Dünyanın en fazla gazeteci, yazar, siyasetçi, öğretim üyesi, hukukçu, öğrenci ve
subay tutuklayan ülkesiyiz...
Diyorlar ki “Özgürleşiyoruz!”
***
Çalışan kadınların, kadın nüfusuna oranı son
on yılda akıl almaz bir ölçüde düştü. Kadın, sadece çocuk yapmakla görevli bir
makine hâline getirildi. Kadına şiddette patlama yaşandı. Milletvekili kadın
bile kocasından dayak yedi...
Diyorlar ki, “Kadın haklarını en çok biz
savunuyoruz!”
***
Nüfusun üçte birinden fazlası yoksulluk
sınırının altında yaşamaya mahkûm edildi...
Diyorlar ki,
“Kalkınıyoruz!”
***
Son on yılda 500 kişinin üzerinde işçi
çalıştıran bir tek bile fabrika yapılmadı. Ekonomi tamamen dışa bağımlı hâle
getirildi...
Diyorlar ki, “Sanayileşiyoruz!”
***
Dünyanın gıda deposuyken; eti, buğdayı,
arpayı, hatta samanı bile ithal eder hâle geldik...
Diyorlar ki,
“Üretiyoruz!”
***
Çevremizdeki tüm komşu ülkelerle gergin
günler yaşıyoruz; Suriye ile soğuk savaş hâlindeyiz... Yunanistan, Ege’deki tüm
küçük adaları kendi topraklarına kattı. Rusya’dan, İran’dan ültimatom üzerine
ültimatom yiyoruz...
Diyorlar ki, “Sıfır sorun politikası
izliyoruz!”
***
Kendi aleyhlerine karar veren tüm yargıçları
görevden aldılar ya da susturdular... Muhalefeti yıldırmak için yargıda
inanılmaz bir kadrolaşmaya gittiler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu’nun tamamına yakınını Adalet Bakanlığı memurlarından
oluşturdular...
Diyorlar ki, “Yargıyı bağımsızlaştırıyoruz!”
***
10 Kasım’da halkın Atatürk’ü anmasını, 23
Nisan’da, 19 Mayıs’ta, 30 Ağustos’ta, 29 Ekim’de anıtlara çelenk koymasını,
Anıtkabir’e gitmesini yasakladılar...
Diyorlar ki, “Bayramlarımızı artık
coşku içinde kutluyoruz!”
***
Başlangıçta tepe tepe kullandıkları Avrupa
Birliği hedefini son beş yılda rafa kaldırdılar, AB’ye girmekten vazgeçtiler! AB
ile müzakereleri kaplumbağa hızına indirdiler...
Diyorlar ki, “AB bizim
için çok önemli!”
***
Suriye’den kaçan Arap öğrencilere istedikleri
üniversitede okuma olanağı tanıyıp, “Parasız üniversite istiyoruz” diye pankart
açan Türk öğrencilerini cezaevine tıkıyorlar...
Diyorlar ki,
“Eşitlikçiyiz!”
***
Üniversiteler ve belediyeler başta olmak
üzere tüm kamu kurumlarında yolsuzluk yapan yandaşlarının yargılanmasına bir
türlü izin vermiyorlar...
Diyorlar ki, “Adaletten yanayız!”
***
Biber gazı ve copsuz gösteri kalmadı,
karakollardaki işkence ve dayak görüntüleri rutinleşti.
Halk polisi
görünce kaçacak delik arıyor...
Diyorlar ki, “Güvenliğinizi
sağlıyoruz!”
***
Emekliye, memura zam konuşulurken ekonomide
yaşanan sıkıntılar hatırlanıyor ama vekiller kendilerine yontarken oldukça
cömert...
Diyorlar ki, “Yıpranıyoruz!”
***
Terörist başıyla pazarlık yapıp, terörist
cenazelerinde polisi geri çekiyorlar... Meydanda “güvenliği sağlama” işini,
kollarında BDP bandı taşıyan PKK’lılara devrediyorlar.
“PKK halktır” diye
slogan atan on binlere bakıp, pişkin pişkin gülüyorlar...
Diyorlar ki,
“Cenaze törenine katılanlar sağduyuluydu!”
***
Bu ülkede bir şeyler yanlış
gidiyor...
Ama ne?
*****
GÜNÜN SORUSU
CHP Antalya
Milletvekili Yıldıray Sapan, AKP’nin 10 yılda yabancılara, 80 yılda satılanın
100 katı kadar gayrimenkul sattığını söylemiş ve bu durumu eleştirmiş... Sorum
kendisine:
Peki; on yıldır ana muhalefette olan partiniz bu durum
karşısında ne yaptı?
*****
Sonsuz bir yalnızlıktır
ölüm...
Mehmet Ali Birand, bugün son yolculuğuna çıkacak... Dünya
görüşlerimiz, gazetecilik anlayışlarımız farklıydı.
Kendisini şiddetle
eleştirdiğim yazılardan sonra bile sitem etmez, karşılaştığımızda sadece
gülümserdi.
Bir defasında da,“Beni eleştiren diğer gazetecilerden
farklısın. Çünkü sen hakaret etmiyorsun, yazılarındaki her harfin yüreğinden
koptuğunu biliyorum. O yüzden kızamıyorum” demişti.
İnanılmaz bir
disipline, hırsa ve enerjiye sahipti.
Huzur içinde uyusun...
***
Hakan Şevket Telkes aşağıda bir bölümünü
yayınladığım satırları Facebook’taki “Mustafa Mutlu Okurları” sayfasında
paylaşmış... Çok beğendim:
“Sonsuz bir yalnızlıktır ölüm...
Sen
sustuğun kadar, başkaları konuşur artık. İyi sözleri kötü sözler
kovalar.
(../..)
Tabutuna sarılıp arkandan ağlayanlara da
bakma.
Gerçek gözyaşlarında yaşamak değil mi önemli olan?
Gerçek
sözlerde olmak?
Gözyaşı şişeleri koymayacaklar zaten mezarına. Gözyaşı
bile kurur.
Sahte gözyaşlarının da kuruyup gittiğini
Unutulunca
anlarsın...
Sonsuz bir yalnızlıktır ölüm...
Duyduğun her ölümde
yapılacak en güzel şey belki;
iğneyi bulmak, kendine batırmak
için...
Başkaları için sakladığın çuvaldızı aramak yerine!
Evet;
iyiler de var, kötüler de var dünyada.
Kötülük için de iyilik için de
savaşacaksın...
Ve uğruna savaştığın o şeyi yanında
bulacağını,
sonsuz yalnızlığa düştüğün o gün
anlayacaksın...
Sonsuz bir yalnızlıktır ölüm...
Sen sustuğun
kadar,
başkaları konuşur...”
Yorum Gönder