Nazım Hikmet’in 111. Doğum Yılı Anısına - Cevat Kulaksız

Nazım Hikmet’in 111. Doğum Yılı Anısına
15 Ocak 1902 de Selanik’te doğan Nazım Hikmet Ran’ın bu yıl 111. doğum yıldönümüdür. “Beni Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün, mezarıma taş maş da istemem” diyen bu ozanımızın en doğal hak olan vasiyetini yerine getirebildik mi? Ne gezer; Can Yücel’in ve öteki devrimci aydınların mezarlarına yapılan saldırılar gibi korku nedeni ile bu mümkün olamamıştır…”İleri demokrasi” diye babalandığımız günümüzde bile, nice aydınlarımız, uyduruk, iftira dolu iddialarla Silivri zindanlarında yatırmıyor mu? Düşünce ve fikirleri yüzünden nice aydınlarımız, Sivas’ta olduğu gibi yakılırken, Ahmet Samim’den, Sabahattin Ali’den, Muammer Aksoy’a, Turan Dursun’a, Çetin Emeç’e, Ahmet Taner Kışlalı’ya, Uğur Mumcu’ya, Bahriye Üçok’a, Necip Haplemitoğlu’na kadar nice aydınlarımız, (ötekileri siz sayın), “din, iman, şeriat, tarikat” diyenlerce güya din adına katledilerek heder edilmedi mi? Ülkemiz kültürü ve bilimi bu ucube uygulamalarla çoraklaştırıldı. Vicdanlarınızda ülkemizi, kültürümüzü ucubeleştirenlere bakarak siz değerlendirin. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, kültür tarihimize engin değerler katan Yunus Emre’nin, Ömer Hayyam’ın, Kaygusuz Abdal’ın vb gönül erenlerin felsefi ve fikir kaynağı şiirlerini bile ülkemizde sansürlüyorlar.
Görüşleri, siyasal düşüncelerini bahane ederek dışladığımız, on yıl hapislerde yatırdığımız, yaşamı hapislerde sürgünlerde geçen dünyanın “en büyük Türk Şairi” diye tanıdığı, anavatanına hasret ölen Nazım Hikmet’in bu yıl 111. doğum yıldönümüdür. Bu yazımızda onunla ilgili olarak derlediğimiz bazı hazin anılara yer vererek, rahmetle anmak istiyoruz.
NAZIM HİKMET KUVAAY-İ MİLLİYE YOLUNDA
Nazım Hikmet, “vatan haini” denilen bu seçkin aydın, vatansever insan, yurdumuz işgal edildiği sıralarda İstanbul’da idi. Kurtuluşun Mustafa Kemal’le Ankara’da olacağını kestirdiği için, öteki İstanbul’da kalan yazar ve gazelcilere inat, Ankara’ya Mustafa Kemal’in yanına gitmek ister.
10 Ocak 1921 tarihinde, Anadolu’daki direnişe katılmak için, Kuvaayy-i Milliyecilerle birlikte Anadolu’ya geçerken taşıdığı sahte kimliğin “mesleği” bölümünde “yumurta tüccarı” yazılıydı. Sirkeciden bindiği gemi pamuk balyaları ile doluydu. Yeni Dünya” adlı Vapurda dört şair vardı. Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, Vâlâ Nurettin ve Nazım Hikmet. Bunlar, vatan haini dediğimiz Nazım Anadolu’ya, Ankara’ya Kurtuluş mücadelesine katılmak için gidiyorlardı. Savaştan sonra da, en beğenilen Kuvaayy-i Milliye Destanı şiirini yazdı.
NAZIM HİKMET’İN VATANDAŞLIĞI DEVAM EDİYOR
Nazım Hikmet’in ismi nüfus kayıtlarında Mehmet Nazım Ran olduğu halde, “Nazım Hikmet” adı, Başbakan Adnan Menderes zamanında 25 Mayıs 1951 de 13 bin 401 nolu Bakanlar Kurulu Kararı ile vatandaşlıktan çıkarıldığı, bu işlemin de ailesine tebliğ edilmediği için vatandaşlığının devam ettiği görüldü”.
Mehmet Nazım Ran ismiyle Kadıköy Nüfusuna kayıtlı olan Nazım Hikmet’e Mernis projesi kapsamında vatandaşlık numarası verildiği görüldü. Ayrıca gerçek adı ile vatandaşlıktan çıkarılma işlemi yapılamadığı ve ailesine tebliğ edilmediği için vatandaşlığı devam ettiği ortaya çıktı.
İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, Feneryolu Mahallesine kayıtlı Cilt No: 009-08 Sayfa No: 78 ve sıra No: 657 “Mernis Projesi kapsamında da Mehmet Nazım Ran’a 20753206252 TC vatandaşlık numarası verildiği ortaya tespit edildi.
İLK KOMÜNİST
Komünizmin dünyaya ilk yayılmaya başladığı 1917 devriminde sonra, Edirne’de bir sivil lisede şöyle bir olay yaşanır: Altıncı sınıfta okuyan Malkara’lı bir öğrenci, Karl Marks’ın bir fotoğrafını yanında oturduğu bir duvara takmış; resmin altına da, “ahir zaman peygamberi Karl Marks” diye yazmış. Üstelik bunu da din dersinde yapmış. Başı sarıklı, eli sopalı din dersi hocası bunu görünce, “vay bre kafir” diyerek resmi parçalayıp, öğrenciyi sopayla epey dövmüş.
EN UCUZ TÜRK ASKERİ
Irak’a ABD nin müdahalesinin olasılığı tartışılırken, zorunlu olarak Türkiye’nin de bu savaşa gireceği, ne kadar Dolar kaybedeceği, da tartışılıyordu. ABD nin Türkiye’nin zararını karşılayıp karşılamayacağı, ne kadarı karşılayacağı tartışılıyordu.
Amerikan çıkarları için, para yardımı beklentisi içinde, Başbakan Menderes zamanında, Kore Savaşına girdiğimiz 1953 yılında ABD Dış İşleri Bakanı Dulles, “Nato’ya en ucuz askeri Türkiye’nin sağladığını” söylemiş, “bir Türk Askeri bize 23 sente maloluyor” demişti.
Bunun üzerine Nazım Hikmet o günlerde, en milliyetçi ses tonuyla, öfkeyle şöyle gürlemişti:
“Ucuzdur vardır illeti
Hani şaşırmayın yarın
Çok pahalıya mal oluruz size
Bu 23 sentlik asker
Yani benim fakir, cesur,
Çalışkan milletim
Her millet gibi büyük
Türk Milleti”.
Aradan 50 yıl geçtikten sonra, ABD nin Irak’a müdahale sırasında “acaba Türk Askeri kaça gider” diye sorular soruluyordu. Can Dündar köşesinde, yoksullara özgü çaresizlik içinde şöyle soruyordu: “Sizce kaça ölürüz bu savaşta?”
SATIRBAŞI
Nazım Hikmet (1901–1963) Ran’ın 15 yıl cezaya çarptırıldığı duruşmalarda ilginç olaylar yaşanır. Sokaklarda gazete, ufak tefek şeyler satan ve doğru düzgün okuması yazması olmayan Yakup Dalkılıç adlı bir vatandaşımız, el arabasından oluşan tezgâhının arasında Nazım Hikmet’in bir kitabı bulunur. Köşe bucak komünist arayan zamanın polisi, kitabı bu garibanın tezgâhında rastlantı sonucu görünce (belki bir ajan ve de vatan haini yakaladığının heyecanı içinde), neyin nesi olduğunu bile bilmeyen garibanı yaka paça karakola ve mahkemeye götürür.
Ulus Meydanı’nda dört tekerlekli el arabası ile gazete dergi, ufak tefek şeyler satarak nafakasını çıkarmaya çalışan yoksul Yakup Dalkılıç, Nazım’ın kitabını sattığı, böylece komünizm propagandası yaptığı suçlaması ile polis ve mahkemece sorgulanır. Yakup Dalkılıç, karakola ve mahkemeye götürülürken kulağına etraftan, ”vatan haini komünis” gibi laflar duyuyor, ama kimin komünist olduğunu anlayamıyor, bu kitap “acep nasıl gomünis ki” diye kendi kendine sorular soruyor, neyin nesi olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Polisçe hışımla itilip kakılarak karakola götürüldüğüne göre, kendinden korkmaya başladı.
Hayatında ilk defa hâkim karşısına çıkan Yakup Dalkılıç, kendisine büyük bir suç işlemiş edası ile bakan hâkimin karşısında dikilince, daha da büyük korkuya kapılır. Duruşma ve sorgulama devam ederken, hâkim zabit kâtibine “satırbaşı” deyince, ayakta bacakları titreyerek duran Yakup Dalkılıç, bu sözü “satırla başımı vuracaklar” olarak anlar ve bu korku ile düşüp bayılır. Ayıldıktan sonra, endişesi ve gerçek anlaşılınca herkes duruşmada gülüşmeye başlar…
(Bir gün, ilköğretim 4. sınıfta okuyan torunumun dersine yardımcı olurken, İlköğretim 4. sınıf Türkçe kitabının 44.sayfasında Nazım Hikmet’in (ilk defa) Kuvayi Milliye şiirini görünce çok şaşırdım.
Sağlığında yıllarca hapis yatırılan, mezarını Türkiye’ye getirmeye razı olmayan, ölüsünü bile vatandaşlığa kabul etmeyen,”kanı bozuk kızıl kominis” diye suçlanan, Atatürk’ten sonra dünyanın her yerinde “Büyük Türk Şairi” diye en çok anılan Nazım Hikmet’i (kominist partisini kurmuş olsak da) böylece aklamış mı oluyorduk?)
18 Ocak 2008 günlü gazetelerden okuduğumuza göre, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “şunu hayal ediyorum ben; boğaz kıyısında bir yerde, hani o Varna’dan boğaza doğru gelen gemileri hayal ediyormuş ya, o şimdi boğazda hiç olmazsa heykeliyle, kendi topraklarında olsun” diyerek, “hayalinin İstanbul Boğazı’na bir Nazım Hikmet heykeli yerleştirmek olduğunu” söylemiş.
NAZIM HİKMET’LE YIKANMIŞ
1980 Askeri darbesinde Kaman ilçesinde öğretmen olarak çalışıyordum. Askerler bazen ev ev yasak yayın bile arıyorlardı. Öğretmenler ve bazı aydınlar evlerinde bulundurdukları komünist mominist kitapları gibi güya yasak yayın varsa endişe ediyorlardı.
İşte o günlerin birinde, Öğretmenler lokaline gittiğim zaman bir öğretmen arkadaş, yanında bulunan bir öğretmene:
“-Bu gün Nazım Hikmet’le yıkandım, diyordu. Ben de kendisine:
-Nazım Hikmet öleli yıllar oldu, sen nasıl yıkandın onunla, rüya mı gördün, dedim. Yanındaki bir öğretmen de:
“-Hele nasıl yıkandın hocam bir anlat”, deyince, Nazım Hikmetle yıkandığını söyleyen öğretmen şunları anlattı:
“-Evde Nazım Hikmet’in kitapları vardı, şofbene doldurdum yaktım, sıcak suyla yıkandım”…
Bu öğretmen arkadaş, “evimi ararlar da, yasak kitap bulundurdun diye karakola çekerler” diye, evinde bulunan Nazım Hikmet ve sol yayınları katı yakıt yakılan şofbene doldurup yakmış, tabi suyuyla da (Nazım Hikmet’le) yıkanmış oluyor. Şimdilerde aklıma geldikçe, nerelerden geçerek geldik diye düşünür dururum.
FAZIL SAY ERTUĞRUL GÜNAY’A KIZGIN
“Hatırlarsanız, Türkiye, temalı 2008 yılı Frankfurt Kitap Fuarı’nın açılışında benim en tanınmış eserlerimden Nâzım Oratoryosu’nun seslendirilmesi planlanmışken, konsere birkaç hafta kala, hiçbir sebep yokken ve sanatçılara herhangi bir gerekçe gösterilmeden, konser iptal edilmişti.
Nâzım’ın bestecisi olarak ben ve eserin başrol oyuncusu Genco Erkal bu olaydan sonra yapılan bir televizyon programında Ertuğrul Günay’ı eleştirince Günay canlı yayına telefonla bağlanarak Erkal ve beni ‘Nâzım’ın sırtından para kazanmaya çalışmak‘la suçlamıştı. Sayın Bakan hadiseye bu bakış açısıyla yaklaşıyorsa, Beethoven’ın sırtından bugüne dek kırk katını kazanmış olduğumu söylemeliyim.”
Dünyada tanınmış yüz akımız piyanist sanatçımız Fazıl Say’ı bile çok kötü eleştiriler, çok uğraştılar ama Fazıl Say’ı harcayamadılar.
Alpaslan Türkeş son MHP Kurultayında Nazım Hikmet’ten dizeler okumuş, “okurken tepki görmekten çekinip çekinmediğini” soran gazetecilere şunları söylemiştir: “Hayır, hiç çekinmedim. Artık ideolojiler yıkıldı. Yenidünya değerleri var. Çağdaş bir toplum olmak ve dünyanın gerisinde kalmamak istiyorsak onları benimsemeliyiz. Nazım bizim şafimizdir. Onun çok sevdiğim şiirleri vardır. Okuduğum şiir de bunlardan iridir. Artık takıntılarımızı aşmalıyız. Onun için bilhassa okudum”. Türkeş, “ilacı bazen zehirden almalıyız” demiştir.
KOMUNİZM Mİ NAZİZ Mİ?
Nazım Hikmet, 15 yıl hapse mahkûm edilmişti. Bir gün Ankara Merkez komutanı, Nazım Hikmet’le beş harbokulu öğrencisinin kaldığı cezaevine geldi. Suçlu görülen ve yaşları küçük görülen beş öğrenciye şöyle bir baktı…
“-Allah Allah çocuk bunlar!… Nerde bunların hocaları, diye, Nazım’ı sorar. Nazım Hikmeti getirirler.
Komutan, komünizm mi, Naziz mi karıştırmış olmalı ki, Nazım Hikmet’e şöyle der:
“-Yahu siz ne istiyorsunuz, Allah aşkına, bizim memleket nerde? Nazizm nerde? Almanyalılar yapıyor bunu hep yapıyorlar, ama nasıl yapıyorlar? Bize söker mi bu Nazizm? Biz fukara milletiz.
Nazım Hikmet, sonradan komünizmle nazizimi karıştıran komutanla, “tabii ne de olsa kültürlü adamdı, merkez komutanı” diyerek dalgasını geçer.
NAZIM HİKMET’TEN MENDERES’E KORE MESAJI
Adnan Menderes, meclise danışmadan Kore’ye asker gönderme kararını tek başına vermiş, Türk gençleri Amerikan ordusunu rahatlatmak için 740 Mehmetçik Kore’de can vermişti. 1959 yılında Nazım Hikmet buna çok üzülür ve Menderes’e kızarak şu dizeleri dile getirir:
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok
Benim bacaklarımın ikisi de yok
Ben yokum.
Beni, üniversiteli yedek subayı,
Kore’de harcadınız, Adnan Bey.
Elleriniz itti beni ölüme,
Vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.
Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
Ve ben al kan içinde ölürken
Çığlığımı duymamanız için
Kaçırdı sizi bacaklarınız
Arabanıza bindirip.
Ama ben peşinizdeyim
Adnan Bey,
Ölüler otomobilden hızlı gider, kör gözlerim
kopuk ellerim, kesik
bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum, Adnan Bey,
Göze göz, ele el, bacağa bacak,
Diyetimi istiyorum,
Alacağım da”
Bu dizeler el altından yurdumuzda, dünyanın birçok ülkesinde yayınlanınca, Menderes, daha bir hışımla “komünist Nazım Hikmet” diyerek arkasından verir veriştirir. Türk Kamuoyu da buna uyarak “gızıl gominis Nazım Hikmet” diye en önde vatan haini ilan edilir. Askerlerimizin Kore’de can verirken, Amerikan Dolarları Türkiye’ye girdikçe, Türk Yurdu Amerika’ya üslerle tesislerle peşkeş çekildikçe Nazım Hikmet de şiirleri ile şahlanır. Nazım Hikmet 10 yıl yatıp hapisten çıktıktan ve yurdundan kaçtıktan sonra, çok uzak diyarlardan, Adnan Menderes’e doğru şu dizeleri yankılanır:
“Türküler söylendikçe Türk diliyle,
Seni seviyorum gülüm dedikçe Türk diliyle,
Türk diliyle gülünüp,
Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça Adnan Bey,
Ben anılacağım,
Anılacak Türk diliyle size sövüşüm.
Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibi yaban domuzunun…”
NAZIM ve NERUDA: Türk Gazetecisi Sefa Kaplan, Şili’li Nobel almış ozan Pablo Neruda ile Şili’de buluşur. Pablo Neruda, sohbet sırasında Sefa Kaplan’a Nazım için şöyle der:
“-Bize şair diyorlar, eksik olmasınlar, asıl gerçek şair Nazım Hikmet’ti. Yazık, siz onun kıymetini bilemediniz”.
NAZIM HİKMET İÇİN ÇETİN ALTAN TBMM DE LİNÇ EDİLMEK İSTENDİ
Süleyman Demirel’in AP den iktidara geldiği ve başbakan olduğu yıllarda TBMM de Çetin Altan’ın linç edilmesine varan bir olay olmuştu. AP iktidardadır. Çetin Altan da 15 kadar milletvekili ile, TİP den milletvekilidir. 19 Şubat 1968 günü gece yarısını geçtiği sırada içişleri bakanlığının bütçesi görüşülmekte. “Zehir Hafiye” lakaplı İşçikleri Bakanı Faruk Sukan TİP i (Türkiye İşçi Partisi)ni “komünist” ve “vatan hainliği ile suçluyor, ulu orta TİP e saldırıyor. Buna da meclis başkanı Nurettin Ok göz yumduğu görülüyordu. Çetin Altan, muhalefet olarak bütçeyi, görüşmeleri eleştiriyordu. Faruk Sukan, “Çetin Altan siz Türk Mahkemelerinin mahkûm ettiği Nazım Hikmet’i “milli şair” olarak gösterdiniz mi?” Çetin Altan’da, “En büyük şair Nazım Hikmet” deyince mecliste adeta kıyamet kopuyor. AP liler TİP lilere, Çetin Altan’a saldırmaya başlıyor. Gecenin 1.30 u Çetin Altan’a birbirinin üzerine çıkarak yumruk, tekme, tıkat, tabanca kabzası ile saldırıyorlar. CHP li Nermin Neftçi, “adam öldürüyorlar” diye çığlık atınca AP liler biraz geriliyorlar. Ertesi gün S. Demirel, TİP i, Çetin Altan’ı suçlayan, kınayan konuşma yapar.
Aradan 31 yıl geçer, S.Demirel 1999 da Cumhurbaşkanı sıfatı ile İstanbul’da toplanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği (AGİK) toplantısında, Nazım Hikmet’ten şiirler okudu. Çetin Altan’ın da, bu linç girişiminden sonra bir gözü halen biraz sakat kalmıştır.
Aşağıya onun birkaç şiirinden örnekler alıyoruz.
BU VATAN BİZİM
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!
Nazım Hikmet Ran
VATAN HAİNİ
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 28.7.962 Nazım Hikmet Ran
KAYNAKLAR
1-Sabah 13.3.2002 sf:4
2-Milliyet. Can Dündar Ada 4.01.2003
3-Nazım Hikmet-Yazan Müjdat Gezen, Çizen Savaş Dinçel
4-Milliyet Fazıl Say’ı dinleyin Hasan pulur 6 Şubat 2010 sf 3
5-Kaynak: Hürriyet Tufan Türeç 10.2.2001 sf:19
6-Çizgilerle Nazım Hikmet. Yazan: Müjdat Gezen Çizen: Savaş Dinçel
7-Hürriyet 17.7.2001 sf: 7

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget