Çiftbaşlılık Krizi - Nilgün Cerrahoğlu


Barikat krizi ile su yüzüne vuran “çiftbaşlılık sendromu” trajikomik.
AKP’nin “ileri demokrasi” hamasetini ve oportünizmini, bu denli dramatik biçimde ortalığa sermese… bir yana geçip güleceğim. Ama gülemiyorum.
“Çiftbaşlılığı” Türkiye’nin başına saran 2007’nin o müthiş iddialı ilk referandumunu hatırlıyor musunuz?
“Ayol bu ne referandumu?”, “Neyin referandumu?”, “Böyle referandum olur mu?”, “Böyle bir sistem olur mu?” diye yazıp çizdiğimizde bize demediklerini bırakmıyorlardı.
Ne Kemalistliğimiz kalıyordu, ne artık faşizmle eşanlamda kullanılan ulusalcılığımız…
“Doğrudan demokrasi” getiren AKP’ye bu soruları sormak/soru sormak antidemokratlıktı.
“Neyi oyluyoruz?”, “Niçin sandığa gidiyoruz?” diye ısrarla uzun edenlere üst perdeden verilen yanıtlarda “referandum kültürüne alışmaları” dayatılıyor; “cumhurbaşkanını doğrudan seçen halkın ileri demokrasiye atlayacağı” buyuruluyor, “ülke sorunlarında halkın daha çok söz sahibi olacağı ileri sürülüyordu.
“İyi de bu nasıl bir sistem; bir tarafta parlamenter demokrasi, bir tarafta seçilmiş cumhurbaşkanı yetki karmaşası yaratmaz mı? Bu karmaşanın dünyada başka örneği var mı” diye soranlara, insanı çileden çıkaran bir hamasetle:
“Hımmm. Yoksa sen millet iradesine karşı mısın? Halk kendi cumhurbaşkanını seçmesin mi?” “Bunlar halka güvenmiyor. Halka karşı. Halkı hor görüyorlar. Tepeden bakıyorlar. Jakobenler ne olacak? vs...” diyorlardı.
Demagojiyle ortamı laf kalabalığına boğup, temeldeki sorunları konuşturmuyorlardı.
“Muz Cumhuriyeti Referandumu” (27 Ekim 2007) olarak ifade ettiğim bu süreci o dönemde:
“‘Ak’ beyaz ‘evet’ler; kaka ‘hayır’ları sandığa gömdü... Ne gömmek ama?” diye anlatmıştım:
Gümrük kapılarında oy kullanan vatandaşların oyları çöpe gitmiş, icra memurlarının kapıya dayanmasından çekinen seçmenler metazori sandığa yönlendirilmiş, “(Referandum) yapılacak mı yapılmayacak mı?” iddialarıyla âlem serseme çevrilmiş, bir kampanya yapılmamış ve oy pusulalarına referandum konusu sorular dahi yazılmamış...
“Açık çek” gibi milletin eline boş kâğıt parçası tutuşturmuşlar... Püripak, ak(!) “evet”ler bir yanda... Kaka renkli “hayır”lar öte yanda... “İlkokul sıralarında yaptığımız sınıf mümessili seçimleri daha demokratikti” diye not düşmüştüm.
İlk referandum kırılma noktası
Konuya sonra defaatle dönmüştüm. “Referandum Kültürüne Alışmak” (29 Ekim 2007) başlıklı yazımda örneğin “Eski bir İtalyan özdeyişi vardır” demiştim: “Geleceğin yüreği geçmiştedir!”
…“Referandum bitti. O mevzu kapandı. Sen hâlâ konudan çıkamadın!” diyen bir dosta bu özdeyişi hatırlattım ve “Geçmişten bahsettiğimi düşünmüyorum” dedim: “Tersine, gelecekten söz ediyorum. 21 Ekim referandumu, Türk demokrasisinde yeni bir kuralsızlık standardı oluşturacak ve geleceğimizi yönlendirecek. Cumhurbaşkanı seçimi ve yetkileri meselesi, kritik bir kavşakta bizi tekrar yakalayacak. Referandumun açtığı büyük belirsizlikler, sorunlar yumağı olarak yeniden önümüze çıkacak. 21 Ekim’i ileride bir kırılma noktasının başlangıcı olarak hatırlayabiliriz.”
Dostum gülerek bana, “Sabah ola, hayrola!” yanıtını verdi; “Hele o gün gelsin! Oluşan şartlara göre bakarız. Türkiye kriz yönetimi ile idare edilen bir ülke. Krizden krize yaşıyoruz biz. Sorunları bir sonraki krize dek -‘AlIahkerim!’- öteliyoruz. Geçen haftanın referandumuyla artık kim ilgilenir?”
Hani demokrasi bayramıydı?
Bugünlere işte böyle geldik.
Yalnız bir “muz cumhuriyetinde” bulunabilecek acayip bir kuralsızlık ve belirsizlik yaratan o süreci, dönemin Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek “demokrasi bayramı” diyerek yüceltmişti.
Aynı Cemil Çiçek bugün ne diyor?
“Mevcut sistem ne idüğü belirsiz, melez bir yapı. Bu sistem devam ederse yarın cumhurbaşkanı ile başbakan çatışır. Siyasal gündemi tamamen bu gerginlik kaplar. Düşünün, cumhurbaşkanı gelmiş yüzde 50’den fazla oyla. Halk seçmiş. İktidar yüzde 35-40 oyla işbaşına gelmiş. Kritik konularda karşı karşıya kalmazlar mı?”
Pes!
“Demokrasi bayramı” diye öve öve yere göğe koyamadığı referandumla gelen sistem değişikliği için aynı Cemil Çiçek bugün, “çatışma çıkarması kaçınılmaz ne idüğü belirsiz yapı” saptaması yapıyor!
Vaktiyle yapılan uyarılara kulak asmadıkları gibi göz göre göre bir de “ne idüğü belirsiz yapı”yı “demokrasi bayramı” olarak “milli iradeye” kakalamışlar!
Bırakın bunların hesabını sormayı, bugün o söylenen laflar hatırlanmıyor dahi.
Bu nedenle hâlâ zeytinyağı gibi üste çıkıp ona buna “ahkâm kesebiliyorlar”. Ve önüne gelene “demokrasi dersi” vermek cüretini kendilerinde bulabiliyorlar…
Hayatımız arada güme gitmese, bunların hepsine katıla katıla güleceğim ama içimden gülmek gelmiyor.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget