CHP Kurultayı’nın ikinci gününde, Ankara Temsilcimiz Utku Çakırözer ve Parlamento Büro Şefimiz Türey Köse ile birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaptığımız söyleşide en çok geçen sözcük “halk”, onu izleyen ise “örgüt” oldu.
Genel Başkan artık Halk Partisi’ndeki en üst makamın halk, ikincisinin örgüt olduğunu işaret ediyordu:
- Kahvede oturarak politika yapmak devri değil artık, İl başkanları da kahvede oturmayacak. MYK’de görev alan arkadaşlarım için de aynı şey söz konusu, partide kimin halkta karşılığı varsa onun yeri sağlamdır.
Bu arada, yeni yönetim için kurultaya 100 kişilik bir liste vermiş olan Kılıçdaroğlu kendisine sorulan, “listenizi dışardan gelip delen olursa” sorusuna da aynı mantık içinde şu yanıtı veriyordu:
- Hiç sorunum olmaz o kişilerle. Örgüt istemiştir, elbette çalışacağız.
Sonbahara doğru ana iskeletinin meydana çıkacağını umduğu programın da hazırlık aşaması bittikten sonra, bütün il ve ilçe örgütlerinin, artı üniversitelerin, aydınların gazetecilerin de tartışmasına açılacağını söyleyen Kılıçdaroğlu, ancak bu şekilde ülkenin sorunlarına çözüm üreten bir programları olduğunu halka anlatabileceklerini belirtiyor.
Kısacası; çiftçisi, köylüsü, işçisi ve aydını ile halka açılıyor, Halk Partisi.
***
Halk Partisi’ndeki en önemli yenilik bu. Olması gerekenin de zaten bu olduğu çok yazıldı, söylendi.
Kılıçdaroğlu bu yenileşmenin kimilerinin iddia ettikleri gibi başkalaşma olmadığını özellikle belirtiyor.
Dünkü kurultay izlenimlerimde Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının coşku dozu yükselticiliğinden çok, içeriğinin doluluğunun dikkati çektiğini yazmıştım. Kemal Bey, özellikle böyle yaparken bir risk aldığını, coşku dolu olması gereken bir ortamda partinin bütün yapacaklarını halka anlatmanın güç olduğunu ama amacına ulaştığını gördüğünü söylüyor ve Recep Bey’in adını polemik havası vermemek için anmadığının da altını çiziyordu.
Devasa bir makinenin ağır işleyen çarklarını hızlandırmaya çalıştıklarını belirten Kılıçdaroğlu, bir gün önce de, artık büyük balığın küçük balığı değil, hızlı balığın yavaş balığı yuttuğunu söylerken halk ile bütünleşmenin yanı sıra, ideolojinin, politikanın, ülke koşullarının ve dünyadaki yeni gelişmelerin partililer tarafından layıkıyla kavranmasının önemini de özellikle vurguluyor.
Parti okulunun açılmış olmasına, partinin 35 alandaki 112 raporuna bu çerçeve içinde çok önem veriyor. Söyleşimiz sürerken, Sencer Ayata’dan istediği sosyal demokrasiyle ilgili en önemli 10 kitabın masasının üzerinde hazır duran yedisini (bunların isimlerini Fikret Bila 16 Temmuz tarihli köşesinde yazdı) getirip aramıza koyuyor ve şunları söylüyor:
- Gençlerimiz bunları okuyacaklar, özetleyecekler, toplantılarda üyelere anlatacaklar, konular tartışılacak, ben orada onları dinleyeceğim.
***
Söyleşinin sonlarına doğru, bir gün önceki konuşmasında dikkatimi çeken bir hususu soruyorum:
“Dünkü konuşmayı dinlerken O. Ulagay’ın, ‘Türkiye Kime Kalacak’ kitabını okuyup eleştirilerden etkilendiğiniz izlenimini edindim. Acaba yanılıyor muyum?”
Evet okudum, hatta o kitap da masamın üstünde, diyor Kemal Bey.
Daha sonra da, salt eleştirmenin yetmediğini, aynı zamanda çözümler üretmenin ve önermenin gerektiğini vurguladıktan sonra, dünyadaki yeni gelişmelerin iyi izlenip anlaşılması gerektiğini söylerken küreselleşmenin de sakıncalı yönlerinin yanı sıra, sunduğu yeni olanaklarıyla doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Şimdi bana soracak olursanız, “yeni CHP nedir?” size yanıtım şu olur:
- Deminden beri ben de onu anlamaya çalışıyorum, bunlar az yenilik mi?
Yeni CHP’nin bariz vasfı, reddi miras etmeden halka gitmek, örgütü yenileyip, aktifleştirmek.
Ya da ben öyle algılıyorum. Çünkü kanımca olması lazım gelen de bu.

Yorum Gönder