu?
Elinden bıçak düşmeyen, dünyada en çok organ nakli yapan 2. operatör olan Mehmet Haberal da “terörist” olarak içeride... Yaptığı terör eylemleri ise bıçakla insan öldürmek yerine insanı yaşatmak değil miydi?
Gençliğimizde okullar arasında yapılan münazaralarda en çok “Kılıç mı, kalem mi üstündür” konusu tartışılırdı. Bizim Mustafa Balbay eline kılıç almayıp “kalemin” üstünlüğünü gösterdiği için “terörist” olarak Silivri Tutsakevi’nde yatmıyor mu? Üstelik Haberal da, Balbay da “egemenliğin kayıtsız şartsız milletin” olduğu TBMM üyeleri değiller mi?
Erdoğan ile Başbuğ siperden sınır ötesindeki teröristlere baktıkları resme dönelim. Nereye bakıyorlardı? Kandil’daki terör kampındaki baş teröristin halifesi Murat Karayılan’ın karargâhına doğru değil mi?
Bir grup “TBMM üyesi(!)”
geçen hafta işte o kampa giderek halife hazretlerine şükranlarını
sundular. Aralarında dağ başında silahlı teröristlerle şapur şupur
öpüşen TBMM’nin bir kadın üyesi de vardı. Anlaşılan “egemenlik kayıtsız şartsız artık Kandil’in ya da İmralı’nın” idi!
Üniversite
eğitimimde, 50 yılı aşan mesleki deneyimlerimde az buçuk hukuk öğrenmiş
olan ben, gerçekten Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndeki “terör” ve “terörist” kavramlarının anlamını çözemedim! Ya siz?
Okurlarıma Not:
Yurtdışında otobüs resimlerini gönderen saygıdeğer okurlarıma
teşekkür ederim. Bu arada bazı okurlar bizim gazeteden yazımdaki
görselleri indirip “Facebook” gibi toplumsal
iletişimlerinde kullanmak istediklerini, öteki gazetelerin internet
sayfalarındaki köşe yazılarından bunu sağlayabildiklerini, ancak
bizimkinden gerçekleştiremediklerinden yakınıyorlar. Daha önce yazdığım
gibi ben, “Facebook, Twitter” adreslerim olmadığı
gibi bilgisayar özürlüsüyüm de... Bizim gazeteden indirilip
indirilemediğini bilemiyorum. İsteyenler benim ileti adresime yazdıkları
takdirde, bir iki gün gecikmeyle de olsa bu görselleri gönderebilirim.
Yorum Gönder