‘Suç Ortağımsınız!’ - Şükran Soner

‘Suç Ortağımsınız!’
Günde 17 saat su verilmeyen, 24 saat aydınlanma lambalarının açık olduğu ve her anımın 2 kamerayla izlendiği cezaevindeki koğuşumda bazen kendimi bu sözü söylerken yakalıyorum: “Kimse var mı orada?”
Yaklaşık 2 yıldır İstanbul’daki Silivri Cezaevi’nde tutukluyum. Daha mahkeme ne kadar sürecek bilmiyorum. Şimdiden unutuluşa mahkûm edildim. Suçum büyük; düşünmek, gezmek, gazetecilik yapmak. Türkiye’nin önde gelen bazı gazete ve TV merkezlerinde yöneticilik yaptım. 12 kitap yazdım. 100-200 bin satarak beni ülkemin bestseller yazarı yaptı. Ülkemde sadece mesleki kimliğimle tanınırım. Ergenekon adı verilen gizli örgütün üyesi olduğum iddiası ile hapisteyim. Delil olarak ne gösteriyorlar? Virüsle bilgisayarımıza gönderildiği üç seçkin üniversitemiz, ABD bilişim ve siber suçlar şirketinden alınmış bilirkişi raporlarıyla ispat edilmiş, odatv.com bilgisayarında bulunmuş dosyalar. (Bu virüsü, polis içindeki dinci bir cemaat mensuplarının yaptığından şüphe ediyoruz.)
134 sayfalık iddianame aslında neyin yargılanmakta olduğunu ispat ediyor, 361 “haber”, 280 “kitap-yazı”, 52 “köşe yazısı”, 26 “röportaj” ve 5 “makale” sözcüğü geçmektedir! İddianamede silah yok, bomba yok, cinayet yok, eylem yok. Mahkemede bana hâkimler sadece “O haberi neden yaptınız?” veya “Röportajı niye yayımladınız?” sorusunu yöneltti. Türkiye’deki meslektaşlarım şeytani bir entrika ile hapse atıldığımı biliyor. Fakat büyük çoğunluğu, cezaevine gönderilmemek, işsiz kalmamak için korkup yazamıyorlar. Benim ülkemde düşünce, hâlâ kötülüğün simgesi olarak görülüyor. Düşünsel değerlere bağlı kalanlar sahte delillerle hapse atılıyor.
Sevgili dostlar, evet siz benim “suç” ortağımsınız! Sizi harekete geçmeye çağırıyorum. Yalnız olmadığımı gösterin. Sessizliğe mahkûm edilişime son verin. Sesim olun, kalemim olun. Yıkın yalanlarla örtülü şu zindanın dört duvarını. Yoksa... Yine toprağa, çiçeğe, ağaca ve en dayanılmazı 12 yaşındaki oğlumun kokusuna hasret; insani niteliklerimi kaybetmem için yoğun tecrit uygulanan cezaevindeki koğuşumda kendimle konuşmaya devam edeceğim..
***
Mesleğim adına utandırıcı, kimi alıntılarla özetlemek zorunda kaldığım mektup, meslektaşımız Soner Yalçın’a ait. Avrupa Parlamento Meclisi Genişlemeden Sorumlu Komisyon üyelerinin elinde, bilgisayarlara virüs sokulduğu savlanan raporlarla birlikte incelemede. Dönemin yargısız infazlarının, işkenceye dönüştürülmüş tutukluluklarının, özele ilişkin örneklerini oluşturuyorlar. Tahliye umutları verilip insanların duyguları ile bir kez daha çok ağır oynandı. Çoğunluk hukukçuların “artık yargısız infaz içerikli öntutukluluklara son verilir” yorumunu yaptıkları 3.yargı paketi sonrasında, sevgili Balbay’ın dediği gibi “Katiller dışarıda, milletvekilleri dahil gazeteciler, bilim insanları, her meslekten aydınlar hepsi içeride”.
Medya sansürü, bir tür depresyonda, duymak istemedikleri gerçekleri duymak zorunda kalmamak için haberlerden, olup bitenlerden uzak kalmayı seçen, düşünmekten korkan çoğunluk vatandaşlarımıza rağmen... İlk tutuklanma kararlarının verilmesinden bugüne, yargılamaların bütününde, tutuklu olanların büyük yüzdesi için, suçun şahsiliği, somut oluşumu, kanıtlandırılamaması açısından, değişen hiçbir şeyin olmadığını anımsatmak isterim. Yargılamaları arada bir de olsun izleyenler, iddianamelerin sayfalarını karıştırıp tanıklıklar, sorgulamalardaki akışı merak edenler, hukuksuzluğun boyutlarında askeri darbeler hukukunun hukuksuzluklarının da çoktan aşıldığının sayısız örneklerine tanıklık etmiş oluyorlar. “Terör” örgütü üyeliği gibi ağır bir suçlamada, trajikomik ayrıntılarla aylar geçiyorken; “Kitabını yazdığım kişi ile iki telefon görüşmesi kaydım var. Kitabını nasıl yazmış olabilirim?”, “Siz beni şahsen, gerçekten tanıyor musunuz? Malum benim sahtelerim birden fazla. En az 20 kez bir arada gördüğünüzü söylediğiniz kişi ile hiç yüz yüze görüşmem yok. Bir tek, tanışmadan geçmiş olsun dileğimi ilettiğim telefon konuşmamın kaydı var”, “İddianamede benim bilgisayarımdan çıktığı söylense de bana ait notlar değil. Ancak virüsle sokulmuş olabilir”, “Sahtelik, dışarıdan virüsle sokulduğu iddialarımıza karşı bilirkişi incelemesi aylardır neden yapılmıyor?”...
Suçlamaların odağındaki itirafçı tanıkların her nedense önemli ağırlıkta sabıkalılardan çıkması bir raslantı olmalı. Yine tanıkların ağzından çıkan sorulara somut yanıt içeriğinde olması gereken bilgilendirmelerde, “hatırlamıyorum, bilmiyorum, içine bakmadım, tanımıyorum” sözcüklerinin akması bir ironi, şaka, mizah sayılabilir mi? Sanık ve avukatların somut suça ilişkin somut bilgide ısrar etmeleri hallerinde ise yargılamanın zorunlu ilkelerinin gereğinin yerine getirilmemesi, bolca örneği olduğu üzere sözlerinin kesilmesi, duruşmadan atılmakla tehdit edilmeleri...
Soner Yalçın’ın mektubunun özel verileri değiştirilerek, çoğunluk tutukluluklar, hukuksuzluklarda geçerli bu tabloda, yine Balbay’ın dünkü duruşmadan “Bu hukuksuzluğu kabul etmeyeceğiz” seslenişi ile noktalayalım.

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget