Kışla görünümünde bir kılıf yapıp işlevleri onun içine tıkıştırmak mimaride
doğru bir yol değildir. Öte yandan o dekor-cepheleri yeniden yapmak için elde
yeterli veri bile yok; elde olan yalnızca birkaç cephe fotoğrafı… Bu denli az
bilgi ve belgeyle hangi mimar, bu yapımı nasıl
gerçekleştirebilecek?
Taksim Gezi Parkı’nın yerine yapılması istenen
sözde eski Topçu Kışlası için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek
Kurulu’ndan onay çıkmış. Neyin onaylandığını anlamak kolay değil, çünkü
yapılacak olan şey kışla değil, rant tesisleri, alışveriş merkezi vb… Bir süre
önce asıl ilgili İstanbul 2 No’lu Bölge Kurulu İstanbul Belediyesi’nin kışla (!)
önerisini reddetmiş ve Taksim Gezi Parkı’nın korunması gerektiğine karar
vermişti. İki kurulun verdiği taban tabana zıt kararlar çok şaşırtıcı.
Ankara’daki Yüksek Kurul’un kararı, sivil emir-komuta zinciri içinde alınmışa
benziyor.
İlkin 1870’te yapılan Topçu Kışlası, isyanlar ve yangınlardan
sonra Sultan Albülmecid döneminde Arap-Hint-Rus mimarilerinden esintili olarak
yeniden yapılmış. 1909 yılında 31 Mart ayaklanmasına sahne olan kışla zaman
içinde önemini yitirince 1913’te bir özel şirkete satılmış, bugünkü deyişle,
özelleştirilmiş. Avlusu futbol ve gösteri sahası haline getirilen kışla 1921-39
arasında Taksim Stadı olarak kullanılmış, 1940’ta da Prost Planı kapsamında
Taksim Gezisi düzenlenirken yıkılarak kaldırılmış.
Taksim Gezisi, ünlü
Fransız Şehirci Henri Prost’un 2 No’lu Park projesi kapsamında düzenlenmişti. O
proje, Taksim’den Nişantaşı’na, oradan da Dolmabahçe Vadisi’ni de içine alacak
şekilde denize kadar kesintisiz uzanan bir yeşil alan yaratıyordu. O yeşilin
Taksim-Nişantaşı bölümü 1950’den bu yana, yapılmasına izin verilen yapılarla
parça parça kemirildi. Şimdi yapılması gündeme gelen bina ise Taksim Gezisi’ni
tümüyle yok edecek son darbeyi oluşturuyor.
Dönelim yapılmak istenen kışlaya…
Bir tiyatro dekoru gibi olacak sözde tarihi cephenin arkasına başka işlevler
yerleştirilecekmiş. Böyle bir mimarlık anlayışı olamaz: İçi başka, dışı başka…
Bunu bir yazımda, “bülbül ötüşlü kanarya” örneğine benzetmiştim. Burada da
“kışla görünüşlü AVM” söz konusu. Kışla cephelerinin yeniden ihya edileceği
söylemi bir bahane gibi görünüyor. Böyle bir gerekçe mimarlık kültürü bakımından
hiç makul değil. Doğru bir mimarlık uygulaması için önce ihtiyaçlar ve gerekli
işlevler belirlenir, mimari tasarım ona göre oluşturulur, yapılar ona göre ve
tutarlı bir mimarlık anlayışı içinde gerçekleştirilir. Kışla görünümünde bir
kılıf yapıp işlevleri onun içine tıkıştırmak mimaride doğru bir yol değildir.
Öte yandan o dekor-cepheleri yeniden yapmak için elde yeterli veri bile yok;
elde olan yalnızca birkaç cephe fotoğrafı… Bu denli az bilgi ve belgeyle hangi
mimar bu yapımı nasıl gerçekleştirebilecek?
Görüldüğü gibi, içi başka dışı
başka, kışla görünüşlü bir yapı fikri hiç tutarlı değil. Amaç kısaca, yeşil
alana yapılacak rant tesisleri için tarihi yeniden yaratmak bahanesinin arkasına
sığınmak gibi görünüyor. İronik olarak zaman zaman yinelediğim bir “yeşil alan”
tanımı vardır: “Bizde yeşil alan ileride üzerine gökdelen dikmek üzere saklanan
arazidir” derim. Şimdi o tanımda “gökdelen”in yanına “kışla görünüşlü AVM”yi de
eklemek gerekecek. Zaten bugüne kadar o yolda pek çok örnek gerçekleşmedi değil.
Rant hırsı uğruna İstanbul ne yazık ki yeşil alan yoksulu haline
getirildi.
ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Türkiye Milli
Komitesi, Yüksek Kurul’un onay kararından hemen sonra tutarlı bir basın
bildirisi yayımladı. Çok kısaca özetlersek:
“1. Taksim Gezi Parkı tarihsel
mimari önemi bağlamında İstanbul’un en önemli ve korunmaya değer varlıklarından
biridir. Düzenlenip korunmalıdır.
2. Kışlanın dış replikasını yapmak için
bile gerekli ayrıntılı bilgi ve belge yoktur. Yeniden yapımı tarihsel
korumacılık ilkeleri açısından, Taksim’de bir ‘Disneyland’ inşa etmekten daha
anlamlı ve ciddi bir sonuç vermeyecektir.”
Bildiri şöyle son buluyor:
“Sakıncaları Türkiye kamuoyuna duyurmayı, çalışma alanımızın etik ve teknik
ilkelerine aykırı bu gelişmeye karşı durmamızın bir tarihsel zorunluluk
oluşundan ötürü gerekli görmekteyiz.”
Ayrıca, Gezi Parkı’nın yerine kışla
yapılmaması için 70 binin üzerinde imza toplandığı söyleniyor ama kamuoyunu
dinleyen, kentin sorunlarını demokrasi kuralları içinde kentlilerle paylaşan
kim?.. Bir hatırlatma daha yapalım: Bir önceki Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay bir gazete röportajında şöyle diyordu: “İstanbul’da aradığımız şey yeşil
alan. Sivilleşirken niye kışla yapıyoruz?” Doğru söze ne denir… Soru haklı ama
bugün başta İstanbul olmak üzere pek çok kentimizdeki uygulamaya bilimsel
yöntemler ve uzmanlıklar değil, mimar olarak bir türlü aklımızın almadığı
dayatmalar egemen.
Son söz: İstanbul’a yazık oluyor!
Yorum Gönder