Yine sabahın köründe kalkıp, iki saat uykuyla 06.00’da yollara
düştük. Yine sanki harp sürecinde olan bir olağanüstü hal kontrol
noktalarından geçtik. TEM’den gelişin akıl almaz yöntemlerle akışı
engellendiği için Silivri’nin merkezinden, tilkice seçilmiş “iç” yollarından
gelebildik ancak. Ergenekon davası bu sefer KCK davası yüzünden
yukarıdaki küçük salona alınmıştı. Gerçi artık hazır olduğu söylenen
yeni büyük salon da kullanılabilirdi ama bu tercih edilmedi. Sabah
serinliğinde dostlarla sohbet edip zaman doldururken bir koşuşturma
oldu. Bizimkilerin otobüsü gelmişti. Sanki bir 2.
Dünya Harbi filmi seyredercesine gözlerim doldu, içim sıkıştı. Ufak
pencere aralıklarından el sallayıp gülümsüyorlardı Balbay’lar,
Tuncay’lar... Sonra kapılar açıldı. Sardalya kutusuna sığmaya çalışır
gibi jandarmaların şüpheli bakışları arasında içeri dalabilenler daldı. Tuncay Özkan’ın nişanlısı Duygu
bile son anda zor girebildi. 54 tutuklu yakını, belki 60-70 gazeteci,
3-4 CHP milletvekili... Tabii aralarında koltuk değnekleri ile zor
hareket eden dostumuz Mahmut Tanal. Nihayet sıra tutukluların içeri alınmasına geldi. Tutuksuz yargılanan Mehmet Ali Çelebi’yi gören İbrahim Özcan espriyi patlatmaktan geri kalmadı: “İşte bizim Genelkurmay Başkanımız da geldi!” Her biriyle 9-10 metrelik mesafeye girip göz göze gelen herkes kucak dolusu sevgi ve öpücük yolluyor. Kime mi? Balbay’a, Özkan’a, Hurşit Tolon’a, Mehmet Haberal’a, Sevgi Erenerol’a, Turan Özlü’ye, Muzaffer Tekin’e, Erkan Önsel’e, Hasan Ataman Yıldırım’a, Hikmet Çiçek’e, Mehmet Perinçek’e,
yani ezcümle hepsine! O kadar özlenmişler ki! Mesela Tuncay, kim
olduğunu göremediğim bir hayranına şöyle sesleniyor o kalabalıkta: “Beni yüreğinde bir yere koy, ben senin bir şeyin olayım.” Bunlar olayın anekdotik kısımları. Yani orada gümbürtüye götürülmek istenen “insan faktörü” ile ilgili olanlar. Hani Silivri’de insanlık ölmüş
diyoruz ya? Aslında bir başka açıdan orada yaşanan aşklara,
dostluklara, dayanışmaya bakarsanız insan direncinin, insan onurunun bir
koca kalesi Silivri. Tüm insafsızlık ve hukuksuzluğun ortasında, “insan” dimdik inadına ayakta. Birbirine destek olmak için, canı pahasına Cumhuriyet ve Demokrasi’yi korumak için...
Sevgili dost Av. Ceyhan Mumcu’yu görüyorum öğleden sonra seansına girerken. “Böyle bir dava örneği dünyada var mı?” diye sordu bana. “Tabii ki yok, Uganda’da bile yok” dedim, şu zavallı Afrika ülkelerinden her ne istiyorsak! Şöyle devam etti Mumcu:
“Yıllar sonra bu olaya baktığınızda herkes Türk hâkimlerinin,
adaletinin, siyasetçilerinin, savcılarının sınıfta kaldığını söyleyecek.
Bir tek Türk avukatları orada sınıfı geçmiş olacak.” Mumcu’ya kim gidip çok yanıldığını söyleyebilir ki?
Durumun
hukuki özetine gelince... Nasıl olsa bugün Cumhuriyet’te detaylı akışı
yine bulacaksınız. Ama ben size yaşanan diyaloglardan bazı parçalar
aktarmalıyım yine de... Zeynep Küçük: “Hâkim Bey, madem kanunu o kadar iyi biliyorsunuz, size hatırlatmam lazım ki, önce sanığa ve müdafii avukatına söz vermeniz lazım. Yani ‘veya’ değil, ‘ve’ diyor kanun”, “Hayır bunlar konu ile ilgili değil şimdi”. Av. Ali Rıza Dizdar: “Bizler tarafından henüz okunmamış belgeler, dinlenmemiş onca tanığımız var”, “Şimdi bunların sırası değil”. Sanık ve Av. Mustafa Hüseyin Buzoğlu:
“Hâkim Bey, size göre maddi gerçek vuzuha erdiğine göre, 18 Şubat’ta
siz kararınızı vermişsiniz. Yani siz artık tarafsız olmadığınıza göre,
ya davadan çekilmeniz lazım ya da reddi hâkim talebimizi kabul etmeniz
lazım.” “Hayır lütfen mahkemenin itibarını düşünmeden konuşmayın, biz burada hukuka göre yargılama yapıyoruz”, “Bizim gözümüzde tarafsızlığınızı yitirmiş olmanız da AİHM nezdinde ciddi bir sorundur.” Balbay: “Ben
CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay. Tanıkların dinlenmesi ve
deliller üstüne konuşmak istiyorum. Burada Hukuk ve Millet iradesi
ayaklar altında” (Mikrofonu kesiliyor). Cumhuriyet Savcısı Pekgüzel’in mütalaası (özet): “Burada sanıklar soyut kişisel değerlendirmelerle davayı uzatmak için reddi hâkim talebinde bulunuyorlar, gerek yok.”SONUÇ: Yeni şahitlerin dinlenmesi reddedildi, reddi hâkim talebi reddedildi, Av. Celal Ülgen ve daha sonra Av. Ece Unutmaz için salondan çıkarılma kararı alındı. Ülgen’in yaşadığı tansiyon sorununun ardından yaşanan arbedede Av. Hüseyin Ersöz bir binbaşı tarafından darp edildi. Uzun lafın kısası, güzide bir “ileri demokrasi” günü daha başarıyla yaşama geçirildi!
Yorum Gönder