Başbakan’ın Hırsı ve Şansı - Deniz Kavukçuoğlu
Dün AKP’nin iktidara gelişinin 10. yıldönümüydü. Teslim etmek gerekir ki on yıllık iktidar çok büyük ölçüde Başbakan’ın kişisel başarısıdır. Bu başarıda onun siyasal hırsı kadar şansı da büyük rol oynamıştır.
İstanbul’a göçen ve o yıllarda yoksul, bakımsız, varoşlaşan bir semt olan Kasımpaşa’ya yerleşmiş Rizeli bir ailenin çocuğudur. İlkokulu Kasımpaşa’da okuduktan sonra İstanbul İmam Hatip Okulu’na gitmiş, 1981 yılında Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Yüksekokulu’nu bitirmiştir.
Kasımpaşa gibi yoksul ve hemen üstündeki Beyoğlu, Taksim, Elmadağ gibi yerlerle karşılaştırıldığında yoksun bir semtte yetişmiş olması, hırsının da şansının da kaynağıdır.
Dünyaya geldiği 1954 yılı ve sonraki yıllar İstanbul’un büyük ölçekte göç almaya, buna bağlı olarak gecekondulaşmaya ve giderek varoşlaşmaya, demografik yapısının hızla değişmeye başladığı dönemin belirleyici evreleridir. Başbakan, İstanbul nüfusunun kendisi gibi olan kesimini içinden tanıyarak, dışında kaldığı kesimi ise değiştirmeyi düşleyerek yetişmiştir. 1994 yılı yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi hırsının ve şansının “fırsata çevrilmesi” olarak değerlendirilebilecek bir sonuçtur. Bunun Türkiye genelindeki yansımalarını üç yasama dönemidir görüyoruz; doğal ki imam hatip kökenini ve dini siyasette bir araç olarak kullandığı gerçeğini göz ardı etmeden.
Ne var ki aradan geçen yıllar içinde Türkiye’nin gösterdiği ekonomik, toplumsal, kültürel gelişmeye bağlı olarak dayandığı zemin kaymaya, buna koşut olarak da Başbakan’ın temel söylemleri değişmeye başlamıştır. Son dönemde sürekli olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişine yüklenmesi bu değişikliklerden biridir.
Bunu yaparken, potansiyel seçmen kitlesinin bilgisizlik ve meraksızlıkla “sakat” olduğu varsayımından hareket etmekte, geçmişin, yakın tarihimizin gerçeklerini tersyüz etmekte. Kurulduğu 1923 yılından çok partili düzene geçildiği 1946 yılına kadar süren tek parti rejiminde CHP’nin “devlet partisi” olduğundan, homojen bir yapı olmadığından, bünyesinde faşistlerden liberaller ve sosyalistlere kadar çeşitli siyasal/ideolojik görüşlerden kadrolar barındırdığından hiç söz etmemektedir. CHP’yi örneğin 1937/1938 Dersim kıyımının suçlusu ilan ederken, 2 Ocak 1938 tarihinde başlayan İkinci Tunceli Harekâtı’nın emrini, takipçisi olduğunu söylediği Demokrat Parti’nin 1 numaralı kurucusu, o dönemin Başbakanı Celal Bayar’ın verdiğini saklamaktadır.
İktidarının ilk döneminde Avrupa Birliği’ni öne çıkartırken, bugün yüzünü Arap dünyasına çevirmiş, Mısır’da da, Suriye’de de köktendinci Müslüman Kardeşler’in savunuculuğuna soyunmuştur.
Kendisine iktidar yolunu açan hırsı güçlendikçe şansı güç olmaktan çıkmakta, takke düştükçe kel ortaya çıkmaktadır. Konuyu sürdüreceğiz.

Yorum Gönder