Hırka-Saadet, Hz. Muhammed’in ayak izi, Hz. Muhammed’in
sakalı, Hz. Muhammed’in dişinin bir parası (Dendan-ı Saadet), Hz. Muhammad’ın
kabir toprağı, Hz. Muhammed’in mührü (Mühr-ü Saadet) Hz. Muhammed’in kılıçları
ve kılıcının kabzası, oku ve yayı, yalancı peygambere gönderdiği mektup (Name-i
Saadet), Kabe’nin anahtarlarından biri ve anahtarı gibi emanetleri 391 sandığa
koyup trenle Niğde’ye gönderildi. Emanetler 1947 yılında kadar Ak Medrese ve
Sarı Han’da saklandı.[i]
İkinci Dünya Savaşı (1938-1945)
öylesine yıkıcı ölümcül devam ediyordu ki, babalarımızın “Alaman Harbi”
dedikleri bu savaşta Almanya çok etkili olduğu için Avrupa’yı baştan başa
Yunanistan’a kadar ezmiş, Türkiye sınırına dayanmıştı. Savaşa girme olasılığı
karşısında Türkiye İsmet Paşa, Edirne-Meriç boylarında sınırda binlerce
tahkimatlar yaptırmıştı. Yine Alman Savaş uçaklarının İstanbul’u bombalama
olasılığı karşısında, tarihi eserler Niğde’ye taşınması yanında geceleri bütün
İstanbul’da karartma yapılıyordu. (Ben 1945 doğumluyum, babalarımıza ben ne
zaman doğdum diye sorduğumda bana, “sen Alaman harbinin bittiğinde
doğdun” derlerdi.
Cumhuriyet Tarihinin en
büyük iftirası
Böylece tarihi ve ulusal değerlerimizi savaşın yıkıcı
etkisinden korumak adına yapılan bu fedakarlığı, ne yazık ki ülkenin ucuz
bağnaz politikacıları, Devrim ve Atatürk düşmanları tarafından CHP ve İsmet
İnönü aleyhine Cumhuriyet tarihinin en zalim ve en gaddar ifadesi ile “camileri
kapattılar” iftirasına dönüşmesine neden olmuş. Cahil halka karşı
köylerde kasabalarda, şehirlerde yapılan bu çirkin iftira dalga dalga yayılmış,
böylece CHP’nin iktidara gelmesini yıllarca engellemiştir.
Ayrıca İkinci Dünya Savaşı yılları Türkiye’de kıtlık
yıllarıdır, ülkede halkın üzerine yoksulluk çökmüş, ekmek karne ile veriliyor,
sınırlar ateş çemberi ile çevrilmiş. Devletimiz belki bir kaza sonucu savaşa
katılırsa diye iki milyondan fazla askeri silah altın almış. Bu kadar askeri
beslemek için, yönetim halktan aldığı buğdayı koyacak yer bulamamış. Ülkede
buğday stokunun yoğun olduğu yerlerde buğdayı çürümesin diye az kullanılan
camilere buğday koymuşlar.
İşte böylece camiler üzerindeki bu zorunlu kullanmayı gören,
Atatürk’ten beri pusuya yatan tutucular, Atatürk ve devrim düşmanları öylesine
bir fırsat yakalıyorlar ki “mal bulmuş magribi gibi”[ii]
“bu CHP var ya bu CHP camileri kapattı” iftirasını
bayraklaştırıyorlar, günümüze kadar başta Menderes (DP) olmak üzere günümüzün
en tutucu iktidarı AKP-RTE ile günümüzde bile halkı CHP ye karşı öylesine
kışkırtıyorlar ki 1950’den sonra CHP doğru düzgün bir türlü iktidara gelemiyordu.
Din cahil bağnaz insanların en zayıf yanlarıdır, çünkü dinsel kökenli kışkırtma
halk üzerinde çok büyük etki yapar. Bunun en acılı dinsel kışkırtma olaylarını
Maraş, Sivas, Çorum gibi illerde kanlı katliamlara tanık olarak yüzlerce
vatandaşlarımızın katledilişini yaşadık. Cumhuriyet Tarihimizin hemen her
safhasında, pusuya yatan Atatürk, devrimler, demokrasi düşmanları yanında, ne
yazık ki demokrasiyi iyice özümsememiş oy çıkarcısı siyasal kişilerin dinsel
kökenli kışkırtmaları halen devam etmekte. Ne ki İslam Tarihi, Kerbela
olayından beri nice dinsel kökenli tahriklerle, nice katliamlarla doludur ki
Kerbela katliamı Ehli Beyte yapılan saldırılar, dökülen kanların acıları
yüzyıllardan beri halen yaşanmakta.
Almanlar da Ruslar da 2.
Dünya Savaşına katılmamızı istiyorlardı
İnsanlık tarihinde en çok insan kaybının olduğu (65 milyon
insan öldü) 1939 da başlayıp 1945 de biten İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün direnmesi ile bu savaşa girmemiştir. O kıtlık
yıllarında Türkiye Enver Paşa şımarıklığı istemi gibi davranıp bu savaşa girse
idi çok şey kaybederdi. Savaş süresince Almanlar (Hitler) Türkiye’ye baskı
yaparak “size silah, para, altın verelim Ruslara karşı savaşa girin”,
yukarıda Rusya (Stalin) ayni baskıyı yaparak, “size silah, para, altın
verelim Almanlara karşı savaşa girin” demelerine karşın, ömrü Birinci
Dünya Savaşının nice birbirinden binlerce km uzaktaki cephelerde savaşan cephelerinde
yıkımı gören İsmet Paşa savaşın nasıl yıkıcı bir şey olduğunu bildiği için
ülkeyi bu savaşa sokmamış tarafsız kalmayı başarmıştır.
“İsmet İnönü ile ona sitem eden bir genç
arasında geçen tarihi bir anekdot geçer. Ancak aktarılan diyalog genellikle
"erkeklik" üzerinden değil, savaş döneminde çekilen yokluklar
(kıtlık) üzerinden hafızalarda yer etmiştir. Tarihsel kayıtlara ve anlatılara
göre diyalog şu şekildedir: Savaş yıllarında (veya sonrasındaki
mitinglerde) bir vatandaş İnönü'ye yaklaşarak, Türkiye'yi İkinci Dünya
Savaşı'na sokmadığı için ülkenin o dönemde ciddi anlamda kıtlık ve yokluk
çekmesine sitem eder ve "bizi aç bıraktın" der. İsmet
Paşa’nın bu eleştiriye verdiği, siyasi dehasını ve savaşın yıkımından uzak
durma politikasını özetleyen efsanevi cevabı ise şudur: "Ben sizi aç
bıraktım ama babasız bırakmadım”. İkinci Dünya Savaşı sırasında
Türkiye, tarafsızlık ve denge siyaseti izleyerek milyonlarca insanın hayatını
kaybettiği bu büyük yıkımın dışında kalmayı başarmış, ancak seferberlik
ekonomisi ve kıtlık nedeniyle halk büyük bir ekonomik zorluk yaşamıştır. İnönü
de bu sözüyle, alınan kararın ülkeyi ve ocakları korumak adına zorunlu bir fedakârlık
olduğunu vurgulamıştır”. [iii]
Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com
SONNOTLAR
[i] Tağut Soner Yalçın sf. 51
[ii] Ummadığı
veya beklemediği büyük bir fırsata kavuşarak aşırı sevinç, coşku yaşayan
kimselere karşı kullanılan bir deyim.
[iii]s://www.google.com/search?q=bir+genç+İsmet+Paşaya+2...dünya+savaşına+bizi+sokmadın+erkekliğimizi+öldürdün+dedi+&num=10&sca_esv=d0dc8852595

Yorum Gönder