Katiller Salıverildi, Deniz Feneri “Ak”Landı, Yurtseverler İçeride, Akp Adaleti Böyle Birşey Olsa Gerek

Şu ülkede “hacı, hoca, din, iman” perdesi arkasında çevrilmedik dolap, oynanmadık oyun kalmadı. Saymakla, dökmekle bitmez. Şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle halkı kazıklıyorlar.
Aldatıyorlar.
Adaleti istedikleri gibi kullanıyorlar. Sayelerinde hukuk guguk oldu.
Börtüsü böceği, kurdu kuşu, denizi gökyüzü, insanları ile şu ülke, şimdiye dek bu kadar yolsuzluk, hırsızlık, yalan dolan, talan, sahtekârlık, acımasızlık, üçkâğıtçılık görmedi. Hele hele, böyle utanmaz ve pişkin yöneticilere tarihinde rastlamadı.
İhanet diz boyu…
Hırsızlar, vatan satıcıları köşe başlarını tutmuşlar.

Yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, tüm çıplaklığı ile ortada. Saklısı gizlisi kalmamış. Dağlar gibi yığılmış kirli çamaşırlar.

İki kere ikinin dört etmesi kadar kesin kanıtlarla yasa dışı işlerin ortaya çıkarılmasına karşın, adamlar yine de hiçbir şey olmamış gibi, büyük bir pişkinlik ve utanmazlık içerisinde demeçler veriyorlar.
Konuşuyorlar. Konuşuyorlar. Durmadan konuşuyorlar…
Hokkabazlık yapıyorlar.
“Bu ne rezillik? Bu ne kepazelik?” diye yüzlerine tükürdüğün zaman, “Yağmur yağıyor” diyorlar…
Yerli yabancı, dünyanın tüm hukukçuları, Deniz Feneri vurgunun “Bir merhamet sömürüsü, en büyük nitelikli bir dolandırıcılık davası” olarak tanımlıyorlardı. Ama her konuda görüş bildiren, düşünce sergileyen bir yöneticinin, bir yetkilinin ağzından bu konu ile ilgili, bir tek eleştiri, bir tek kınama duymadık.
Duymadık. Duymadık çünkü oyunun baş aktörleri kendileri…
Zaten sonunda da dosyayı rafa kaldırdılar. Ortada ne dolandırıcı kaldı. Ne ceza alan, ne hüküm giyen…
Sadece dolandırılan, sömürülen saf, gerçekten inanmış insanlar kaldı. Bir de bu davada gerçekleri ortaya çıkarmak için çaba gösteren savcılar…
Deniz Feneri soyguncularının yerine şimdi, savcılar yargılanıyor. Alman Mahkemesinin “Asıl Suçlular Türkiye’de” dediği kişiler bırakılıyor, onları kovuşturan, soruşturan savcılar cezalandırmaya çalışılıyor.
Hem de haklarında 11 yıla varan hapis cezaları istenerek…
AKP hukuku bu olsa gerek…
“İleri demokrasi”, “İleri demokrasi” diye papağan gibi tekrarladıkları şey bu olsa gerek…
Yani katilleri salıverip, yurtseverler içeride tutmak…
Çalıntı sorularla devlet memuru olan yandaşlar, devlet kesesinden maaş almaya başladılar bile. Bu kaçıncı sınav yolsuzluğu? Bu kaçıncı sınav hırsızlığı?
Sayısını unuttuk.
Gençlerimizin geleceklerini, umutlarını, emeklerini çalıyorlar.
Ortada ne suçlu, ne ceza, ne hüküm giyen var… Şimdilik savcılarımız olup biteni izlemekle yetiniyor.
Sorular, kendisine ulema süsü veren, sahte din adamının emir kulları tarafından servis ediliyor. Bu kadar emek, uğraşı, masraf, umut bir anda üç beş yandaş için bozuk para gibi harcanıyor.
İnsanları Tanrı ile Tanrıyı da “hırka, tespih, post, seccade ile kandırmaya” çalışıyorlar.
İnsan olan insan bunu yapar mı?
Dilinden 24 saat Allah, peygamber sözcüklerini düşürmeyen sahte din adamlarına soruyoruz şimdi? Başkalarının hakkını ayaklar altına alarak, çiğneyerek bir yerlere gelmek nasıl bir duygudur? Bu kadar gencin geleceği ile oynamak size nasıl bir zevk veriyor? Mutlu musunuz?

Alınan sonuçlar içinize siniyor mu? Çalıyorsunuz, çırpıyorsunuz, bir yandan da yalancı pehlivanlar gibi “Ben Müslüman’ım” diye ortalarda dolaşıyorsunuz?

Sizin kitabınızda doğruluk, dürüstlük, başkasının hakkını yememe diye bir şey yazmaz mı?
Sizin kitabınızda “adam gibi yaşamak”, “adam olmak” diye bir şey yok mudur?
Önce adam olun adam, insan olun. Hacı hoca olmadan önce adam olun.
Sevgidir insanı insan yapan. Yücelten…
Sevgidir her işin başı.
Sevgi güzelliktir. Doğadır. Acıları, sevinçleri, sevdaları ortaklaşa yaşamaktır. Bölüşmektir. Sevgi insanlaşmaktır.
Halktan uzakta, mutluluğu sırça köşklerinin duvarları arkasında, parada, pulda arayanlar; çalanlar, çırpanlar, hak yiyenler anlayabilirler mi sevginin derinliğini? Yüceliğini…
Politikacılık, insanı sevme mesleğidir. İnsana çile çektiren, “Komşusu açken, kendisi tok yatan” bir kimse ne Tanrı’nın buyruğunu yerine getirmiş sayılır ne de peygamberin. Yöneticilik de yapamaz. Doğayı, hayvanı, insanı sevmeyen bir kimsenin ne katkısı olabilir topluma… Önce “insanlaşmak” gerekir. İnsanlaşmak için de gönüllerin sevgiyle, hoşgörüyle, doğrulukla, dürüstlükle dolması gerekir.
Ne demiş Ömer Hayyam:

A beyim, yoksa kalbinde şu muhabbet,
Ne çıkar, camide, ya havrada zikret
Deli sevdadan eğer varsa nasibin
Ne cehennem düşünürsün, ne cennet

Ali Eralp

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget