Ümmetçiliği esas alan Türklüğüyle gocunan din sömürücüsü ehliyetsiz bir kadro Türkiye’yi yönetiyor.
Dinimiz; devlet malı, yetim hakkı yemeyi cehennemlik bir suç sayıyor.
Ancak, dinci iktidar döneminde hırsızlıklar tavana vuruyor.
Atatürk döneminde devlet katı ve erkanı arasında bir tek hırsızlık
olayına tanık olunmuyor. Buna karşın Atatürk’e deccal (dinsiz) diyen
“devletin malı deniz yemeyen domuzcular” Müslüman diye ortalıkta
dolaşıyor.
Atatürk, vatan bütünlüğüne musallat olan işgalci 7 düvele karşı mucize
zaferleriyle dinimizi, onurumuz ve ülkemizi kurtarıyor. Vatan sathında
çan sesleri değil ezan seslerini egemen kılan Atatürk dinsiz; vatan
bölünmezliğine musallat olan din simsarları
Müslüman oluyor.
Sultan Vahdettin’in tahtı uğruna ülkeyi müstevlilere teslim ederken
bunlar gibi “analar ağlamasın diye Sevr’i kabul ettim” deme hinliğini
gösteremiyor.
Atatürk milli mücadelede din ve Kürt şeyhlerinin desteğini aldı. Ama
Cumhuriyet kurulduktan sonra onları yok etmeye çalıştı diye utanmazca
tezviratlar yapıyorlar.
Oysa Cumhuriyetin daha ikinci yılında Şeyh Sait isyanıyla yeni doğmuş Cumhuriyeti boğmak isteyenler, Atatürk’e ihanet ediyor.
O dönemde Kürtçüler için alınan zorunlu önlemlerin sorumluları da bu dış odaklı isyancı şeyhlerdir.
Dinci yobazlar da Atatürk ve laik Cumhuriyete karşı olan melanetlerini 30 Aralık 1930 Kubilay olayıyla kusuyorlar.
Şimdi zenci muamelesi gördük diye masum rolü oynayanlar o zihniyetin
ürünleridir. İrticayla mücadelenin müsebbipleri de bu din yobazlarıdır..
Atatürk bunlar gibi “İmralı ya da cemaatlere” teslim bayrağını çekseydi bu gün laik Cumhuriyetin yerinde yeller esiyordu.
Terörle bir yere varılmaz edebiyatı iflas ediyor
Atatürk Ege’de Yunanlılara karşı soykırım yaptı diyorlar. Yenik Yunan
Başbakanı Venizelos ise “Atatürk Tanrı’nın Türk milletine lütfettiği
bir mucize adam, bir dehadır” diyor.
Çanakkale Zaferi, Alman Van Sanders Paşa’ya aittir diyorlar. Alman
General yazdığı kitapta Çanakkale Zaferi’nin tek kahramanının Mustafa
Kemal olduğunu yazıyor.
Ürdün Kralı, Atatürk’ün huzurunda ağlıyor. Bunlar ise Anıtkabir’de sap gibi saygı duruşunda bulunmak en büyük azaptır diyor.
Acz’in adı “Analar ağlamasın” oluyor
2002’de terörü sıfırlayan komutanların tümü sanal belgeler ve
(terörist gizli tanıklıklarıyla) zindana attırılıp, ordunun kolu kanadı
kırılınca terör tekrar hortluyor.
Koskoca bir devletin acz içinde kalıp terörist başının önünde saf
durarak pazarlık zilletine düşmesi dünyada bir ilk oluyor. Önceleri
şehit aileleri “vatan sağ olsun. Vatan için ölecek bir evladım daha var”
diye ağıtlar yakıyorlardı. Şimdi “İmralı’da on binlerce şehidin
katilleri, af esintileriyle baş tacı edilince” şehit anaları
“evlatlarımız pisipisine öldü” diye kahroluyorlar.
Başbakan böylesine kapı kulu bir medya, aydın, yazar, çizer takımı bulmuş istediği gibi kullanıp yönlendiriyor.
Sanki Truva Atı gibi Türkiye’yi dış güçler istila etmiş, ülkeyi kolayca içten çökertiyorlar.
Analar ağlamasın teslimiyetine karşı çıkanlara “vatan haini” diyorlar. Sormak lazım:
Teröristbaşı; Biz haklarımızı yeterince aldık, “anayasadan Türk
kelimesinin çıkartılması”, “tüm PKK’lıların özgürlüklerine
kavuşturulması”, “Güneydoğu yerel yönetiminin özerk bölge haline
getirilmesi” gibi istekleri söylerken cinnet geçirmiştim. Böyle talepler
söz konusu değildir. Tayyip’e (başkanlık) “şapur şupur”, bize de
“yarabbi şükür” mü diyor?
Eğer durum böyleyse biz de süreci destekleyenlerin en başında olalım.
Aksi halde barış diye yutturdukları süreci yaratan ya da destekleyenlerin tümünü tarih vatan hainleri olarak tanımlayacaktır.
* * *
Not: Geçen haftaki yazımda MİT Müsteşarının bir astsubay emeklisi
olduğunu belirtmiş olmam, astsubay camiasını rencide ettiği gelen
maillerden anlaşılıyor.
Biz ordudaki tüm rütbelerin aynı değer, aynı onur ve kutsallıkta
olduğuna inanırız. Özellikle meşakkatli Astsubaylığın “zenci Türk” diye
görüldüğü iddiası yersiz bir vehimden ibarettir.
Kastımız, İmralı görüşmelerinin TBMM, MGK, Genelkurmay dışlanarak
yapılmasındaki sakıncaları vurgulamaktır. Tamamen Başbakan’ın
talimatıyla yürütülen bu süreç Türk Ulusu’na büyük zararlar verecek
şekilde sonuçlandığında Başbakan’ın “benim yazılı talimatım yoktur, MİT
Müsteşarı benim dediklerimin dışına çıkmıştır” diye onu ateşe
atmayacağının garantisi var mıdır?
Maillerde isimleri mahfuz bazı astsubay emeklileri, benimde Harp Okulu
mezunu olduğumu zannederek akıl almaz bir husumetle “Harbiyeliler ve
paşalara” kin kusuyor, paşaların saltanatı bitecek diyorlar.
Demek ki bir savaş vukuunda ast-üst saltanat kavgası hiyerarşik
emir-komuta düzenini alabora edecek, bu da ordunun felaketi olacaktır.
Astsubayların çoğunun (haklı davalarını gölgeleyecek) bu zihniyetin
karşısında olduklarına inanıyorum.
http://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/kemal-baytas/istediklerin-helal-yaptiklarin-yanina-kar-ama-bir-daha-yapma-anlasmasi-imrali-2013.html
Yorum Gönder