Paris ihalesi kime kalacak? - Eren Erdem

Geçtiğimiz günlerde Ahmet Türk bir açıklama yaptı. Açıklamasında “Paris’te gerçekleşen saldırıların arkasında, Türkiye’nin bölgede büyümesini istemeyen bazı güçler olabilir. İran olabilir” türevli bir mesaj verildi. Mesaj verildi diyorum, çünkü kişinin kendi dağarcığından çıkmayan, paket servisle sunulan her kelam “verilmiş olandır.” 
Ahmet Türk’ün tutum, duruş ve eğilim açısından cümlenin ilk kısmında (büyük Türkiye palavrası) Barzani formülünü dillendirmesi, akabinde meselenin ucunu İran’a dayaması; aslında bu işin arkasında kimlerin olduğunun da belgesidir.
Şöyle bir yolculuk yapalım geriye doğru.

Yıl: 2003

El-Kaide HSBC Bank ve İngiliz Konsolosluğu’na saldırdı. İngiliz Konsolosu Robert Short saldırıda öldü. Akabinde bu davanın soruşturmasına “Bursa’da açığa alınması gündemde olan Zekeriya Öz atandı.” Zekeriya Öz, MOSSAD’ın saldırıyı gerçekleştirenleri sorgulamasına izin verdi. Ama burada bir gariplik var. İngiliz elçilik saldırısını neden MOSSAD sorguluyor?
Nedenini açıklayalım. Robert Short; 68 hareketlerinde Türkiye’nin “Amerikan emperyalizmine karşı savaşan” gençlerini kullanmaya çalışmış, lakin başarılı olamamıştı. İngilizler, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı yükselen dalgayı, kendi lehine çevirme çabasına dahil olmuştu. Lakin bu durum “başarısızlık ile neticelenmiş” hassasiyet ve anti-emperyalist şuur bu durumu tersine çevirmişti.

Uzlaşılmış Barzani formülü

Mahir Çayan’ın İsrail’li Efraim Elrom’u öldürmesiyle sonuçlanan olayda da, Elrom’un kaçırılış sürecinde İngilizlerin aktif olduğu ifade edilir. Elbette Mahir Çayan bu durumun tümüyle dışındadır. Elrom’un tuzağa düşmesi noktasında, İngilizlerin “tek taraflı bir çalışma içinde olduğunu” söylemek gerekir. O dönem bu işin başında ki kişi “Robert Short’tur.”
Resmi çerçevelediğimizde belirgin bir tablo ortaya çıkar. İngilizler, bölgesel hegemonya hayali nedeni ile, Türkiye’de etkin bir dönem yaşamıştır. HSBC ve konsolosluk saldırıları, “yeni dönemin siyasetini ilan etmiştir.” MOSSAD, bir tür intikam almış, aynı zamanda “ABD-İsrail” hegemonyasının tam egemenlik sağlamasını tesis etmiştir.
Ve saldırıyı yapanları sorgulamak üzere 2003 yılında soruşturmanın başına “savcı Zekeriya Öz” getirilmiştir. Zekeriya Öz, MOSSAD operasyonlarının hukuksal zeminini tesis etme hususunda kritik görevlere getirilmiş, akabinde bugün de “Ergenekon adlı operasyonun en önemli ismi halini almıştır.”
El-Kaide’nin bölgede yaptığı işlere baktığımızda “MOSSAD lehine işlenen” politik cinayetlerin tetiğini çeken el konumunda olduğu net biçimde görülür. 11 Eylül saldırıları (ki tümüyle düzmece olan ve ABD’nin bölgeyi işgali için üretilmiş bir senaryo olan bu saldırılar)nın baş faili olarak kurgulanması da bu durumun netleşmesini sağlar.
İçinde bulunduğumuz kritik eşikte, Robert Short’un 2003’te öldürülmesini sağlayan güç, bugün de Barzani formülünü “mutlak bir çözümsüzlük sosuyla dayatmanın yolu olarak” bölgede çok sayıda saldırının başını çekmektedir. Dolayısı ile Paris’te PKK hedeflerinin vurulması olayı, üzerinde uzlaşılmış Barzani formülünün işlevselliği adına gerçekleştirilmiştir.
Kerkük’te patlayan bomba ve 11 kişinin ölümü, Maliki yönetimine, Baas’a yapılanların yapılacağını gösterir. Bölgede ki vahim durum, “Barzanistan müzakerelerinin başladığı dönemle birlikte daha vahim bir boyuta ulaştı.” Bu açıdan okuduğumuzda, ABD-İsrail eksenli bir hegemonyanın ürettiği bu projenin varacağı nokta açıktır.

Ahmet Türk resmen bir istihrabatçı gibi itiraf etti

Ahmet Türk ne yapıyor? PKK ve BDP tümüyle “müzakerelerin parçasıdır.” Dolayısı ile Barzani formülünün ucundan tutan taraflardır. Bu yönüyle, meselenin İran’a ihale edilmesi, Barzani formülünün “BOP’un doğal sonucu olmasıyla doğrudan ilişkilidir.” Ahmet Türk’ün verdiği mesaj çok açık. Bu müzakereler; doğrudan BOP’un kendisidir diyor. Hedefi de, BOP’un hedefindekilerdir diyor.
Bir istihbaratçı gibi, henüz çözülememiş bir olayın İran’a atfedilmesinin, üstelik hiçbir istihbari vazifesi bulunmayan sıradan bir siyasetçinin bunu yapması, hangi projelerin nasıl bir zeminde işlevsellik kazandığının resmi belgesidir.
Bu bir gaf değil! İtiraftır arkadaş! İtiraf!
Bu yüzden “kürtler” evvela, emperyalizmle ve işbirlikçileriyle hesaplaşmalıdır. Özgürlüğün yolu budur.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget