Abdullah Öcalan’la görüşen kardeşi Mehmet Öcalan
televizyon meselesini şöyle açıklıyor: “Televizyon kendi talebi değildi.
Cezaevi müdürünün iknası sonucu televizyonu kabul etti.”
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise şöyle açıklıyor: “İmralı’da idari ve gözlem kurulu var. Bu kurul Abdullah Öcalan’a çeşitli disiplin cezaları vermiş. 2011’de bu cezalar sona ermiş. Bir
yıl kendisi gözlenmiş. Sonuç olarak uyumsuz davranışlarının olmadığı
gözlemlenmiş ve televizyon verilmesine karar verilmiş. Buna ceza infaz
kurumu karar veriyor.”
Gelin en iyisi birkaç gün öncesine dönelim ve Başbakan Erdoğan’ın Senegal’deki şu açıklamasını anımsayalım: “Öcalan 12 metrekarelik yerde kalıyor, karyolası, her şeyi var. Radyosu vardı, şimdi o radyoyu televizyon ile değiştirecekler. Ben talimatı verdim belki de değiştirmişlerdir bile. Talimatı vereli epey oldu. Bir televizyonu oraya koyun dedim.”
Başbakan ile Başbakan Yardımcısı’nın 3 gün arayla yaptığı bu
açıklamalara bakılırsa ya “AKP tarzı siyasete uygun olarak yine millete
yalan söylüyorlar” diyeceğiz ya da “Erdoğan, İmralı idari ve gözlem kurulu başkanı olmuş” diyeceğiz!
Siz tercih edin!
ERDOĞAN’A GÖRE ÖCALAN TERÖRİST DEĞİL
Başbakan Erdoğan, birkaç kez dile getirdiği şu sözleri, son
süreçte de kullandı: “Bölücü terör örgütüyle mücadele ederiz, siyasi
uzantısıyla da müzakere ederiz. Terör örgütüyle bir şey müzakere
etmedik.”
Hatta Erdoğan bir konuşmasında, müzakereyle görüşmelerin
farklı şeyler olduğunu kaydederek, “Görüşmeleri yaparsınız. Görüşme
esnasındaki gelişmelere göre de adımınızı atarsınız.” diye konuştu.
Peki, o zaman bugün yapılan ne? Yine Erdoğan’ın ağzından
açıklayalım: “Eğer müzakere edilen başlıklara sadık kalırlarsa süreç
devam eder. Ama kalmazlarsa bunu devam ettirmeyiz.”
Farkındayım, Erdoğan’ın sözleri birbirini tutmuyor ve her
konuşması bir öncekini tekzip ediyor. İşte bu AKP tarzı siyasettir. Ve
tıpkı televizyon meselesinde olduğu gibi “AKP, sürekli millete yalan
söylüyor” demeyeceksek, “terör örgütüyle müzakere etmedik” diyen Erdoğan’ın artık Öcalan’ı terörist olarak görmediğini kabul edeceğiz!
YENİ KAVRAMLARLA PSİKOLOJİK SAVAŞ
Bu aslında müzakere sürecini beslemek ve kamuoyunu hedefe
yönlendirmek üzere yapılan, ABD ürünü bir psikolojik savaş yöntemidir.
PKK ile Öcalan’ı uygun bir üslupla birbirinden ayırmak ve aşama
aşama onun bir terörist olmadığını satır aralarında işlemek, bu sürecin
önemli bir parçasıdır.
Nitekim bu yöntem, 15 gündür sıklıkla uygulanmaktadır. İşte örnekler:
Taraflar “ateşkes” yerine “çatışmasızlık ortamı” gibi daha yumuşak
kavramlar kullanıyorlar. “Demokratik özerklik” yerine bu aşamada “yerel
yönetim” veya “güçlendirilmiş yerel yönetim” diyorlar. “Müzakere” yerine
“diyalog”, “Öcalan” yerine “İmralı”, “PKK” yerine “Kandil” isimlerini
kullanıyorlar. Hatta “devlet” yerine de “ünite” demeye başladılar!
AKP medyası da süreci bu yeni terminolojiyi kullanarak şöyle tarif ediyor: “MİT,
Kandil’i “silah bırakmaya” ikna etmek için İmralı’yla diyalog kurdu.
Kandil, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ve demokratik bir ünite
oluşturulmasını istiyor.”
Oysa yeni kavramlarla yumuşatılan cümle, aslında tam olarak şu demektir: “Erdoğan,
PKK’yle pazarlık yapmak için Öcalan’la müzakereye başladı. PKK’nin
şartı, devletin bölünmesi sonucunu doğuracak olan demokratik
özerkliktir.”
DEVLETİN HİZMETİNDEN, DEVLETLE PAZARLIĞA
Kategorik olarak devletin Öcalan’la görüşmesine karşı değilim. Ancak kimin, ne amaçla görüştüğü kritik önemdedir!
Örneğin Albay Atilla Uğur’un Öcalan’ı sorgulaması ve Türk Ordusu’nun Öcalan’la
görüşmesi, PKK’nın sınır dışına çekildiği ve terörün sıfırlandığı bir
beş yıllık dönem yaratmıştır. 2004 yılına kadar süren bu süreç, Öcalan’ın ifade ettiği tarzıyla “devletimin hizmetindeyim” dönemidir!
Ancak AKP’nin ABD adına yürüttüğü türden müzakereler, Öcalan’ı
devletin hizmetinden çıkarmış ve onu devletle pazarlık yapan bir
otorite haline getirmiştir. Bu tip süreçler, 2009’da da olduğu gibi
“barışı” getirmez, PKK’nin daha da güçlenmesini sağlar!

Yorum Gönder