“... Hayvan almak için köye girer girmez, daha ne olduğunu anlamadan üstüme
atlayıp beni dövmeye başladılar. Gözlerim kapatıldı... Yeraltına, her tarafı
toprak olan sığınağa indirildim. 30 kadar insan vardı bu sığınakta... Hepimiz
zincire vurulmuştuk. Altı aydan bu yana sığınakta zinciri vurulmuş bekleyen
insanlarla konuştum. Tuvalet ihtiyacımızı da, zincire vurulduğumuz yerlerde
karşılıyorduk...
... Her tarafa pislik içindeydi... Fareler nemli
elbiselerimizle bedenimizin çeşitli yerlerini kemiriyordu!.. Üç ay boyunca günde
bir kez verilen yarım somun ekmekle yaşayabiliyorduk. Sorguları ahret sorusu
gibiydi. Sorduklarını bir türlü anlamıyordum. Eziyet ve işkenceye dayanamayıp
ölenleri olduğu yerde öylece bırakıyorlardı!.. Sonunda jandarma gelip bizi
kurtardı!..”
Diyarbakır DGM Başsavcılığı kayıtlarındaki bu ifadeler Kemal
Bahtiyar adlı inşaat işçisine ait... 15 yıl kadar önce İstanbul’da inşaatlarda
çalışırken Diyarbakır’ın Silvan ilçesi Yolçatı köyüne giden Bahtiyar,
Hizbullahçılar tarafından kaçırılmış ve kabus dolu günler yaşamış!..
Peki, bu
dehşet verici ifadeleri niçin mi anımsattım?.. Bahtiyar gibi yüzlerce kişiyi yer
altı sığınaklarında sorgulamakla suçlanan bir dönemin Hizbullah’ı parti
kuruyormuş!..
Hizbullah’ın partisi mi imajı
mı?..
Kemal Bahtiyar’ın kaçırıldığı dönemlerde
Hizbullah’ın adı bile ürkütüyordu Güneydoğu’yu... Çünkü nerede faili meçhul
varsa orada Hizbullah konuşuluyordu...
Oysa Türkiye bu örgütü, 17 Ocak
2002’de İstanbul’da düzenlenen bir operasyonla tanıdı... Örgüt lideri Hüseyin
Velioğlu’nun öldürülmesinin ardından Hizbullah dehşeti; mezar evler, kameralar
önüne dizilen insan iskeletleri ve kan donduran sorgu kasetleriyle ortaya
çıkmıştı...
Bir dönem Güneydoğu’da PKK ile girdiği çatışmada en az 400
kişinin ölümünden de sorumlu tutulan örgüt, 12 yıl önceki operasyonda önemli
ölçüde çökertildi...
Hizbullah 2003 yılından itibaren ise dernekler
aracılığıyla sivilleşmeye çalıştı... İşte o tarihten bu yana örgütün
partileşmeye çalışacağını defalarca yazmış, televizyon programlarında da dile
getirmiştim...
Hizbullah sonunda parti kurmak için harekete geçmiş!.. Bu ay
içinde başvuru yapacaklarmış... Adam kaçırmak, işkence yapmak, öldürmek,
sokaklarda terör estirmektense siyasal kulvarda mücadele etmek herhalde daha
doğrusu olsa gerek?..
Hizbullahçılar partilerinin adını bile belirlemiş...
“Hür Dava Partisi”nin kısaltılmışı olan (HUDA PAR) da zaten örgütün adını
anımsatıyor: “Allah’ın Partisi!”
Kendilerini “İslami Hareket” diye niteleyen
“Kasımpaşa Hizbullahı”nı saymıyorum bile!.. 12 yıl öncesine kadar İlim, Menzil,
Tevhid, Vahdet, Selam, Kudüs Ordusu ve Vasat gibi çok sayıda fraksiyona da
bölünen Hizbullahçılar, şeriat yanlısı radikal dinci grupları tek çatı altında
nasıl toplayacaklar bilemiyorum!..
Ancak asıl sorun bunlar değil... Üst düzey
yöneticileri AKP iktidarınca salıverilen Hizbullahçılar, mezar evler ve faili
meçhul cinayetlerin örgüt üzerinde yarattığı kanlı imajı nasıl temizleyecekler
acaba?..
Herhalde on binlerce insanın ölümünden sorumlu olan “PKK’lılar nasıl
siyaset yapıyorsa biz de öyle yaparız” diye düşünüyorlar!..
Bu teröristleri
kim durduracak?..
Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim
Yetkin, “Gıda Terörizmi” olarak nitelendirdikleri hileli besinler konusundaki
ürkütücü raporu açıklamış:
“- Hazır kıymaya sakatat; pideye domuz kıyması
karıştırılıyor.
- “Yüzde 100 dana eti” diye satılan sucuklarda at ve eşek eti
kullanılıyor.
- Sosise kanatlı eti ve iç organ katılıyor.
- Yağ ve kemik
külünden lahmacun yapılıyor.
- Tereyağı ile yoğurda bitkisel yağ, tulum
peynirine nişasta katılıyor.
- Çiçek balına fruktoz, şekerlemelere domuz
jelatini, çikolataya leblebi tozu, tatlılara ise fıstık yerine bezelye
katılıyor.
- Kuru üzüm, haşereye karşı mazota bulanıyor! Kaçak çaylar domuz
kanıyla renklendiriliyor.”
Başbakan, sigara yasağıyla insana nefes aldırmayan
nikotin magandalarını bir nebze önledi ama gördüğünüz gibi gıdadaki dehşet
verici hileler artık süte su katmayı çoktan geçmiş!..
Terörizmin en
tehlikelisi gıdada cirit atarken, Gıda ve Sağlık bakanlıkları niçin etkin
olamıyor acaba?
İnsanı direkt yiyeceğinden zehirleyen gıda teröristlerinden
kim rant elde ediyor?.. Bu başıboşluk bu kadar pervasızca nasıl
sürebiliyor?..
Ey Başbakan, sizin yoğurdunuz, balınız Rize köylerinden mi
geliyor?..
İşçi Partili Özbey ne
diyor?..
Türkiye kuşatılırken siyasetçiler de nabza göre
şerbet veriyor. Oysa bu dönem laf çevirme dönemi değil!.. Sorunları kararlı ve
net biçimde saptama dönemidir...
İşte bakınız, İşçi Partisi Genel
Başkanvekili Hasan Basri Özbey de lafı çevirmeden çok yaşamsal uyarılar yapmış.
Çağrısını dikkatle okuyunuz:
“Ankara Kalesi düşman tarafından zapt edilmiş...
İşgal orduları komutanlığı İzmir’e yerleşmiş!.. Türkiye komşularıyla savaşa
sürükleniyor. AKP-PKK el ele Türkiye’yi bölmektedir!.. Atatürk Cumhuriyeti’nin
son izleri silinmekte, NATO Cumhuriyeti kurulmaktadır.”
Bir siyasi parti
yöneticisi Türkiye’yi saran kaosu ve memleketin içinde bulunduğu ahval ve
şeraiti daha nasıl anlatsın ki?..
Evelemeden, gevelemeden, çark etmeden!..
Kesin, keskin ve güçlü sözcükler... Peki Özbey bu sarsıcı ve de çok düşündürücü
ifadeleri niçin kullanmış?.. Yanıtı açıklamasının devamında
duruyor:
“Türkiye, Silivri-Hasdal duvarlarını yıkıp karanlıktan aydınlığa
yürüyecektir. Ulus meydanlarında, Tandoğan’da, Anıtkabir’de ayağa kalkan
milyonlar, Atatürk Devrimi’nden aldıkları görevi şimdi de Silivri kalesi önünde
yerine getirecektir... Ergenekon’dan çıkış için 13 Aralık’ta Silivri’de
olacağız.”
Medya ne yazık ki bu açıklamaları yazmıyor... Tıpkı CHP’li Bülent
Tezcan’ın, ADD’nin ve “Vardiya Bizde Platformu”nun herkesi 13 Aralık’ta
Silivri’ye çağıran açıklamalarını yazmadıkları gibi...
İyi ki Aydınlık var...
Ben mesajı aldım!.. Sanırım siz de almışsınızdır?..

Yorum Gönder