İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin aldığı izin
sayesinde, ortalama 4 yıllık bir aradan sonra Ergenekon davasından tutuklu
gazeteci arkadaşlarımın yakından yüzlerini görebildim. Kıskanmayın, açık görüş
koşullarında kucaklaşıp konuşabildim. Biliyorsunuz 18
Şubat’a kadar duruşma yok. 24 saat uyumadan, nefeslik
ara vermeden okumaya kalkışsak, yazılı belgeleri 10-15 yılda ancak okunabilecek
davada, büyük olasılıkla savcılık esas hakkındaki görüşünü
bildirecek.
Oysa yasalar içinde yargılamanın savunmaya yönelik hakları sayısız
ayağı ile atlanmış, katledilmiş konumda. Savcılığın kayıtlara geçirmiş olduğu
876 tanığın ancak 57’si dinlenmeye çağrıldı. Gelmeyen
8 tanığın da dinlenmesinden vazgeçildi. Ergenekon askeri darbe, terör örgütü
üyeliği ilişkili, yıllardır tutuklu yargılanan asker-sivil her meslekten aydının
bırakın gizli terör örgütü üyeliği, ortak eylemliliği; aynı çizgi ve cephede
buluşamayacakları, kan uyuşmazlıkları ağızlarda sakız, yargılamalarda kişinin
suçla ilişkilendirilmesi hak getüre... Bırakın suçlananları, suçlayanlar, gizli
tanıklar üzerinden bile, gizli darbe, Ergenekon terör örgütü üyeliği, eylemi,
kanıtı ortaya konmamış. Ortalıkta “kuvvetli şüphe,
kanaat...” sözcüklerinden geçilmiyor.
Ergenekon’a gizli tanıkla eklemlenmiş Danıştay
cinayeti, gizli darbeci terör örgütünün tek somut eylemi
sayılmakta...
***
Onda da eklemlemeye eklemleme silahı sağlayanlar ülkücü mafya türünden,
önceden kendilerinden saydıkları
“saygın” ağabeylerine suç eyleminde kullanılan
silahı sağladıklarını itiraf ederlerken ne Danıştay cinayetini bildiklerini ne
de Ergenekon adını duyduklarını söylüyor...
Genelkurmay Başkanı içinde çok kalabalık üst rütbeden askerin içinde
olduğu gizli darbe, terör örgütünün, silahların içinde yaşarken tek terör suçu
eyleminde, şeyhlere de bulaşık silahını ülkücü mafyadan sağladığı bir garabet
tablo ortaya çıkıyor.
Sivil iktidar sürecinde Türkiye galiba ilk kez bu kadar ağır siyasi bir
yargılamanın içinde, özel yargı eliyle bu kadar çok boyutlu hukuk ihlalleri ile
yüz yüze geliyor.
Bu davanın 600’ü bulan sanıklarının yargısız
infaz, ceza niteliğindeki ön tutuklulukları, insan hakları ihlallerinin
birbirinden çarpıcı örneklerini ya da en son dün gazeteci arkadaşlarımdan
trajikomik tatta yeni dinlediklerimi sizlerle bir köşe yazısında paylaşmanın
maddi olanağı yok. Bu kadar siyasi amaçlı, toplumu teslim alma hesaplarında
fazlaca bir yararı da yok.
Siyasi amaçla yola çıkılmış insan hakları, hukuk ihlallerine karşı
ancak güçlü siyasal duruşla yanıt verilebilir. Siyasi parti, örgüt, bireysel
kimlik ayırımı yapılmaksızın, sivil, demokratik insan hakları, hukuk devleti
düzeninin geçerli olması için ortak cephede savaşım vermek gerek.
Silivri’de 13
Aralık’ta anlamlı bir kalabalık katılımla anlamlı bir
ilk protesto “hukuksuzluğa karşı duruş” sınavı
verilmişti. 18 Şubat’ta, bu protesto duruşu
büyütülebilir. Hukuk devleti düzenini yerleştirme, kalıcılaştırmaya yönelik
cephe çalışmalarının arkası gelecektir...

Yorum Gönder