“Balyoz”, “Ergenekon”, “28 Şubat”, “Askeri Casusluk” gibi davalardan 457 muvazzaf ve emekli asker yargılanıyor. Cezaevinden hemen her gün “görülmüştür” damgalı mektuplar geliyor. Okudukça insanın içi acıyor.
Cezaevinden feryatları yükselen “Balyoz tutuklularının”, Ergin Saygun’u ziyaretinden sonra Başbakana dua ettiklerine ilişkin Milliyet’te yer alan yazıya, en çok tutuklular tepki gösterdi. “İftira” ile içerde olduğuna inanların, kendilerine yapılanlar karşısında dua ettiğinin büyük bir yalan olduğunu 17 askerin avukatı Şule Nazlıoğlu da belirtiyor ve “Hangi avukat
söylediyse açıklansın” diyor. Avukat Celal Ülgen, tutuklu sanıkların tepkileri
üzerine “Balyoz Davası avukatları” olarak bugün ortak bir açıklama yapılacağını
ve yalana ortaya koyacaklarını belirtiyor.
Askerlerin içinde bulunduğu
durumu mektuphlarındaki şu satırlar bile anlatmaya yetiyor::
16 yıla
mahkum edilen Deniz Astsubay Bülent Akalın Mamak Cezaevinden yazıyor: 2002 yılı
Ekim ayında, astsubayların ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılıklarının
kontrol edilmesi maksadıyla ev ve işlerlerinde gerekli inceleme yapmakla’
suçlandım. Oysa aynı tarihte ben 19 gün boyunca Gölcük’ten uzakta, seyirde
olduğumu kanıtladım. 11 gün içinde 5 bin civarında astsubayın ev ve işyerini
kontrol etmem mümkün müdür? Engelli çocuğumuz ve üniversite öğrencisi kızım var.
Ne olur birileri doğruları anlatarak sürülmek istenen lekeyi ailemizin üzerinden
temizlesin. Ailem ve vatan sağ olsun.”
16 yıl ceza verilen Deniz Kurmay
Albay Derya Ön, Hasdal Cezaevinden yazıyor: Tanık olduğum haksızlık-
hukuksuzluklar sonunda, yazılı ve sözlü savunma yapmadım. Üzerime atılı
iftiradan mahkeme önünde aklanarak çıkmaktan başka bir düşüncesi olmayan bir
subay olarak, bu aşamada adil yargılanma hakkımı meşru bir mahkeme önünde
kullanmak istiyorum.
18 yıl ceza verilen Deniz kurmay Albay Bora Serdar,
Hasdal Cezaevinden yazıyor: Esir olarak tutulmamızın altında yatan tek gerçek,
Cumhuriyet değerlerine gönülden bağlı , ulusal çıkarları inatla savunan ve
Atatürkçü kimlikleri ile öne çıkan subaylar üzerinden kin, nefret ve intikam
duygularıyla TSK’nın tasfiye edilerek itibarsızlaştırılmasıdır. Komplocular ve
işbirlikçileri vatana ihanetten yargılanana kadar mücadelemiz kararlılıkla
sürecek.
21 yıl ceza verilen Deniz Kurmay Albay Koray Eryaşa, Hadımköy
Cezaevinden yazıyor: Benimle illiyet bağı kurulamayan birer sayfa hiç çıktısı
alınmamış imzasız yazı nedeniyle 16 yılı Balyoz’dan 5 yılı Askeri Casusluktan
olmak üzere 21 yıl hapis cezasına çarptırıldım. İddialara karşı suçsuzluğumu
resmi belgelerle kanıtladığım halde hüküm giydim. 5-7 Kasım 2002 tarihlerinde
İmralı Ada’ya ön keşif icra ettiğim iddiasıyla 16 yıl hapis verildi. Daha
yazılmamış harekat planları kapsamında, daha kurulmamış bir hükümeti vazife
görmekten men etmesi ne kadar akla ve mantığa uygundur? Üstelik belirtilen
tarihlerde keşif yapılmadığı da resmi belgelerle ortadadır.
16 yıl ceza
verilen E.Albay Erdal Hamzaoğlulları, Hasdal Cezaevinden yazıyor: Suç tarihi
olduğu belirtilen ‘2003 yılı Ağustos ayı ve öncesinde’ yurtdışında olan birinin
yalnız listede isminin olması hüküm giymesi için yeterli midir? Emekli
Orgeneraller Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman neden tanık olarak dinlenmemiştir?
Mahkeme, askeri bilirkişi raporlarını, üniversitelerin, ABD ve Almanya’daki
bilişim uzmanlarının da sahteciliğini gösteren raporları neden kabul etmiyor?
Atasözlerini sevenler için şöyle diyebilirim: Her polis ve TÜBİTAK bilirkişisi
dört askeri bilirkişiye bedeldir. Sanırım şimdi daha anlaşılır hale
getirebildim.
16 yıl ceza verilen Kurmay Albay İlkay Nart, Hasdal
Cezaevinden yazıyor Ben, Genelkurmay Başkanlığı’nın emriyle Kuveyt’te konuşlu BM
Gözlemci Misyonu’na yurtdışı görevindeydim. Bunu mahkemeye gönderilen resmi
yazılarla da ispat ettim. Ancak, mahkemenin gerekçeli kararında ‘sanığın suç
tarihinde 2. Kolordu 8. Mekanize Tugay emrinde görevli olduğu’ ifade edilmiştir.
Devletin resmi makamları tarafından gönderilen belge mahkeme tarafından dikkate
alınmamış ve ‘yok’ sayılmıştır.haberguncel.blogspot.com
16 yıl ceza verilen Yarbay Yunus Nadi
Erkut, Hasdal Cezaevinden yazıyor: Gerekçeli karardaki ifadeler karşısında
insanın nutku tutuluyor. Gölcük’te bulunduğu belirtilen CD’nin tam 9 ay adli
emanete bile konulmadığı tutanaklardan da açıkça anlaşılıyor. İğneyle kuyu kazar
gibi Hukuka ve adalete ulaşmaya çalışıyoruz. Bu arada hayat, ellerimizin
arasından kayıp gidiyor. Hukuk ve adalet içcin kukuyu kazacak daha çok iğneye
ihtiyacımız var."
Komutanları daha çok sahipsizlik, komutanları
tarafından sahipsiz bırakılmışlık yakıyor. Onları anlayın, hiç değilse bir de
selam gönderin…

Yorum Gönder