PEKİN - CHP Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu, dün kalabalık bir gazeteci ve işadamı topluluğuyla
birlikte Çin’e geldi. Uçakta hükümet ile
İmralı’da hükümlü bulunan Abdullah
Öcalan arasında yürütülen görüşmeler ve üç PKK üyesinin
Fransa’da öldürülmesine ilişkin gelişmelerle ilgili
soruları yanıtlayan CHP lideri şunları söyledi:
Fransa çözmeli
- Paris’teki suikast İmralı sürecini sabotaj gibi
yorumlanıyor.
- Biz de dikkatle izliyoruz. Dışarıdan arkadaşlar bilgi veriyorlar.
İçeriden bilgi alıyoruz. Aydınlığa kavuşturulmasını hep beraber bekliyoruz. Bu
konuda asıl görev Fransız hükümetine düşmektedir. Olayın olduğu yer Fransız
istihbaratının, polisinin sürekli gözetim altında tuttuğu yer, biliniyor.
Önümüzdeki süreçte aydınlığa kavuşacağına inanıyorum.
- İmralı sürecini etkiler mi?
- Gerekçelerini bilmek gerekiyor. Bir infaz olduğu belli. Hangi
gerekçeyle bu infaz yapıldı, bunun ortaya çıkması gerekiyor.
Süreç yürümeli
- Sürece yine de destek vermek gerekiyor, değil mi?
- Elbette, bu süreç kendi içinde gelişmeli. Bir yerde infaz oldu süreç
aksadı diye bakmak doğru değil. Hükümetin kararlılığı varsa süreç kendi içinde
yürümeli.
- Kredi açma sözünüz Başbakan’la aranızda polemik
yarattı.
- Sayın Başbakan’ın tavrı doğrusu bende
şaşkınlık yarattı. Türkiye’nin en temel sorununu çözme
konusunda muhalefet partisinin olaya olumlu yaklaşımına olumsuz tepki vermek,
sorunu çözmemek gibi bir iradeyi dolaylı yoldan ortaya koymak anlamına geliyor.
Bu nedenle süreci büyük dikkatle takip edeceğiz.
Niye çözüyorsun denmez
- BDP ve diğer çevreler süreci olumlu görüyor.
- Her toplumun yaşadığı sorunlardan kurtulması lazım. Bu sorunlar dar
bir alanı, bazen bütün ülkeyi ilgilendiriyor. Sorun kronikleştikçe sorunun
yayıldığı alan ülke sınırlarını da aşabiliyor. 30 yıldır bir sorun çözülemiyorsa
herkesin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. CHP olarak bu sorumluluğun bilincinde
hareket ediyoruz. Bu sorunun çözülmesine katkı vermek istiyoruz. Çözülecekse
niye çözüyorsunuz diye bir tepki göstermenin hiçbir anlamı yok. İnsanınızı,
ülkenizi seviyorsanız herkesin barış ve huzur içinde yaşamasını isterseniz,
beklentimiz ve talebimiz bu. Biz bu ülkeye barışı getireceğiz derlerse biz
bundan mutluluk duyarız.
Biz içinde olmayız
- BDP, İmralı görüşme trafiği CHP’ye kapalı olmamalı
diyor.
- CHP olarak biz o sürecin içinde olmak istemeyiz. O süreç bizim
dışımızda, onu yapan hükümet.
Başbakan başka, sözcüleri başka
- Hüseyin Çelik somut gelişme olmadan İmralı süreci ile
ilgili CHP’ye bilgi verilmeyeceğini söyledi.
- Bilgi verip vermemek onların takdirinde olan bir şey. İlla gelin bize
bilgi verin diye bir talebimiz yok. Eğer CHP’den çözüm
için katkı bekliyorsanız ana muhalefet partisine gelin bilgi verin.
Dolayısıyla o gelişmelerden bizim de bilgimiz olsun. Bize bilgi
vermeleri şart değil, parlamentoya da bilgi verebilirler. Orada yine bilgilenmiş
oluruz. Mesele şu: Sorun çözümünde toplumsal uzlaşma arıyor musunuz, aramıyor
musunuz? Benim gördüğüm, bizim çıkışımıza karşılık hükümetin bir toplumsal
uzlaşma aramadığı, niyetinin olmadığı şeklinde farklı
tepkiler geldi. Sayın Başbakan’ın tepkisi ile
AKP’den diğer yöneticilerin tepkileri arasında fark
var. Sorunun çözümüne dair hükümetin kafasında net bir strateji olduğuna
inanmıyorum. Bir strateji olsaydı bir şekilde ortaya konurdu.
Bir gün çözeceğiz
- Çözüm için umutlu musunuz?
- Bu sorunu çözeceğiz herhalde bir gün.
- Bu yıl ya da yakın bir tarihte mi?
- İhtimal vermiyorum. Nedeni de hükümetin elinde bu konuda
bir strateji yok.
CHP neye ve ne kadar kredi açıyor?
- Hükümet sorunu çözeceğim diyor. Eğer sorunu çözecekse biz bundan
memnunluk duyarız. Hükümete kredi açarken 4 koşul ileri sürdük. Millete hesabını
veremeyeceğin angajmana girmeyeceksin, samimi olacaksın, kişisel beklentilerin
olmayacak, ana muhalefet ya da parlamentoya bilgi vereceksin. Bunları yaptığı
takdirde elbette o görüşmelerden bizim anlayışımıza uygun bir çözüm yakalanmışsa
destek vereceğiz. İçeriği belli olmayan görüşmeler hakkında bizim her konuda
size destek vereceğiz dememiz doğru değil.
- Angajmanlardan neyi kastediyorsunuz?
- Halkın duyarlılığıdır. Bir siyasal iktidar
Türkiye’nin en kritik sorununu çözerken halkın
duyarlılıklarını dikkate almalıdır.
- Başbakan’ın Fransa Cumhurbaşkanı’na
bir çağrısı oldu ‘Teröristlerle ne görüşüyorsun?’
diye Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Aziz Nesin olsaydı ona çok güzel bir yanıt
verirdi. Ne söyleyeyim? “Niye onunla
konuştun” diyorsunuz. O da sana sormaz mı yarın
“Sen kiminle konuşuyorsun” diye?
Ağzınızdan çıkanı düşünerek konuşacaksınız. Bir eylemde bulunuyorsunuz,
görüşmeler sürdürüyorsunuz sonra da bu tarafta dönüp diyorsunuz ki
“Ne görüşüyorsunuz?” “Siz ne
görüşüyorsunuz” diye sorarlarsa ne cevap vereceksiniz? Ne
yanıt vereceksiniz Sayın Recep Tayyip Erdoğan?
CHP’de farklı ses yok
- Partinizde bu konuda farklı sesler var mı?
- Defalarca ifade ettik, farklı bir ses yok. Bu olayın 30 yıldır
silahla çözülmediğini herkes biliyor. Bizim sorunun çözümüne ilişkin farklı
düşünceler geliştirmemiz, yol haritaları belirlememiz gerekiyor. Olay çok
boyutlu. Neden bir toplumsal uzlaşmadan söz ediyoruz, gerekçesi işte bu.
Toplumun yüzde 1’lik kesiminin bile çözüme katkısı
olacağını düşünüyoruz.
- Partinizde aykırı düşünenler için disiplin sürecini başlattınız
mı?
- Yok. Olmadı öyle bir şey.
- Meclis’te bekleyen reformlar, anayasa, anadilinde savunma
gibi adımlara desteğiniz sürecek mi?
- Biz bir önerge verdik. Sadece savunma değil savcılık ve Emniyeti de
kapsayan bir önerge. Önergemiz İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne uygun olarak hazırlandı. Ama kabul
edilmedi. AKP kendi önergesinde ısrar ediyor.
- Ahmet Türk, İmralı’dan sonra Öcalan’ın
talepleri olarak bazı formüller söyledi. Barış konseyi kurulabilir dedi.
Hakikatleri araştırma komisyonundan söz etti. Bu öneriler CHP’nin
gündeme getirdiği önerilerle örtüşür gözüküyor?
- Sayın Türk’ün neler
konuştuğunu bilmiyoruz. Bizim görüşümüz sorunun çözümünde zeminin
parlamento olduğudur. Dolayısıyla bu görüşü kim paylaşırsa; AKP, MHP, BDP, sivil
toplum ve medya paylaşırsa seviniriz. Sorunun çözümünde bir yol haritası ile
yola çıkmamız, strateji belirlememiz gerekiyor. Bu önerimizi daha önce
Başbakan’a götürdük. Kamuoyunda büyük destek de buldu.
Ama hayata geçme olanağı olmadı. Toplumsal uzlaşmanın birinci ayağı siyasal
uzlaşmadır. Siyasal uzlaşma parlamentoda olur.
Başbakan toplumsal uzlaşmayı bilmiyor
- Başbakan ve çevresi ‘CHP’ye güvenmiyoruz.
Süre istediler, hâlâ adım atmadılar’ diyorlar.
- Bizim söylediklerimiz galiba yeterince anlaşılmamış veya herkes
anladığı gibi okuyor. 4 siyasal partinin parlamentoda bir araya gelmesi ve
parlamento dışında kanaat önderlerinin bir komisyon oluşturmasıdır bizim
talebimiz. Başbakan’ın toplumsal uzlaşmanın farklı bir
şey olduğunu öğrenmesi lazım. Toplumsal uzlaşma oyçokluğu ile bir sorunun
çözülmesi demek değildir. AKP ve CHP’nin oyu yüzde 75.
Yeter mi? Hayır. Sizden 3 kişi, bizden 3 kişi geldik yan yana. Neyi çözeceğiz?
Toplumsal uzlaşma bu sorunun çözümünde kilit sözcüktür. Milletvekilleri yan yana
gelse neyi konuşacaklar merak ediyorum.
Bu bir başlangıç olmaz mı?
- Hayır. İki parti bir araya gelip anayasayı değiştirebilir mi? O
anayasa değişirse, bu ülkenin, toplumun anayasası olarak kabul eder miyiz? Tek
parti anayasa değiştirdi, yüzde 42
“hayır” var karşısında. Bu
toplumun anayasası değil çoğunluğun anayasasıdır. Toplumsal uzlaşma kavramını
Sayın Başbakan ve ekibinin iyi anlaması lazım. Bu sorun iki partinin bir araya
gelmesiyle çözülecek olsaydı çoktan çözülürdü.
Halkı kandırmanın yolu
- Ama denemediniz bunu?
Baştan çözülemeyecek bir konuda halka umut vermenin bir anlamı var mı?
Yazık günah değil mi...
- 2009 süreci ile bugünkü süreci nasıl karşılaştırırsınız?
- Birisi gizli yapılıyordu, şimdi açık açık yapılıyor. En azından
“siz görüşüyorsunuz” dendiği zaman
Başbakan hiddetlenmemiş olacak.
- Hâlâ “devlet görüşüyor, hükümet
görüşmüyor” deniyor?
- O da halkı kandırmanın başka bir yolu...
Denetimler mi eksik?
- Denetimler yapılıyor ama denetimin gereği yapılmıyor.
O koltuklarda 5 dakika
bile oturmamalılar
- Arka arkaya maden kazaları oldu. TTK Genel Müdürü
“İşçilerin icra borcu var, dikkatleri dağılıyor. Borçlarını
kapatsınlar” dedi...
- Sağlıklı çalışan bir demokraside enerji ve çalışma bakanının
koltuklarından ayrılması, 5 dakika bile oturmaması lazım. En az 6 kez bu
patlamanın olduğu maden ocağında, burada uygun çalışma ortamı yok raporu
verildi. Her seferinde bakanın önüne kondu. Her seferinde
“Devam edin” dendi. Hesabını kim
verecek? Veren yok.
Şimdi bir kamu yetkilisi kalkıyor, “İşçinin aylığında
icra varsa kendisini çalışmaya veremiyor. Ya icrayı kaldıracaksın ya da senin
işine son vereceğim” diyor. Hangi demokraside böyle bir şey
var. Siz doğru dürüst para verdiniz de o icrayı mı kaldırmadı? Hem asgari ücret
vereceksiniz, hem aylığından icrayı kaldır diyeceksiniz yoksa senin işine son
vereceğim diyeceksiniz.
Çalışıyor adamcağız
- Kardeşinizin görüntüleri bir süredir televizyonlarda?
- Aman bu işe hiç sokmayın. Çalışıyor adamcağız. Emekli zaten...

Yorum Gönder