Yok Öyle 25 Kuruşa Üç Simit

İnsanların yüzlerinde bir gülümse yok, dudaklarında titreme; ılık bir havada bir yerlere oturup boğazın mavi sularında gezinen, geçen tekneleri, gemileri seyretmek yok.
Toprağın ıslak kıvrımında, çocuksu bakışlarda, yüreklerin kıpırdamasında bir öfke var...
Sevgi yok!
Aşk yok!
Takılmış gidiyor bu ülkeyi yönetenler “kuzu kebap”, bir aşağıdan, bir yukarıdan vuruyorlar.
Yaşam nedir onlar için!
Güçlü olmak!
Egemenliğini hissettirmek, kendi çektiği acıları unutup iktidar erkinin verdiği güçle ezip geçmek, demokrasiyi ve özgürlükleri çiğnemek.
Açlık grevlerinin sonu nedir?
Ölüm!
Bu toplum bunları yaşadı, tanık oldu...
Bu acımasızlık niye?
Her şey olağanmış...
Açlık grevinde olanlara bal, şeker, su, tuz verilmiş.
Karanlık bir ateş evindeyim sanki, yüzümde dalların savaştığı, mevsimlerin yok olduğu bir zaman dilimindeyim.
Anlamı kalmayan sözcüklerin içinde geziniyorum...
***
Başbakan Erdoğan, açlık grevlerini önemsemiyor, “Şantaja boyun eğmeyiz” deyip ekliyor:
“Cezaevinde ölerek devlete şantaj yapılmasına izin vermeyiz.”
Dağda ölenlerin, öldürülenlerin olduğunu elbet biliyoruz...
Polis memuru İbrahim Ergün’ün nöbet tutarken şehit edildiğini, yine polis memurlarının, Mehmetlerin Muş-Bingöl karayolunda minibüslerde, otobüslerde taşınırken terör örgütü PKK tarafından bombalı tuzaklarda can verdiğini de...
Tunceli’de genç bir savcının, lojmanın girişinde...
Sınır karakollarında Mehmetlerin nasıl şehit edildiğini de...
Yoksulların çocukları şehit oluyor, öldürülüyor...
Kana kan intikam duyguları tüm ülkeye dalga dalga yayılıyor.
Bakın edebiyatçı Vedat Türkali ne diyor, Taksim’deki oturma eylemi için hazırladığı konuşmada AKP hükümetine:
“Devlet pazarlık etmez, diyor Sayın Başbakan. Devlet vatandaşına zulüm de etmez Sayın Başbakan. Kimsenin sizden pazarlık beklediği yok. Çözüm yolunu açmanızı, ölümlere son vermenizi bekliyoruz.”
Bir başka toplantıda yüz yıllık çınar Yaşar Kemal sesleniyor, kulak verin:
“Açlık grevlerini önleyemeyenler, kendilerinden olan bir nesli yok edeceklerdir.”
***
CHP milletvekilleri Kandıra ve Bolu cezaevlerinde açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülerle görüştü...
Açlık grevine katılanların ağız, makat, idrar yollarından kan geldiğini, ölüm sürecinin başladığını açıkladı.
Ne olur vicdanınızın sesini dinleyin!
Zindanlarda yatanların suçu ne olursa olsun, onların yaşamı, anayasanın, yasaların, devletin güvencesi altındadır.
Cezaevlerinde kimse şov yapmaz...
Ne Silivri’de şov yapılır, ne Sincan’da, ne de Siirt’te...
Yakında zindanlardan “ölüm haberleri” gelebilir.
AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle’nin sözcüsü Peter Stano yaptığı açıklamada, açlık grevlerine katılan tutuklu ve hükümlülerin durumlarının kötüye gittiği yolunda duyumlar aldıklarını söylüyor.
Bir insan hakları savunucusu olarak açlık grevlerine karşıyım.
Genç bedenlerin açlık grevlerine yenik düştüğünü, pek çok hastalığa neden olduğunu biliyorum.
Benim “grevlerden vazgeçin” çağrım bir işe yaramaz.
Bunu ancak ve ancak Başbakan Erdoğan yapabilir.
Ancak bir çağrım da BDP ve PKK’ye:
“Açlık grevlerini sonlandırma çağrısı yapın. Kürt gençlerini ölüme göndermeyin!”
***
Onur kırıcı sözlerle bir yere varamayız...
Bu ülkenin tümlüğe gereksinimi var.
Oslo’da görüşeceksiniz, Habur’da karşılayıp umut vereceksiniz...
Sonra Meclis’te BDP’yi muhatap almayıp açlık grevi yapanlar için “tehdide boyun eğmeyiz” diye efeleneceksiniz...
Yok öyle 25 kuruşa üç simit!

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget