Salı günü Hadımköy Askeri Cezaevi’ndeydim. Kurmay
Albay Mustafa Önsel’i ziyaret ettim. Haliyle ana sohbet konumuz
Balyoz’un gerekçeli kararıydı. Tüm askerler harıl harıl “gerekçe” çalışıyormuş. Detaylardan önce Önsel’den şu iki çarpıcı cümleyi aktarayım:
"Gerekçeli karar iddiannameden beter. Kafayı yiyeceğiz!.."
"'Milleti, devleti sevdiğin için sizi mahkum
ediyoruz.' desinler, seve seve kabul edeceğim; ama bu gerekçeyle
mahkumiyeti kabul edemiyorum!.."
Gelelim şu ana kadar çalıştıkları bölümlerden tespit ettikleri inanılmaz yanlışlara:
Önsel, gerekçeli karardaki "belgeler Genelkurmay’da"
tespitinin Genelkurmay Başkanlığı tarafından yalanlandığını, bunun
üzerine Mahkeme Başkanı'nın hem Genelkurmay’yla görüştüğünü hem de
medyaya açıklamalar yaptığını hatırlatıp şunları söyledi:
"Hrant Dink davasında Hakim: ‘Benim de içime
sinmedi.’ açıklaması yapınca, HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur:
'Hakimler kararlarıyla konuşur.' diye tepki gösterdi ve o hakim davadan
alındı. Ey İbrahim Okur, şimdi neden sesin çıkmıyor?!.."
Önsel’in devamında verdiği bilgiler satır başlarıyla şöyle:
- "Sözde dijital belgelerin güncellendiği söyleniyor.
Madem öyle, acaba en önce kendi rütbelerimizi ve görev yerlerimizi niye
güncellemedik ki?"
- "Koca dosyada iki adet ıslak imzalı belge var. Bir
tanesi 1. Ordu’da İstihbarat Başkanı olan İzzet Ocak tarafından
imzalanmış, karargâh için hazırlanmış bir istihbarat bülteni. Ama
hazırlayan Abdullah Zafer Arısoy. Arısoy’un (Rasim Ozan Kütahyalı’nın uzaktan akrabası olduğu söyleniyor) iki dijital veride ismi var. Mahkeme, 'başka yerde adı geçmediği' gerekçesiyle 21 Eylül’de beraatine karar verdi. Adı o dijital verilerde bir kez geçen bir yığın insan ise mahkum edildi."
- "İkinci ıslak imzalı belge -güya üst verilere göre, ben hazırlamışım- Bursa’daki mülki amirlerle ilgili bir bilgi notu. Hazırlayan dönemin Bursa İstihbarat Müdürü Jandarma Yüzbaşı Yüksel Gürcan (Hem o, hem ben hazırlamış görünüyorum). Ben o sırada Kurmay Başkanıyım, Gürcan’ı tanımıyorum bile. Gürcan 22 Şubat 2010’da gözaltına alındığında Savcı’ya: 'Ben hazırladım.' diyor. Savcı: 'Kim emir verdi, Mustafa Önsel mi?' diye soruyor. Gürcan ısrarla: 'Hayır, Alay komutanımızın emriyle hazırladım.'
demesine rağmen Savcı bir kez dahi Alay Komutanı'nın ifadesini almadan,
benim hazırladığıma kanaat getiriyor. O Alay Komutanı şimdi İstanbul
Bölge Komutanı."
- "Bu ikinci ıslak imzalı belgenin şöyle bir önemi var.
Burada ismi yer alan mülki amirlerle ilgili bilgi yanlışlıkları bir
yana, belgenin tarihi 12 Eylül 2002. Yani ortada henüz AKP hükümeti yok.
Biz de olmayan hükümete darbe hazırlığı yapmışız."
- "Gölcük’e konulan ve 'ıslak imzalıları da bulundu' denilen topu topu işte bu iki belge. 'Bunlar varsa diğerlerinin de ıslak imzalısı vardır.' algısı yaratılmaya çalışıldığı apaçık.
- "Malum gazeteciler şimdi de: 'Tamam belgelerde, dijital verilerde yanlışlıklar olabilir, ama İstanbul’da yapılan seminer var.'
diyor. Kabul, o zaman semineri yargılayın, seminere hiç katılmamış
olanlar niye yargılanıyor? Seminere katılanlardan 51 kişi tutuklu. O
seminerde dönemin Merkez Komutanı Gaffur Aksu konuşmuş, 6. Motorlu
Piyade Alay Komutanı Albay Beşler Güzel konuşmuş. Beşler Güzel’in
konuşması gerekçeli kararda koyulaştırılarak verilmiş. Yani o denli
önemli bir 'kanıt'. Ama bu isimlerin bir kez bile ifadesi alınmamış; ama emrinde olan komutanlar tutuklanmış."
Önsel ve diğerleri: "Kafayı yiyeceğiz." derken
haksız mı? Sadece onlar değil, milletçe kafayı yemek üzereyiz. Ey,
adalet kızım! Her nereye kaçtıysan acilen evine dön, anan-baban
hasretinden yataklara düştü...
Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan ve Mamak’a kucak dolusu sevgiler...
Müyesser YILDIZ
18 Ocak 2013

Yorum Gönder