Halk hangi barikatları yıktı? - Mehmet Faraç


Siz sanıyor musunuz ki, 29 Ekim sabahı Uus meydanında sadece polisin tenekeden yaptığı barikatlar yıkıldı?.. Hayır, toplum son 10 yıldır yüreğine ve beynine dayatılan barikatları da dağıttı...
Ulus’taki barikat, ulusun önüne aslında 2002 seçimlerinin ardında çekilmişti... Demokrasiyi bir araç gibi gören zihniyet, yoksullaştır-köleleştir stratejisinin ürünü olarak iktidara gelir gelmez çekmişti o barikatları...
Demokrasiyi, sosyal yaşamı, toplumsal muhalefeti, basın özgürlüğünü, iletişim ve seyahat özgürlüğünün önüne çekilen barikatlardı onlar...
Rejimi değiştirmek ve hilafetin rövanşını almak için çırpınanların koyduğu barikat, toplumun üzerindeki ölü toprağını 29 Ekim sabahı silkelemesi sonucu yıkıldı... Yıkılırken başbakan ile cumhurbaşkanı arasında artçı deprem bile yarattı!..
29 Ekim sabahı “ikinci cumhuriyet” safsatasının taşeronları da yıkıldı, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarının kumdan kaleleri de...
O yüzden Ulus meydanındaki barikatı cumhurbaşkanı mı kaldırttı, başbakan mı kaldırttı, polis mi kaldırttı yoksa kendiliğinden mi kalktı şeklindeki tartışmalar havanda su dövmekten ileri gitmez...
O barikat, kuruluş bayramını kutlayanların önüne çekilen setler ebedi olamayacağı için halkın yüreğinde biriken öfkeyle yıkıldı...
O yüzden yasağın sahipleri barikatın yıkılışındaki sorumlulukları boşu boşuna tartışmasınlar...
O barikat halkın yüreğinde biriken enerjiyle dağıldı, TGB ve ADD gibi kuruluşlar ise buna bir vatan görevi olarak öncülük yaptı...

Türkiye’nin asıl sorunu...

Bu köşede sıklıkla vurguladığım gibi, Türkiye’nin aslında bir numaralı sorunu AKP değil...
Ülkenin sorunları, yalnızca AKP’nin pervasızlığıyla da büyümüyor...
AKP iktidarı tek başına bu ülkede at koştururken, ona bırakın engel olmayı, onun önünü açanlar, dümen suyunda gidenler, bilerek ya da bilmeyerek destek olanlar da büyük sorun teşkil ediyor...
Bu ülkenin bir numaralı sorunu AKP’dir derken lütfen çok iyi düşünün... Sorun, ülkeyi kaosa sürükleyenler mi yoksa onun karşısında sus-pus olan siyaset kurumları mı?..
AKP nasıl on yıl önce seçeneksizliğin ürünü olarak ortaya çıktıysa ve bugün Türk siyaseti halen bu anlayışın karşısına bir seçenek çıkartamamışsa asıl sorun buradadır işte...
Tek örnek vermekle yetineceğim; Türkiye’yi 29 Ekim’de barikatları yıkabilecek öfke birikimine hangi yasa ve genelgeler getirdi acaba?.. Tabi ki, ulusal bayramların yasaklanması, Atatürk’ün ders kitaplarından çıkartılması ve Atatürk anıtlarına çelenk konulmasının engellenmesi...
Peki, Meclis’te AKP dışındaki partiler, bu yasaklara karşı ne yaptılar acaba?.. Maalesef ve de ne yazık ki, birkaç CHP’li vekilin bireysel mücadelesi dışında hiçbir şey!..
Meselenin özeti şudur; Meclis’te muhalefet bu yasaklara karşı görevini yapmayınca, toplum 29 Ekim’de muhalefet görevini üstlendi...
29 Ekim coşkusuna bir de bu pencereden bakmanızda yarar vardır...

29 Ekim’in CHP’ye mesajı!..

Atatürkçü geçinen zavallı mevkuteler, TGB’nin 19 Mayıs’ta Taksim’de düzenlediği ve 200 binden fazla insanın katıldığı yürüyüşü yazmayarak utanç tarihine geçmişlerdi!..
Özellikle emek- sermaye teranesini dilinden düşürmeyen zavallıların yönettiği kapkara bir mevkute var ki, işte o yayın organı, 29 Ekim’deki Ankara direnişini bile küçültmek için çırpındı!..
Oysa nafile!.. Küçük olsun benim olsun zihniyetiyle yöneltilen o gazete, 20 yıldır aynı tirajda sürünmekten bile ders çıkarmamışsa, tedavisi gerçekten zordur!..
Peki ya CHP?.. Acaba ana muhalefet partisi İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya gibi kentlerde milyonlarca yurttaşın Atatürk ve cumhuriyet uğruna meydanları hınca hınç doldurmasından ders çıkartabilecek mi?..
Unutulmasın ki, CHP’nin “yeni”lik iddiasıyla içine düştüğü ideolojik erozyon da, o kitlelerin sokağa düşmesinin gerekçelerinden biridir...
Halk meydanları doldururken yalnızca AKP’ye isyan etmedi, “Laiklik tehlikededir diyemem”, “yargıda cemaat vardır diyemem”, “Atatürk ilkelerinin bekçisi değilim” ve “Laiklik sığ ideoloji” diyenlerle cemaat liderlerine hayranlık bildirenlere de 29 Ekim’de yanıt verdi...
Halk meydanları doldururken ulusalcılığı “faşistlik” diye tanımlayan, CHP’li vekil arkadaşlarına hakaret eden, CHP ve Atatürk düşmanlarına da sert bir uyarı yaptı...
Milyonlar meydanlarda barikatları yıkarken CHP’ye de “ideolojine, ruhuna, köklerine de sahip çık” uyarısı yaptı... CHP toplumun bu müthiş uyarısını da algılayamazsa artık yapacak bir şey yoktur!..

MHP’nin çıkmazı!..

12 Haziran seçimleri öncesi seri halde gündeme getirilen kaset rezaletleri MHP’yi sarsmıştı... O dönemde, CHP içindeki “yeni”leşme adımları ise hem tabanda hem de toplumda tepkilere yol açıyordu...
Seçmenin bir kesimi, kasetlerle sarsılan Devlet Bahçeli ve ekibinin baraj altında kalmaması için MHP’ye oy vermek zorunda kalmıştı...
Siyasi otoriteler; çoğu CHP’ye oy veren en az yüzde 5’lik bir seçmen kitlesinin baraj kaygısı nedeniyle MHP’ye oy verdiği gerçeğinde birleşmişti...
İşte 12 Haziran 2011’de kaset tezgahıyla çırpınırken baraj altına düşmekten kurtarılan MHP bugün ne yazık ki inanılmaz siyasi hatalar yapıyor...
Devlet Bahçeli’nin ulusal bayramların yasaklanması ve “444” rezaleti karşısında direnmemesi bir yana, son olarak 29 Ekim yürüyüşüne karşı çıkması MHP’nin siyaset tarihindeki en büyük hatası olarak tarihe geçti...
O hata, cumhuriyet bertaraf edilmek istenirken AKP’nin yasakçı duruşunun yanında saf tutma hatasıdır...
Ne yazık ki bugünkü MHP toplumda hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor...
Ve ne yazık ki MHP tabanı, parti yönetimindeki AKP yanlısı, tuhaf ve düşündürücü siyaset anlayışını şaşkınlıkla ve üzülerek izliyor...
Umarım önümüzdeki günlerde yapılacak kurultay MHP’nin de kendine gelmesi için tarihi bir fırsat olur...

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget