Haber ajanslarına dün öğlene doğru düşen Tel Aviv kaynaklı bir haber, İsrail’in başkentindeki THY ofisine, bu ülkenin mali polisi tarafından yapılan bir baskını duyurdu.
Gelenler, THY’nin Tel Aviv büro müdürü ile muhasebe şefini vergi kaçakçılığı kuşkusu ile gözaltına almışlar.
Defterlere el koymuşlar.
Daha sonra da iki vatandaşımızı serbest bırakmışlar.
Umarım, dünyanın sayılı üç havayolu arasında bulunan ulusal
havayolları kuruluşumuzun yurtdışındaki görevlileri kısa sürede
aklanırlar.
Zaten zimmetlerine para geçirme gibi bir iddia ortaya salınmış
olsa, bu iddianın doğru ya da yanlış bir yönü vardır diyelim. Ama
yurtdışında önemli bir kamu kuruluşumuzun iki temsilcisinin bulundukları
ülkeye şirketleri adına verilmesi gereken vergiyi kaçırarak, hem
Türkiye’ye; hem de THY’ye leke getirmeleri bir tür akıl tutulmasıdır.
Yapılanın Başbakan’ın ülkemizin dış politikasını, artan bir ivme içinde Müslüman Kardeşler eksenine oturtmak için yürüttüğü çalışmaların bir tepkisi olduğunu düşünmek gerekiyor.
Anlaşıldı. İsrail out olmuştur.
O zaman herhangi bir İslam ülkesini alarak; onunla kardeş sarması olup olmadığımıza bakalım.
Onlardan hangileri, o moda deyim ile “in”?
Heyhat! Yine dün aynı saatlerde, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın Erbil’de yapılacak bir toplantıya gitmek için bindiği uçağa Irak hava sahasının kapatılmış olduğunu bildiren habere ne diyeceğiz?
Bakanımız, Erbil’de yapılacak
uluslararası bir toplantıda bulunmak, orada yürüteceği ilişkiler
sonucunda da öteden beri hakkımız bulunduğunu ileri sürdüğümüz Kerkük petrollerinden pay almak istemek gibi yerinde bir görevi yapmak istiyor.
Koskocaman ülkesi, emrine THY’nin GAP uçağını vererek devletimizin gücünü de dosta düşmana göstermek istemiş.
Enerji Bakanı dün GAP ile Atatürk Havaalanı’ndan kalkacak, doğruca Erbil’e inecek.
Gelin görün ki; Bağdat, bırakın Kuzey Irak bölgesindeki Erbil’i, Taner Yıldız’ın Irak’ın başkentine iniş yapmasına bile izin vermemiş! Nedeni, Başbakan Maliki’ye karşı Başbakan Erdoğan’ın soğuk tavrı.
O tavır, Erdoğan’ın kendi mezhep
anlayışının koyu örtülerinden sıyrılamayan bir Sünni Müslüman olarak;
devletin dış politikasını da aynı sekter ölçülere göre idare etmek
istemesinden geliyor.
Bununla da kalmıyor Erdoğan Türkiyesi..
Ankara’nın bütün komşularımız ile yürütülen geleneksel dış politikasını terk edip, komşularımızın içişlerine tıpkı Suriye’ye olduğu gibi burnumuzu sokmak istiyoruz.
Şam’ı acımasız bir diktatör olduğu gerekçesiyle Esad’dan kurtarmak için iki yıla yakındır, bu ülkedeki iç savaşa benzin döküyoruz.
Putin’in, kullanılma süreci dolmuş olan Esad’a karşı böylesine sekter bir müdahaleye kalkışılmasaydı Suriye’deki iç savaşın bu kadar kayıp vermeyeceğini diplomatik bir dille, artık Ankara’yı başkent olmaktan çıkarmaya kararlı İstanbul dükasına da söylediği anlaşılıyor.
AKP’nin Şam politikasını desteklemeyeceğini açıklayan ve bu doğrultuda İran ile ilişkilerini giderek sıklaştıran Maliki elindeki uyarı kozunu, dün anlı şanlı Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanının uçağına iniş izni vermeyerek göstermiştir.
Elimizde kala kala Yüce Tanrı’ya yalvarıp yakarmak kaldığı anlaşılıyor:
Allah bu iktidarın başının yürüttüğü dış politika ile encamımızı hayırlara vesile etsin.
Veladdalin amin.
***
Sevgili Okurlarım,
Önceki gün yine Silivri’de tutsak meslektaşlar Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Deniz Yıldırım, Soner Yalçın ve Turan Özlü’yü ziyaret görevindeydim.
Tüm yurttaşlarımızı 13 Aralık’ta Silivri’de yapılacak duruşmalarına bekliyorlar.

Yorum Gönder