Dehşet verici bir işkence hikayesi! - Mehmet Faraç

“... Hayvan almak için köye girer girmez, daha ne olduğunu anlamadan üstüme atlayıp beni dövmeye başladılar. Gözlerim kapatıldı... Yeraltına, her tarafı toprak olan sığınağa indirildim. 30 kadar insan vardı bu sığınakta... Hepimiz zincire vurulmuştuk. Altı aydan bu yana sığınakta zinciri vurulmuş bekleyen insanlarla konuştum. Tuvalet ihtiyacımızı da, zincire vurulduğumuz yerlerde karşılıyorduk...
... Her tarafa pislik içindeydi... Fareler nemli elbiselerimizle bedenimizin çeşitli yerlerini kemiriyordu!.. Üç ay boyunca günde bir kez verilen yarım somun ekmekle yaşayabiliyorduk. Sorguları ahret sorusu gibiydi. Sorduklarını bir türlü anlamıyordum. Eziyet ve işkenceye dayanamayıp ölenleri olduğu yerde öylece bırakıyorlardı!.. Sonunda jandarma gelip bizi kurtardı!..”
Diyarbakır DGM Başsavcılığı kayıtlarındaki bu ifadeler Kemal Bahtiyar adlı inşaat işçisine ait... 15 yıl kadar önce İstanbul’da inşaatlarda çalışırken Diyarbakır’ın Silvan ilçesi Yolçatı köyüne giden Bahtiyar, Hizbullahçılar tarafından kaçırılmış ve kabus dolu günler yaşamış!..
Peki, bu dehşet verici ifadeleri niçin mi anımsattım?.. Bahtiyar gibi yüzlerce kişiyi yer altı sığınaklarında sorgulamakla suçlanan bir dönemin Hizbullah’ı parti kuruyormuş!..  

Hizbullah’ın partisi mi imajı mı?..
Kemal Bahtiyar’ın kaçırıldığı dönemlerde Hizbullah’ın adı bile ürkütüyordu Güneydoğu’yu... Çünkü nerede faili meçhul varsa orada Hizbullah konuşuluyordu...
Oysa Türkiye bu örgütü, 17 Ocak 2002’de İstanbul’da düzenlenen bir operasyonla tanıdı... Örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürülmesinin ardından Hizbullah dehşeti; mezar evler, kameralar önüne dizilen insan iskeletleri ve kan donduran sorgu kasetleriyle ortaya çıkmıştı...
Bir dönem Güneydoğu’da PKK ile girdiği çatışmada en az 400 kişinin ölümünden de sorumlu tutulan örgüt, 12 yıl önceki operasyonda önemli ölçüde çökertildi...
Hizbullah 2003 yılından itibaren ise dernekler aracılığıyla sivilleşmeye çalıştı... İşte o tarihten bu yana örgütün partileşmeye çalışacağını defalarca yazmış, televizyon programlarında da dile getirmiştim...
Hizbullah sonunda parti kurmak için harekete geçmiş!..  Bu ay içinde başvuru yapacaklarmış... Adam kaçırmak, işkence yapmak, öldürmek, sokaklarda terör estirmektense siyasal kulvarda mücadele etmek herhalde daha doğrusu olsa gerek?..
Hizbullahçılar partilerinin adını bile belirlemiş... “Hür Dava Partisi”nin kısaltılmışı olan (HUDA PAR) da zaten örgütün adını anımsatıyor: “Allah’ın Partisi!”
Kendilerini “İslami Hareket” diye niteleyen “Kasımpaşa Hizbullahı”nı saymıyorum bile!.. 12 yıl öncesine kadar İlim, Menzil, Tevhid, Vahdet, Selam, Kudüs Ordusu ve Vasat gibi çok sayıda fraksiyona da bölünen Hizbullahçılar, şeriat yanlısı radikal dinci grupları tek çatı altında nasıl toplayacaklar bilemiyorum!..
Ancak asıl sorun bunlar değil... Üst düzey yöneticileri AKP iktidarınca salıverilen Hizbullahçılar, mezar evler ve faili meçhul cinayetlerin örgüt üzerinde yarattığı kanlı imajı nasıl temizleyecekler acaba?..
Herhalde on binlerce insanın ölümünden sorumlu olan “PKK’lılar nasıl siyaset yapıyorsa biz de öyle yaparız” diye düşünüyorlar!..  

Bu teröristleri kim durduracak?..
Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin, “Gıda Terörizmi” olarak nitelendirdikleri hileli besinler konusundaki ürkütücü raporu açıklamış:
“- Hazır kıymaya sakatat; pideye domuz kıyması karıştırılıyor.
- “Yüzde 100 dana eti” diye satılan sucuklarda at ve eşek eti kullanılıyor.
- Sosise kanatlı eti ve iç organ katılıyor.
- Yağ ve kemik külünden lahmacun yapılıyor.
- Tereyağı ile yoğurda bitkisel yağ, tulum peynirine nişasta katılıyor.
- Çiçek balına fruktoz, şekerlemelere domuz jelatini, çikolataya leblebi tozu, tatlılara ise fıstık yerine bezelye katılıyor.
- Kuru üzüm, haşereye karşı mazota bulanıyor! Kaçak çaylar domuz kanıyla renklendiriliyor.”
Başbakan, sigara yasağıyla insana nefes aldırmayan nikotin magandalarını bir nebze önledi ama gördüğünüz gibi gıdadaki dehşet verici hileler artık süte su katmayı çoktan geçmiş!..
Terörizmin en tehlikelisi gıdada cirit atarken, Gıda ve Sağlık bakanlıkları niçin etkin olamıyor acaba?
İnsanı direkt yiyeceğinden zehirleyen gıda teröristlerinden kim rant elde ediyor?.. Bu başıboşluk bu kadar pervasızca nasıl sürebiliyor?..
Ey Başbakan, sizin yoğurdunuz, balınız Rize köylerinden mi geliyor?..  

İşçi Partili Özbey ne diyor?..
 Türkiye kuşatılırken siyasetçiler de nabza göre şerbet veriyor. Oysa bu dönem laf çevirme dönemi değil!.. Sorunları kararlı ve net biçimde saptama dönemidir...
İşte bakınız, İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey de lafı çevirmeden çok yaşamsal uyarılar yapmış. Çağrısını dikkatle okuyunuz:
“Ankara Kalesi düşman tarafından zapt edilmiş... İşgal orduları komutanlığı İzmir’e yerleşmiş!.. Türkiye komşularıyla savaşa sürükleniyor. AKP-PKK el ele Türkiye’yi bölmektedir!.. Atatürk Cumhuriyeti’nin son izleri silinmekte, NATO Cumhuriyeti kurulmaktadır.”
Bir siyasi parti yöneticisi Türkiye’yi saran kaosu ve memleketin içinde bulunduğu ahval ve şeraiti daha nasıl anlatsın ki?..
Evelemeden, gevelemeden, çark etmeden!.. Kesin, keskin ve güçlü sözcükler... Peki Özbey bu sarsıcı ve de çok düşündürücü ifadeleri niçin kullanmış?.. Yanıtı açıklamasının devamında duruyor:
“Türkiye, Silivri-Hasdal duvarlarını yıkıp karanlıktan aydınlığa yürüyecektir. Ulus meydanlarında, Tandoğan’da, Anıtkabir’de ayağa kalkan milyonlar, Atatürk Devrimi’nden aldıkları görevi şimdi de Silivri kalesi önünde yerine getirecektir... Ergenekon’dan çıkış için 13 Aralık’ta Silivri’de olacağız.”
Medya ne yazık ki bu açıklamaları yazmıyor... Tıpkı CHP’li Bülent Tezcan’ın, ADD’nin ve “Vardiya Bizde Platformu”nun herkesi 13 Aralık’ta Silivri’ye çağıran açıklamalarını yazmadıkları gibi...
İyi ki Aydınlık var... Ben mesajı aldım!.. Sanırım siz de almışsınızdır?..

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget