Yazıyla sözle hükümete desteklerini esirgemeyen yazarlar bile dış politikasını eleştirmeye başladılar.
İçlerinden biri son yazısında sıfır sorundan herkesle soruna geçildiğini vurguladı.
Doğruydu yazdıkları ama iflas eden sıfır politikasının mimarı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu; Batılı demokrasilerde örneklerini gördüğümüz bir davranışla istifa edeceğine bu politikanın devam ettiğini savundu.
Hoş, Dışişleri Bakanı’ndan önce bu politikayı yürürlüğe koyan Başbakan’ın istifa etmesi gerekir ama… burası Türkiye.
Sıfır politikasının tam tersi politika alkış topluyor.
Suriye ile ipler kopmuş. Donanma “şımarık” İsrail’e karşı Doğu Akdeniz’de.
Bu arada Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz aramaya başlaması üzerine hükümet denizde ikinci bir cephe açıyor. Donanma bu kez Güney Kıbrıs kıyılarında turlama emri alıyor.
Yunanistan, İran’la ilişkiler nahoş.
Davutoğlu’nun kitabını yazdığı “Stratejik Derinlik” bu olmalı!
Hükümetin savaş davullarının çalınmasına neden olan politikalarını izleyen halkımız ise; -son günlerde yayımlanan anketlere göre- temmuz genel seçimlerinde yüzde 50 olan AKP oylarını yüzde 53-54’e yükselterek RTE’yi desteklediğini kanıtlıyor.
***
Başbakan RTE, şöyle veya böyle ama sonuç itibarıyla İsrail’le aramızda savaş çıkması olasılığından söz etti.
New York’ta bir TV’de yayımlanan söyleşide, “Mavi Marmara olayında 9 vatandaşımızı İsrail’in öldürmesini savaş nedeni olarak algılayabileceğimizi” söylüyor, “gerekirse savaşabiliriz” diyor.
Marmara olayını savaş nedeni alabilirmiş ama; savaş açmamış İsrail’e; “büyük bir devlet gibi davranmış”.
İsrail’le giderek artan gerginliğin savaşa dönüşmesi olasılığını içimizdeki sağduyu sahipleriyle Batılı kaynaklar ilk günden beri kaygıyla izliyor.
İki ülkenin deniz ve hava kuvvetlerini kıyaslayan tablolar yayımlanıyor.
Türkiye’nin savaş gemilerinin sayısı İsrail’e fark atıyor. Lakin olası bir savaşta deniz gücü kadar hava gücü de önemli rol alacak.
Yıllarca Araplarla savaşan İsrail’in hava gücü bizden üstün.
“Eski sürüm” dedikleri uçaklarımıza karşı İsrail’in bir kat fazla sayıda savaş uçağı var ve “hemen hepsi güncel”.
Donanmayı yönetecek komutanlara gelince... İsrail’in kaç komutanı var, nerededir bilmem ama…
…Türk Deniz Kuvvetleri’nin 56 amiralinin 22’si Hasdal Cezaevi’nde!
***
Kurulduğu günden beri Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurallarının başında gelen, “Yurtta barış, dünyada barış” sloganını RTE; “Yurtta savaş, dünyada savaş”a dönüştürmeyi başardı.
Hükümetin 9 yıldır izlenen inişli çıkışlı Kürt ve PKK politikaları, 30 yıldan beri süregelen terörün dağdan kentlere inmesini sağladı.
RTE; jandarmanın yanı sıra polisin de PKK ile dağda ovada savaşacağını açıkladığından beri, örgüt özellikle sokakta, karakol merkezinde, nerede görürse polis öldürmeyi programına aldı.
Dış politikadaki gelişmelerden kaygı duyanlar; içeride her gün kan akarken dışarıya bu kadar yoğun yönelmenin artık rahatsızlık veren bir aşamaya yürüdüğünü şimdilik açığa vuramıyorlar ama bu kaygı pek çok kesimde giderek yoğunlaşıyor.
Neredeyse örgütün nefes alışını bile saptadıklarını söyleyecek kadar kendine güven duyan hükümet ve emrindeki istihbarat birimleri; TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) adıyla birden ortaya çıkan ve başkenti kana bulayan örgütü, daha önce biliyor muydu acaba?
PKK’nin yan kuruluşu olduğunu açıkladığı TAK; adını açıklamasaydı, İçişleri Bakanı başkent saldırısının terörist işi olduğunu açıklamakla yetinecekti.
***
Üstelik her terör eyleminden sonra resmi açıklama; derhal operasyon başlatıldığını duyuruyor.
Bir habere göre başkentte 3 masum insanı öldüren terörist, bombayı patlattıktan sonra Ankara’daki cafelerden birinde kahve içmiş!
Nedense eylemi yaptıktan sonra ortadan kaybolan teröristleri güvenlik güçleri bir türlü bulamıyor.
Bir zamanlar bir Genelkurmay başkanı hükümet tak der, ben şak diye yaparım diyordu.
Teröristler tak diye insanları öldürüyor.
Görevli birimler teröristleri şak diye bulamıyor, temizleyemiyor.
Cüneyt Arcayürek/Cumhuriyet
Yorum Gönder